10.04.2026

Zeynel Emre: “Cinsel Saldırıdan Ceza Alan AK Partili Mesudiye Belediye Başkanı’nı İtinayla Koruyorlar!”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Silivri Dayanışma Merkezi’nde yaptığı basın toplantısında iktidarın hukuksuzluklarını deşifre etti. Cinsel saldırı suçundan 5 yıl hapis cezası alan AK Partili Mesudiye Belediye Başkanı Cengiz Koçyiğit’in halen partide korunduğunu ve etkinliklerde yer aldığını belgeleriyle ortaya koyan Emre, “İstifasını almışlar mı? Almamışlar. Disipline vermişler mi? Vermemişler. Mahkeme ceza vermiş mi? Vermiş. Şimdi ne oluyor? Tabii zamana yayıyorlar, Ali Cengiz oyunu diyoruz. İstinaf Mahkemesi sudan sebeplerle bu dosyayı bozuyor, daha yerel mahkeme ne karar verdi bilmiyoruz. Amma velakin dosya içerisindeki WhatsApp yazışmaları ortada, ifadeler ortada, yaşanan bir cinsel saldırı olayı var, fail bir AK Partili, itinayla koruyorlar. Bunu da buradan yurttaşlarımızla paylaşıp buradaki iki yüzlülüğün altını çizelim. Şimdi buradan cevap versinler. Bu kişi partinizin üyesi mi? Partinizin üyesi değilse partinizin etkinliklerinde ne arıyor, davetlerde ne arıyor? Buyurun bunu düzeltin” dedi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin halkın iradesine rağmen “işgal altında” olduğunu ve protestolara karşı “sarı gaz” kullanıldığını belirten Emre; İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasındaki hukuksuzluklara, 26 yaşındaki Iraz Bayrak ve iletişimci Necati Özkan gibi isimlerin “hayali” suçlamalarla tutuklanmasına sert tepki gösterdi. Bornova, İzmir ve Üsküdar’daki operasyonları “FETÖ taktikleriyle yürütülen birer kara propaganda” olarak nitelendiren Emre; IŞİD militanlarının mal varlıkları üzerindeki tedbirlerin kaldırıldığı bir dönemde CHP’li seçilmişlerin atadan kalma tarlalarına el konulmasının büyük bir vicdansızlık olduğunu vurguladı. Emre, “Bu zulüm kimseye yapılamaz; gerçek anlamda halktan yana olanlarla halkı soyanlar sandıkta ortaya çıkacak” ifadelerini kullandı.

CHP Sözcüsü Emre, şunları söyledi:


Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yine Silivri Dayanışma Merkezi’nden sizlere sesleniyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar yürüyüşünü engellemek isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, ele geçirdiği yargıyla sürekli Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik operasyonlarına devam etmektedir. Bu hafta itibariyle de yine birden fazla operasyonla karşı karşıya kaldık.

BURSA’DA HALK İRADESİNE DARBE VE "SARI GAZ" MÜDAHALESİ

Değerli arkadaşlar önce şunu ifade edelim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 47 yıl sonra açık bir farkla Bursa Büyükşehir Belediyesi'ni kazandık. Bursa'nın seçilmiş Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'dir. Toplamda da Bursa'nın ilçe meclis üyeleri ile birlikte baktığımızda meclislerde de büyük çoğunlukla Cumhuriyet Halk Partisi önde göğüsledi ipi.

Burada da seçim sonuçlarını bir kez daha ekranlara yansıtmak istiyorum. Bakın bu 31 Mart 2024 seçimlerinde Büyükşehir Belediye Başkanlıkta verilen oy, halkın vermiş olduğu oy; 860 bin 490 oy Mustafa Bozbey almıştır, en yakın rakibinin aldığı oy 693 bin 31 oydur. Yani arada 167 bin 459’luk bir oy farkı vardır. Çok açık bir şekilde bu seçimleri Cumhuriyet Halk Partisi kazanmıştır.

