10.09.2026

Müslim Sarı: "10 Eylül Tarihi İtibarıyla Kongre Süreçlerinin Başladığını İlan Ediyorum”

Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Müslim Sarı:

- “Cumhuriyet Halk Partisi 103 yıl önce henüz cumhuriyet kurulmadan cumhuriyeti kuran, ulusu inşa eden, devrimleri yapan dünyada eşi benzeri görülmemiş bir siyasal partidir.”

- “Orta Vadeli Program'da en büyük sapma enflasyon hedeflerinde olmuştur. 2026 yılı için %16 olan hedef %28’e çıkmıştır; burada %77’lik bir sapma vardır.”

- “Bütçe açığının milli gelire oranının artırılması açıkça gösteriyor ki 1 Ocak’tan itibaren bütün vanaların açılacağı bir seçim ekonomisi geliyor.”

- “İstanbul’daki köprü ve otoyolların özelleştirilmesinde gelecek kuşakların gelirlerini bugüne çekerek birilerini zengin etme anlayışı vardır.”

- “10 Eylül 2026 tarihi itibarıyla örgütlerimizin karar mekanizmalarına katılımını sağlayacak bir örgüt reformu çerçevesinde kongre süreçlerimiz resmen başlamıştır.”

- “Üsküdar ve Yüreğir’de yaşananlar tam bir irade gaspı ve hukuk garabetidir. Ancak 2029 yerel seçimlerinde halk iradesini yeniden CHP’den yana kullanacaktır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından geniş kapsamlı bir basın toplantısı düzenledi. Sarı; CHP’nin 103. kuruluş yıl dönümü, 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nın (OVP) iktisadi analizi, özelleştirme kararları, dış politika, Üsküdar ve Yüreğir belediyelerindeki süreçler ve ilan edilen örgüt içi kongre takvimi hakkında açıklamalarda bulundu.

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, basın toplantısında şunları söyledi:


Sevgili basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Geçtiğimiz hafta İzmir'de MYK'mızı toplamıştık. Peşinden de bir basın toplantısı düzenlememiştik. Aslında 15 gün boyunca ilk defa bir basın toplantısı yapıyoruz MYK'mızın gündemine ilişkin. Dolayısıyla gündem biraz yoğundu. Geçtiğimiz hafta da çok önemli gelişmeler oldu. Hem Türkiye'ye dair hem dış politikaya dair, ekonomiye dair, partimizin içinde bulunduğu duruma dair bunların hepsini MYK'da değerlendirme fırsatımız oldu.

Ancak kuşkusuz bu haftanın en önemli konusu bizim açımızdan Cumhuriyet Halk Partisi'nin 103. kuruluş yıl dönümüydü. 9 Eylül tarihi sadece Cumhuriyet Halk Partisi için değil, Türkiye için de son derece önemli bir tarih. Cumhuriyet Halk Partisi çok özel bir parti, dünyada eşi benzeri olmayan bir parti. Normal koşullarda ülkeler kurulur, uluslar inşa edilir; o ülkenin siyasal kompozisyonuna, sosyolojisine, siyasal fikirlerine göre partiler oluşur. Sonra bu partiler iktidar mücadelesi yapar. Ama Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir parti değil. Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir parti. 103 yıl önce henüz cumhuriyet kurulmadan cumhuriyeti kuran, ulusu inşa eden, devrimleri yapan bir siyasal parti. Ve Türkiye'nin bütün önemli dönüşümlerinde; hem demokrasiye ilişkin dönüşümlerde hem Türkiye'nin sosyal demokrasiyle tanışmasında bütün önemli dönemeçlerde son derece önemli işler üstlenen bir parti.

Dolayısıyla biz bir dizi etkinlikle bunları yeniden hatırlatma fırsatı bulduk. Anıtkabir ziyareti son derece görkemliydi, bunu MYK'mızda değerlendirdik. Onun ötesinde Sayın Genel Başkanın konuşmasını yine malumlarınız olduğu üzere tüm kamuoyuyla paylaştık. Sayın Genel Başkanımız hem partinin bu kurucu özelliğini, önemini hem de bugün içinde bulunduğumuz duruma ilişkin çok önemli ipuçları verdi. Akşam da yine güzel bir resepsiyonla kutlamalarımızı tamamladık. Kutlu olsun, Türkiye için kutlu olsun. Cumhuriyet Halk Partisi yüzlerce yıl daha yaşamaya devam edecek. Bütün zor badirelerden, bütün badireli durumlardan gelmiş bir parti olarak önünde ne kadar büyük zorluklar bulunursa bulunsun bunu başaracak bir iradesi var. Bunu bir kere daha MYK'mızda teyit etmiş olduk.

“ORTA VADELİ PROGRAM’DA EN BÜYÜK SAPMA ENFLASYON HEDEFLERİNDE OLDU”

Onun dışında arkadaşlar, ekonomi gündemi yine bu hafta önemliydi. Zira Orta Vadeli Program açıklandı. Orta vadeli programlar bildiğiniz üzere yaklaşık 20 yıldır açıklanan, her ne kadar hedefleri tutmamış olsa da, her ne kadar hedeflerinde çok büyük sapmalar olsa da, bir iyi niyet belgesi haline dönüşmüş olsa da yine de piyasa tarafından takip edilen belgeler; en azından önümüzdeki birkaç yıla ilişkin bir yol haritası üretme iddiasında olan belgeler. Dolayısıyla Orta Vadeli Program’da 2029'a kadar geçen süre için, yani 2027 ve 2029 yılları için hedefleri öğrendik biz bu hafta ve bu hedefleri yine MYK'mızda değerlendirme fırsatı bulduk.

