31.10.2026
31.10.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gençlik Kolları İl Koordinasyon Toplantısı’nda konuştu: 'Siyaset kirlilikten arınmadığı sürece Türkiye huzur bulamaz; Siyasi Ahlak Kanunu bizim vazgeçilmezimizdir.'”
- “1937’de dünyaya uçak ihraç eden 5 ülkeden biriydik; emperyal güçlere teslim olan anlayışlar uçak fabrikalarımızı kapatarak savunma sanayimizi yok etti.”
- “Savunma sanayiinde tek bir şirkete bağlı kalınamaz, rekabete açık bir yapı şarttır; İnönü’nün dik duruşu ve Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekâtı savunma sanayiimizin milli çıkış noktalarıdır.”
- “Parti içinde irade satın almaya, rüşvete ve kirliliğe asla izin vermeyiz; CHP kendi içindeki ve Türkiye’deki kirliliği temizleyen arınmış bir partidir.”
- “Halka hizmet yerine parayı kendisi ve yakınları için harcayan hiçbir belediye başkanı CHP’de kalamaz, derhal istifa edip AK Parti Genel Merkezi'ne gitsin!”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Gençlik Kolları İl Koordinasyon Toplantısı’na katılarak gençlerle buluştu. Siyasette ahlak ve şeffaflık ilkelerinden Türkiye’nin savunma sanayii tarihine, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan milli sanayileşmeye, eğitim reformundan parti içi disiplin ilkelerine kadar pek çok konuda gençlere seslenen Kılıçdaroğlu; Siyasi Ahlak Kanunu talebini yineledi ve yerli üretimde rekabetin önemine dikkat çekti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun toplantıda gerçekleştirdiği konuşmada şunları söyledi:
Birlikte bu ülkeyi yeniden ahlaki temelleri üzerinde yeniden inşa edeceğiz. Birlikte, birlikte mücadele edeceğiz. Siyaseti kirlilikten arındıracağız. Ahlaki temelleri güçlü olan, güçlü olan bir siyaseti yeniden inşa edeceğiz. Yine söylüyorum, yine söylüyorum: Siyasi Ahlak Kanunu bizim vazgeçilmezimizdir! Siyaset kirlilikten arınmadığı sürece Türkiye huzur bulamaz, kaynaklar yerli yerinde harcanamaz. Birileri zenginleşirken, bir avuç kişi zenginleşirken milyonlar fakirleşir. O nedenle unutmamanız gereken temel nokta: Bu ülkenin kesinlikle bir Siyasi Ahlak Kanunu'na ihtiyacı var. Bunu gittiğiniz her yerde —ister kahvede, ister sokakta, ister parkta, ister lokantada, ister caddede— mutlaka seslendireceksiniz. Siyasetin ahlaki temellerini inşallah Cumhuriyet Halk Partisi'nin önderliğinde bu ülkeye kazandıracağız. Bu temeller olmadan siyaset yürümez, bu temeller olmadan Türkiye aydınlığa kavuşmaz. O nedenle beraber, birlikte yapacağız.
Şimdi sizlere kısaca savunma sanayi neydi, nasıl gelişti, nasıl yok edildi, nasıl yeniden yaratıldı; bunu anlatmaya çalışacağım. Hepinize teşekkür ederim. Buyursunlar.
“SANAYİ DEVRİMİNİ KAÇIRAN BİR İMPARATORLUK YIKILDI, YERİNE YÜCE DİVAN’DAN ÇEKİNMEYEN AHLAKLI BİR CUMHURİYET KURULDU”
Bir imparatorluk düşünün; Osmanlı İmparatorluğu, 623 yıl dünyaya egemen olan görkemli bir imparatorluk. 623 yıl görkemli bir imparatorluk nasıl batar, nasıl yok olur? Bu bize anlatılmıyor. Bize anlatılan Osmanlı'nın büyüklüğü. Doğru, kıvanç duyuyoruz atalarımızla. Ama neden battı? Hangi gerekçeyle o devasa imparatorluk birdenbire çöktü? Bunun anlatılması lazım.
Dolayısıyla biz her halükarda gelişmeleri, her halükarda tarihi çok iyi bilmek zorundayız. Her Cumhuriyet Halk Partili'nin bilmesi gereken temel noktalardan biri de kendi tarihini çok iyi bilmesidir. Kendi tarihimizi bilemezsek sağlıklı bir gelecek inşa edemeyiz. Sağlıklı bir gelecek inşa etmemiz için eskilerin hatalarına, yanlışlarına düşmememiz gerekiyor. 18. yüzyılda sanayi devrimini kaçıran imparatorluk yerle bir oldu. Eğer siz bilimi, teknolojiyi ötelerseniz koca bir imparatorluğu yok ediyorsunuz demektir. O nedenle bilimi, gelişmeleri okumak, yazmak, çizmek, tartışmak ve bilimi mutlaka hafızamızın ana unsuru haline getirmek zorundayız.
Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı ama yerine genç bir cumhuriyet kuruldu; pırıl pırıl bir cumhuriyet kuruldu, ahlaki değerleri yüksek olan bir cumhuriyet kuruldu. Yolsuzluğa bulaşanları derhal, derhal Yüce Divan'a gönderdiler; hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmadı. Dolayısıyla o dönem neler yapıldı? Savunma sanayinde neler vardı, neler yapıldı? Bunu görmemiz gerekiyor.
Daha savaş sırasında, 1921'de Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü yani Genel Müdürlüğü kuruldu. 1923'te İzmir İktisat Kongresi toplandı. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kahramanlarından hiçbirisi ekonomist değildi; hepsi savaşçıydı, askerdi onlar. Ama ülkenin içinde bulunduğu durumu biliyorlardı. Yoksulluk diz boyuydu. "Biz ülkemizi nasıl kalkındırırız, nasıl kimseye muhtaç edemez hale getirebiliriz?" bunun mücadelesini yapıyorlardı. Ve 1923'te İzmir İktisat Kongresi toplandı. Mustafa Kemal orada şunu söyler: "Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür." Ekonomik bağımsızlığı olmayanın tam bağımsızlığı olmayacağını Gazi Mustafa Kemal biliyordu. Eğer ekonomik olarak birilerine muhtaçsanız o zaman sizin bağımsızlığınız su götürür diyordu.
“1937 YILINDA DÜNYAYA UÇAK İHRAÇ EDEN BEŞ ÜLKEDEN BİRİ TÜRKİYE’YDİ”
Ve Kırıkkale'de, yine İktisat Kongresi, Kırıkkale'de bir savunma sanayi, Kırıkkale'yi bir savunma sanayi bölgesi haline getirmek istiyorlardı. Ne yapmaları lazımdı ya? Yeni bir savaş çıkarsa kendimizi nasıl korumalıydık? Gene gidip el alemden silah mı, uçak mı dilenmeliydik? Hayır!
* 15 Ağustos 1925'te Kayseri'de ilk uçak fabrikasının temeli atıldı. Orta Anadolu ve Kayseri'de uçak fabrikasının temeli atıldı.
* 6 Ekim 1926'da Eskişehir Uçak Fabrikası kuruldu; ikinci fabrika. Ve bu fabrika kapanıncaya kadar 112 savaş uçağı üretti, kapanıncaya kadar 112 savaş uçağı üretti.
* Etimesgut Uçak Motorları Fabrikası kuruldu Etimesgut'ta. Onun tarihini de vereyim size: 1 Kasım 1939. 1950 yılında bu fabrika da maalesef kapatıldı. Kapatıldığı yıl Danimarka'ya ambulans uçak ihraç ediyordu! 5 yıl sonra Kayseri'de kurulan uçak fabrikası kurulduktan, inşa edildikten 5 yıl sonra Kayseri'den kalkan ilk uçağımız Ankara'ya indi.
* 3 Mayıs 1930'da, para basamayan bir imparatorluk vardı. Düşünün, devasa bir imparatorluk; kağıt parasını Osmanlı basıyordu, Osmanlı Bankası basıyordu. Osmanlı Bankası bir Osmanlı bankası değildi, yabancıların bankasıydı. Devasa bir imparatorluğu düşünün, kendi parasını basacak bir bankası bile yoktu. Ne zaman kuruldu? 1 Haziran 1930'da şimdiki Merkez Bankamız kuruldu. Artık kendi bankamız kendi paramızı basacaktı.
Bu tarihleri iyi bilmeniz lazım. Günü gününe hatırlamayabilirsiniz ama sürecin nereden nereye evrildiğini, uçak ürettiğimizi, bankamızı oluşturduğumuzu, kendi paramızı bastığımızı, dışarıya uçak ihraç ettiğimizi, teknoloji geliştirdiğimizi, o fakir ülke bakın 20'lerden 30'lara kadar, 40'lara kadar gelen süreç içinde ne büyük başarılara imza atıldığını bilmeniz açısından bunu söylüyorum.
