06.02.2026

CHP Lideri Özgür Özel: “Kim Bir Temel Kazdıysa, Kim Çatıya Bir Kiremit Koyduysa Allah Razı Olsun”

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:

“KORKUNÇ BİR ACIYA TANIKLIK ETTİK; ULAŞILMAYAN YERLERE ULAŞMAYA, SESLERİNİ DUYURMAYA ÇALIŞTIK”

“DEPREM VERGİSİYLE BUGÜNE KADAR 41 MİLYAR DOLAR TOPLANDI; DEPREME HAZIRLIK İÇİN HER ŞEY VARDI AMA HÜKÜMET MAZERETSİZ, MEMLEKET DE HAZIRLIKSIZ YAKALANDI”

“BÖYLE BÜYÜK FELAKET OLUNCA MİLLETİN ORDUSUNDAN KORKMAYACAKSIN, TALİMATI VERECEKSİN ECEVİT’İN YAPTIĞI GİBİ ORDUYU SALACAKSIN”

“KİM BİR TEMEL KAZDIYSA, KİM ÇATIYA BİR KİREMİT KOYDUYSA ALLAH RAZI OLSUN”

“PROMPTERDAN OKUYARAK, VİDEO OYNATARAK SİYASET YAPIP OY TOPLAMA DÖNEMİ BİTMİŞTİR”

“İKTİDAR PARTİSİ, MUHALEFET GİBİ DAVRANACAKSA YAKINDA MUHALEFETİ BU MİLLET ONLARA TATTIRIR”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Malatya’da 6 Şubat depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımız için düzenlenen anma programına katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, “Bu salonda bulunan başta 6 Şubat 2023 günü yakınlarını, sevdiklerini kaybedenleri, birinci derece yakınlarını kaybedenleri, bununla birlikte o kayıpların Malatya’nın ve Türkiye’nin kayıpları olduğunu biliyoruz, her birinizi ayrı ayrı selamlıyorum. Hepinizin başı sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Allah bir daha ne Malatya’ya, ne Türkiye’mizin herhangi bir memleketine, ne de dünya coğrafyasında hiç kimselere böyle büyük acılar ve afetler yaşatmasın” dedi. Özel, şunları söyledi:


“KAYBIN YOĞUNLAŞTIĞI ALTI İLDE 1,5 AY BULUNDUK”

“Aramızda çok değerli, pek çoğunu tanıdığım Malatya’nın meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, çok kıymetli derneklerinin, vakıflarının yöneticileri, temsilcileri, her birisinin emeklerine ve gayretlerine hayran olduğum çok kıymetli muhtarlarımız var. Ben buraya milletvekillerimizle, Genel Başkan Yardımcılarımızla, gölge kabinemizdeki Bakanlarımız, Politika Kurulu Başkanlarımızla, Parti Meclisi’nin değerli üyeleriyle birlikte geldim. Pazartesi gününden bu yana, yarınla birlikte altı gün olacak, deprem bölgesindeyiz. İkinci memleketim konusu biraz tartışmalı. Biri; yıllarca, 2011-2015 yılları arasında milletvekili yokken, fahri milletvekilliğini yaptığım Osmaniye. Bir diğeri de doğmadığım ama abim, kardeşimin doğmuş olduğu için memleketim saydığım, Veli Ağbaba üzerinden, Malatya. Biraz önce Veli Bey’in anlattığı gibi deprem haberini aldığımda ki İstanbul’da Sevgili İsmail Küçükkaya’nın programına katılmak üzere sabah telefonum 07.00’de çalacaktı, 08.00’de yola çıkıp 09.00’da İsmail Küçükkaya’nın programında olacaktım ama telefonum o gün çiçeği burnunda, 10-15 günlük İl Başkanımız Barış Yıldız’ın telefonuyla çaldı. Büyük bir telaşla, ‘Yıkıldık, mahvolduk Özgür Başkanım, Veli Başkanıma ulaşamıyorum. Sen ulaşabilir misin?’ dedi. Saat 04.25, belki 04.30’tu. Çok kötü, ‘Her yerden sesler geliyor. Yıkıldı bütün Malatya’ diyordu. Veli ağabeyi aradım, haberdar ettim. Sonra tabii ki televizyon programlarını filan iptal edip, sonra hızla Ankara’ya gittim. Oradan bütün milletvekillerimizi planlayıp, ilk buldukları vasıtalarla deprem bölgelerine gitmesini söyledim. 24’üncü saatte, videoda var, 98 milletvekilimiz ve ertesi gün de 120 milletvekilimiz, ilk önce 10 ildeydi. Sonra Urfa’daki, Diyarbakır’daki az hasarlı durumları görüp orada çok daha az milletvekili bırakıp, acının, hasarın, kaybın yoğunlaştığı altı ilde 1,5 ay boyunca milletvekillerimizle birlikte olduk. Tabii korkunç bir acıya tanıklık ettik. Ben ilk olarak Malatya’ya geldim. Gece yarısı tabii kardan yollar kapalı, bütün havaalanları kapalı. Gece yarısı Malatya’daydım, sabah da Doğanşehir’den başlayarak, Nurhak’tan devam ederek, ulaşılmayan yerlere ulaşılmaya, seslerini duyurmaya, oralara belediyelerimizi ve milletvekillerimizi koordine etmeye çalıştık.”

