08.05.2026

Zeynel Emre: “7 Milyon Kamyonluk Hafriyat Yalanıyla Kumpas Kuruyorlar; Bu Dava Tel Tel Dökülüyor!”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Silivri Dayanışma Merkezi’nde yaptığı açıklamada, İBB yönetimine yönelik sürdürülen davanın “asrın yolsuzluğu” değil, “asrın kumpası” olduğunu vurguladı. İddianamedeki 185 milyon tonluk kaçak hafriyat iddiasının gerçekleşmesi için 7 milyon kamyon seferi gerektiğini belirten Emre, “Türkiye’deki toplam kamyon sayısının 1 milyon olduğu bir ülkede, tek bir ilçede 7 milyon sefer yapılması hayatın olağan akışına aykırıdır” dedi. Adalet Bakanı’nın yargıya müdahale ettiğini ve suç örgütü lideri ilan edilen isimlerin rakip adayın kampanyasını finanse ettiğini belgeleriyle ortaya koyan Emre, “Bu karanlığı adaletle aydınlatacağız” ifadelerini kullandı.

CHP Sözcüsü Emre, şunları söyledi:


Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli vatandaşlarımız, bugün size yine Silivri Dayanışma Merkezimizden sesleniyoruz. Geçtiğimiz hafta itibariyle burada yaşananları, hukuksuzlukları, adaletsizlikleri, bu ülkenin tertemiz insanlarının, ailelerin yaşadığı zulümden bahsedeceğim.

YARGIDAKİ "KARA DÜZEN" VE AYRICALIKLI GAZETECİLER

Değerli arkadaşlar, biz burada bir mizansene karşı hukuku savunmaya devam ediyoruz. Hakkımızda, arkadaşlarımız hakkında atılan iftiraları, kurulan kumpasları, dosyadaki bütün bu iddianamedeki şişirilmiş sayfaların birer kumpas olduğunu gerek yargılanan arkadaşlarımız, gerekse de avukatları aracılığıyla bir bir ortaya çıkartıyor, çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, tabii bu kumpas operasyonları başladıktan sonra bunun gerçek olduğu ve toplumda kabul görmesiyle ilgili cansiperane bir şekilde bunu görev almış, görev edinmiş, dosyadaki bütün gizli ve belge bilgilerden haberdar olan ve henüz daha yargılama başlamadan masumiyet karinesini ihlal ederek Sayın İmamoğlu ve yargılanan arkadaşlarımız hakkında kara propaganda yapan gazetecilerden birinin de herkesin gözü önünde hakim, savcı muamelesi görüp onlara ait bir alandan giriş çıkış yaptığını ve bu konuda tutanak altına alındığını ifade edelim. Birazdan detaylarıyla anlatacağız. Bir yandan mobbinge maruz kalan, gerçek anlamda gazetecilik faaliyetini yerine getiren, kendilerine ayrılan küçücük bir alandan oldukça uzak bir yerden mahkemeyi izleyen, bir taraftan da eğer iktidarın her yaptığını överseniz, iktidara güzelleme, muhalefeti de suçlarsanız özel muamele, korumalar, çakarlı araçlarla ödüllendirildiğiniz bir kara düzen içerisindeyiz. 19 Mart darbesi sonrası önce tutuklayıp sonra delil yaratan ve burada aylarca, hatta bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunup hala sesini duyuramayan insanlar var.

ANORMAL DAVANIN İTİRAFI: "NORMAL AĞIR CEZA DAVALARINDA NE YAPIYORSUNUZ?"

