18.09.2026

Orhan Sarıbal: Operasyonlar Yapısal Sorunların Üzerini Örtemez

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal; fındık ve pamuk üreticilerinin yaşadığı sorunları, yaş sebze-meyve piyasasına yönelik operasyonları ve motorin fiyatlarındaki artışı değerlendirdi. Fındığın maliyetinin 240 liraya ulaşmasına rağmen serbest piyasada 170 liraya kadar düştüğünü, pamuk üreticisinin ise kilogram başına 10-12 lira zarar ettiğini belirten Sarıbal, “Çözüm; kamucu, planlı, demokratik, kooperatifçi ve üreticiden yana bir tarım politikasıdır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında fındık ve pamuk üreticilerinin sorunlarını, yaş sebze-meyve dağıtım zincirine yönelik soruşturmayı ve motorin fiyatlarındaki artışı değerlendirdi.

Basın toplantısına basın özgürlüğünün önemini vurgulayarak başlayan Sarıbal, basın ve yayın kuruluşlarının özgürce haber yapabilmesinin demokrasinin, özgürlüğün ve adaletin temel koşullarından biri olduğunu söyledi.

Fındık üreticisi 240 liralık ürününü 170 liraya satıyor

Fındığın Karadeniz’in temel geçim kaynaklarından ve Türkiye’nin en önemli tarımsal ihraç ürünlerinden biri olduğunu belirten Sarıbal, yaklaşık 350 bin ailenin 7 milyon dekarlık alanda fındık üretimi yaptığını söyledi.

Türkiye’nin dünya fındık üretiminin yıllara göre yüzde 70-75’ini karşıladığını ve fındık ihracatından 1,8 milyar dolar ile 3 milyar dolar arasında gelir elde ettiğini belirten Sarıbal, buna rağmen üreticinin emeğinin karşılığını alamadığını ifade etti.

Fındık rekoltesine ilişkin tahminler arasındaki büyük farklılığa dikkat çeken Sarıbal, sahadaki üreticilerin 500-550 bin tonluk bir rekolteden söz ettiğini, Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi’nin ise 810 bin tona ulaşan bir tahmin açıkladığını hatırlattı.

“Dünya fındığının yüzde 70-75’ini üreten bir ülke kendi rekoltesini ortak ve güvenilir bir yöntemle belirleyemiyor. Rekolte yüksek gösterildikçe üreticinin ürününü daha ucuza almak kolaylaşıyor. Rekolte açıklamaları çiftçinin ürün fiyatını aşağı çekmenin aracına dönüştürülemez.”

TMO’nun Giresun kalite fındık için kilogram başına 255 lira, levant kalite fındık için 250 lira alım fiyatı açıkladığını hatırlatan Sarıbal, fındığın gerçek üretim maliyetinin kilogram başına yaklaşık 240 liraya ulaştığını söyledi.

Kesintilerden sonra TMO’ya ürün verebilen çiftçinin eline yaklaşık 240 lira geçtiğini belirten Sarıbal, TMO’dan randevu alamayan, ÇKS sorunu yaşayan veya işçi ücretini ve borcunu ödemek için acilen paraya ihtiyaç duyan üreticinin ise ürününü 170 liraya kadar düşen fiyatlarla satmak zorunda kaldığını ifade etti.

“Geçen yıl ve bu yılın ilk aylarında 300-350 liraya kadar çıkan fındık bugün 170 liraya kadar düşmüştür. Çiftçi, maliyeti 240 lira olan ürününü 170 liraya satmaktadır. TMO’nun açıkladığı fiyat bütün piyasa için taban fiyat olmalı, özel sektör bu fiyatın altında ürün alamamalıdır. Daha düşük fiyatla alım yapılacaksa aradaki fark üreticiye fark desteği olarak ödenmelidir.”

TMO toplam alım miktarını açıklamalıdır

TMO’nun fındıkta kaç tonluk alım yapacağını açık biçimde ilan etmediğini belirten Sarıbal, öngörülen 200-250 bin tonluk alımın toplam üretimin çok altında kaldığını söyledi.

Akçakoca’da yalnızca bir alım noktası bulunduğunu ve burada günlük yaklaşık 100 ton ürün alınabildiğini aktaran Sarıbal, randevu sisteminin de üreticiyi özel alıcılara yönelttiğini belirtti.