“‘ÜÇÜNCÜ GÜNDE ÇADIRIN KUYRUĞU VAR’ DEMİŞTİ”

“O günden sonra tabii bölgede çok kez olduk. Birazdan onu da söyleyeceğim. Ama Genel Başkan olarak da bu sefer bu yıl Osmaniye’den başlayıp, tersine istikametle bugün Malatya’da bitirdiğimiz, deprem bölgesinde yapılanları, yapılamayanları, olanı ve olmayanı yapıcı bir gözle bakıp, Türkiye’ye depremin üçüncü yılının hem bir fotoğrafını göstermek, hem de o konuda siyasi değerlendirmelerimizi yapma gereği duyduk. 6 Şubat depremi şüphesiz dünya afetler tarihine geçecek bir deprem. 11 büyük şehirde birden oldu. ‘Asrın felaketi’ denmesi boşuna değil. İşin boyutunu göstermesi açısından çok önemli ama bizim o depreme hazırlıksız yakalandığımızı kabul etmemiz lazım. Bu bir bütün olarak devletiyle, milletiyle bizim ortak bir kusurumuzdur. Ama ülkeyi yönetenlerin de o depreme mazeretsiz yakalandıklarını ifade etmeliyim. Niye mazeretsiz? Çünkü 2 aylık ya da 21 aylık bir hükümeti depremdeki hasardan mesul tutamazsınız. Ama 21 yıldır bir hükümet iktidardaysa ve iktidara gelişi bir büyük deprem felaketinden sonra olduysa, kendinden önceki süreci çok acımasız eleştirdiyse, örneğin Gölcük’te ‘Üçüncü günde hala çadır yok, çadırın kuyruğu var’ demiş birisi Başbakan olduysa, toplumsal bir mutabakat varsa, 99 depremlerinden sonra… Yani ‘Bir büyük İstanbul depremi bizi mahvedebilir. İşte bu Erkenek fayı kılırsa Malatya’dan Adana’ya kadar 10 şehir yıkılabilir’i biz biliyorsak, toplum da ‘Bu konuda ne yapılacaksa yapılsın’ dediyse, oylar da öyle istendiyse orada toplumsal mutabakat vardır ve olmasının en gerekli olduğu şey arkandadır. Yani kamuoyu desteği. İkincisi, ne lazım? Depreme hazırlanmak için dünya kadar kanun lazım. Hepimiz diyoruz ki ‘1999’dan sonra yapılan binalar yıkılmıyor kolay kolay.’ Çünkü o depremden ders alınıp, siyasi partiler müştereken akademisyenlerle çalışıp, iyi bir kanun ve çok iyi yönetmelikler yaptılar. İç denetim meselesi, yani o yönetmeliğe uygun yapılan binalar yıkılmadı hakikaten. Hem TOKİ’ninkiler yıkılmadı, hem 1999 sonrası düzgün yapılan ve denetlenen hiçbir bina yıkılmadı. Yani kanuni hazırlık da tamam.”

