07.03.2017
3954
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bir konuyu eleştiriyorsanız önce dönüp kendinize bakmanız lazım. Bizde adı şudur; iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır. Bulgaristan’da Türk kökenli hem bu de Bulgar vatandaşı olan Erdinç İsmail Hayrullah, Bulgar parlamentosunda Türkiye dostluk grubu başkanı. Türkiye’de propaganda yapmak istiyor. Türkiye’ye girişini yasaklandı. Bir devlet, kendi itibarını ayaklar altına almaz korur. Bunun mücadelesini yapar. Almanya’ya kızıyorsunuz, daha kötüsünü siz yapıyorsunuz. Bu olmaz, siyaset çifte standardı kaldırmaz” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Bu grup toplantısında benim sorumluluğum biraz daha arttı. Kadınlar, kadınlar, annelerimiz, kardeşlerimiz, yeğenlerimiz; hoş geldiniz, onur verdiniz, sizleri Cumhuriyet Halk Partisi grubunda görmek bizi sonsuz ama sonsuz mutlu ediyor.

 KADINLARA HUZURUN SÖZÜNÜ VERİYORUZ

Güzel ülkemin güzel kadınları, önümüzdeki süreçte sizin de sorumluluğunuz var. Eminim her anne, çocuğuna güzel bir Türkiye bırakmak ister. Her anne, çocuğunun özgürce yaşayabileceği bir Türkiye ister. Her anne, çocuğunun işinin aşının olduğu bir Türkiye ister. Her anne, Türkiye’de evinde, köyünde, bahçesinde, nerede olursa olsun huzur içinde yaşamak ister. Size huzurun sözünü veriyoruz, huzurun sözünü. Birlikte yaşamak varken neden kavga? Birbirimizi dinlemek varken neden kutuplaşma?  Bir Anayasa değişikliği yapılıyor, toplum ikiye bölünmüş vaziyette, neden? Oysa Anayasa değişikliklerinin bayram havası içinde kabul edilmesi lazım, çünkü o Anayasa hepimizin Anayasası olacak, hepimizin geleceği olacak, hepimizin güvencesi olacak. Ama o Anayasa değişikliği toplumun yarasını düşman, yarısını dost ilan ederse toplum ayrışır, toplum bölünür. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. İstiyoruz ki oturulalım, birlikte düşünelim, birlikte karar verelim, birlikte tartışalım, birlikte daha güzelini bulalım.  Birlikte çalışmak, birlikte düşünmek, birlikte konuşmak varken neden kavga, neden ayrışma, neden bölünme? Bölünmeyelim; doğusu da bizim batısı da bizim, güneyi de bizim kuzeyi de bizim; kadını da bizim erkeği de bizim; çocuklar hepimizin, niye ayrışıyoruz?

Bugün gerçekten acı bir olayla karşılaştık. Bursa-Ankara karayolunda kadın işçileri Ankara’ya taşıyan bir otobüs devrildi, 7 kadınımız hayatını kaybetti, 5’i ağır 35 kadınımız yaralı. Ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Kadınların öyle bir tabloyla karşılaşması hepimizi üzdü. Umarım bir daha bu tür olaylar olmaz.

KAŞIKLA VERDİĞİNİZİ KEPÇEYLE GERİ ALDINIZ

Değerli kadın kardeşlerim, sevgili anneler; bugün size hitap etmek istiyorum, bugün sizin için konuşmak istiyorum. Her anne ister ki evde huzur olsun. Evde huzur varsa emin olun mahallede huzur vardır. Mahallede huzur varsa bilin ki o kentte, o şehirde huzur vardır. O şehirde huzur varsa bilin ki Türkiye’de huzur vardır. Huzurun yolu nedir? Beraber yaşamaktır. Huzurun yolu nedir? Akşam evde tencere kaynayacak. Huzurun yolu nedir? Çocuğum askere gitti geldi güzel bir iş sahibi olsun, kızımın işi gücü olsun, onları evereyim, evlensinler, torunlarım olsun. Bunu her anne ister, her anne özlemle bekler.  Ekonomiye bakıyoruz, pek parlak bir tablo yok, işsizlik almış başını gidiyor. 6,5 milyon evladımız işsiz. Bir yere gittiğimde ceplerim küçük kâğıtlarla doluyor, annelerin yazdıkları mektuplar “Çocuğum işsiz, oğlum, kızım işsiz, ne olursunuz iş bulun” diye, bir annenin en temel sorunu bu. Sevgili anneler şunu düşünün: On beş yıldır bir parti iktidarda, on beş yıldır sürekli istikrardan söz eder, on beş yıldır sürekli “kişi başına gelir arttı, 3 katına artırdık” diye.  Sevgili anneler, sorun, peki bu on beş yılda benim çocuğum niye işsiz diye sorun. Benim kızım niye işsiz diye sorun. Komşumun çocuğu niye işsiz diye sorun. Üniversiteyi bitirdi, yıllardır bekliyor, atama bekliyor, öğretmen kızım, oğlum niye bekliyor diye sorun. Bunu sormak zorundasınız.

