15.04.2017
12378
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, POLATLI’DA HALKLA BULUŞTU

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Anayasa değişikliğine göre milli güvenlik politikalarını bir kişi belirleyecek. Niye bir kişi belirliyor? Ya hata yaparsa ne olur, ya kandırılırsa ne olur, ya satın alınırsa ne olur? 15 Temmuz’u unutmadık. Kol kola, omuz omuza gidiyorlardı. ‘Ne istediniz de vermedik’ diyen ben miyim o mudur? Devleti teslim ettiler. Orduyu teslim ettiler, polisi teslim ettiler, üniversiteleri teslim ettiler, esnaf kuruluşlarını teslim ettiler. Sonra ne oldu? 15 Temmuz darbe girişimi oldu” dedi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Polatlı’da yaptığı konuşma şöyle:



Şimdi beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Sizden alkış istemiyorum, sadece ve sadece beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Çünkü Türkiye bir yol ayrımına geldi. Polatlı’dayız, Milli Kurtuluş Savaşının verildiği topraklardayız. Gazilerimiz burada. Onlar bize güzel bir Türkiye bırakmak için hayatlarını feda ettiler, bedenlerini feda ettiler güzel bir Türkiye bırakmak için. O nedenle sizden isteğim dikkatle beni dinleyin. Yol ayrımına geldik. Yarın kararımızı vereceğiz. Demokratik bir parlamenter sistem mi istiyoruz, yoksa tek adam rejimi mi istiyoruz? Hepimiz düşüncelerimizi rahatlıkla açıklamak mı istiyoruz, yoksa 80 milyon aklını bir kişiye kiraya mı versin, bunu mu istiyoruz? Hep birlikte oturup düşüneceğiz.

BU SIRADAN BİR SEÇİM DEĞİL, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ OYLUYORUZ

Önce kısaca Polatlı’dan söz edeyim. Burası İç Anadolu’nun buğday ambarıdır, zahire ambarıdır. Vatandaşların büyük bir kısmı çiftçilikle geçinirler. Ama şimdi hepsi bir borç sarmalı içindedirler. 6 sefer borçlar ertelendi. Faizler kalktı mı? Faizler kalkmıyor. Niye kalkmıyor? Hangi gerekçeyle kalkmıyor? Soğan üreticisi memnun değil, buğday üreticisi memnun değil, arpa üreticisi memnun değil, hayvancılık yapanlar memnun değil. Kimse hayatından memnun değil, herkes borç batağında. Esnafta doğru dürüst hayatından memnun değil. Eğer çiftçinin durumu iyi olsa gidip alışveriş yapacak. İyi değil durumu.

O nedenle hepimizin karar alırken dikkatli olması lazım. Bu sıradan bir seçim değil, bir partiyi seçmeyeceğiz, bir kişiyi de seçmeyeceğiz, Türkiye’nin geleceğini oyluyoruz. Hep annelere söyledim, şimdi salonda çok fazla kadın var.

Bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum, siz freni olmayan bir otobüse evlatlarınızı, çocuklarınızı bindirir misiniz? Şimdi diyorlar ki, 80 milyonu bindireceğiz. Freni olmayan bir otobüse üstelik nereye gittiği belli olmayan bir otobüse 80 milyonu bindireceğiz. Siz çocuklarınıza nasıl sahip çıkıyorsanız sizden isteğim demokrasiye de aynı ölçüde sahip çıkın. Çünkü sonuçta çocuklarımızın geleceği için mücadele ediyoruz, vatanımızın geleceği için mücadele ediyoruz.

Bakın, şurada kız çocuğumuz var. Bu kız çocuğunun adı Türkiye’dir. “Geleceğim için Hayır” diyor. Niçin geleceğim için söylüyor? “23 Nisan 1920’de meclis açıldı” diyor. “23 Nisan 1920’de meclis açıldığı günü bana bayram olarak armağan ettiler” diyor. “O meclis Milli Kurtuluş Savaşını yöneten bir meclistir” diyor. “O meclis Gazi Meclistir” diyor ve “bu Gazi Meclis, Milli Kurtuluş Savaşını yöneten meclis açıldığı günü bana bayram olarak armağan etti. Dünyada hiçbir meclisin açıldığı gün ilan edilmeyen bir bayram benim için ilan edildi” diyor. “Bu meclisime dokunmayın” diyor.