HTS ve baz kayıtlarında trajik hatalara imza atan, hukuk tarihinde ‘Kamu Oğlu’ diye bir yapay zekâ karakterini kazandıran, bu duruşmalarda her hafta bir başka gariplik yaşamaktayız. Yargılamalarda 34. celse oldu. Bakın bu hafta 31. celseden başladı 34. Celse. Yargılama o kadar tuhaf ilerlemekteki daha evvel görmediğimiz ağır ceza mahkemelerinde hiç yaşamadığımız şekilde mahkeme başkanının zaman zaman küsüp salonu terk ettiğini görüyoruz. Uygulamalar o kadar garip ki aslında o dahi ne yapacağını bilmemekte. 32. oturumda Cumhuriyet Halk Partisi'nin Cumhurbaşkanı adayı ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın İmamoğlu bir kez daha bu davanın ne vicdanlarda, ne de kitaplarda karşılığı olmadığını, tutuklu arkadaşların tutuksuz yargılanması gerektiğinin çağrısını yaptı. Bakın milletimiz izliyor, milletimiz görüyor. Tel tel dökülen bir davadan bahsediyoruz. Bu topraklarda, bu toprakların en çilekeş insanları kimdir derseniz anneler deriz. Bu Pazar anneler günü. Dolayısıyla hem içeride yatan annelerin, hem dışarıda acı çeken annelerin acılarının son bulmasını temenni ediyoruz. Bir an evvel annelerin ağlamadığı, üzülmediği, mutlu olduğu bir Türkiye'yi halkımızla birlikte kurmak için Cumhuriyet Halk Partisi olarak var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle de tüm annelerin Anneler Günü kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın bu ülkede gerçek anlamda gazetecilik yaparsanız, yani olması gerektiği gibi iktidarı denetleyen, onların yanlışlarını ortaya çıkartan, araştıran, sorgulayan gazetecilik yaparsanız burada Silivri'de kendinizi bulabilirsiniz. Bedel ödeyebilirsiniz. Hayatınızdan olabilirsiniz. Bakın, 10 Ekim'de Esenyurt'ta öldürülen gazeteci Hakan Tosun'un davası Çarşamba Bakırköy adliyesindeydi. Ve bu ölümden sonra bizzat ben o zamanki İçişleri Bakanına bazı sorular sordum. Bu kişinin öldürülmesini çevre katliamlarına ilişkin dosyalar hazırladığı ve haber yaptığı için ilgili şirketlerle ilişkisi olabilir mi diye. Gerçek anlamda gazetecilik yapan kimseler, tehdit alan kimseler bu sistem, bu kara düzen tarafından korunmazken, bu kara düzenin bir parçası, aparatı haline gelirseniz işte gelsin çakarlı araçlar, ballı maaşlar ve öyle bir vurdumduymazlık var ki o durum karşısında bir mahcubiyet duymayı bırakın tutanak altına aldı arkadaşlar, avukatlar.

Bakın burada var 10’dan fazla avukatın imzası nasıl davrandığına yönelik. Kafa sallamalar, el sallamalar, parmak sallamalar ve bu durumu kendisine soranlara da yanındaki korumasına uzaklaştır bunları buradan diyor. Yani kamuya açık bir alan. O da tabii dokunmaması gerektiğini bir teşebbüs ettikten sonra anlıyor. Böylesine bir berbat düzenin içerisindeyiz. Elbette ki bu düzen geçecek. Elbette bu durum düzelecek. Elbette ki bütün bunları yapanlar bunun hesabını gerçek anlamda hukuk düzeninde verecek.

