17.07.2026
17.07.2026
CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, tarım ve gıda gündemine ilişkin basın toplantısında iktidarın tarım politikasını sert sözlerle eleştirdi. Sarıbal, gıda enflasyonunun dünyada Türkiye’yi üçüncü sıraya taşıdığını belirterek, “İthalat artık bu iktidarın çiftçiyi terbiye etme modeline dönüşen bir mekanizma haline geldi” dedi.
“BESLENME HAKKI ŞİRKETLERE VE İTHALATA TESLİM EDİLEMEZ”
Basın toplantısına basın emekçilerini selamlayarak başlayan Sarıbal, halkın haber alma hakkı için çalışan basın kurumlarına özgürlük ve bağımsızlık talebini yineledi. Yaz aylarında üretimin en yoğun günlerinin yaşandığını belirten Sarıbal, Rusya-Ukrayna savaşı, İran-ABD-İsrail gerilimi, Hürmüz Boğazı ve enerji hatlarında yaşanan gelişmelerin Türkiye tarımını doğrudan etkilediğini söyledi.
Sarıbal, bir ziraat mühendisi ve çiftçi olarak beslenme hakkının temel bir insan hakkı olduğunu vurguladı. “Beslenme hakkı ne rekabete, ne verimliliğe, ne şirketlere, ne kâr anlayışına, ne de uluslararası teslimiyete bırakılabilir” diyen Sarıbal, ithalata ve dış yönlendirmelere dayalı tarım politikalarıyla ülkenin gıda güvencesinin sağlanamayacağını ifade etti.
Türkiye’de çiftçinin üretim maliyetleri altında ezildiğini, tüketicinin gıdaya pahalı ulaştığını, üreticinin ise destekle değil borçla ayakta kalmaya zorlandığını belirten Sarıbal, “İthalat, çiftçi borçları ve tüketici zamları bu iktidarın tarımı yönetme modeline dönüşmüş durumda” dedi.
“SARAYIN GÜNDEMİ İLE HALKIN GÜNDEMİ BAMBAŞKA”
Sarıbal, iktidarın tarım ve ekonomi politikalarını “saray iktidarı” ve “Mehmet Şimşek ekonomik politikaları” sözleriyle eleştirdi. Halkın gündeminin yoksulluk, açlık sınırı, asgari ücret, emekli maaşları, üretim maliyetleri ve gıda fiyatları olduğunu belirten Sarıbal, buna karşılık iktidarın gündeminin halkın gerçek sorunlarından koptuğunu söyledi.
Ekonomi yönetiminin faiz ödemelerine ve vergi politikasına dikkat çeken Sarıbal, 2026 yılında faize yaklaşık 3 trilyon lira kaynak ayrılırken çiftçiye verilen desteğin 168 milyar lira düzeyinde kaldığını belirtti. Bu tablonun, iktidarın “tarım stratejiktir” ve “tarım milli güvenlik meselesidir” söylemleriyle uygulamaları arasındaki farkı gösterdiğini söyledi.
Sarıbal, halkın vergi yükü altında ezildiğini belirterek, motorlu taşıtlar vergisi ve benzeri artışların yurttaşın rızası alınmadan yapıldığını ifade etti. “Esnafı, köylüsü, çiftçisi hayatın her alanında vergi yükü altında boğulmaktadır” dedi.
“GIDA ENFLASYONUNDA DÜNYADA ÜÇÜNCÜ SIRADAYIZ”
Sarıbal, Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünyada üçüncü sıraya çıktığını belirterek, bu tablonun yalnız küresel gelişmelerle açıklanamayacağını söyledi. Türkiye’de gıda enflasyonunun yüzde 35,45 düzeyinde olduğunu hatırlatan Sarıbal, Türkiye’nin Venezuela ve İran’ın ardından üçüncü sırada yer aldığını ifade etti.
Sarıbal, İran ve Venezuela gibi ülkelerde savaş, yaptırım, doğal afet ve derin siyasi-ekonomik krizlerin etkili olduğunu belirterek, “Peki Türkiye neden üçüncü sırada?” diye sordu. Türkiye’deki krizin adının “saray iktidarı” ve “Mehmet Şimşek ekonomi politikaları” olduğunu söyleyen Sarıbal, üretim planlamasızlığı, dışa bağımlılık, yüksek girdi maliyetleri ve ithalat politikasının gıda enflasyonunu beslediğini vurguladı.