Dolayısıyla burada halkın iradesini tanımayıp da encümen sayısına göre oradaki belediye başkanının değiştirilmesi ve Adalet ve Kalkınma Partili birinin getirilmesi çok açıkça darbedir. Bunu yapan da darbecidir. Bunun başka bir adı yoktur. Türkiye'de bir milli iradeye yönelik, demokrasiye yönelik büyük bir saldırı var. Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde halkımız bu darbe girişimine karşı direnmektedir. Ne kadar saldırı olursa olsun, biz bu mücadeleye devam edeceğiz. Bize göre şu an itibariyle Bursa Büyükşehir Belediyesi işgal altındadır. Dolayısıyla biz bu işgal son bulana kadar mücadele edeceğiz.

Bakın kıymetli yurttaşlarımız, öyle bir tiyatro oynadılar ki orada; o seçimin yapıldığı yani belediye meclis üyesi sayısıyla belediye başkanının seçildiği, seçimin yapıldığı alana meclis üyelerini, milletvekillerimizi sokmadılar, genel başkan yardımcılarımızı sokmadılar. Ve o duruma protesto eden, bu nedenle yürüyen halka, belki de Cumhuriyet tarihinde ilk defa kullanılan bir şekilde kimyasal gaz, farklı gazlar kullanıldı, sarı gazlar kullanıldı. Bunların tesirinin ne olduğunu şu anda bilmiyoruz. Orada yaralanan meclis üyesi arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız da oldu ve o gazların hangi kimyasalları içerdiğini bilmiyoruz. Dolayısıyla bütün bu zulmü halkımıza ifşa etmeye devam edeceğiz.

ÜSKÜDAR VE BORNOVA OPERASYONLARI: "FETÖ TAKTİKLERİYLE KARA PROPAGANDA"

Bakın yine bizim hukukumuzda bir tabir vardır, ‘hayatın olağan akışına aykırılık’ diye. Bir ülke düşünün, ülkede çok farklı siyasi partiler var ve bu siyasi partiler içerisinde belediyeyi, belediye meclislerini kazanan elbette farklı partiler var. Ama ne hikmetse sürekli Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediyelerine yönelik operasyonlar var. Bakın aynı gün içerisinde Bornova Belediye Başkanımız gözaltına alınıyor. Ankara, İzmir İl Başkanımız gözaltına alınıyor. Bakın aynı gün içerisinde Üsküdar Belediyemizde operasyon yapılıyor. Niye? Üsküdar Belediyesi'nin de Tayyip Erdoğan için özel bir anlamı var; kendi oturduğu yer ve burayı %50'nin üzerinde bir farkla Sinem Dedetaş ve arkadaşları belediye seçiminde kazandı ve belediye başkanlığı koltuğuna oturdu. Şimdi sudan sebeplerle Üsküdar Belediyesi'ni operasyon yapıyorlar ve öyle bir iddia, öyle bir çirkinlik, öyle bir kötülük var ki; ‘efendim rüşvet paraları ortaya çıktı, milyonlarca para, rüşvet paraları bavullarla ortaya çıktı…’ Hangi işten alınan bir rüşvet söz konusu? Ortada bir kafe satışı sonrasında hemen ertesi gün yapılan bir operasyonda tesadüfen görülen paralar var. Kafe satışı yapılmış mı? Yapılmış. Resmi mi? Resmi. O paraların rüşvetle alındığına ilişkin bir tespit var mı? Yok. Peki ne oldu? Bütün bunları yandaş medyada servis ettiler, Cumhuriyet Halk Partisi'ne operasyon, bakın rüşvet paraları diye; tıpkı FETÖ'nün Ergenekon ve Balyoz'da yaptığı gibi bir kara propaganda yaptılar. Hani patlamamış, içi boşaltılmış el bombaları gidilip bulunuyordu ya. Burada da konudan bağımsız bir algı operasyonu için büyük bir çirkinlik, büyük bir kötülük yaptılar. Bu durum da ortaya çıkınca tabii ses yok, o görüntü paylaşanlar durdu, özür dilemek yok; yeter ki insanların aklına Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili kötü bir şey getirelim.