Millî Sanayi Sergimizi açtık 13 Mayıs 1932'de. 1937 yılında dünyaya uçak ihraç eden beş ülkeden birisi de Türkiye'ydi. Bir daha ifade edeyim: 1937 yılında dünyaya uçak ihraç eden beş ülkeden birisi de Türkiye'ydi! 1 Kasım 1937'de Gazi Mustafa Kemal Meclis'i açış konuşmasında bunu gayet güzel anlatır. Uçaklarımızı nasıl yaptığımızı, gemilerimizi nasıl yaptığımızı, başkalarına nasıl muhtaç olmadığımızı bütün ayrıntılarıyla anlatır. 1945 yılında Türk Hava Kurumu Uçak Motorları Fabrikası kurar. Aynı şekilde bu böyle devam eder.
Sonra Türkiye NATO'ya üye olur. NATO'ya üye olduktan sonra emperyal güçler derler ki: "Ya sizin uçak fabrikası kurmanıza gerek yok. Biz size uçak vereceğiz. Savunma sanayine gerek yok, biz bunları size veririz." Az önce saydığım dünyaya uçak ihraç eden beş ülkeden birisi olan Türkiye bu fabrikaların tamamını kapatır ve biz dışarıdan bunları almak zorunda kalırız. Emperyal güçlere teslim olmayan bir yönetim, daha sonraki süreçte emperyal güçlerin taleplerini yerine getirerek bütün bu fabrikalarımızı kapatırlar.
“DOĞU AKDENİZ’DEKİ HAKLARIMIZIN TEMELİNİ ECEVİT ATTI; ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN BU RUHLA KURULDU”
Değerli arkadaşlar, sonra Türkiye NATO'ya girer. Kıbrıs Barış Harekâtı'na kadar el bebek gül bebek, bir sorun yoktur. 1964 değerli arkadaşlar, 5 Haziran 1964. Bu tarih de önemli. Kıbrıs'ta olaylar olur, soydaşlarımız katledilir. İnönü müdahale etmek ister ama Amerikan Başkanı Johnson çok ağır bir mektup yazar. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'ye çok ağır bir mektup yazar. Bu mektup daha sonraki tarihlerde kamuoyuyla paylaşılır.
Benzer olay 20 Temmuz 1974'te olur. Orada da Kıbrıs'ta olaylar oluyor, soydaşlarımız öldürülüyor. Bütün dünya seyirci ama seyirci olmayan bir kişi var: Rahmetli Bülent Ecevit. Ve Kıbrıs'a müdahale eder. Eğer bugün Doğu Akdeniz'de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir hakkı varsa Bülent Ecevit'i rahmetle anmak ve onu asla unutmamak gerekiyor. Türkiye'nin bölgede, Akdeniz bölgesinde söz sahibi olmasının, güçlü olmasının temel taşlarını döşeyen lider Bülent Ecevit'tir.
Ve arkasından 5 Şubat 1975'te Amerikan ambargosu başlar, "Sizlere silah vermeyeceğiz" diye. Kıbrıs'a çıkarma yaptık, "Benim gemilerimi kullanamazsınız" dediler. Uçaklarınıza benzin vermeye, akaryakıt vermeyeceğiz dediler. Jetlerin tekerleri belli bir süre inip kalktıktan sonra değişmesi gerekiyor, "O tekerlekleri size vermeyeceğiz" dediler. Türkiye siyasetiyle yeni bir alanı keşfetmeye başladı. Emperyal güçlere teslim olanlar ilelebet sizin yanınızda durmazlar. Onların çıkarlarına hizmet ettiğiniz sürece onlar sizin yanınızda dururlar. Ama onların çıkarlarına hizmet etmezseniz sırtlarını size dönerler.
* Ve 28 Haziran 1973'te TUSAŞ —Türk Uçak Sanayii Anonim Şirketi— yeniden kurulur. "Artık biz de uçak yapmalıyız" denir.
* 1975'te ASELSAN kurulur. Haberleşme çok önemlidir, haberleşme sisteminde bağımsızlık gerekiyor ve haberleşme aynı zamanda ciddi bir güvenlik sorunudur. ASELSAN'ı kurarlar 1975'te.
* 1981'de ASPİLSAN kurulur. Kayseri'yi saygıyla, Kayserili iş insanlarını saygıyla anmak gerekiyor. ASPİLSAN'ı önce ordunun pil ihtiyaçlarını karşılamak için Kayserili iş insanları kurarlar. Sonra bu fabrika Ankara'ya taşınmış olur.
