13.03.2026
13.03.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Zeynel Emre, İstanbul Küçükçekmece İlçe Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik "kumpas davası"ndaki usulsüzlüklerden ekonomideki derin çöküşe, bütçe açığından emekli maaşlarındaki adaletsizliğe kadar pek çok başlığı gündeme taşıdı. İktidarın liyakatsiz kadroları ve savurgan harcamalarını sert bir dille eleştiren Emre, "Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bir avuç yandaşın değil, refah devletinin egemen olduğu bir Türkiye olacak" ifadelerini kullandı.
CHP Sözcüsü Emre şunları kaydetti:
"KUMPAS DAVASI"NDAKİ USUL HATALARI VE LİYAKATSİZ HEYET
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli yurttaşlarımız geçtiğimiz hafta çok önemli, beklenen, bir yıldır süre gelen operasyonlar sonrasında yargılama başladı 9 Mart itibariyle. Ne yargılaması? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın İmamoğlu ve arkadaşlarına kurulan kumpas dosyasının yargılaması.
Değerli arkadaşlar, kıymetli yurttaşlarımız; biz bu davaya giderken, duruşmaya hazırlanırken kendi ödevimizi iyi yaptık, iyice hazırlandık. Gerek savunma açısından, gerek o bölgede, yerleşkede gelenleri nasıl misafir edeceğiz, nerede toplantı yapacağız; bütün bu detayları düşündük ve hazırladık. İktidara gelince de, bakın böylesine büyük bir kumpas, böylesine büyük bir olay Türk yargı tarihinin gelmiş, geçmiş en önemli iki üç davasından biri olarak gösterilecek bir yer için… Tabii bu öylesine özel bir yargılama ki tıpkı Yassı Ada gibi özel bir mahkeme salonu inşa edilmesi planladı. Çünkü bizde halihazırda Türkiye sınırları içerisinde 402 sanığı aynı anda yargılayacak, her birine üç avukat, izleyiciler, basın mensuplarıyla elverişli bir salon olmadığından yeni bir salon yapılması kararlaştırıldı. Bunun için de yandaş bir firmaya verildi ihalesi, Mart ayında teslim edilecekti, 1 milyar TL'lik yaklaşık ihale. Bitirilemedi. Hazırda olan Silivri'deki salonlardan birinde başlandı.
Buraya kadar tamam. Peki, sonra? Arkadaşlar yargılama başladı ve büyük acemiliklerle karşılaştık. Biz beklerdik ki; böylesine bir dosyada 25 bin hâkim savcı içerisinde uzun yıllar ağır ceza reisliği yapmış ve ağır ceza mahkemelerinde görev yapmış bir heyeti, bir savcıyı karşımızda görmeyi beklerdik. Niye? Dediğim gibi yargı tarihimizde olmayan bir yargılama. Ciddi bilgi, birikim ve tecrübenin ihtiyaç duyulduğu bir yargılama. Baktık ki mahkeme başkanı bir defa çok agresif. Böylesine bir dosyada salon hakimiyetini dahi kurmaktan uzak. Öncelikle söz isteyen Sayın İmamoğlu'na ‘ben sana söz vermem, Nisan ayının sonuna kadar sana söz vermem’ dedi ve hitapta üslupta problem olunca avukatların salondaki itirazı üzerine dedi ki; ‘salonun boşaltılması…1,5'ta başlayacağım.’ Gitti geldi, tabii ki salon boşalmadı. Çünkü orada milletvekilleri var, Genel Başkanımız var. Bunu dahi bilmiyor Anayasanın açık hükmü. Salonu boşaltamadı, tekrar geldi başladı. Avukatlar dedi ki, ‘Sayın Başkan, sizin yoklama almanız lazım. Sanıkların isminin okunması, avukatların karşısında isimlerinin okunması, kim kimin müdafi bilinmesi lazım.’ Bu belki teknik gelebilir izleyiciler açısından. Ancak işin çarpıcılığına işaret etmek istiyorum. Başkan bunu dahi bilmiyor ve ‘bende usul böyle’ dedi. Peki… Yargılama başladı ve biliyor musunuz usul hakkında söz isteyenlerden ve konuşan avukatlardan biri, bir hanımefendi, üzerinde cübbesi yoktu ve konuştuktan sonra ‘kimin avukatısın’ dediğinde ‘hiç kimsenin’ dedi. Yolgeçen hanı mı burası? Her isteyen gelip orada konuşabilir mi? Peki böyle olunca ne oldu? Tabii ikinci gün yoklama yaptı. İkinci gün Sayın İmamoğlu'na söz vermek durumunda kaldı. Yani iki uygulamadan hangisi doğru bunların?