Enflasyon artı, çift haneli oldu, rakam vereceğim size. Asgari ücretliler - çok sayıda kadın kardeşimiz asgari ücretle çalışır - 2017 yılında yüzde 8 zam yapıldı asgari ücrete. Son fiyat artışlarını veriyorum: Ulaştırmadaki zam yüzde 17,9; yüzde 8 verdiniz, yüzde 17’yle geri aldınız. Yüzde 8 verdiniz, sağlıkta yüzde 12,53’le sağlıktan aldınız, eğitimden yine aynı şekilde, oradaki zam da yüzde 9,33. Bunları topladığınız zaman asgari ücrete kaşıkla verdiğinizi kepçeyle geri aldınız. Asgari ücretli bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum yani onun altında ücret olmaz yani onun altında hayat devam etmez: Sana verdiklerini daha fazlasıyla zamla geri alıyorlarsa sen artık bu düzene “Hayır” demek zorundasın. Bu düzen senin düzenin değildir; bu düzen ağaların, Ankara’daki beylerin düzeni. Bizim savunduğumuz düzen nedir? Bizim savunduğumuz düzen halkın düzenidir, milletin düzenidir, emeğin düzenidir, çiftçinin düzenidir.

Esnaf kardeşimin durumu pek parlak değil. Çok sayıda esnaf kadın kardeşimiz de var özellikle lokantacılıkta, kuaförlükte bayağı başarılı adımlar atıyorlar, haklarını yememek lazım. Sözde sicil affı getirdiler, kredi alacaklar sicil affı getirdiler. Kanun nedir biliyor musunuz? Kanunda şu düzenleme var: Bankalar kara listeyi dikkate almayabilir yani borcunu ödemediği için bankalar tarafından kara listeye alınan esnafın “Bankalar isterlerse kara listeyi dikkate almayabilirler.” Hiçbir banka da dikkate almıyor ve esnaf perişan, 14 milyon esnaf. Sözde düzenleme yapıyorlar “Sicil affı getirdik” diyorlar. “Yanlış yapıyorsunuz” diye söyledik. Bir karar alırsın “Bu dikkate alınmaz” dersin, nokta. Almayabilirsin ne demek? İster alırsın ister almazsın. Banka da diyor ki “Ben de dikkate alıyorum.” Dolayısıyla, yürümüyor, çarklar dönmüyor değerli arkadaşlarım.

Peki, bizim çocuklarımız işsiz, Suriye’den gelen asgari ücretin altında merdiven altı atölyelerde ya da belli fabrikalarda asgari ücretin altında çalışan Suriyeliler var mı? Var. Çok mu? Çok. Peki, benim evladım işsizken onlara iş kapısını açan düzen adil bir düzen midir? Hakça bir düzen midir? 

SURİYELİLERE VATANDAŞLIK VERİLSİN Mİ, VERİLMESİN Mİ VATANDAŞIMIZA SORALIM

Sevgili anneler, şu çağrıyı yaptım. Şimdi, diyorlar ki “Suriyelilere vatandaşlık vereceğiz.”  Ben de şunu söylüyorum: Her konuda “biz milletin iradesine güveniyoruz” diyorsunuz, “millete gidiyoruz” diyorsunuz. Gel kardeşim, sevgili kardeşim, güzel kardeşim Sayın Binali Yıldırım, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanı, gel beraber referanduma gidelim, milletimize soralım, Suriyelilere vatandaşlık verelim mi vermeyelim mi? Bu konuda hiç konuşmuyorlar, dikkat buyurunuz bu konuda hiç konuşmuyorlar. Gel kardeşim,  sen referandum demiyor musun, işte sana referandum konusu. Kime soracağız? Vatandaşa soracağız. Millet yanılır mı? Yanılmaz. Şaşar mı? Şaşmaz. Gel, beraber soralım.  Ses çıkmıyor. Sayın Binali Yıldırım, çok açık çok net bir çağrı yapıyorum: Bununla ilgili parlamentoda her türlü desteği vermeye hazırız, Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi, verilmesin mi milletimize, vatandaşımıza soralım, onun oyunu alalım, ona göre karar verelim.

DEVLET BİR KİŞİYE BIRAKILMAZ

Dış politika da felaket, eğitim de felaket. Hiçbir anne, çocuğunu eğitime gönderen hiçbir anne eğitim sisteminden memnun değil. Dış politika tam bir felaket. Şimdi bakın sevgili anneler, devlet şöyle yönetilir, devletin şöyle yönetilmesi lazım: Yönetim mevkiinde olan insanlar liyakatli insanlarla oturup çalışırlar, uzun uzun tartışırlar, bütün alternatifleri düşünürler “Ben şu adımı atarsam üç adım sonrası ne olur” bunlara bakarlar ve kararı onun üzerine inşa ederler. Dolayısıyla, o nedenle devlet bir kişiye bırakılmaz, bir kişinin kararına bırakılmaz. Beşer şaşar, bir kişi de şaşırabilir, bir kişi yanlış karar verebilir, bir kişi hata yapabilir. Şimdi bakın Allah aşkına, bir sabah kalkıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanı “Rakka’ya gideceğiz” diyor. Öğlen sonra “Münbiç’e gideceğiz.” diyor. Akşama doğru “Hem Münbiç’e hem Rakka’ya gideceğiz” ertesi gün “Sadece Münbiç’e gideceğiz” diyor. Bir başka gün “Rakka’ya gideceğiz.” diyor. Allah aşkına siz nereye gideceksiniz ya, nereye gideceksiniz?  Kime danıştınız, kiminle konuştunuz, bu kararları nasıl veriyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi?  Devlet böyle yönetilmez arkadaşlar. Devlet, akılla yönetilir, bilgiyle yönetilir, liyakatle yönetilir, sağduyu ile yönetilir; huzur, barış getirmek için yönetilir, vatandaşın, ülkenin çıkarını korumak için devlet yönetilir. Rahmetli Ecevit’i düşünün. Rahmetli Ecevit Kıbrıs’a çıkarma yaptığı zaman kimsenin haberi oldu mu? Hiç kimsenin haberi olmadı. Türk askeri Kıbrıs’a indi ve çıktı “Türk askeri şu anda Kıbrıs’tadır” diye açıklama yaptı. İşte devlet böyle yönetilir. Devlet yönetmesini bilmiyorlar. Devlet böyle yönetilmez. Böyle yönetilmediği için zaten bugün büyük bir çıkmazın içindeler.  Her gelen tokat atıyor. Bir şey söylüyorlar, ertesi gün bir başkası konuşuyor. Umudu bağlamışlar, rüzgâr nereden esiyorsa oraya doğru dönüyorlar; bir bakıyorsunuz Putin’den yanalar, bir bakıyorsun Trump’tan yanalar. Sen Türk milletinden yana ol kardeşim,  vatandaştan yana ol. Senin ne işin var oralarda?