Öncelikle şunu söyleyelim: Kalemler itibarıyla ya da önemli konu başlıkları itibarıyla bir değerlendirme yaptığımızda görüyoruz ki bütün hedefleri sapmış bir Orta Vadeli Program ile karşı karşıyayız. Ama en büyük sapma enflasyon hedeflerinde olmuş. Bunu yine önceki haftaki basın toplantısında da uzun uzadıya açıklamıştık. Düşünün ki bir önceki OVP'de 2026 yılı için %16 enflasyon hedefi konmuşken aradan bir yıl geçtikten sonraki OVP'de bu %28 olmuş. Şu an %77'lik bir sapma var. Yine mesela 2027 yılı için enflasyon bir önceki OVP'de sadece %9, yani tek haneli enflasyon olarak belirlenmişken %21'e çıkartıldığını gördük. Yani %133’lük bir sapma var. Bu kadar büyük bir hedef sapması hiçbir şeyle anlatılamaz. Türkiye'nin içinden geçtiği durum, jeopolitik gelişmeler, riskler, etrafımızdaki savaşlar... Bunların hiçbiriyle anlatılamaz. Çünkü zaten savaşın içinde olan Rusya ve Ukrayna gibi ülkelerin enflasyonları dahi Türkiye'nin enflasyonunun altındadır. Dolayısıyla bunlar çok önemli sapmalardır, büyük sapmalardır.

Yine bu OVP'de gördük ki büyüme hedeflerinde de aşağı yönlü revizyon var. Sadece enflasyon hedeflerinde değil, büyüme hedeflerinde de aşağı yönlü revizyon var. Bu sene için önceki OVP'de %3,8 olan büyüme bu sene %3,3'e indirilmiş. Önümüzdeki sene %4,3'ten %4,2'ye çekilmiş. Yani diyor ki bize OVP: "Enflasyon hedeflerini biz tutturamıyoruz. Evet, enflasyonda büyük sapmalar var ama büyüme hedeflerini de revize ediyoruz. Yani o kadar da büyüyemeyeceğiz. Hem fiyatlar genel seviyesi, yani enflasyon yüksek olacak hem de ekonomi o kadar büyüyemeyecek, hedeflerimizi revize ediyoruz."

“HEM TALEBİ ARTIRIP HEM ENFLASYONU DÜŞÜREMEZSİNİZ”

Aslında bir başka önemli konu daha var: Enflasyon hedefi ile büyüme arasındaki çelişki. Normal koşullarda bir ekonomide talep arzdan fazlaysa enflasyon olur. Şimdi siz hem "Büyümeyi artıracağız" diyorsunuz—mesela bu sene %3,3 olacak, önümüzdeki sene %4,2 olacak diyorsunuz; bu, talep artacak demektir—hem "Talebi artıracağız, fazla büyüyeceğiz" diyorsunuz hem de "Enflasyonu %28'den %21'e düşüreceğiz" diyorsunuz. Hem talebi artırıyorsunuz hem enflasyonu düşürüyorsunuz. Bu iktisat literatüründe olabilen bir şey değildir. Dolayısıyla Orta Vadeli Program’ın ne kadar anlamsız olduğunu, bir iyi niyetler manzumesine dönüştüğünü aslında buradan anlayabiliriz.

Yine mesela önemli bir çelişki daha cari işlemler açığı ile ilgili. Bildiğiniz üzere Türkiye büyüyebilmek için ithalat yapmak zorunda olan, büyüyebilmek için cari işlemler açığı vermek zorunda olan bir ülke. Eğer sizin büyüme hızınız artıyorsa cari işlemler açığınız artar. İkisi arasında pozitif bir ilişki vardır. Ama büyüme oranlarınız düşüyorsa cari işlemler açığınız düşer. Şimdi siz hem "Ben büyümeyi artıracağım, önümüzdeki yıl büyüme bu senenin büyümesinden fazla olacak" diyorsunuz hem de "Cari işlemler açığını 47 milyar dolardan 38 milyar dolara düşüreceğim" diyorsunuz. Bu da hiç gerçekçi değil. Dolayısıyla Türkiye ekonomisinde olabilmiş bir durum değil bu. Yani hem büyümelerin arttığı hem de cari işlemler açığının düştüğü bir konjonktür Türkiye ekonomisinde yaşanmış değildir. Buranın da ne kadar tutarsız ve gerçekçilikten uzak olduğunu görüyoruz.

“OVP BİZE BİR SEÇİM EKONOMİSİNİN GELDİĞİNİ GÖSTERİYOR”

Bir başka önemli konu bütçedeki sapma. Burada da çok önemli bir seçim sinyali var. Şimdi düşünün ki arkadaşlar bütçe açığının milli gelire oranını siz 3,5'ten 3,1'e indireceğinizi söylemişsiniz. Önceki OVP'de diyorsunuz ki ben bunu 3,1'den 3,5'e çıkartacağım. Biz de soruyoruz: Hayırdır? Deprem harcamaları bu kadar azalmışken, önümüzdeki dönem neredeyse hiç deprem harcaması yokken bütçelerde bütçe açığı neden artıyor? Neden bütçe açığının milli gelire oranını önümüzdeki sene artırıyorsunuz? Sonraki sene bu arada bir miktar düşüyor. Niye 2027’de arttırıyorsunuz? Bu da çok açıktır ki bir seçim ekonomisi geliyor. Bütçenin 1 Ocak'tan itibaren bütün vanalarının açılacağı çok ciddi bir kamu maliyesi ile karşı karşıya kalacağız önümüzdeki dönem. Dolayısıyla bu OVP’ye baktığımızda biz bir seçim bütçesi olacağını önümüzdeki dönem ve bir seçim OVP'si olacağını da açık bir şekilde görüyoruz.

