16.03.2017
3725
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, DENİZLİ’DE KONUŞTU 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Kullanacağımız her oyun altın değerinde önemi var. Şerefimizle, onurumuzla, ülkemizin geleceği için sandığa gideceğiz. Hazırlanan bütün tuzakları yıkacağız ve hayır oyunu kullanacağız. Türkiye’yi yeniden huzura, yeniden barışa kavuşturacağız, hiç kimsenin endişesi olmasın" dedi.

Kılıçdaroğlu, Denizli’deki temasları kapsamında, STK temsilcileri, iş adamları, muhtarlar ve kanaat önderleriyle bir otelde basına kapalı olarak görüştü.

Kayseri’de vatani görevini yaparken terör saldırısında şehit düşen Hasan İlhan’ın Hacıkaplanlar Mahallesi’ndeki evine giderek, babası Süleyman ve annesi Hanife İlhan’a taziye ziyaretinde bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, daha sonra Hasan Güngör Spor Salonu’nda geçerek vatandaşlarla bir araya geldi.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Hasan Güngör Spor Salonu’nda yaptığı konuşma şöyle:
 

  

Beni dikkatle dinleyin hepinize teşekkür ederim. Gün oturup düşünme günüdür beraber. Sandığa giderken düşüneceğiz. Neyi düşüneceğiz? Çocuklarımızı düşüneceğiz, vatanımızı düşüneceğiz, bayrağımızı düşüneceğiz, beraber yaşamayı düşüneceğiz ve sandığa öyle gideceğiz. Şerefimizle sandığa gideceğiz, onurumuzla gideceğiz, ülkemizin geleceği için gideceğiz. Birisinin önyargısıyla sandığa gitmeyeceğiz, düşünmeden sandığa gitmeyeceğiz. Çünkü kullanacağımız her oyun altın değerinde önemi var. İster yaşlı, ister genç, ister kadın, ister olalım hep beraber sandığa gidelim 16 Nisan’da oylarımızı kullanalım. Önce bu konuda hepinizden söz istiyorum. Söz mü! 16’sında sandığa gideceğiz.

80 MİLYON, BİR DEMOKRASİ DESTANI YAZMALIYIZ

Sıra geldi annelere. Sevgili anneler, şu soru hep gündemde olur. Bir memlekette huzur ne zaman olur? Bunun bilinen tek cevabı vardır. Eğer bir memlekette kadının yüzü gülüyorsa, o memlekette huzur vardır. Eğer bir memlekette kadın endişeliyse, kaygılıysa o memlekette huzur yoktur.

O nedenle bütün annelere sesleniyorum. Özellikle size, sizin sezginiz güçlüdür. Siz tehlikeyi daha önceden fark edersiniz ve dolayısıyla referandum sürecinde çok daha derin acıları yaşayabileceğimiz bir ortama Türkiye’yi taşımayalım. Gidelim 16 Nisan’da hayırlı bir iş yapalım, güzel bir iş yapalım, bu memlekette herkesin yüzü gülsün. Söz mü anneler, söz mü!

Sıra geldi babalara. Sevgili babalar, sizin de kaygınızı biliyorum, sizin de endişelerinizi biliyorum. Yeri geliyor çocuklarımızı askere gönderiyoruz, yeri geliyor gurbete gönderiyoruz, yeri geliyor başka şehre üniversitede okumaya gönderiyoruz, yeri geliyor yurtdışına çalışmaya gönderiyoruz. Hep şunu ister anneler ve babalar çocuklarımız bizden daha güzel bir hayat sürsünler, çocuklarımız bizden daha güzel yaşasınlar. Böyle bir arzuları var. Bunun temel normu bütün dünyada bilinen temel normu eğer bir ülkede demokrasi varsa, bir ülkede vatandaşın hakları güvence altına alınmışsa o memlekette ister doğu, ister batı, ister güney, ister kuzey huzur vardır, bereket vardır ve her yerde çalışabiliriz.