İĞNEYİ KENDİNE BATIR, ÇUVALDIZI ÖBÜR TARAFA

İki sayın bakan Almanya’ya gidip konuşma yapacaktı. Gitmeli mi? Evet, gitmeli. Konuşmalı mı?  Evet, konuşmalılar, gitmeliler. Orada vatandaşlarımız var, onlar da referandumda oy kullanacaklar, seçimlerde oy kullanacaklar; onlara bu hak, yetki verilmiş durumda ama iki bakana izin verilmemesi hem iktidar kanadından hem de bizim tarafımızdan tepkiyle karşılandı. Almanya’ya dedik ki, “Demokrasiden söz ediyorsan,  bizim bakanlarımızı, politikacılarımızı engellememen gerekir. Bizim bakanlarımız, bizim politikacılarımız da Almanya’ya, Hollanda’ya, Fransa’ya, nerede Türk vatandaşı varsa gitmeli ve propagandasını yapmalı”, bunu söyledik. Onlar da söylediler, iktidar kanadı çok ağır eleştiriler getirdiler. 

Değerli arkadaşlarım, bir konuyu eleştiriyorsanız, önce dönüp kendinize bir bakmanız lazım. Bizde bunun adı şudur: İğneyi kendine batır, çuvaldızı öbür tarafa batırabilirsin.

ALMANYA’YA KIZIYORSUNUZ, DAHA KÖTÜSÜNÜ SİZ YAPIYORSUNUZ

Şimdi size bir örnek vermek istiyorum. Bulgaristan’dan çok sayıda Türk kökenli geldi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını aldı. Bunlar aynı zamanda hem Türk vatandaşı hem de Bulgar vatandaşı. Bulgaristan’da  “Hak ve Özgürlükler” diye bir parti kurdular. Ağırlıklı olarak Türk kökenli vatandaşların bir partisi bu parti, dolayısıyla bunlar seçimler olduğu zaman Türkiye’ye geliyorlar, Türkiye’deki Bulgar kökenli vatandaşlara, Bulgar vatandaşı aynı zamanda Türk vatandaşı olanlara propaganda yapıyorlar, buna izin veriliyor. Nasıl Almanya’ya, Fransa’ya, Hollanda’ya gidiyorsak onlar da buraya geliyorlar ve propaganda yapıyorlar. Ama şu yapıldı: Bulgaristan’da Türk kökenli aynı zamanda Türk vatandaşı olan Erdinç İsmail Hayrullah, bu Bulgar Parlamentosunda Bulgaristan-Türkiye Dostluk Grubu Başkanı aynı zamanda. Bulgaristan’da seçimler yapılacak ve Türkiye’ye gelip Bulgar vatandaşları arasında propaganda yapmak istiyor bizim partiye oy verin diye. Bunun Türkiye’ye girişini Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yasakladı. Niye yasaklıyorlar? Almanya’ya giderken yasaklıyorlar, tepki veriyorsun, biz de “Haklısın” diyoruz ama aynı şeyi sen yapıyorsun. Bir Türk vatandaşını Bulgaristan’dan buraya gelişini yasaklıyorsun, sınır kapısından içeri sokmuyorsun. Belgesi mi? Belgesi de bu değerli arkadaşlarım “Yolcu kabul edilemez” formu. Şimdi Sayın Binali Yıldırım’a sormak istiyorum: Sayın Binali Yıldırım -Sayın Dışişleri Bakanına da sormak istiyorum- Sayın Dışişleri Bakanı, -Sayın Cumhurbaşkanına da sormak istiyorum- Sayın Cumhurbaşkanı, çifte vatandaş olan, hem Türk hem Bulgar vatandaşı olan insanlara kavuşmasını, gelip burada propaganda yapmasını hangi gerekçeyle kabul etmiyorsunuz? Hangi gerekçeyle Türkiye’ye girişini yasaklıyorsunuz? Bakın elektrikler söndü, şu oldu bu oldu değil, resmen “Türkiye’ye girişi yasaktır” diyorlar, neden? Bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti gibi dünyada saygınlığı olan bir devlet kendi itibarını ayaklar altına almaz, kendi itibarını korur, kendi itibarını yükseltmek ister ve bunun mücadelesini yapar. Almanya’ya kızıyorsunuz, daha kötüsünü siz yapıyorsunuz. Bu olmaz, siyaset çifte standardı kaldırmaz arkadaşlar, siyasette çifte standart olmaz. Sen nasıl Almanya’ya gidiyorsan, Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman olan, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti, aynı zamanda Bulgaristan Cumhuriyeti vatandaşı olan kişi de Türkiye’ye gelmeli, çifte vatandaş olan Bulgar vatandaşlarına çıkıp kendi propagandasını yapmalı. Buna izin vermiyorlar. Neden, biliyor musunuz? Nasıl, Türkiye’yi ayrıştırıyorlarsa, kutuplaştırıyorlarsa Bulgaristan Türklerini de ayrıştırdılar; Hak ve Özgürlükler Partisinin karşısına Dost Partisi kurdular. Dost Partisinden olanlar Türkiye’ye girebilir, Hak ve Özgürlükler Partisinden olanlar Türkiye’ye giremez. Bu olur mu arkadaşlar? Bu olur mu anneler? Allah aşkına bu olur mu? Bu çifte standart olur mu? Ne söyledim? İğneyi kendine batır, çuvaldızı öbür tarafa…