“132 MİLYAR DOLAR ZATEN CEPTE VARMIŞ”

“Ne lazım? Para lazım. O depremde deprem vergisi adı altında, gerçek adı Özel İletişim Vergisi olan iki yıllığına bir vergi kondu. Halen daha ödemeye devam ediyoruz. Çünkü iktidar geldi ve o vergiyi kalıcılaştırdı. O vergi yüzünden 1999’dan bugüne 41 milyar dolar deprem için vergi toplanmış. Sekiz kez imar affı çıkmış ki o imar afları maalesef tehlikeli binaları, yıkılacak binaları affeden, kaçak yapılan binaları affeden, sonradan tadilat gören kaçak tadilatları affeden sekiz imar affı çıkmış. Onlardan da 26 milyar dolar toplanmış. Özelleştirmelerden de 65 milyar dolar toplanmış, kendinden önceki hükümetlerin yaptıklarını satılarak. 132 milyar dolar cepte varmış. Hiçbir şey olmasa deprem vergileri 41 milyar dolar. Sayın Kurum’un açıkladığına göre 11 ilde deprem için yapılan konutların toplam tutarı da 40 milyar dolar. Yani biz bu parayı deprem olmadan toplamışız. 21 yıl vaktimiz varmış. Milletin desteği varmış. Kanunumuz hazırmış. Yani evleri depremden önce biz yıkıp yapabilirmişiz ki deprem geldiğinde yıkmasın. Depreme hazırlanmak için her şey varmış. Ama maalesef depreme hükümet mazeretsiz, memleket de hazırlıksız yakalanmış. Bir kere bunu görmek lazım.”

“NE BÜYÜK BİR HATANIN YAPILDIĞI GÖRÜLÜYOR”

“Deprem olduktan sonra ne olmuş, hatırlayalım. Ben Malatya’ya geldim. Malatya’da ertesi sabah duymaya başladım. Hatay’a gittim, Hatay’da duydum. Maraş’ta duydum. ‘Ordu nerede, ordu nerede?’ Ordu üçüncü gün akşamına çıktı. Yani aslında dördüncü gün çıktı. Üç gün çıkmadı. Sonradan öğrendik ki biri tutmuş, demiş ki ‘Orduyu kışladan çıkarmak kolay, içeri sokmak zordur. Ordu bir çıkarsa geri girmez. Yani yönetime el koyabilir.’ Büyük felaketlerde, OHAL’ler, sıkı yönetimler ilan ediliyor ya. ‘Fırsat bilir, yönetimi ele alır, geri vermez’ dedi diye üç gün korkulmuş. Ordu içeride tutuluş. Bakın bunun, bu maliyetini bu rakamlarla İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bir hoca, bizi uyarana kadar ben de bu boyutuyla bilmiyorum. O çok eleştirilen rahmetli Ecevit’in, rahmetli Mesut Yılmaz’ın ve Sayın Devlet Bahçeli’nin hükümeti orduyu ilk günden saldı. Ordu ilk gün hem de geçen söyledim, 20 küsür general, bilmem kaç subay, bilmem kaç bin astsubay ve 40 bin erle deprem bölgesine gitmiş. O sırada deprem bölgesinde ordu çalışarak, tam 10 bin 658 kişiyi çıktığı bina belli, adı, soyadı, TC’si belli, teslim edildiği sağlık kuruluşu belli ve yaşadığı belli. 10 bin 658 kişiyi ordu kurtarmış. Bu depremde ordu kaç kişi kurtarmış? Yıllar sonranın teknolojisi, ekipmanı, eğitimi ve birikimiyle 360 kişi. Çünkü deprem dediğin felakette en çok ölüm ilk 24 saat, en kritik süre ilk 72 saat. Sonrası televizyon bile diyor ki ‘Filanca apartmanın enkazında mucize bekliyoruz.’ Hepimiz de açıyoruz, ‘Haydi İnci Apartmanı’ndan bir kişi daha sağ çıksın’ diye. Ama ilk üç gün 10 bin 658 kişiyi çıkarmışlar, götürmüşler, yaşatmışlar. Demek ki hepimizin kulağına küpe olsun ki bir deprem, meprem, böyle büyük felaket olunca milletin ordusundan, kolluk kuvvetlerinden korkmayacaksın. Talimatı vereceksin Ecevit’in yaptığı gibi orduyu salacaksın. Çünkü 15 bin kişinin öldüğü depremde 10 bin 658 kişiyi kurtarmışlar. 53 bin kişinin öldüğü depremde 360 kişi kurtarabilmişler. Ne büyük bir fırsatın kaçtığı, ne büyük bir hatanın yapıldığı burada. Bunu haftalardır söylüyorum. Bir kişi de çıkıp ‘Yanlış rakam’ demiyor. Ne Silahlı Kuvvetler diyebilir, ne AFAD diyebilir, ne Erdoğan diyebilir. Burada hatayı kabul edeceğiz, ders alacağız. Başka bir çaresi yok. Bunu konuşacağız. Bunu konuşmadan, söylemeden olmaz.”

