13.03.2017
12665
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ANKARA’DA MUHTARLARLA BİR ARAYA GELDİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,“Bakanımız gidiyor Almanya’ya, Hollanda’ya, içeri almıyorlar, uçağı geri çeviriyorlar. ‘En ağır şekilde bedelini ödeyecekler’, nasıl ödeyecekler? Niye gereğini yapmıyorsun? Hollanda ile ilişkilerin tamamını alın askıya. Almanya’ya gidildi. Bakanımız sokulmadı, ‘propaganda yapamazsınız’ denildi. ‘Almanya gününü görecek’ nasıl görecek? İncirlik Üssü’nde Alman askeri var, çıkarıyor musun? Çıkarmıyorsun, konuşuyorsun. Bu millet, konuşmaktan bıktı. Ne yapacaksan çık, adam gibi yap, bu kadar açık. Biz de sana her türlü desteği vereceğiz. ‘Efendim yapacağız’, ne zaman? ‘16 Nisan’dan sonra.’ Bakın ben size söyleyeyim, 16 Nisan’dan sonra diyecekler ki ‘bunu gene FETÖ karıştırdı, böyle bir şey olmaz, kusura bakmayın. Gelin, hep beraber tokalaşalım. Bu işi idare edelim.’Göreceksiniz.” dedi.

Ankara’da muhtarlarla bir araya gelen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, toplantının basına açık bölümünde şöyle konuştu:




Efendim hepinize afiyet olsun, Halil İbrahim sofrası her daim bereketli olsun.
Burada bir siyasi toplantı mı yapacağız? Hayır. Burada sadece ve sadece sizin sorduğunuz sorulara samimi olarak cevap vereceğim.
İki; bu anayasa değişikliği ne getiriyor onu anlatmaya çalışacağım.

SİYASET BİR UZLAŞMA ALANIDIR

Bir muhtar arkadaşımız sordu dedi ki, önce sorulara cevap vereyim sonra ayrıntılara girmiş oluruz, “Koalisyonlar 1991 – 2002 arasında çok oldu, büyük sıkıntılar yaşadık” vs. vs. anlattı. “Bu koalisyonlardan ne zaman kurtulacağız ve koalisyonlar olmazsa daha iyi olmaz mı” gibi cümlesini tamamladı. Hatta Sayın Cumhurbaşkanlarına verilen aşırı yetkilerden de duyduğu rahatsızlığı ifade etti, “Aşırı yetkiyi sorumsuzluklar, koalisyonlar, bunlar bizim canımızı sıktı, geçmişte büyük, derin, kötü izlenimler bıraktı, biz bundan nasıl kurtulacağız?“
Şimdi değerli arkadaşlarım, siyaset bir uzlaşma alanıdır. Siyaset memleketin, halkın çıkarları üzerine inşa edilir. Dolayısıyla A partisi, B partisi, C partisi bütün partiler ülkenin çıkarları için mücadele ederler. Mücadele budur. Koalisyonlar ise eğer vatandaş her partiye yetki vermemişse, tek başına hükümet kurma yetkisi vermemişse iki parti, üç parti, dört parti bir araya gelirler koalisyon kurarlar, bir hükümet programı hazırlarlar, hazırladıkları hükümet programını meclise sunarlar, meclisten güvenoyunu alırlar, görevlerine devam ederler. Normalde çatışma olmaması lazım.

15 YILDIR EKONOMİYİ DÜZELTECEK, TERÖRÜ ENGELLEYECEKTİLER DE BİRİSİ ENGEL Mİ OLDU?
Şimdi bizim en büyük eksiğimiz uzlaşma kültürünü yeteri kadar benimsemedik. Soru şu; niye uzlaşamıyoruz? Sözkonusu vatansa niye uzlaşamıyoruz, niye kavga ediyoruz? Bir uzlaşma kültürünü eğer kendi ülkemizde, kendi topraklarımızda yaşatmazsak, yeşertmezsek nasıl yaşayacağız kavga ederek? Kavgadan bıkmadık mı? Bu kavga toplumu ayırmıyor mu? Bu dil toplumu ayırmıyor mu? Neden bundan vazgeçmiyoruz, niye kavga ediyoruz? Siz oy isterken mahallede, köyde vatandaşın karşısına çıkıp oy isterken mahalledeki vatandaşları ayırıyor musunuz, bölüyor musunuz? Hayır. Neden? Çünkü muhtarlık seçimleri demokrasinin en temiz, en saf tecelli ettiği seçimlerdir. Bu kültürü kabul etmemiz lazım, uzlaşma kültürünü. Almanya’da kaç yıldır koalisyon var? Yıllardır arkadaşlar, 10 yıl değil, 20 yıl değil. Almanya Avrupa’nın en gelişmiş ülkesi mi? Evet. Onlar yapıyor da biz niye beceremiyoruz? Kaldı ki, bu anayasa değişikliği koalisyonlar sorununu çözmüyor arkadaşlar bununla bir ilgisi yok. 15 yıldır bir parti iktidarda değil mi, koalisyon mu var? Hayır. 15 yıldır ekonomiyi düzeltecek de birisi engel mi oldu? Hayır. 15 yıldır terörü engelleyeceğiz de birisi engel mi oldu? Hayır. 15 yıldır götürüyor. Biz kalkıp şunu yaptınız, bunu yaptınız diye eleştirdik doğrudur, eleştireceğiz bu da bizim hakkımızdır. Yanlış varsa yanlış diyeceğiz. Onlar da doğru yaptıklarını anlatacaklar. Bu da demokrasinin gereğidir. Ama oturup birbirimizin boğazını sıkacak halimiz yok, kavga edecek halimiz yok. Medeni insanlar gibi oturacağız tartışacağız. Mecliste, sizlerin arasına geleceğiz oturacağız konuşacağız. Ben isterdim ki, bu toplantıda benim gibi düşünmeyen bir siyasi partinin lideri de olsun, oturup burada konuşalım medeni insanlar gibi. Ne eksiğimiz var, Avrupalı konuşuyor da biz niye konuşmayacağız?
Dolayısıyla koalisyonlar ne zaman biter? Zaten koalisyonlar 15 yıldır yok arkadaşlar. Bu anayasa değişikliği de öyle koalisyonları bitirmek için gelen bir şey değil, bir düzenleme değil.