Petrol, gübre ve dünya buğday fiyatlarındaki oynaklığa dikkat çeken Sarıbal, Hürmüz Boğazı, Karadeniz ve Odesa hattındaki gelişmelerin Türkiye gibi dışa bağımlı ülkelerde üretim maliyetini artırdığını söyledi. Buna karşın Türkiye’nin kendi üretim kapasitesini güçlendirmek yerine ithalatı kalıcı politika aracına çevirdiğini belirtti.
“ÇİFTÇİ SADECE BORÇLA SÜRECİ YÖNETMEK ZORUNDA”
Sarıbal, çiftçinin üretimde kalmasının giderek borçlanmaya bağlandığını söyledi. 2002 yılında Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı yaklaşık 2 milyon 800 bin çiftçi bulunduğunu, tarımsal kredi borcunun ise 2,4 milyar lira düzeyinde olduğunu hatırlatan Sarıbal, 2026’da çiftçinin banka borcunun 1 trilyon 390 milyar liraya çıktığını belirtti.
Tarımsal desteklerin aynı dönemde 70 kat, çiftçi borçlarının ise 579 kat arttığını söyleyen Sarıbal, “Desteklemeler 70 kat artmış, çiftçinin borcu 579 kat artmış. Buradan tarımın geldiği hali görmek gerekir” dedi.
Sarıbal, 50 milyon dönümden fazla tarım alanının üretimden çıktığını defalarca dile getirdiğini belirterek, çiftçinin üretmekten başka çaresi kalmadığını söyledi. “Çiftçi üretmeyi durdurduğu anda borcunu ödemek zorunda. Neyle ödeyecek?” diye sordu.
Temel gıdalar, hububat, baklagiller, yağlı tohumlar, tütün, pamuk ve diğer endüstri bitkilerinde doğru planlamayla Türkiye’nin kendi ihtiyacını karşılayabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirten Sarıbal, sorunun üretim gücünün değil, halktan ve üretimden yana bir tarım politikasının eksikliği olduğunu söyledi.
“KÜÇÜK SÜT ÜRETİCİSİNİ KİMSE GÖRMÜYOR”
Sarıbal, Ulusal Süt Konseyi’nin çiğ süt tavsiye fiyatını değiştirmeyerek litre başına 24 lira 30 kuruşta bırakmasına da tepki gösterdi. TÜSEDAD’ın 1 litre çiğ süt üretim maliyetini 26 lira 97 kuruş olarak açıkladığını hatırlatan Sarıbal, üreticinin litre başına yaklaşık 2 lira 67 kuruş zarar baskısıyla karşı karşıya kaldığını belirtti.
Sarıbal, TÜSEDAD’ın hesaplamasında bir çuval yem fiyatının yaklaşık 886 lira alındığını ancak küçük üreticinin sahada yemi 950 liradan almak zorunda kaldığını söyledi. Buna karşılık küçük üreticinin sütünü çoğu yerde 22-23 liradan satabildiğini belirten Sarıbal, “Küçük olan, kırda olan, uzakta olan daha çok zarar ediyor. Kimse küçük üreticiyi görmüyor” dedi.
Hastalıktan ari işletmelerin sütü 27-28 liraya kadar satabildiğini ancak küçük üreticinin bu imkâna sahip olmadığını vurgulayan Sarıbal, üretim maliyetlerinin ve satış fiyatlarının işletme ölçeğine göre değiştiğini söyledi. Süt üretiminde gerçek maliyet analizi yapılması, meraların ıslah edilmesi, Et ve Süt Kurumu gibi kamusal kurumların piyasayı düzenleyici rol üstlenmesi gerektiğini belirtti.
Mera varlığının yalnız sınırlı bir bölümünün ıslah edildiğini, sahada bunun da yeterli olmadığını söyleyen Sarıbal, “Bu fiyatlarla süt üretimini sürdürebilme olanağı yok” dedi. Süt fiyatı meselesinin yalnız üreticinin değil, 86 milyon yurttaşın gıda hakkı meselesi olduğunu vurguladı.