“BU MİLLETİN EVLADI OLMAKTAN GURUR DUYDUM”

“Diğer taraftan depremzedeye göçük altında yardım beklerken IBAN mı atılmadı, millet çadır beklerken Kızılay’dan çadır mı satılmadı… Eleştirmeye kalktığında dünya kadar söylenecek söz var. Elazığ anlatılınca benim gırtlağım düğüm düğüm oluyor. Elazığ - Malatya rekabeti, hatta bazen kavgası… O deprem sabahı bütün Elazığ’ın fırınlarının çalışıp da bütün Elazığlıların kendi binek arabalarının içine ekmek doldurup bu sokaklara ekmek getirdiğini gördüğüm gün bu ülkenin bir vatandaşı, bu milletin evladı olmaktan gurur duydum. Allah Elazığlılara, Tuncelililere bunu gösterdi diye. Adamı görüyorum, Station arabaya binmiş. Station tarafı dolu. Yanı dolu. Yan koltuk. Bir kendi görüyor, gerisini ekmekle doldurmuş. Getirip dağıtıp, gidiyor.”

“HERKESİN HAKKI TESLİM EDİLDİ”

“Bir hafta boyunca gezdik ve Sayın Erdoğan’a birtakım eleştirilerde, bir hatırlatmalarda, birtakım çağrılarda bulunduk. Bunların en başta olanı şuydu ki bir kere şuna kesin itiraz ediyorum. Zaten burada anlatmama da gerek yok. Diyor ki ‘Muhalefet…’ ki burada bir çok muhalefet partisinin sayın il başkanı var, onların şahsında da partilerini selamlarım. ‘Muhalefet deprem bölgesine bir çivi çakmadı’ diyor. Bir kere çaktık da anlatırım da muhalefet çivi çakma makamı değildir. Çiviyi kimin çakacağına millet karar verir. ‘O çivi düzgün çakılıyor mu?’ diye denetlesin diye de muhalefete görev verir. Sen çiviyi çakmaya milletten görev almışsın, devletin çekici, balyozu elinde ve çiviler cebinde. Başkasından beklemeyeceksin çiviyi çaksın diye de ‘Taş üstünde taş koymadılar’ diyor. Biraz önce söylendi. Herkesin hakkı teslim edildi. Ben de şunu söyleyeyim. Sayın Erdoğan bugün söylemiş, üzüldüm. Diyor ki ‘Bir kuru teşekkür etseydin.’ Ya dilimde tüy bitti, Osmaniye’den beri canlı yayında söylüyorum. ‘Bu ülkede enkazdan bir çakıltaşı kim kaldırdıysa AK Partili, MHP’li, DEM’li, İYİ Partili, Saadet Partili… Hepsinden Allah bin kere razı olsun’ diyorum. ‘Kim bir temel kazdıysa, kim çatıya bir kiremit koyduysa Allah razı olsun’ diyorum.”

“BAKIN AFAD’IN KAYITLARINDA NE VAR?”