Böyle olunca da Cumhuriyet Halk Partisi olarak ya dedik bakalım bu yargıçlar kimlerdir? Bakın, iki üyenin hakimlik süresi 2 yılın altında. 1,5 yıl gibi bir süre söz konusu. Başkan ise esasında avukatlıkta geçirdiği sürenin bir kısmı meslekte kıdemde sayılmasa 7 yıllık yargıç ve esasında birinci sınıf hâkim ve mahkeme başkanı olacak durumda değil, o da mahkeme başkanı yapılmış. Baktık acaba mahkeme başkanının bu alanda tecrübesi mi çok onun için mi getirildi? Daha önce yazdığı üç tane kitap var. Bu kitaplara bakıyorsunuz. İcra müdür ve müdür yardımcılığı soru bankası çözümlü. Kamu hukuku soru bankası çözümlü. Kitapların adı böyle. Özel hukuk soru bankası çözümlü. Yani sizin 100 yılın ceza davasını atadığınız mahkeme başkanlığının uzmanlığı ortada daha başlarken. En sonunda kararlaştırılan zaman diliminden evvel fiziki şartlar müsait değil dedi ve terk etti gitti.
BU TOPLUM GERÇEK ANLAMDA HIRSIZIN DA YOLSUZUN DA ARSIZIN DA KİM OLDUĞUNU BİLİYOR.
Şimdi değerli arkadaşlar bakın, bir sürü yalan, iddia, iftira yazıldı, çizildi. Bunların bir kısmı zaten dosyada da yer almıyor. Bu durumla karşılaşıyorsunuz. Genel Başkanımız bu duruma isyan etmesin, itiraz etmesin de ne yapsın? Sayın İmamoğlu itiraz etmesin, sesini yükseltmesin de ne yapsın, kabullensin mi bunu? Ne zaman ki bu konuda gerçekleri Genel Başkanımız söylüyor, peşine bakıyorsunuz; mahkeme heyetine yönelik sözleri nedeniyle efendim işte Türk Ceza Kanunu ilgili maddeleri uyarınca soruşturma açılmıştır. Sayın İmamoğlu hakkında da hesaplarını kapata kapata bitiremediler. Bu sefer de sesini duyurdu, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinin kapatılması yönünde başvuru yapıldı. Madem siz kendinize güveniyorsunuz, baştan hepiniz diyordunuz TRT'de canlı yayınlansın. Peki, kardeşim kendinize güveniyorsanız hesapları niye kapatıyorsunuz? Niye canlı yayınlamıyorsunuz? Bunu MHP de söylemişti. O zaman 9 Mart'tan öncesinde biz gittik teklif verdik. Madem öyle kanun değişikliği yapalım. Kanaldan canlı yayınlansın, 86 milyon hakemliğinde bu işi çözeriz dedik; parmakları kaldırdı, reddettiler. Bakın dün bir kez daha Sayın Bahçeli'nin söyleminden sonra bir kez daha kanun değiştirme teklifi verdik, onu da reddettiler. Yani söylenenle yapılan arasında Cumhur İttifakı'nda makas açılıyor. Söylenenin tam tersi istikamette giden bir şey var.
