20.02.2026
20.02.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla yargılanan ve aralarında tutuklu isimlerin de bulunduğu davanın duruşmasına katıldı. İzmir Bayraklı Adliyesi önünde bir basın açıklaması yapan Gökçen, "Cumhurbaşkanına hakaret suçunun düzenlenme sebebi bu sembolik statünün, tarafsız statünün korunmasıydı. Ancak bugün artık taraflı bir cumhurbaşkanı söz konusu. Bir partinin genel başkanı bugün cumhurbaşkanı ve ağzından muhalif yurttaşlara dair her türlü hakareti her gün işitiyoruz" dedi.
"ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARINI UYGULAMAMAK SUÇTUR"
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, İzmir’de takip ettiği davalara ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
Değerli basın mensupları, kıymetli yurttaşlarımız; bugün İzmir'de adliyede iki ayrı dava takip ediyoruz, ettik. Birincisi İzmir Barosu'nun önceki yönetiminin davası. Biraz önce zaten sevgili Murat Aydın ve Yüksel Taşkın açıkladılar bu iki davayla ilgili bilgileri. Birincisi İzmir Barosu'nun önceki yönetiminin davası. Aslında Baro Başkanı’na ve yönetimine şu soru soruluyor: 'Neden Anayasa Mahkemesi kararlarını uyguladın?' Bu kadar açık, bu kadar net. Şunu tekrar hatırlatmak isteriz ki Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamak suç değil, tam tersine Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamak suçtur. Ve bunu her defasında hatırlatmaya devam edeceğiz. Bugün nasıl laikliği savundu diye insanlar yargı tehdidiyle karşılaşıyorlarsa —hem de bakanların ağzından— bir taraftan da baro yöneticileri 'Anayasa Mahkemesi kararlarını neden uyguladın?' diye yargılandılar ve bugün aldığımız beraat kararı her ne kadar sevindirici olsa da böyle bir sürecin yaşanmış olması bile başlı başına hukuk adına, adalet adına, anayasal bir düzen adına utançtır. Hepimiz bundan utanç duyuyoruz ve bu davanın beraatle sonlanmış olmasından dolayı elbette memnunuz.
"SİLAHLI KOLLUK GÖZETİMİ ALTINDA SAVUNMA YAPILAMAZ"
Ancak duruşmaya dair bir hususun altını çizmek istiyorum. Bu duruşma gerçekleşirken avukat arkadaşlarımız, sevgili baro yöneticileri itiraz ettiler ve sonra bu hatadan geri adım atıldı. Ancak polis gözetimi altında, silahlı polis gözetimi altında duruşma görülemez; böyle bir yargı düzeni olamaz. Ve İzmir Barosu davasında duruşmadan çıkarıldılar; hâkim kararıyla, hâkimin talimatıyla. Ancak öğrencilerin yargılandığı diğer duruşmada maalesef duruşma kolluk kuvvetlerinin, silahlı kolluk kuvvetlerinin varlığı devam ederken sürüyor ve hâkim, polisin dışarı çıkarılmasına yönelik talebi de reddetti.
"GENÇLERİN SAVUNMA HAKKI VE KÖTÜ MUAMELE İDDİALARI"
Şimdi şöyle düşünün: Gençler orada, 22 kişi hakkını savunduğu için sokağa çıkan yurttaşlar; 'Slogan attın mı, atmadın mı?' sorusuyla muhatap olan yurttaşlar ve bir taraftan da dördü tutuklu gençler, daha önce gözaltına alınmış olan şu an tutuksuz olan gençler de var aralarında. Bazıları şunu söylüyorlar: 'Bizler gözaltına alınırken şiddete uğradık, işkenceye uğradık. Gözaltı süreci boyunca susuz bırakıldık. İlaçlarımıza erişemedik.' Şimdi düşünün ki gözaltı süresi boyunca yaşanan haksızlıklardan, hatta kötü muameleye varan olaylardan bahseden gençler; tam da bu kötü muameleyi yaptığını iddia ettikleri kişiler izlerken, bir duruşma sırasında savunma yapmaya mecbur bırakılıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Ve bu itirazlara rağmen bu sorun hâlâ çözülmüş değil.
