07.08.2026
07.08.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, TBMM gündemindeki "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. Saraç, Türkiye'nin son kırk yılın en kritik eşiğinde olduğunu belirterek, "Kürt meselesi yalnızca güvenlik meselesi değil, aynı zamanda ekonomik, sosyolojik, hukuki ve eşit yurttaşlık meselesidir" dedi.
CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç’ın konuya ilişkin değerlendirmesi şöyle:
Türkiye belki de son kırk yılın en kritik eşiğinde…
Milli Güvenlik Kurulu’nun önceki gün yayınladığı bildiride “Terörsüz Türkiye” vurgusunu “Terörsüz Bölge” vurgusu ile birleştirilmesi belli ki Bahçeli’nin Ekim 2024’de "Yeni bir döneme giriyoruz, dünyada barışı isterken kendi ülkemizde barışı sağlamamız lazım" vurgusuyla başlattığı söylemin Türkiye’yi aşan, bütün bölgeyi kapsayan bir söylem olduğunu gösterdi!
Nitekim MGK’nın bu açıklamasından bir gün önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani Suriye’den sonra Irak ve Lübnan'da da "Silahların devlet denetimine alınması istikrarın temelidir" vurgusu yaparken, Barzani ve Şara'nın Şam’daki buluşmasında da SDG'nin feshi ve SDG’nin siyasî bir partiye dönüşüm süreci öne çıktı. Barzani’den sonra Şam’da Şara ile görüşen Mazlum Abdi de bir biçimde bunu teyit etti.
Yine geçtiğimiz günlerde Irak’ta da iktidar “silahların yalnızca devletin elinde bulunması gerektiğini” vurgulamakla kalmadı, 30 Eylül’e kadar silahlarını devlete teslim etmeyen gruplara “Terörle Mücadele Yasası” kapsamında işlem yapılacağını ilan etti. Diğer yandan da Hizbullah’la ve Hamas’la da ilgili benzer tartışmalar zaten uzunca bir süredir yapılıyordu.
Bütün bu gelişmeler devlete rağmen silahlı mücadele yapan PKK, YPG, Hizbullah, Haşdi Şabi ve Hamas gibi örgütlenmelerde sona gelindiğini ve daha da önemlisi bölgede “yeni bir düzenin” kurulmaya çalışıldığını gösteriyor.
Bu nedenle Mecliste görüşülmeye başlanan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ni bu gözle takip etmek ve “nasıl bir Türkiye”, “nasıl bir bölge” istediğimizi netleştirmemiz gerekir…
OLMAZLAR OLUYOR
Olmaz denen birçok şey fazla değil 3 yıl içinde oldu, hem de bir tek özeleştiri dahi yapılmadan!
“Terör ve Kandil” söylemleri arasında montaj videoların katkısıyla 2023 seçimlerini 2 milyon 300 bin oy farkıyla kazanan, “DEM’in hazine yardımı ve milletvekillerinin maaşları kesilerek şehit ailelerine aktarılmalı” diyen iktidar bloku bugün “bebek katili caniden kurucu önder” vurgusuna kadar geldiği gibi, “Milli dayanışma" ve "toplumsal bütünleşme" kavramlarını üreterek söylem dilini de değiştirme noktasına geldi.
Diğer yandan Öcalan hem PKK’yı feshetti, hem “silahlı mücadele bitmiştir", hem de “bırakınız bağımsızlık ve federasyondan kültürel özerklikten bile vazgeçtim” dedi!
Bölgede neredeyse tek bir kurşun atılmadan Esad düştü, başına 10 milyon Dolar ödül konulan Colani, Ahmet El Şara olarak Suriye Cumhurbaşkanı oldu. Esad düşünce İsrail kazandı, Suriye’nin bir bölümünü işgal ettiği gibi ABD ile işbirliği halinde İran’ın, Hizbullah’ın ve Hamas’ın en üst düzey yöneticilerini hem de iki kez yok etti!
DÜNÜ TARTIŞMAK MI, YARINA BAKMAK MI?