Önümüzde bir süreç var. Bu süreçte bir destan yazmalıyız. Hepimiz, 80 milyon bir destan yazmalıyız, bir demokrasi destanı yazmalıyız. Demokrasiye sahip çıkmalıyız. Demokrasiye sahip çıkmak, birlikte yaşamaya sahip çıkmak demektir. Demokrasiye sahip çıkmak, benim gibi düşünmeyen insanın da özgürce konuşabilmesine sahip çıkmaktır. Demokrasiye sahip çıkmak, kadın – erkek eşitliğine sahip çıkmak demektir. Demokrasiye sahip çıkmak, herkesin bu ülkede huzur içinde yaşaması demektir.

EN GÜÇLÜ OLDUĞU DÖNEMDE DAHİ, BU KADAR YETKİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E VERİLMEMİŞTİR

Şimdi önümüze bir anayasa değişikliği getirdiler. Güzel. Anayasalar toplumsal uzlaşma belgeleridir. Hem benim anayasam, hem sizin anayasanız olacak, hem kadının, hem gencin anayasası olacak, hem erkeğin, hem yaşlının anayasası olacak. Hepimizin ortak anayasası olacak. Ama bu anayasa değişikliği toplumu ayrıştırıyor, toplumu bölüyor. Birimiz hayır diyoruz, birimiz evet diyoruz. Neden evet diyenler neden evet diyecekler? Sayın Başbakana soruyorum neden evet, hangi evet? Ama benim hayır gerekçelerim var, ben bunu seslendiriyorum, söylüyorum. Mesela size sorayım, siz TBMM’nin bir kişi tarafından feshedilmesini istiyor musunuz? Bir kişi sabah kalkacak hiçbir gerekçe göstermeden TBMM’ye diyecek ki sizi feshediyorum yeniden seçimlere gideceğiz. Bunu kabul ediyor musunuz? Bende kabul etmiyorum. Kabul eden vatandaşım varsa gitsin evet oyunu kullansın. Hayır milli iradeye saygılım, ben milli iradeyi savunuyorum, benim oylarımla o milletvekilleri oraya gitti, TBMM’yi kimse feshedemez diyorsanız alın teriyle, onurla, gururla gidilecek ve hayır oyunun altına tercih mührü basılacaktır. Arzumuz budur.

1924 anayasası TBMM’de 1924 yılında tartışılacak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e derler ki, sana da meclisi fesih yetkisi verelim. Mecliste tartışılır. İki genç milletvekili kürsüye çıkar, birisi Mahmut Esat Bozkurt ve Manisa Milletvekili kürsüye çıkar şunu söylerler: “Biz Gazi Paşayı seviyoruz, Atatürk’ü seviyoruz, büyük komutan olduğunu biliyoruz. Bu memleket için neleri yaptığını da biliyoruz. Her fedakarlığa katlandığını da biliyoruz. Ama bizi TBMM’ye halk gönderdi, vatandaş gönderdi, millet gönderdi, Gazi Mustafa Kemal göndermedi, TBMM’nin feshini bir kişiye veremiyiz” diyorlar ve meclis bir kişiye fesih yetkisi vermiyor. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu iki milletvekilini daha sonra bakan yapıyor.

Şimdi 1924 yılında, yani Mustafa Kemal’in en güçlü olduğu dönemde dahi bu yetki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e verilmemiştir. Şimdi önümüze bir anayasa değişikliği getiriyorlar diyorlar ki, meclisi fesih yetkisini Başkana verelim. Niye veriyoruz? Milli irade demiyorlar mı? Milli irade. Sabah milli irade, öğle milli irade, akşam milli irade, ikindi milli irade. Peki kardeşim milli iradeyi neden feshediyorsun, neden saymıyorsun? 80 milyonun oy kullanıp TBMM’ye gönderdiği milletvekillerini ve parlamentoyu hangi gerekçeyle feshediyorsun? Bunun cevabını almış değiliz, cevabı yok bu sorunun.