Bir başka risk daha var. O risk de şu: Döviz kurları. Şimdi bildiğiniz üzere OVP'lerde ortalama döviz kurları hesaplanır. Bütün iktisadi makro dengeler hesaplanırken bu döviz kurlarına bakılır. Şimdi döviz kurlarındaki artışlara baktığımız zaman, ortalamalardaki artışlara baktığımız zaman, bu sene 18,7 döviz kurundaki ortalama artış. Peki enflasyon 28 olacak. Diyorsunuz ki ulusal para %10 değer kazanacak diyorsunuz. Seneye %19, ondan sonraki sene %13. Yani enflasyonun altında kalan döviz artışları. Bu ne demek? Bu şu demek: Döviz kurunu siz iktisadi gerçeklerle uygun olmayacak şekilde tutuyorsunuz. Burada çok ciddi bir risk biriktiriyorsunuz ve olası bir kriz anında, bir jeopolitik gelişmeyle ya da Türkiye'nin iç siyasetine ilişkin herhangi bir gelişmeyle döviz kurlarını patlatacaksınız demek. Döviz kurlarında inanılmaz derecede risk birikmektedir. Türk lirası aşırı değerli hale gelmektedir. İşte Türk lirasının aşırı değerli hale gelmesi ile de siz, kişi başına gelirinizi aslında olduğundan sanal bir biçimde yüksek gösteriyorsunuz.

Şimdi OVP'ye baktığımız zaman; geçen seneki OVP'de diyordu ki hükümet, biz kişi başına geliri 18 bin 621 dolar yapacağız 2026'da. Şimdi kaç diyorsunuz? Yeni OVP'de 20 bin 500 dolar. Seneye 19 yerine 22 bin dolar. Ondan sonraki seneye 20 bin yerine 23 bin dolar. Peki aradaki fark nereden kaynaklanıyor? Aradaki fark fiktif fark arkadaşlar, bu sanal bir fark. Ulusal paranın yapay bir biçimde değerli tutulması ile ilgili bir fark bu. Bu aslında gelirimizin arttığı anlamına gelmiyor. Kişi başına gelirimizin yükseldiği anlamına gelmiyor. Siz döviz kurunu tuttuğunuz için üretilen mal ve hizmetlerin döviz kuruyla değerlendirdiğiniz için, çarptığınız için, onu dövize çevirdiğiniz için ve döviz kurunu da olduğundan aşağı tuttuğunuz için kişi başına geliriniz yükselmiş oluyor. 2 bin dolarlık, 3 bin dolarlık kişi başına gelir artışları var önümüzdeki döneme ilişkin. Bu yapay, fiktif bir farktır ve riskli bir döviz kuru ile karşı karşıya kaldığımız bir konjonktürde oluyor. Döviz kuru kendini uyarlamaya kalktığında kişi başına gelirlerde çok sert düşüşler göreceksiniz. Kuşkusuz şunu anlayabiliyoruz biz; orta vadeli programlar piyasaya sinyal vermek, piyasaya yön göstermek, ekonomi politikasını belirleyenlere bir alan açmak, onlara bir yol göstermek için, onlarda bir çerçeve oluşturmak için olduğundan iyi hazırlanabilir. Ama bu hedefler hiçbir zaman tutmuyorsa, gerçekçi değilse, kendi aralarında çelişki oluşturuyorlarsa o zaman bu piyasaya verdiğiniz sinyal bozucu bir etki yaratır. Beklentileri bozarsınız. Bu OVP'de maalesef böyle olmuştur.

“KÖPRÜ VE OTOYOLLARIN ÖZELLEŞTİRİLMESİNDE KÂR TRANSFERİ VARDIR”

MYK'mızın önemli gündemlerinden biri yine ekonomi ile ilgili özelleştirme uygulamaları. Bildiğiniz üzere, yine geçtiğimiz günlerde bir cumhurbaşkanı kararnamesiyle İstanbul'daki köprüler artı bazı karayolları ve otoyolların özelleştirileceğini, özelleştirme kapsamını aldığını gördük. Biz şahsen Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu özelleştirmenin mantığını anlayabiliyor değiliz. 1980'lerde bu özelleştirme furyası söz konusu olduğunda şöyle bir mantık vardı:Devlet buraları yönetemiyor. Buralar verimsiz işletmeler. Buralar karsız. Dolayısıyla burayı özel sektörün alması, yönetmesi, verimli kılması gerekir. Üstelik bunların yüklü finansman giderleri vardır. Bu finansman giderlerini bütçelerden karşılayabilme olanağımız orta dönemde olamamaktadır ve devlet bunlardan bir an önce kurtulsun. Şimdi otoyolların, köprülerin bu gerekçelerin hangisinde bulunduğunu biz şahsen anlayabilmiş değiliz. Özelleştirme kapsamını alan arkadaşlarımız da hükümet de bunu anlayabilmiş değil. Çünkü ortada bir gerekçe yok. Bunun tek nesnel gerekçesi şudur. Gelecekte ortaya çıkabilecek geliri bir iskontoyla bugüne çekmek, bugüne almak, gelecekteki geliri bugünden öne çekmek ve bunu kullanmak ve bunu harcamaktır. Peki uygulayacağınız iskonto oranı kaç? Bu belli değil. Birileri buradan para kazanacak. Birileri buraya para koyacak. Gelecekteki gelirini bugüne indirgeyerek alacaksınız siz ve bunu alanlar, buraya para koyanlar da kendi hesaplarını yapacak. Aslında siz gelecek kuşakların gelirlerini bugüne çekerek birilerini zengin ediyorsunuz. Bu son derece açık. Zaten önümüzdeki dönem OVP'lere baktığınız zaman özelleştirme gelirlerini de mesela önceki OVP'de sadece 70 milyar dolar olarak belirlediğiniz geliri 183 milyar liraya çıkarmışsınız. 70 milyardan 183 milyar liraya. Üstelik bu işlerin stratejik boyutu da düşünülebilmiş değil. Şimdi yollar, otoyollar, köprüler bunlar bir yere kadar özelleştirebilecek yerlerdir. Ama bir müddet sonra stratejik sorunlar yaratır, güvenlik sorunları yaratır. Bazı yerlerin mutlaka ve mutlaka kamuda kalması gerekir. Şimdi düşünün İstanbul'da dört tane bağlantınız var köprü üzerinde biri suyun altında olmak üzere. Bunun ikisi zaten özel sektörün elinde. Şimdi siz diğer ikisini kamunun elinde olanları da yine özel sektöre bırakıyorsunuz. Bu durum sürdürülebilir değil. Burada çok açık bir kar transferi vardır. Birilerinden birilerine yani bu özelleştirmeyi ihalesi sonrasında buraya alacak firmalara bir kar transferi söz konusudur. Bunu asla kabul etmediğimizi söylemek isterim.