İki ton ürünü bulunan bir çiftçinin fındığını kademeli olarak kuruttuğunu ancak üçüncü randevuyu alamadığı için kalan ürününü TMO’ya teslim edemediğini anlatan Sarıbal, şunları söyledi:

“Çiftçinin işçi ücretini, kredi borcunu ve günlük ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyor. Ürününü TMO’ya veremezse 170 liraya tüccara satmak zorunda kalıyor. TMO fiyat açıklamakla yetinemez; toplam alım miktarını açıklamalı ve gerçek bir alım garantisi vermelidir.”

Randıman ölçümlerinin de şeffaf ve denetlenebilir olmadığını belirten Sarıbal, şeker pancarındaki polar, domatesteki briks ve hububattaki kalite analizlerinde olduğu gibi fındıktaki randıman ölçümünün de üreticinin ve üretici örgütlerinin katıldığı bir sistem içinde yapılmasını istedi.

ÇKS kaydındaki eksiklikler nedeniyle gerçek üreticinin sistemin dışında bırakılamayacağını vurgulayan Sarıbal, “ÇKS’sinin olmaması bir eksikliktir ancak suç değildir. Çiftçi üretmiş, masraf etmiş ve ürününü TMO’nun kapısına getirmişse o ürün alınmalıdır” dedi.

Don zararının onda biri bile sigorta kapsamında değil

Fındık üreticisinin kahverengi kokarca, iklim değişikliği ve don zararlarıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal, Ordu’da yaklaşık 1 milyon 300 bin dekar alanın don olayından etkilendiğini, TARSİM kapsamındaki alanın ise yalnızca 121 bin dekar düzeyinde kaldığını söyledi.

Sarıbal, fındık üreticisinin korunması için şu talepleri sıraladı:

- Rekolte tespitleri şeffaf, bilimsel ve bağımsız biçimde yapılmalıdır.

- TMO toplam alım miktarını açıklamalı ve alım garantisi vermelidir.

- Alım noktaları, depo ve günlük alım kapasitesi artırılmalıdır.

- Randıman ölçümleri üreticinin katılımıyla yapılmalı ve denetlenmelidir.

- ÇKS ve randevu sorunları üreticiyi sistemin dışında bırakmamalıdır.

- Fiyat belirlenirken aile emeği, sermaye gideri, iklim riski, geçim ve üretimi sürdürme payı dikkate alınmalıdır.

- Gübre, mazot, ilaç ve işçilik yükü azaltılmalıdır.

- Eğimli bahçelere ilave destek verilmeli, kredi limitleri yükseltilmelidir.

- Yaşlanan bahçeler yenilenmeli, kahverengi kokarcayla sürekli mücadele edilmelidir.

- İklim zararları gerçek kayıp üzerinden karşılanmalıdır.

- FİSKOBİRLİK ve üretici kooperatifleri güçlendirilmelidir.

- Lisanslı depoculuk yaygınlaştırılmalıdır.

- Türkiye kabuklu fındık satan değil, işlenmiş, markalı ve yüksek katma değerli fındık ürünleri ihraç eden bir ülke olmalıdır.

“Fındık Karadenizlinin değişmez kaderi değil, Türkiye’nin stratejik değeridir. Üretici yalnız bırakılamaz.”

Pamuk üretimi ihtiyacın dörtte birine geriledi

Pamuğun tekstil, gıda, yağ, hayvan yemi ve kimya sanayisi başta olmak üzere 42 sektörle bağlantılı stratejik bir ürün olduğunu belirten Sarıbal, Türkiye’nin pamuk üretiminde büyük bir gerileme yaşadığını söyledi.

1970’li yıllarda kişi başına yaklaşık 11,5 kilogram olan pamuk üretiminin bugün 6-6,5 kilograma düştüğünü ifade eden Sarıbal, Türkiye’nin yıllık 1,5-1,6 milyon ton lif pamuğa ihtiyacı bulunduğunu, bu yılki üretimin ise yaklaşık 400 bin ton düzeyinde kalmasının beklendiğini belirtti.

“Türkiye’nin ihtiyacı 1,6 milyon ton, üretimi yaklaşık 400 bin ton. Üretebildiğimiz miktar ihtiyacımızın dörtte birine kadar gerilemiştir. İlk yedi ayda yaklaşık 700 bin ton lif pamuk ithal edilmiştir.”

AKP döneminde yaklaşık 20 milyon ton pamuk ithalatı için 36 milyar dolar ödendiğini belirten Sarıbal, aynı dönemde yaklaşık 2 milyon tonluk ihracattan 4-4,5 milyar dolar gelir sağlandığını söyledi.

Pamuk ithalatının yanı sıra küspe ve diğer yan ürünler de dikkate alındığında Türkiye’nin kaybının daha da büyüdüğünü ifade eden Sarıbal, “Bu kaynağın yarısını kendi çiftçimize ayırsaydık Türkiye bugün pamukta dışa bağımlı olmazdı” dedi.