Niye biliyor musunuz kıymetli yurttaşlarımız? Çünkü bu toplum gerçek anlamda hırsızın da yolsuzun da arsızın da kim olduğunu biliyor. Onun için canlı yayınlamaktan da korkar, her türlü karartmayı da yapar bunlar. Ama biz gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. Rapor yazmışlar, Milli Birlik Kardeşlik Komisyonu raporu. En başında ne diyor hemen girişten sonra; AİHM kararlarının bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı. Bakın kıymetli yurttaşlarımız, AİHM’in yargı yetkisini tanıyıp iç mevzuatında yer veren 46 ülke var. Bu 46 ülke içerisinde Türkiye AİHM'e başvuruda birinci sırada uzak ara, bakın 46 ülkede birinci. Ben diyorum ya bu ülkedeki bu iktidar döneminde çeyrek yüzyıllık birincilikler maalesef hep kötü alanda… 46'da birinci! Başvuru yani özellikle ödenen tazminat kısmını almadım; orada hemen şöyle bir karşı cevap geliyor, efendim bize düşmanlık yapıyorlar diye, karar marar yok, sadece başvuru. Ne kadar? 18 bin 450 dosya ile ilk sırada. İkinci kim? Rusya, 7 bin 200. Bakın biz Rusya'nın iki katı önündeyiz, diğer ülkeleri saymıyorum bile. İşte bu ülkenin karanlığa sürüklendiğinin resmidir.
TÜİK VE TİCARET BAKANLIĞI ARASINDAKİ VERİ ÇELİŞKİLERİ
Kıymetli yurttaşlarımız, yargı böyle olunca tabii yatırım açısından problem oluyor. Ekonomik güvensizlik ve ticaret rakamların bozulduğunu, halkın refahının düştüğünü görüyoruz. Amma velakin bu sorunu düzeltmek yerine rakamlarla oynandığını tespit ettik. Bir önceki toplantıda bir örnek vermiştik. Şimdi ben o örnekleri arttıracağım. Bir önceki toplantıda demiştim ki; ‘Kardeşim Suriye ile yapılan ticarete ilişkin Ticaret Bakanlığı verilerine bakıyoruz. Bir de TÜİK rakamlarına bakıyoruz. İkisi de devletin kurumu. İki veri arasında 675 milyon dolarlık fark var ihracatta. İthalatta ise bildirilen rakamlar arasında 263 milyon dolar fark var. Bunu bir açıklayın’ dedim çıt çıkmadı bir haftadır. Öyle olunca arkadaşlara dedik ki; bir de diğer ülkelerin rakamlarına bakalım. Bakın; Ticaret Bakanlığı diyor ki 2025 yılında Almanya'ya 29 milyar dolarlık ihracat yapmışız, 33 milyar dolarlık da ithalat yapmışız. Ama TÜİK de diyor ki; yok 20 milyar 183 milyon dolar ihracat yapmışız, 27 milyar 678 milyon dolar da ithalat yapmışız. Aradaki farka bakın yani toplam 9 milyar dolar fark var. Devam edelim, Fransa… Ticaret Bakanlığı diyor ki; 2025 yılında 13 milyar dolar ihracat, yine aynı rakamda ithalat yapmışız. Ama TÜK de diyor ki; yok 10 milyar 638 milyon dolar ihracat, 12 milyar 119 milyon dolar ithalat yapmışız.
Ya arkadaşlar böyle bir şey olabilir mi yani? Hani işin çivisi çıkmış dediğiniz şey bu. Rakamlarla oynuyorsunuz ve o kadar pervasız, o kadar beceriksiz bir yönetim var ki, kendi denetimi etkisi altındaki iki kurumun rakamları arasındaki bu devasa farkı bir önceki hafta söylememize rağmen kimse ne açıklama yapıyor ne düzeltiyor. O nedenle Ticaret Bakanlığı ve TÜİK buradan iktidara seslenelim bu farkı anlatmak, izah etmek zorundadır. Takipçisiyiz, her hafta dile getirmeye devam edeceğiz diğer rakamları da inceleyerek.
BİZ GELECEĞİN PLANLAMASINI YAPIYORUZ
Bakın, bir toplantımızda demiştik ki Ziraat Bankası kurulduğu zaman Cumhuriyet sonrası çiftçi için kuruldu. Çiftçiyi desteklemek için yandaşlara para aktarımı için değil. 800 milyon dolarlık kredi çekildi Demirören Holding tarafından kanalı yandaş hale getirmek, bir kanalı bir gazeteyi daha almak için. Şimdi bu para geri ödendi mi? Soruyoruz. Bu para bugünkü güncel kurla ne kadar oldu? Ne kadara ödendi? Yapılandırıla yapılandırıla bir hal oldu. Diyor ki ticari sır Mehmet Şimşek, bizzat ben sordum ticari sır diyor.