* 13 Temmuz 1982'de HAVELSAN kurulur. Yazılım tabanlı savunma sistemleriyle HAVELSAN'ı kurarlar.
* 15 Mayıs 1984'te Türk Havacılık Anonim Şirketi kurulur.
* 14 Haziran 1988'de ROKETSAN kurulur ve roket ile füze teknolojileri konusunda Türkiye önemli bir adım atma pozisyonundadır.
Çünkü alan geliştikçe, savunma sanayine özel sektör de destek verdikçe, belli parçaları ürettikçe bu kez Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçıları Derneği kurulur. Böylece üreticilerle karar vericiler arasında ciddi bir ilişki oluşmuş olur. Bu ilişki bugün de devam ediyor değerli arkadaşlarım.
Elbette bugün savunma sanayinde pek çok şey yapılıyor. Yapanlardan gurur duyuyoruz, sanayicilerimizden gurur duyuyoruz, mühendislerimizden gurur duyuyoruz. Bütün bunların hepsi savunma sanayimizin gelişmesine büyük katkılar veriyor. Ama kimsenin unutmaması gereken iki temel nokta var: İnönü'ye Johnson'ın yazdığı mektup ve Bülent Ecevit'in Kıbrıs'a yaptığı harekât. Bütün bunların çıkış noktası, tetikleyicisi bu iki olaydır. Türkiye kendi özüne dönmüştür, kendi sanayine dönmüştür; "Ben üretmezsem başarılı olamam, ben üretemezsem kendimi savunamam." Üstelik ateş çemberi içinde olan bir bölgede Türkiye kendi varlığını, kendi güvenliğini korumak zorundadır, ele güne avuç açmadan. Ve Türkiye bugün bu noktadadır.
“SAVUNMA SANAYİİ TEK BİR ŞİRKETE TESLİM EDİLEMEZ, REKABETE AÇIK OLMALIDIR”
Evet, bugün uçaklar yapıyoruz, helikopterler yapıyoruz. Tank konusunda belki hatırlarsınız iktidarı çok sert eleştirmiştim; aynı eleştirilerim bugün için de geçerlidir, onu da belirtmek isterim.
Bugün savunma sanayimizin en önemli bir sorunu var, en önemli bir sorunu var: Rekabete açık değil! Rekabet olmazsa savunma sanayinde beklediğimiz gelişmeleri sağlayamazsınız. Savunma sanayi bir kişiye veya bir şirkete teslim edilemez. Rekabet olmalı! En iyisini kim yapıyorsa, en güzelini kim yapıyorsa, en ihtiyaç duyulanı kim yapıyorsa onun öne çıkması lazım. Dolayısıyla rekabete açık bir yapının olması gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, savunma sanayinin özü budur. Yüksek teknolojiye ihtiyaç duyulan bir alandır. Türkiye henüz yüksek teknolojide beklediğimiz noktaya gelmiş değil. Çip üretmesi lazım, Türkiye'nin çip üretmesi lazım. Bununla ilgili de geçmişte özel bazı çabalar harcandı ama çip üreten o fabrikalar tek tek kapatıldı. Türkiye'nin bu noktada da ciddi atılımlar yapması gerekiyor.
Sizden isteğim; dört ana konuyu sakın unutmayın, dört ana temel konuyu sakın unutmayın! Bunlar Cumhuriyet Halk Partisi'nin temel felsefesidir:
“CHP’NİN DÖRT TEMEL İLKESİ: HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, ÜRETEN TÜRKİYE, SOSYAL DEVLET VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK”
Birincisi: Hukukun üstünlüğü. Hukukun üstünlüğünün olmadığı yerde başka şeyler olur. Hukukun üstünlüğünden kastettiğimiz doğanın hakkıdır, insanların hakkıdır, yoksulların hakkıdır, düşünceyi özgürce ifade etme hakkıdır. Hukukun üstünlüğü... Eğer bunu sağladığımız andan itibaren bu olayların tamamını rahatlıkla tartışabiliriz. Bugün Erdoğan çıkıp fuarlar yapıyor; "Efendim şunu yaptık, bunu yaptık, uçak yaptık, helikopter yaptık..." Ama tamamı, yapan şirketlerin tamamı onun döneminde değil; daha önceki dönemlerde kurulan şirketlerdir, o dönemin mühendisleridir bugünkü mühendislerle kol kola verip üretim yapanlar. Dolayısıyla biz bugün yapılanları küçümsemiyoruz ama geçmişi unutturmayacağız! Geçmişin temelinde Cumhuriyet Halk Partililerin emeği vardır, geçmişin temelinde diğer partilerin de emekleri vardır. En ağır bedelleri ödeyen parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir ama bu yolu açan partinin de Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu hiç kimsenin unutmaması gerekir.