Pamuk üreticisi kilogram başına 10-12 lira zarar ediyor

Kütlü pamukta kilogram maliyetinin hasat giderleriyle birlikte 48-50 liraya ulaştığını, piyasa fiyatının ise yaklaşık 38 lirada kaldığını belirten Sarıbal, çiftçinin kilogram başına 10-12 lira zarar ettiğini söyledi.

Türkiye’de pamuk desteğinin kilogram başına yaklaşık 3,4 lira olduğunu ifade eden Sarıbal, yalnızca temel destekten yararlanan üreticilerde desteğin maliyeti karşılama oranının yaklaşık yüzde 3,5, planlı üretim desteğiyle birlikte ise yaklaşık yüzde 7 olduğunu belirtti.

Yunanistan’ın üretim maliyetinin yaklaşık yüzde 30-35’ini, İspanya’nın ise yüzde 60-70’ini karşılayacak ölçüde pamuk üreticisine destek sağladığını söyleyen Sarıbal, Türkiye’deki üreticinin sübvansiyonlu ithalat karşısında korumasız bırakıldığını vurguladı.

“İspanya ‘Brezilya’dan almak daha ucuz, üretmeyeyim’ demiyor. Yunanistan kendi üreticisini neden destekliyor? Çünkü pamuk stratejik bir üründür. Türkiye ise çiftçisini üretimden çıkarıp başka ülkelerin üreticilerine kaynak aktarıyor.”

Pamuğun Gümrük Birliği kapsamında sanayi girdisi olarak değerlendirilmesi nedeniyle gümrüksüz ithal edildiğini belirten Sarıbal, pamuğun aynı zamanda tarlada üretilen bir tarım ürünü olduğunun göz ardı edilemeyeceğini söyledi.

Sarıbal, pamuk için şu önlemlerin alınmasını istedi:

- Tekstil kapasitesi, su varlığı ve bölgesel üretim potansiyeline dayalı uzun vadeli üretim planı hazırlanmalıdır.

- Gerçek maliyet, aile emeği, sermaye gideri, risk ve geçim payına dayalı taban fiyat uygulanmalıdır.

- Piyasa fiyatı taban fiyatın altında kaldığında aradaki fark doğrudan üreticiye verilmelidir.

- Destekler ekimden önce açıklanmalı, girdi maliyetlerine göre güncellenmeli ve zamanında ödenmelidir.

- Üretici kooperatifleri ve TARİŞ güçlendirilmelidir.

- Gerektiğinde kamu alım ve piyasa düzenleme mekanizması devreye sokulmalıdır.

- Pamuğun Gümrük Birliği’ndeki konumu yeniden değerlendirilmeli, üretici sübvansiyonlu ithalata karşı korunmalıdır.

- Yerli, izlenebilir ve çevresel etkisi düşük pamuk kullanan tekstil işletmeleri desteklenmelidir.

Üretici ile tüccarı karşı karşıya getirmek çözüm değildir

Yaş sebze-meyve ticaretine yönelik soruşturma kapsamında 41 büyük dağıtıcı firmanın yöneticileri hakkında gözaltı kararı verildiğini, 109 adrese operasyon düzenlendiğini, 38 kişinin gözaltına alındığını ve 1.029 çiftçinin beyanına başvurulduğunu hatırlatan Sarıbal, hukuki soruşturmaların yürütülebileceğini ancak tarımın yapısal sorunlarının birkaç şirkete yüklenemeyeceğini söyledi.

“Yanlış yapanlar elbette araştırılmalı, suç oluşturan fiiller ispatlanırsa hukuk içinde gereği yapılmalıdır. Ancak birkaç tüccarı, komisyoncuyu veya firmayı sorumlu ilan ederek tarımın temel sorunlarını çözemezsiniz. Üreticiyle tüccarı, üreticiyle sanayiciyi karşı karşıya getirerek yanlış tarım politikalarının sorumluluğunu gizleyemezsiniz.”

Fındıkta üreticinin TMO’ya ürün veremediği için tüccara yöneldiğini, pamukta ise piyasa fiyatının maliyetin altında kaldığını hatırlatan Sarıbal, denetimin öncelikle çiftçinin üretirken zarar etmesini önlemesi gerektiğini belirtti.

Zincir marketlerin sayısının yaklaşık 60 bine ulaştığını ifade eden Sarıbal, “Marketler yasası nerede? Süpermarketlerin piyasadaki gücü için bugüne kadar hangi düzenlemeyi yaptınız?” diye sordu.