ŞEHİTLER, GAZİLER ARASINDA BİLE AYRIM YAPTILAR

Sevgili anneler, toplumsal barışımız konusunda da sizin düşünmenizi isterim. Şehitler geldiğinde ağlayan sizsiniz, şehitler geldiğinde yüreği yanan sizsiniz. Bir anne aynen şunu söyledi: “Şehit haberleri olduğunda televizyon izleyemiyorum, hemen kapatıyorum, dayanamıyorum.” Ama bunlar, şehitler arasında bile ayrım yaptılar; gaziler arasında bile ayrım yaptılar. Ben diyorum ya, vallahi bunların yatacak yeri yoktur diye. Yahu şehit şehittir kardeşim, şehidin ayrımı mı olur, gazinin ayrımı mı olur, Allah aşkına söyleyin bana. Benim umudum sizlersiniz bu ülkenin güzel kadınları, benim umudum.

KADIYI SATIN ALDIĞIN GÜN ADALET ÖLÜR

Devleti devlet yapan adalettir, devleti devlet yapan haktır, hukuktur devleti devlet yapan. Güzel bir deyiş buldum değerli arkadaşlarım, tarihimizden güzel bir ifade, Osmanlıdan kalan bir ifade, Osmanlıda hâkimin unvanı kadı, “Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür, kadıyı satın alırsan adalet ölür” diye. “Adaletin öldüğü gün de devlet ölür” diyor. Onun için “Adalet mülkün temelidir” diyoruz. Ben şimdi bütün annelere sesleniyorum: Bu ülkede adalet var mı? Hukuk var mı? Hak var mı? Vallahi de billahi de adalet de yok, hak da hukuk da yok. Bakın yemin ediyorum eğer siz, bir haftalık bir çocuğu annesinden ayırıyorsanız hiç kimse kalkıp bana haktan, hukuktan, adaletten söz etmesin. Komutan emretti diye dışarı çıkıp linç edilen bir erin hakkını, hukukunu arayamıyorsanız o ülkede adalet, hak yoktur. Olağanüstü Hâl Kararnameleri yayınlıyorlar şimdi, binlerce üniversite hocasını üniversiteden attılar. Oysa biz çocuklarımızı ne umutlarla üniversiteye gönderiyoruz, iyi yetişsinler diye. Bunların çoğu hakkında idari soruşturma bile açılmamış, aldılar kapının önüne koydular. 150’ye yakın gazeteci hapiste. Gazetecinin günahı ne Allah aşkına? Yazı yazacak, elindeki tek etkili unsur kalemi, o kadar, başka bir şey yok. Yazı yazıyor, düşüncesini açıklıyor. Söyledim, yine söyleyeceğim: Bir ülkenin gazetecileri özgür değilse, bir ülkenin medyası özgür değilse o toplumun kendisi özgür olamaz arkadaşlar, yoktur öyle bir şey.

BUNLARIN YATACAK YERİ YOK!

Binlerce vatandaşımızın can ve güvenliği yok. Bir sabah kalkıyor fabrikalarına el konulmuş. Niye el koydun? Bir sabah kalkıyor evini polisler basmış, doğru alıp içeriye. Günlerce bekliyorsunuz, aylarca bekliyorsunuz iddianame olacak, ben neyle suçlandığımı öğreneceğim, iddianame yok ortada. Bunlar doğru değil değerli arkadaşlarım, asla doğru değil. Hak ve hukuk yok ortada. Hiç kimse bana, şimdi yaşadığımız Türkiye’de adaletten, haktan, hukuktan bahsetmesin. Alıyorsun beyini atıyorsun hapse, maaşını kesiyorsun, bankasındaki hesabına el koyuyorsun, kadın 2 çocuğuyla beraber açıkta kalıyor. Neyle beslenecek bu kadın? Nasıl geçinecek bu kadın? Hadi adamı cezalandırdın ya, çocuğun günahı ne, annenin günahı ne? Ne diyorum? Vallahi de billahi de bunların yatacak yeri yok, yok bunların yatacak yeri.

