31.01.2026
31.01.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“HEPİMİZİN İÇİNDE YAŞADIĞI SAĞLAM BİR EVİ İNŞA İÇİN TOPLUMSAL BARIŞ, DEMOKRATİKLEŞME VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ BİRBİRİNİN AYRILMAZ PARÇALARIDIR”
“SURİYE’NİN HUZUR VE REFAHI, TÜRKİYE’YE DE KAZANDIRIR; BU KEZ KAZANAN EMPERYALİSTLER DEĞİL, BU TOPRAKLARIN İNSANI OLSUN DİYE MÜCADELE EDİYORUZ”
“KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜNDE TARİHİN HEP DOĞRU YERİNDE DURDUK, BUNDAN SONRA DA DURACAĞIZ ÇÜNKÜ MESELE HEPİMİZİN ORTAK MESELESİDİR”
“MİLLETİMİZ YÜKLERİNDEN KURTULMAYI, FERAHLAMAYI, TERÖRÜN BİTMESİNİ VE DEMOKRASİNİN AYAĞA KALKMASINI İSTİYOR”
“TÜM BU KRİZLERDEN ÇIKIŞIN YOL HARİTASI, MEYDAN MEYDAN YÜKSELTTİĞİMİZ SLOGANDA VÜCUT BULUYOR: KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul’da gerçekleştirilen Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’na katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Hafta sonunun erken saatinde vaktini bize, bu salona, Türkiye’nin ortak geleceğine, kardeşlik, barış projesine ve bu umudu yükseltmeye ayıran tüm değerli dostlarımızı saygıyla selamlıyorum. Hazırlıkları büyük bir özveriyle uzun süredir yürütülen Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansımızda bir aradayız. Bugün burada farklı siyasi partilere mensup, farklı siyasi geleneklerin temsilcilerinin yanı sıra sivil toplum, akademi, bilim, sanat ve medya dünyasından çok kıymetli isimlerle birlikteyiz. Bazı görüşlerimiz farklı olsa da hep birlikte aynı çatı altında barışı, demokrasiyi konuşabilmeyi çok kıymetli buluyorum. Hepiniz hoş geldiniz, hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum” dedi. Özel, şunları söyledi:
“ORTAK GELECEK BULUŞMALARIMIZIN BAŞLANGICIDIR”
“Bu konferansı ‘Ortak Gelecek Buluşmaları’ adı altında tasarladığımız buluşmalar serisinin bir başlangıcı olarak görüyoruz. Çünkü ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın yaşadığı çoklu krizleri geçmişimizin ve geleceğimizin ortak olduğu bilinciyle aşabileceğimize inanıyoruz. Evet; ülkemizde, bölgemizde, dünyada çoklu krizler yaşıyoruz. Bu salon ise çoklu kimlikleri, siyasi aidiyetleri, hayat görüşlerini, yaşam tarzlarını birleştiriyor. Bizim de beklentimiz ve amacımız tam olarak budur; Çoklu krizleri, çoklu kimliklerimizle yan yana durarak aşabilmeyi başarmak; Türkiye için özgür, adil, huzurlu bir gelecek hayalinde ortaklaşmaktır.”
“BU MESELE KUŞAKLAR BOYU TAŞINAN BÜYÜK YÜKTÜR”
“Değerli konuklar, Cumhuriyetimizin 102’nci yılını geride bıraktık. Bu sürede Cumhuriyet Halk Partisi de Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda pek çok sınamalardan geçti. Bugün de karşınızda tüm bu sınamaların tecrübesiyle ve son seçimlerde birinci parti olmanın sorumluluğu ile bulunuyoruz. Cumhuriyet’i kurmak kadar onu payidar kılmak da bize kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten kalan bir ödev ve sorumluluktur. Cumhuriyeti yani halkın yönetimini, demokrasiyi yani yurttaşın iradesini hiçbir koşulda geriye atmamak, ezmemek ve ezdirmemek. Cumhuriyeti payidar kılmak işte budur. Biz bu mirası ortak geleceğimizi inşa etme sorumluluğu ile sahipleniyoruz. Ülkenin her meselesinde olduğu gibi Kürt meselesinin çözümünde de tarihin doğru yerinde durduk, duruyoruz ve bundan sonra da duracağız. Çünkü bu mesele hepimizin ortak meselesidir. Bu mesele kuşaklar boyunca taşınan ağır, toplumsal bir yüktür. Bugün milletimiz artık bu yükten kurtulmak ve ferahlamak istiyor. Milletimiz, terörün bitmesini, barışın inşasını ve demokrasinin ayağa kalkmasını istiyor.”