“Bana dönüyor dönüyor, ‘Efendim muhalefet bir çivi çakmadı, bir bilmem ne yapmadı.’ Bana çok söylediler, Tayyip Bey bunu yapana kadar direniyordum. Bir de şimdi Murat Bey çıktı, o da ‘Bir şey yapmadılar’ diyor. ‘Söyle şunu, söyle şunu.’ Bakın şu kadarını söyleyeceğim. Hatta depremin ilk günü muhalefete yakın medya bunu çok eleştirmişti. Biz de başta eleştirdik ama daha doğrusu ‘Ne yapmaya çalışıyorlar?’ dedik. İyi ki öyle yapmışlar. Dediler ki ‘Bir bölgeye yardım giderse AFAD‘a girecek. AFAD’ın bilgisi ile dağıtılacak.’ Bir koordinasyon arıyorlar. İyi ki de öyle olmuş. Bakın AFAD’ın kayıtlarında ne var? Cumhuriyet Halk Partili belediyeler tarafından 11 deprem iline 9 bin 638 araç gelmiş, 28 bin 521 personel kaydolmuş. 7 bin 200 TIR yollamış. 4 uçak, 6 gemi ile gıdadan sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar her türlü yardım AFAD kayıtlarına girerek Cumhuriyet Halk Partili belediyeler tarafından bölgeye ulaştırılmış. Bunun her belediye başkanım da, işte Muğla çıktığında dökümü var burada. Teker teker kayıtlarda. Zaten bulamazsan, bunu kaydettirmezsen ‘Ben bunu depremde dağıttım, yok şimdi’ dersen zimmet çıkar. Devlet kurumu yönetiyor belediye başkanı da. Bakın mesela Malatya’ya, sadece Malatya’ya 668 aracımız gelmiş. Bin 487 personelimiz, 667 TIR malzeme dağıtmışız Malatya’da. 13 mobil mutfak kurmuşuz, 9 ikram aracı. Bir mobil fırın, 219 bin battaniye dağıtmışız. 28 bin 500 ısıtıcı, 6 bin 600 çadır. ‘Biz bunları yaptık’ demiyoruz üç yıldır. Ama Tayyip Bey ‘Muhalefet bir çivi çakmadı, depreminin ne enkazında vardı, ne de sonrasında vardılar. Deprem turisti’ bunlar deyince, ben bu belediye başkanlarının, bu milletvekillerinin sizin bildiğiniz, Allah’ın bildiğini Tayyip Bey medya yoluyla kuldan gizliyor ya. Onların hakkını yedirmemek için söylüyorum. Onların hakkını yedirmemek için. Ankara Büyükşehir Malatya’ya 140 tanker su, 7 kamyon paket su yollamış. ASKİ Malatya Devlet Hastanesinin su arıtma sistemini kurmuş. Muğla ve Eskişehir Büyükşehir su ve kanalizasyon ekipleri 6 ay boyunca Malatya’da altyapıda çalışmışlar. İzmir Büyükşehir Malatya’ya 53 konteynerlik bir konteyner kent, Güzelbahçe Belediyemiz 300 konteynerlik bir konteyner kent kurmuş. Bornova Belediyemiz çadırın yokluğunda Çin’den çadır ithal etmiş, gelmiş Malatya’da çadır yokluğunda çadır kentler kurmuş. Çiğli Belediyesi 20 esnaf odamıza konteyner alanda hizmet binası sağlamış. İBB Malatya’da 10 noktada internet erişimi sağlamış, ücretsiz, hızlı. Mersin, Ataşehir, Kadıköy, Çeşme, Milas, Selçuk Belediyeleri Malatya’nın ilçelerine birden çok aşevi kurmuşlar. Kadıköy, Milas, Milas, Bodrum, Muğla’dan mobil ikram araçları gelmiş. Ankara ve Eskişehir Büyükşehirler, dalda kalan 228 ton kayısıyı gelmiş, toplatmış, satın almışlar. Bu Tayyip Bey’in ‘Ne yaptınız deprem bölgesinde?’ sorusuna cevabımız. Neler yapıyoruz, yapacağız onları ayrı ayrı anlatacağız ama Ankara Büyükşehirin Akçadağ Ören’de 24 derslikli bir ilkokulun yapımını sürdürdüğünü, ihalesini yaptığını, yapım aşamasında olduğunu söyleyeyim. Manisa’nın müjdesini başkanımız versin, kim verecekse versin ben söylemeyeyim. Ama bugün bugün Polat’taydık, onunla ilgili de Denizli Büyükşehir Belediye başkanımız bir taahhütte bulundu. Üç ay içerisinde bitecek. Onu da kendisi söylesin. Muğla Büyükşehir’in Malatya’ya 100 milyonu bulan bu dört yatırımının temellerinin atılmasını son derece önemsediğimi söyleyeyim.”