SORUNLARIN KAYNAĞI ÜLKEYİ YÖNETENLER VE ALDIKLARI KARARLARDIR

“Efendim, bütün bu sorunları çözeceğiz de önümüzde engeller var.” Ankara’da oturan bu beyler, Türkiye’yi yöneten bu beyler böyle diyorlar. Şimdi, sevgili anneler, ben söylüyorum ama siz de lütfen gittiğiniz her yerde söyleyin. Ya, bu sorunları çözmek için sizin önünüzdeki engel ne? Kim engel oluyor? Anayasa mı engel oluyor, bize maddesini gösterin. Ben ekonomiyi düzeltecektim ama şu madde yüzünden ekonomiyi düzeltemiyorum. Ben işsizlere iş bulacaktım ama şu kanun yüzünden işsizlere iş bulamıyorum. Kanunu çıkaracaktım ama şu adam engel oldu, şu parti engel oldu diye bir söylesinler, biz de bir duyalım. Biz söyledik, tık yok. Anneler siz söylerseniz, sizin sesiniz daha güçlü, çünkü siz annesiniz. Siz, Türkiye’yi evlatlarınız gibi seviyorsunuz. Bütün çocuklar sizin çocuklarınızdır, sadece kendi çocuklarınız değil. O açıdan size güveniyorum, siz de söyleyin.  Dış politikayı düzeltecektiniz de, itibarınız yükselecekti de size Anayasa mı engel oldu? Ekonomide çok iyi şartları getirecektiniz de Anayasa mı engel oldu? Eğitim sisteminde çağ atlatacaktınız da Anayasa mı size engel oldu? Bu memlekette hakkı hukuku, adaleti getirecektiniz de Anayasa mı size engel oldu? Yok. Anayasalar değil arkadaşlar, İngiltere’nin Anayasası bile yok ama herkes, İngiltere’yi demokrasinin beşiği olarak kabul eder. Sorunların kaynağı, ülkeyi yönetenler ve onların aldıkları kararlardır arkadaşlar. Sorunların kaynağı ülkeyi yönetenler ve onların aldıkları kararlardır. Ekonomide bir karar alırsınız yanlış yaparsınız, işsizliğe yol açarsınız, enflasyona yol açarsınız. Bunun Anayasayla, hukukla falan ilgisi yoktur arkadaşlar, hele Anayasayla hiç ilgisi yok. Anayasa der ki herkesin işi olsun. Benim işim yok, sizin işiniz yok, çocuklarınızın işi yok, 3,5 milyon emekli iş arıyor, düşünebiliyor musunuz, emekli aylığıyla geçinemediği için. 6,5 milyon da gencimiz, çocuklarımız iş arıyorlar acaba iş bulabilir miyim diye. Kabahat kimde arkadaşlar, Anayasada mı?

“ERDOĞAN’IN İSTEYİP ÇIKARAMADIĞI KANUN, YAPAMADIĞI ATAMA YOK”

Şimdi dayatıyorlar, diyorlar ki “Anayasayı değiştireceğiz, rejimi değiştireceğiz, tek kişi olacak ve o kişinin kararıyla Türkiye kurtulacak!” Bir kişinin kararıyla Türkiye kurtulacak! Bakın, ben söylersem yine diyecekler ki Kılıçdaroğlu yanlış söylüyor. Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkanvekili Bülent Turan var. Sayın Turan, 2 Martta CNN Türk programına katılıyor ve şöyle bir cümle kullanıyor: “Şu anda Tayyip Erdoğan’ın isteyip çıkaramadığı kanun, yapamadığı atama yok.” Bir daha okuyorum, onlar da duysunlar: “Şu anda –ne zaman söylüyor? 2 Mart 2017’de- Tayyip Erdoğan’ın isteyip çıkaramadığı kanun, yapamadığı atama yok” Peki, daha ne istiyorsunuz? Ben söylesem diyecekler ki ya, engel var. Kendileri söylüyor. O nedenle Sayın Bülent Turan’a yürekten teşekkür ediyorum bu gerçeği itiraf ettiği için.

TÜRKİYE BİRİLERİNİN ÇİFTLİĞİ OLAMAZ

Bakın bir kişiye Türkiye’yi emanet edersek ne olur? Çok basit bir örnek vereceğim size, çok basit bir örnek. Ege Üniversitesinde rektörlük seçimleri yapılıyor. 9 aday yarışıyor; Sayın Cumhurbaşkanı birinciyi, ikinciyi, üçüncüyü atamıyor dördüncü sıradakini atıyor, sen rektör olacaksın diyor. Bunu YÖK inceliyor, artık kimler inceliyor bilmiyorum, bir sürü kişi inceliyor herhâlde, dördüncüde karar kılıyorlar. Geçen hafta, bu dördüncü atadıkları kişinin FETÖ’cü olduğu için görevden alınma kararı verildi. Bakın ne diyorum: İnsanoğlu beşer şaşar. Bir kişiye yetki veriyorsunuz, bir üniversiteyi FETÖ’ye teslim ediyor. Onun için diyoruz, tek adam rejimi olmaz, tek adam dünyaya hükümdür olmaz, bu doğru değildir, yanlıştır. Parlamento olmalı, ortak akıl olmalı “akıl akıldan üstündür” diyoruz. Akıl akıldan üstündür ben demiyorum, dedelerimiz söylemiş, onların da dedeleri söylemiş “Akıl akıldan üstündür.” Bir araya geleceğiz hep beraber konuşacağız. Meclise kanun geliyor mu? Geliyor. Tartışıyor muyuz? Tartışıyoruz. Görüşülüyor mu? Görüşüyoruz, sonra kanun çıkıyor. 550 milletvekili burada çalışıyor, ortak akıl, ortak çaba burada gösteriliyor. Komisyonlarda milletvekili olmayan uzmanlar davet ediliyor “Gel arkadaş sen de bak bakalım, bu kanun böyle çıkıyor, olur ya biz bir şey atlamış oluruz, bir yanlış yapmış oluruz, komisyonlar davet ediliyor. Şimdi bunları kaldıracağız, bir kişiye her türlü yetkiyi vereceğiz, Türkiye’yi sen istediğin gibi yönet. Türkiye, birilerinin çiftliği olamaz arkadaşlar, olmamalıdır.