Peki biz de Ziraat Bankası'nı incelemeye devam ediyoruz. Ziraat Bankası son 20 yılda ilan ve reklam harcamasını %474 arttırmış. Bakın %474 arttırmış. Ne kadar? 6 milyar 209 milyon 802 lira; kur farkıyla bunu çevirdiğimizde 1 milyar doların üzerinde bir rakama tekabül ediyor. Ya bir banka neyin reklamını verecek bu kadar? Neyin ilanını yapacak? Peki burada da bakıyoruz. Bu hangi medya kuruluşlarına verilmiş; mesela reyting rekorları kıran Halk TV'ye verilmiş mi? Sözcü TV'ye verilmiş mi? Nefes Gazetesine verilmiş mi? Baktığınız zaman bunları göremiyorsunuz. Bütün yandaş, kendilerini destekleyen; aslında izlenmeyen, satılmayan gazeteleri ve televizyonları fonlamışlar.
Yurttaşlarımızın parasıyla, esasında çiftçiye kredi verilmesi gereken parayla. Bununla ne yapılabilirdi? Bakın 90 tane muazzam, iyi düzeyde tam teçhizatlı okul yapılabilirdi. 120 tane çok modern kreş yapılabilirdi. 10 bin lira üzerinden 600 bin üniversite öğrencisine burs verilebilirdi.
Yani, ben diyorum ya bu ülkenin kaynak sorunu yok, kaynakların yönetim sorunu var. Hani iş emekliye gelince diyorlar ya kaynak yok diye. Arkadaşlar, kalem kalem anlatmaya devam edeceğiz gerek faize edeceğiz gerek yandaşa giden kalemler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sadece eleştirmiyoruz, geleceğin planlamasını yapıyoruz. Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Eşgüdüm Konseyi Toplantısı oldu ve bu konsey toplantımızda Türkiye ekonomisinin durumunu, alınması gereken önlemleri, Avrupa'nın yeni üretim vizyonu karşısında Türkiye'nin konumunu kapsamlı bir şekilde ele aldık. Bakın, Avrupa bir atılım peşinde ve Made in Europe diyor. Bir strateji olarak bunu diyor yani Avrupa'da üretime dayalı bir düzene geçmek istediğini planlıyor. Dolayısıyla bu vizyonu; iğneden ipliğe, samana kadar her şeyi ithal eden Türkiye olarak bu vizyonu Türkiye'de de egemen kılmak durumundayız. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki; Avrupa ile ekonomik entegrasyon, demokrasi, kalkınma ve refah ekseninde güçlenme ve Gümrük Birliğinin güçlenmesi, güncellenmesi ve ülkemizin güçlü, eşit ve saygın bir üretim kapasitesinin olmasını, katma değeri yüksek ürünler üretebilmeyi, gençlerin de bu amaçla geleceğe hazırlanmasının öneminin altını çiziyoruz.
KAYNAKLARI; EMEKLİDEN, İŞÇİDEN, BU ÜLKENİN GENCİNDEN, ÖĞRENCİSİNDEN, ÇALIŞANINDAN, KADININDAN YANA KULLANACAĞIZ
Bugün maalesef ülkemizdeki ekonomik durum çok kötü. Bakın kaynak yok. Kaynak yok. Önümüzde bayram var. Emeklilere reva görülen emekli ayrılığı ortada. Bari bir asgari ücret emekliye bayram ikramiyesi verin dedik, 4 bin lira dediniz, 4 bin lira. Sayın Erdoğan'a soruyorlar ne diyorsunuz diye; ‘gerekeni söyledik’ diyor, cevap da vermiyor ‘hayırlı olsun’ diyor çıkıyor. Sayın Erdoğan, merak etmeyin emekli de size gerekeni sandıkta söyleyecek. Bunu göreceğiz hep birlikte.