“KONTEYNERDEKİ SİFTAHSIZ ESNAFTAN VERGİ İSTENMEZ”

“Ve şu kadarını söyleyeyim, şimdi buradan Sayın Erdoğan’a deprem haftasının son gününde bugün 2’deki konuşmasını can kulağıyla dinleyeceğimizi söyleyip demiştim ki, ‘Bugün şunları yaparsa akşam Malatya’da ağız dolusu teşekkür edeceğim kendisine.’ Kendisinden beklentimiz şuydu, bugün yapmadı inşallah bugün yapmadı yarın yapar. Yaptığı an teşekkür edeceğim. Birincisi; Van’da 6 yıl süren, burada 2 yıl 9 ayda biten mücbir sebep uygulamasının derhal tekrar uygulamaya alınması lazım. Esnaflar açısından. Bütün Türkiye’de çok esnafı üzdü, basit usuldeki defterler gerçek usule döndü. Bu şu demek: Muhasebeci parası demek fazladan. Bu şu demek: Defter parası demek, noter onay parası demek. Bu bütün Türkiye’de zorluyor esnafları, bunu söyleyeyim. Ama bari şu 11 ildeki esnafları muaf tutun bundan. Adam konteynerde, geçen gün gittim. Bakın altı gün boyunca her şehirde konteyner kentleri gezdim. Konteynerdeki esnafları gezdim. Saat 3’ü 10 geçiyor, öğleden sonra 15.10. Çocuk eşyası satıyor. ‘Kaç para ciro yaptın?’ dedim. Dönüyor mu dükkan diye. ‘Daha siftahım yok’ dedi. Yanımda Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen vardı. Dedim ki ‘Gir şu dükkana müşteri gibi torunlarına bir şey yap. Adam siftah yapsın. Biraz da fazla bir şeyler al.’ 3’ü 10 geçe siftah yapmamış esnaf, çocuk giyimi satıyor. Onu gerçek usule geçirmeye kalkıyorsun. 16 metrekare konteynerde çalışıyor. Bu olmaz. Yani bu işleri çözersin, Malatya’da işler yoluna girer, bütün Türkiye’de girer. Ondan sonra oturur konuşuruz. Ama konteynerdeki siftahsız adamdan vergi istenmez. Bağ-Kur primi istenmez. Veya kredi vereceksin bir yerde işini canlandıracak, ‘Borcu yoktur’ kağıdı istiyor. Nasıl borcu olmasın bu esnafın? O yüzden bu işlerin çözülmesi gerekir.”

“KİRACILAR SOKAKTA, KONTEYNERDE”