CUMHURBAŞKANI TARAFSIZ OLMAK ZORUNDADIR

İki; sizler Başbakanlığın kaldırılmasını istiyor musunuz? TBMM kurulduğu tarihten bu yana Başbakanlık vardır, Başbakan vardır. Başbakan niye vardır? Başbakan aynı zamanda Türkiye’nin yönetiminin başıdır. Türkiye’yi yönetir. Hepimizden toplanan vergilerin nerelere harcandığının hesabını TBMM’ye verir. Hesabını verir. Şimdi Başbakanlığı kaldırıyoruz. Niye kaldırıyoruz, hangi gerekçeyle kaldırıyoruz? Efendim iki başlılık var o nedenle Başbakanlığı kaldırıyoruz. Niye iki başlılık var? Cumhurbaşkanının görevi ayrı, Başbakanın görevi ayrı, Bakanların görevi ayrı, savcının görevi ayrı, hakimin görevi ayrı, doktorun görevi ayrı, herkesin görevi var. İki başlılık yok. Şimdi yeni anayasa değişikliğiyle iki başlılık geliyor. Başkan hem bir partinin Genel Başkanı olacak, aynı zamanda Cumhurbaşkanı da olacak. İki şapkası var. Niçin, hangi gerekçeyle? Sonra meclise gelecek diyecek ki, “Ben tarafsız davranıyorum bunun üzerine namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” Bir partinin Genel Başkanı tarafsız olamaz, ben tarafsız değilim. Neden? Ben CHP’nin Genel Başkanıyım. Sayın Bahçeli tarafsız olamaz. Neden? MHP’nin Genel Başkanıdır. Sayın Binali Yıldırım tarafsız olamaz. Neden? Çünkü o da AKP’nin Genel Başkanıdır. Bizim yeminimizde, milletvekili yemininde tarafsızlık yoktur. Öyle bir şey üzerine yemin etmeyiz. Çünkü her birimiz bir partinin üyesiyiz. Ama Cumhurbaşkanı tarafsız olmak zorundadır. Neden tarafsız olmak zorunda? Çünkü cumhurun başkanı, 80 milyonun başkanı. Eğer cumhurun başkanı aynı zamanda bir partinin de Genel Başkanı olursa orada tarafsızlık olmaz. Kimin Başkanı olacak o zaman? Kendisine oy veren kişilerin, partinin Başkanı olacak, onların Başkanı olacak. Cumhurun Başkanı olmayacak. Bu doğru mudur, yanlış mıdır? Eğer biz demokrasiyi savunuyorsak, Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım. Neden Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım? Çünkü Cumhurbaşkanı yani Başkan devletin sigortasıdır. Rolü odur devletin sigortasıdır. Devletin kurumları sağlıklı çalışmazsa hepsini toplar gelin bakalım nerede bir sorun var. Şimdi hepsini toplayamayacak neden? Çünkü bir partinin Genel Başkanı. Bizi ne diye çağıracak? Her Salı günü malum mecliste konuşmalar var. Yeni modelde Cumhurbaşkanı da çıkacak her Salı günü kendi partisinin konuşmasını yapacak. Allah aşkına bu doğru mu? Bunun akılla, mantıkla bir ilgisi var mı?

BU BİR PARTİ MESELESİ DEĞİLDİR, BU BİR VATAN MESELESİDİR

Sandığa gideceğiz ayın 16’sında ve oyumuzu kullanacağız. Ne dedim? Düşünerek sandığa gideceğiz, elimizi vicdanımızın üzerine koyacağız, bayrağımızı düşüneceğiz, memleketimizi düşüneceğiz, çocuklarımızı, torunlarımızı düşüneceğiz ve oyumuzu öyle kullanacağız. Bu bir parti meselesi değildir arkadaşlar. Sevgili arkadaşlarım, sevgili dostlarım, sevgili kardeşlerim, sevgili annelerim, bu bir parti meselesi değildir, bu bir vatan meselesidir, bu bir memleket meselesidir. O nedenle diyorum düşüneceğiz. Bir parti seçmiyoruz, bir partiyi iktidara taşımıyoruz. Torunlarımıza ders verebileceğimiz, torunlarımıza onurumuzla cevap verebileceğimiz bir sürecin başındayız biz. Gideceğiz hayır oyunu kullanacağız, hayırlı bir iş yapacağız, torunlarımıza şunu söyleyeceğiz: “Bu ülkeden, bu milletten demokrasiyi almak istediler biz vermedik. Başbakanlığı almak istediler biz vermedik, meclisi feshetmek istediler biz vermedik. Ben sandığa gittim hayır oyunu verdim” diyeceksiniz.

