13.02.2026
13.02.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, İliç Maden Faciası’nın ikinci yıldönümü dolayısıyla kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Karasu, facianın yapısal bir madencilik politikası sorunu olduğunu vurgulayarak, "İliç’te yitirdiğimiz 9 emekçinin hesabı bir gün sorulacak. Hakikat toprağın altına gömülemez" dedi.
"Adalet Yerini Bulmadı, Acı İlk Günkü Sıcaklığını Koruyor"
CHP İşçi, Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, 13 Şubat 2024’te Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen felaketin ikinci yılında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"13 Şubat 2024’te, Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni’nde saat 14.28’de yaşanan liç yığını kayması; 9 emekçimizi aramızdan aldı, bir bölgenin doğasını, geleceğini ve yaşam güvencesini ağır bir riskin içine itti. Facianın üzerinden iki yıl geçti. Acı, ilk günkü sıcaklığını koruyor. Çünkü adalet yerini bulmadı. Çünkü sorumluluk zinciri hâlâ kırılmadı. Çünkü bu ülkenin işçi sağlığı ve iş güvenliği gerçeği, hâlâ 'kâr' hedeflerinin gölgesinde bırakılıyor."
"Bu Facia 'Doğal Afet' Başlığına Sığdırılamaz"
İliç’te yaşananların öngörülebilir bir süreç olduğunu belirten Karasu, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Bu facia, 'doğal afet' başlığına sığdırılamaz. Bilirkişi bulguları, uzman görüşleri, meslek odalarının uyarıları ve emek örgütlerinin raporları; riskin bir anda ortaya çıkmadığını, göz göre göre büyüdüğünü anlatıyor. Siyanürlü liç süreçleri, kapasite artışları, izin–denetim–yaptırım üçgenindeki zaaflar, taşeronlaşma ve güvencesizleştirme; AKP'nin madencilik politikasını, işçinin canı üzerinden kuran düzenin parçasıdır."
"İliç’ten Ders Çıkarılmadığı Ortadadır"
İktidarın facia sonrası madencilik politikalarını eleştiren Karasu, tehlikenin devam ettiğine dikkat çekti:
"Aradan geçen iki yılda beklenen; madencilik politikalarında köklü bir yön değişikliği, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında güçlü bir kamusal denetim rejimi ve çevresel risklerin sıkı biçimde kontrol altına alınmasıydı. Oysa tablo tam tersini gösteriyor. Facianın ardından Türkiye genelinde bin üzerinde maden sahasının ihaleye açılması, yaşam alanlarının ve doğal varlıkların yeni ruhsat süreçlerine konu edilmesi; İliç’ten gerekli derslerin çıkarılmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Tarım alanları, meralar, ormanlar ve su havzaları üzerinde sürdürülen bu genişleme politikası; işçi sağlığı, çevre güvenliği ve halkın yaşam hakkı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır."
Karasu, fay hatlarına ve hassas ekosistemlere yakın bölgelerdeki faaliyetlerin kamu yararıyla çeliştiğini belirterek, "Kamu otoritesinin görevi, ruhsat dağıtmak değil; emekçinin canını, doğanın dengesini ve toplumun geleceğini korumaktır" dedi.
İki Yılın Özeti: Sorumluluk Örtülmeye Çalışıldı
Genel Başkan Yardımcımız Ulaş Karasu, geride kalan iki yıllık süreci şu maddelerle özetledi:
Sorumluluk, kurumdan kuruma dolaştırıldı.
Bakanlıklar birbirine “yetki alanı” tarif etti.
Kamu adına denetim yapması gereken mekanizmalar, kâğıt üstünde kaldı.
TBMM’de kurulan Araştırma Komisyonu süreci; hakikati anlatmak yerine, sorumluluğu iktidarları ve yandaşları hariç herkese yükleyen bir çizgiye savruldu.
Şirket beyanları, birçok başlıkta esas alındı; sahadaki emekçinin tanıklığı, çalışma yaşamının gerçekliği ve risklerin bütünlüğü gerektiği kadar merkeze konmadı.