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ, GEREĞİNİ YAP!
Bir muhtar arkadaşım sordu Avrupa’da yapılan hareketler, işte Hollanda’da, Almanya’da yapılan hareketler. Siz yurtiçinde açıklamalar yaptınız, dediniz ki Avrupa programlarımızı iptal ettik, gitmeyeceğiz. Hollanda’yı kınadık, Almanya’yı kınadık bundan çok memnun olduk.
Bakın değerli arkadaşlarım, dün Adana’da söyledim. Lafla peynir gemisi yürümez. Bir şeyi yapacaksanız oturup yapacaksınız. Rahmetli Ecevit’in Kıbrıs’a çıkarken önceden açıkladı mı ben Kıbrıs’a çıkacağım diye? Hayır. Ne zaman açıkladı? Bizim askerler Kıbrıs’a ayak bastığı gün dedi ki, biz Kıbrıs’tayız. Bitti. Doğru mudur? Doğrudur. Şimdi bakanımız gidiyor Almanya’ya, bakanımız gidiyor Hollanda’ya içeri almıyorlar, uçağı geri çeviriyorlar bu bizim onurumuza dokunuyor. Efendim en ağır şekilde bedelini ödeyecekler. Nasıl ödeyecekler? Bekleyin 16 Nisan’dan sonra. Niye 16 Nisan’dan sonra? İktidar tamam, muhalefet destek veriyor, sonuna kadar destekliyoruz. Niye o zaman gereğini yapmıyorsun? Hollanda’yla ilişkilerin tamamını alın askıya. Almıyorlar niçin?

TÜRKİYE’NİN İTİBARI 20 MİLYON DOLARA SATILDI
Ben size bir örnek vereyim değerli muhtar arkadaşlarım. İsrail bizim 9 vatandaşımızı açık denizde katletti mi? Katletti. Ezanı yasakladı mı? Yasakladı. Ben şimdi değerli arkadaşlarım, ne dediler? Gazze’de abluka kalkmazsa İsrail’le bir araya gelmeyeceğiz. Dediler mi? Dediler. En yetkili ağızlar söyledi. Sonra ne oldu arkadaşlar? Abluka kalktı mı? Kalkmadı. Türkiye’nin itibarı kaça satıldı? 20 milyon dolara. Alın dediler 20 milyon doları sesinizi kesin. Bu benim ağırıma gidiyor arkadaşlar. Almanya’ya gidildi, bakanımız sokulmadı, propaganda yapamazsınız denildi. Oraya da geleceğim propagandaya, yapamazsınız denildi. Ne yapacaksınız? Almanya gününü görecek. Nasıl görecek? İncirlik üssünde Alman askeri var mı? Var. Çıkarıyor musun? Çıkarmıyorsun konuşuyorsun. Bu millet konuşmaktan bıktı arkadaşlar. Ne yapacaksan çık adam gibi yap, bu kadar açık. Ne yapacaksan çık yap, biz de sana her türlü desteği vereceğiz. Bakın, altını çiziyorum her türlü desteği vereceğiz. Efendim yapacağız. Ne zaman? 16 Nisan’dan sonra. Bakın ben size söyleyeyim, 16 Nisan’dan sonra diyecekler ki ya bunu gene FETÖ karıştırdı, böyle bir şey olmaz, kusura bakmayın gelin hep beraber tokalaşalım bu işi idare edelim. Göreceksiniz. Bakın burada söylüyorum 16 Nisan’dan sonra göreceksiniz. Bunlar Türkiye’nin itibarına gölge düşürüyor, doğru değildir bu davranışlar.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KÜRSÜSÜNDE İÇ POLİTİKA YAPAMAZSINIZ
Yine bir arkadaşımız sordu Birleşmiş Milletlerde Sayın Cumhurbaşkanı konuşurken, hem muhtar, hem gazeteci arkadaşımız sordu, işte muhtarlara konuşur gibi konuştu diye. Burada da muhtarlar var, yani siz muhtarları küçük mü görüyorsunuz gibi bir ifade. Dolaylı bu kadar açık olmasa bile böyle bir ifade.
Bakın değerli arkadaşlarım, sadece muhtarları değil, hiçbir insanı, hiçbir canlıyı küçük görme hakkımız yoktur. Ama bulunduğumuz yere ve ortama göre dilimiz vardır. Diplomasinin de bir dili vardır. Türkiye’de konuştuğun gibi Birleşmiş Milletlerde rahat konuşamazsın. Diplomasinin dili ayrıdır. Doktorların dili vardır, onların dili de ayrıdır. Avukatların dili vardır onların da dili ayrıdır. Burada oturup konuşabiliriz, tartışabiliriz. Ama Birleşmiş Milletlerde konuştuğunuz zaman konuşmanın içeriği dolu olmalı. Herkes demeli ki helal olsun şu Cumhurbaşkanı kalktı bütün dünyaya ders verdi. Bilgisiyle, birikimiyle, konuşmasıyla, irfanıyla ders verdi. Birleşmiş Milletler kürsüsünde iç politika yaparsanız bu doğru değildir. Orada dünyaya konuşuyorsunuz Türkiye’ye değil. Kastettiğim odur. Burada biz konuşuyoruz, benzer bir konuşma bana deseler ki, Birleşmiş Milletlerde yap orada daha farklı bir dil kullanırım, kullanmak zorundayım. Diplomasinin dili vardır. Büyükelçi bizim istediğimiz gibi konuşamaz. Bu sadece bizim ülkemize ait bir dil midir? Hayır. Bütün dünyada böyledir. Diplomatların dili vardır. Adam bir şeye olmaz der diyelim ama olmazı olmaz olarak ifade etmez. Başka bir dil kullanır, sizi kırmaması lazım çünkü. Siz de onun olmayacağını anlarsınız. Diplomasi budur, bu kastedilmiştir. Ve bu doğru bir ifadedir.
Ben şimdi kalksam bir üniversiteye gitsem, üniversite… İlkokul mezunu vatandaşlarıma hitap edeceğim gibi orada hitap edemem üniversite profesörlerine. Diyecekler ki, ya bu adamın bilgisi bile yok, cahil mi bu adam? O nedenle bulunduğunuz yere, bulunduğunuz ortama göre dilinizi kullanacaksınız, geliştireceksiniz. Ben bir bakanla konuşurken, bir cumhurbaşkanıyla konuşurken veya bir sokaktaki vatandaşla konuşurken aynı davranışta ve aynı dilde bulunamam. Ben diyelim ki, muhtar arkadaşımla karşılaştık tanıyorsak birbirimizi sarılırız, birbirimizi kucaklarız. Tanımıyorsak o zaman sadece tokalaşırız, selam veririz o kadar. Dolayısıyla davranışlar, her şeyimiz biraz daha farklı olur.