“SİYASİ İKBAL OLARAK GÖREN ANLAYIŞI ÜZÜLEREK TAKİP EDİYORUZ”
“Terör nedir? Terör korku salmaktır. Gündelik hayatı silahların gölgesinde yaşamak zorunda kalmaktır. Olağanüstü Hal’dir. Korkmadan bir ilçeden diğerine gidememektir. Terör evlatlarımızın büyüdüğünü görmeden, gelinlik ve damatlık giydirmeden kara toprağa vermektir. Terör yoksulluktur, dünyadan geri kalmışlıktır. İşte biz bu ülkenin geleceği kararmasın diye, analar Kürt olsun - Türk olsun ağlamasın diye tarihsel bir tutarlılık içinde her dönemde barışı savunduk ve savunmaya hep birlikte devam etmeliyiz. Bu meselenin Meclis çatısı altında, toplumdan bir şey saklamadan samimiyet, şeffaflık, cesaretle çözülmesini istedik. Sonunda bu önerimize uygun olarak Meclis’te bir komisyon kurularak başlayan sürece destek verdik, veriyoruz. Yapılan hataları, eksik bırakılan konuları açıkça milletimizle, muhataplarımızla paylaştık ve paylaşmaya devam ediyoruz. Bu bizim için bir siyasi çıkar konusu asla olmadı. Biz bunu bu milletin evlatlarının beka meselesi olarak gördük ve görüyoruz. Meseleyi bir siyasi ikbal olarak gören anlayışı da üzülerek takip ediyoruz. CHP’ye rol biçmeye, yön çizmeye çalışanları dikkatle takip ediyoruz. Herkes hatırlamadılar ki Cumhuriyet Halk Partisi, bugün Türkiye’nin birinci partisidir. Kendine ait siyaseti olmayanlar, başkalarının planlarında figüran olurlar. Bizim Türkiye’nin meselelerine ve ihtiyaç duyduğu çözümlere dair kendi müstakil siyasetimiz vardır. Terörün bitmesi, silahların susması ve bu meselenin demokratik zeminde çözülmesine dair irademiz tamdır.”
“DENGE KURAN İÇ SİYASET ARTIK ZORUNLULUKTUR”
“Kıymetli misafirler, bugünlerde sıklıkla duyuyoruz. ‘Dünyanın çivisi çıktı’ diyorlar. İki dünya savaşı görmüş, vekalet savaşları, bölgesel çatışmalar, soğuk savaşlar geçirmiş mevcut sistem yeniden dengelerinin bozulması tehdidi ile karşı karşılaştık. Demokrasiler zayıflıyor. Güvencesizlik artıyor. Eşitsizlikler derinleşiyor. Sermaye birikim sistemi değişiyor. Şirketler sermayeyi de savaşları da yönetiyor. Barış, maalesef süper güçlerin küresel sermaye ile el ele pazarlandığı bir renkli masal haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Örneğin Gazze’de olan budur. Soykırımı yapanlar, 71 bin insanı öldürenler şimdi bir demokrasi havarisi gibi barış adı altında fiili işgale başlıyorlar. Böylesi bir atmosferde Türkiye’nin bekası içeride birlik ve beraberliği büyüten, dışarıda ise aklı ve soğukkanlılığı esas alan bir siyaset çizgisine bağlıdır. Toplumu ayrıştıran değil birleştiren, gerilimi körükleyen değil; denge kuran bir iç siyaset artık bir zorunluluktur. Bu krizlerden çıkışın yol haritası aslında meydan meydan yükselttiğimiz bir sloganda vücut buluyor. ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.’”
