13.02.2026

Zeynel Emre: "İktidar, Yargının Siyasi Bir Uzantı Olduğunu Artık Gizleme Gereği Duymuyor"

Zeynel Emre,CHP Basın Açıklaması,yargı bağımsızlığı,kayyum belediyeler,Esenyurt kayyum,Şişli kayyum,İliç faciası ikinci yılı,gıda enflasyonu 2026,Adalet Bakanı ataması eleştirisi,Esenyurt Belediyesi siyasi fişleme iddiaları,Şişli Belediyesi rant ekonomisi kayyum,Türkiye yolsuzluk algı endeksi 2026,maden sahaları ihalesi ve tarım arazileri,Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) reformu,Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları,ÇED raporu ve Murat Kurum,faiz ödemeleri bütçe analizi,otokratik yönetim modelleri,milli irade ve yargı kumpası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Zeynel Emre, bugün düzenlediği basın toplantısında; yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasından kabine değişikliğine, belediyelere atanan kayyumların yarattığı rant ekonomisinden İliç faciasının yıl dönümündeki ihmallere kadar gündemin kritik başlıklarını değerlendirdi. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, "Yargı, iktidarın değil milletin yargısı olana dek mücadelemiz sürecek" dedi.

CHP Sözcüsü Emre, bugün parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:


HUKUKUN VE YARGI BAĞIMSIZLIĞININ BÜTÜNÜYLE ORTADAN KALKTIĞINA DAİR İDDİAMIZ, İKTİDAR ELİYLE DOĞRULANMIŞ OLDU

Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz bir süredir Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkede yargı bağımsızlığının ortadan kalktığını, verilen siyasi içerikli davalardaki kararların bizatihi iktidar eliyle verildiğini ifade ediyorduk ve hukukun ve yargı bağımsızlığının bütünüyle ortadan kalkmasıyla mahkemelerin öyle yazdığı gibi Türk milleti adına değil iktidara yarayan şekilde kararlar verdiğini ifade ediyorduk. Son günlerde yaşanan kabine değişikliği ile birlikte bizim bu iddiamız, bizim bu tezimiz bizatihi iktidar eliyle de doğrulanmış oldu. Çünkü yakın tarihimize baktığımız zaman bir defa bütün siyasi içerikli davaların aynı kişi tarafından yani bugün adalet bakanı olarak atanan, daha evvelinde mahkeme başkanı, bakan yardımcısı ve başsavcı olarak görev yapan kişinin bütün bu kararları verdiğini görüyoruz. Yani verilen kararlarda siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler, toplumun önde gelen kanaat önderleri ne hikmetse mahkeme mahkeme gezip karar veren mahkeme başkanı, sonra bakan yardımcısı, sonra başsavcı olarak da yürüttüğü soruşturmalarla Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik onlarca belediye başkanı, bürokrat, üst düzeyde görev yapan parti yetkilisi hakkında soruşturmalar açtı, davalar düzenledi ve bütün bunların karşılığında ödülünü de Adalet Bakanı olarak almış oldu.

"İKTİDAR, YARGIYI SİYASİ BİR UZANTI OLARAK GÖRÜYOR"

Şimdi değerli arkadaşlar, Türk yargı tarihimizde, hukuk tarihimizde bir defa şöyle bir örnek göremezsiniz. Bir kişi çok yakın zaman içerisinde hakim, sonra bakan yardımcısı, sonra savcı, sonra bakan olarak tekrardan görevlendirildi. Yani önce yargı mensubu, yürütmenin bir parçası, sonra tekrardan yargı mensubu, tekrardan yürütmenin önemli bir kısmında görev yapan kişi. Burada aslında iktidar bize açıkça şunu söylüyor. Diyor ki bundan sonra gizleme gereği de duymuyorum. Yargı benim siyasi partimin bir uzantısıdır. Ben kendi iktidarımı devam ettirmek için bundan sonra da bütün bu gerçekleşen operasyonlara devam edeceğim. Türkiye'deki hukukun H’si kalmayacak. Bundan sonra Erdoğan ve arkadaşları iktidarda kalsın, Saray rejimi devam etsin diye tüm bunları uygulayacağım.

İKTİDAR KENDİ İÇERİSİNDE BİRBİRİNE DÜŞMAN VE SARAY ENTRİKALARINA BAŞVURAN BİR YAPIYA DÖNÜŞTÜ

Öte yandan görev değişimine baktığımız zaman, devir teslim törenine baktığımız zaman tabii şunu da hatırlatmak lazım. Bütün bu hukuksuzluklar olurken görev yapan adalet bakanları sürekli kameralar karşısına geçti, ‘Türkiye'de yargı tarafsız ve bağımsızdır’ deyip durdu. En son iş öyle bir noktaya geldi ki kendi koltukları da gitti ve oradaki devir teslim töreninde baktığımız zaman yapabileceği görevden giden adalet bakanının önceki dönemi de savunan kişi olarak kendi koltuğunu yükseltmek, kameralar karşısında göreve yeni gelen atanan kişiyi insanlar karşısında küçük düşürmek. Bir diğer değişiklik İçişleri Bakanlığı'nda orada da önceki içişleri bakanının ben özgürlüğe gidiyorum demesi ve yine önceki içişleri bakanlarından birinin bir milletvekili ile birlikte gereği yapıldı diyerek gülüşerek yerli kayının görevden alınmasını kutladıklarını görüyoruz. Yani bu iktidarın kendi içerisinde de birbirine düşman, birbirinin koltuğunda gözü olan ve sürekli saray entrikalarına başvuran bir yapıya dönüştüğü de hepimizin gözü önünde duruyor.

"OTOKRATLARIN REÇETESİ VE BREZİLYA ÖRNEĞİ"

Tabii bu bizim yaşadığımız dönem sadece Türkiye'ye özgü bir dönem değil. Dünyadaki otokratların, otoriter yönetimlerin uyguladığı bir reçete var. Siyaset bilimciler onu şöyle tarif ediyor. Bir defa önce sorgulamadan emir uygulayacak sadık bir kadro kur. İkincisi, ranta ve talana dayanan ekonomik kaynaklar yarat. Üçüncüsü, bu kaynağı sadakati satın almak için kullan. Muhalefet etmenin bedelini sürekli yükselt. Önce vergi cezaları, idari yaptırımlar, daha sonra davalar, en sonda hapishane. Bununla birlikte üniversiteleri ele geçir, yargıyı, kolluk güçlerini ele geçir. Kamu istihdamını kontrol et. Kimin içeri gireceğini, çıkacağını sen belirle. Medyayı ele geçir. Tabii propaganda burada sansürden daha önemli ve her zaman hazırda bir düşman hikayesi yarat. Çünkü tehdit yoksa sende yoksun. Bununla birlikte yine siyaset bilimciler şunu da söylüyor. Bu model öyle bir model ki kendini imha eden bir çelişki var. Çünkü sadakatle satın alınan bağlılık kaynak azalınca buharlaşır ve her şeyden önemlisi de tarih boyunca hiçbir böyle bir model hiçbir zaman sonsuza kadar sürmemiştir. Bakın yakın zamanda bize benzeyen yine dünyada Brezilya örneği var. Orada Yargıç Moro 2014 yılında dev bir yolsuzluk soruşturması başlattı ve önceki devlet başkanı Silva'ya yönelik kara para aklama ve rüşvet suçlamasıyla hapis cezası verdi. Ve ne oldu biliyor musunuz? Silva'nın seçime girmesi engellendi ve Bolsonaro seçimi kazandıktan sonra da Moro Bolsonaro'nun adalet bakanı oldu. Tabii yıllar geçtikten sonra o kararlar bozuldu. Halkta karşılığı olan birinin durdurulamayacağı görüldü ve tekrardan baktığınız zaman Lula devlet başkanlığı seçimini kazandı.

"İMAMOĞLU’NA YÖNELİK OPERASYONLAR VE ADALET BAKANLIĞI ÖDÜLÜ"

Şimdi değerli arkadaşlar, bizdeki tabloya bakın. İstanbul Başsavcısı, Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladıktan sonra Sayın İmamoğlu ve partimizin milyonlarca üyesinin desteğiyle ve milletvekillerimizin bütününün imzasıyla Cumhurbaşkanı adayı gösterildikten sonra peş peşe yürüyen soruşturmalar, davalar, kendisine, ailesine, mal varlığına, yakınlarına, dostlarına yönelik soruşturmalar ve o soruşturmalar davaya dönüşmesinden hemen sonrasında adalet bakanı olarak ödüllendirilme. Şimdi bu iki örnek ve yaşadığımız bugüne kadarki gerçekler bütün şu tabloyu ortaya koyuyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bedel ödemekten korkmayız. Geçmişten bugüne çok kereler büyük siyasi mücadelelerden geçmiş, büyük bedeller ödemiş ancak yoluna devam etmiş. Bu ülkenin en köklü partisi, dünyanın en eski üçüncü partisi olarak yoluna devam etmiş bir siyasi partiyiz. Biz elbette ki ülkeyi içine düştüğü bu çıkmazdan çıkartacağız. Biz burada milletimize bugüne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren, Cumhur İttifakı içerisinde oy veren, destekleyen kimselere ülkemizin ne büyük tehdit ve tehlike içerisinde olduğunun altını çizmek açısından bu örnekleri anlatıyoruz.

"MECLİS’TEKİ VANDALLIK VE MİLLİ İRADEYE YARGI ELİYLE KUMPAS"

Bütün bunların yanında ortada bu atamayla birlikte haliyle mecliste anayasa gereği gerçekleşmesi gereken bir yemin töreni ve orada da protestoların yaşanması çok doğaldır. Parlamentoların genelinde dünyada protestolar vardır. Bunun farklı farklı metotları olur. Ancak bütün bu olan bitene karşın oradaki grup başkanvekilimizin bir açıklaması, bir anayasayı gösterme ve iç tüzüğü gösterme gerekçesiyle meclisi yöneten başkanvekiline doğru yürümesine karşı gördük ki Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri kürsüyü işgal etti. Bir vehim üzerine. Yani bizim kürsüyü işgal edeceğimizi düşünerek ve büyük bir zorbalık, vandallıkla karşılık vermeye çalıştılar. Ortaya çıkan görüntüler gazi meclisimizin saygınlığına zarar vermiştir. Tüm dünyada Türkiye bu görüntülerle görülmüştür. Dolayısıyla bütün bunlar ortadayken ve bunların sorumlusu baştan sona bizatihi iktidar partisiyken iktidar çevrelerinden gerek Erdoğan, gerek parti sözcüsünün burada partimize yönelik suçlaması da anlamsızdır. Çünkü yani bize anayasa hatırlatması yapanlar, anayasanın açık hükmüne uymayanlar, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayanlar, AİHM kararlarını tanımayanlardır, hukuku tanımayanlardır. Dolayısıyla bize demokrasi dersi anlatmaya çalışanların, Türkiye'deki demokrasiye savaş açanların, demokrasinin D'sine tahammülü olmayanlardır. Milli iradeye yargı yoluyla kumpas kuranlardır. O nedenle bize yönelik söylenecek anayasaya sadakat sözünün iktidar açısından hiçbir geçerliliği, anlamı yoktur. Burada olan biten her şey milletimizin hakemliğinde gerçekleşmektedir.

"KAYYUM REJİMİ: MASUM İNSANLARA 11 AYLIK ZULÜM"

Şimdi değerli arkadaşlar, geçtiğimiz günlerde kent uzlaşısı adı altında yürüyen soruşturma kapsamındaki tüm tutuklular tahliye oldu. Bir soruşturma düşünün 11 ayır devam ediyor, ortada bir iddianame yok. İnsanlar tutuklandı, serbest kaldı ve nereye varacağı da belli değil. Tabii buradaki masum insanların içeride geçirdiği 11 aylık süreler büyük bir zulüm olduğunun altını çizelim. Bununla birlikte bakın Büyükçekmece Belediye Başkanı Sayın Hasan Akgün Türkiye'de tarihimizde ondan daha fazla, daha uzun süreli belediye başkanlığı yapan yok. Dünya tarihinde örneğini göremezsiniz. Yedi kere halktan onay almış, yedi kere seçim kazanmış. Şu anda tutuklu mu? Tutuklu. Büyükçekmece’nin iradesi yok sayılıyor mu? Sayılıyor. Ortada bir iddianame var mı? Dava açıldı mı? O da yok. Gazi Osmanpaşa, Hakan Bahçetepe asılsız iftira ve iddialarla tutuklandı. Ortada bir iddianame var mı? Yok. Bakın aylar geçiyor. Yani şimdi buraya baktığınız zaman tabii buradaki operasyonların bir siyasi arka planıyla birlikte büyük bir ranta çökme bizim kazanmış olduğumuz belediyelerdeki özellikle bütçelerin büyüklüğü ve rantına göz diken, oraları talan etmek isteyen bir iktidarın varlığının da altını çizelim.