GAZİ MECLİSİN ELİNDEN YETKİLERİ ALIYOR, BİR KİŞİYE TESLİM EDİYORUZ

Şimdi bu meclisin yetkileri elinden alınmak isteniyor. Hangi yetkiler? Bir milletvekili hangi partiden olursa olsun TBMM kürsüsüne çıkıp bir bakan bir soru dahi soramayacak. Çünkü sözlü soru sormak bu anayasa değişikliğine göre yasak, kaldırılıyor. Buna evet diyecek misiniz? Nasıl oluyor da 80 milyonun seçip TBMM’ye gönderdiği bir milletvekili örneğin bir Ankara milletvekili Polatlı’nın sorununu gündeme getirip bakana soru soramayacak neden? Polatlı’nın çiftçisinin şu sorunu var gel bu soruya cevap ver diyemeyecek. Ve o bakanda tenezzül edip TBMM’ye gelmeyecek. Allah aşkına bu mudur demokrasi? Böyle demokrasi olur mu? Bir milletvekili bakana soru sormayacakta ne yapacak mecliste? Yine bir kişiye yetki veriyoruz tek başına OHAL ilan edecek. Meclis hikaye, yetkisi elinden alınıyor. Tek başına ilan edecek, üç ay sonra meclise gelecek. Üç ay içinde ne yaparsa istediğini yapacak. Bugün bu kararı meclis alıyor, TBMM alıyor. Eğer TBMM’nin elinden bu yetkiyi alıyorsanız oturup düşünmemiz gerekir neden bu yetki alınıyor diye, hangi gerekçeyle meclisin elinden bu yetkiyi alıyorsunuz? Sadece bu mu? Hayır. Kurulacak hükümetin programı TBMM’de görüşülmeyecek. Neden? TBMM’den güvenoyu almayacak. Neden? Bu meclis hükümetin programını dinlemeyecekse, hükümete güvenoyu vermeyecekse bu hükümet yoluna nasıl devam edecek? Hepimizin düşünmesi lazım. Milli Kurtuluş Savaşını yöneten bir meclisin elinden bu yetkileri hangi gerekçeyle alıyorlar? Polatlı’dayız, Milli Kurtuluş Savaşının yapıldığı topraklardayız, cumhuriyetin kurulduğu topraklardayız. Buradan top sesleri giderken TBMM’de Milli Kurtuluş Savaşının yönetilmesiyle ilgili kararlar alınıyor. Şimdi o meclisin elinden yetkileri alıyoruz ve bir kişiye teslim ediyoruz.

Diyorlar ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk de tek adamdı. Hayatının hiçbir döneminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk tek adam olmadı hayatının hiçbir döneminde. Erzurum Kongresinde tek adam mıydı? Sivas Kongresinde tek adam mıydı? 23 Nisan 1920’de meclis açıldığında tek adam mıydı? Bunu ben söylemiyorum, bunu Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Hanım söylüyor. Atatürk hayatının hiçbir döneminde tek adam olmak istememiştir diyor. Ki, Demokrat Partinin en büyük mücadelesi de CHP’yle olmuştur. Ama demiştir ki, bu doğru değildir. Meclisi onun için kurmuştur. Neden Mustafa Kemal Atatürk 1921 Anayasasının birinci maddesi “hakimiyet bila kaydü şart milletindir” demiştir. Benim değildir demiştir milletindir.