TOPLUMU KUTUPLAŞTIRIYORLAR

Bu anayasa değişikliği toplumu bölüyor, biz birlikte yaşamak istiyoruz. İster doğu, ister batı, ister güney, ister kuzey bu topraklar bizim topraklarımız, bu vatan bizim vatanımız. Bu bayrak bizim bayrağımız. Kimliği ne olursa olsun, söylüyorum, kimliği ne olursa olsun, siyasi görüşü ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun, hangi bölgede yaşıyorsa yaşasın 80 milyon kenetlenmeliyiz, 80 milyon bir arada yaşamalıyız, 80 milyon kardeşçe yaşamalıyız, 80 milyon al bayrağın altında yaşamalıyız, 80 milyon Türkiye için yaşamalıyız, 80 milyon çocuklarımız için yaşamalıyız.

Bizi ayırıyorlar, bölüyorlar, toplumu kutuplaştırıyorlar. Niye kutuplaşıyoruz, niye kavga ediyoruz, neden kavga ediyoruz, kavga edecek ne var? Anayasa değişiyor mecliste bölünmüş vaziyette. Meclis bölünürse önce düşünce olarak bölünürüz hepimiz. Neden diyorum ortak paydadır anayasa, ortak payda. Bu milletin ortak paydasıdır. Bu değişiklik bu toplumu ayrıştırıyor, kutuplaştırıyor. Hepimiz dikkatli olmalıyız, hepimiz çocuklarımız için çalışmalıyız, ülkemiz için çalışmalıyız.

SEVGİLİ VATANDAŞIM, ÇOCUĞUNU DÜŞÜN!

Şimdi diyorlar ki, bu anayasa değişikliğini bir geçirelim arkasından Suriyelilere vatandaşlık vereceğiz. Kabul ediyor musunuz? 6,5 milyon çocuğumuz işsiz. Sen önce kendi çocuklarına bir iş bul. Suriyelilere vatandaşlık niye veriyorsun, hangi gerekçeyle veriyorsun? Kendilerine teklif yaptım dedim ki, her seferinde diyorsunuz ki, millete güvenmiyor musunuz bak referanduma gidelim. Ben de söyledim ben milletime güveniyorum, milletimin sağduyusuna güveniyorum, milletimin yeteneklerine güveniyorum. O zaman gel Suriyelilere vatandaşlık verelim mi, vermeyelim mi onun içinde referanduma gidelim. Gelsinler. Gelirler mi? Gelemezler. Acaba Suriyelilerden de oy devşirir miyiz onun hesabı içindeler. Bunlar doğru değildir, bunlar asla doğru değildir. Az önce söyledik 18 yaşında çocuğa milletvekilliği getireceğiz diyorlar. Nasıl milletvekilliği? 18 yaşında milletvekili olacak, ömür boyu askerden muaf olacak, iki yıl milletvekilliği yaptıktan sonrada ballı emeklilik maaşına hak kazanacak. İçinizde 18 yaşında çocuğu veya 18 yaşında torunu olup da milletvekili olacağını düşünen bir baba, bir anne var mı bir el kaldırsın bir görüyüm Allah aşkına. Var mı? Peki bu ballı işi kimin için yapıyorlar? Kendi çocukları ve torunları için yapıyorlar. Sizin çocuklarınız nereye gidecek? Sizin çocuklarınız El Bab’a gidecek, sizin çocuklarınız eksi 35, 40 derecede terör örgütüyle mücadeleye gidecek. Onların çocukları 18 yaşında milletvekili olacak. Allah aşkına buna sandığa gidip ne dersiniz?