SEKSEN MİLYON BİR KİŞİYE EMANET EDİLİR Mİ?

Bakın Çanakkale içinde aynalı çarşı türküsünü söyledi kadınlarımız. Bu türküyü dinleyip de duygulanmamak mümkün değil. Bir askerin annesine yakarışıdır bu türkü. Saçına kına yakıp cepheye gönderdiği çocuğunun türküsüdür bu türkü. Bu türkü hepimizi derinden vuruyor. Bu türkü sıradan bir türkü değil. Çanakkale, cumhuriyetin ilk taşlarının üst üste konulduğu bir savaşın adıdır. Çanakkale, Mustafa Kemal Atatürk’ün komutanlığını gösterdiği savaşın adıdır. Biz oralardan geldik, cumhuriyetimizi kurduk; acıyla, gözyaşıyla, kanla kurduk cumhuriyetimizi. Kimse bize cumhuriyeti altın tabak içinde sunmadı. Bizim sınırlarımızı birileri gelip çizmedi, biz kurduk demokrasimizi. Erzurum’dan bakın, Sivas’tan bakın, Amasya’dan bakın, Ankara’dan bakın hiç kimse hiçbir zaman tek kişi hükümran olmamıştır, oturmuşlar beraber karar vermişler. Erzurum Kongresi, oysa tek başına bir kişi karar verebilirdi, vermiyor. Sivas Kongresi, vermiyor. Sivas Kongresine bir kişi karar verebilirdi, vermiyor. Tıbbiyeli Hikmet Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ne diyor? “Siz, mandayı savunursanız önce biz size karşı çıkarız” Mandacılığı reddediyor. Bütün bunlar ortak aklın ürünü. 1920’de cumhuriyeti kurduk, “Hâkimiyet bila kaydü şart milletindir” dedik. Bakın, hâkimiyet bila kaydü şart milletindir. Millet sözcüğünün en güçlü şekilde yer aldığı belge Amasya Tamimidir. “Milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyor. Sarayın azim ve kararı değil, çünkü saray bir süre sonra yolcu İngiliz gemisiyle. Tam tersini yapıyorlar, “Milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyorlar. O nedenle biz, bu Anayasa değişikliğine “yanlıştır” diyoruz, “toplumu bölüyor” diyoruz, “toplumu ayrıştırıyor” diyoruz, “toplumu kutuplaştırıyor, kardeşi kardeşe düşman ediyor bu Anayasa değişikliği” diyoruz. Yazıktır, günahtır. Bir toplumu bu kadar birbirine karşı gruplar hâline getirmeyin.  Söyledik, defalarca söyledik, bir kişiye her türlü yetki verilmez. Deniyor ki “Bir direksiyonda 2 kişi olmaz.” Allah aşkına, bunlar uçağa biniyorlar, kokpite de giriyorlar, pilotların oturduğu yere, oraya baksınlar 2 pilot var, 1 pilot değil; üstelik o 2 pilota aynı yemeği vermezler, ayrı ayrı yemek verirler. Hadi pilottan vazgeçtik, bunlar otobüsle Ankara’dan Van’a, Trabzon’dan İstanbul’a yolculuk yaptılar mı yapmadılar mı? 40 yolcu için otobüste 2 kaptan olur arkadaşlar çünkü 40 yolcunun hayatını tek kaptana teslim etmezler. Şimdi biz, 80 milyonu 1 kişiye emanet ediyoruz. Akıl var mantık var, 80 milyon 1 kişiye emanet edilir mi? Bir daha sorayım sevgili anneler, 80 milyon 1 kişiye emanet edilir mi? 43 yolcuyu aynı direksiyonda 2 kaptana teslim ediyorsan emniyeti açısından 80 milyonu 1 kişiye teslim edemezsin, mümkün değil teslim edemezsin, etmemelisin. Yazıktır, günahtır.

CUMHURUN BAŞKANI TARAFSIZ OLMALIDIR

Kırsal kesimde, köyde oturan vatandaşlarıma ve oradaki annelere sesleneyim, oradaki annelere de sesleneyim: Köyün bir muhtarı var, seçimle gelir; ihtiyar meclisi var, o da seçimle gelir. Karar alırken muhtar ve ihtiyar meclisi toplanır karar alırlar. Köydeki kardeşlerime seslenmek isterim: Köyün merasını ihtiyar meclisine sormadan, köylüye sormadan muhtar satarsa ne dersiniz? Bir bakıyorsunuz köyün merasını bir başka kişiye satmış, bu olmaz arkadaşlar. Köyde karar alınırken muhtar, ihtiyar heyeti…   Evde çok önemli bir karar alacağı zaman insan eşine danışır, çocukları büyükse çocuklarına danışır bu karar nedir ne değildir diye. Şimdi biz, bunların tamamını bırakıyoruz illa tek adama vereceğiz. Tabiî, çok teşekkür ederim, tek adamı biz söylüyorduk, önce itiraz ediyorlardı, sonra dediler ki “Evet, tek adama teslim edeceğiz” dediler ve böylece itiraf ettiler. İtiraf edenlere de teşekkür ederim özellikle Sayın Binali Yıldırım’a, Sayın Cumhurbaşkanına “Evet, tek adam rejimi getiriyoruz” dedikleri için teşekkür ederiz. Böylece gerçekler biraz daha net ortaya çıkmış oluyor.