TUTUKSUZ YARGILAMA TALEBİ VE "ŞOFÖRLERE" YAPILAN ZULÜM

Değerli arkadaşlar, yine geçtiğimiz haftanın en önemli konuşmalarından biri Sayın Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin tarafından mahkeme heyetine yaptığı talep konuşmasıydı. Bakın ne diyor. Diyor ki özgürlük esastır. Bir dakikası bile eğer yanlışsa dünyanın en yanlış işidir. Bu yüzden en azından her hafta, geldiğimiz noktaya bakın en azından her hafta tahliye taleplerini alın. Bunları dinleyin. Bu talep hukuk açısından son derece meşrudur. Ama öylesine bir düzen, on binlerce sayfalık dosyalar, iddianameler ekleriyle birlikte yüzbinlerce sayfadan bahsediyoruz. 400'den fazla sanık. Böyle bir düzen, böyle bir yargılama Cumhuriyet tarihimizde hiç olmamış. Dolayısıyla yönetilemez halde. Burada insanların beyanla tutuklu, sadece beyanla. Bakın bir gün değil, 5 gün değil, bir ay değil, bir yıl aşkın süredir ki bazılarının tutuklandıktan sonra hakkında dava açılmadan serbest kaldı. Bakın Sayın İmamoğlu ifade etti. İki şoförü 8 ay yattı. 8 ay. Ne oldu? Sonra bıraktılar. Niye? 8 ay şunun cezasını çekti o insanlar. Gel İmamoğlu aleyhine konuş. Konuşmaz mısın? O zaman yat. Orada bile değiller. Hakkında dava bile açılmadı. Ama bir ömürden giden 8 ay, hayat. Onların evlatları, aileleri, yaşadığı acılar. Bu durum sürdürülemez. Yani en azından ev hapsi verin, adli konsol kararı verin. Bu yargılama tutuksuz olsun ve canlı yayında da bu yargılama izlensin, bilinsin. Toplum kimin haklı, kimin haksız olduğunu görsün. Şimdi bakın bir diyalog var geçen. Mahkeme başkanı bir soru soruyor avukata. Diyor ki, normal ağır ceza davalarında ne yapıyorsunuz? Bakın normal ağır ceza davalarında ne yapıyorsunuz? Burası da ağır ceza mahkemesi. Yani bunun anormal bir dava olduğunun itirafını yapıyor. Normal ağır ceza yani norm içinde kalan, olması gerektiği gibi, kanunda yazdığı şekliyle ve orada da avukat Kazım Yiğit Akal'ın diyor ki siz diyorsunuz ya normal ağır cezalarında ne yapıyorsunuz? Gerçekten ben normal ağır cezada ki sizinle de çıktığım her celsede mesela tahliye talebinde bulunabiliyorum. Söz alabiliyorum. En azından ağır cezaysa bir ya da bilemedin iki ayda bir duruşma günü veriliyor. O zaman söz alıyoruz. Böyle aylarca gel otur burada ağzını açmadan otur avukatlarınla birlikte denilen başka bir yargılama yok. Çünkü bu durum anormal bir durumdur. Çünkü bu durum bu ülkedeki esas itibariyle vatandaşın seçme seçilme hakkına müdahaledir. Bu durum sandıkta yenemediği Cumhuriyet Halk Partisi'ni mahkemede mahkum etme girişimidir. Bu durum sandıkta yenemediği İmamoğlu’nu etkisiz hale getirme girişimidir. Bir şablon var imzalatıyorlar. Ne diyor orada mesela? Yargılamalarda bir sıra yapmışlardı. İtirafçılardan biri ki diyor önüme bir şablon koydular, imzaladım. Araya kaynak yaptı. Bilmem kaç sıra öne alındı. Niye alındığının daha izahını yapamıyorlar. Ve tahliye oldu gitti.

MANTIK SINIRLARINI ZORLAYAN İDDİA: 7 MİLYON KAMYON SEFERİ!

Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, bakın İBB kumpas davasının en temel argümanı neydi? Kamuyu zarara uğrattılar. Kamu zarara uğradı. Bu zararda da en büyük paylardan biri hafriyat konusu. Hoş şunu hatırlatalım. Önce 560 milyar TL'lik kamu zararı dediler. Sonra o kamu zararında tenzilat oldu dava açıldığında. 160 milyarlara düşürdüler. Söylem biraz değişti. Kamu zararında tenzilat nasıl oluyorsa. Ve burada da diyorlar ki bu hafriyat içinde İBB yönetimi kamuyu 110 milyar lira zarara uğrattı. Şimdi bu hafta bunun da koca bir yalan olduğu belgelerle ortaya çıktı. Çünkü bu dava kapsamında hakkında yakalama kararı olan bir iş insanı var. Bütün bu hafriyat işini organize ediyor. Kim? Murat Gülibrahimoğlu. Bu kişi AK Partili. Daha evvel il başkanlığı yapmış Osman Kabaktepe'nin AK Parti'deki bununla ortak şirket bile kurmuş ve bu projenin yani hafriyat yapılan alan Cebeci Maden Sahası bu projedeki tek yetkili yer, kurum Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı onun bünyesindeki MAPEK. Çünkü burası maden bölgesi. Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve denetim yapan, bölge ile ilgili karar alan, düzenli denetim yaparak bakanlığa rapor sunan valiliğin başkanlığı ve sekretaryasında kurulan maden bölgesi komisyonu var. Başkanı kim? Vali. İlin valisi. Komisyon üyelerini kim seçiyor? İlin valisi seçiyor. İBB'nin bir fonksiyonu var mı burada? Yok. Peki kaçak hafriyat dökülmüş? İddianamede yazdığı gibi kamu zararı uğratılmışsa enerji bakanının, valinin, komisyonda yer alanların, izinleri verenlerin, denetim yapanların hiçbir sorumluluğu yok mu? Öyle ya kamu zarara uğratılmışsa, kaçak hafriyat yapılmışsa, işin mantıksızlığını da ifade edeceğim rakamlarla. Orada bir ihbar üzerine Sultangazi Belediyesi'ne yazı yazılıyor. Deniyor ki burada kaçak hafriyat yapıldığı ihbarı var. Sultangazi Belediyesi cevap yazıyor. Diyor ki bölge diyor 7 gün 24 saat esasıyla zabıtalarımız tarafından kontrol altında tutuluyor. Bölgede polis merkezi var ayriyeten. Buralarda herhangi bir kaçak tespit yoktur diyor. Bakın bunu kim diyor? Sultangazi Belediyesi, Sultangazi Kaymakamlığı, Sultangazi Belediyesi, ilin valisi, İstanbul Valiliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı iddianamenin aksi görüşte tersinde bir raporları, bir tespiti yok. Yıllardır yok. Çünkü burası biz henüz İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni kazanmadan evvel bu fonksiyonda olan bir yer ve baştan aşağıya da iktidar ve yetkilendirdiği kişilerin sorumluluk alanında. Şimdi eğer burada kaçak hafriyat yoksa ve böyle bir dava açılıyorsa burada iki olasılık var. Birincisi, kaçak döküm iddiaları tamamen asılsız ve hayalidir. İkincisi de kaçak döküm gerçekten yapılmıştır ve bu durumda valilik, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri, bakan görevini ihmal etmiş veya görevini kötüye kullanmışlardır. Çünkü onların sorumluluk alanındadır.

ÖRGÜT YÖNETİCİSİ DEDİKLERİ İSİM MURAT KURUM’UN KAMPANYASINI FİNANSE ETMİŞ!

Şimdi değerli arkadaşlar, herhangi bir kaçak hafriyat tespiti olmamasına rağmen demin dedim ya işte şu kadar kamuyu zarara uğrattılar diyor. Detayına bakıyorsunuz. Nasıl olmuş bu? Diyor ki 185 milyon ton kaçak hafriyat geliri 31 milyar TL. Bir başlık bunu açmış. Arkadaşlarla çalıştık. 185 milyon ton kaçak döküm nasıl yapılır? Bu ne demek biliyor musunuz? 7 milyon kamyon seferi demek. Bakın Türkiye'de 81 ilde toplam 1 milyon kamyon var. 7 milyon kamyon süreç içerisinde İstanbul'un bir ilçesinde kaçak döküm yapacak ve hiçbir yetkilinin de bundan haberi olmayacak. Üstene üstlük de bu konudaki ihbarı yalanlayan Sultangazi Belediyesi'nin tutanağı olmasına rağmen. 1 milyon kamyon TÜİK verisi. 1 milyon kamyonun olduğu bir Türkiye'de 7 milyon kamyon seferi kaçak yapılmış olacak. Şimdi hukukta tabii temel bir prensip vardır. Bir iddiada bulunursanız önce onun hayatın olağan akışına uygunluğunu beklersiniz. Mantıksız iddialar. Öte yandan diğer bir iddia yazmışlar. Madenlere zarar verilerek 80 milyarlık kamu zararı oluştu. Hangi raporda yazıyor? Kim bunu tespit etmiş? Saydım yetkililerini, sorumlularını. Var mı böyle bir şey?