"19 MART OPERASYONU VE DEMOKRATİK PROTESTO HAKKI"
Duruşma devam ediyor. Duruşma devam ederken düşünün ki birkaç yıl öncesine kadar şöyle cümleler duyuyorduk: 'Eğer Erdoğan diktatör olsaydı ona diktatör diyebilir miydiniz?' soruları sorulurdu AK Parti destekçileri tarafından muhalif yurttaşlara. Bugün 22 kişiye 'Erdoğan'a diktatör dedin mi, demedin mi?' soruları soruldu. Bu yargılama tamamen bunun üzerine ve neden? 19 Mart'ta Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere birçok siyasetçiye, bürokrata yapılan bir operasyonda gözaltına alındılar. Sonra tutuklandılar ve sonra iktidarın ezberini bozan, Erdoğan'ı son derece rahatsız eden bir gelişme yaşandı. Ne oldu? Gençler sokağa çıktılar. Üniversitelerde barikatları açtılar. Sokağa çıktılar; itirazlarını dile getirdiler ve barışçıl protesto hakkı her ne kadar kriminalize edilmeye çalışılsa da bugün Türkiye'de bu haklarını kullandılar. Ve gençler bu hakkını kullandığı için Saraçhane'de ve Türkiye'nin birçok ilinde hâlâ milyonlar sokağa çıkıyor, toplanıyor ve itirazlarını dile getiriyor. Çok daha güzel bir gelecek özlemini milyonlar birbiriyle kucaklaşarak ifade ediyor. İşte rahatsız olunan tam da budur bugün ve dört genç arkadaşımız tam da sadece bu yüzden tutukludur.
"EĞİTİM HAYATI KESİNTİYE UĞRAYAN GENÇLER SERBEST BIRAKILMALIDIR"
Ve bir konuyu daha ifade etmek istiyorum. Cumhurbaşkanına hakaret diye bir suç düzenlendiği yıllarda cumhurbaşkanlığı tarafsız ve partilerden uzak, sembolik bir görevi olan bir statüydü. O zaman Cumhurbaşkanına hakaret suçunun düzenlenme sebebi bu sembolik statünün, tarafsız statünün korunmasıydı. Ancak bugün artık taraflı bir cumhurbaşkanı söz konusu. Bir partinin genel başkanı bugün cumhurbaşkanı ve ağzından muhalif yurttaşlara dair her türlü hakareti her gün işitiyoruz, her gün duyuyoruz. Şimdi böyle bir kişiye yönelik hakaret suçu artık düzenlendiği amacı gerçekleştirmemektedir. Tam tersine onunla rakip olacak herkesin yok edilmesine dair, onun karşısına itiraz edecek her gencin ailesinden bile intikam alınmasına dair bir siyasi karar verilmiştir. Bu kararın, tutuklama kararının bugün artık sonlanmasını; bu kadar uzun süre sonra, yani gençler sokağa çıktıktan 9 ay sonra tutuklandılar... 9 ay boyunca normal hayatlarını devam ettirdiler ve 9 ay sonra gençler bugün sınavlarına giremediklerini ifade ediyorlar. Cezaevinde sınavlarını takip edemedikleri için akademik hayatları, eğitim hayatları etkilenmiş durumda. Bazıları ilaçlarına düzenli olarak erişemediğini ifade ediyor ve birçoğu da elbette 14 kişilik kapasitesi olan koğuşlarda 40'tan fazla kişi olarak kaldıklarını söylüyorlar. Bir genç arkadaşımız da çok daha ciddi suçları işlemiş olan kişilerin kendilerinden çok daha önce tahliye olduğunu da ifade etti.
"KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ"
Bizler Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu davaları elbette takip etmeye devam edeceğiz. Ancak hepsinden önemlisi biz şuna inandık ve her zaman şunu söyledik: 'Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz' dedik. Biz bunu inanarak söylüyoruz. Milyonlarla biz bu cümleye inanarak buluşuyoruz; sokaklarda, meydanlarda, adliyelerde ve elbette siyasetin her türlü mecrasında mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Ve bu topraklarda demokrasinin yerleşebildiği, demokrasinin hayata geçebildiği bir geleceği elbette hep birlikte dayanışma içinde inşa edeceğiz. Hepinize saygılar sunuyoruz.
21.02.2026
21.02.2026
21.02.2026
21.02.2026