“TAHRİBATI DEMOKRATİK SİYASETLE ONARMA İRADESİ TAŞINMALIDIR”
“Ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu krizi de çıkış yolunu da tarif eden anlayışın kelimelere dökülmüş hali budur. Türkiye, iç barışını ve huzurunu sağlamak zorundadır. Bu hedefe, toplumu ayrıştıran, düşmanlaştıran, kutuplaştıran politikalarla ulaşmak mümkün değildir. Otoriterleşmiş, çıkar odaklı bir eksene kaymış, rayından çıkmış, bozulmuş bir siyasi kültürün ürettiği tahribatı gerçek bir demokratik siyasetle onarma iradesini herkes taşımalıdır. Toplumsal sorunlara üzerinde yükselmek için yeni bir basamak olarak bakan siyaset anlayışı artık yolun sonuna gelmiştir. Milletimiz her düşüşte yeni düşmanlar yaratarak ayakta kalmaya çalışan siyasi bakışı artık topyekûn reddetmektedir. Zemini çürük bir binada kolonların yükselmesini beklemek, bir yeri onarmaya çalışırken diğer tarafı görmezden gelmek doğru değildir. Hepimizin içinde yaşayacağız sağlam bir evi inşa etmekten bahsediyoruz. Bu nedenle toplumsal barış, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü birbirinin ayrılmaz parçalarıdır. Biri olmadan diğeri hiçbir zaman tam olmayacaktır. Bu yüzden biz bu sürece ‘terörsüz ve demokratik Türkiye süreci’ dedik ve bunun için gayret göstermeye devam ediyoruz. Aynı sorumluluk anlayışı ile söylüyorum ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürece ilişkin ikircikli tutumundan, rakiplerine karşı başlattığı yargı savaşından ve sivil siyasete yönelik vesayet anlayışından vazgeçmelidir. İktidar olmayı, önce yurttaşın kalbini korku ve endişe salıp sonra da o korku ve endişeyi yönetmek olan gören bir anlayışla sorunların çözülmeyeceği açıktır. Bunu herkes görmelidir. Örneğin bir olağanüstü hal uygulaması olan kayyımlık sistemi, sistematik olarak barış imkanı sabote etmektedir. Hâlâ süren Kent Uzlaşısı davaları, umutlara gölge düşürmektedir. Siyasi tutukluluklar devam etmekte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararları yerel mahkemeler tarafından yok sayılmaktadır. İşte milletimiz barış isterken bu sürecin başarıya ulaşacağına güvenin düşük kalmasının da yegane sebebi budur. Sürece yapılan büyük sabotaj ise 19 Mart darbesidir. Milletimiz ‘Seçtiğim belediye başkanı tutuklanıyorsa, irademe kayyım atanıyorsa ben neye güveneceğim?’ diye sormaktadır. Bu da en doğal hakkıdır. 30 yıl önce alınmış diplomaların bile iptal edildiği bir kriz ortamı milletimizi ağır bir güvensizlik duygusuna sokmuştur. Bu çoklu krizleri aşmanın çaresi topyekûn mücadeledir. Tüm demokratlar barış, demokrasi ve refah talebinde birleşmeli, birleşe birleşe kazanabileceğimizi bütün dünyaya göstermelidir. Bu düzenden tek başına kurtulmak mümkün değildir. Çare birleşe birleşe kazanmaktadır.”
“KENT UZLAŞISI SORUŞTURMALARI TÜRKİYE’NİN BARIŞINA DARBEDİR”
“Değerli konuklarımız, yaşadığımız durumun vahametini bir örnekle anlatmak isterim. Bugün belediye başkanlarımız ve belediye meclis üyelerimiz Kent Uzlaşısı dosyaları kapsamında yargılanmaktadır. İstanbul’da iki belediyemize bu soruşturmalardan dolayı kayyım atanmıştır. Toplamda DEM Parti’nin 10 belediyesinde ve toplamda Türkiye’de 13 belediyede kayyım vardır. Ve bu soruşturmalarda Kürtlerin belediye meclislerine girmesi suç olarak tarif edilmektedir. Kent Uzlaşısı denilen olgu, bir seçim iş birliğidir. Türkiye İttifakı kapsamında beldelerde, ilçelerde, illerde demokratların yaptığı iş birliğinden ibarettir. Suç sayılan budur. Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı olan, belediyesi bir kayyım tarafından yönetilen Ahmet Özer, daha geçtiğimiz hafta ‘PKK terör örgütü üyesi’ denilerek altı yıl, üç ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Mehmet Ali Çalışkan, Ebru Özdemir ve ev hapsindeki Mahir Polat sadece bu suçlamadan 10 aydır tutuklu bulunmaktadırlar. Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı olan Resul Emrah Şahan bu soruşturmadan da tutukludur ve yerine kayyım atanmıştır. Ekrem İmamoğlu bu soruşturmadan da yargılanmaktadır. Kürtlerin belediye meclisinde temsil edilmesini terör suçu sayan bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim. Bu soruşturmalar Türkiye’nin barışına karşı açıkça bir darbedir, açık bir tutum almaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli dahil bu soruşturmalara açık tepki gösterirken, bu inatlaşmayı herkes iyi okumalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi 19 Mart darbesine, tarihe utanç olarak geçecek Kent Uzlaşısı soruşturmalarına rağmen barışın yanındadır. Çünkü biliyoruz ki ya birlikte güçleneceğiz ya da hukukun olmadığı bir zeminde iktidarın takdir ettiği siyasi vasatta yaşamayı kabulleneceğiz. Bu amaçla Meclis’teki komisyondayız. Tüm baskılara ve tüm provokasyonlara rağmen orada kaldık, kalmaya devam edeceğiz. Ve çalışmaları nihayete hep birlikte erdireceğiz. Beklentimiz, komisyonun çalışmalarını bir an önce tamamlamasıdır. Komisyona zaman kaybettirmek, Türkiye’nin demokratikleşmesine ve barışına zaman kaybettirmektir. Biz komisyondaki varlığımızla da sahadaki, meydandaki gayretimizle de bu ülkenin barışını, kardeşliğini, demokratikleşmesi için elimizden geleni yapmaya hazırız ve devam edeceğiz.”