Emekliye kaynak yok öyle mi? Bakın Akkuyu'da Rusya'ya ait bir şirket var. Nükleer güç santrali yapım işi. Yani zaten dünya kadar kar ediyorlar. Nasıl iş ilişkilerine girildiğini, hangi menfaati ilişkilerine girildiğini tahmin edebiliyoruz. Daha önce yapılan o kamu özel işbirliği adı altında yapılan yerler, onların özelleştirmesi, bunları biliyoruz, tahmin edebiliyoruz. Peki, kardeşim siz zaten ciddi kar eden, kapasite olarak avantajlı, sözleşme anlamında avantajlı olan Rus şirketine niye 9 milyar 819 milyon dolar; yani güncel kurla 425 milyar lirayı -hani 4 bin lirayı reva görüyorlar ya- 425 milyar lirayı bir kalemde sildiler, vergi affı. Bakın, 425 milyar lirayı tek kalemde silip attılar. Ya bu parayla 17 milyon emekliye ilave 8 bin lira verilebilirdi. Hani kaynak yok diyorsunuz. Sizin anlayışınız emekliye zulüm, zengine af.
Değerli arkadaşlar bakın, bir başka çarpıcı veri de -hani önemsenmeme, nasıl olsa bunu unutur seçim zamanı diye- SGK verilerine baktık; 2025 yılı itibariyle kurum 5,5 trilyon lira harcama yapmayı planlamış. Ama yine emekliler için harcanması gereken rakamdan 451 milyar lira daha az ödeme yapılmış. Bakın, yine kaynak yok diyorlar, ben yine kaynağı işaret ediyorum. Zaten geçen sene harcaman gerekeni harcamamışsın. Yani bunu emekliye versen 17 milyon emeklinin maaşını 2 bin 200 lira sadece bu rakamdan artırabiliyorsun ya da bayram ikramiyesi olarak verebiliyorsun. Ama burada hatırlatmak isterim. Biz 2017 yılında referanduma giderken işte bu kötü, berbat düzenin; her alanda çürümenin, yozlaşmanın hızlandığı sürece giderken Anayasa Referandumunda çıktı dediler ki; ‘ey halkımız ekonomi şaha kalkacak, işsizlik bitecek, dünyanın ilk 10 ekonomisi içerisine gireceğiz, her alanda uçacağız’ dediler. Bakın ne oldu? O günden bugüne geldiğimiz zaman faiz gideri 74 milyar liraydı 2025'te 1.3 trilyon lira oldu. Bu rakam bu yıl için öngörülen 2.7 trilyon lira. Sadece 2 ayda bütçeden faize 637 milyar TL gitti. Bütçe açığı 2018'de 72.8 milyardı, geçtiğimiz sene 2.1 trilyon lira. Buna dolar bazında bakarsak 15 milyar dolardan 60 milyar dolara çıktı bütçe açığı, hani uçacaktık ya! Borç stoku 200 milyar dolardan 300 milyar dolara çıktı. Kamu harcamaları 830 milyar liraydı o günkü kurla 170 milyar dolardı, bugün bu 400 milyar dolar; bakın 170 milyar dolardan 400 milyar dolara çıktı. Hani tasarruf diyorlar ya, emekliye, asgari ücretliye yok diyorlar ya. 8 yılda iki kat kamu harcaması yapılmış.
Burada bakıyoruz tabii kamu harcaması; ne var içinde? Kamu garanti ödemeli sözleşmeler, yandaş müteahhitler, kullanılmayan havalimanları. Bu vergilerin yüzde 62'si dolaylı vergi. Yani 2025'te vatandaştan sana hizmet edeceğim diye toplanan verginin, 11 trilyon gelirin 7 trilyonu dolaylı vergilerden, yani yaptığınız alışverişlerden. Çünkü ülkede gerçek anlamda zengin adamdan vergi alınmıyor. Olanı da böyle affediliyor ifade ettiğim gibi. Peki, tasarruf diyorlar. Tasarruf, Cumhurbaşkanlığı bütçesi… Cumhurbaşkanlığı bütçesi 2018'de 800 milyon liraydı. Yani 160 milyon dolardı. Bugüne geldiğimizde 450 milyon dolar. Aradaki farka bakın, korkunç artışlar var, 3 katından fazla artıyor. Koruma harcamaları… Yani bu kalem de gerçekten enteresan, burada da nasıl bir düzen varsa. 2018'de 25 milyon dolarmış cumhurbaşkanı koruma harcaması, bugün 75 milyon dolar; 3 katına çıkmış. Yani günde 15 milyon lira Sayın Erdoğan'ın koruma harcaması var. Tasarrufu nereden yapıyorsunuz siz peki? Yani bu rakamlar nasıl böyle çıkabiliyor? Yani bir taraftan ay sonunu zor getiren, getiremeyen milyonlarca yurttaş, bir taraftan burada bir savurganlık. O nedenle Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz; kaynakları emekliden yana, işçiden yana, bu ülkenin gencinden, öğrencisinden, çalışan kadınından yana kullanacağız. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bir avuç yandaşın zengin olduğu değil, refah devletinin egemen olduğu bir Türkiye olacak.
5 YILDA TEKSTİL ÜRETİMİ YÜZDE 28 AZALMIŞ; SEKTÖRDEKİ DARALMA NEDENİYLE HER 10 KİŞİDEN 3’Ü DE İŞSİZ KALMIŞ
Biz her kalemde uyarmaya devam ediyoruz. Bakın, imalat sanayi batıyor. Bir önceki yılla kıyaslıyoruz çok ciddi düşüş var. Niye? Çünkü piyasa güven vermiyor. Çünkü burada kimse yatırım yapmak istemiyor. Bakın yine rakam vereceğim. Hazine diyor ki Mart - Mayıs dönemi 1.4 trilyon borç ödeyeceğim diyor. İç, dış borç. Şimdi borçlanırsın, bu normal bir durum. Peki, borçlandın ama sanayini geliştirirsin borçlanırsın. Tarımını geliştirirsin borçlanırsın. Eğitimini geliştirirsin, yatırım yaparsın, borçlanırsın, bütçedeki payını arttırırsın. Hep söylüyoruz; arttır onu, o rakamların çok daha yüksek olması lazım; ama siz bunu borçlanıyorsunuz, imalat da düşüyor.
Değerli arkadaşlar, son 5 yılda tekstil üretimi yüzde 28 azalmış. Yani hazır giyimde 4 bin 126, tekstilde 861 olmak üzere 5 bin firma kapanmış. Bu alanda önceden çok daha iyi konumdaydık. Sektördeki daralma nedeniyle her 10 kişiden üçü de işsiz kalmış. Yani tekstil üretimi ölmüş açıkçası ağlayanı yok. İktidar da bu batışı seyrediyor. Bakın, sürekli inşaat görüyoruz. Zannedersiniz ki insanlar ev sahibi yapılıyor. Bu iktidar iktidara gelmezden evvel bile bugün itibariyle ev sahibi sayısında azalma var, kiracı sayısında artış var. Bu ülkede yaşayanların yüzde 55'i ancak kendi mülkünde oturuyor. Yani bu ne demek? O alanda yaptığınız yatırımlarla siz aslında bir avuç zengini zenginleştirmeye devam ediyorsunuz.
KİMSE UNUTMASIN, TÜRKİYE AK PARTİ'DEN BÜYÜKTÜR
Kıymetli yurttaşlarımız, tablo ağır farkındayız. İşimiz kolay değil. Ancak her gün bu ülkenin mihenk taşlarını, değerlerini yok etmeye çalışanlar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Büyük Atatürk'ün yarattığı ilkelerle yürüyenlerin mücadele azmine yetişemezler göreceksiniz. Cumhuriyet Halk Partisi bu kadar saldırı altında son bir yıl içerisinde üye sayısını 1,5 milyondan 2 milyona çıkarmıştır. İstikrarlı bir şekilde bu ülkenin birinci partisidir. Bu kadar kara propagandaya rağmen biz akılla, bilimle 86 milyon vatandaşımızın ferasetiyle, omuz omuza, yürek yüreğe Türkiye’ye yeniden hak ettiğimiz güzel yarınları el birliğiyle getireceğiz. Kimse karamsarlığa, umutsuzluğa kapılmasın. Çocuklarımızın, emeklilerin, kadınların, gençlerin, emekçilerin, mazlumların, adaletsizliğe uğramış herkesin yanında Cumhuriyet Halk Partisi. Erdoğan diyor ya, ‘Dünya 5'ten büyüktür’ diye. Biz de diyoruz ki; kimse unutmasın Türkiye AK Parti'den büyüktür. Sandıkta millet bunu çok güzel bir şekilde verecek, bunu hep birlikte göreceğiz.
Değerli arkadaşlar, katıldığınız için teşekkür ederim. İnşallah iktidarda buluşacağımız güzel günlerde diyorum.
13.03.2026
13.03.2026
13.03.2026
13.03.2026