Ben gidip evet diyeceğim diyen vatandaşa sesleniyorum. Sevgili vatandaşım, sevgili kardeşim, çocuğunu düşün, senin çocuğun eksi 35, 40 derecede gidecek terör örgütüyle mücadele edecek. Senin çocuğun gidecek El Bab’da mücadele edecek. O Ankara’daki beylerin çocukları 18 yaşında milletvekili, ömür boyu askerden muaf, iki yıl sonra da emeklilik hakkını kazanacak. Olur mu arkadaşlar bu? Buna vicdan razı olur mu? Onun için diyorum ki, sandığa gideceğiz. Hazırlanan bütün tuzakları yıkacağız ve hayır oyunu kullanacağız. Türkiye’yi yeniden huzura, yeniden barışa kavuşturacağız, hiç kimsenin endişesi olmasın.

Şu soruyu da herkes kendisine sorsun. Bu anayasa değişikliği milletin hangi derdini çözecek? Ben bilmiyorum. Çiftçinin derdini çözecek mi, esnafın derdini çözecek mi, işsizin derdini çözecek mi, taşeron işçisinin derdini çözecek mi, ev hanımlarının derdini çözecek mi, atama bekleyen öğretmenlerin derdini çözecek mi? Allah aşkına kimin derdini çözüyor bu? Ben kimin derdini çözeceğini çok iyi biliyorum. Ama ben bu ülkede demokrasiyi savunuyorum, insan haklarını savunuyorum, birlikte yaşamayı savunuyorum. Özgürce birlikte hepimizin karnının doyduğu bir Türkiye’yi savunuyorum. Bunun mücadelesini veriyorum. Bunun için yapıyoruz mücadelemizi.

DİLİNE SAHİP OLAMAYAN DEVLETİ YÖNETEMEZ

Hollanda olayı yaşandı. Ne dedik? Dış politikada mesele millidir. İki bakan alınmazsa biz de aynı tepkiyi verdik, doğru değildir dedik. Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanını bir başka ülke sınırdan çevirir uçağının inmesine izin vermezse, bir bakanı da kapının önüne koyarsa biz bundan rahatsızlık duyarız dedik. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir olay yaşanmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu şekliyle asla ve asla böyle bir konuma sokulmamıştır. Hezimete uğramıştır. Soruyu sordum Dışişleri Bakanının uçağı havadayken geri döndürüldü kabul edilmedi Hollanda’ya. Büyükelçimiz neredeydi? Türkiye’nin Hollanda büyükelçisi neredeydi? Türkiye’nin Bakanı Hollanda’dan çıkarıldı, kapının önüne kondu. Türkiye’nin büyükelçisi neredeydi? Bu soruların cevabını istiyoruz. Fatura kime çıktı? Hollanda’da çalışan işçilere çıktı. Suriye’ye girdiler, dedik ki, şu Suriye’ye bulaşmayın. Birden bire bulaştılar. Fatura kime çıktı? Suriye’deki Türkmenlere çıktı, darmadağın ettiler. Şimdi bütün Avrupa biz Türkleri istemiyoruz diyor. Oradan gönüllü Türkiye’ye gelmek isteyen var mı? Hayır. Hepsi orada çalışmak istiyor. Alın teri döküyorlar orada. Hepimizin yakınları var. Evet oralarda demokrasi var, oralarda özgürlük var, insanlar oralara gidiyorlar, alın teri döküyorlar, çalışıyorlar, Türkiye’ye para gönderiyorlar. Neden orada Türklerle Hollandalıları karşı karşıya getiriyorsun, Almanlarla, Türkleri karşı karşıya getiriyorsun? Dış politika millidir ama dış politika akılla yürütülür, devlet akılla yürütülür. Diline sahip olamayan, diline hakim olamayan devleti yönetemez. Dış politikada akılla götüreceksin. Ne diyorlardı? Rakka’ya gireceğiz. E gir. Giriyor mu? Tık yok. Menbiç’e gireceğiz. E gir. Tık yok. Lafla peynir gemisi yürümüyor.