Türkiye’ye dönersek…
Özeleştiri olmayınca “dün” kaçınılmaz bir şekilde gündeme geliyor. Meclise gelen yasa teklifinin geliş biçiminden nasıl işleteceğine, 2005’in milat ilan edilmesinden “umut hakkına kadar birçok konuda haklı soru işareti, eleştiri, şerh ve itiraz gündeme gelirken, şehit ve Gazi yakınlarının haklı itirazları da giderek görünür bir hal alıyor…
Onlarca yıla yayılan acılarla ve gözyaşlarıyla beslenen kutuplaşmanın iyi niyeti ve güveni devre dışı bıraktığı bir ortamda, bir yanda yasal düzenleme iddiası diğer yanda hiçbir ek karara ihtiyaç duyulmadan uygulanması gereken ama bir türlü uygulanmayan AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları!
Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın, Can Atalay’ın bitmeyen tutsaklıkları!
Bu gerçeklikler ve onlarca “deli soru” ortadayken, “kişiye veya örgüte özgü kanunun” eşitlik ilkesini ortadan kaldırdığı gerçeğine rağmen, silahların tamamen susması ve siyasetin demokratik bir zeminde yapılması için bir yasa teklifinin meclis gündemine gelmesi çok önemlidir.
Çünkü silahların susması, gözyaşının dinmesi, ölümlerin bitmesi, demokratik siyasetin öne çıkması, şiddetten ve terörden beslenmeyen her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının ortak temennisidir. Bu temenninin hayat bulması için “Çerçeve Yasa” ilk adım olabilir.
Evet, Kürt meselesi kuşkusuz yalnızca böyle bir yasa ile çözülmez!
Çünkü Kürt mesesi yalnızca güvenlik meselesi değildir, aynı zamanda ekonomik, sosyolojik, hukuki ve en genel anlamda eşit yurttaşlık meselesidir.
Meclise gelen “Çerçeve Yasa” bunlara açılan bir kapı olabilir. İktidarın siyasi hesapları ne olursa olsun süreç, toplumsal dinamiklerle birlikte iyi yönetilirse bu süreç bütün toplum açısından tarihi bir fırsata dönüşebilir, çatışmayı ve kutuplaşmayı bitirir, demokratik siyasetin önünü açar!
HAKLI KAYGILAR VAR
AİHM ve AYM kararlarının uygulanmadığı bir ortamda, bu sürecin nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir Anayasa dayatmasını da beraberinde getirme tehlikesi kaygılı olmak için yeterince anlaşılır bir durumdur. Ancak kaygıların haklılığı bu sürece destek vermenin önünde engel olmamalıdır. Sürekli olmazı oynayarak sonuç alamayız, siyasetin en önemli özelliği irade ortaya koyarak çözüm üretmektir!
Sürekli olmazı oynamanın ya da en doğru ve olması gereken gerçekleri ortaya sürmenin kendimizi mutlu etmenin ötesinde sonucu alıcı olmadığını kerelerce yaşayarak deneyimledik.
CHP HEP DOĞRU YERDE DURDU
Kürt meselesinde çözüm odaklı onlarca belge ortaya koyan parti dün de bugün de CHP olmuştur. Meşhur 1989 “Doğu Raporu"ndan 1991 SHP-DYP koalisyon protokulüne, 2015 seçim bildirgesinden 2020’de yayınlanan “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”ne kadar bütün CHP belgeleri somut ve gerçekçi çözüm öneriyle doludur.
CHP’nin bu konudaki formülü de çok nettir: “Başta Kürt sorunu olmak üzere, tüm toplumsal sorunlarımız demokrasi temelinde ve TBMM’nin öncülüğünde çözülmeli. Böyle bir çözüm Türkiye'nin tam bağımsızlığını, demokrasisini ve üniter yapısını da güçlendirilecektir.”