“Bunun dışında maalesef evin anahtarını gösteriyorlar, sözleşmeyi, senedi önüne koyuyorlar. Ne ödeyeceği belli değil, boş senede imza, faiz hanesi de boş. Evet Afet Kanunu’na göre deprem konutundan faiz alamaz, ama dükkandan ve rezerv alana yapılmış olan yerlerden kanunda boşluk var, alabilir. Oraya sıfır yazana anahtarı vermiyorlar, çarpı atana vermiyorlar. Faiz hanesi boş ve bütün hane boş. Buradan Erdoğan’a bir çağrı daha yapıyorum. Gündüz yaptım. Depremden sonra bu millet nasıl Elazığ, Tunceli ve Malatya’ya geldi, böyle muhteşem bir iş yaptılarsa. Bu millet ne yaptı biliyor musun bu kadar ekonomik sıkıntının içerisinde? ‘Motor Taşıtlar Vergisini iki kere ödeyeceksin’ dedi. Millet ikiletmedi bunu, ‘öf’ demedi kimse. KDV’yi iki katına çıkardı, herkes ödedi. ÖTV‘yi artırdı, ödedi. Yurtdışına çıkış harcını artırdı, ödedi. Bunların toplamından 71,5 milyar dolar para toplandı. Deprem konutlarının toplam maliyeti 40 milyar dolar. Buradan Erdoğan’a söylüyorum. Kim verdi bu parayı? Türk milleti verdi. Hepimiz verdik. 70 vilayet bu parayı verdi, hatta buradakiler de KDV’sinde ÖTV’sinde bu paraları ödediler. O zaman buradan söylüyorum. Madem ki verdiğimiz para bu yapılan evlere yetiyor da iki katına bile artıyor. Artık o boş senetleri yırtıp atmanın zamanıdır. Bu evler depremzedelere helal-i hoş olsun. Depremzedelere helal-i hoş olsun. Para mara alınmasın. Ayrıca kalan 31 milyar için de konut yapmaya devam etmek lazım. Niye lazım? Kiracılar sokaktadır, kiracılar konteynerdedir. Eskiden kiradaymış, şimdi konteynere çıkmış. İşi yok, iş bulsa çeşitli şehirlerde çeşitli kiralar söyleniyor. İşte Osmaniye’de 15 binden aşağı yok, Kahramanmaraş’ta 20 binden aşağı yok. Çok uzak dağın başındaki TOKİ’de ucuza ev bulsan, çocuğun okula gitmesi meselesi var. İşe gitme meselesi var, ulaşım var. Adam kiracı, altında kendine ait arabası yok. Oradan da buraya tatmin edici toplu taşıma yok. Hayat başlamamış daha. O yüzden kiracılara mutlaka ve mutlaka konut vermek, önce kirasız oturtmak, sonra makul kira ödemek, hatta onlara bir şekilde o konutun sahibi olacağı bir sosyal devlet uygulaması mutlaka yapmak lazım deprem bölgesinde. Bunu söylüyorum.”

“MÜJDE VERECEK DİYE BEKLEDİK, YİNE MUHALEFETİ ELEŞTİRDİ”

“Maalesef sayın Erdoğan bugün Osmaniye’den vallahi hani 10 milyonla 20 milyon arası devasa bir sahne kurmuş. O sahneden aşağı inmeden, doldurmuş orayı. Devlet memurlarına Osmaniye’de, Adana’da mesajlar, teşkilatlar ayakta, 6 ilden topladılar. Çıktı, müjde verecek diye bekledik. Döndü dolaştı yine muhalefeti eleştirdi. İnmedi, esnafın yanına gitmedi. O sahnenin 1,5 kilometre ilerisinde konteyner kentte neler duydu bu kulaklar. Televizyonlar gördü. O konteyner kentlere gitmedi ve döndü döndü deprem bölgesindeki insanlara video, algı yaratmak üzerinden diğer 70 vilayete video izletti. Ya deprem bölgesi bilmiyor mu kendi ne halde olduğunu? ‘O videoya bakalım, bu videoyu oynatalım.’ Bunlarla siyaset olmaz. Buradan bir kez daha; faiz, hâşâ. Mümkünse vazgeçsinler deprem konutlarını senetlerini yırtalım, atalım. Mücbir sebebi ilan edelim ve devam ettirelim. Esnafa sahip çıkalım, çiftçiye kredi için ‘borcu yoktur’ kağıdı istiyorlar, bunu yapmayalım. Deprem bölgesinde tohum hibesine, gübre hibesine, ÖTV’siz, KDV’siz mazot uygulamasına derhal geçelim. Çünkü bu bölgenin ayağa kalkması için ekonomisinin ayağa kalkması lazım. Bunların hepsini söylüyorum. Ama maalesef Sayın Erdoğan deprem üzerine siyaset yapmadık. Ne zaman ki duydum, ‘Hiçbir şey yapmadılar, uğramadılar, deprem turistleri, bir çivi çakmadılar’ dediler. Biraz önce deprem sırasında yaptıklarımızı söyledim. Önümüzdeki hafta Salı da bütün belediyelerimizin deprem bölgesine yaptığı kalıcı hizmetleri bir döküm halinde söyleyeceğiz. Bundan sonra takdir milletimizindir.”