HAMASETLE, LAFLA DEVLET YÖNETİLMEZ

Rahmetli Ecevit’i anlatıyım size. Rahmetli Ecevit kalkıp şu açıklamayı hiçbir zaman yapmadı Kıbrıs’a gideceğiz asla demedi. Ne zaman söyledi? Türk askeri Kıbrıs’a ayak bastığı zaman çıktı televizyonlara dedi ki, şuanda Türk askeri Kıbrıs’tadır Allah yardımcımız olsun dedi. Devlet böyle yönetilir. Devlet hamasetle, lafla devlet yönetilmez. Bol bol konuşuyor, hamaset tamam, işe gelince hiçbir şey yok ortada.

Şimdi biz bir adama bütün Türkiye’yi teslim ediyoruz. Aramızda muhtar var mı bilmiyorum. Şimdi düşünün bir köyü köyde muhtar seçimi yapıyoruz, muhtar tek başına köyü yönetiyor mu? Hayır. Ne var? İhtiyar meclisi var. Köyün merasını muhtar tek başına satabilir mi köylüden habersiz? Ama biz bir kişiye 80 milyonluk Türkiye’yi emanet ediyoruz, diyoruz ki al tepe tepe kullan. Olur mu bu? Devlet bir kişiye teslim edilemez. Ne diyorlardı? FETÖ terör örgütü 30 – 35 yıldır paralel devlet kurdu, devleti ele geçirdi. Şimdi 30 – 35 yıla gerek yok bu anayasa değişikliği gerçekleşirse bir kişiyi ikna ederseniz 24 saatte devleti ele geçiriyorsunuz. Bütün müsteşarlar, bütün valiler, bütün kaymakamlar, bütün emniyet müdürleri, bütün genel müdürler, bütün müftüler bir kararnameyle değişir. Bir kararnameyle devleti ele geçiriyorsunuz. Dünyada böyle bir örnek var mı? Yok.

O nedenle diyorum ya sandığa giderken düşünün, taşının, elimizi vicdanımıza koyalım öyle gidelim. Biz birlikte yaşamak istiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Benim haklarım olmalı, her vatandaşımın hakları olmalı. Her vatandaşımın hakları güvence altında olmalı, anayasal güvence altında olmalı. Benim haklarım bir kişinin iki dudağı arasında olmamalı. Az önce işadamlarıyla bir toplantı yaptım. Hepinizin dedim bir kararnamelik hakkı var. Bir kararname çıkarır hepinizin malvarlığına el koydum der. Böyle bir düzen olur mu? Yarın gelir köyün merasına da bir kararnameyle el koyarlar, OHAL kararnamesiyle. Çünkü bugünkü modelde OHAL çıkması için, uygulanması için meclisin yetki vermesi lazım, yeni modelde meclis zaten yetkisi metkisi yok. Peki, yeni modelde başkanın kaç yardımcısı olacak bilen var mı? İstediği kadar. İster 50, ister 100, ister 1500. Kaç bakan olacak? O da belli değil. Hepimizin düşünmesi lazım, annelerin, babaların, çocukların hepsinin düşünmesi lazım, sandığa giderken düşünerek gideceğiz.