YÜZDE 1 OY ALAN PARTİNİN GENEL BAŞKANI TBMM’YE GELMELİ
Şimdi çok sayıda hükümet değişti bu sistem mükemmel mi? Yani bugün içinde yaşadığımız sistem mükemmel mi? Mükemmel değildir arkadaşlar. Ne dedim her sorunuza samimi cevap vereceğim. Bu sistem mükemmel mi? Mükemmel değil. Bir arkadaşımız söyledi dedi ki, yüzde 10 barajını aşamayan, ama iradesi yüzde 10 barajının altında olan partilere oy veren vatandaşın mecliste neden yeri yok? Doğru. Yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı TBMM’ye gelmeli. Yani Saadet Partisinin Genel Başkanı, Vatan Partisinin Genel Başkanı yüzde 1 oy aldığı takdirde meclise gelip konuştuğunda ne eksiğimiz olur? Sokakta konuşacağına meclisin kürsüsüne çıksa konuşsa doğru değil midir? Bu konuda kanun teklifimizi verdik. Dedik ki, yüzde 1 istiyorsanız yüzde 1, yüzde 5 istiyorsanız yüzde 5, yüzde 3 istiyorsanız yüzde 3, gelin değiştirelim. Peki soru şu; yüzde 10 seçim barajını kim getirdi? Ben mi getirdim? Hayır. İktidar mı getirdi? Hayır. Kenan Evren ve arkadaşları, darbeciler getirdi. Biz darbeye karşı değil miyiz? Darbeye karşıyız. Darbe hukukuna karşı değil miyiz? Darbe hukukuna karşıyız. O zaman gelin değiştirelim. Hayır değiştirmeyelim bunu. Niye? O zaman sen darbecileri savunuyorsun. Değiştirelim, yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı meclise gelmeli, mecliste konuşmalı. Mecliste konuşsun, onun da düşüncelerini alalım. Akıl akıldan üstündür. Belki benim bir eksiğimi o tamamlayacak veya benim düşünmediğim bir konuyu o kürsüye çıkıp daha güzel anlatacak, böyle olması lazım.

SİYASİ AHLAK KANUNU ÇIKMALI VE SİYASİ PARTİLER KANUNU DEĞİŞMELİ
Değerli arkadaşlarım, sistemin eksiği. Bugünkü sistem sorulduğu için söylüyorum. Bir; siyasi ahlak kanununun çıkması lazım, yani siyasetçilerin ahlaklı olması lazım, siyasetçilerin ihale takipçisi olmaması lazım, siyasetçilerin yolsuzluk yapmaması lazım, siyasetçilerin kul hakkı yememesi lazım ve siyasetçinin de hesap vermesi lazım. Siyasi ahlak kanunu var mı? Yok. Niye yok? Hazırlıyoruz her seferinde veriyoruz teklif ediyoruz sağ olsun Sayın Ahmet Davutoğlu da dedi bunu getireceğim söz verdi o da gitti. Siyasi ahlak kanununa ihtiyacımız var. Siyasi partiler kanununun değişmesine ihtiyacımız var. Parlamentoda parlamentonun dışında olan siyasi partilerin temsiline ihtiyacımız var. Siyasetin finansmanı ile ilgili kanun değişikliğine ihtiyacımız var. Bunlar olursa parlamento daha güzel çalışır. 141 yıllık parlamento deneyimimiz var. 141 yıllık deneyimi kaldırıyoruz dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmayan yeni bir model getiriyoruz. Bu doğru değil. Hiç tecrübe edilmemiş dünyanın hiçbir ülkesinde.

KİMSE KENDİ GÖREVİNİN DIŞINA ÇIKMAZSA ÇİFT BAŞLILIK OLMAZ
Şimdi değerli arkadaşlarım, bir arkadaşım sordu illeri valiler mi yönetecek, il başkanları mı yönetecek? Şimdi - bu yeni bir anayasa değil anayasa değişikliği- diyorlar ki, efendim bu değişiklik çıkarsa çift başlılık önlenecek. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve benim bu sorumu düşünün. Bugün çift başlılık mı var? 15 yıldır çift başlılık mı var? 20 yıldır, 30 yıldır çift başlılık mı var? Herkes kendi işini yaparsa biter. Nerede çift başlılık? Sayın Cumhurbaşkanı kendi görevini yapacak, Sayın Başbakan kendi görevini yapacak, Bakanlar kendi görevini yapacak, ana muhalefet, muhalefet partileri kendi görevlerini yapacaklar. Her birisinin görevi kanunlarla, anayasayla belirlenmiştir. Hiç kimse kendi görevinin dışına çıkmazsa çift başlılık olmaz.
Yeni modelde? Yeni modelde diyorlar ki, hem Başkan olacak, hem tarafsız olacak, hem partinin Genel Başkanı olacak. Olmaz. O zaman nasıl tarafsız olacak? Ben tarafsız mıyım? Hayır. Ben TBMM’de tarafsızlık üzerine yemin mi ediyorum? Hayır. Bizim yeminimizde tarafsızlık kuralı yoktur. Tarafsızlık kuralı Cumhurbaşkanının yemininde vardır. Çünkü Cumhurbaşkanı 80 milyonu temsil eder. Cumhurun başkanıdır. Peki cumhurun başkanı olan birisi aynı zamanda bir partinin başkanı olursa çift başlı olmaz mı? Çift başlı olur. Hem partisinin Genel Başkanı, hem de cumhurun başkanı.

EN BÜYÜK ÇATIŞMAYI BU MODEL GETİRECEK
Şimdi başka bir sorun daha çıkacak bu değişiklik kabul edilirse. Bir arkadaşım sordu, bir radyo programıyla ilgili sordu. Bakın değerli arkadaşlarım, diyelim ki seçim oldu, çoğunluk partisi yüzde 49 oy aldı ama Başkan adayı yüzde 51’i bulamadı. Çoğunluk partisinin Başkanı bugünkü modelde Başbakan, ama Başbakan olamayacak. Neden? Yüzde 51’i bulmadı. İkinci seçim olacak, diyoruz ya seçimler olmasın, tam tersine ikinci seçim olacak. Bu sefer Başkan seçimi olacak. Başkan seçimini kim kazandı? Diyelim ki çoğunluk partisinin Başkanı değil, başka birisi kazandı. O zaman Başkan ayrı telden, çoğunluk partisinin Başkanı ayrı telden çalacak. Asıl büyük yarılma oradan olacak. Bunu anlatmaya çalıştım. Olay budur, bu kadar basit. Şimdi bu neyi getirir? Hani diyorduk ya çatışma olmasın. En büyük çatışmayı getirir. Biz bu tehlikeye dikkati çekmek istedik. Doğrusu da bu tehlikeyi bütün vatandaşlarımın bilmesini isterim. Başkanla Cumhurbaşkanı, yani bugünkü modeldeki Cumhurbaşkanıyla mecliste çoğunluğu olan parti, birlikte ülkeyi çok daha zor yöneteceklerdir.
Bugünkü modelde nedir? Cumhurbaşkanı tarafsızdır, Başbakan çoğunluk partisini temsil eder, istediği kanun tasarısını meclise getirir, mecliste oturulur tartışılır ve çözülür.

ELİMİZİ VİCDANIMIZA KOYACAĞIZ, DÜŞÜNEREK SANDIĞA GİDECEĞİZ
Başka değerli arkadaşlarım bana sorduğunuz sorulardan. Başkanlık sistemi geldiğinde muhtarlık kalkacak mı? Şimdi bu modelde Sayın Başkan arzu ettiği zaman TBMM’yi feshediyor hiçbir gerekçeye ihtiyaç duymadan. Çünkü anayasada şu gerekçeyle iptal edeceksin veya şu sorun çıktığında iptal edeceksin diye bir düzenleme yok. Mevcut anayasada diyor ki, evet Cumhurbaşkanı meclisi feshedebilir, yeni seçime götürebilir, ama 45 gün içinde hükümet kurulmazsa. 45 gün içinde hükümet kurulmazsa diyorlar ki, Türkiye hükümetsiz kalmasın yeni seçime gidelim vatandaş oyunu versin. Yeni modelde bu yok. Ben bir sabah kalkacağım Başkanım, hükümeti, meclisi feshediyorum yeni seçime gideceğiz. Bu doğru mudur? Muhtar kardeşlerim elini vicdanına koyup sorsunlar bu doğru mudur, yanlış mıdır? Efendim muhtarlık kalkacak mı? Başkanın takdirine bağlı, bütün muhtarların ömrü bir kararnameye bağlı, bir kararname çıkar muhtarlıklar kaldırılmıştır. Bitti o kadar. Yetki veriyor muyuz? Veriyoruz tabi. Böyle bir yetkiyi bir kişiye vermek doğru mudur, yanlış mıdır? Bir kişiye bu yetkiyi vermek yanlıştır diyorsanız, hayır oyu kullanacaksınız. Doğrudur diyorsanız gidip evet oyu kullanacaksınız arkadaşlar, bu kadar basit. Belki bazı muhtar arkadaşlarımız diyebilir efendim olur mu? Muhtarlık çok eski bir kurumdur, demokrasinin en köklü kurumlarından birisidir, en temiz demokrasi burada tecilli eder, kimse muhtarlığı kaldıramaz. Şu söylenecek size, ya kardeşim diyecek Başkan ben TBMM’yi fesih yetkisine sahibim muhtarlığı mı feshetmeyeceğim? Hepinizin düşünmesi lazım. Ben size düşünerek sandığa gidin diyorum, düşünerek. Elimizi vicdanımıza koyacağız, düşünerek sandığa gideceğiz. Bu bir siyasi parti seçimi değildir. Bakın hiçbir tarafta bizim partinin amblemini göremezsiniz yoktur. Çünkü bunun partilerle ilgisi yok. Bu bütün partileri ilgilendiriyor mecliste olsun olmasın. Bütün vatandaşları ilgilendiriyor. Beni de, sizi de, bizim dışımızda yaşayanları da hepimizi ilgilendiriyor ve hepimizin oturup doğru karar vermesi lazım ne, ne kadar doğru ne, ne kadar yanlış. Bunu yapmamız lazım. Eğer bunu yaparsak büyük bir başarı elde ederiz diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım.

BU BAŞKANLIK SİSTEMİNİ TÜRKİYE’NİN BEKASI AÇISINDAN SAĞLIKLI GÖRMÜYORUZ
Şimdi bir arkadaşım daha sordu bu anayasa değişikliğinde partiler neden bir araya gelmedi? Evvelki yasama döneminde 4 siyasi parti bir araya geldi. Anayasanın 80 maddesinin değiştirilmesi konusunda görüş birliği sağlandı, 80 madde. Ama çıkmadı. Sonradan dediler ki, yeniden oturalım konuşalım. Ben size hikayenin biraz da perde arkasını anlatıyım. 15 Temmuz darbesinden sonra biz saraya gittik. Sayın Cumhurbaşkanı çağırdı ve oraya gittik. Ben Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Başbakana, Sayın Devlet Bahçeli’ye, Cumhurbaşkanı Sözcüsü Sayın Kalın da oradaydı ve Cumhurbaşkanının Sayın Genel Sekreteri de oradaydı, yargı bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlattım. Yargı bağımsızlığı sağlanabilirse bu memlekette mahkemeler adalet dağıtır dedim. Ve gelin anayasada önce bu yargı bağımsızlığını sağlayacak düzenlemeleri yapalım. Tamam dediler, hepimiz anlaştık, ben de teşekkür ettim. İki toplandık ondan sonra kimse toplantıya gelmedi, kabul edilmedi. Sonra dediler ki, anayasa değişikliği için buyurun gelin Başkanlık sistemini getireceğiz. Dedik ki, biz Başkanlık sistemine karşıyız, parlamenter demokratik sistemde neyi öngörüyorsanız gelin oturalım konuşalım. 140 yıllık tecrübemiz var. Olur ya bizim eksiğimiz de olabilir, yanlışımız da olabilir, bir araya gelelim, oturalım konuşalım, biz bu sorunu çözelim. Hayır dediler Başkanlığı getireceğiz. Biz onu uygun görmüyoruz dedik. Olay budur değerli arkadaşlarım.
Dolayısıyla, Başkanlık sistemi, bugünkü model dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmayan bir modeldir. Başkanlık sisteminin gerçek anlamda uygulandığı bir ülke var o da ABD. Neden? Çünkü kendi tarihi şartları onu öngörüyor. Bir Başkan var, eyaletler var, eyaletlerin valileri var, eyaletlerin parlamentoları var, her parlamento kendi eyaletinin kanununu çıkarır. Yani çok parçalı bir yapı var. Böyle bir yapı var Amerika’da kendi tarihi. Zaten birleşik devletleri diyor. Her bir eyaletin ayrı bayrağı da var.
Şimdi biz bu Başkanlık sistemini Türkiye’nin geleceği açısından, Türkiye’nin bekası açısından sağlıklı görmüyoruz, doğru da görmüyoruz, yanlış görüyoruz.

DEVLETİN BÜTÜN KURUMLARI BİR KİŞİYE TESLİM EDİLEMEZ
Şimdi değerli arkadaşlarım, sordu bir arkadaşım. Türkiye’nin tamamını bu anayasa değişikliği ifade ediyor mu? Hayır. Ama hepimizi ilgilendiriyor. Asgari ücret; eğer Başkan isterse asgari ücreti bir günde dondurabilir. Çünkü böyle bir hakkı ve yetkisi olacak. Başkanın kaç yardımcısı olacak bilen var mı? Arzu ettiği kadar, ister 50, ister 100, ister 500, arzu ettiği kadar Başkanın yardımcısı olacak. Bakan sayısı kaç olacak? Hiç belli değil, Başkanın takdirine bağlı. Kim müsteşar olacak Başkan belirleyecek. İster dayısının oğlu, ister amcasının oğlu herhangi bir kişiyi tayin edebilecek, üniversite mezunu olup olmaması tamamen Başkanın takdirine bağlı. Bu değişiklik geçerse ne olur? Bu değişiklik geçerse bir kişiyi ikna ederseniz en geç 24 saat içinde Türkiye Cumhuriyetini ele geçirirsiniz. Bir daha söyleyeyim, bu değişiklik geçerse bir kişiyi yani Başkanı ikna ederseniz en geç 24 saat içinde Türkiye Cumhuriyetini ele geçirirsiniz. Çünkü Başkan bütün valileri, bütün bakanları, bütün müsteşarları, bütün kaymakamları, bütün müftüleri, bütün paşaların tamamını yeniden tayin etme yetkisine sahip bir kararnameyle. Neden 24 saat diyorum? Çünkü bir hazırlık gerekiyor bunun için. Onun için yoksa bir saatlik bir iş. Matbaada basılıp resmi gazetede yayınlanıyor ve mesele bitiyor.
Şimdi elimizi vicdanımıza koyup düşünelim. Bu Türkiye’nin lehine midir, aleyhine midir? FETÖ, FETÖ diye şikayet ediyoruz değil mi? FETÖ devlete kaç yılda sızdı? 35 yılda. 35 yıl çalışmaya gerek yok bir kişide çalışacaksınız ve devleti ele geçireceksiniz. Devletin bütün kurumları bir kişiye teslim edilemez. Başkan kızdı Merkez Bankasını kapattım dedi, Başkan kızdı falan bankayı kapattım dedi, bütün ekonomik kararları almada, sosyal kararları almada yetkili. Bunlar doğru mu arkadaşlar?

BÜTÜN YETKİLER MECLİSİN ELİNDEN ALINIYOR, BİR KİŞİYE VERİLİYOR
Şimdi deniyor ki yine, önce bugünkü modelden söz edeyim. Hükümet kurulur, Başbakanın yetkisi vardır, Başbakan hükümet programını açıklar gelir TBMM’de okur, TBMM’den güvenoyu alır ve hükümet belli bir güvenle görevine devam eder. Yeni modelde Başbakan yok, TBMM’ye gelip güvenoyu istemek de yok. Çünkü niye güvenoyu isteyim ki diyor. Meclis ikinci sınıf bir meclis, yetkileri elinden alınmış bir meclis. Diyeceksiniz ki, nasıl yetkileri elinden alınıyor? Değerli arkadaşlarım, bugünkü modelde kimin müsteşar olacağına, kimin kaymakam olacağına, kimin büyükelçi olacağına, kimin doktor olacağına, hakim olacağına TBMM bir kanun çıkarır, her birisinin niteliklerini belirler ve hükümet onun gereğini yapar. Derki mesela müsteşar olacak olan devlette 12 yıl çalışmış olacak, devletin üst kademelerinde çalışmış olacak, üniversiteyi bitirmiş olacak, devlet tecrübesi olacak ki o müsteşar olsun. Onu kim bulur? Hükümet kendisi gider bir müsteşar, o niteliklere sahip olan birisini bulur getirir müsteşar yapar.
Şimdi bütün bu yetkiler meclisin elinden alınıyor bir kişiye veriliyor. Bir kişi bütün bunların tamamını belirleyecek. Doğru mu? Bana göre doğru değil. Devlette liyakat sistemini çökertiriz bu doğru değil.

550 VEKİL NEYİMİZE YETMİYOR, NİYE 600?
Milletvekili sayısını 600’e çıkarıyoruz. Niye 600? 550 neyimize yetmiyor niye 600? 187 trilyon lira ek para ödeyeceksiniz yeni seçilecek milletvekillerine. Peki bu milletvekilleri bakan olacak mı? Hayır. Başkan Yardımcısı olacak mı? Hayır. Çünkü Bakan ve Başkan Yardımcısı olacakların milletvekili olmaması lazım. Peki siz meclise niye geleceksiniz, milletvekiliyle niye görüşeceksiniz, benim bu derdimi çözün diye niye konuşacaksınız? Hiçbir bakan onun telefonuna çıkmayacak ki. Güvenoyu mu istedi? Yo gerek yok. Geç kardeşim diyecek. Bürokratta çıkmayacak sizin telefonlarınıza. O zaman bu 600 milletvekilini niye arttırıyoruz biz, niye 600’e çıkarıyoruz? Niye bu parayı ödüyoruz? Şunu söyleyecekler sonunda. Bu 600 milletvekiline de ihtiyaç yok, bu meclise de ihtiyaç yok diyecekler. Boşu boşuna oturuyorlar bizde 600 milletvekiline para ödüyoruz. Bu doğru değil arkadaşlar.

Yine bu değişiklikle milletvekili yaşını 18’e indiriyorlar. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun 18 yaşında çocuğunuz var mı, yok mu bilmiyorum veya 18 yaşında torununuz var mı, yok mu bilmiyorum, Allah aşkına benim 18 yaşındaki çocuğum milletvekili olacak bir muhtar arkadaşım var mı bir el kaldırsın ben de bir göreyim. Bakın, 18 yaşında milletvekili olacak bir. Yetmiyor, ömür boyu askerden muaf olacak. Yetmiyor iki yıl sonra ballı emeklilik hakkına sahip olacak. Böyle bir ballı kaymağı muhtarın çocuğuna mı verirler, manavın çocuğuna mı verirler, bakkalın çocuğuna mı verirler? Kimin için geliyor bu? Ha diyorsanız ki bu doğrudur, bu Ankara’daki beylerin çocukları milletvekili olsun, iki yılda emeklilik hakkını kazansın diyorsanız gidip evet oyu vereceksiniz. Bu yanlıştır diyorsanız gidip hayır oyu vereceksiniz bu kadar basit. Yani çok karmaşık bir şey değil bu 18 madde. Rahat anlaşılan maddeler bunlar. 600 milletvekili, 18 yaşında milletvekili hakkı, ömür askerlikten muaf. Bunlar anlaşılmayacak sorular değil ki, hükümetin güvenoyu istememesi, hiçbir Bakanın, Başkan Yardımcısının milletvekili olmaması. Bütün bunlar anlaşılacak konulardır değerli arkadaşlar.

DOĞRULARI SÖYLEDİĞİMİ ONLAR DA BİLİYORLAR
Şimdi değerli arkadaşlarım, konuşmama başlarken dedim ki, bunun siyasi partilerle ilgisi yok. A partisiyle, B partisiyle ilgisi yok bu hepimizin sorunu, memleket sorunu. Çünkü anayasa bir toplumsal uzlaşma belgesidir. Benim de hakkımı korur, benim gibi düşünmeyen arkadaşımın da hakkını korur beraber, bir arada haklarımızı koruyacak. Biz ne istiyoruz? Benim gibi düşünmeyen insanın da düşüncesi makbuldür, onu da dinlemek zorundayız, belki ben eksik biliyorum, belki benim yanlışım var. Ben şu çağrıyı da yaptım. Bana çıkıp diyorlar ki, Kılıçdaroğlu çıkıyor doğruları söylemiyor anayasa değişikliğinde. Ben de şunu söylüyorum, ben yanlış söylüyorsam size çok büyük bir fırsat veriyorum çıkalım herhangi bir televizyon kanalına siz belirleyin veya devletin televizyonuna çıkalım TRT’ye ben de anlatıyım, siz de anlatın beni mahcup edin. Deyin ki, bak Ey Kılıçdaroğlu sen doğruları söylemiyorsun, bak şöyle bir değişiklik var sen bunu atlıyorsun. Beni mahcup edin, ben de deyim ki ya kusura bakmayın vallahi ben bunu bilmiyordum özür dilerim, diyeyim ben bunu. Gelmiyorlar. Niçin? Çünkü benim doğruları söylediğimi onlar da biliyorlar. Çıkıp şunu söylesinler vatandaşa. Bu anayasa değişikliği milletin hangi derdini çözecek? Emin olun ben bunu merak ediyorum. 600 milletvekili niye geliyor? 18 yaşında milletvekilliği niye geliyor? Ömür boyu askerlikten muaf niye geliyor? Garibanın çocuğu El Bab’a gidecek, -35 derecede dağlarda taşlarda terörle mücadele edecek. Bu beylerin çocukları hiçbir şey yapmayacak, milletvekili olacak, askerlikten muaf olacak, milletvekili emeklilik hakkını kazanacak. Böyle bir şey olmaz. İnsanın aklıyla alay etmek demektir bu. Bunları ben anlatıyorum, desinler bu yanlış. Burada bir yanlış var desinler. Beni ikna etsinler, vatandaşı ikna etsinler.

100’ÜN ÜZERİNDE KANUN ÇIKTI, KAVGA, DÖVÜŞ OLMADI
Efendim diyorlar ki, Kılıçdaroğlu niye bizimle kavga etmiyor? Kavga etmemi istiyor musunuz değerli arkadaşlar, kavgadan bıkmadık mı artık? Bu millet kavgadan bıkmadı mı? Bir arkadaşım soruyor işte koalisyonlar. Koalisyonların olmamasının temel nedeni siyasetteki kavga dili bundan kurtulmamız lazım. Ben de bu ülkemi seviyorum, benim gibi düşünmeyen diğer partideki vatandaşlarım da kendi ülkesini seviyor. Vatanseverlik benim tekelimde değil ki arkadaşlar. 80 milyon kişi vatanseverdir ben böyle kabul ederim. Bayraksa bizim bayrağımız, vatansa bizim vatanımız, büyümeyse bizim büyümemiz, kalkınmaysa bizim kalkınmamız. Biz bunu yapmak zorundayız. Bir araya gelelim konuşalım. Bir öneri getirdiler de biz karşı mı çıktık? Memleketin hayrına bir şey getirdiler de biz karşı mı çıktık? Efendim bu parlamentoda kanun çıkmıyor. O eleştiri de geliyor. Geçen hafta kaç kanun çıktı biliyor musunuz mecliste bir haftada? 100’ün üstünde kanun çıktı. Kimsenin haberi oldu mu? Olmadı. Niye olmadı? Kavga olmadı, dövüş olmadı, oybirliğiyle çıktı. Demek ki mutabakat sağlanırsa, memleketin menfaatine eğer olursa demek ki oy birliğiyle çıkıyor. Engelleyemez miydik? Engelleyebilirdik. Ama doğru mu? Hayır doğru değil. Memleketin menfaatineyse destek vereceksiniz, destekleyeceğiz, arkasında duracağız hep birlikte, bunu yapmamız lazım.

“EVET”İN VEBALİ ÇOK AĞIRDIR
Deniyor ki değerli arkadaşlarım, siz bunu söyleyerek 82 Anayasasını destekliyorsunuz. Hayır arkadaşlar. Biz darbe hukukunu hiçbir zaman desteklemedik. Genç bir bürokratken anayasa oylamasında İstanbul’da gittim Göztepe’de hayır oyunu kullandım. Bunu çocuklarıma gururla anlatıyorum. Bu anayasa değişikliği eveti, hayırı kim kullanıyorsa başımın üstünde yeri var. Evet diyen de bizim vatandaşımızdır, hayır diyen de bizim vatandaşımızdır. Ama ben şunu söyleyeyim, evetin vebali çok ağırdır. Fazla değil en geç 5 yıl içinde nasıl bir veballe karşı karşıya kaldığımızı göreceğiz. Hayır olursa kaos çıkar. Hiçbir kaos çıkmaz. Sayın Cumhurbaşkanı yerinde mi? Evet. Ne zamana kadar? 2019’da kadar, bir dahaki seçimlere kadar. Bir dahaki seçimlere girme hakkı var mı? Elbette girme hakkı var. Sayın Başbakan yerinde mi? Elbette yerinde. Meclise gelecek mi? Elbette gelecek. Kanun teklifi getirecek mi, tasarı getirecek mi? Elbette getirecek. Mecliste tartışılacak mı? Elbette tartışılacak. Diğer partiler yerinde mi? Diğer partilerde yerinde. Yani 141 yıldır ne yapıyorsak 142. yılda da aynı şeyi yapmış olacağız. Bu sistemin eksik yönleri var mı? Var. Düzeltilmeli mi? Evet düzeltilmeli. Bir araya gelip düzeltebiliriz, bir araya gelip yeni güzel şeyler yapabiliriz. Ben bunun sözünü veriyorum, her yerde de verdim. Türkiye bugün eğer farklı bir tabloyla karşı karşıyaysa, bunun sorumlusu darbecilerdir. 12 Eylül’de darbe yapanlardır. Bunun önüne geçmemiz lazım.

OSMANLI DÜZENİNİN BİLE GERİSİNE GİDİYORUZ

Efendim bu çıkarsa ekonomide istikrar olacak. 15 yıldır ekonomide istikrar oldu da birisi karşı mı çıktı? İstediğiniz kanunu çıkarıyorsunuz, istediğiniz kararı alıyorsunuz, istediğinizi söylüyorsunuz, istediğiniz yatırımı yapıyorsunuz. Ekonomide belirsizlik varsa bu anayasadan kaynaklanmıyor ki, bu hükümetin aldığı kararlardan kaynaklanıyor. Anayasalar neden önemli? Toplumsal uzlaşma belgesi için önemli. İngiltere’nin bir anayasası var mıdır? Yoktur. Ama İngiltere demokrasinin beşiğidir. Neden? Gelenekleri vardır İngiltere’nin. İngiltere Maliye Bakanı 100 yıldan fazladır bütçeyi eski bir çantanın içine koyar ve meclise öyle gider. Geleneğine, örfüne, adetine bu kadar bağlıdır. Biz 141 yıllık geleneğimizi bir seferde çöp sepetine atıyoruz niye? Osmanlı yapmış, biz de yapmışız. Osmanlı’da nasıl bir düzen vardı? Padişah vardı. Başka? Veziri azam vardı, Başbakan. Başka? Vezirler vardı yani bakanlar vardı. Biz onların adını değiştirdik Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Bakanlar, muhalefet partileri böyle gidiyor. Demokratik ülkelerde hangisi varsa aynısını yapıyoruz. Osmanlı düzeninin bile gerisine gidiyoruz.

ÇOCUKLARIMIZA GÜZEL BİR TÜRKİYE BIRAKMAK ZORUNDAYIZ
Hepimizin oturup düşünmesi lazım, sağduyuyla düşünmesi lazım, bizim çocuklarımıza karşı görevimiz var, cumhuriyetimize karşı görevimiz var. Bu memleket kolay kurulmadı. Bu memleketin temelinde acı vardır, kan vardır, gözyaşı vardır, şehitlerimiz vardır, dedelerimiz vardır, büyükbabalarımız vardır. Birlikte onlar mücadele ettiler güzel bir Türkiye için. Biz de çocuklarımıza güzel bir Türkiye bırakmak zorundayız.

BU ÜLKENİN DOĞUSU DA, BATISI DA, GÜNEYİ DE, KUZEYİ DE BİZİM
Siyasette gerilim olur mu? Elbette zaman zaman gerilim olur. Bu sadece bizim ülkemize ait değil bütün dünyada böyledir. Ama sonuçta her çaba bu milletin hayrına olmak zorundadır. Bu milletin çıkarlarına uygun olmak zorundadır. Doğusu da bizim bu ülkenin, batısı da bizim, güneyi de bizim, kuzeyi de bizim. Bu anayasa değişikliği neden mecliste görüşülürken televizyonlarda verilmiyor hiç bu soruyu sordunuz mu kendinize neden? Vatandaş neden anayasa değişikliğini bilmesin, onun da bilme hakkı var, onu da ilgilendiriyor, çocuklarını ilgilendiriyor, torunlarını ilgilendiriyor. Hep birlikte oturup yeniden düşünmek zorundayız. Benim sorumluluğum var, bunları gittiğim her yerde anlatıyorum, muhtar olarak sizin de sorumluluğunuz var, vatandaş olarak da sorumluluğunuz var. Biz kimsenin kimliğiyle uğraşmıyoruz, kimsenin yaşam tarzıyla uğraşmıyoruz, kimsenin inancıyla uğraşmıyoruz. Herkesin inancı, herkesin kimliği, herkesin yaşam tarzı bizim başımızın üstünde. Biz ne istiyoruz? 80 milyon bir arada huzur içinde yaşasın. Israrla ama ısrarla söyledim, her terör olayından sonra söyledim. Terörü bitirmek için bizden ne istiyorsanız vallahi yapacağız dedik. Yine de demeye devam ediyoruz. Neden? Bu ülke terörden çok çekti, acılar çekti.

MİLLETİ KANDIRMANIN ALEMİ YOK
AKP şöyle diyor ve MHP anayasa değişikliği konusunda idam cezasına destek veriyor CHP destek verir mi? Bir soru daha gelmiş.
Bakın değerli arkadaşlarım, milleti kandırmanın hiçbir alemi yok. 15 Temmuz’dan sonra meydanlarda idam istendi mi? İstendi. Yenikapı mitinginde idam istendi mi? İstendi. Aradan geçti aylar anayasa değişikliği geldi, niye idamı koymadılar? Hem AKP istiyordu, hem MHP istiyordu, ikisi beraber yaptılar. Niye idamı koymadılar? Biz mi engel olduk? Çünkü niyetleri yok arkadaşlar. Milleti kandırmanın alemi yok. Bir tarafa söyleyeceksiniz, dönüp öbür taraftan başka bir şey yapacaksınız. Siyaset bunlardan bıktı arkadaşlar. Bir şeyi yapıyorsanız biz yapıyoruz dersiniz, gereğini yaparsınız, yapmıyorum derseniz hangi gerekçeyle yapmayacağınızı çıkıp anlatırsınız, bu kadar basit.

BİR MİLLETİN KADERİNİ BELİRLEYECEK OLAN, O MİLLETİN KENDİSİDİR
İşin özeti; birlikte huzur içinde yaşamak istiyoruz. Hapislerinin boş olduğu bir Türkiye istiyoruz. Hiçbir vatandaşımızın mağdur olmadığı bir Türkiye istiyoruz. Muhtarın görevini yaptığı, Belediye Başkanının görevini yaptığı, Milletvekilinin görevini yaptığı, Bakanların, Başbakanların ve Sayın Cumhurbaşkanının görevini yaptığı bir Türkiye istiyoruz. Herkes kendi görev alanı içinde görevini yerine getirirse, başımızın üstünde yeri var. Sonuçta milletin takdiridir, milletin takdirine biz her zaman saygı duyarız.
Bize dediler ki, Anayasa Mahkemesine gidin. Bir milletin kaderini bir mahkeme belirlemez arkadaşlar. Bir milletin kaderini belirleyecek olan, o milletin kendisidir. Onun için Anayasa Mahkemesine gitmedik. Demokrasi istiyorsan oyunu vereceksin, demokrasiyi istemiyorum otoriter bir sistem istiyorsan gene oyunu vereceksin. Takdir, milletin takdiridir. Ben demokrasiyi isterim, vatandaşımın büyük bir kısmı demokrasiyi isteyemez. Başımızda bir adam olsun, elinde bir sopa olsun kim konuşursa kafasına vursun. O da bir sistemdir. Takdir vatandaşındır. Neden bunu söyledik? Amasya Tamiminde şöyle bir cümle vardır “Milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır”. Millet sözcüğü ilk kez Amasya Tamimine girmiştir. Osmanlı döneminde millet yoktur. Milletin kaderini milletin azim ve kararı belirleyecek diyorsak, burada millete gidiyoruz, milletin azim ve kararı milletin kendi kaderini belirlesin. Bu kadar basit, orada nasıl yaptıysak burada da aynısını yapmalıyız. Kendi kaderimizi belirlemeliyiz. Bütün Müslüman dünyasına örnektik şu ana kadar. Demokrasisi gelişmiş dünyada tek Müslüman ülkeyiz. Parlamentosu olan, saygınlığı olan, büyümesini, kalkınmasını sağlayan, üniversitelerinde bilimsel yayınlar yapılan en önemli ülkelerinden birisiyiz İslam dünyasında.
O açıdan bu başarıyı sürdürecek miyiz? Yoksa bu başarıdan geri adım mı atacağız mesele budur, bu kadar basit.
Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.