MİLLİ GÜVENLİK POLİTİKALARINI BİR KİŞİ BELİRLEYECEK

Aynı şekilde 1924 anayasasında ve bütün toplumun huzuru için herkesi kucaklamıştır. Doğudan da, batıdan da, güneyden de, kuzeyden de her taraftan milletvekilleri gelmiştir halkın seçtiği milletvekilleri gelmiştir ve TBMM’de Türkiye’nin geleceği karara bağlanmıştır. Hangi tek adamdan söz ediyorlar? Kendileri tek adam olmak istiyorlar. Her şeyde ben karar vereceğim diyorlar. Tek adam olmanın bedeli nedir tarihten bir örnek vereceğim. Tek adam olmanın bu topluma getirdiği fatura nedir? Gazilerimiz burada, Çanakkale savaşını en iyi onlar bilirler. Babalarından en iyi onlar hikayelerini duymuşlardır Çanakkale savaşının. Yedi düvel Çanakkale’yi geçmek istedi yedi düvel. İzin vermediler. 13, 14, 15 yaşında çocuklarımız hayatlarını kaybetti, şehit oldular. Her karışında şehidin kanı vardır her karışında Çanakkale’de. Şimdi yedi düvel geldi Çanakkale geçilmez destanını bu ülkenin insanları yazdı. Kucak kucağa hepsi şuanda Çanakkale’de yatıyor. Ama fazla geçmedi 3 yıl geçti 3 yıl. Bir kişi gitti bir imzayı attı, o yedi düvelin gemileri tek kurşun atmadan hepsi geldiler Çanakkale boğazını geçtiler Marmara’da Dolmabahçe’nin önünde demirlediler ve İstanbul’u işgal ettiler tek kurşun atmadan. Bir adama verilen yetkinin faturasını bu millet asla unutmasın. Sadece o mu yakından örnek vereceğim size. 1 Mart Tezkeresi, Bakanlar, Başbakan, Cumhurbaşkanı 1 Mart tezkeresini getirdiler. Yabancı askerler Türkiye üzerinden Irak’a gidecekti. Komşularımızla savaşacaklardı. Ama TBMM dedi ki, kusura bakmayın. Biz komşularımızla savaşmak istemiyoruz, yabancı askerlerin postalları bu ülkenin toprağına değmesin diye karar aldılar ve 1 Mart Tezkeresini reddettiler.

Şimdi anayasa değişikliğine göre milli güvenlik politikalarını bir kişi belirleyecek. Niye bir kişi belirliyor? Ya hata yaparsa ne olur, ya kandırılırsa ne olur, ya satın alınırsa ne olur? 15 Temmuz’u unutmadık arkadaşımız hatırlatıyor. Kol kola omuz omuza gidiyorlardı. Ne istediniz de vermedik diyen ben miyim o mudur? Ne istediniz de vermedik? Devleti teslim ettiniz. Devleti teslim ettiler. Orduyu teslim ettiler, polisi teslim ettiler, üniversiteleri teslim ettiler, esnaf kuruluşlarını teslim ettiler. Sonra ne oldu? 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Bunları hiç kimsenin unutmaması lazım. Bütün yetkileri bir kişiye veriyoruz. Ne oluyor biliyor musunuz? Devletteki bütün kadroların niteliklerini bir kişi belirleyecek, TBMM değil bir kişi belirleyecek. O bir kişiyi satın aldığınızda, ikna ettiğinizde veya kandırdığınızda en geç 24 saat içinde Türkiye Cumhuriyeti devletini birisine teslim edersiniz.

Bir daha söylüyorum sevgili Polatlılar, Milli Kurtuluş Savaşının olduğu yerlerdeyiz. Bir kişiyi kandırdığınızda, ikna ettiğinizde veya satın aldığınızda en geç 24 saat içinde Türkiye Cumhuriyeti devletini teslim edersiniz. Bütün valileri, bütün komutanları, bütün bakanları, bütün müsteşarları, bütün emniyet müdürleri hepsini bir kişi bir kararnameyle tamamını değiştirebilir. Bu yetkiyi veriyoruz. Bu yetkiyi verecek misiniz? Ülkemizi seviyorsak, bayrağımızı seviyorsak, çocuklarımızı düşünüyorsak, bu ülkenin geleceğini düşünüyorsak ne diyeceğiz? Bunun sağı, solu yok, bunun partisi yok, bunun lideri, A’sı, B’si, şahsı yok. Bu bir memleket meselesidir.