Biz ülkemizi seviyoruz, savunmada güçlü olmak istiyoruz. Ve bir deyimi de unutmamanız gerekiyor: Yüksek yetenek inşası. Yüksek yetenek inşası... Bir toplumu ileriye taşıyan, o toplumun %1,5 üstün zekâlı çocuklarından oluşur. Bunlar bir ülkeyi ileriye taşırlar; teknolojide, bilimde, tıpta her alanda ileriye taşırlar. Bu arkadaşlarımızın, bu evlatlarımızın bu ülkede, bu ülkede üretim yapmalarının yolunu açmamız gerekiyor. Bakınız Hollanda, "ASELSAN'da çalışan bir mühendisi getirirseniz Hollanda'ya, size 5.000 euro ikramiye vereceğim" diyor. Yetişmiş dinamik elemanlarımızı Batılılar alıyor, bunu da bilmemiz lazım. Cumhuriyet Halk Partililer olarak, gençler olarak bunu da çok iyi bilmemiz lazım. Kendi ülkemizde üretmek, kendi ülkemizde çalışmak, kendi ülkemize katkı vermek ve kendi ülkemizde dünyaya meydan okuyabilecek altyapıyı oluşturmak... Bu bizim görevimiz olmalı, her Cumhuriyet Halk Partili'nin, her gencin görevi olmalı! Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin temelinde de zaten bu yatar, bunu da bilmemiz gerekiyor.
Bizim gene çok önemli bir cümlemiz var, bunu da gittiğiniz her yerde söyleyebilirsiniz: Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak! Cumhuriyeti kurduk ama ülkemizde henüz demokrasi yok, arzu ettiğimiz demokrasi yok. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak da inşallah bize nasip olacaktır. Siyasi Ahlak Kanunu sonrasında eğer Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracağımız yasalar zinciri parlamentoya gelirse onlara da her türlü desteği verebiliriz. Kirlilikten arınmış, herkesin düşüncesini özgürce ifade ettiği gerçek anlamda bir demokrasi özlemimiz var. Üniversitedeki bilim insanı düşüncesini özgürce ifade edebilmeli. Bir bilim insanı düşüncesini özgürce ifade edemiyorsa o ülkede demokrasi yoktur. Bir gencimiz düşüncesini özgürce ifade edemiyorsa o ülkede demokrasi yoktur. Anayasa demokrasiden falan söz eder ama gerçek hayat çok daha farklıdır, bunun da farkındayız, hepimiz bunun farkındayız.
İkincisi: Üreten Türkiye. Bir, demokrasi, hukukun üstünlüğü; gerçek anlamda bunu sağlayacağız. İki, üreten Türkiye. Türkiye'nin üretmesi lazım. Ama ne üretecek Türkiye? Kumaş mı üreteceğiz, ayakkabı mı üreteceğiz, pastalar mı üreteceğiz? Katma değeri yüksek ürün üretmek zorundadır Türkiye! Katma değeri yüksek ürün ürettiğinizde dünyada söz sahibi olursunuz. Çipten o nedenle söz ettim, yapmak zorundayız. Üniversitelerimiz bilgi üretmek zorundadır. Artık eğitim sistemi de değişti. Eğitim sisteminin özü okumak, öğrenmek değil; onu zaten yapay zekâya sorduğunuzda size zaten söylüyor. Nitelikli soru sorma becerisini kazandırmaktır. Artık 21. yüzyılın eğitiminde ne kadar nitelikli sorular sorulabilirse insanlığın önü o kadar açılacaktır. Şunu unutmayın: En çok soruyu soran kişi yeni dillenen çocuklardır. "Bu nedir?" diye hep sorarlar, "Bu nedir?" diye hep sorarlar. Çünkü pırıl pırıl bir zekâ ve sorguluyor, "Nedir bu?" diye soruyor. Ama biz bazen kızarız, "Sus artık, soru sorma" diye. Oysa yeni dünya düzeninde soru sormazsanız olmaz. Nitelikli, kaliteli sorular sormazsanız, sorgulamazsanız bir beceriyi yakalayamazsınız. O nedenle ilköğretimden başlayarak üniversitelere kadar eğitim sisteminin de bu çerçevede değişmesi gerekiyor. Yeni buluşlara imza atmak gerekiyor, bu insanları kendi ülkemizde, kendi üniversitelerimizde tutmak gerekiyor.
