09.12.2016
15755
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU, NTV “KILIÇDAROĞLU ÖZEL” PROGRAMINDA GÜNDEME İLİŞKİN AÇIKLAMALARDA BULUNDU (9 ARALIK 2016)


Ahmed ARPAT- Ankara’dan merhabalar. Türkiye çok önemli bir dönemece doğru yol almakta. AKP’yle MHP sistem değişikliğini konu alan anayasa değişiklik paketi üzerinde uzlaştı. Teklif ya bugün ya da yarın meclise gelecek. Sonrasında anayasa komisyonu süreci var. Komisyondan geçtikten sonrada teklif genel kurula inecek, oylanacak. Eğer 330 bulunursa da bundan sonra referandumu konuşmaya başlayacağız. Gerçi konuşmaya da başladık. Tabi referandum süreci -eğer gidilirse tabi- hem referandum süreci, hem de öncesinde ana muhalefet partisinin izleyeceği yol, yöntem merak ediliyor. Biz de ana muhalefet partisinin tavrını öğrenmek için en yetkili isme geldik. CHP Genel Merkezindeyiz. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuz. Hoş geldiniz Sayın Kılıçdaroğlu.

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Teşekkür ederim siz de hoş geldiniz.



Ahmed ARPAT- Çok teşekkür ederim. Tabi yalnızca başkanlık sistemi değil ekonomi konuşacağız, dolar gündemde, terörle mücadele, Suriye hepsi ana başlıklarımız. Siz İsmet Sezgin’in cenaze töreninden geldiniz. Belki röportaja İsmet Sezgin’le ilgili birkaç cümleyle başlamak doğru olacaktır diye düşünüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Tabi İsmet Sezgin’i bürokrat olarak da uzun yıllar tanıdım. Siyasetçi olarak da tanıdım. En son Şavşat’tan Ardanuç’a giderken PKK saldırısına maruz kalmıştık. O zaman İsmet Bey beni telefonla aramıştı, geçmiş olsun dileklerini aktarmıştı. En son konuşmamız o oldu. Ondan önce birkaç kez görüşmüştük. Bizim siyasetimizde bir anlamda hoşgörünün timsali olarak da görülür İsmet Sezgin. Sevecen, hoşgörülü, alçak gönüllü, herkesin İsmet Abisi olarak tanımlanır. Bu tür siyaset adamlarına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Toplumu germeyen, toplumun hoşgörüsüyle, sevecenliğiyle topluma mesaj veren, güven veren bir siyaset anlayışına ihtiyacımız var. Kendisini bugün sonsuzluğa uğurladık. Geride eğer bir hoş seda bırakıyorsa insanlar aslında topluma karşı görevlerini yapmış oluyorlar.
İsmet Sezgin, uzun yıllar Cumhuriyet Halk Partisini rakip olarak gören bir siyaset anlayışına sahipti rahmetli Sezgin. Bir ara konuşurken, “ya bir gün gelecek ben CHP’ye oy vereceğim diye asla düşünemezdim ve kimse bunu söylediği zaman bile asla inanamazdım” dedi. “Ama ben bunu da yaptım” diye söylemişti bana. Kendisine teşekkür etmiştim. Cumhuriyetle bir sorunu yoktu, demokrasiyle bir sorunu yoktu. Mustafa Kemal Atatürk’le bir sorunu yoktu. Dolayısıyla siyasi görüşler farklı, ekonomik görüşler farklı ama sonuçta cumhuriyeti, demokrasiyi, parlamenter demokratik sistemi savunan önemli ve ender siyaset adamlarından birisiydi. Allah rahmet eylesin diyoruz tabi.

Ahmed ARPAT- Gelelim gündeme. Şimdi başkanlık sistemi ya da adı Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak konuldu. AKP – MHP uzlaştı. Pürüzler vardı deniyordu herhalde o pürüzlerin üstesinden geldi iki lider, iki taraf. Şimdi gerçi Meclise henüz gelmedi, teklifi tam olarak elimize almadık nedir ne değildir bilmiyoruz ama tabi basına yansıyanlar var, kamuoyuna yansıyanlar var. O yansıyanlar ışığında baktığınızda Cumhuriyet Halk Partisi penceresinden bu Cumhurbaşkanlığı sistemi nasıl gözüküyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Sayın Erdoğan 2002’den beri Türkiye’yi yönetiyor değil mi? Bir sorun var mıydı? Yoktu. Ne zaman çıktı bu? Cumhurbaşkanı olduktan sonra çıktı. Şimdi biz kişiye mi koltuk bulacağız, yoksa Türkiye Cumhuriyetinin var olan parlamenter demokratik sistemini daha da mı güçlendireceğiz? Bu ayrım bizim gündemimizde. İçeriğinde ne var bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir konuda benim yorum yapmam, konuşmam da doğru da olmaz zaten.

Ahmed ARPAT- Ama yansıyanlar var yalanlanmadı da çok fazla yani konuşulanlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Söyleniyor ama metin olmadan, metni görmeden bizim düşüncelerimizi ifade etmemiz çok doğru değil. Çünkü yarın birisi kalkıp, “olmayan bir şeyi siz tartışıyorsunuz” der. O nedenle biz bir görelim bakalım nedir, ne değildir ondan sonra oturur tartışırız zaten. Anayasa Komisyonuna zaten gelecek, Meclis Genel Kuruluna zaten gelecek. Orada oturulup konuşulacak.
İşin özü şudur; yapılan bir rejim değişikliğidir. Sistem değişikliği dediniz. Sistem değişikliği değildir, rejim değişikliği. Bir ülkenin idare sistemine rejim deniyor. İdari sistem demokratik parlamenter sistemden vazgeçip biz başkanlık sistemine geçiyorsak rejimini değiştiriyoruz. Niye rejimini değiştiriyoruz? Bu ülkenin 140 yıllık parlamenter sistem geleneği var mı? Var. Osmanlı’dan miras mı? Miras. Burada aksayan yönler var mı? Elbette var. Düzeltilebilir mi? Elbette düzeltilebilir. Biz bunlardan tamamen vazgeçeceğiz bir kişi için oturacağız tüm rejimi değiştireceğiz. Bu doğru değil.
Kaldı ki bakın, hep söyledim bir daha söyleyeyim. Anayasalar bütün demokrasilerde toplumsal uzlaşma belgeleridir. Yani Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan her vatandaş görüşü ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun anayasa kitapçığını eline aldığında bu benim anayasamdır diyebilmeli. Benim hak ve özgürlüklerimi güvence altına alan bir anayasadır. Ben sandığa gidip oyumu kullanacağım, demokratik yöntemlerle oyumu kullanacağım, ben parlamenter demokratik sistemin gerektirdiği ölçülerde kurallara uyacağım diyebildiği bir anayasa olmasa gerekir. Ve hep söyledim anayasalar bir partinin mutfağında hazırlanmaz. Bir partinin mutfağında anayasa hazırlanırsa toplumsal uzlaşma belgesi olma niteliğini kaybeder. Geçmişte referanduma gittik, AKP bir anayasa taslağı hazırladı referandumda kabul gördü. Ne oldu arkasından? Yargı bağımsızlığı askıya alındı. Sadece Yargıtay’a 160 militan atandı. Belli bir cemaati savunan kişiler atandı. Eğer o anayasa bir toplumsal uzlaşma belgesi olsaydı, o anayasa oturulup demokratik ölçüler içinde parlamentoda tartışılsaydı, olgunlaştırılsaydı belki biz 15 Temmuz olaylarını hiç yaşamayacaktık. Dayatma kültürüyle anayasa yapılmaz. Oturdu iki parti anlaştılar işte şimdi anayasayı yapacağız, götüreceğiz işte millete anlatacağız. Bana söyler misiniz dünyanın hangi ülkesinde olağanüstü hal uygulama olan bir ülkede anayasa değişiyor. İnsanlar düşüncelerini açıklamaktan korkuyorlar. Üniversiteleri suskun olan bir ülkede sağlıklı anayasa hazırlanamaz. Hangi hukuk fakültesi dekanı korkudan konuşabilir? Hangi akademisyen korkudan konuşabiliyor? Hiç kimse konuşamıyor, düşüncesini açıklayamıyor. Medya özgürlüğü var mı? Asla inanmıyorum. NTV dahil Türkiye’de medya özgürlüğü yoktur. Özgürce düşüncelerini ifade etmek isteyenler zaten kendilerini şu veya bu şekilde ya baskı altında, mali baskı altında veya hapishanede buluyorlar veya işinden oluyorlar, görevlerine son veriliyor bu insanların. Bu ortamda anayasa değişikliği mi olur? Böyle bir şey olabilir mi?