Hep dedik, cumhurun başkanı tarafsız olmalıdır. Eğer 80 milyonu temsil edecekse tarafsız olmalıdır. Diyorlar ki “Başkan, aynı zamanda partinin de genel başkanı olsun.” Şimdi, ben bütün vatandaşlarıma sesleniyorum: Salı günleri ben konuşuyorum, Sayın Binali Yıldırım konuşuyor, Sayın Devlet Bahçeli konuşuyor, HDP’den de bazen grup başkan vekilleri, bazen de milletvekilleri konuşuyorlar. Şimdi, bu Anayasa değişikliği geçerse Salı günleri konuşmasını başkan yapacak, sözde tarafsız olan başkan yapacak. Ne diyecek Allah aşkına? Her Salı günü ne diyecek? Şimdi, Binali Bey konuşurken bizi eleştiriyor, olabilir, saygılıyım. Neden? O ayrı parti, biz ayrı partiyiz. “Ben tarafsızım” diye yemin edecek, sonra Salı günleri gelecek, kürsüye çıkacak bütün muhalefeti eleştirecek. Allah aşkına böyle tarafsızlık olur mu? Olmaz. O nedenle biz buna hayır diyoruz, doğru değil diyoruz. Milleti, 80 milleti temsil ediyorsan tarafsız olacaksın, bu kadar basit. Taraflı olursa ne olur? Taraflı olursa camiye siyaset girer, kışlaya, okula siyaset girer, mahkemeye siyaset girer. Taraflı olursa ne olur? Bir partinin genel başkanı hâkim tayin eder. Bir partinin genel başkanı hâkim tayin ederse adalet ölür, mahkemeler gider. Az önce okudum ya, “kadıyı satın alırsan adalet ölür; adalet ölürse devlet ölür” diyor. 

Başka? Başkana öyle yetki veriyoruz ki 80 milyon vatandaşın seçip Meclise gönderdiği parlamentoyu keyfi istediği zaman feshedecek. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Allah aşkına böyle bir şey olur mu? Milli iradeye bari saygı gösterin. Hiçbir neden olmadan… Diyorlar ki “Bu fesih değil, yeniden seçime götürmek.” Tamam kardeşim, biz de onu diyoruz zaten, feshediyorsun, diyorsun ki “Seni kapattım, yeniden seçime götürüyorum, niçin? Yeniden seçim kararanı alacaksa milli iradeyi temsil eden organ almalı yani Meclis almalı. Meclis erken seçim kararı alabilir mi? Alabilir. Başka bir organ değil, bir kişi mi doğru karar alır, 550 kişi mi? Bir kişi mi hata yapmaz, 550 kişi mi? Niye 550 kişiye güvenmiyorsunuz? Milli iradeyi yüzde 100 temsil ediyor. Diyorsunuz ki yetkiyi verelim, başkan istediği zaman Meclisi feshetsin. Olmaz, doğru değil. Elimizi vicdanımıza koyalım, buna göre karar verelim.

KİMSEYE TUZAK FALAN KURDUĞUMUZ YOK

Başka? Sevgili anneler, daha ilginç bir şey. Bu Ankara’daki beyler bir tuzak hazırlamışlar, arada bir “Kılıçdaroğlu tuzağı” diye yazıyorlar. Öyle bizim bir tuzak kuracak düşüncemiz yok. Biz, ülkemizin büyümesini, gelişmesini, itibar kazanmasını; siyasetin düzgün olmasını, siyasetçilerin yalan söylememesini, ahlaklı olmasını, siyasetçinin cebini değil, vatandaşı düşünmesi gerektiğine inanan bir siyasi anlayıştan geliyoruz. O nedenle kimseye tuzak falan kurduğumuz da yok. Onlar, benim konuşmam üzerine diyorlar ki “Bu Kılıçdaroğlu bize tuzak kuruyor.” Yok efendim, tuzak kurduğum yok. Ama bu Anayasanın içinde bir tuzak var, bir sürü tuzak var da ama temel bir tuzak var, diyorlar ki “18 yaşındaki çocuğu milletvekili yapacağız, askerlikten de muaf tutacağız.” Sevgili anneler, Allah aşkına 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olacak diye düşünen bir anne var mı, bir el kaldırsın göreyim. Yok mu? Yok. Peki, bu 18 yaşındaki çocuk kimlerin çocuğu? Bu beylerin çocukları milletvekili olacak, askerlikten ömür boyu muaf olacak, iki yıl içinde emeklilik hakkı kazanacak, her ay en az 10 bin lira para alacak… Ben eminim, bu mutlaka simitçinin çocuğudur, fırıncının çocuğudur, manavın çocuğudur, bakkalın çocuğudur. Bu tuzağa hiçbir genç düşmesin, hiçbir anne düşmesin. Kendi çocuklarına ikbal hazırlıyorlar değerli arkadaşlarım. Bunun özellikle şehit annelerine, gazi annelerine seslenerek ifade etmek istiyorum. Sizin çocuklarınız doğuda, güneydoğuda, El Bab’ta hayatını verirken bunlar kendi çocukları için ikbal hazırlıyorlar, milletvekili ikbali  hazırlıyorlar, bol paralı emeklilik hazırlıyorlar. O nedenle buna karşıyız.