Ekonomiyle ilgili daha çok değerlendirmelerimiz oldu ama ben çok zamanınızı almayacağım. Yani Merkez Bankası faiz politikası biliyorsunuz bugün faizi sabit tuttu. Bu arada bunun isabetli bir karar olduğunu da söylemem gerekir. Beklentilerin yükseldiği bir yerde, önümüzdeki dönem bütçe açığının artacağı bir yerde, iç talebin güçleneceği bir yerde ve petrol fiyatlarının jeopolitik risklerle 100 dolara kadar gelmiş olduğu bir yerde Merkez Bankası'nın faiz indirme konusuna acele etmemesi gerekirdi. Bunu da yaptı Merkez Bankası'nı tebrik ediyoruz. Doğru bir karardır bizce.

“TÜRKİYE HEM DOĞULUDUR HEM BATILIDIR, SENTEZ ROLÜNÜ OYNAMALIDIR”

Bunun dışında sayın basın mensupları aynı zamanda dış politikaya ilişkin yine değerlendirmelerimiz oldu. Bildiğiniz üzere geçtiğimiz hafta ve geçtiğimiz 10 günün önemli bazı konuları var. Bu konulardan biri hiç kuşku yoktur ki Şanghay İşbirliği Örgütü ve bununla ilgili yapılan zirveydi. Bu zirve 31 Ağustos ve 1 Eylül tarihleri arasında Bişkek'te gerçekleşti. Biz Şanghay İşbirliği Örgütünün ve bu tür küresel yapıların orta ve uzun dönemde Türkiye gibi ülkelere önemli stratejik pencereler açtığına inanıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Dünya yeniden dengelenirken, dünya yeniden oluşurken, kurulurken Atlantik dünyası, Avrupa dünyası, Batı dünyası gücünü, önemini yavaş yavaş kaybetmeye başlarken Asya'nın yükselen güçleri, Avrasya'nın yükselen güçleri dünyayı yeniden dengeliyorken, yani önce iktisadi olarak, üretim olarak, sonra yavaş yavaş siyasi olarak dünyayı yeniden dengeliyorken Türkiye gibi Asya ile Avrupa'nın birbirine en yaklaştığı yerde olan bir ülke olarak bu beş deniz ülkesinde işte Basra, Hazar, Kızıldeniz, Akdeniz ve Karadeniz imparatorluk ardılı bir devlet olarak çok geniş stratejik manevra alanlarının açıldığına inanıyoruz. Türkiye çıkarlarını sadece Batı’da göremez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin çıkarları bu beş deniz ülkesinin her yerindedir ve bir kavşak ülkesi olarak Türkiye bu çıkarların sonuna kadar savunacak işbirliklerine gitmelidir. Şanghay İşbirliği Örgütüne hem katılım seviyesi açısından hem biliyorsunuz orada diyalog üyeyiz hem Türkiye’nin dış politika manevraları açısından hem de üyelik perspektifi açısından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilgisinin olmasını bu konuyla yakından ilgilenmesinde olumlu ve önemli görüyoruz. Bu yapıların giderek bir güvenlik, sınır güvenliği yapılarından çıkıp giderek bir siyasal iktisadi ve kalkınma alanlarına doğru kendilerini kurumsal kurumsallaştırdıklarını da görüyoruz. Ve bu kurumsallaştırma süreçlerini de yakından takip ediyoruz, önemli görüyoruz, olumlu görüyoruz. Ancak bir riski de burada yüksek sesle dile getirmekten çekinmiyoruz. Yönünü 300 yıldır batıya sunmuş, batıya doğru giden, batının değerleri, batının iktisadi yapısı, batının siyasal yapısının bir parçası olarak kendini tanımlayan Türkiye'nin batıdan kopmasına neden olabilecek o batı modelin içinde olarak buradan kopmasına neden olabilecek siyasi angajmanların içinde de olunmaması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye hem doğuludur hem batılıdır. Ne tam doğuludur ne tam batılıdır. Doğuyla batının bir sentezidir ve Türkiye bu tarihsel rolünü oynamalıdır. Türkiye bu potansiyelin farkına varırsa, kendi dış politikasını bunun üzerine şekillendirirse önümüzdeki süreçte kendine çok geniş bir jeopolitik fırsat penceresi açabilir. Bunun koşulları vardır ve bunu biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak önemsiyoruz. Türkiye'nin kurucu gücü olarak bu perspektifin yanındayız ve arkasındayız. Bunu da belirtmek isteriz.