Ahmed ARPAT-
Sayın Genel Başkan şunu sormak istiyorum. Biraz önce dediniz ya hani toplumsal uzlaşı. Şimdi iki parti kapandılar bir teklif üzerine çalıştılar. Hem Sayın Binali Yıldırım’ın, hem Sayın Devlet Bahçeli’nin size çağrısı vardı. Cumhuriyet Halk Partisi de gelsin bu işi birlikte yapalım. Şimdi bu açıdan baktığımızda şöyle eleştiriler de geldi. İşte MHP işe dahil oldu en azından kendi yaklaşımını o teklife getiriyor. İşte bazı AKP’nin isteklerini kendi lehlerine çekebilirler. CHP de gelse en azından bu işe müdahil olabilirdi, kendi fikrini de belki birazcık ortaya koyabilirdi. Neden gitmediniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Talebin TBMM Başkanından gelmesi lazımdı. Bu talep geldi mi? Geldi bize. Biz TBMM Başkanına bir mektupla kendi tablomuzu bildirdik. Nedir o tablo? Dedik ki, demokratik parlamenter sistem ve onun aksaklıkları giderilecekse biz varız. Darbe hukukundan Türkiye’nin arınması lazım. Darbe hukukundan arınacaksa biz varız. Anayasayla darbe hukukunu bir arada ele alalım ve Türkiye’ye gerçekten de tam demokrasiyi, birinci sınıf demokrasiyi çağdaş uygar bir ülkede hangi kurallar geçerliyse buyurun hep beraber gelin yapalım. Bu mektubu yazdık. Bize bir cevap gelmedi.
Size şunu söylemek isterim. Anayasa değişikliğinde rahmetli Ecevit, olağanüstü güzel bir gelenek başlattı toplumsal uzlaşmayı sağlamak için. Neydi o gelenek? Her partiden eşit sayıda milletvekili anayasa uzlaşma komisyonu çerçevesinde bir araya gelecek. İç tüzükte bunun yeri yok. Ama iktidar dahil, muhalefet dahil sayılar ne olursa olsun her parti eşit sayıda burada temsil edilecek. Çünkü biz anayasa değişikliği yapıyoruz. Bu anayasa sadece bir partinin değil, iki partinin, üç partinin değil bütün partilerin ortak çabasıyla gerçekleştirilebilmeli anayasa uzlaşma komisyonu. Bu geleneği başlatan bakın yine bizim, kökleri bizde olan eski bir Genel Başkana ait. Biz anayasa, tabi şuna da haksızlık yapmayalım, yani AKP’de anayasa uzlaşma komisyonu belirledi, o komisyonda geçen yasama döneminde uzun bir çalışma yapıldı. 60 madde üzerinde şöyle veya böyle bir uzlaşma sağlandı. Yani tümüyle reddedildi ya da tümüyle kendi dayatmalarıdır desek doğru olmaz. 60 madde üzerinde önemli aşamalar kat edildi. Parlamenter demokratik sistem, yargı bağımsızlığı üzerine ama bu 60 madde biz söyledik gelin görüşelim bunları, yasalaştıralım. Ama bunlar olmadı.
Türkiye’de anayasa değişikliğiyle bir rejim değiştiriliyor. Daha baskıcı bir yönetim gündeme geliyor. Ve devletin sigortası ortadan kalkıyor. Cumhurbaşkanlığı devletin sigortasıdır. Eğer bir evde sigorta atarsa olmaz, karanlıkta kalırız. Nedir sigorta? Eğer devletin kurumları uyum içerisinde çalışmıyorsa, iktidar muhalefet bir konuda, temel bir konuda anlaşamıyorsa, hakemlik yapacak bir kişiye ihtiyaç vardır. Bizim demokratik sistemimizde bu da bu pozisyon cumhurbaşkanına biçilmiştir. Şimdi cumhurbaşkanı siyasi taraf olacak. Nerde cumhurun başkanı olacak? Nasıl olacak? Belli bir siyasi partinin üyesi, nerden cumhurbaşkanı olacak? Yani milleti mi kandıracaklar? Efendim bu cumhurun başkanı. İyi de hangi cumhurun? Kendi partisinin cumhurunun başkanı olacak o zaman.
Devlet başkanı, şimdi vatandaşı kandırıyorlar. Efendim biz başkan demedik de cumhurbaşkanı dedik de, cumhurbaşkanı dediğimiz zaman da yine partiyle ilişiği olacak veya olmayacak ama işte böyle bir şey olmaz. Halkı kandırmasınlar. Önümüzdeki günlerde bunların ayrıntıları tartışılır, oturulur, konuşulur ama ayrıntıları görmeden…

Ahmed ARPAT-
Bu noktada sorayım, şimdi tabi elde bir metin yok ama şunu biliyoruz, Sayın Başbakan açıkladı. Anayasa metninde, mevcut metinde cumhurbaşkanının partisiyle ilişiği kesilir yazıyordu, o değişecek. Artık ilişkisini de koruyabilir olacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU-
O zaman cumhurbaşkanlığı ifadesini kullanamazlar.

Ahmed ARPAT- Şunu sormak istiyorum. Partili cumhurbaşkanı ya da partisinin genel başkanı cumhurbaşkanı ne ifade ediyor size?

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Bizim bu güne kadar oluşan yüz kırk yıllık geleneğimize aykırılık teşkil ediyor. Yüz kırk yıllık geleneğimize aykırı bir tavır, aykırı bir tutum teşkil ediyor. Söyleyeceğim bu.

Ahmed ARPAT- Peki, önemli bir değişiklik diyorsunuz, mutlaka uzlaşı gerek diyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Anayasalar, bu sadece bizim için değil dünyanın bütün demokrasilerinde, anayasalar uzlaşmayla belirlenir. Ne zaman uzlaşma olmaz anayasalarda? Darbe dönemlerinden sonra olur. Darbe dönemlerinden sonra anayasalar yapılmıştır. Bu anayasa metinleri toplumsal uzlaşma metinleri olmaktan uzaktırlar ve o nedenle çok tartışılırlar. 12 Mart’ta yapıldı, 12 Eylül’de yapıldı, anayasa değişiklikleri yapıldı, bakın en çok değişikliğe uğrayan anayasa, 1982 Anayasasıdır. Şimdi bir darbe gerçekleşti, darbe sonrası tekrar o anlayışı tahkim etmek için anayasaya hükümler konuyor. Kenan Evren’den hiçbir farkları yok. Kenan Evren’in koyduğu kurallardan hiçbir farkları yok. Aynı kuralları yeniden tahkim ederek koymak istiyorlar.
Dolayısıyla bakın, sistemin aksayan yönleri var mı? Var. Düzeltmemiz gerekiyor mu? Düzeltmemiz gerekiyor. Nasıl düzelteceğiz? Bir araya gelip düzeltelim. Bir araya gelelim bu parlamenter sistemin neresi aksıyor oturalım, konuşalım düzeltelim. Ben biliyorum nerelerinin aksadığını, nasıl düzeltilmesi gerektiğini. Benim görüşüm var. Ama belki benim görüşüm eksik olabilir, yanlış da olabilir. Oturup insan gibi bir arada, akıl akıldan üstündür tartışırız, konuşuruz. Hatta bu işin uzmanlarını çağırırız. Anayasa hukukçuları gelirler, onlara danışırız nedir ne değildir diye; bakalım, oturalım, konuşalım diye. Sonunda bir hukuk metni ortaya çıkar herkesin üzerinde uzlaştığı bir metin çıkar.