Daha önce değerli arkadaşlar, bu dosyayı okudukça, gördükçe FETÖ'nün etkin olduğu zamanki Ergenekon iddianameleri geldi aklımıza. Orada da FETÖ'cü savcılar diyorlardı ki Türkiye'den 100 tıra denk gelecek silah sınırdan geçirilerek PKK'ya teslim edildi. Bu iddianın yalan olduğu yıllar sonra ortaya çıktı. İşte bu 7 milyon kamyon seferi de o kadar mantıksız, o kadar akıldışı ki kamu zararı diye yazdıkları iddiaların nasıl saçma sapan olduğunu gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, bakın orada birçok bölünmüş maden ocağı vardı. Orayı tekelleştirdiler. Kendilerine yakın bir iş adamının uhdesine verdiler. Adam AK Partili ve orayla ciddi güçlü ilişkileri var. Ve bu adamda Ekrem İmamoğlu suç örgütünde sözüm ona yönetici pozisyonunda. Murat Gülibrahimoğlu. Ben şimdi adam suçludur değildir onu bilmem. Ama siz bu kişiyi bu örgütün yöneticisi yapıyorsunuz, sözüm onu örgüt var. İmamoğlu tarafından kurulmuş örgüt var. Kanunla kurulmuş belediyeleri ve organizasyon şemasını aldılar örgüt şeması yaptılar. Ve bunun yöneticisi, sahip olduğu şirketler nasıl oluyor da İmamoğlu’na, partimize sabahtan akşama kadar küfür eden Akit gazetesine bağış yapıyor. Yani Allah aşkına bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Nasıl oluyor da bu kişi, şirketi Sayın İmamoğlu'nun 2024'te rakibi olan Murat Kurum'un kampanyasını yöneten Kalyon Ajansa 41 milyon para gönderiyor. Niye gönderiyor? Seçimlerde Murat Kurum kazansın diye. Öyle ya örgüt lideri, kendi bağlı olduğu örgüt lideri kaybetsin diye. Peki bu dosyada o kadar abuk sabuk yargılanan insanlar var ki bunlardan bir tanesi de sırf Sayın İmamoğlu'nun çocukluk arkadaşı olduğu için tutuklanan Hakan Karanis. Bir yılı aşkın süredir o da hapiste. Bakın, kendisi ifade ediyor. Diyor ki, bu şirket, bu adam, bu adamın şirketi ortaya çıkıyor ki Vakıfbank Yönetim Kurulu kararıyla Murat Gülibrahimoğlu'na 2,5 milyar lira kredi veriyor. 2,5 milyar TL. Bugün bu meblağ bu ölçekte bir kredinin tepeden onaylanmadan bankanın vermesine imkan yok. Kaldı ki bu bankanın yöneticilerini Sayın Erdoğan mı atadı, Sayın İmamoğlu mu atadı?

Arkadaşlar, kıymetli yurttaşlar, değerli gazeteciler. Yani haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Burada yaşananlara, buradaki zulme, buradaki çelişkilere herkesin itiraz etmesi lazım.

OFİSBOYDAN İTİRAFÇI BASKISINA: "ZULÜM DEVAM EDİYOR"

Değerli yurttaşlarımız, bakın Silivri'de duruşma salonlarında haksız yere tutulan şoförlerin, ofisboyların, benzer çalışma alanındaki insanların mağduriyetine tanık olmaya devam ediyoruz. Bunlardan biri de demin bahsettiğim Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketinde ofisboy olarak çalışan Ahmet Güdü. Adam 10 aydır tutuklu. 80 kişilik hücrede kalıyor. Uyuşturucu satıcılarıyla birlikte kalıyor. Orada çalışmış. Üstüne suçlanan, rüşvet alıp verdiği, bir ihaleye fesat karıştığı, bir kamuyu zarara uğrattığına ilişkin hiçbir şey yok. Ve bu adam ne kadardır tutuklu? 10 ay. Şimdi bu adamın eşi evlere temizliğe gidiyor ki evini geçindirsin. Üniversiteye hazırlanan oğluna ve cezaevindeki eşinin Ahmet Güdü'nün ihtiyaçlarını karşılasın. Sayın İmamoğlu soruyor. Diyor ki Ahmet Güdü’ye, sen beni tanıyor musun? Televizyondan tanıyorum diyor. İlk defa burada canlı gördüm diyor. Ama her nasılsa Sayın İmamoğlu'na bağlı o örgütün kapsamında bu da orada üye. Şimdi bu neye benziyor biliyor musunuz? Edebiyat tarihimize yer etmiş 12 Eylül darbesi sonrası yanlışlıkla gözaltına alınmış bir vatandaşın hikayesini anlatan yazarı Yücel Sarpdere'ye ait vatandaş Abuzer. Kendine bir şey yapıldığını anlayamayan, ne ile suçlandığını bilmeyen onlarca kişiden biri de burada Ahmet Güdü.