Bir başka önemli gelişme bence yine MYK'mızın gündeminde olan ve gözlemlediğimiz Almanya'daki seçimler, eyalet seçimleri. Her ne kadar küçük bir eyalette olsa da bu seçimler Saksonya eyaletinde oradaki aşırı ırkçı yapının Almanya için Alternatif Partisinin II. Dünya Savaşı'ndan sonra en yüksek oya ulaşmış olması, seçime katılım oranının yine çok yüksek seyrediyor olması ve özellikle bunların yabancı karşıtı bir siyasal çerçeveye sahip olmaları bizi endişelendirmektedir. Bu endişelendirmenin boyutları hem küresel dünya açısından böyledir yani aşırı ırkçı yapıların, aşırı sağcı yapıların siyaseten Almanya gibi Avrupa'nın lokomotifi olan bir ülkede iktidar oluyor olmasını biz kendimiz açısından ve dünya siyaseti açısından büyük bir risk görürüz. Ki zaten Almanlar da öyle gördükleri için bir güvenlik duvarı ölmüş durumdalar. Yani onlarla ittifak kurmamak üzere zaten Saksonya'da sadece bu kadar yüksek oy almış olmasına rağmen Alternatif Parti sadece üç sandalyesi kalmıştı tek başına iktidar olmaya. Dolayısıyla bir koalisyon zorunlu olacak ve Almanya'daki Hristiyan Demokratlar, Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Sol hiçbir parti bunlarla koalisyona yanaşmıyor. Türkiye için de tabii özel bir önemi var bunun. Orada yaşayan yurttaşlarımızla ilgili. Dolayısıyla her ne kadar Saksonya eyaletinde sadece 6 bin yurttaşımız bulunsa da, her ne kadar Saksonya eyaletinde sadece 250 bin yabancı olsa da aslında burası Almanya'nın en küçük eyaleti olsa da önümüzdeki süreç için bir sinyaldir ve burada yaşayan yurttaşlarımızın, vatandaşlarımızın özellikle ırkçı bazı kamplaşmalar, ırkçı bazı durumlarla karşı karşıya kalabileceğini görüyoruz. Bunu bir risk olarak görüyoruz ve bunu yakından takip ediyoruz. Hükümetin de bunu yakından takip etmesini salık veriyoruz.

Dolayısıyla Avrupa'da yükselen sağ sadece yabancı düşmanlığıyla anlatılamaz. Bu çok daha derine giden bir perspektifle anlatılabilir. Avrupa çok uzun zamandır güvenliğini NATO'ya, enerjisini Rusya'ya, üretimi de Çin'e havale ederek var olmaya çalıştığı ama artık bunun böyle olmayacağını görüyoruz. Bir yandan yaşlanan bir ülke, değişen demografik yapılar, giderek bir üretim hattından çıkması, bir üretici güç olamaması, sanayi devriminin merkezi olan bir kıtanın teknoloji devrimini ıskalıyor olması kıtanın geleceği açısından tehlike çanlarını çalmasına neden oluyor. Biz Türkiye olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak kıtanın içine düştüğü bu durumu, riskleri de yakından takip ediyoruz. Çerçevemiz ve perspektifimiz geniş. Şanghay İşbirliği Örgütünden Almanya seçimlerine ve Türkiye'nin makro dengelerine kadar birçok konuyu MYK'da değerlendirme fırsatımız oldu.

“ÜSKÜDAR VE YÜREĞİR’DE İRADE GASPI YAŞANMIŞTIR”

Şimdi buradan tabii parti gündemimize ilişkin çalışmalarımız da oldu, değerlendirmelerimiz de oldu. Onlara da kısa kısa değinelim. Biliyorsunuz önümüzdeki günlerde bir Abant kampı düzenleyeceğiz biz 25'inde 25-27 hafta sonunda bu Abant kampına ilişkin, buna ilişkin bazı çalışmalarımız ve değerlendirmelerimiz oldu.

Onun dışında geçtiğimiz hafta biliyorsunuz Üsküdar'da bir yerel seçim süreci yaşadık. Daha doğrusu yerel seçim süreci demek çok komik oldu burada, bir irade gaspı süreci yaşadık desek çok daha yerinde olur. Bununla ilgili değerlendirmelerimiz oldu yine MYK'mızda. Bildiğiniz üzere Üsküdar, Cumhuriyet Halk Partisi'nin çok önem verdiği bir yerdi. 2014 ve 2019 seçimlerinde biz burayı çok az farkla kaybetmiştik. 2024'teki seçimde ise bunu bu kez yani 3. deneyişimizde başarmıştık. Ancak daha sonra hem belediye başkanımızın tutuklanması hem sonrasında yapılan seçimlerde belediye meclisimizin kompozisyonu bize burayı bir kere daha vermişti. Fakat bildiğiniz üzere ilgili kurullar, hukuk kurulları, mahkemeler yapılan başkan vekilliği seçimindeki geçersiz oyların seçimin sonucunu etkilediği varsayımını yaparak bu seçimleri iptal etti ve ondan sonra bir operasyon başladı Üsküdar'da. İki türlü operasyon oldu. Birincisi Cumhuriyet Halk Partisi belediye meclis üyelerinin AKP'ye transferi. Şimdi orijinal halde bizim 28 tane belediye meclis üyemiz vardı - bunun biri oy kullanamayacak durumdayken 27 - 4 tane belediye meclis üyemizin çeşitli yollarla Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ederek AKP'ye geçirildiği bir süreç oldu. Bu bütün kamuoyunun gözü önünde gerçekleşti. Bundan da bağımsız, bundan da ayrı olarak son bir haftada oylamadan önce tam oylama gününe denk düşecek şekilde iki tane belediye meclis üyemiz de tutuklandı. Dolayısıyla biz seçime aslında 21'e 21 girdik en son seçime. Biz cumartesi günü yapılması öngörülen seçime belediye meclis üyelerimiz, tutuklu olan belediye meclis üyelerimiz girebilsin diye katılmama kararı aldık ve katılmama kararının sonucu olarak da bu tutuklulukları yeniden değerlendirilebilsin istedik. Ancak ikinci oylamada bu arkadaşlarımız tutuklandılar ve dolayısıyla biz 21’e 21 olarak girdiğimiz seçimi 23’e 19 olarak kaybettik. Yani Cumhuriyet Halk Partisi ve Yeni Parti'nin birlikte hareket ettiği bir zeminde iki tane belediye meclis üyemizin karşı tarafa oy vermesiyle Üsküdar'daki seçimi kaybetmiş olduk. Şimdi bu konuyla ilgili çok değerlendirme yapıldı. Bunlara çok fazla girmeyeceğim. Sadece şunu söylemek istiyorum. Burada biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak AKP'den aldığımız bir yerin yeniden Cumhuriyet Halk Partisi'nde kalabilmesi için gerekli bütün özveriyi, işbirliğini sağladık. Yani 3 gün boyunca oradaydık. Bu arada Yeni Parti'nin de bir grubu vardı orada üç tane belediye meclis üyesinden oluşan, onlar da seçime girebilmek için bir belediye meclis grubu oluşturmuşlardı. Hem Yeni Partili arkadaşlarımızla, genel başkan yardımcısıyla, hem örgütlerimizle hem belediyelerimizle büyük bir işbirliği içinde, büyük bir özveriyle bu süreci yönetmeye çalıştık. Ancak ihanet içeriden geldi. Dolayısıyla biz sandığın arkasına gidip oy kullanan arkadaşlarımızın ne şekilde oy kullandığını en nihayetinde bilemeyecek durumdayız. Şunu belirtmek isteriz ki; Cumhuriyet Halk Partisi listelerinden seçilerek AKP'ye oy vermiş arkadaşlarımızın ne kadar büyük bir ahlaksızlık yaptıklarına söyleyelim. Bunlara ek olarak daha ahlaksızcasının aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde olup istifa etmeden Cumhuriyet Halk Partili gibi görünüp AKP'ye oy veren arkadaşlarımızdır. Bunları daha büyük bir ahlaksızlık olarak değerlendiriyoruz biz. Dolayısıyla biz bu seçimlerde AKP’nin bu belediyeyi kazanamaması için elimizden gelen her şeyi yapmış olduk ama başaramadık. Bu tavrımız, bu yaklaşımımız önümüzdeki süreçte de devam edecek. Ve ben inanıyorum ki 2029 yılında yapılacak yerel seçimlerde Üsküdar halkı yeniden iradesini Cumhuriyet Halk Partisi'nden yana kullanacaktır.