“ÇATIŞMAYI, SAVAŞI DEĞİL; UZLAŞIYI VE BARIŞI SAVUNUYORUZ”
“Değerli misafirler, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bu milletin Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği irade; özgür, bağımsız, demokratik bir hukuk devleti olarak Cumhuriyetimizin var olmasını sağladı. Bu mücadelenin kıymetini bugün bölgemizdeki gelişmelere baktığımızda çok daha net görüyoruz. Bu nedenle ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözü bugün her zamankinden daha gerçekçi bir siyasal vizyonu ifade ediyor. Türkiye bugün de çevresindeki tüm milletler için barışı ve istikrarı önceleyen, kapsayıcı, yapıcı bir rol üstlenmelidir. Komşumuz Suriye yıllardır ağır acılar ve büyük yıkımlar yaşadı. Sınırın bir tarafında olanlar, sınırın bu tarafında bizi derinden etkiledi. Ve etkilemeye devam ediyor. Biz bu konuda da müstakil siyasetimizi sürdürüyoruz. Çatışmayı, savaşı değil; uzlaşıyı ve barışı savunuyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi istikrarını, tüm inançların, kimliklerin anayasal güvence altında birlikte yaşamasını istiyoruz. Bölgeye kendi güç hesaplarının içinden bakanlar, bugün ‘ak’ dediklerine yarın ‘kara’ diyebiliyorlar. Emperyalist devletler tarih boyunca olduğu gibi bu toprakların çıkarlarını değil, kendi menfaatlerini düşünüyorlar. Bizim yolumuz; Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Şiilerin, Alevilerin ve Dürzilerin birlikte kazanacağı bir mücadeleyi vermek olmalıdır. Suriye’deki Türkmenler, Kürtler, Araplar hepsi bizim akrabamızdır, kardeşimizdir. Bu kapsamda Kürtleri hedef alan, onurlarını zedeleyen ve ‘Kürt eşittir terörist’ algısını yeniden üretmeye çalışan eski, yıkıcı, dışlayıcı söylemleri açıkça reddediyoruz. Türkiye’deki Kürtleri de Suriye’deki akrabalarını da inciten hiçbir politikaya boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı da Suriye’de çatışmanın tarafı değil, barışın ve uzlaşının güvencesi olmak zorundadır. Suriye’nin huzuru ve refahı Türkiye’ye de kazandıracaktır. Bu kez kazanan emperyalist devletler değil, bu toprakların evlatları, bu toprakların insanları olmalıdır. Mücadelemiz bunun içindir. Suriye’den gelen uzlaşma haberleri hepimizi sevindirmiştir. Bunun tam bir mutabakatla sürekli hale gelmesi için hep birlikte çalışmalıyız, temel temennimiz budur. Suriye’de yaşananlar Türkiye’nin barış sürecini asla sekteye uğratmamalı tam tersine hızlandırmalıdır. Biz bunun için kararlılıkla çalışmaya devam edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansımız da bu kararlılığın somut göstergelerinden biri olarak yeni bir başlangıçtır.”
“BU İLK BULUŞMAYI BARIŞA ADANMIŞ HAYATLARA İTHAF EDİYORUM”
“Bugün kurucu siyasetin yeniden ayağa kalktığı bir eşikteyiz. Bu ülkenin sorunlarını inkar ederek değil, yüzleşerek çözeceğiz. Geçmişimiz de geleceğimiz de ortaktır. Ortak vatanımızda, ay yıldızlı bayrağımızın altında, kardeşçe, huzur içinde hep birlikte yaşayacağız. Konuşmamın sonunda bu konferans fikrini dört duvar arasında dile getiren Resul Emrah Şahan kardeşime, başkanıma teşekkür ediyorum. Bu fikri hayata geçirmek için günlerdir çalışan tüm yol arkadaşlarımıza, İstanbul il örgütümüze, genel merkez ekibimize ve özel olarak Parti Meclisi Üyemiz Sayın Emine Uçak’a teşekkür ediyorum. Ayrıca değerli konuşmacılarımıza, moderatörlerimize ve siz kıymetli katılımcılarımıza içtenlikle şükranlarımı sunuyorum. Ortak geleceğimizi, ortak masalarda konuşmaya devam edeceğiz. Bu ilk buluşmayı da barışa adanmış hayatlara ithaf ediyorum. Biz ev sahibiyiz. Ancak şimdi mikrofon, esas bu buluşmanın gerçek ev sahiplerine aittir. Hepimizin yolu, zihni, kalbi açık olsun. Hepinize saygıyla selamlıyorum.”
31.01.2026
31.01.2026
31.01.2026
30.01.2026