“B-REÇETE BU HALİYLE UYGULANAMAZ"
Sarıbal, 1 Temmuz itibarıyla ülke genelinde uygulanmaya başlayan B-Reçete sistemine de geniş yer ayırdı. Bitki koruma ürünlerinin reçetelendirilmesi ve kayıt altına alınmasının hedef olarak önemli olduğunu belirten Sarıbal, ancak mevcut haliyle sistemin sahada uygulanmasının çok zor, hatta bazı yönleriyle imkânsız olduğunu söyledi.
Sarıbal, düzenlemenin 13 Aralık 2025’te çıkarıldığını, Temmuz başı itibarıyla yürürlüğe girdiğini ve başından bu yana çok sayıda eleştiriye konu olduğunu belirtti. Sistemin çiftçiyi ÇKS, TÜKAS ve KOBÜKS gibi kayıt sistemlerine, uygulama belgesine ve dijital bildirim süreçlerine bağladığını söyleyen Sarıbal, bu koşulların sahadaki üretim pratiğiyle uyumlu olmadığını ifade etti.
“30 yaşındaki ağaçla 1 yaşındaki ağaca aynı uygulamayı yapamazsınız. Bir dekarda 40 ağaç olan üretimle 100 ağaç olan üretimde aynı uygulamayı yapamazsınız” diyen Sarıbal, hastalık, zararlı, yabancı ot ve yağış gibi koşullar nedeniyle ilaçlamanın sahada hızlı karar gerektirdiğini anlattı.
Sarıbal, yağmur sonrası etkisi kaybolan kontak ilaç örneğini vererek, üreticinin kimi durumlarda aynı gün ya da ertesi gün yeniden ilaçlama yapmak zorunda kalabileceğini söyledi. Böyle bir durumda sistemin çiftçiyi kayıt, belge ve bildirim yüküyle karşı karşıya bıraktığını belirterek, “Bakanlık yetkilileri acaba 5 dönüm, 10 dönüm, 20 dönüm sebze, domates, armut, şeftali, narenciye ürününe bakmışlar mı?” diye sordu.
“BAYİLER UÇ DENETİM NOKTASINA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR”
Sarıbal, B-Reçete uygulamasının yalnız çiftçiyi değil, bitki koruma ürünleri bayilerini de zor durumda bırakacağını söyledi. Bayilerin zaten finansman sorunu yaşadığını, birçok bölgede çiftçiyi finanse etmeye çalıştığını belirten Sarıbal, yeni sistemle bayilerin ÇKS kaydı, ürün belgesi, alan bilgisi ve reçete uygunluğunu kontrol eden birer “uç denetim noktası”na dönüştürüldüğünü ifade etti.
Geçen yıl özellikle Akdeniz bölgesi başta olmak üzere birçok yerde tarım ilacı bayilerinin iflas ettiğini hatırlatan Sarıbal, mevcut yükün bayileri yeniden aynı noktaya sürükleyebileceğini söyledi.
Sarıbal, kalıntı denetiminin ve izlenebilirliğin önemli olduğunu ancak bunun sahadaki gerçeklerle uyumlu bir sistemle kurulması gerektiğini belirtti. Bakanlığa “Cumartesi pazar nöbetçiniz nerede?” diye seslenen Sarıbal, çiftçinin hafta sonu acil ihtiyaçlarında ilçe tarım müdürlüklerinden hizmet alıp alamayacağının belirsiz olduğunu söyledi.
B-Reçete sisteminin ortak akılla yeniden ele alınması gerektiğini belirten Sarıbal, “Çağırın, birlikte görüşelim, konuşalım, bu işleri halledelim. Şimdiden uyarıyoruz: Bu haliyle uygulanması çok zor, hatta imkânsız” dedi.
“AYÇİÇEĞİNDE İTHALAT KARARI HASAT BAŞLAMADAN FİYATI BASKILIYOR”
Sarıbal, ithalatın artık iktidarın çiftçiyi terbiye etme mekanizmasına dönüştüğünü belirterek, ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği yağı için açılan tarife kontenjanını eleştirdi.