Ahmed ARPAT-
Bir sıcak gelişme var arkadaşlarım uyardılar ekrana da verdik. AKP – MHP temsilcileri Abdulhamit Gül ve Mehmet Parsak yarın bir ortak basın toplantısıyla teklifi kamuoyuna duyuracaklar. Yani yarına kaldı onu şimdi anlıyoruz.
Şimdi diyorsunuz ki, mutlak bir uzlaşı gerekiyor değişiklik için. Şimdi o uzlaşı yok. En azından tamam AKP – MHP uzlaştı ama CHP – HDP daha teklifi bile bilmiyor. Peki, bu aşamada referandum fikrine nasıl bakıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Kuralları var, hukuk kuralları var. Hukuk kuralları içerisinde bu çalışır yani. 330’un altında olursa gitmez, 330 olur 367 bulamazlarsa referanduma gidilir halkın takdirine sunulur. Olay budur yani.

Ahmed ARPAT- Yani peki böyle bir sistem ya da rejim değişikliği diyorsunuz. Rejim değişikliği için bir referandum, mesela bir kesim için tehlikeli gözükebilir. Yani %51’lik bir oy ya da %49’luk bir oy çok şeyi değiştirebilir.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın, 82 anayasası %92 oyla kabul edildi. %92’nin altında kalan her oyun belki meşruiyeti bile tartışılabilir öyle değil mi? %92 halk 1982 anayasasına “evet” dedi. Hangi koşullarda evet dedi? Olağanüstü kurallar vardı, demokrasi askıdaydı. Şimdi? Yine demokrasi askıda. Hangi demokrasiden söz ediyoruz biz, hangi haklardan söz ediyoruz biz? Hapishanelerinde 146 gazetecinin tutuklu olduğu bir ülkede demokrasiden söz edebilir miyiz? Var mı böyle bir şey. Medyanın %90’ının, en az %90’ının hükümetin kontrolünde olduğu bir ülkede biz demokrasiden söz edebilir miyiz? Birbirimizi hiç kandırmayalım. Kandırmaya da ihtiyacımız yok. Bunu yapıyorlar, biz Türkiye’nin bekasından sorumlu bir siyasi partiyiz. Sadece biz değil, diğer siyasi partilerin de aynı anlayışta olması lazım. Türkiye bu kafayla giderse ve bu kafayla Türkiye yönetilirse çok daha büyük sorunlara gebe olur Türkiye. Bakın bunu çok açık, net söylüyorum. Çok daha büyük sorunları kendi bünyesinde taşır hale gelir.

Ahmed ARPAT- Siz Meclis Genel Kurulunda 330’u bulabileceğini düşünüyor musunuz bu teklifin?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Milletvekillerinin özgür iradesi... Her milletvekili sandığa giderken oturup düşünmek zorunda; ülkeyi düşünmek zorunda, çocuklarını düşünmek zorunda, Türkiye’nin geleceğini düşünmek zorunda, ama öyle milletvekilleri var ki daha tasarıyı görmeden, teklifi görmeden oturup boş kağıda imza atıyorlar. Bana sorar mısınız bu boş kağıda imza atan milletvekilleri akıllarını kime kiraya verdiler? Boş kağıda imza atma nereden çıktı? Boş kağıda bir milletvekili imza atarsa kendi iline gittiği zaman kahvede bir vatandaş, “ya sen boş kağıda imza atan bir milletvekilisin, sen bizim temsilcimiz değilsin ki. Sana boş kağıdı imzalatan adamın temsilcisisin sen” diyecektir. Haklı mı? Haklıdır. Boş kağıda neden imza atarlar? Çünkü milletvekili kendi geleceğini bir kişiye ipotek etmiştir. Eğer boş kağıda imza atan bir milletvekili, “ben bu boş kağıda imza atmazsam önümüzdeki seçimlerde üstüm çizilir” kaygısı içinde imza atıyorsa, ona milletvekili de denmez kimse kusura bakmasın. Ama bugün geldiğimiz nokta budur. Bunu Genel Kurulda bütçe konuşmasında söyledim “boş kağıda nasıl imza atarsınız?” diye. Şimdi boş kağıda imza atanlar merak ediyorum yarın referandum olduğunda millete ne diyecekler? “Siz de gözünüzü kapatıp imza atın. Bakın oy verin, evet oyu verin. Biz boş kağıda imza attık. Niye yoruluyorsunuz? Türkiye’yi düşünüyorsunuz. Bırakın Türkiye’yi düşünmeyi başkaları düşünsün Türkiye’yi. Siz kendi keyfinize bakın gidin evet oyunu kullanın” diyecekler.
O açıdan Türkiye’nin geleceği konusunda emin olun ciddi kaygılarım var. Sokaktaki vatandaş aynı kaygıları taşıyor. Bugün İsmet Bey’in cenazesindeydim, yani pek çok vatandaş geldi kaygılarını paylaştı.

Ahmed ARPAT- Peki şimdi 330 bulundu diyelim, referanduma gidildi. Siz gerçi miting serisini başlattınız ama halka “sistem değişmemeli”yi nasıl anlatacak CHP?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok basit, parlamenter demokratik sistemi mi istiyoruz, yoksa işlevi olmayan, yargının, bütün güçlerin tek kişinin elinde toplandığı bir sistemi mi istiyoruz? Budur yani sistem. O sistemi bütün yetkilerin tek kişinin elinde topladığı sistemin adına “dikta yönetimi” diyoruz, “diktatörlük” diyoruz yani. Bunun en belirgin özelliği de Hitler’dir, Mussolini’dir, Pinochet’dir, bunlardır yani. Veya Güney Amerika’daki başkanlık yönetimleridir.

Ahmed ARPAT- O örnekler üzerinden mi bir şekilde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Önce bir metin çıkacak. Şimdi metni görmeden bir şey söylemiyoruz. Ama başkanlık sisteminin öngörülen yasama, yargı ve yürütmenin ayrışmadığı yani güçler dengesinin oluşmadığı bir sistem Türkiye’yi felakete götürür. Yani bu tarihte onlarca, yüzlerce örneğini gördüğümüz uygulamalara Türkiye’yi sürüklemiş olur. Bu endişelerimizi elbette paylaşacağız.

Ahmed ARPAT- Sayın Genel Başkan, metni görelim diyorsunuz haklı olarak. Metin yarın açıklanacak. İzin verirseniz bir araya girmek istiyorum. Bir Meclise dönmek istiyoruz.
Özel röportaja devam ediyoruz. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuz. Sayın Kılıçdaroğlu, şunu sormak isterim. Şimdi cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde siz Sayın Bahçeli’yle bir araya gelmiştiniz. Bir ortak aday belirlemiştiniz ve de Sayın Erdoğan’ın karşısına ortak adayla çıkmıştınız. Bugün bambaşka bir siyasi iklimden bahsediyoruz. Eğer bir referanduma gidilirse Sayın Bahçeli ve MHP karşı tarafta, sizin karşınızdaki tarafta olacak. CHP Genel Başkanı olarak Sayın Bahçeli ve MHP’nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ayrı bir siyasi parti; kendi görüşleri var, dünya görüşleri var. Hangi koşullarda bir araya geldiler, hangi koşullarda bunu görüşüyorlar ve Türkiye’nin geleceği konusunda ben ne endişe taşıyorsam umarım Bahçeli de aynı endişeleri taşıyordur. Taşıması gerekir aslında. Ülkenin bugün içinde bulunduğu koşullar iyi değildir, yani gerçekten bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Bir anlamda Türkiye neredeyse Kuzey Kore’ye dönecek. Bütün komşularla, bütün dünyayla, bütün uygar dünyayla bağlantıları kesilen bir ülke konumundayız şu anda. Türkiye’nin bu atmosferden çıkması gerekirken bu atmosferi pekiştiren anayasal düzenlemelere izin vermek Türkiye’nin geleceği açısından bende yarattığı endişeyi ben yüreğimde hissediyorum. Bahçeli’nin de aynı endişeyi duyması gerekir. Aynı endişeyi duymadan ülkeyi götürüp bir kişiye teslim etmek, bir kişinin iki dudağından çıkacak sözcüklere göre hareket etmek, devleti buna göre yapılandırmak mümkün mü? Böyle bir şey olabilir mi? Güçler ayrılığı nerde o zaman? Hakimi ben tayin edeceğim, milletvekilini ben tayin edeceğim, valiyi, kaymakamı ben tayin edeceğim, büyükelçiyi ben tayin edeceğim, memurları ben alacağım. Devlet ne olacak? Devlet de benim. Devlet benim anlayışı Hitler anlayışıdır. Hakim karar verirken bana bakacak. Nasıl karar vereyim? Onların biliyorsunuz meşhur adalet bakanları vardı, hakimlere sesleniyordu Almanya’da. Önünüze gelen bir davada Hitler’i düşüneceksiniz, nasıl karar verecekse siz de ona göre karar vereceksiniz. Şimdi bu sürecin içine Türkiye sokulmak isteniyor. Sayın Bahçeli bu kültürü destekliyor mu desteklemiyor mu?