Çok açık ki, bugüne kadar ki iktidarlar CHP’yi dinleseydi, bu mesele 1991’de de çözülürdü, 2015’de de çözülürdü ve binlerce can toprakla buluşmazdı…
Ama böyle olmadı ve geldik bugüne…
Evet, bu ülkede hukukun üstünlüğü yok, evet bu ülkede yargıya güven yerlerde. Buna rağmen demokratik siyaset için adım atmak zorunludur. Silahların tamamen devre dışı kaldığı, demokratik siyasetin tek meşru zemin olduğu, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, toplumsal mutabakatın Meclis iradesiyle inşa edildiği bir Türkiye, hepimizin ortak hedefi olmalıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi soruna böyle baktığı için “terörün kalıcı biçimde sona erdirilmesi, silahların tamamen devreden çıkması, bölgesel güvenlik düzenlemesinin hayata geçirilmesi ve demokratik siyasetin güçlenmesiyle birlikte Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlandığı yeni bir dönemin kapılarının aralanmasına vesile olabileceği” inancıyla bu yasa teklifine “evet” demiş ve “Kanun teklifinin görüşmeleri sırasında, gerek Adalet Komisyonu’nda gerekse Genel Kurul’da; toplumsal barışın, hukukun üstünlüğünün, demokratik siyaset anlayışının ve milletimizin ortak geleceğinin güçlendirilmesi için gerekli gördüğümüz tüm düzenlemeleri kararlılıkla savunacağız” vurgusu yapmıştır.
GELECEK VİZYONU VE OBİT
Devleti kuran parti olmanın tarihsel sorumluluğu hareket eden Cumhuriyet Halk Partisi bundan dolayı hem Kürt meselesine hem de komşu ülkelerle işbirliğine hep çözüm odaklı bakmıştır.
Bu nedenle Atatürk öncülüğünde CHP 1934’de Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya ile “Balkan Paktı”, 1937’de İran, Irak ve Afganistan’la “Sadabat Paktı” kurmuştur.
Bu yaklaşımın bir sonucu olarak CHP 2020 yılında yaptığı kurultayda “Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı”nı (OBİT) önermiştir.
Bölgenin yeniden dizayn edildiği bir dönemde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu hafta başı yaptığı açıklama sorunu da çözümü de açıkça gösteriyor: “Bugün konuştuğumuz mesele yalnızca bir güvenlik başlığı, yalnızca bir yasa hazırlığı, yalnızca bir örgütün silah bırakması veya kendini feshetmesi meselesi değildir. Terörün bitmesi Türkiye için tarihsel bir fırsattır. Bu süreç, ancak Cumhuriyet’in kurucu ilkeleriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokratik meşruiyetiyle, hukuk devletiyle, eşit yurttaşlıkla, üniter yapıyla, üretken kalkınmayla ve bağımsız dış politika iradesiyle başarıya ulaşabilir. Çünkü bugün konuştuğumuz mesele, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin nasıl bir ülke olacağı meselesidir. Bu gerçeği unutmamak gerekiyor.
Türkiye kendi iç barışını kurarken, dış jeopolitik hesaplara karşı da dikkatli olmak zorundadır. Bu mesele, Türkiye’nin kendi tarihsel ve toplumsal gerçekliği içinde, kendi Meclisiyle, kendi hukukuyla, kendi yurttaşlarıyla çözmesi gereken bir meseledir. Dolaysıyla Türkiye, hem güvenlik mimarisini hem de toplumsal barışını hukuk ve demokrasi temelinde oluşturmak zorundadır.
Açık ki, önce Kürt vatandaşlarımızla, ardından Kürt komşularımızla kuracağımız güçlü bağlar, Türkiye’nin gelecek vizyonunu da şekillendirecektir!”
Bunu görüp, buna uygun davranmak gerekir.
Nitekim, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in resmi devlet töreni için CHP’yi temsilen İran’a gittiğimde bir kez daha gördüm ki, laikliği, demokrasiyi, barışı önceleyen bir Türkiye bölgenin kaçınılmaz model ülkesi olur!
Bunun içinde Cumhuriyetin ikinci yüzyılında mesele yalnızca terörü bitirmek değildir. Mesele hukukun üstün olduğu, eşit yurttaşlığın güvence altına alındığı model bir Türkiye Cumhuriyeti’dir!
07.08.2026
07.08.2026
06.08.2026
06.08.2026