Karara göre 1 milyon 250 bin ton ayçiçeği tohumu ve 500 bin ton ham ayçiçeği yağı için kontenjan açıldığını hatırlatan Sarıbal, 1 Temmuz-30 Kasım 2026 döneminde yerli ayçiçeği tohumu alan firmaların 11 Ocak-31 Mayıs 2027 döneminde düşük vergili ithalat hakkı elde edeceğini söyledi.
Daha ülkede ayçiçeği hasadı başlamadan sanayiciye ithalat seçeneği sunulduğunu belirten Sarıbal, bunun doğrudan üretici fiyatını baskılayacağını ifade etti. “Siz şimdiden 2027’yi planlayarak sanayiciye ‘ben sana yol açacağım’ diyorsunuz. Bu, ayçiçeği tohumu fiyatını doğrudan etkileyecek bir açıklamadır” dedi.
Sarıbal, yerli alım yapan firmalara ne kadar ithalat hakkı verileceğine ilişkin açık ve bağlayıcı bir ön koşul bulunmadığını belirtti. “İçeriden bin ton alana bin ton ithalat izni veririm diyebiliyor musunuz? Bu da yok” diyen Sarıbal, üreticinin tüccar ve sanayici karşısında zayıf bırakıldığını söyledi.
Ayçiçeğinde yapılması gerekenin maliyet hesabı, makul üretici kârı ve taban fiyat belirlenmesi olduğunu ifade eden Sarıbal, ithalatın ancak iç üretim, hasat ve stok durumu görüldükten sonra gündeme gelebileceğini söyledi.
“SOĞANDA İTHALAT SOPASINA BAŞVURULDU”
Sarıbal, kuru soğan ithalatında gümrük vergisinin yüzde 49,5’ten yüzde 5’e indirilmesini de eleştirdi. Soğan ve patatesin yoksul halkın temel gıdalarından biri haline geldiğini belirten Sarıbal, fiyat artışı yaşandığında ilk refleksin ithalat vergisini düşürmek olmaması gerektiğini söyledi.
Geçen yıl soğan ve patates üreticisinin ürününü tarlada ve depoda satamadığını, ürünlerin çürüdüğünü belirten Sarıbal, o dönemde üreticiyi korumayan iktidarın bu yıl fiyat artışı karşısında ithalat kararına başvurduğunu ifade etti.
“Çiftçi mazot fiyatını kendisi belirlemiyor. İşçilik fiyatını, mekanizasyon giderini, tohum ve ilaç fiyatını, finansman faizini kendisi belirlemiyor. Ne yazık ki ürettiği ürünün fiyatını da kendisi belirlemiyor” diyen Sarıbal, çiftçinin Şimşek ekonomi politikalarının ve enflasyonu düşürme hedefinin kurbanı haline getirildiğini söyledi.
“TARIM POLİTİKASI HALKTAN VE ÜRETİMDEN YANA OLMALI”
Sarıbal, mevcut tarım politikasının sürdürülebilir olmadığını belirterek, bugün patates ve soğanda yaşanan sorunun yarın başka ürünlerde de ortaya çıkacağını söyledi. Sahici bir tarım politikasıyla bu sorunların çözülebileceğini ifade eden Sarıbal, bunun için politikanın halktan, üretimden ve Türkiye’nin gerçeklerinden yana kurulması gerektiğini vurguladı.
Tarımda gıda güvencesinin ithalat kapılarını açarak sağlanamayacağını belirten Sarıbal, üreticinin desteklenmesi, maliyetlerin gerçekçi hesaplanması, kamusal kurumların piyasayı düzenlemesi, meraların ıslah edilmesi, yerli üreticiyi koruyan dış ticaret rejimi ve üretim planlamasının zorunlu olduğunu söyledi.
Sarıbal, açıklamasını “Bu tarım politikası halktan yana olmalıdır, üretimden yana olmalıdır, Türkiye’nin gerçeklerinden yana olmalıdır” sözleriyle tamamladı.
17.07.2026
17.07.2026
16.07.2026
16.07.2026