Üçüncüsü: Sosyal devlet. Tamam yaptık, demokrasiyi getirdik, gayet güzel. Kaliteli eğitimimiz de var, gayet güzel. Ama biri aç, biri yoksulsa olmaz! Sosyal devletin özü odur. Sosyal devlet herkesin huzur içinde yaşadığı bir devlet, herkesin ekmeğini özgürce bölüştüğü bir devlet, yolsuzluğun, hırsızlığın olmadığı bir devlet, hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir devlet. Bakın son günlerde ısrarla bir şeyi dillendiriyorum: İlköğretimde çocuklar... Anne çocuğunu iyi besleyemediği için çocuk okula aç gidiyor, yarı aç gidiyor. Ya bir tas çorbayı 21. yüzyılın Türkiye'sinde bir çocuğa veremez misiniz siz ya? Su veremez misiniz bu çocuğa? Tuvaletine kağıt koyamaz mısınız bu çocuğun? Milyarları götürenlere bir şey demiyorlar. Fon vurguncuları aldı malı götürdü, herkes malını dışarıya, parayı dışarıya götürdü. "Efendim tutuklarım sizi, içeri atarım." E 5 milyar gitti, 10 milyar gitti, 100 milyar dolar gitti! Zaten ne olacak? "3-5 gün kalırız, 3-5 yıl kalırız, 10-15 yıl kalırız, gider yurt dışında krallar gibi yaşarız" diyorlar. O nedenle diyoruz: Fon vurguncularını farklı bir yasa çerçevesinde, daha doğrusu Ceza Kanunu'nun örgütlü suçlar çerçevesinde sizin değerlendirmeniz ve dava açmanız gerekir. Eğer böyle olabilirse belki Türkiye o paraları yeniden getirebilir. Dolayısıyla sosyal devlet budur, temeli budur. Hiç kimsenin aç ve açıkta kalmadığı devletin adı sosyal devlettir.
Sosyal devlette bizim ısrarla dile getirdiğimiz önemli bir sigorta dalı daha var: Aile Destekleri Sigortası. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün kabul ettiği 9 sigorta dalının 8'i Türkiye'de uygulanıyor; işsizlik sigortası, emeklilik sigortası gibi... Ama Aile Destekleri Sigortası uygulanmıyor. Neden? "Çünkü ben sana yardım yapacağım, sen de bana oy ver." Kişinin yoksulluğunu istismar eden bir siyasi anlayışı kabul etmiyoruz! Eğer sosyal devletsek ve Anayasa'nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerinden birisi "Türkiye Cumhuriyeti Devleti laik, demokratik, sosyal bir devlettir" diyorsa bunun gereğinin yapılması lazım. İşsizlik sigortası... Kişi işsiz kaldığında ne yapar? Gider işsizlik sigortasından parasını alır, "Bunu iktidar bana verdi" demez, "Bu benim hakkımdır" der. Aile Destekleri Sigortası kurulduğunda da kişi yoksul kaldığında gider Aile Destekleri Sigortası'ndan desteği alır, "Bu benim hakkımdır" der. Ama siyasal iktidar onu hak olarak değil, kişiye lütuf olarak, rüşvet olarak sunuyor: "Ben sana şunu vereceğim, sen de bana oyunu ver." İnsan haklarına aykırı bir uygulamadır bu. Bunu da dillendireceğiz her yerde, her yerde söyleyeceğiz bunu da. Dolayısıyla hakkı, hukuku ve adaleti savunuyorsak sadece kendimiz için değil, bu ülkede kim yaşıyorsa hepsi için eşit kuralları getireceğiz ve onları savunacağız.
Değerli arkadaşlarım ve dördüncüsü: Sürdürülebilirlik. Bunu da unutmayacaksınız. Hayat hızla değişiyor, dünya hızla değişiyor. Değişime ayak uyduramayanlar geride kalırlar. Osmanlı'nın batışı değişime ayak uyduramamasındandır. Eğer İngiltere'de yaşanan sanayi devrimini yakalayabilseydi imparatorluk yaşayacaktı. Moğol İmparatorluğu tarihine bakın, aynı şeyi görürsünüz. Orada da değişime ayak uyduramayan, dünyadaki gelişmelere ayak uyduramayan, bilime, kültüre, sanata ayak uyduramayan toplumlar bir süre sonra tarih sahnesinden çekiliyorlar. Biz değişimi her dönem yakalamak, akılcı politikalarla üretmek ve dünyada söz sahibi olmak istiyoruz.