DOĞA VE EMEK MÜCADELESİ: "ŞİRKETLER İBRETLİK KURBAN İSTİYOR"

Değerli arkadaşlar, ülkemizin dört bir tarafında ele geçirilen yargı kollarıyla birlikte kötülükler bitmiyor. Bakın, yaptığımız toplantılarda rakamlarla anlatıyoruz; büyük bir yağma düzeni var, büyük bir talan var. Ormanların hesapsızca, düşünmeden sürekli madenciliğe açıldığı bir durumla karşı karşıyayız. Ve burada ormanını, köyünü, tarlasını korumak isteyen, orada yaşayıp da itiraz edenlerin mücadelesi var. Bunlardan biri Esra Işık isimli bir kız çocuğu vatandaşımız, biliyorsunuz tutuklanmıştı. Şimdi de oradaki emekçinin yanında bulunan o mücadelenin içinde yer alan Umut-Sen Koordinatörü Başaran Aksu Akbelen talanına karşı çıktığı için tutuklandı. Şirketler kurban istiyor, ibretlik kurban istiyor ki kendi rant düzenine karşı çıkan kimse kalmasın. Adalet ve Kalkınma Partisi kendi doğasını, emeğini savunanları tutuklayarak göz dağı veriyor, malum şirketlere ilişkin de her türlü imtiyazı veriyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz ve oradaki yurttaşlarımızın yanında olmaya, ülkemizin doğasını, parkını korumaya devam edeceğiz.

IŞİD SALDIRISI VE ÇİFTE STANDART: "YUNUS EMRE SARBAN’IN TEDBİRLERİ NEDEN KALDIRILDI?"

Değerli arkadaşlar, şimdi bakın, çok masum insanlara operasyon yapılıyor, değil mi? Peki ben size anlatayım. Şimdi burada İsrail Başkonsolosluğuna yönelik bir terör saldırısı gerçekleşti geçtiğimiz günlerde. Orada o terör saldırısında kahramanca mücadele eden, karşı koyan polis memurlarımıza teşekkür ediyoruz, yaralanan polislerimize de acil şifalar diliyoruz. Bununla birlikte ülkenin İçişleri Bakanı, yaşanan bu olayla ilgili efendim terör saldırısı da demeyip ‘bir dini istismar eden bir örgüt’ diyor. Halbuki çok açık bir şekilde IŞİD saldırısı var ve bu saldırıda öldürülen kişinin de geçmişte kaydı var. Kıymetli yurttaşlarımız bakın sürekli Cumhuriyet Halk Partisi olunca görüntü servisi yapan İçişleri Bakanlığı ve Savcılık konu IŞİD olunca ne yapıyor? Bakın saldırıda öldürülen Yunus Emre Sarban 22 Kasım 1994 doğumlu, Yüreğir doğumlu. Sarban'ın adı daha önce doğrudan IŞİD'in finansman ağı ile anılmış ve bu kapsamda 6 Nisan 2021 tarihli ve 21/1 sayılı karar kapsamında IŞİD'e finansman sağlama suçlamasıyla ve bu gerekçeyle mal varlığı donduruluyor ve bu da 7 Nisan 2021'de Resmî Gazetede yayınlanıyor. Bunun dışında, Sarban ayrıca 2018 yılında Adana'da aile içi cinayet suçlamasıyla da bir süre cezaevinde kalıyor ve babası 18 yıl hapis cezası alıyor, kendisi de 3 ay sonra adli kontrol şartıyla serbest kalıyor. Şimdi burada bitmiyor. 31 Ağustos 2024, yeni bir karar alınıyor; Sarban hakkındaki tedbir kaldırılıyor. Gerekçe makul sebeplerin ortadan kalkması. Yani bir dönem IŞİD'in finansman ağı içinde yer alınan kişi bu kapsamdan çıkartılıyor. Şimdi aynı isim konsolosluk saldırısında öldürülen kişi olarak karşımızda, IŞİD üyesi. Yani aradan geçen sürede makul sebeplerin ortadan kaldırılmasını bir kenara bırakın IŞİD'e bağlılığı pekişmiş ve bu kapsamda da böylesine büyük bir saldırıyı gerçekleştirmiş kişiden bahsediyoruz.