“BU MİLLET MUHALEFETİ ONLARA TATTIRIR”

“Ama şu tarafına söyleyeyim. Siyaseti branda ile yapmıyoruz. Siyaseti parayla, panoyla yapmıyoruz. Siyaseti Akçadağ’da gidip Şeytan Çarşısındaki esnafı gezerek, oradaki esnafın derdini dinleyerek yapıyoruz. Bu hafta herkes sevdikleriyle geçirdi bu haftayı. Sayın Erdoğan ‘eli kanlı katilsin’ dediği Suudi Arabistan prensi ile çok yakındı bu hafta. Bir de ‘darbeci Sisi’ diyordu, Mısır’da Sisi’yle geçirdi. Ben de bu haftayı Osmaniye’den Malatya’ya deprem bölgesinde konteyner kentlerde ya da derdini, tasasını dinlemek gereken kim varsa orada geçirdim. Bana ‘Hani neredeydin, üç yıldır deprem bölgesine niye gitmedin?’ dedi. Burada bir numaralı şahidim, canım Atatürk’ün kurduğu Anadolu Ajansı. Bunun kayıtlarına baktık, depremden beri Erdoğan deprem bölgesine gidince Ajans onu takip ediyor. Beni de takip ediyor. ANKA Ajansı burada, sosyal medyalarımız ortada. Sayın Erdoğan bugünkü ziyaretiyle 39’uncu kez deprem bölgesine geldi. 13 uçak, sayısız helikopter, bütün imkanlarla. Hani diyor ya ‘Bu fakir.’ Ben bu fakir demeyeyim, bu kardeşiniz bu ziyareti ile 56’ncı kez deprem bölgesinde ziyarete geldi. O yüzden herkes bundan sonra siyaseti yaparken iki şeyi gözetecek. Bir; kışın ışıtılmış, yazın soğutulmuş salonlarda atadıklarına alkışlatarak, prompterdan okuyarak, video oynatarak siyaset yapıp oy toplama dönemi bitmiştir. Karşınızdaki ana muhalefet partisinin lideri 19 Mart’tan bugüne kadar 86 tane her çarşamba, her cumartesi, yazın 46 derecede, kışın eksi 6 derecede miting yapan, deprem bölgesinde bir hafta boyunca 52 farklı programla 52 yerde dinleyen, konuşan, anlatan, anlamaya çalışan, siyaseti de brandayla değil örgütü ile birlikte milleti ile birlikte yüreği ile birlikte yapmaya çalışan bir kardeşinizdir. Bundan sonra iktidar partisi, muhalefet gibi davranacaksa yakında muhalefeti bu millet onlara tattırır. Biz milletin hizmetine talibiz. Vazife verdikleri gün emre amadeyiz. Hepinizin bir kez daha hem bütün Cumhuriyet Halk Partisi adına, hem kendi ailem ve memleketim Manisa adına acılarınızı paylaşıyorum. İsmet Paşa ile Manisa milletvekilleri, 44 ve 45 yan yana diye yemin töreninde yan yana otururmuş. Hep o fotoğraf, Manisa’nın o dönemin milletvekillerinin ailelerinin en kıymetli fotoğrafıdır. İsmet Paşa’nın memleketinde, Turgut Özal‘ın memleketinde, Recai Kutan’ın memleketinde bulunmaktan büyük bir memleket duyuyorum. Başbakanlar, cumhurbaşkanları yetiştirmiş bu güzel memlekette bizim de çocuklarımıza bırakacağımız en güzel fotoğrafın Veli Ağbaba ile yan yana oturduğumuz fotoğraflar olduğunu ifade etmek isterim. Buraya emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. AK Partili, MHP’li, DEM’li; tüm siyasi görüşlerden tüm belediye başkanlarına ve o belediyelerin emekçilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Hepinize böyle acıların olmadığı, güzel yarınlarda, güçlenen ve kalkınan bir Türkiye’de birlikte olmak ümidiyle, Malatya’nın güzel insanlarının önünde saygıyla ediyorum. Sağ olun, var olun”


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL MALATYA’DA - 5