Bir başka örnek. Cezanın şahsiliği ilkesi. Artık yani bu ilkel dönemlerin konusu. Ama siz burada tutuklanan insanları gel itirafçı ol, iftiracı ol yoksa eşinin, oğlunun, ailenin malına çökeriz diye baskılar yapıyorsunuz. İnsanlar direnince de gerçekten gidip evladını tutukluyorsunuz. Mustafa Keleş. Fatih Keleş'in oğlu. Babası tutuklanıyor. Babası tutuklandıktan sonra sebepsiz yere avukatına haber vermeden adliyeye getiriliyor. Demin bahsettiğim şekilde itirafçı olması yönünde telkinlerde bulunuluyor. Bu yönde konuşmalar yapılıyor. Ve bakın bu esnada bu genç babası içeride, bir süre sonra çeşitli nedenlerle yurt dışına gidiyor. Tekrar yurt dışından geliyor. Öyle ya kaçma şüphesi var diye tutukluyorsunuz. Her gün yazılıyor, çiziliyor vesaire söyleniyor. Ailelerde hedef burada. Ve bunu yeğeniyle birlikte aynı gün tutukluyorsunuz. Murat Keleş Mustafa Keleş'le birlikte tutuklu. Murat Keleş daha geçen hafta serbest kaldı. Bu gencecik insanı 11 aydır ne diye cezaevinde tutuyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, burada büyük bir nefretle bir süreç işletilmektedir. Bu nefretin temel sebebi de Cumhuriyet Halk Partisi'nin yıllar sonra bu ülkede birinci parti olmasıdır. Yapılacak ilk seçimde de seçimi kazanma potansiyeli ve favori pozisyonda olmasıdır. Bu öfkenin, bu saldırıların nedeni budur. Bakın davaya ilişkin ilk günden beri neler neler söylediler. Yok parkelerin altında paralar, yok gömü, yok kasalardan paralar çıktı, yok araç koleksiyonları. 560 milyar kamu zararı. Kamu zararında tenzilat ya olacak iş mi? Yani bu kadar yazdılar, çizdiler. Şimdi ondan vazgeçtiler. Bahsettiğim kamu zararı da neye dayandığı belli değil. Efendim itirafçıların bir kısmı buradan geri döndü.

ADALET BAKANI'NA TEPKİ: "YARGIYA MÜDAHALE EDİYORSUNUZ"