EVET OYUNUN VEBALİ ÇOK AĞIRDIR

O nedenle ben bütün ülkücü kardeşlerime sesleniyorum, bütün milliyetçi kardeşlerime sesleniyorum, bütün mütedeyyin kardeşlerime sesleniyorum, bütün liberal kardeşlerime sesleniyorum, bütün demokrat kardeşlerime sesleniyorum, bütün sosyal demokrat kardeşlerime sesleniyorum veya hiçbir partiye ilgi duymayan sıradan vatandaşlarıma sesleniyorum. Gün memleket günüdür. Sandığa giderken hepimizin düşünmesi lazım. Oy kullanırken Türkiye’yi düşüneceğiz, çocuklarımızı düşüneceğiz, vatanımızı ve bayrağımızı düşüneceğiz oyumuzu öyle kullanacağız. Normal seçimlerde her vatandaş gidip arzu ettiği partiye oy verir. Ben hiçbir zaman şunu söylemedim neden kardeşim o partiye oy verdin diye bir suçlama getirmedim. Ama şimdi şunu söylüyorum, evet oyunun vebali çok ağırdır. Bir daha söylüyorum evet oyunun vebali ağırdır. Kimse altından kalkamaz, hesabını kimse veremez. Sonu belirsiz bir tehlikeli sürecin içine Türkiye’yi sokmak ağır bir vebaldir. Bir kişiye Türkiye Cumhuriyeti devletini teslim etmek ağır bir vebaldir. Bu çok ağırdır. Hak ve hukuk, adalet, adaletin olmadığı bir devlet mi olur? Bir kişiye yetki veriyoruz mahkemelere hakim tayin edecek. Kim? Bir partinin Genel Başkanına. Bir partinin Genel Başkanı hakim mi tayin eder? Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ederse orada adalet mi olur? Diyelim geldi ben Polatlı’nın yarısını kamulaştırıyorum kararı aldı. Alabilir mi? Alır. Yetki var mı? Var. Sonra dedi ki, metrekaresini 5 liradan kamulaştırıyorum. İtiraz edeceksiniz değil mi? Olur mu diyeceksiniz metrekaresi 5 lira olur mu? Metrekaresi en az buranın 1500 liradır. Nerede hakkınızı arayacaksınız? Mahkemede. Mahkemeye gideceksiniz. Kamulaştıran kim? Oraya hakimi tayin eden adam. O hakim size mi bakacak yoksa önce kendisini tayin eden adama mı bakacak? Niye diyoruz ısrarla, ısrarla, ısrarla adalete siyaseti bulaştırmayın diye, siyaset adalete girmesin diye. Mahkemeye siyaset bulaşmasın diye. Hakim hukukun üstünlüğüne göre karar versin diye. Ne demek hukukun üstünlüğü biliyor musunuz? Hukukun üstünlüğü şudur, güçlü devlet karşısında vatandaşın hakkını koruyan hukuk hukukun üstünlüğüdür, vatandaşın hakkını koruyan.

HEM MAHKEMEYE HAKİM TAYİN ET, HEM DE ÇIK “BU ADALET BAĞIMSIZDIR” DE

Hep şu örneği veririm. Almanya’da kral gider yolda giderken çok güzel bir arazi görür üstünde bir yel değirmeni vardır. Çiftçiyi çağırır yanına gel der buraya, ben bu araziyi alacağım der. Vermiyorum diyor. Benim kim olduğumu biliyor musun? Biliyorum diyor. Kimim ben? Siz kralsınız Almanya’nın kralısınız. Peki niye bana bu araziyi vermiyorsun? Ben kralım, burası bana babamdan kaldı, dedemden kaldı, bak yel değirmenim var ben burada huzur içinde yaşıyorum. Burayı kamulaştıracağım ve elinden alacağım der. Alamazsın der. Neye güveniyorsun? Berlin’de hakimler var ben o hakimlere güveniyorum der ve vermez orayı. Şimdi Almanya’da ne var biliyor musunuz? O köylünün yel değirmeni orada duruyor hala durur. Çiftliği hala durur, kralın sarayı da onun arkasındadır satmamıştır. Çünkü Berlin’deki hakimler buna izin vermemiştir. Çünkü o hakimleri o kral tayin ediyor. Şimdi biz yetkiyi veriyoruz partinin Genel Başkanına hem Başkan ol, Cumhurbaşkanı ol hakim tayin et mahkemeye. Sonra da çık bu adalet efendim bağımsızdır, bu adalet tarafsızdır de. Neye anlatacak bunu? Benim külahıma anlatacak, bu doğru değil külahıma anlatacak.