Başka? Milletvekili sayısını 600’e çıkarıyorlar; 550 yetmedi, 600’e çıkarıyorlar. Niye 600 milletvekili? Bir Allah’ın kulu çıkıp da niye 600? Efendim, milli irade daha iyi temsil edilecekmiş! Milli iradenin tam tecelli etmesi için sen milletvekilliği seçiminde öngörülen yüzde 10 seçim barajını kaldıracaksın kardeşim; yüzde 1 oy alan partinin genel başkanı da Meclise gelsin. Bak, biz buna evet diyoruz. Milli iradeyi güçlendireceksen asıl yapılması gereken budur. Âşık Mahzunu Şerif’in güzel bir dörtlüğü var. Bu 600 milletvekili ve bunun da geçici en az rakam olarak 187 milyar lira, eski parayla 187 trilyonluk bir yükü var.  Âşık Mahzunu Şerif şöyle diyor: “Milletin sırtından doyan doyana, bunu gören yürek nasıl dayana, yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, bilmem söylesem mi söylemesem mi?”

HAYIR ÇIKARSA TÜRKİYE RAHAT BİR NEFES ALACAK

Sayın Cumhurbaşkanının danışmanlarından birisi dün şöyle bir Tweet atmış hayır diyenlere: “7 Haziran sonrası Türkiye’deki kaos ve istikrarsızlığı mumla ararsınız” diyor, tehdit ediyor. Hayır derseniz, bak kaos çıkacak, hayır derseniz bilmem şu olacak diye. Hayır dersek ne olacak? Bütün samimiyetimle anlatıyorum, emin olun, Allah inandırsın bütün samimiyetimle anlatıyorum. Hayır olursa Türkiye rahat bir nefes alacak, kutuplaşma olmayacak, kavga olmayacak. Hayır çıkarsa, Sayın Cumhurbaşkanı görev süresi doluncaya kadar Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürecek.

Efendim diyorlar ki, “Hayır çıkarsa CHP Cumhurbaşkanlığı makamının meşruiyetini sorgulayacak.” Milletin oyuyla gelmişse meşruiyet tartışması olmaz. Bakın, milletin oyuyla gelmişse meşruiyet tartışması olmaz. Milletin oyuyla mı geldi? Evet, milletin oyuyla geldi. Milletin oyu nedir? Başımızın üstünde yeri vardır, yok öyle bir şey.

Efendim, başbakan yerinde kalacak. Aslında biz, biraz da Binali Yıldırım için çalışıyoruz. Başbakan yerinde kalacak, bakanlar yerinde kalacak, hepsi görevini yapacak. Tabiî, Başbakan eğer bir saray darbesiyle görevden alınmazsa, o garantiyi veremiyoruz.  

Devletin yapısını ve işleyişini bir kişi belirlemeyecek, 550 milletvekili burada devletin yapısını ve işleyişini belirleyecek; oturup çalışacaklar.

Başka? Egemenlik yani hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin olacak, sarayın değil. Eskiden olduğu gibi, Milli Kurtuluş Savaşında olduğu gibi, bu cumhuriyeti kurarken düşündüğümüz gibi, ilk Anayasayı yaparken düşündüğümüz gibi hâkimiyet bila kaydü şart milletin olacak, saraya hâkimiyet devredilmeyecek, bu da olacak.

Geçen hafta söyledim, hayır dediğimiz zaman ne oluyor? Bildiğimiz bir yol var, parlamenter demokratik sistem. Tecrübe kaç yıllık? 140 yıllık, 140 yıllık tecrübe var. En iyi yol hangisidir? En kestirme yol en iyi bildiğimiz yoldur. En iyi bildiğimiz yolu biliriz, nereye gideceğini de biliriz. Sonu belli olmayan bir yola neden Türkiye’yi sürüklüyorsunuz? Zaten itirazımız da budur. Bunu sadece ben söylemiyorum, Sayın Cumhurbaşkanının danışmanı da bir televizyon programına katılıyor, diyorlar ki “Hayır çıkarsa ne olur?” O da şu cevabı veriyor: “Hayır çıkarsa bir şey olmaz, aynen devam edilir.” Evet, doğru, hayır çıkarsa hiçbir şey olmaz, aynen devam edilir. Söyleyen kim? Akıl sahibi birisi. Neden? Aynı zamanda bir akademisyen, aynı zamanda YÖK üyesi, diyor ki “Hayır çıkarsa bir şey olmaz, hayat devam eder.” Doğru, hayat devam eder, Meclis yerinde duruyor. Birileri Meclisi mi kapatacak? Asla izin vermeyiz. Darbe mi olacak? Asla izin vermeyiz. Sayın Cumhurbaşkanı görevinde mi? Görevinde.

Başka ne olacak? Türkiye rahat bir nefes alacak. Türkiye’de kutuplaşma olmayacak, hep beraber huzur içinde yaşayacağız.

Güzel günler için, huzurlu günler için… Kadınlar korosunun türkülerine yürekten teşekkür ediyorum. Hayır kampanyasını kutuplaşarak değil, sertleşerek değil, bir bayram havasında götüreceğiz. Bizim bayramımız olacaktır. Bu bayram hepimize kutlu olsun.  

CHPnet

SİTELERİ