Ahmed ARPAT- MHP kanadının şöyle bir açıklaması var, “ortada fiili bir durum var, biz bu o fiili duruma bir şekilde bir anayasal sınır çizmeye çalışıyoruz. Bunun için bu çalışmayı yapıyoruz ya da çalışmaya katılıyoruz” diyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Fiili durum nedir? Bir kişi diyor ki; “ben Anayasaya uymayacağım, ettiğim yemine sadık kalmayacağım.” Biz de diyoruz ki, “madem sen anayasaya uymuyorsun anayasayı sana uyduralım.” Bu demokratik bir anlayış mıdır? Akılcı bir anlayış mıdır bu? Sokaktaki vatandaş anayasaya uyacak, ben uyacağım, siz uyacaksınız, herkes uyacak bir kişi uymayacak. Bir kişi uymuyor diye ülkenin anayasasını değiştireceğiz, ona uygun hale getireceğiz. Bu anlayış yani emin olun söyleyecek söz bulamıyorum. Bu nasıl bir anlayıştır? Böyle bir şey olabilir mi yani? Bir kişinin arzusuna göre anayasa mı yapılır? Bana dünyada üçüncü sınıf ülke gösterin bir kişinin arzusuna göre anayasa yapan. Yok böyle bir şey. Demokratik standartlarımız gittikçe kayboluyor, geleneklerimiz kayboluyor. Geleneğe bağlıyız diyorlar değil mi? Törelerimize bağlıyız. 140 yıllık parlamenter sistem var. Siz neden törenize bağlı değilsiniz o zaman? Siz neden geleneğinize bağlı değilsiniz? Daha düne kadar isyan ettiğiniz, olmaz dediğinize bugün neden şimdi evet diyorsunuz? Koşulsuz evet diyorsunuz? Bu kabul edilebilir mi? Manav uymayacak manava ceza vereceksin, vali uymayacak valiye ceza vereceksin, milletvekili uymayacak hapse atacaksın, cumhurbaşkanı uymayacak o zaman sen uymuyorsan anayasayı sana uygun hale getirelim, sen istediğini yap. Bu olmaz. Böyle bir sistem dünyanın hiçbir hukuk devletinde olmaz ve yoktur da. Böyle bir anlayış da olmaz zaten. %91 o anayasaya evet demiştir, %92 cumhurbaşkanının tarafsızlığı konusunda ve cumhurbaşkanı çıkmıştır namusu ve şerefi üzerine söz vermiştir tarafsız davranacağına dair. Bu sözün arkasında kim durduysa hep saygı duyduk. Kim durmadıysa saygı duymadık ve eleştirdik. Bahçeli de eleştirdi. Nasıl oluyor bu tablo o zaman? Benim aklım almıyor. Emin olun benim aklım almıyor bunu. Hukuka bakıyorum yok, geleneğe bakıyorum yok, örfe bakıyorum yok, ahlaka bakıyorum yok. Bunların hiçbirisi bu sürecin içinde yok. Bu süreçte sadece bir kişi var, bir kişinin egoları var. "Bir kişinin egolarını tatmin edelim, bütün Türkiye’yi teslim edelim" diyorlar. Böyle bir şey olamaz yani. Adaleti nerede arayacağız o zaman? Bu vatandaş, köydeki, kentteki, kırdaki vatandaş adaleti nerede arayacak?

Ahmed ARPAT- Şunu sormak isterim. Siz şimdi bu başkanlık sistemine karşı bir miting serisine başladınız Adana’da ilk miting gerçekleşti, devamı gelecek onu biliyoruz. “Türkiye’yi Böldürtmeyeceğiz, Cumhuriyeti Koruyacağız” mitingi. Siz başkanlık sisteminin Türkiye’yi böleceğini mi düşünüyorsunuz? Neden bölsün başkanlık sistemi Türkiye’yi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Abdullah Öcalan’ın İmralı Günlükleri yayınlandı okudunuz mu bilmiyorum. O da başkanlık sistemini savunuyor. Her başkanlık sistemi toplumu ayrıştırır. Eğer bunu hala görmüyorlarsa ve hala okumuyorlarsa, görmüyor ve okumuyorlarsa bu ülkeye ihanet ediyorlar. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum. Toplumu kandıracaklar. Başkanlık değil de efendim Cumhurbaşkanlığı. Niçin? “Cumhurbaşkanlığı dersek Devlet Bey’i tatmin etmiş olacağız, ama işte kapının arkasında bütün başkan yetkilerini olduğu gibi vermiş olacağız.” Böylece denecek ki “efendim biz başkanlığı getirmiyoruz, rejim değişikliğini getirmiyoruz.” Ne getiriyor? Bak Cumhurbaşkanı duruyor elinde adı değişmiyor sadece. Bütün yetkiler bir kişide gene.

Ahmed ARPAT- Şimdi Adana’da yaptığınız konuşma, mitingde yaptığınız konuşma çok dikkatle dinledim, dikkatle not aldım. Yani bakınca diyorsunuz ki, “terör sorununu ben 4 yılda çözerim, ekonomiyi 4 yılda ben sorunları ortadan kaldırırım, bana 4 yıl süre verin.” Yani sanki referanduma karşı bir miting değil de sanki bir genel seçime hazırlanır haliniz vardı o mitingden yansıyan. Ufukta bir erken genel seçim mi görüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir de olmayabilir de. Ama bu kadar ağır şartları yaşayan bir Türkiye’de sorunların çözümünde kim daha kararlı ve daha tutarlı görüş beyan ediyor onu dile getirmek istedik. 14 – 15 yıldır bu ülkeyi yönetiyorlar mı? Yönetiyorlar. Sıfır terörle devraldılar mı? Sıfır terörle devraldılar. Bugün Türkiye bir terör batağında mı? Türkiye bir terör batağında. Sadece PKK mı? Hayır PKK dışında IŞİD ve diğer terör örgütleri de çıktı ortaya. Nasıl oldu bu? Ekonomiye buyurun ne hale geldi? Siyasete buyurun bakın ne hale geldi? Fethullah Gülen terör örgütünü kimler yerleştirdi, kimler büyüttü, kimler devletin içine bilinçli ve inanarak yerleştirdi? Bunlar yerleştirdiler. Bunun siyasi ayağı ortaya çıktı mı? Ortaya çıkmadı. Niye siyasi ayağı ortaya çıkmıyor? Yani Bank Asya’ya para yatıran adamın görevine son veriyorsun da devletin en önemli kademelerine, en duyarlı kurumlarına cemaatten adamları yerleştirirken, onları yerleştirirken sen hiç sorumluluk duymuyor musun? Benim de bir günahım var, benim de bir sorumluluğum var demiyor musun kendine?

Ahmed ARPAT- FETÖ soruşturmaları ayrı bir konu başlığım onunla ilgili sorularım var geleceğiz. Yine Adana’daki konuşma kürsüde kalabalığa işte tutuklu gazetecileri saydınız. Oradan onay geldi. Orada 3 isim tartışıldı. Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak. Parti içerisinden size bazı eleştiri, tepki yükseldi. Yol kazası olduğunu söyleyenler oldu yine parti içerisinden. Bir yol kazası olduğunu düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim ne yol kazası?

Ahmed ARPAT- O 3 ismin arkasında duruyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani orada 3 değil 13 isim de olabilir, 23 isim de olabilirdi. Bu ülkenin hapishanelerinde kaç gazeteci var? 146. Ben söylemiyorum gazeteciler söylüyor bunu. İmkanım olsa 146 gazeteciyi de sayardım. Biz bir ilkeden yola çıkıyoruz. Nedir o ilke? Bir ülkede, demokrasisi gelişmiş bir ülkede yazı yazdı diye bir gazeteci hapse atılmamalı, tutuklanmamalı. Eğer siz gazeteciyi hapse atacaksanız, tutuklayacaksanız hangi demokrasiden söz edeceksiniz? Dünyada en çok hapishanelerinde gazeteci olan ülke Türkiye. Bu ayıp değil mi? Bu ayıbı Türkiye taşıyabilir mi? Taşımamalı. Düne kadar bunlar sizin el üstünde tuttuğunuz kişilerdi. Ben hem Salı toplantılarında, hem miting meydanlarında şunu söyledim. Şu anda hapiste olan gazetecilerin büyük bir kısmı tek cümle bile Cumhuriyet Halk Partisi lehine yazı yazmış değillerdir. Ama ben demokrasiyi savunurum. Demokrasiyi savunmak zorundayız. Beni sevenler, benim lehime yazı yazanlar dışarı çıksın, benim aleyhime yazı yazanlar hapiste kalsın. Bu da çifte standarttır. Demokrasi, ahlak çifte standardı kabul etmez.

Ahmed ARPAT- Şöyle bir eleştiri var. Yani tutuksuz yargılanmaları evet Sayın Genel Başkan dile getirebilir ama onların adını böyle miting meydanında tekrar ettirip bir kahraman yaratmak doğru değil diyor mesela…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hapiste olmak kahraman olmak değildir. Kahramanlaştıran iktidarın kendisidir ben değilim. Bir insanı alıp da suçsuz yere hapse atar tutuklarsa kahraman yaratmış olursun. Siz eğer kahraman yaratmak istemiyorsanız hukuku kendi kuralları içinde olağan seyrinde çalıştırırsınız. Bitti. Gazeteci yargılanmaz değil elbette yargılanır. Bağımsız mahkemesi vardır, savcı iddianameyi yazar gidersiniz yargılanırsınız ondan sonra beraat edersiniz veya mahkum olursunuz. Mahkum olursanız gidersiniz yatarsınız. Kimse bir şey demez. Ama siz alıyorsunuz doğrudan doğruya içeriye atıyorsunuz, aylarca iddianamede yok ortada. Niçin içeri atıldığı da belli değil. Dosyaya gizlilik kararı koyuyorsunuz. Avukatı niye suçlandığını bilmiyor. Bu mudur adalet? Ben bunu savunmayacağım da Allah aşkına ben kimi savunacağım o zaman? Demokrasiyi savunmayacağım da kimi savunacağım ben? Hak ve özgürlükleri savunmayacağım da kimi savunacağım ben? Sadece o değil kolektif suç oluşturdular. Birisinin suçu varsa veya birisinin kabahati varsa, gözaltına alındıysa bütün aileyi suçluyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir anlayış olabilir mi? Böyle bir demokrasi olabilir mi? Dindar geçiniyorlar, biz dindarız diyorlar. Onların dindar olduklarına da ben inanmıyorum. Onlar çıkarcıdırlar ve samimi Müslüman değillerdir. Samimi Müslümanlar sevgili peygamberimizin Veda Hutbesinin gereğini yaparlar. Yani suç şahsidir. Annesi, babası, çocuğu suçlanamaz der. Bunları dahi bilmiyorlar. Çünkü devleti kinle ve intikamla yönetiyorlar. Devlet kinle yönetilmez, intikamla yönetilmez. Devlet akılla yönetilir, bilgi, birikimle yönetilir.

Ahmed ARPAT- Şunu sormak isterim FETÖ soruşturmaları. Şimdi hafta başında bir dönem danışmanlığınızı yapan isimlerden Fatih Gürsul gözaltına alındı. Daha önce de sizin danışmanlığınızı yapan isimlerden gözaltına alınanlar, tutuklananlar olmuştu. Çevrenizi koruma görevlilerinden alınanlar olmuştu. Tabi ana muhalefet liderinin çevresinde böyle gözaltılar olunca insanın aklına sorular geliyor. Sizin de aklınıza sorular gelmiştir. Hatta bir dönem hükümet kanadına “bizi de bilgilendirin bu süreçle ilgili” demiştiniz. Bilgi alabildiniz mi ne kadar hakimsiniz bu gözaltılara ilişkin, gerekçesine ilişkin?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstihbarat örgütleri bize bağlı değil. Bizim özel bir istihbarat örgütümüz de yok. Doğru benim bir danışmanım şu anda gözaltında doğrudur. Ama bu gönüllü danışmanlık yapıyor. Üniversitede hoca, yurtdışında iyi bir eğitim almış, iletişim eğitimi almış, gönüllü çalışıyor. Bizim mitinglerde miting öncesi nabız tutuyordu belli bir ekiple. Ki biz bunlara da herhangi bir ücret ödemiyoruz onu da ifade edeyim. Ekiple Genel Başkan bu miting meydanında nelerden söz etsin diye, neleri konuşsun diye toplumun nabzı alınırdı, miting öncesi bana aktarılırdı. Miting sonrasında da yine aynı ekip mitingde Genel Başkanın yaptığı konuşma ne kadar tatmin etti bu bilgi gelirdi bu kadar.
Daha sonra FETÖ operasyonundan sonra 3 arkadaşımızın ismi medyaya yansıdı. Sayın Başbakan beni ziyarete geldiğinde kendisine söyledim. Yani bu 3 arkadaşı, bizim istihbarat örgütümüz yok. Bu 3 arkadaşın Gülen cemaatiyle bağlantıları nedir, ne değildir biz onları da bilmiyoruz. Kendisi not aldı dedi ki, “bu konulara biraz daha dikkatle bakalım ve dolayısıyla bilgilendirelim.” Şu ana kadar bize gelen herhangi bir bilgi yok.

Ahmed ARPAT- İtirazlarınız iktidar kanadı tarafından Yenikapı ruhundan uzaklaşma olarak yorumlanıyor. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yenikapı ruhuna sadık kalan tek kişi benim. Neden biliyor musunuz? Yenikapı’da 12 madde halinde nelerin yapılması gerektiğini söyledim. Cümleme de şöyle başlamıştım: Bir musibet bin nasihatten evladır. O halde bu musibeti örnek alalım ve bir daha böyle musibetlerle karşılaşmamak için neleri yapmamız gerekiyor onu söyleyelim dedik. Anlattım 12 madde halinde hiç unutmuyorum. Birinci maddesi de, camiye, kışlaya, adliyeye siyaseti sokmayalım. Laiklik, din, vicdan özgürlüğüne önem verelim, yargı bağımsızlığını koruyalım, siyasette uzlaşma kültürüne önem verelim dedim. Herkes de alkışladı. Saraya gittik, dedim ki bakın, ilk yapacağımız iş yargı bağımsızlığını sağlamaktır. Yargı bağımsız değil. Yargının bağımsız olmadığı bir ülkede adaleti dağıtamayız ve adalet ciddi yara alır. Adaletin olmadığı bir yerde de devlet olmaz. Çünkü adalet mülkün temelidir. Anlaştık. Anayasa Komisyonunda dediler ki, “hemen toplanalım, yargı bağımsızlığını sağlayalım düzenlemeyi yapalım.” İki toplantıya gittik. Ondan sonra bir daha katılmadılar.
Şimdi Yenikapı ruhunu kim ihlal etti? Ben mi onlar mı? Bakın bu kadar açık, bu kadar net örnek veriyorum. Sayın Cumhurbaşkanı oradaydı, Sayın Başbakan oradaydı, Sayın Bahçeli oradaydı, Sayın İbrahim Kalın oradaydı, Sayın Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri oradaydı ve ben de oradaydım. Oturduk anlaştık. Niye peki yapmıyorlar? Hangi gerekçeyle yapılmıyor? Hangi Yenikapı ruhundan bana bahsediyorlar? Bizim istediğimizi kabul edersen Yenikapı ruhu var, bizim istediğimizi kabul etmezsen Yenikapı ruhu yok. Bu mudur söyledikleri? Ya da benim dediğime evet dersen uzlaşma var, benim dediğime hayır dersen uzlaşma yok. Dedik yargı bağımsızlığı çok önemli temel bir konu.
Bakın, en son HSYK’da uluslararası bir kuruluştan bir adalet kuruluşunun dışına çıkarıldı. Niçin? Türkiye’de yargı bağımsızlığı yok diyorlar. Kim söylüyor bunu? Uluslararası bir kuruluş söylüyor sıradan bir kuruluş söylemiyor bunu. Bu gerçeği hükümet görmüyor mu? Görmesi lazım. Ben söylüyorum yargı bağımsız değil. Bu bağımsız olmayan bir yargıyla siz adalet dağıtamazsınız. Yargı bağımsız olmazsa ne olur? Siyasi otoritenin emrindeki bir yargı özgür düşüncenin önündeki en büyük engeldir. Çünkü eleştiriye karşı iktidar yargıyı harekete geçirecektir, aykırı düşünen insanların tamamını atın hapse diyecektir ve hapse atılacaklardır. Ergenekon’da gördük mü bunu? Gördük. Balyoz’da gördük mü? Gördük. Kimin emrindeydi bu mahkemeler? Siyasi otoritenin emrindeydi. Siyasi otorite hatta dönemin Başbakanı çıkıp o davaların savcısıyım ben demişti. Ne değişti Türkiye’de? Hiçbir şey değişmedi. Roller değişti o kadar. Yani hapse giren taraflar değişti o kadar. Değişen bir şey yok aslında.
Yargı bağımsızlığı çok ama çok önemlidir. Sadece iktidarın değil, sadece muhalefetin değil, sadece üniversitelerin değil, sokaktaki vatandaşın da yargı bağımsızlığına ihtiyacı var. Hepimizin ihtiyacı var. Üniversitelerin ihtiyacı var. Bu yok şu anda.