GERİYE GİDİYORUZ

Cumhuriyeti biz kolay kurmadık. Şehitlerimiz var, gazilerimiz var. Çanakkale var, Dumlupınar var, Anafartalar var. 1. İnönü, 2. İnönü savaşları var. Bakıldığı zaman görkemli bir tarihimiz var. Erzurum’da bir adam yoktu, Sivas Kongresinde bir adam yoktu. 23 Nisan 1920’de Ankara’da bir adam yoktu, meclis vardı. Hepsinde meclis var. Hepsinde ortak akıl var. Şimdi, ortak aklı bitirelim, hiç kimse düşünmesin bir kişi düşünsün biz de aklımızı çalıştırmayalım ve kullanmayalım. Yüce yaradan diyor ki, “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” Niye aklımızı kullanmayacağız? Bize diyorlar ki, siz aklınızı kullanmayın. Ben kullanacağım sizin yerinize, siz karar vermeyin ben sizin yerinize karar vereceğim. Kaç bakan olacak bu 550 milletvekili belirlemesin ben belirleyeceğim. Kaç müsteşar olacak, nitelikleri ne olacak siz düşünmeyin, sizin yerinize ben düşüneceğim.

Şu sorunun da cevabını bulamadım. Belki içinizden bilen birisi çıkar. Bu 550 milletvekili yetmiyordu da niye 600’e çıkarıyorlar? Niye 600 milletvekili bilen var mı? Parayı siz vereceksiniz. 5 yılda vereceğiniz para 187 trilyon lira. Niye çıkıyor? “Evet” Oyu kullanacağım diye düşünen vatandaşım da bunu düşünsün. Niye 600 milletvekili? 500 neyimize yetmiyor.

Sevgili kardeşlerim, burada toplantı yaptık. İl başkanımız dedi ki, bu mahalle bizim oyumuzun en düşük olduğu mahalle, o nedenle orada toplantı yapıyoruz. Ben de evet çok iyi yapıyorsunuz dedim. Bizim karşı karşıya gelip konuşmamız lazım, bizim dertleşmemiz lazım. Dedim bu bir siyasi mesele değildir, bu bir parti meselesi değildir, bu bir memleket meselesidir. İster fakir olalım, ister zengin, ister üniversiteyi bitirelim, isterse hiç okula gitmemiş olalım, ister doğuda yaşayalım, isterse batıda yaşayalım ama birlikte bu memlekette huzur içinde yaşamak istiyoruz, insanca yaşamak istiyoruz. Kimse kimseye kötü laf etmesin onun için yaşamak istiyoruz. Birbirimizi tanımasak bile bu memleketin caddelerinde, sokaklarında, tarlalarında güler yüzle birbirimize selam vermek istiyoruz. Demokrasimiz gelişsin istiyoruz. Bütün İslam dünyası Türkiye’ye bakıyor. Hep bizi örnek aldılar. Mustafa Kemal’i örnek aldılar. O cumhuriyeti kurdu, bütün İslam dünyası da Cumhuriyeti kurdu. Şimdi biz geriye gidiyoruz. Niye geriye gidiyoruz? Neden geriye gidiyoruz?