Bakın, parlamentoyu öyle bir hale getiriyorlar ki TBMM, gerçekten de itibarıyla oynuyorlar. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde ona TBMM Başkanı vekalet eder. Diyelim Afrika’ya gitti, diyelim Almanya’ya gitti, diyelim Japonya’ya gitti ona TBMM Başkanı vekalet eder. Neden? Çünkü TBMM Başkanı seçimle gelmiştir bir, milletvekilidir. İki; mecliste seçilmiştir, TBMM Başkanı olmuştur. Üç; bütün parti gruplarına karşı tarafsızdır. Ve Cumhurbaşkanı olmadığı zaman ona vekalet eder. Yeni getirilen modelde, rejimde ne deniyor? Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde ona vekaleti seçimle gelen değil, atamayla gelen birisi yapacak. Atamayla gelen birisi Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil edecek. Allah aşkına sizin vicdanınız buna evet diyor mu? Nasıl oluyor böyle bir şey? Atamayla gelen ya da seçimle gelmeyen dönemlerde kimler Türkiye’yi temsil etmiştir? Düşünün. 12 Eylül darbesinden sonra darbeciler seçimle gelmemiştir ama Türkiye’yi temsil etmişlerdir. Şimdi biz darbeci dönemlere öykünüyoruz, o dönemlere Türkiye’yi götürüyoruz. Seçimden niye korkuyoruz? Neden Türkiye’yi seçimle gelen birisi temsil etmesin? Neden TBMM’yi bu kadar aşağılıyoruz? Neden itibarsızlaştırıyoruz TBMM’yi? Efendim sözlü soru sorulursa orada işler olmazmış. Hangi iş olmuyor? Sadece geçen ay parlamentodan 100’ün üstünde kanun çıktı kim dedi meclis çalışmıyor diye.

SABAH, ÖĞLE, AKŞAM KILIÇDAROĞLU

Değerli dostlarım, değerli arkadaşlarım, birde Suriyeliler var aramızda. Diyorlar ki, “evet oyunu verin evetten sonra Suriyelilere vatandaşlık vereceğiz.” Kabul ediyor musunuz? Birinci soru şu; eğer bu referandumdan evet diye çıkarsa bakanlar kurulu yok, Başbakan da yok. Dolayısıyla vatandaşlık vermek için bakanlar kurulu kararı gerekiyor bugünkü mevzuata göre. Değişiklik gerçekleşir yeni rejim olursa tek adam rejiminde bakanlar kurulu yok bir adam oturacak herkese diyecek sana vatandaşlığı verdim arkadaşlar. Kararnameye de gerek yok arkadaşlar. Resmi gazetede bir sabah okuyacaksınız. Belki hiç okumaya da gerek kalmayacak. Hepsi alt alta yazılacak, nüfus cüzdanları verilecek siz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısınız denecek. Buna siz evet diyecek misiniz? Ne diyeceksiniz?