“TÜRKİYE ORTA DOĞU’NUN DOMİNANT GÜCÜ OLMALIDIR”
Türkiye'nin, sevgili İl Başkanı, genç arkadaşlarım, Türkiye'nin kendi bölgesinde —bir şey daha aktarayım sizlere— Türkiye'nin kendi bölgesinde güçlü olması lazım. Kendi bölgesinin dominant ülkesi, Orta Doğu'nun dominant ülkesi Türkiye'dir. Doğu Akdeniz'de bizim aktörlüğümüz vardır, petrolde de doğalgazda da bizim aktörlüğümüz vardır. Akdeniz'de bizim aktörlüğümüz vardır. Bizim bütün bu bölgelerde söz sahibi olmamız gerekir. Güçlü olursanız söz sahibi olursunuz, güçlü olmazsanız söz sahibi olamazsınız.
Libya ile yapılan anlaşma çok değerli ve çok önemlidir. Ege'de sorunlarımız var, çözülmesi lazım. Orta Doğu'da terörün bitmesi, barışın gelmesi, Türkiye'nin o bölgeye çok daha fazla ekonomik ve kültürel ilgi göstermesi gerekir, ekonomik ve kültürel ilgi göstermesi gerekir. Çünkü Orta Doğu halklarıyla biz kardeşiz, akrabayız onlarla. Halkın deyimiyle kız alıp vermişiz biz; Ezo Gelin'imiz orada, onun çocukları da orada. Bu bağlamda biz Orta Doğu'nun dominant ülkesi, üreten ülkesi, saygın ülkesi olmak durumundayız. Üreten Türkiye, çalışan Türkiye, demokrasiyi getiren Türkiye...
Bakın şunu da unutmayın: Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra, bakın, bütün İslam ülkeleri hepsi de cumhuriyeti kurdular. Çünkü Türkiye bu dünyaya örnek olan bir ülkedir. Demokrasiyi getirdik ama tam değil; aksak yürüyen bir demokrasi anlayışımız var, bunu da getireceğiz. Hiç kimsenin inancını, hiç kimsenin kimliğini, hiç kimsenin yaşam tarzını sorgulamayacağız. İnsana insan olarak bakacağız. Hangi kültürden olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun saygıyla bakacağız. Onun sorunlarını kendimize dert edineceğiz.
Cumhuriyet Halk Partililerin özü budur. Sorun varsa sorunu çözmeye kilitlenecek. Hep Atatürk'ten söz ederiz ama Atatürkçülük düne takılıp kalma değildir; Atatürkçülük geleceği inşa etmektir. O nedenle statik değildir Mustafa Kemal Atatürk dediğimiz o ideoloji, o felsefe. Geleceği inşa edeceksin; neyle? Bilgiyle, birikimle inşa edeceksiniz, saygıyla inşa edeceksiniz, kavgasız inşa edeceksiniz. Yeri geldiğinde sizin gücünüzü test etmek isteyenlere de ders vermekten kaçınmayacaksınız, Kıbrıs'ta olduğu gibi!
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli adımları atan partinin —uzun yıllardır iktidar olmamasına rağmen— en önemli adımları atan partinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu sakın unutmayın, sakın unutmayın! Cumhuriyeti kuran da, Kıbrıs'a giden de, uluslararası sözleşmelere imza atan da, pek çok önemli sözleşmeye imza atan partinin de Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu kimse unutmasın. Ve Cumhuriyet Halk Partisi ahlaki değerleri yüksek bir partidir. Diğer partilerden bizi ayıran temel felsefe budur. CHP'li misin? Evet. Eleştirilir mi? Evet. Ama bizim ahlaki değerlerimizi herkes kabul eder, kimse eleştirmez. "Bunlar düzgün insanlardır" der. Oy vermez ama bizim hakkımızı teslim eder. Şimdi biz oy vermeyenlere gideceğiz: "Benim ahlakımdan şüphe mi ediyorsun? Benim seni düşünmediğimi mi düşünüyorsun? Ben ayrımcılık yapıyor muyum diye düşünüyorsun?" Hayır, ayrımcılık yapmıyoruz! Herkesi seviyoruz, herkesi sayıyoruz. Herkesle beraber ve birlikte sorunları çözmeye odaklanıyoruz.