Ahmed ARPAT- Şunu sormak istiyorum. Gerçi daha önce meslektaşlarımız sordu bir cümleyle yanıt verdiniz çok fazla ayrıntıya girmediniz ama. Kardeşinizin yaptığı açıklamalar. Şimdi özellikle iktidara yakın basın yayın organlarında sıkça yer buluyor. Şimdi bir partinin Genel Başkanının kardeşi, ağabeyinin Genel Başkanı olduğu partiyle ilgili bazı ifadeler kullanınca tabi ister istemez manşete çıkabiliyor. Siz kardeşinizle konuştunuz mu bu durumu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Şimdi bakın, kardeşim hani böyle küçük bir çocuk değil. Dolayısıyla onun illa benim siyasi görüşümü desteklemesi gibi bir durumda sözkonusu değil. Destekler veya desteklemez, onun bileceği bir iş. Dolayısıyla her birimiz bağımsız birer bireyiz. Ama altını özenle çiziyorum. Bizim bir belediyemiz, Didim Belediyesi Didim’e olağanüstü hizmetler veriyor, kıyıyı temizledi, açtı. Şimdi Didim’de iki tane yüksek bina var, bu binaların yıkılması lazım. Çünkü Didim örnek bir turizm kenti olmak zorundadır. Şimdi o binaların sahipleri parayla insan satın alıp bize saldırtmanın yollarını arıyorlar. Bakın bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.

Ahmed ARPAT- Parayla satın alıp?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi parayla, cebine para koyuyorlar “çık şunu yap” diyorlar. Çıkıp onlar yapılıyor. Onların etrafındaki insanlara bakın, o kişinin etrafındaki insanlara bakın göreceksiniz o müteahhidin yandaşları. Biz bunların hepsini biliyoruz.

Ahmed ARPAT- Sayın Genel Başkan, kardeşinize de bu insanlar tarafından para verildiğini mi söylüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim ne söylediğimi siz de anladınız, herkes de anladı aslında. O nedenle belediye başkanıma, “Bir daha, sadece o değil soyadı Kılıçdaroğlu olan kim olursa olsun yakın-uzak akrabam, bir belediyeye gidip çıkar amaçlı bir öneri götürüp veya bana şunu verin dediği an kapının önüne koyun” dedim. Hiçbir tereddüdüm yok o konuda. Kapının önüne koyun dedim. Benim düşüncelerimi benim kardeşim beğenmeyebilir, ben buna saygı gösteririm. Ama birisi cebine para koydu çık bunu söyle dedi ve söylediyse kimse kusura bakmasın, alır kapının önüne koyarız. Bunun kardeşlikle ilgisi yoktur. Bunun temelinde ahlak yatar. Benimle aynı dünya görüşünü paylaşmasa bile ahlaklı bir insanın benim başımın üstünde yeri vardır, saygındır, ben o insanı saygın görürüm. Çünkü düşüncelerimiz farklı olabilir ama ahlaki temellerimiz eşitse hiçbir sorunum yok benim.
Bana sordular, “ağabeyinizle sorununuz var mı?” diye ağabeyim olmadığı için “ağabeyimle bir sorunum yoktur” demiştim.

Ahmed ARPAT- Peki bu açıklamaların, kardeşinizin açıklamalarının CHP’ye zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. CHP’ye şöyle, CHP’yle ilgili konuştuğu için CHP’den ihraç edildi. Mesele de bitti.

Ahmed ARPAT- Ekonomiye geçelim. Şimdi ekonomide şu an içinden geçtiğimiz dönemi siz nasıl değerlendirebilirsiniz? Türkiye iktidar kanadının dediği gibi küresel saldırıyla mı karşı karşıya? Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, ilgili Bakanlar böyle söylüyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye düne kadar saldırı değildi de şimdi saldırı oldu? Ekonomi güçlüyse istedikleri kadar saldırsınlar ne olacak yani? Aslında temel sorun şu; ekonomiyi yönetemiyorlar, ülkeyi yönetemiyorlar. Yönetim güçleri, yönetim kapasiteleri yok. Neye göre yönetecekler? Dünyanın her tarafında dolar fışkırırken ekonomiyi götürüyorlardı değil mi? Şimdi efendim işte para kaçıyor. Niye kaçıyor para? Turist niye gelmiyor Türkiye’ye? Hiç soruyorlar mı kendilerine bu turist niye Türkiye’ye gelmez? Hadi Rusya’yı anladık, uçağı düşürdük anladık onu. Peki batılı çağdaş ülkelerden niye turistler gelmiyor? Uluslararası toplantılar eskiden Türkiye’de yapılırdı ve İstanbul’da otellerde yer bulmak zordu, neden bunlar gelmiyorlar? Yani birisi gidip bunları tembihledi mi sakın gitmeyin Türkiye’ye diye? Türkiye’yi güvenli bir ülke bulmuyorlar. Çünkü Türkiye’de can ve mal güvenliği yok. Nokta. Bir daha söylüyorum. Türkiye’de hiç kimsenin, bakın ben dahil Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Her an, her kişi gözaltına alınabilir, her an her kişi tutuklanabilir, her an her kişinin dosyasına gizlilik kararı konabilir. Her an her kişi aylarca, yıllarca iddianamesi hazırlanmadan tutuklu kalabilir. Bunu ben görüyorum da Avrupalı görmüyor mu? Ben görüyorum da Amerikalı görmüyor mu? Ben görüyorum da Japon görmüyor mu? Ben görüyorum da Norveçli görmüyor mu? Hepsi görüyorlar, uyarıyorlar. Türkiye’yi riskli ülke kabul ediyorlar gelmiyorlar. Sordum terör dolayısıyla mı gelmiyorlar? Hayır dediler Almanya’da da terör oldu, Fransa’da da oldu ama gidin oteller dolu. Türkiye’nin imajı bozuldu diyorlar, imaj sorunu var Türkiye’nin, dikta sorunu var Türkiye’nin. Eğer bir ülkenin bir diktatör tarafından yönetildiği algısı yerleşmişse demokratik bir ülkeden o ülkeye insan gelmez, getiremezsiniz zaten. Niye gelsin, hangi gerekçeyle gelsin? Düşünün siz İsveçlileri alıyorsunuz Alman diye onlara da işte arama yapıyorsunuz Alman diye. Böyle bir anlayış olabilir mi? Alman’ı ben anlarım, bakın onu anlarım, yani bir ülkenin parlamenterine yapılan bir olayın karşıtlığını anlarım.
Ahmed ARPAT- Yeri gelmişken soruyum Sayın Bahçekapılı’nın olayından bahsediyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi tabi, karşıtlığını anlarım. Olması da gerekir, bakın onun da altını çizeyim olması da gerekir. Öyle sen kalkacaksın Türkiye Cumhuriyeti’nden bir parlamenteri alacaksın bilmem 45 dakika bir yerde tutacaksın. Bunu kabul etmem. Karşıtlığını anlarım ama karşıtlık yaparken her yabancıyı tutup da Alman diye sorgulayalım. Bu olmaz. Ne olur? Ayağınıza kurşun sıkmış olursunuz. Ve daha ilginç tarafı bunu söylerken, bunu yaparken aslında bunu Dışişleri Bakanlığının veya İçişleri Bakanlığının bir telefonuyla bunun tamamı olabilirdi. Cumhurbaşkanı söyledikten sonra bunlar oluyor. Zaten sorun da orada. Türkiye’yi yöneten kişi, yöneten bir Başbakan yok. Türkiye’yi yöneten Bakanlar yok. Sorunumuz da zaten orada. O noktaya asıl dikkatinizi çekmek isterim. Neden Cumhurbaşkanı konuştuktan sonra bunlar oluyor da Dışişleri Bakanı niye yapmıyor bunu? İçişleri Bakanı niye yapmıyor bunu? Bir Başbakan veya bir başkası niye yapmıyor bunu? Ve bu yapılırken de bakın Amerika’dan örnek vereyim. Amerika’da Rus bir diplomata trafik cezası kesildiğinde 15 dakika sonra Moskova’da da Amerikalı diplomata Ruslar ceza keserler. Ama ne Rusya’nın Başkanı, ne Bakanı medyaya hiç asla konuşmazlar, hiç ama. Gereğini yaparlar. Biz davul zurnayla bağırıyoruz, çağırıyoruz. Ne oluyor biliyor musunuz? Sonuçta ülkeleri birbirine düşman ediyorsunuz, halkları birbirine düşman ediyorsunuz. Taraflar kin beslemeye başlıyorlar. Devlet yönetimi bu değil. Onun için diyorum bunlar devleti yönetemezler, ülkeyi yönetemezler. Kinle, intikamla ben devleti yöneteceğim, intikam alacağım. Yok böyle bir şey. Devlet akılla, bilgiyle, birikimle, sağduyuyla yönetilir. Devletin böyle yönetilmesi lazım.