Suriyeliler, ben Suriyelilere karşı değilim önce onu söyleyeyim. Ama Suriyelilerin 81 ile dağılmasına karşıyım. Suriyeliler Türkiye’nin bir bölgesinde olmalı, onlara her türlü yardımı yapalım, okulunu yapalım, sinemasını yapalım, her şeyi yapalım. 81 ile dağılmasına karşıyım. Biz şimdi Suriyeliler geldi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ikinci sınıf vatandaş, onlar birinci sınıf vatandaş. Onların çocukları üniversiteye sınavsız giriyorlar. Bizim çocuklarımız sınava giriyorlar. Suriyeli esnaf dükkan açtığında vergi ödemiyor, benim esnafım vergi ödüyor. Suriyeli doktora gittiği zaman sıraya girmiyor, para ödemiyor, bizim emekli gittiği zaman para ödüyor ve sıraya giriyor. Kim birinci sınıf vatandaş, kim ikinci sınıf vatandaş?

Daha acı olanı var. Bizim çocuklarımız El Bab’a gidiyorlar Suriye için, Suriye’nin gençleri Ankara’da, İstanbul’da volta atıyorlar. Bu doğru değil.

Çok teşekkür ederim. E ne olacak ikinci Nutuk’u da o atacak orada.

Emin olun şuraya geldi. Sabrediyorum, sabırla davranıyorum. Kısır bir tartışmanın içine girmek istemiyorum. Türkiye’nin bu kadar derdi varken, işsizlik var, çiftçinin derdi var, esnafın derdi var, sanayicinin derdi var, terör derdi var. Dünya kadar derdimiz var biz bunların hiçbirisini konuşmuyoruz, hiçbir sorunumuza çözüm getirmeyen anayasa değişikliğini konuşuyoruz. Üzülüyorum. Ve meydanlara çıkıyorlar vatandaşa bu anayasa değişikliğini anlatmıyorlar. Meydanlara çıkıyorlar mitinglerde tek konu var o da benim. Sabah Kılıçdaroğlu, öğle Kılıçdaroğlu, akşam Kılıçdaroğlu. Geçen gün bir arkadaş yapmış bakıyorsunuz Sayın Erdoğan Ey Kılıçdaroğlu, bir daha Ey Kılıçdaroğlu. Binali bey, Ey Kılıçdaroğlu. Ama birde şunu söylemiş, Ey Kemal bey. Kendilerini medeni bir insan gibi davet ettim dünya kadar televizyonları var emrinde. Medeni bir insan gibi. Gelin oturalım bu anayasa değişikliğini birlikte konuşalım. Kim doğruları söylüyor, kim yanlış söylüyor vatandaşımızda öğrensin. Bunu söyledim, bu çağrıyı yaptım. Geldiler mi? Gelirler mi? Binali bey demiş ki, 16 Nisan’dan sonra bir araya geliriz demiş. Müthiş bir zeka ama, yani müthiş bir zeka.

Efendim, Polatlı Spor şampiyon oldu Polatlı Sporu da yürekten kutluyorum.

Bir şey söyleyeyim hanımlar, sizden bir istirhamım daha var. Biliyorsunuz böyle hava güzelse erkekler derki genelde ya arkadaşlar kahvede bekliyor gidelim şöyle bir oyun oynayalım, batak oynayalım, efendim işte başka ne oyunlar var bilmiyorum, okey oynayalım diye söyleyebilirler. Sakın izin vermeyin. Elinden tutun doğru sandığa götürün. Oylarını kullansınlar. Bu seçim sıradan bir seçim değil. Bu referandum, halk oylaması sıradan bir referandum değil. Hepimizin gitmesi lazım, oylarımızı kullanmamız lazım. Sadece biz değil komşularımızı da götüreceğiz, akrabalarımızı götüreceğiz, yeğenlerimizi götüreceğiz, dayımızı, amcamızı götüreceğiz ve hep birlikte ne diyeceğiz? Hayırlı bir işin altına imza atacağız. Emin olun hayırlı bir işin altına imza atacağız. Demokrasimize, ülkemize, bayrağımıza sahip çıkacağız. Huzur içinde yaşamak için, birlikte yaşamak için bunların tamamını yapağız.

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum. 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Polatlı’ya gelmeden önce Temelli’ye de uğradı. Burada kendisini bekleyen vatandaşlarla bir süre sohbet ederek, çay içti, Polatlı konuşması sonrasında ise  bazı ilçelerde şehir turu yaparak, vatandaşları da selamladı.