İşin özeti, adalet herkes için olmalı, hak herkes için olmalı, huzur herkes için olmalı, Cumhuriyet herkes için olmalı. Türkiye Büyük Millet Meclisi nedir önemi biliyor musunuz? Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli Kurtuluş Savaşını yöneten meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 15 Temmuz darbe girişimini atlatan meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kıbrıs Barış Harekatını yöneten meclistir. O nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi Gazi Meclistir. Şimdi biz diyoruz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir bakan bile çıkmayacak. Yeni kurulacak hükümet, Türkiye Büyük Millet Meclisinden güvenoyu bile istemeyecek. Böyle bir meclis olur mu? Sonra ne diyecekler bu 600 kişiye parayı boşuna veriyoruz, en iyisi şu meclisi de kapatalım. Oraya gelecekler. Sizler vatandaş olarak bir dertle karşılaştığınızda burada çözemezseniz açarsınız telefonu konuşursunuz milletvekiliyle, gelirsiniz Ankara’ya, meclise gelirsiniz. Milletvekilinin çayını kahvesini içersiniz, lokantasında yemek yersiniz. Sonra ne olur? Derdinizi çözerseniz huzur içinde gelirsiniz, çözemezseniz niye çözülemediği size anlatılır. Yeni modelde bakanlar milletvekili olmadığı için, meclisle de hiçbir ilgileri olmadığı için milletvekili telefon açtığında kimse telefonuna çıkamayacak. Niye çıksın? Hiçbir bürokratta çıkmayacak telefona. O zaman biz bu milletvekillerini niye Ankara’ya gönderiyoruz? Niye seçip gönderiyoruz? Eğer milletvekili bakan olmayacaksa, milletvekili milletin sorunuyla ilgilenmeyecekse, sorununu çözmeyecekse biz bu milletvekillerini niye Ankara’ya gönderiyoruz? Hepimizin düşünmesi lazım, sandığa giderken düşüneceğiz. Sadece düşünecek miyiz? Hayır. Komşumuzu da ikna edeceğiz. Benim sorumluluğum var bu salonda oturanların, herkesin tek tek sorumluluğu var. Bir vatandaşı bulacaksınız ve ikna edeceksiniz. Kardeşim sandığa gidelim, beraber gidelim, birlikte gidelim ve huzur içinde gönül rahatlığı içinde, bu memleketin selameti için “Hayır” oyunu kullanalım diyeceksiniz. İkna edeceksiniz. Köydeyse köylüyü, vatandaşı, kahvede arkadaşınızsa onu, evdeyse kadınlar gidecek ikna edecekler. Geleceğimiz için Türkiye için yapacaklar bunu. Bu bir parti meselesi değil.

BİR ORTAK PAYDADA BULUŞMAK ZORUNDAYIZ

Bakın şu tabloyu görüyorsunuz, bir kızımız var burada değil mi? Bir güneşimiz var burada geleceğim için diyor. TBMM’nin önemi nedir biliyor musunuz? 23 Nisan 1920’de kuruldu. 23 Nisan 1920’de kuruldu çocuklarımız için bayram ilan edildi. Bütün dünyada tek örnektir. Çocuklarımız için 23 Nisan bayram ilan edildi. Şimdi bu çocuk diyor ki, “Benim bayramımı benim elimden almayın” diyor. “Benim meclisimi ikinci sınıf meclis yapmayın” diyor. Bu çocuk diyor bunu, bizim çocuklarımız, çocuklarımıza meclisin kuruluş gününü bayram olarak veriyoruz. Dünyada ilk ve bütün dünyaya örnek gösteriyoruz. Şimdi bu çocuğumuzun elinden 23 Nisan bayramını alacağız. Çünkü o meclisin hükmü kalmamış oluyor. Hepimize görev düşüyor. Bana da görev düşüyor size de düşüyor.

Niye miting yapmıyoruz? Büyük mitingler yapmıyoruz. Bu iş mitinglerle çözülecek bir olay değil, bu iş birebir konuşarak, birebir ikna ederek her vatandaşla konuşarak, her grupla sivil toplum örgütleriyle konuşarak ve ikna ederek çözülecek bir olaydır. Çünkü bu bir parti olayı değil. Hangi partiden olursak olalım ama bir ortak paydada buluşmak zorundayız. Birlikte yaşamak zorundayız, birlikte huzur içinde yaşamak zorundayız. Hani koca Nazım diyor ya, “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” Bundan daha güzel anlatılabilir mi? Biz bir orman gibi kardeşçe yaşamak istiyoruz.

Hepinize en içten selamlarımı saygılarımı sunuyorum. Hepinizin sorumluğu var. Hepiniz 16’sında sandığa gidin. Oyunuzu huzur içinde kullanın, hayırlı bir iş için, Türkiye’nin hayrı için, ülkenin hayrı için oyunuzu kullanın.

Hepiniz sağ olun, var olun, hepinize şükran borçluyum. Teşekkür ederim.


CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının ardından Acıpayam ilçesine giderek, Fırat Kalkanı Harekatı sırasında Suriye’nin kuzeyindeki El Bab bölgesinde terör örgütü DEAŞ ile yaşanan çatışmada şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Emin Güngör’ün eşi Ayşe Güngör ve çocuklarına taziye ziyaretinde bulundu.