Üniversiteler bilgi üretsin diyoruz. Bilgi üreten bir kişiyi siz hapse atamazsınız, gazeteciyi hapse atamazsınız. Gerçek anlamda, gerçek anlamda bir demokrasiyi savunuyoruz ve o demokrasinin olgunlaşmasını istiyoruz. O nedenle Cumhuriyet Halk Partisi diğer partilere benzemez. O nedenle sizin de yüklendiğiniz sorun ya da yüklendiğiniz yük pek öyle kolay değil, zordur, zordur. CHP'li olmak zordur. Sıradan bir kişi değilsiniz siz artık. Gideceksiniz, kahvede oturacaksınız. Savunma sanayini mi siz anlatacaksınız, demokrasiyi mi siz anlatacaksınız, Ecevit'i mi siz anlatacaksınız, Türkiye Cumhuriyeti tarihini mi siz anlatacaksınız, Orta Doğu'yu mu siz anlatacaksınız, Mekke Anlaşması'nı mı siz anlatacaksınız... Az önce ne dedim? Türkiye bölgenin dominant gücü olmak zorundadır. Türkiye'nin sözü ve Türkiye'nin gücü hissedilmezse Türkiye, Türkiye değildir. Biz güçlü olmak zorundayız; kavga değil, kavga değil. Barış içinde gücümüzü herkes bilmeli, "Evet bunlar güçlüdür" demeli. Bizim arzu ettiğimiz Türkiye bu, arzu ettiğimiz gençlik de bu. O nedenle CHP'li olmak kolay değildir.
“RÜŞVETLE İRADE SATIN ALMAYA HAYIR! CHP KENDİ İÇİNDEKİ VE TÜRKİYE’DEKİ KİRLİLİĞİ TEMİZLEMİŞTİR”
CHP'nin kurultaylarında para pul dönmez, söyledim. Bir kişiyi ikna etmek ayrı, o kişinin iradesini satın almak ayrı! Ben gelirim, siz beni ikna edersiniz; ben buna eyvallah derim. Ben sizi ikna ederim, eyvallah derim. Ama hiç sizi dinlemeden cebinize parayı koyup "Şuna gidin oy verin" derseniz onlar gerçek CHP'li değildir! İçimize sızdılar ve Türkiye bir arınma dönemi yaşadı, CHP bir arınma dönemi yaşadı!
(Salondan yükselen "Arına arına iktidara!" sloganları üzerine) Sadece biz değil, Türkiye'yi kirlilikten arındıracağız, Türkiye'yi! AK Parti'yi de arındıracağız, diğer partileri de arındıracağız. Gittiğimiz her yerde artık bu milletin soyulmasını istemiyoruz, vatandaşın alın terinin soyulmasını istemiyoruz, vatandaşın alın terine değer verilmesini istiyoruz. İşin özü budur. Kirliliği asla kabul etmiyoruz. Tartışmaya evet, tartışmaya evet, ikna etmeye evet, oturup konuşmaya evet; ama rüşvetle irade satın almaya hayır diyoruz! Ve bu büyük bir ahlaksızlıktır, bunu kabul etmiyorum, kabul etmiyorum!
Yine söyledim, yine yine söyledim, yine söyledim: Hiçbir belediye başkanı, hiçbir belediye başkanı halka hizmet etmekten, beldeye hizmet etmekten çekinmemeli. Ama parayı kendisi için harcıyorsa, parayı yakınları için harcıyorsa ve hâlâ "Ben CHP'liyim" diyorsa sakın CHP'de kalmasın! Derhal ama derhal istifa edip başka bir yere gitsin! Yolsuzluk yapanların adresi bellidir. Bakın buraya da yakın: AK Parti Genel Merkezi! İstiyorlarsa hep beraber AK Parti Genel Merkezi'ne gitsinler!
O nedenle bizim sorumluluğumuz çok ağırdır. Yapacağımız iş de öyle kolay bir iş değildir. İnsanları ikna edeceğiz; neyle? Bilgimizle ikna edeceğiz, birikimimizle ikna edeceğiz. Kahvede oturup konuştuğumuz zaman tarihten söz ettiğinizde, gelecekten söz ettiğinizde, bugünden söz ettiğinizde, ahlaktan söz ettiğinizde kimliğinizi açıklamasanız bile "Ya galiba bu bir CHP'lidir" diyecek. Bunu bilin, "Bir CHP'lidir" diyecek. Ülkesini bu kadar seven, bu kadar duyarlı olan, ülkesi için çalışan, hiçbir kişisel çıkar peşinde koşmayan insanlara Cumhuriyet Halk Partili denir. Bunu da unutmayın.
Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun.
31.10.2026
31.10.2026
31.10.2026
31.10.2026