Şimdi değerli basın mensupları, bakın buranın arkasında Silivri Cezaevi var. Orada arkadaşlarımız tutuklu ve atadan dededen kalan tarlalarına dahi mal varlıklarına tedbir konmuş, el konulmuş durumda. Öte yandan da IŞİD’li olduğu çok açık birinin mal varlığı kaldırılıyor, hakkındaki tedbirler kaldırılıyor ve bu saldırıyı gerçekleştirebiliyor; İçişleri Bakanı da bu bir IŞİD saldırısı diyemiyor. Neymiş? ‘Dini istismar eden örgüt.’ Halbuki bizim Milli Güvenlik Kurulumuz tarafından onun bir terör örgütü olduğu defaatle Milli Güvenlik Kurulunda karara bağlanmıştır, örnek mahkeme kararları vardır. Bunu sıkılarak, utanarak söylemenin bir anlamı yoktur.

SİLİVRİ DAVALARI: "CASUSLUK İDDİANAMESİ ÇÖP OLDU"

Şimdi bakın arkadaşlarımız burada haksız bir şekilde yargılanıyor, başta Sayın İmamoğlu olmak üzere. Ve bu duruşmaları izleyenler, takip edenler biliyor ki; gerek gizli tanık ifadeleri gerek kurgu gerek organizasyon şeması gerek casusluk iddianamesi, hepsi birer çöp oldu. Bütün bu iddiaları sanıklar ve avukatları tek tek çürütmekte. Ve yine Sayın İmamoğlu da çok enerjik ve güçlü bir şekilde gerek oradaki arkadaşlarımıza gerek sürecin nasıl işlediğini çok doğru bir yerden ifşa etmekte. Buna karşın Sayın İmamoğlu'nun konuştuğu her duruşmada yeni bir soruşturma açılmakta. Yani savunma hakkının kutsallığı, savunma hakkının dokunulmazlığı bir kenara bırakılmış sürekli dava üzerine dava, soruşturma üzerine soruşturma açılmakta. Yine bir hususun daha altını çizelim: Bakın bir yargılamada yargılamayı mahkeme başkanı yönetir. Mahkeme başkanı söz vermeden, cumhuriyet savcısı da konuşamaz, avukatlar da konuşamaz. Cumhuriyet savcısı iddia makamıdır, konuştuğunda da bir sanığa yönelik, orada suçlanan kimseye yönelik konuşamaz. Bir cumhuriyet savcısının yetkisi midir, Sayın İmamoğlu'na yönelik ‘haddinizi bilin, haddinizi bildiririz’ diye tehditvari konuşmak. Ki o kadar absürt bir durumdur, mahkeme başkanı müdahale etmek zorunda kalmıştır ‘savcım kişiselleştirmeyin’ diye. Bu olacak iş değildir, bu zulümdür. Burada suç örgütü dedikleri insanlar birbirini tanımıyor, birçoğu burada, mahkeme salonunda tanışıyor. İtirafçılar tek tek ifadelerini çekiyor ve ‘savcılar bize zorla bu ifadeleri verdirdi’ diyor. Burada iddia makamının yaptığı usulsüzlükler ve kanunsuzlukların dosyaları kabardı, birden fazla. Dolayısıyla burada gerçek anlamda halktan yana olanlarla halkı soyanlar, halkın terazisine çıktığında çok açık bir şekilde ortaya çıkacak.

IRAZ BAYRAK, NECATİ ÖZKAN VE "MATEMATİKSEL İMKANSIZLIK"