Bu vesileyle bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Bakın bu davaların başsavcısı, bütün iddianameyi yazan, koordine eden, iddianame yazım sürecinde, operasyonları yöneten ödüllendirildi gitti Adalet Bakanı oldu. Siyasi makama geldi değil mi? Adalet Bakanlığı en az konuşması gereken, en objektif davranması gereken, en sağduyulu olması gereken bakanlıktır Adalet Bakanlığı. Çünkü 86 milyonun huzuru, refahı, mutluluğu için, adaletin tesis edilmesi için var olmuş bir bakanlıktır. Tarafsız kalması gerekir. Yargıya müdahale etmemesi gerekir. Ve yürüyen davalarla ilgili bir Adalet Bakanının konuşması apaçık yargıya müdahaledir. Türk Ceza Kanununun ilgili maddeleri açıktır. Bakın, Adalet Bakanı, Sayın Genel Başkanımız kendisinin mal varlığı ile ilgili açıklama yaptıktan sonra mikrofon uzatıldığında bu davayla ilgili asrın yolsuzluğu ifadesini kullanmıştı. Bir Adalet Bakanı bunu söyledikten sonra burada yargılamayı yapan hakimler nasıl cesaret edip beraat kararı verecekler? Herkesin gözü önünde oluyor. Ve yine ne demişti o zaman? Efendim Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanı itirafçı olma durumu var. Bir tarih veriyor. Baz kayıtlarından diyor Sayın Özgür Özel'in diyor orada olma durumu var. Bunlar diyor ortaya çıkacak. Öyle mi? Soruşturmalar adil. Ve dün yine bir yayına katılıyor. Devam ettiriyor. Diyor ki, orada diyor efendim işte oğlu Gökhan Böcek diyor itirafçı oldu. Şu itirafçı oldu. Diğer davayla ilgili süreç bu. Aslında mahkemenin şunu beklemesine gerek yok. Bakın ifadeler böyle. İnsan dehşete düşüyor dinledikçe. Yani burada sözüm ona bir yargılama var öyle mi? İyi de zaten bu işi baştan sona yöneten kişi sürece ilişkin pekâlâ istikamet veren açıklamalar yapıyor. Bunu böyle münferit olarak göremeyiz. Sistematik bir şekilde baştan sona her operasyon öncesi, sonrası medyasıyla birlikte, gözaltı görüntüleriyle, birlikte açıklamalarla birlikte, zamanlamasıyla birlikte kurgulanmış iş ve eylemler bütünüdür. Yani burada Allah aşkına yatanlara bakın. Birçoğu tek bir eylemden suçlu. Birçoğunun iddianamede yaptığı hiçbir eylem yok. İddia yok. Bugün Aykut Erdoğdu hüküm alsa yatar olmayan bir suçtan ötürü cezaevinde bir yıldan fazladır yatıyor. Belediye Başkanları bir yıldır yatıyor. Daha mahkeme önüne çıkmadılar. Haklarında iddianame yok. Bir yıldır burada yatıyorlar ve her geçen günde operasyonlar devam ediyor. Baz kayıtlarından bahsediyorlar. Aykut Erdoğdu saniyeler içerisinde iki ayrı kıtadan baz nasıl veriyor bu insan telefonla? Yine bir sanığın avukatı ifade etti. Baz kayıtlarına göre aynı saniyede 5.3 km aralıkla nasıl olabilir bir insan? Salt baz kayıtlarına göre bir insanı nasıl suçlu addedebilirsiniz? Ortada bir telefon tapesi var mı? Bir görüntü var mı? Bir ses kaydı var mı? Hangi kamu zararı?

BİZ GÜÇLÜYÜZ, ÇÜNKÜ GÜCÜMÜZÜ MAHKEMEDEN DEĞİL MİLLETTEN ALIYORUZ

Kıymetli yurttaşlarımız, biz bu tabloyu Cumhuriyet Halk Partisi olarak duyuracağız. Herkes duyacak, öğrenecek gerçekleri. Gerçek amacın ne olduğunu öğrenecek. Burada bir hukuk tartışması olmaktan çıkmıştır. Bu 19 Mart darbe sürecinin devamıdır ve Türkiye'de Türk hukuk tarihinin yaşayan, yaşanan en büyük sınavı budur. Asrın yolsuzluğu deyip insan içine çıkamayacaksınız, vatandaşa gidecek yüzünüz olmayacak denilen davada ve süreçte Cumhuriyetçi Halk Partisi 81 ilde tüm milletvekilleri, tüm seçilmişleriyle birlikte sahada bir tane Adalet ve Kalkınma Partiliyi göremezsiniz. Çünkü asıl onların yüzü yok. Vatandaşın gerçek sorununa; işsizliğe, adaletsizliğe, bu ülkenin çocuklarının, gençlerinin yaşadığı zulme anlatacakları hiçbir şey yok. Bu ülkenin çocukları yatağa aç giriyor. Türkiye'nin gerçek gündeminde emekliye, asgari ücretliye söyleyecekleri söz yok. Varsa yoksa Cumhuriyet Halk Partisi'ni karalama, bu yönde bir kara propaganda yapma. Bu dava eninde sonunda bitecek ve er geç gerçekler ortaya çıkacak.

Kıymetli yurttaşlarımız, biz güçlüyüz. Çünkü gücümüzü mahkemeden değil sizlerden alıyoruz. Milletten alıyoruz. Türkiye'nin ikinci yüzyılına girdiği bu dönemde iktidarımızı kuracağız. Bu karanlığı da adaletle aydınlatacağız.

Katılımız için teşekkür ediyorum.