"ESENYURT VE ŞİŞLİ… RANT EKONOMİSİNE ÇÖKME VE SİYASİ FİŞLEME"

Bakın gerek Şişli, gerek Esenyurt bugün kayyumlarla yönetiliyor. Esenyurt'a baktığımız zaman Türkiye'nin en büyük ilçesi en son açıklanan rakamla 1 milyon 390 bin gibi bir nüfus var. Ve burada 57 ilden büyük. Gerek bütçesiyle, gerek imkanlarıyla atanan kayyumlara baktığımız zaman büyük bir rant ekonomisinin pervasızca kullanıldığını görüyoruz. Ve bir kadrolaşma da var. Bakın, Esenyurt'ta 100'den fazla emekçi işten çıkartıldı. DİSK bu uygulamayı siyasi fişleme ve cezalandırma operasyonu olarak tanımladı. Ardından kadrolaşma başladı. Adalet ve Kalkınma Partisi il yönetiminde görev yapanlar, ilçe belediyenin eski başkan yardımcıları, milletvekili adayları belediyeye başkan yardımcısı ve müdürü olarak atandı. Oradaki Adalet ve Kalkınma Partisi belediye meclisindeki grup başkanının, grup başkanvekilinin akrabaları müdürlüklere yerleştirildi. İşin en enteresan noktalarından biri de Aziz İhsan Aktaş iddianamesi ve davası olarak bilinen davada Esenyurt Belediye Başkanımıza, Ahmet Özer'e yöneltilen suçlamalardan biri 1.1 milyarlık ihale verme ve bu ihalenin belediye başkanımız görevden alındıktan sonra mevcut kişi tarafından onaylandığını ve yürürlüğe girdiğinin de altını çizelim.

Şimdi gelelim Şişli'ye. Bakın Şişli'deki tablo da bundan çok farklı değil. Çünkü şu anda Şişli'de kayyum olarak bir kaymakamın görevli olmasının hukuken nasıl bir karşılığı var? Nasıl bir anlamı var? Yani bir yandan terör maskesi adı altında sakladıkları gerçek o şehrin rantı. Bakın, Şişli İstanbul Ticaret Odası'na kayıtlı işletmelerin yüzde 7'sini barındıran bir ilçe. Türkiye'nin en yüksek ciroya sahip 500 şirketinden 26'sı burada. Yine İstanbul Sanayi Odası en büyük 500 şirketinin 16'sı burada. 7'si yabancı sermayeli 16 bankanın genel merkezi burada. Borsada işlem gören şirketlerin yüzde 10'undan fazlası tam 64 firma Şişli’de. Şimdi Şişli'nin sosyoekonomik gelişmişlik ve kişi başına düşen gelir açısından Türkiye'nin en müreffeh ilçesi değerli arkadaşlar. Ve burada ne oldu biliyor musunuz? Önce öğrencilere verilen burs, ulaşım ve eğitim destekleri kesildi. Kent lokantası kapatılmak istendi. Tepki gelince bundan vazgeçildi. Çöpler toplanmadı. Bakın bunlar bilerek yapılan işler. Yine ne oldu? Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Kağıthane Gençlik Kolları başkanlığı yapmış isimler başkan yardımcısı olarak görevlendirdi. Bakın Tuzla'dan Fatih'e ne kadar iktidar partisinde görev yapan kimse varsa burada görevlendirildi. Yani siz şöyle düşünün. Milyarlarca dolarlık bir ranta gayriahlaki, gayri hukuki bir şekilde çöküldüğünü görüyoruz. Milletimiz burada gerçekleri görsün. Burada soruşturmaların iki amacı var. Birincisi önümüzdeki seçime kadar halk desteğini kaybeden iktidarın, iktidarın devam edebilmek için yol temizliği yapması. İkincisi de büyük bir Cumhuriyet Halk Partisi'nin yönettiği yerlerdeki şehir rantına göz dikilmesi.

"İLİÇ FACİASI: KARI ÖNCELEYEN, YAŞAMI DÜŞÜNMEYEN ANLAYIŞ"

Değerli arkadaşlar, bakın rant demişken bugün İliç faciasının ikinci yıldönümü ve orada hayatını kaybeden 9 yurttaşımızı bir kez daha analım ve oradaki ihmalin, denetimsizliğinin, üretim baskısının nasıl cinayetle sonuçlandığının altını çizelim. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak olay gerçekleştikten sonra uzmanlarla görüştük, sahada incelemede yaptık, belge topladık ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonuna sunduğumuz çalışmalarda üç gerçeği tespit ettik.

Birincisi, bu riskin bir günde oluşmadığı, önceden tespit edildiği, oradaki yığının maden sahasına bu kadar yaklaştırılmasının kabul edilemez olduğunu.

İkincisi, bakın sahada tek bir şirketin değil aynı liç sahasında yani aynı yığına başka ruhsattan cevher getirip yığdığını belirten ikinci bir şirketin yarattığı da çift yönlü üretim baskısının oluşması.

Üçüncüsü, ÇED ve kapasite artışı kararlarıyla bu facianın yolunun döşenmesi. Bakın ÇED dosyalarında fiilen kullanılan ilk 4 fazın kapasitesi 58 milyon ton olmasına rağmen sanki 5. ve 6. Fazlar varmış gibi 85 milyon tona yönelik kapasitenin şişirilmesi.

Şimdi değerli arkadaşlar, o zamanki raporun altında da, izinlerin altında da mevcut Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un imzası olduğunu da ifade edelim. Yine firmalara bakalım. Kim bu firmalar? Firmalara baktığımız zaman da Anagold, Lidya Madencilik. Bu firmalar kimin dediğimiz zaman altından da iktidara yakınlığıyla bilen Çalık grubunun çıktığını görüyorsunuz.

Şimdi değerli arkadaşlar, bu facialar tek değil. Soma'da 301 madenci toprağa verilirken de aynı benzer anlayışın rantı önceleyen, insanı öncelemeyen, doğayı düşünmeyen, karı önceleyen, yaşamı düşünmeyen anlayışın egemen olduğunu görüyoruz. Amasra'da 43 madenci hayatını kaybederken de, Ermenek'te 18 emekçi günlerce yerin altında kalırken de aynı düzeni görüyoruz. Yani denetimsizlik, kayırmacılık, cezasızlık ve buralarda da esasında önceden bütün bunların olabileceğinin tespit edildiğini görüyoruz.

"TARIM ARAZİLERİ RANTA AÇILIYOR, GIDA ENFLASYONU DÜNYAYI ZORLUYOR"

Değerli arkadaşlar, bakın İliç’ten de ders alındı mı? Bu yaşadıklarımızdan ders alındı mı? Alınmadı. Çünkü şimdi yeni bu hafta bakıyoruz Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Türkiye genelinde 485 maden sahasını ihaleye çıkardı. İhaleye çıkan toplam alanın 548 bin 696 hektar olduğunun altını çizelim. Ve işin acı tarafı da ben bir önceki basın toplantımda da ifade ettim. Türkiye'nin beka sorunu ne dediğimizde aslında en başta üretim açısından gıda enflasyonunun yüksekliği, gıdaya erişimin zorluğu ve gıda üretimin azalması ve bu iktidar tarafından çok büyük bir alanın bir Ankara kadar bir önceki basın toplantımda ifade etmiştim. Ankara'nın yüz ölçümü kadar bir alanın, tarım alanının başka amaçta kullanılmasına yönelik düzenlemeler yapılması ve bu bölümden çıkartılması. Şimdi de bakın burada 166 bin 319 hektar bahsettiğim alanın yani 233 bin futbol sahası büyüklüğündeki bölümün orman tarım arazisi, mera ve su havzası niteliğinde olduğunu söyleyelim. Şimdi bakın, biz gıda enflasyonunda dünyada gıda ücretinin, enflasyonun düştüğü bir ortamda biz de geçtiğimiz ay yüzde 6,59 arttığını görüyoruz. Peki, siz sürekli tarım alanlarını imara açarsanız, ranta açarsanız, üretimi düşürürseniz bu döngü devam edecektir. Yani bu döngüde insanlarımız, hele yaşadığımız ekonomik sıkıntıyı da düşündüğümüzde yeterli beslenemeyecektir. O nedenle halkın sağlığını, hayvancılığı, su güvenliğini öncelemeden bu tip düzenlemelerin yapılması hem büyük facialara, hem de gelecek açısından, geleceğe kötü bir miras bırakıldığının altını çizelim.

"CHP’NİN MADENCİLİK VE KALKINMA İLKELERİ"

Bakın Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz diyoruz ki hazırladığımız yeni parti programımızda ifade ettik. Ülkemizin kaynakları elbette kullanılabilir. Ancak bunu yaparken kamu yararı, yaşam hakkı ve ekolojik dengeyi düşünmeniz lazım. Maden sahalarını bu üç ilkeye göre yönetmek lazım. Ne pahasına olursa olsun üretim anlayışı geleceğimizi karartır. İkincisi, bağımsız izleme komisyonu kurulması. İfade ettik. Sivil toplum, akademi ve sektör temsilcilerinin yer aldığı bir kurulun, bir komisyonun çevresel etkileri düzenli izlemesi, raporlar düzenlemesi ve şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşması lazım. Üçüncüsü, ÇED reformu. Yani burada göstermelik ÇED raporları değil. Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesi lazım. Halkın katılımı da göstermelik olmayacak. Gerçekten halkın katılımı olması lazım. Dördüncüsü, şehircilik afet yönetimi ile çevre iklim politikaları ayrı kurumsal yapılara dönüştürülmeli. Beşincisi yeşil kalkınma, doğayla uyumlu kalkınma, yeşil dönüşüm, mavi ekonomi ve döngüsel ekonomi hedeflerini büyümenin merkezine koymamız lazım. Özetle denetimsiz madencilik değil, şeffaf, bilimsel ve insan hayatını merkeze alan bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var.

"EKONOMİK ÇÖKÜŞ: HER DAKİKA 10 MİLYON TL FAİZ ÖDÜYORUZ"

Değerli arkadaşlar, çok uzunca bir süredir yani çeyrek yüzyıldır kimseye nasip olmayacak kadar bu iktidarın ülkeyi yönettiğini görüyoruz. Biz burada tespitler yaparken, vatandaşlarımızla buluşurken gerçekten iyi şeyler, güzel rakamlardan bahsetmek isteriz ama kötü yönetimin yarattığı öylesine sonuçlar var ki işler acısı. Bakın bu iktidar döneminde sürekli faize para aktı. Sadece geçtiğimiz ay faize giden paraya baktığımız zaman ki bu konuda da dünyada bütçeye göre rekor kıran ülkeler içerisindeyiz. Emeklilere dağıtılmış olsaydı en düşük emekli aylığı 28 bin 533 TL olurdu. Bakıyorsunuz enerji enflasyonunda OECD ülkelerinin gerilediği bir ortamda Türkiye'de yüzde 29,4'lük artış var. Şimdi dünya ucuzlarken enerjide, gıdada bizde artış söz konusu. Türkiye'nin benzin fiyatlarının yüzde 134 arttığını görüyoruz. Yani küresel enerji fiyatlarındaki düşüşe rağmen enerji piyasasını bu hale getirenin dağıtım teklerinin üzerindeki denetimi kaldıran ve zamları denetim dışı bırakan bir anlayışın olduğunu görüyoruz. Bakın Türkiye'deki gıda enflasyonu yüzde 31,2. Bu rakama baktığımız zaman Güney Sudan, İran ve Arjantin'in gerisindeyiz. Haiti, Bolivya ve Malavi ile yarışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bütün bu rakamlar bize şunu gösteriyor. Yani içinden çıkılamaz bir düzen. Bu iktidarın iktidarda durduğu her bir dakika ülkeye zarar. Çünkü bakın biz her bir dakika 10 milyon TL faiz ödüyoruz. Her bir dakika 10 milyon TL faiz ödüyoruz. Dünya yolsuzluk algı endeksine göre Türkiye 17 basamak daha geriledi. Biz Cibuti gibi, Moğolistan, Nijer gibi ülkelerle aynı ligde bulunuyoruz. Bizim önümüze geçen ülkelere baktığımız zaman Togo, Filipinler, El Salvador, Sri Lanka gibi ülkeler var. Şeffaflık ve yolsuzluk algısı kötüleştikçe ne oluyor? Tabii yatırım güveni bozuluyor. Ülkemizde yaşanan olayların her birinin birbiriyle ilintili olduğunu görüyoruz. Adalet zayıflarsa işte faiz güçleniyor, yatırım yavaşlıyor. Bugünkü ekonomi yönetimiyle yargı güvenlik yönetimini aynı fotoğrafın içerisinde görmeye ve anlatmaya mecburuz.

Değerli arkadaşlar, bakın biz enerji enflasyonunda OECD birincisiyiz. Gıda enflasyonunda dünya dördüncüsüyüz. Asgari ücret açlık sınırının altında. SGK sağlık harcamaları 20 yılın dibinde. Tüm bu rakamlar açıkçası ülkedeki dar gelirler için nefes alamaz, nefes alınamaz bir duruma gelmiş durumda. Ülkedeki işsizliği, genç işsizliği, tüm bunları düşündüğümüz zaman açıkçası yurttaşlarımızın çok zor günler geçirdiğini ifade edelim.

"CHP İKTİDARINDA HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ TESİS EDİLECEK"

Değerli arkadaşlar, biz diyoruz ki tabii tarih içinden geçenler her zaman kendini göstermez. Hangi anın dönüm noktası olduğu çoğu zaman ancak geriye bakınca anlaşılır. Bazen yaşadığınız anın ağırlığını o anda hissedersiniz. Bugün de böyle bir andayız. Türkiye'de seçilmişlerin cezaevinde olduğunu, tek bir ayda 453 milyar faiz ödendiğini, emeklinin, asgari ücretlinin düşünülmediği, işte bu sıkıntılı dönem ileride Türkiye'nin o dönemi diye anılacak, Türkiye tarihinin en kötü dönemi diye anılacak bir dönem. Bu geçmez değil elbette geçer. Elbette milli iradeye dayalı, halka güven veren bir iktidarı biz kuracağız. Elbette bu ülkenin yurttaşlarıyla birlikte geleceğe özgürce yürüyeceğiz. Mutlu bir ülke olacağız. Bizim iktidarımızda bir defa yürütmenin yargıdan başlayalım önce bir defa adalet bakanının aynı zamanda HSK'nın başı olması söz konusu olmayacak. Biz bunu değiştireceğiz ve adalet bakanı yürütmenin hiçbir temsilcisi HSK'da yer almayacak. Kurulun üyeleri yargı mensupları tarafından seçilecek. Hakimler baktıkları davalar nedeniyle sürülemeyecek. Hakimlik teminatını getireceğiz. Anayasa Mahkemesi kararlarına harfiyen uyulacak. AİHM kararlarına uyulacak. Norm denetimi başvuru yollarını genişleteceğiz. Anayasa Mahkemesi'ne muhalefet partileri, meslek kuruluşları ve üniversitelerde doğrudan iptal davası açabilecek. Tutukluluk meselesine gelince kanunda yazdığı şekliyle istisna olması şuanda sadece lafta kalan bir yorum ama bizim iktidarımızda harfiyen uygulanacak. Masumiyet karinesi esas alınacak. Öyle iddianamesiz uzun süre tutuklu kimse kalmayacak. Bu ülkede keyfi gözaltı süreleri olmayacak. Yalnızca gizli tanık ve itirafçı ifadeleriyle somut delilden yoksun bir şekilde kimse özgürlüğünden mahrum kalmayacak. Kısacası bu ülkede hiç kimse hukukun üstünde olmayacak. İktidar gücü muhakkak hukukla sınırlandırılacak. Yargı iktidarın değil milletin yargısı olacak. Biz o gün için buradayız. O gün için mücadele ediyoruz ve o gün muhakkak gelecek değerli arkadaşlar.

Teşekkür ederim.