Ahmed ARPAT- Ekonomiye tekrar dönmek gerekirse şimdi dövizdeki yükselişi hep konuşuyoruz. Geçtiğimiz hafta rekor kırmıştı, zirveyi görmüştü. Sayın Cumhurbaşkanının çağrısı vardı TL’ye dönün çağrısı. Siz o çağrıya tepki göstermiştiniz. Şimdi bu hafta nispeten dolarda bir gerileme görüldü ve de yapılan yorumlara bakıyoruz o kampanyanın da etkisi olduğunu söylüyor bazı ekonomistler. Ne dersiniz etkili oldu mu hem bu kampanya, hem kurumların TL’ye dönmesi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim üzerinde durduğum nokta şu; bir ülkenin yöneticisi veya Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlığı koltuğunda oturan bir kişi hesabında dolar tutarsa Türk Lirasına güvenmiyor demektir. Doğru mudur? Doğrudur. Aksini söyleyen var mı? Bir Allah’ın kulu aksini söyleyemez. Ticaretle uğraşsa dolar tutsa anlarım. Dolar borcu olur da bir yerde tutar onu da ben anlarım. Kardeşim sen gelmişsin devletin tepesine dolar tutuyorsun Türk Lirasına güvenmediğin için. Ondan sonra çağrı yapıyorsun, ben soruyorum ne oldu o dolarlar? Bozdurdum diyor. Güzel teşekkür ederim. Peki doları hangi gerekçeyle tutuyordu? Oradan da kara geçti. En yüksek olduğu noktada doları bozdurdu.
Şimdi devlet yönetiminde, az önce söyledim devlet yönetiminde ayrıntılar önemlidir. Devleti yöneten kişilerin tavırları, tutumları önemlidir. Ben niye dolar hesabı tutmuyorum? Ben Türk Lirasına güveniyorum. Bulsunlar Kılıçdaroğlu’nun Avro veya Dolar hesabı var mıdır diye. Ben kendi ülkemin parasına güveniyorum. Ama devleti yönetenler kendi ülkelerinin paralarına güvenmiyorlar. Asıl temel sorun bu.
Şimdi çağrı yapıyorlar. Güzel vatandaş dolarını bozdursun. Yani niye böyle bir çağrıyı yaptınız diye özel bir eleştiri getirmiyorum bakın. Sorun şu; bu çağrıyı yapıyorsunuz, peki siz devleti yöneten kişiler olarak Ankara’daki Beylere sesleniyorum, devleti yöneten kişiler olarak döviz gelir olmayan kurumlarda, kişiler de dövizle borçlanabilir diye yetki verdiniz mi? Verdiniz. Ne zaman? 2009’da. Düşünün döviz geliri yok ama dövizle borçlanabiliyor. Şimdi dolar aldı başını gidiyor. Peki o vatandaşı kim kandırdı? Bunlar kandırdılar. Niye bu yetkiyi verdiniz? Döviz geliri olmayan, ithalat yapar ihracat yapar döviz geliri olur ben bunu anlarım, ama hiç döviz geliri yok, diyor ki git bankaya dolarla borçlan. Şimdi o adam yandım Allah diyor. Kim engel olacak buna? Bunun sorunuyla kim ilgilenecek? Biz diyoruz. Bunlar ülkeyi yönetemezler. Yönetimin ne olduğunu bilmiyorlar. Çıkarını düşünen, ülkesinin çıkarını değil de bireysel veya ailesinin çıkarını düşünenler ülkeyi yönetemezler.

Ahmed ARPAT- Peki bu TL’ye dönün kampanyaları Cumhuriyet Halk Partisi adına destek vermeyi düşünüyor musunuz? Mesela baktığımızda Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Sayın Çerçioğlu gitti dolar bozdurdu…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olağanüstü bir dolar bozdurması var galiba.

Ahmed ARPAT- Yani bir çağrıda bulunuyor musunuz siz de?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim dolarım olsa, zaten yok ki, ben o çağrıyı kabul ederim. Dolarım yok ki zaten ne doları. Ben kendi ülkemin parasına güveniyorum, kendi ülkemin parasına. Dolara ne zaman ihtiyaç duyuyorum? Yurtdışına gittiğimizde veya uçak bileti aldığımızda karşılığını gidiyoruz bankadan alıyoruz, doları gidip yurtdışına gidersek işte bedeli neyse onları ödüyoruz, otelde kalırsak masrafını ödüyoruz geliyoruz kendi ülkemize.

Ahmed ARPAT- Dövizle işim yok diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim ne dolarla işimiz olacak. Yani ben devleti yöneten her kişinin benim gibi düşünmesini isterim. Şimdi doları aldın, dolar en üstteyken bozdurdun vatandaşa dönüyorsun sen de doları bozdur diyorsun. İyi de vatandaşın cebinde dolar mı var Allah aşkına? Şimdi sahte dolar bozdurma makbuzları geziyor piyasada. 5 dolar bozdurdum, 100 dolar, 200 dolar bozdurdum alıyorsunuz ondan sonra berbere gideceksiniz bedava tıraş olacaksınız. Berberin cebinde dolar mı var Allah aşkına? Lokantacının, esnafın cebinde dolar mı var? Doları bozduracaklarsa ben söyledim bakın, 30 milyon Avrosu vardı Bilal Bey’in parayı dağıttıktan sonra, henüz daha tam 30 milyon Avro. Neredeydi bu paralar? O ayakkabı kutularındaki dolarlar neredeydi? Asıl onların bozdurulması lazım. Çağrı yaptı mı 4 Bakana dolarlarınızı bozdurun diye. O ayakkabı kutusundaki dolarlar iade edildi mi? Edildi. Faizi de verildi mi? Faizi de verildi. O doları bozdurdu mu? Niye vatandaşa diyorsun garibana dolarını bozdur. Garibanın cebinde dolar yok ki bozdursun.