Değerli arkadaşlar, saçma sapan iddialar var. Neymiş efendim, casusluk iddiası... Sayın İmamoğlu 2019'da yerel seçimi kazanmış ve ömrü hayatında sadece bir kez gördüğü bir kişi vasıtasıyla casusluğa karar vermiş ve yetmemiş kendisiyle birlikte yakın çalışma arkadaşları da aynı suçun faili olmuş. Bakın bunlardan biri - dedim ya iddianame tel dökülüyor diye- 26 yaşındaki Iraz Bayrak isimli İBB'de iş analisti olarak çalışan bir kız çocuğu; İBB'nin üç mülakatından geçmiş ve hakkıyla çalışmaya başlamış. 5 aydır da tutuklu. Neymiş, bu kişi Hüseyin Gün'e bağlı, casus Hüseyin Gün’e bağlı bir şekilde onun altında çalışıyormuş. Tüm dosya kapsamı göstermektedir ki Iraz Bayrak, Hüseyin Gün'ü tanımıyor; hayatında telefonla konuşmamış, hayatında görmemiş, hayatında ortak baz istasyonundan baz vermemiş. Nasıl oluyor da bir uygulama üzerinden casusluk faaliyeti söz konusu olabiliyor? Bakın uygulamada ne? İstanbul Senin Uygulaması. İstanbul Senin Uygulamasının neresi suç? Bu ayrı konu. Bu uygulama 2019'da yürürlüğe girdi, hayata geçti, bu kız çocuğu ise 2021'de İBB'de işe başladı. Bir defa zaman olarak da tutmuyor. Hani bir şey uydurulacak ya, Ekrem İmamoğlu suç örgütü… Burada kimsenin bilmediği önce casusluktan alınıp sonra da İBB dosyasına dahil ettikleri yönetici Hüseyin Gün diye birisi var, buna bağlı çalışılıyor.

Şimdi değerli arkadaşlar bir başka buradaki gariplik de yargılananlardan Necati Özkan'a ilişkin durum. Necati Özkan, Türkiye ve dünyada tanınmış ve çok başarılı işlerin altına imza atmış bir iletişimci, bir siyasi danışman. Belediyeden hayatında ihale almamış, rüşvetin ‘r'si ile ilişkisi olmamış; ancak siz bu kişiyi önce medyada karalayarak ihaleye fesattan, rüşvetten bahsederek gözaltına alıyorsunuz, tutukluyorsunuz, dava açıldığında ne gibi bir ihaleye fesat, hangi ihaleye ve hangi rüşvetin konusu olduğunu gösteremiyorsunuz. Bu kişinin suçu 2014'te Sayın İmamoğlu'nun Beylikdüzü kampanyasını yönetip başarılı olmak, 2019'da her iki yerel seçim kampanyasını yönetip başarılı olmak, 2024 kampanyasını yönetip başarılı olmak. Diyorlar ki; Necati Özkan'ın 20 tane mülkü var. Değerli arkadaşlar bakın bu 20 mülkün 17'si atadan, dededen kalan memleketteki tarlalar ve MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) tespitine göre Necati Özkan'ın bu tarladaki hissesi %2,85 ve kendisi de duruşmada diyor ki; ‘sembolik küçük küçük tapular bunlar, her birini 5 bin TL verene satabilirim’ diyor. Ne oldu büyük yolsuzluk? Ama siz bu kişinin her şeyine el koyuyorsunuz. Ne diyorsunuz bir de? Hüseyin Gün'e bağlı çalışan örgüt üyesi, ona bağlı çalışıyor. Yani böyle bir saçmalık görülmüş şey değil kıymetli yurttaşlarımız. Bu örnekleri anlatıyorum, buradaki toplantılarda da her yaptığımız toplantıda da birkaç tane çarpıcı örneği anlatmaya devam edeceğim. Gönül ister ki her birinde bütün sanıkların durumlarıyla ilgili yaşananları anlatalım, ancak zaman itibariyle her hafta belli sayıda sanığın durumunu anlatacağız. Şimdi Necati Özkan ne oluyor? Bir taraftan MOSSAD’a bağlı, bir taraftan CIA'ye bağlı bir ajan, o ajanla 5-6 yıldır hayatında görüşmemiş, bir kere bir sunum yapmış, sunumu beğenmemişler, İBB çalışmak istememiş. Tüm ilişki bu, ‘ona bağlı çalışan ajan!’ Bakın bu isim, Necati Özkan, 1980 darbesinden sonra darbeciler tarafından ordudan atılmış bir subay. Üzerinden yıllar geçmiş, iade itibar yapılmış, Devlet demiş ki sana haksızlık yaptık, rütbesini iade etmiş, zaman kaybını gözeterek kıdemli albay yapmış, aradaki zararı tazmin etmiş; şimdi de yıllar sonra da bu sefer de böyle bir kumpasın içerisinde anıyorsunuz.