2019 yılında soğan depolarına yönelik operasyonları hatırlatan Sarıbal, üretimin azalmasının ardından gümrük vergisinin yüzde 49’dan yüzde 5’e indirilerek ithalata başvurulduğunu söyledi.

“Depoları bastınız, sonra çiftçi ekmeyince ithalat yaptınız. Temel sorunları çözmeden operasyonlarla fiyat sorununu çözemezsiniz.”

Tarım için temel çözüm önerileri

Sarıbal, tarımda uygulanması gereken politikaları şöyle sıraladı:

1. Toprak, su, iklim ve ülkenin gıda ihtiyacına dayalı havza bazlı üretim planlaması yapılmalıdır.

2. Aile emeği, arazi, sermaye, amortisman, pazarlama ve risk dâhil gerçek üretim maliyetleri hesaplanmalıdır.

3. Belgelenemeyen tarımsal giderler kayıt altına alınmalı, tarım işçilerine günlük ve taşınabilir sosyal güvence sağlanmalıdır.

4. Referans üretici fiyatına refah, risk ve üretimi sürdürme payı eklenmelidir.

5. Temel ürünlerde taban fiyat, kamu alımı ve fark ödemesi uygulanmalıdır.

6. Destekler ekimden önce açıklanmalı, maliyetlere göre güncellenmeli ve zamanında ödenmelidir.

7. Tarım Kanunu’nda yer alan millî gelirin en az yüzde 1’i oranındaki destek hükmü uygulanmalıdır.

8. Mazot, elektrik ve sulama sübvanse edilmeli, temel girdiler yerli olarak üretilmelidir.

9. Çiftçi borçları faizsiz ve uzun vadeli yapılandırılmalı, üretim araçlarına haciz uygulanmamalıdır.

10. Kamu bankaları ve kooperatifler aracılığıyla uygun kredi ve hasat öncesi avans sağlanmalıdır.

11. Kooperatifler demokratik, özerk ve üretici denetimine açık biçimde güçlendirilmelidir.

12. Üretici örgütlerine fiyat, destek, ithalat ve ihracat kararlarında temsil hakkı verilmelidir.

13. Kamu alım kurumlarının depo, finansman ve piyasa düzenleme kapasitesi güçlendirilmelidir.

14. Soğuk zincir, lisanslı depo, paketleme ve işleme tesisleri yaygınlaştırılmalıdır.

15. Yaş sebze-meyvede fiziksel kayıp, doğal fire, kalite kaybı ve ticari kesinti ayrı ayrı ölçülmelidir.

16. Tarım sigortaları gerçek zarar ile gelecek yıllardaki gelir kaybını kapsamalıdır.

17. Tarla çıkışından paketleme ve perakendeye kadar maliyet ve fiyat hareketleri dijital ortamda izlenmelidir.

18. Kamu kurumları ve belediyeler kooperatiflerden doğrudan alım yapmalı; kısa tedarik zincirleri ve kamusal beslenme programları yaygınlaştırılmalıdır.

“Gıda enflasyonu üretici fiyatını baskılayarak düşürülemez. Operasyonlar yapısal sorunların üzerini örtemez. Çözüm; kamucu, planlı, demokratik, kooperatifçi ve üreticiden yana bir tarım politikasıdır.”

Motorin 100 liranın üzerine çıktı

Motorinin litre fiyatının bir yıl önce yaklaşık 54 lira düzeyindeyken 100 liranın üzerine çıktığını belirten Sarıbal, mazotun çiftçinin, sanayicinin ve taşımacının temel maliyetlerinden biri olduğunu söyledi.

Motorindeki yıllık artışın yaklaşık yüzde 84’e ulaştığını belirten Sarıbal, mazot fiyatındaki yükselişin yalnızca traktörü değil; sulamayı, hasadı, işçi taşımacılığını ve ürünün tarladan pazara ulaştırılmasını da doğrudan etkilediğini vurguladı.

Akaryakıt üzerindeki ÖTV ve KDV yükünün litre başına 25 lirayı aştığını ifade eden Sarıbal, tarımsal üretimde kullanılan mazottaki vergi yükünün kaldırılmasını, eşel mobil sisteminin yeniden devreye alınmasını ve mazotun bütçeden sağlanacak kaynakla sübvanse edilmesini istedi.

“Faize kaynak bulanlar çiftçiye ‘para yok’ diyemez. Kaynak vardır; mesele siyasi tercihtir. Çiftçinin, üretimin ve taşımacılığın temel girdisi olan mazot mutlaka desteklenmelidir.”