Ahmed ARPAT- Peki araya gideceğim ama araya gitmeden önce ekonomi başlığına nokta koymak adına dün Sayın Başbakanın açıkladığı bazı kararlar vardı Ekonomi Koordinasyon Kurulunun aldığı kararlar. Nasıl buldunuz? Sizce sıkıntıya merhem olur mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Merhem olsaydı dolar yükselmezdi. Güven kaybeden bir siyasi iktidar ne yaparsa yapsın güveni tazeleyemez. Güven kaybetmiştir, güveni yoktur. Yatırımcının da güveni yoktur. Yarını göremiyor yatırımcı. Sadece bizim yerliler için söylemiyorum yani yabancılar için de aynı şey geçerli. Spekülatif amaçlı faizler yükselirse sermaye gelecektir yabancı sermaye vurgunu vuracaktır, kendi ülkesine gidecektir.
Ben 2002’den 2015’e kadar, 2016’ya kadar en son Eylül ayı rakamları yanlış hatırlamıyorsam ne kadar faiz ödediklerini söylemiştim, aslında bu hükümet faiz lobisine çalışan bir hükümet. Rakamlar çok açık. Geçen 14 yılda ödenen faizi son 14 yılda ödenen faizi alın karşılaştırın arada en az 3 kat fark var ya da 5 kat fark var. Daha fazla ödemişiz. Hani siz faize karşıydınız?
Bakın, eğer bir ülkenin Cumhurbaşkanı talimat verir Merkez Bankasına faizi indirin, eğer o ülkenin Merkez Bankası toplanır da faizi indirmeyip yükseltiyorsa o ülkede güven bunalımı var demektir. Kurumlar iyi çalışmıyor demektir, kurumlar çatışıyor demektir. Böyle bir ortama da hiçbir yabancı gelmez, hiç kimse gelmez. Çünkü hukuk yok, adalet yok, liyakat yok devlette.

Ahmed ARPAT-
Kısa bir araya gidelim aranın ardından biraz dış politikaya değinmek istiyorum Sayın Genel Başkan.
CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla söyleşimize devam ediyoruz. Artık son bölüm dış politikaya değineceğiz. Sayın Genel Başkan, iki ana başlık ben çıkarmıştım AB ve Suriye’de olan bitenler. AB’yle başlayalım. Şimdi AB’yle, kurumlarıyla gerginlik malumunuz. Bu ay içerisinde bir AB Liderler Zirvesi var. Avrupa Parlamentosundan çıkan müzakereler durdurulsun kararı karşılık bulacak mı, bulmayacak mı merak ediliyor. Bunun yanında Sayın Cumhurbaşkanı AB’yle ilgili hayati kararlar alacağımız bir dönemde o kararların arifesinde gibi başlayan cümleler kuruyor. Ne dersiniz, Türkiye’nin AB hedefi ne durumda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sizin aracılığınızla ben Binali Bey’e çok açık ve net bir çağrı yapayım. Neden onların fasıl açmalarını bekliyoruz biz? Neden bize dayattıkları zaman yasalarımızı değiştiriyoruz? Binali Bey gelsin parlamentoya demokrasi için, hukuk için, adalet için neyse batı standartları, yani bize neyi yaptırmak istiyorlarsa onları beklemeden biz oturup kendimiz yapalım. Açık çek veriyorum oturalım bu ülkeye birinci sınıf demokrasiyi getirelim. Bu ülkenin insanı üçüncü sınıf demokrasiye mi layık? Hayır biz yapalım. Yargı bağımsızlığını getirelim, kadın, erkek eşitliğini getirelim, medya özgürlüğünü getirelim. Hepsini getirelim. Batıda hangi standart varsa demokrasi açısından kendi ülkemize getirelim açık çek, net benim ifadem. Dolayısıyla AB fasıl mı açtı, fasıl açacak mı, açmayacak mı bu tartışmaları bitirelim ve şunu söyleyelim. Bak kardeşim biz kendi ülkemizde hepsini yaptık ve kendi özgür irademizle yaptık. İktidarıyla, muhalefetiyle oturduk AB standartlarını kendi ülkemize getirdik. Bitti. Onlar düşünsünler.
Şimdi biz hem yapmıyoruz, yapın diyorlar yine yapmıyoruz, sonra kalkıp onları suçluyoruz. Benim insanıma demokrasiyi onlar mı getirecek, biz kendi özgür irademizle mi getireceğiz? Biz kendi özgür irademizle getirelim demokrasiyi.

Ahmed ARPAT-
Suriye’ye geçelim Fırat Kalkanı Harekatı. Harekat El-Bab’a doğru gidiyor. Artık o bölgeden de maalesef şehit haberleri, yaraları askerlerimizin haberleri geliyor. Siz Fırat Kalkanı Harekatı’nda gelinen noktayı, koyulan hedefi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dış politikada AKP hükümetleri Türkiye Cumhuriyetine tarihin en büyük yenilgisini yaşatmışlardır. Suriye politikası, Irak politikası, Mısır politikası, Libya, İran, Rusya ve AB; bütün bunların tamamında sınıfta kalan bir politika. Ortadoğu’da devletlerin içişlerine müdahale ettiler. “Esad’ı yıkacağız” dediler. “Esad için gidiyoruz oraya” dediler. Hatta dilini tutamadı Sayın Cumhurbaşkanı son bir kez daha söyledi. “Bizim oraya asıl gidiş nedenimiz Esad’ı yıkmak” dedi. Sonra Milli Güvenlik Kurulu toplandı bir gün sonra, “Oraya Esed’i yıkmak için değil, terör için gittik oraya” dedi. Bu tatmin etmedi Putin’i. Erdoğan’ın açıklamasını istediler. Erdoğan çıktı, “Evet biz oraya bir kişi için veya bir devlet için değil terör için gittik” dedi. Bir ülkenin Cumhurbaşkanına bir başka ülkenin devlet başkanı ayar vermemelidir. Ayar verdiği andan itibaren o ülkede yaşayan 80 milyon kişinin onuruyla oynamış olursunuz. Bunlar bunu yaptılar. Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir başka devlet adamı bizim bir Cumhurbaşkanımıza ayar vermemiştir. Biz bunu yaşadık. Her gün şehitlerimiz geliyor. Ne işimiz var bizim orada? Halep… Gidecektik niye gidemiyoruz? El-Bab niye gidemiyoruz? Musul, gidemiyoruz. Bütün o bölgeye bakın en büyük kaybı Türkmenler yaşadı. Oysa Türkmenlerin Suriye’de de, Irak’ta da çok ciddi bir duruşları vardı, iyi gelirleri vardı, hayat standartları iyiydi. Şu anda en büyük kaybı yaşayanlar bunlar. Ve Türkmenler de bölündüler kendi aralarında. Bir kısmı IŞİD’a destek verdi, bir kısmı karşıda durdu. Bunu yapan kimdi? Türkiye Cumhuriyetinin izlediği yanlış dış politika. O fatura nedir? Fatura bize çıkıyor. Afrika’ya gidemiyoruz doğru dürüst, mal gönderemiyoruz. Mısır’la niye kavga ettik? Bana bir Allah’ın kulu çıksın desin ki biz Mısır’la haklı bir gerekçeyle kavga ettik. Efendim Mısır’da demokrasi yok. Senin ülkende demokrasi var mı? Mısır’da hiç değilse 146 gazeteci hapiste değil. Senin ülkende 146 gazeteci hapiste. Nerede çıkıyor bunlar? Kendinize bakmıyorsunuz başka ülkelere, aslında demokrasi bahane. İhvan’la nasıl özdeşleşebiliriz, selefiliği biz nasıl Türkiye’ye getirebiliriz? Bunun arayışı içindeler. Bunlar Türkiye’yi ayrıştırır ve Türkiye’yi böler.
Nitekim daha bundan 20 yıl önce hiç kimse komşusunun kimliğiyle, inancıyla ilgilenmezdi herkes komşu derdi. Komşu komşunun külüne muhtaçtır derdi. Şimdi kimliklerimizi sorgular aşamaya geldik, inançlarımızı sorgular aşamaya geldik. Kim getirdi bunu? Ben mi getirdim? Bu ülkeyi yönetenler getirdiler ve Türkiye ayrışıyor. O açıdan hepimizin dikkatli olması lazım.

Ahmed ARPAT- Sayın Kılıçdaroğlu çok teşekkür ediyorum süremin sonuna geldik. Bayağı da bir şey konuştuk, gündemi değerlendirdik. Çok teşekkür ederim vaktinizi ayırdınız. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuzdu. Sonuna geldik röportajın görüşmek üzere hoşça kalın.