MELİH GEÇEK VE ORHAN GAZİ ERDOĞAN

Değerli yurttaşlarımız bakın, başka bir mantıksız suçlama da yine casusluk iddiasıyla tutuklanan Melih Geçek; yine aynı casuslukla suçlanan kişiye bağlı olduğu söylenen kişi. Kıymetli yurttaşlarımız, bir akış anlatmışlardı; tutuklama ve iddianamede sürekli ‘Sayın İmamoğlu'na bağlı çalışan özel bilmem kim’ diye… İBB'de şirketin genel müdürü olduğu tarih 2024, 6 ay sonra da gözaltına alıp tutuklanıyor. Bu kişinin de yine Hüseyin Gün'le son 6 yıl içerisinde tek bir teması yok, tek bir araması yok, tek bir HTS kaydı yok. Bu hukuk değil, bu adalet değil, bu açıkça vicdansızlıktır.

Şimdi bizim Genel Merkezimizde 11 yıldır çalışan, 68 yaşındaki Orhan Gazi Erdoğan… Bu kişiyi de 7 Kasım'da veri sızdırma gerekçesiyle, bahanesiyle tutukladılar ve Cumhuriyet tarihimizde olmayan bir hızla 4 gün sonra iddianamenin sanığı yaptılar. Orhan Gazi Erdoğan'ın iddianamedeki baktığımızda hakkında çıkan suçlama ne? Efendim, bakın iddianın doğruluğu yanlışlığı bir tarafa…. Türk Ceza Kanunu 135. maddesi ve 136. maddelerince ceza isteniyor. 135. madde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kişilere yönelik yaptırımlar düzenler. 136. Madde de başkasına vermek, 2 yıldan 4 yıla. Yani hakkındaki bu iki suçlama doğru olsa bile, bizim mevcut ceza infaz kanunumuza göre tek bir gün cezaevinde yatmayacak kişi aylardan beri tutuklu. Kaldı ki yine iddia doğru olsa bile suç yeri Ankara, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yapması lazım. İddianın doğru olmadığını da şöyle ifade edeyim; kendisi KVK kanunu kapsamına göre veri sorumlusu değil. Yani bu işte bir defa teknik olarak bu işin faili olmasının imkanı yok.

VERİ SIZINTISI İDDİASI VE USOM RAPORU

Şimdi değerli yurttaşlarımız bakın, tüm işi sizin zihninizi bulandırmak, aklınızı karıştırmak, acaba Cumhuriyet Halk Partisi de suça bulaşmış mıdır diye şüphe uyandırmak adına algı operasyonları yapılmakta. Size bir iddiadan daha bahsedeyim. Yani öyle ki; Sayın İmamoğlu'nu dünyada zincirleme bir şekilde birçok istihbarat servisine bağlamaya çalıştılar, arkadaşların da öyle. Neymiş? Efendim veriler çalınmış da, yabancı ülkelere verilmiş. Ben size yine tarih vererek anlatayım. Bu iddialar sonrasında; Ulusal Siber Olaylarla Müdahale Merkezi (USOM), 20 Mayıs'ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne gelip inceleme yapıyor. Bir rapor sunuyor, rapor dosyada var, diyor ki; ‘bir veri sızıntısı olduğuna ilişkin teknik bir bulgu bulunamadı. Bugüne kadar İBB'nin, İBB'ye ait verilerin sızdırıldığına dair bir emare yok.’ Hoş, diyeceksiniz ki bunu niye anlatıyorsunuz? Başta inkar ettiler ama sonra kabul etmek durumunda kaldı Ulaştırma Bakanlığı, 86 milyonun verisini sızdıran bir iktidar ve bakanlıktan bahsediyoruz. Ve olmayan bir şekilde de İBB'ye bu yönde yapılan bir suçlama.

Şimdi USOM'un yazdığı rapor ortada, bu iddia da boş. Ancak bu boş iddialara rağmen insanlar tutuklu, yatıyor. Mesela bir başka yatan Ulaş Yılmaz, sanık, İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü, 6 aydır tutuklu. Bakın genç genç çocuklar, kendilerini yetiştirmiş kimseler, yeni evlenmişler; kız çocuğu cezaevindeki ceza infaz memurlarını babasının iş arkadaşı, kaldığı hapishaneyi de geçici iş yeri zannediyor. Ve çok zor şartlarda da bu insanlar cezaevinde haksız bir şekilde tutuluyor.