Bakanlıklara Açık Çağrı: "Top Çevirme Yeri Değil, Görev Alanıdır"
Karasu, ilgili bakanlıkların yerine getirmesi gereken kamusal yükümlülükleri hatırlattı:
"Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı; ÇED süreçleri, kapasite artışları, çevresel izleme, yaptırım ve şeffaflık sorumluluğunu taşır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı; ruhsatlandırma, maden sahalarının teknik güvenliği ve işletme disiplinine dair kamusal yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimini, rehberlik broşürüne indirgeyemez; caydırıcı, bağımsız, düzenli ve kamucu bir denetim rejimini kurmakla yükümlüdür."
İktidara Yöneltilen 6 Kritik Soru
Facia dosyasının kapanmadığını vurgulayan Ulaş Karasu, iktidara şu soruları yöneltti:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri, 6331 sayılı Kanun kapsamında kapasite artışları sonrasında sahada etkin ve kapsamlı denetim yapmış mıdır? Yapıldıysa; risk tespitleri, uyarılar ve alınan yaptırımlara ilişkin tüm belgeler kamuoyuna açıklanacak mıdır?
Yığın liç alanındaki çatlaklar, kayma emareleri ve olağandışı deformasyonlar; risk değerlendirme ve Sağlık-Güvenlik Dokümanlarında öngörülmüş müdür? Öngörüldüyse hangi acil eylem planları devreye alınmıştır?
Facia öncesinde iş güvenliği uzmanlarının “Tespit ve Öneri Defteri”ne yazdığı uyarılar ile işçilerin yaptığı risk bildirimleri; Bakanlık müfettişlerince incelenmiş midir? Bu uyarılar neden iş durdurma kararıyla sonuçlanmamıştır?
Asıl işveren–alt işveren zincirinde; İSG sorumluluğu nasıl paylaşılmıştır? Hayati risk içeren faaliyetlerin büyük bölümünün taşeronlara devredildiği iddiası doğru mudur?
Acil durum planları, siren ve tahliye mekanizmaları facia anında neden devreye girmemiştir? Liç alanına yakın patlatmalar, kapasite üzeri üretim baskısı ve aşırı siyanür kullanımı iddiaları araştırılmış mıdır?
İşçilerin sendikal örgütlenme girişimleri, prim sistemi ve ücretlendirme uygulamaları; risk bildirimini ve iş kazası kayıtlarını etkileyen bir baskı mekanizmasına dönüşmüş müdür? SGK kayıtları ile saha gerçekliği karşılaştırılmış mıdır?
"Vahşi Çalışma Düzenini Normalleştirmeyeceğiz"
Açıklamasının sonuç bölümünde CHP’nin madencilik vizyonunu ve çözüm önerilerini sıralayan Karasu, şunları kaydetti:
"Biz, bu ülkenin emekçisine 'kader' anlatısı dayatılmasını kabul etmiyoruz. İliç, Soma, Ermenek, Hendek ve sayısız iş cinayeti; bir yönetim tercihini, bir denetimsizlik rejimini, bir kâr siyasetiyle kurulan çalışma yaşamını gösteriyor. Bu ülke, madencilikte 'vahşi' çalışma düzenini normalleştiremez."
CHP Olarak Taleplerimiz Nettir:
Altın madenciliğinde işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimi; bağımsız, düzenli, ölçüme dayalı ve kamuoyuna açık bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Liç sahaları, atık depolama alanları, siyanür yönetimi ve ağır metal maruziyeti için sürekli izleme zorunlu hale getirilmeli; veriler şeffaf biçimde yayımlanmalıdır.
İşçi temsilciliği güçlendirilmeli; çalışmaktan kaçınma hakkı fiilen güvence altına alınmalıdır.
Taşeronlaşma ve güvencesizleştirme; madencilikte işçi sağlığı ve iş güvenliğinin altını oyan temel politika alanı olarak ele alınmalı, sınırlandırılmalıdır.
Meslek odalarının ve emek örgütlerinin uyarıları, süreçlerin asli girdisi kabul edilmelidir.
Sorumluluğu örtme çabaları son bulmalı; idari ve siyasi sorumluluk başlıkları açıkça tespit edilmelidir.
Ulaş Karasu açıklamasını, "İliç’i unutmadık ve yeni İliç faciaları olmaması, iktidarın kaçınılmaz sorumluluğundadır. Bu ülkenin emekçileri ne yalnız ne de geleceksiz kalmayacaktır" diyerek tamamladı.
13.02.2026
13.02.2026
13.02.2026
12.02.2026