Şimdi onun dışında arkadaşlar tabii Yüreğir Belediyemizle ilgili bir değerlendirme oldu. Burada da tam bir hukuk garabeti var. Yüreğir Belediyemizde 38 tane belediye meclis üyemiz var. Bu 38 tane belediye meclis üyemiz meclis başkan vekilini seçmek üzere yani üye tam sayısı 38 olan dolayısıyla yarısı 19 olan ve yarıdan bir fazla olduğu için 20 olması gereken salt çoğunlukla yani 3.turda 20 oyu alabilen bir kişinin ancak seçilebildiği bir belediye seçimi, belediye başkan vekilliği seçimi yapılırken ve 4. turda biz bu belediyeyi kazanmışken çünkü hiç kimse 3. turda bu sayıyı sağlayamamıştı bir yargı kararıyla, bir yargı müdahalesiyle şöyle bir kararla karşı karşıya kaldık: 4. turu yapılmış ve CHP'nin kazanmış olduğu bir seçimi iptal etti mahkeme ve 3. turda salt çoğunluk sağlanmıştır dedi. 3. turda AKP yani Cumhur İttifakı'nın adayının aldığı oy kaç? 19. Peki, belediye meclis üyesi sayısı kaç? 38. Diyor ki kararda görevden uzaklaştırılan başkanı biz çoğunluk içinde saymıyoruz. Peki bunu saymadık diyelim, 37 olsun. 37'nin yarısı kaç arkadaşlar? 18,5. Bunun da bir fazlası 19,5. Dolayısıyla buçuk olamayacağı için bunun 20'ye yuvarlanması gerekir. Mahkeme öyle demedi. Yarımı kabul ediyor, buçuğu kabul ederek yarım oyu nasıl yapacaksa onu aşağıya doğru yuvarladı ve dedi ki bu belediye artık AKP'nindir, Cumhuriyet Halk Partili değildir. Bu bir hukuk garabetidir. Bu yargıdan dönecek. Bu kesin. Ancak yargıdan dönene kadar defacto durum fiili durumda burayı AKP yönetecek. Aslında yapılmak istenen çok açıkça budur. Bugün de Bölge İdare Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararı da öğrenmiş olduk. Yaptığımız itirazlar reddedildi. Dolayısıyla yeniden süreç esastan başlayacak ama burada büyük bir hukuk operasyonuyla resmen Yüreğir Belediyesi'ne çökülmüş oldu.

“10 EYLÜL TARİHİ İTİBARIYLA KONGRE SÜREÇLERİNİN BAŞLADIĞINI BURADAN İLAN ETMEK İSTİYORUM”

Bunun dışında sevgili arkadaşlar, sevgili basın mensupları, bildiğiniz üzere biz 2 Haziran'da göreve gelen MYK olarak önümüze koyduğumuz en önemli hedeflerden biri verili hukuk sistemi içinde ve mahkeme kararı çerçevesi içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü bu durumdan hızlı bir şekilde çıkartabilmek için kendi örgütümüze sorup kendi örgütümüzü karar süreçlerinin içine katarak bir kongre yapma ile ilgili bir irademizin olduğunu söylemiştik. Ancak partinin kongreleri yapabiliyor olması için kongrelere hazır hale getirilebiliyor olması gerekiyordu. Bunun için de biliyorsunuz peyderpey illerimize, ilçelerimize ilişkin değerlendirmelerimiz oldu ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin il başkanlıkları ve il yönetimleri 81 ilde tamamlandı ve ilçelerimizle, illerimizle beraber hala devam ediyor. Çok önemli bir kısmını tamamladık ve ilerledik. Cumhuriyet Halk Partisi artık kongrelere kongrelerini yapmaya hazır hale gelmiştir. Biz Eylül ayı itibarıyla kongrelerimizi başlatacağımızı ilan etmiştik. Bunu yapacağımızı söylemiştik ve Eylül ayına kadar da partimizi kongrelere hazır hale getirmeyi planlamıştık. Planladığımız şey aynen devam ediyor. Kamuoyuna deklare ettiğimiz üzere aynen bu istikamette ilerliyoruz. Önümüzdeki süreçte Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün Cumhuriyet Halk Partisi'nin karar mekanizmaları içinde daha fazla yer alacağı bir örgüt reformu çerçevesi içerisinde partinin politikalarının ana taşıyıcısı olan örgütlerimizi bir karar mekanizması içerisine sokabilmek için onları sürecin içine sokabilmek ve örgütlerimizin iradesini Cumhuriyet Halk Partisi'nin geleceğinde hâkim kılabilmek için buna uygun bir örgüt reformu çerçevesi içinde Cumhuriyet Halk Partisi kongrelerini başlatma kararı almış bulunuyoruz. Bu karar bugün itibarıyla yani 10 Eylül tarihi itibarıyla kongre süreçlerinin başladığını buradan ilan etmek istiyorum. Kongre takvimimiz ayrıntılı bir takvimdir. Çeşitli yasal süreçlere uygun biçimde yani üyelikler, üyeliklerinin askıya çıkartılması, burada seçim kurullarının hakim hukuku ve aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi'nin gelenekleri ve bugüne kadar yapmış olduğu kongre tecrübelerine uygun bir biçimde bir kongre takvimlendirmesi de yapmış oluyoruz. Biz 28 Ekim tarihi itibariyle bu takvime uygun olarak üye çizelgelerini askıya çıkartacağız. 11 Kasım günü ilçe kongre delege seçimlerinin başlangıç tarihi olarak belirledik. 11 Kasım'da artık mahallelerimizde delegelerimizi seçerek kongrelerimizi yapmaya başlayacağız. 12 Aralık'tan itibaren de yani mahalle kongrelerimizi tamamladıktan sonra 12 Aralık'tan itibaren de ilçe kongrelerimizi başlatıyoruz. İlçe kongrelerimiz de belirli bir periyotta, belirli bir zamanda yapılacak. İlçe kongrelerimiz tamamlandıktan sonra da 16 Ocak'ta il kongrelerini başlatmayı takvimlendirmiş olduk ve 14 Şubat günü geldiğinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin bütün il ve ilçe kongreleri tamamlanmış olacak ve 14 Şubat tarihinden sonraki bir gün Parti Meclisi toplanarak kurultay tarihini belirliyor olacak. Tabii buradaki temel varsayımız şu. Bu süre içinde biz kongrelerimizi yaparken, mahalle seçimlerimizi, ilçe kongrelerimizi ve il kongrelerimizi yaparken kararın Cumhuriyet Halk Partisi'nin üzerinde bulunan mahkeme kararının da kesinleşmiş olduğunu varsayıyoruz. Yani o süre içinde bu karar kesinleşmiş olacak. Böyle bir beklentimiz var. Ve kesinleşmiş olur ise Parti Meclisini toplayarak kurultayımızı gerçekleştireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi içinde siyaset yapan bütün arkadaşlarımın bu kongre takvimi süresi içerisinde parti içi yarışları özgür bir biçimde yapabilecekleri zemini Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi olarak hazırlamayı bir borç biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılmış gitmiş, kızmış bir şekilde başka bir siyasal partide yolculuk etmiş olan arkadaşlarımı da Cumhuriyet Halk Partisi içinde mücadeleye çağırıyorum yeniden bu vesileyle. Hiçbir şey için geç değil. Hala gelebilirler, partimize üye olabilirler ve bu üyelik süreci içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin yarışmasının, fikri yarışmanın içinde, siyasal yarışmasının içinde yer alabilirler. Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve Türkiye siyasetine hayırlı olsun diyoruz.

Çok uzun basın toplantısı oldu sanıyorum bu kez ama biraz MYK'mızın gündemi yüklü bir gündemdi. Böyle geniş perspektifte bütün bu süreçleri değerlendirme fırsatımız oldu. Benim şimdilik sizlerle paylaşacağım konular bunlar. Bunun dışında bir sorunuz varsa o sorularınızı da alabilirim.

Soru- Sayın Sarı, 103 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi'nin kuruluş yıldönümünde ilke, güven ve hesap verilebilirlik vurgusu yapıldı. Önümüzdeki yılda seçimlerin yapılma olasılığı konuşuluyorken; Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninden iktidarı değiştirmek için mi, yoksa Türkiye'yi yönetmeye hazır güveni verebildiği için mi o isteyecek? Ayrıca sandığa kadar sizce Cumhuriyet Halk Partisi'nin aşması gereken en önemli ve en büyük eşik nedir? İkinci sorum da İzmir. Cumhuriyet Halk Partisi Foça Belediye Başkanı Sayın Saniye Saniye Bora Fıçı'nın AK Parti kadın belediye başkanları toplantısına katıldığı ve fotoğraflarda yer aldığı görüldü. Aynı zamanda Çiğli Belediye Başkanının da AK Parti'ye geçme iddiaları konuşuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Müslim Sarı- Şimdi birbirine alternatifmiş gibi sorduğunuz sorular aslında birbirini tamamlayan sorular. Yani onlar birbirinin alternatifi değil. İkisi de doğru. Çünkü aynı anda bizim Cumhuriyet Halk Partisi kongrelerini yapıyor olmamız sadece bir hukuki zorunluluktan kaynaklanmıyor. Elbette ki hukuki zorunluluğumuz var. Her parti kongrelerini yapacak belli süreler içinde. Ancak biz bunu bir örgütsel yeniden yapılanma süreci olarak da görüyoruz. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin birbirine paralel olarak yürüttüğü iki tane süreç vardır. Bir arınma süreci, iki yeniden yapılanma süreci. Dolayısıyla bu yeniden yapılanma sürecinin en önemli ayaklarından biri de örgütsel yenilenmedir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerini seçerken ya da önümüzdeki süreçte bu kongreleri başlatırken sadece bir arkadaşımızın gidip yerine başka bir arkadaşımızın gelmesini önemsemiyoruz. Bunu yaparken aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi'nin içeriğinin de siyaset yapış biçiminin de dolayısıyla örgüt modelinin de örgütsel anlayışının da değişmesini umuyoruz. Önümüzdeki günlerde bununla ilgili bir manifesto da duyacaksınız. Dolayısıyla bu bir iktidara hazırlık sürecidir. Kendi örgütünü yenileyememiş, kendi örgütünü yeniden yapılandıramamış bir siyasal partinin hele ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidara hazırlanması mümkün olamaz. Dolayısıyla biz bir örgüt partisiyiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her şeyden önce ve bu örgüt partisine uygun bir biçimde Cumhuriyet Halk Partisi kendi örgütsel yenilemesini tamamlayacaktır. Bu süreç bir pakettir. Uzun soluklu bir süreçtir. Örgütsel yenileme bunun birinci aşamasıdır. Peşinden parlamento seçimleri, peşinden de yerel yönetim seçimleri. Yani 2029'a kadar yürüyecek bir arınma ve yeniden yapılanma sürecidir. Örgütsel yenileme süreci de bunun ilk ayağıdır. Şimdi onun dışında diğer sorunuz bakımından yani bu Foça Belediye Başkanımızla ilgili değerlendirmeleri biz de kamuoyundan takip ediyoruz. Şu an için sistemimize herhangi bir istifa düşmüş değil. Yani resmi olarak bu belediye başkanımız bizimle yollarını ayırmış değil, Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyesi olarak görünüyor halihazırda. Yani ben kısa bir süre önce kendisiyle görüştüm ve bu kısa bir süre önce kendisiyle görüşmemde Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasal kimliği içinde siyaset yapmak istediğini bana deklare etmişti. Ancak aradan ne geçti, ne tür bir süreçte neler oldu bunları tabii bilmiyorum. Biz belediye başkanımızı dün bu olaylar ortaya çıktıktan itibaren aradık ama ulaşamadık kendisine, kendisiyle irtibat kurma şansımız olmadı. Biraz sürecin netleşmesini bekliyoruz. Yani eğer Cumhuriyet Halk Partisi'nden yani AKP'nin bir etkinliğine katılıp Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etmemeyi tercih ederse biz de elbette gereğini yapacağız. Diğer belediye başkanımızla ilgili herhangi bir gelişme bize intikal etmiş değil. Yani bunlar konuşulan tevatürler ama bu konuyla ilgili somut bir belirti yok elimizde.

Soru- Efendim Sayın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş Sayın Cumhurbaşkanıyla görüştükten sonra bir açıklama yaptı. O da siyasette önemli bir başlık olarak duruyor. Yeni Parti ile CHP arasında bir denge politikasını izlediğini söyledi Sayın Mansur Yavaş. Ve eğer bu tutumun her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse gereğini yapmaktan da çekinmem dedi. Yani bir istifa seçeneğinin de masada olduğunu burada işaret ettiğini anlıyoruz. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Müslim Sarı- Şimdi tabii burada birden fazla konu var değerlendirilmesi gereken. Birinci konu şu yani Cumhurbaşkanıyla görüşmüş olması. Şimdi yürütmenin başında olan biriyle Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin sorunlarını konuşmak bir problem değil. Yani yürütmenin başında olan bir kişi Cumhurbaşkanı mevcut hukuk sistemine göre ve Cumhuriyet Halk Partisi'ne ait bir büyükşehir belediye başkanı Ankara'da özellikle merkezi hükümetle ilişkili olan konularda düşüncelerini, fikirlerini, görüş alışverişinde bulunmalarını taleplerini iletebilir. Bunda ilkesel olarak bir problem yok. Bunun 9 Eylül gününe denk düşüyor olması bence kamuoyu açısından bir problem oluşturdu. Şimdi sayın belediye başkanının -bütün belediye başkanlarımız açısından söylüyorum bunu- 9 Eylül günü bizim yapacağımız etkinliğe hiçbir belediye başkanı özel olarak davet edilmemiştir, bir defa bunu kamuoyunun bilgisine bir kez daha sunmak isteriz. Bu etkinlik Cumhuriyet Halk Partisi'nin daha önce olduğu gibi Genel Merkezin etkinliği olarak bir duyuruyla ilgili bütün belediye başkanlarımıza yani Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etmemiş olan ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde bulunan hala Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olan bütün belediye başkanlarımızın özel kalemlerine iletilmiştir. Hiçbir belediye başkanımız da özel olarak davet edilmemiştir. Çünkü 9 Eylül kutlamaları sadece Genel Merkezde yapılmıyor. Malumlarınız olduğu üzere aynı zamanda ilçelerde lokal bazlı olarak bu tür şeyler de yapılıyor. Bizim örgütlerimiz de çeşitli illerde ve ilçelerde bunları gerçekleştirdiler. Dolayısıyla bunu belirtmek isterim. Şimdi tabii şöyle bir şey var. Sayın Mansur Yavaş Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediye başkanıdır. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyesidir. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyesi olan bir belediye başkanıdır. Şimdi bu açıdan baktığımızda Sayın Mansur Yavaş'ın siyasal aidiyeti de Cumhuriyet Halk Partisi'ndedir. Burada bir yanlış yok. Cumhuriyet Halk Partisi'ne siyasal aidiyeti olan bir belediye başkanımızdır. Ha bu belediye başkanımız sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nin oylarıyla seçilmiyor elbette. Yani başka siyasal partilere oy veren seçmenlerimiz hatta başka siyasal partilere üye olan seçmenlerimiz de hem bizden ayrılıp giden partililerimiz, önceki partililerimiz hem diğer siyasal partilerden de oy alıyor. Dolayısıyla belediye başkanımızın kendi siyasal tabanı yani kendine oy veren seçmenle kurmuş olduğu ilişki başka bir şeydir. Bir siyasal partiye aidiyet hissetmek başka bir şeydir. Bunların ikisini birbiriyle karıştırmamak gerekir. Biz sayın belediye başkanımızın 9 Eylül yaptığımız etkinliğe hele ki Ankara'da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak katılmasını beklerdik Genel Merkez olarak.