Bu zulüm kimseye yapılamaz. Çok büyük bir öfke duyuluyor. Öfke aslında sandığa, millete. Siz nasıl olur da Cumhuriyet Halk Partisi'nin sandıkta birinci parti yaparsınız?

Kıymetli yurttaşlarımız, geçen basın toplantısında söyledik, bir miktar inkar ettiler, şimdi gidermeye çalışıyorlar; haftalardır burada yürüyen o duruşmalarda saatler boyu oradaki insanlar ekmek- su bulamaz haldeydi, küçücük sandviçlerle günlerini geçirmeye çalışıyorlardı. Ve biz bunu söylediğimizde inkar ettiler, şimdi savcılık ve idare bunu giderme konusunda bazı önlemler almaya başladı.

MESUDİYE BELEDİYE BAŞKANI CENGİZ KOÇYİĞİT SKANDALI: "İTİNAYLA KORUYORLAR"

Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, biz organize bir saldırı altındayız. Her yönden saldırıyorlar. Kirli bir medya düzeni, olmayan şeyleri de paylaşıyor. Biz kendi içimizde binde bir de olsa bir kusur olunca disiplin sürecini işletiyoruz; Uşak'ta bunu gösterdik. Amma velakin Uşak'ta bile bir inceleme sonrasında yaptığımız disiplinden bizi topa tutup, olmayan şeyleri söyleyip disiplin işlemi işletemeyeceğimizi söyleyenler bakın ne yapıyor, nasıl bir Ali Cengiz oyunu var? Ordu'nun Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ait Mesudiye Belediye Başkanı Cengiz Koçyiğit, belediye çalışanı bir kadına yönelik cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla hakkında dava açılıyor ve bu dava sonrasında- dosyada gördük tanık beyanları var, WhatsApp yazışmaları var- Belediye Başkanı mahkemece suçlu bulunuyor, 5 yıl hapis cezasına çarptırılıyor, İstinaf Mahkemesine dosya gönderiliyor ve bu süreçte de bu kişinin partiden istifa ettiği duyuruluyor. Bakalım istifa etmiş mi? Bakın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin internet sitesindeki fotoğraf, belediye başkanınız olarak duruyor. Cinsel saldırıdan 5 yıl yazı almış. Devam edelim, sadece tesadüfen orada bulunuyor değil. Ne diyor? Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Kağıthane'nin Twitter hesabı, sosyal medya hesabı diyor ki; ilçe başkanımızla Mesudiye Belediye Başkanıyla bilmem ne hemşehrilerimizle bir araya geldik, burada fotoğrafları… Yetmiyor bir başka fotoğraf, görevinin başında. İstifasını almışlar mı? Almamışlar. Disipline vermişler mi? Vermemişler. Mahkeme ceza vermiş mi? Vermiş. Şimdi ne oluyor? Tabii zamana yayıyorlar, Ali Cengiz oyunu diyoruz. İstinaf Mahkemesi sudan sebeplerle bu dosyayı bozuyor, daha yerel mahkeme ne karar verdi bilmiyoruz. Amma velakin dosya içerisindeki WhatsApp yazışmaları ortada, ifadeler ortada, yaşanan bir cinsel saldırı olayı var, fail bir AK Partili, itinayla koruyorlar. Bunu da buradan yurttaşlarımızla paylaşıp buradaki iki yüzlülüğün altını çizelim. Şimdi buradan cevap versinler. Bu kişi partinizin üyesi mi? Partinizin üyesi değilse partinizin etkinliklerinde ne arıyor, davetlerde ne arıyor? Buyurun bunu düzeltin.

AK PARTİ’NİN YOLSUZLUK SİCİLİ: "BAKAN EŞİNDEN DEZENFEKTAN SATARSA..."

Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, sürekli Cumhuriyet Halk Partisi'nin kamuyu zarara uğrattığını söylüyorlar. Hangi dosya, hangi evrak dediğimizde tek bir tane ispatlı yok, iftira. Peki gerçekler var mı? Yine ben bu kürsüde her hafta birkaç tane bu iktidarın yaptığı yolsuzlukları ve hırsızlıkları haykırmaya devam edeceğim. Gerçekler ne? Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan. Ya bakan kendi eşinin, kendi kocasının şirketinden dezenfektan satar mı ya bakanlığa? Ya bu kişiye nasıl bir işlem yaptınız? Hani ihaleye fesat, hani görevi kötüye kullanma, hani görevi suistimal? Ne işlem yaptınız? Unutmayalım; 2020 yılında Zoom toplantısı, Covid zamanı, Antalya Serik Belediyesi AK Parti'de… Bakın Dışişleri Bakanı, o zamanki Kültür Turizm Bakanı, MHP milletvekilleri ve dönemin belediye başkanı toplantı yapıyor. MHP milletvekilleri diyor ki, ‘günü birlik alanlardan 500 bin lira rüşvet alınıyormuş, duyuyoruz.’ Belediye Başkanı konuşma yapacak, oradaki bakanlar diyor ki; ‘başkan olay eski döneme ait’, kapatmaya çalışıyor. Belediye Başkanı da Turizm Bakanına, ‘Devlet Bakanı olarak bunu biliyor da üzerine gitmiyorsanız yazıklar olsun dedim ve toplantıdan ayrıldım’ diyor. Hepsi ortada mı? Ortada. Biz ne yaptık? Gittik Serik Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk. Ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Çünkü niye? Fail AK Partili. İşte ikili hukuk sistemi diyoruz ya, çok açık. Adalet ve Kalkınma Partili Gaziantep Şahinbey Belediyesi, ya 10 dakikalık tanıtıma doğrudan temin yoluyla 500 bin liralık para transferi yapılıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, AK Parti istişare kurulu üyesi Yaşar Murtazoğlu'na doğrudan temin yoluyla bu yılın ilk iki ayında toplam 5 milyon 630 bin lira tanıtım ihalesi vermiş. Neyi tanıtıyorsa? Hani doğrudan teminleri burada suç unsuru yapıyorsun ya, ihaleye fesat, görevi kötüye kullanma diyorsun ya, al sana ispatı!

VAKIF TALANI VE GALATA KULESİ’NDEN MESLEK FABRİKASI’NA "ÇÖKME" OPERASYONLARI

Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, hep söylüyoruz; vakıflara çöküyorlar, servet transferi yapıyorlar, oraları hortumluyorlar, bunu dile getiren gazeteciyi de tutukluyorlar. Atatürk tarafından İzmir Belediyesi'ne bağışlanan Meslek Fabrikası var- bu hafta sadece belediyelerimiz operasyon yapmadılar, bir de gittiler binaya çöktüler- Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konuluyor. Büyükşehir Belediye Başkanımız, milletvekillerimiz orada o direnişi sergiliyor. Peki bu tek mi? Bakın belediye bize geçtikten sonra İstanbul Belediyesi’nin denetiminde olan Galata Kulesi Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredildi. Bizim tarafımızdan, İBB tarafından restorasyonu yapılan Yerebatan Sarnıcı belediyenin elinden alındı vakfa verildi. Peki vakıflarda yaşananlar… Örneğin Büyük Adadaki iskele; oradaki sütundaki tarihi bölüm, Bilal Erdoğan'ın vakfı TÜGVA’ya 18 yıllığına kiralanmıştı. Kaç lira? 2 bin 500 Türk lirası. Ya 2 bin 500 liraya bir yerin aylık kirası olur mu bugün Türkiye'de, en az 1 milyon T'dir oranın kirası! Deniz manzaralı bir yer, komik bir rakam.

Biz bunu yargıya taşıdık ve kamu zararını önledik, önleyen biziz. Burada kamu zararını yapan kim? Ve bu nedenle ki halkın hakemliğinde biz ezici bir farkla 2024'te tekrardan seçimi kazandık. Şimdi de yargı eliyle iftiralar atmaya çalışıyorlar. Bunlar boş çaba, güneş balçıkla sıvanmaz, doğrular her zaman galip gelir, biz mücadelemize devam edeceğiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak.