19.10.2026
19.10.2026
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı:
- “Ekim ayı ile beraber son bir ayda belediyelere yönelik operasyonların şiddetinin artmasının arkasındaki en önemli motivasyonlardan biri fon yolsuzluğunu gölgelemektir.”
- “Tutuklu yargılamanın giderek bir cezalandırma yöntemi haline dönüşmesini asla kabul edemeyiz. Seçilmiş insanların tutuksuz yargılanması esas olmalıdır.”
- “Kırmızı çizgimiz, operasyonlar veya süreçler sonrasında belediyelerin ve kurumların Cumhur İttifakı'nın eline geçmemesi, bu kurumların Cumhur İttifakı'nın kurumları haline dönüşmemesidir.”
- “CHP’den ayrılıp iktidar saflarına geçenlerin hiçbir izahı yoktur. Siyasi etik açısından bu durumu kabul etmemiz söz konusu değildir.”
- “Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer 15 aydır hapiste. Tutuklu olmasını gerektirecek güçlü hiçbir maddi delil yoktur, 18 Kasım’da tahliye edilmesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı, CHP İzmir İl Başkanlığı bina salonunda basın mensuplarıyla bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında Muhtarlar Günü’nü kutlayan, belediyelere yönelik adli operasyonları değerlendiren, CHP’nin yerel yönetim stratejilerini aktaran ve soru-cevap bölümünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sarı, basın toplantısında kapsamlı açıklamalarda bulundu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın basın toplantısındaki açıklamaları şöyle:
Sayın basın mensupları, sevgili İzmirliler; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sevgili Cumhuriyet Halk Partili dostlarım, sevgili büyük ailem; aranızda olmaktan büyük bir keyif ve mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.
İzmir, her zaman gönlümüzde taht kuran bir il. Hem politik refleksiyle hem güzel insanlarıyla çok güzide bir şehir hem de Cumhuriyet Halk Partisi tarihi açısından da son derece önemli olan bir şehir burası. Mustafa Kemal Atatürk'ün şehri. Dolayısıyla bu şehirde sizlerle beraber olmaktan büyük bir kıvanç ve mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.
Bugün Muhtarlar Günü. Dolayısıyla İzmir genelinde, İzmirli muhtarlarımız nezdinde bütün muhtarların Muhtarlar Günü'nü de kutlarım. İl başkanlığımızda, ben bu toplantıya geçmeden önce, muhtarlarla ilgili yapmış olduğu çalışmaları benimle paylaştılar. Kendileri İzmir genelinde 1299 sayısına ulaşan kabaca 1300 muhtarımızla görüşmüşler. Bunların dertlerini, problemlerini dinlemişler ve şöyle de bir rapor hazırlamışlar; son derece güzel, kapsamlı bir rapor: Muhtarların özlük haklarından seçilme yöntemlerine kadar, yanlarında bir çalışan tahsis edilmesinden sendikalaşma süreçlerine kadar bütün değerlendirmeleri, sorunları derlemişler. Bunu da bana takdim ettiler. Biz de bunu Ankara'ya götüreceğiz ve İzmirli muhtarlar nezdinde bütün muhtarların bu problemlerini parlamentoda en üst düzeyde arkadaşlarımızla dile getirmesi konusunda elimizden gelen katkıyı ve çabayı sağlayacağız.
Dün geceden beri İzmir’deyiz, bir çalışma yürütüyoruz. Bir çalışma yapmak üzere geldik. Özellikle belediye meclis üyelerimizle ve yerel yöneticilerimizle —ben aynı Zamanda Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olduğum için— bunlarla bir çalışma yapacağız. Bugün saat 14.00'te belediye meclis üyelerimizi dinleyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kimliği içinde siyaset yapan ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasal aidiyeti içinde bulunan İzmir'deki bütün belediye meclis üyelerimizi toplantıya çağırdık. Onlar bizim nezdimizde kent parlamenterleridir. Dolayısıyla İzmir'in sorunlarını, İzmir yerelinde ortaya çıkan problemleri, partimizle ilgili problemleri, işte bir ayrışma sürecindeki tutumlarını, davranışlarını, örgütsel sorunlarını hepsini doğrudan doğruya genel başkan yardımcısına, yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısına anlatma fırsatı bulacaklar. Biz de kendilerini dinleyeceğiz. Böyle bir çalışma yapmak üzere buradayız.
Bildiğiniz üzere Cumhuriyet Halk Partisi'nin saflarında siyaset yapmaya karar veren dört tane belediye başkanı var. Kendileriyle de görüştük, dün gece de görüştük. Bugün de kendilerini ziyaret edeceğiz. Yani bizim çalışmamız esas itibarıyla yerel yönetim odaklı bir çalışma olacak.
“OPERASYONLARIN ŞİDDETİNİN ARTMASI FON YOLSUZLUĞUNU GÖLGELEME AMACI TAŞIMAKTADIR”
Tabii buraya gelirken sabah yine bir operasyon haberiyle uyandık. Bildiğiniz üzere Çukurova Belediyesi'nde bir operasyon yapıldı. Bu operasyonda Cumhuriyet Halk Partisi'nden seçilmiş ancak Yeni Parti saflarına geçmiş belediye başkanı Emrah Kozay, belediye meclis üyeleri, belediye başkan yardımcıları... Bilebildiğim kadarıyla ilk bilgilere göre 52 kişiden oluşan bir gözaltı listesi var. Yine önceki dönem belediye başkanı olan ve hâlen Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olan Soner Çetin'in de gözaltına alındığı bilgisini aldık. Dolayısıyla gün geçmiyor ki muhalefetteki herhangi bir belediyeye operasyon yapılmıyor olsun.
Tabii şöyle bir soru sormak lazım: Bunlar niye arttı? Yani özellikle Ekim ayı ile beraber son bir ayda belediyelere yönelik operasyonların şiddeti neden arttı? Bizim aslında üzerinde durduğumuz konulardan biri budur. Son 10 günde —bu belediyeyi saymazsak, Çukurova'yı— son 10 günde 10 tane muhalefet belediyesine operasyon yapıldı. İzmir Büyükşehir'den başlayarak ta Damal'a kadar giden 10 tane belediyeye operasyon gerçekleştirildi.
Bunların şiddetinin artması, arka arkaya yapılmış olmasının arkasındaki en önemli motivasyonlardan biri, sizlerin de bildiği üzere fon yolsuzluğunu gölgelemektir. Yani biliyorsunuz burada asrın yolsuzluğu diyebileceğimiz, çok yüksek meblağlara varabilecek, henüz boyutunun ne olduğunu bilmediğimiz büyük bir yolsuzlukla karşı karşıyayız. Ve bu yolsuzluğun gittiği yön, tartışıldığı alana baktığımız zaman giderek AKP'li eski bakanlara, genel başkan yardımcılarına, bunların çocuklarına doğru birtakım kanalların açıldığı, savcılığın buralara doğru soruşturmalar yaptığı, buralara doğru ifadeler verildiğini geçtiğimiz 15-20 gün içinde gördük. Hemen peşinden bunun üzerine bu operasyonlarla bu meselenin gölgelenmeye çalışıldığını biz düşünüyoruz.
Mesela bunun en güzel örneklerinden birini Mersin'de yaşadık. Mersin'de birbiriyle ilgisi olmayan, hiç ilgisi olmayan üç tane dosya; Mezitli, Yenişehir ve Mersin Büyükşehir... Ne sanıklar bakımından ne dosyanın içeriği bakımından ne de konu bakımından birbiriyle hiç ilgisi olmayan bu üç tane konunun aynı gün bir araya getirilerek kentte ve ülkede olağanüstü bir durum varmış gibi bir algı yapıldığını giriyoruz. Peşinden işte Ataşehir, Eyüpsultan, biraz sonra sayacağım belediyeler... Bunlarla ilgili üst üste bir takım iş ve işlemlerin yapıldığını görüyoruz. Burada açık bir gölgeleme vardır.
Biz hiç kimse yargıdan azade tutulsun demiyoruz. Herkes yargılansın mutlaka. Suçu, günahı olan varsa yargılansın ama bunun bir siyasi algı malzemesi haline dönüştürülmesini asla kabul edemeyiz. Öte yandan sormamız gereken bir başka soru da şudur: Sadece ve sadece muhalefet belediyelerinde mi yolsuzluk var? Sadece ve sadece muhalefet belediyelerinde mi soruşturma ve kovuşturmalar söz konusu olacak? Yani ortada bir suç varsa sadece ve sadece muhalefet belediyelerinde mi bu iddialar söz konusu? Dolayısıyla bu soruları sormak hepimizin hakkıdır.
Yine bir başka konu, hep söylediğimiz gibi, tutuklu yargılamanın giderek bir cezalandırma yöntemi haline dönüşmüş olmasını biz asla kabul edemeyiz. Kentin seçilmişlerinin, milyonların oyunu alarak seçilmiş insanların tutuklanmaksızın doğrudan doğruya tutuksuz yargılama işlemlerine tabi tutulabilecek iken —yani delil karartma şüphesi, kaçma şüphesi bunlar yok iken, dosyalara baktığımız zaman bunlarla ilgili herhangi bir kanaat oluşmamış iken— bu insanların tutuklanıyor olmasının hem bu insanların kendilerine, ailelerine, onların mensup olduğu partilere hem de o yöreye hizmet etmek zorunda olan o ilgili yöre halkına karşı da büyük bir haksızlık olduğunu, onlara karşı bir hakaret olduğunu değerlendiriyoruz.
“KIRMIZI ÇİZGİMİZ BELEDİYELERİN CUMHUR İTTİFAKI'NA GEÇMEMESİDİR”
Şimdi dolayısıyla bu süreçler bizim yakından takip ettiğimiz, yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak benim de kendi görev alanımda olan ve yakından takip ettiğimiz süreçler. Şimdi bildiğiniz üzere sevgili basın mensupları, bu operasyonlar sonrasında belediye başkan vekilliği seçimleri de yapılıyor. Şimdi bu belediye başkan vekilliği seçimleri de bizim yine yakından takip ettiğimiz, izlediğimiz seçimler oluyor. Biliyorsunuz en son örneğini biz Türkiye Belediyeler Birliği'nde de yaşadık. Türkiye Belediyeler Birliği'nde de biz siyasal ayrışmalarımıza rağmen —yani bizim partimizden ayrılıp giden, başka partide saf tutan, orada siyaset yapan arkadaşlarımız olmasına rağmen— fedakarlık yaparak bu Türkiye Belediyeler Birliği başta olmak üzere ve bu belediyelerde Cumhur İttifakı'na geçmesin diye —ki onların muradı bu aslında, operasyonların altında yatan bir başka neden de bu— buraya geçmesin diye azami dikkati, özeni göstererek, iş birliği yaparak, hatta zaman zaman kendimizden fedakarlık yaparak süreçler işletmeye çalışıyoruz.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kırmızı çizgimiz; bu belediyelerin Cumhur İttifakı'nın belediyeleri haline dönüşmemesi, bu kurumların Cumhur İttifakı'nın kurumları haline dönüşmemesidir. Bu bizim hassasiyetimizdir. Orta ve uzun vadede de yine önümüze çıkabilecek sorunlar açısından bu şekilde hareket etmeyi doğru buluyoruz. Ancak bu meselenin başka birtakım partiler tarafından yeterince anlaşılamadığını da görüyoruz. Dolayısıyla gündelik siyasi tartışmaların, gündelik siyasi çıkarların üzerine çıkarak burada azami iş birliklerinin, azami birlikte hareket etme olanaklarının zorlanması gerektiğine inanıyoruz.
Şimdi bildiğiniz üzere Üsküdar'da bir seçim yapılacak yarın. Üsküdar'da üçüncü kez seçim yapılacak, başkan vekilliği seçimi. Şimdi bu başkan vekilliği seçiminde Cumhur İttifakı'nın 23 tane belediye meclis üyesi var. Buna karşılık bizlerin —yani Cumhur İttifakı'nın karşısında siyasal pozisyon almış partiler bakımından, yani bizim ve Yeni Parti’nin— 9 + 9 = 18 tane belediye meclis üyesi var. Biz yine bu arkadaşlarımıza buradan sesleniyoruz, yine İzmir'den sesleniyoruz: Kazansak da kaybetsek de bu seçimi kazanırsak da birlikte kazanalım, kaybedersek de birlikte kaybedelim.
Arkadaşlarımız dün itibarıyla burada bağımsız bir —yani bizimle hareket etmeden— kendi adaylarını çıkartacaklarını söylemişlerdi. Biz de buna karşılık dedik ki: "Ya kendi adaylarınızı çıkartıyorsanız o zaman biz de kendi adayımızı çıkartalım. Üçüncü tur oylama olursa kim daha yüksek oy alırsa o aday etrafında birleşmiş olalım." Ama bugün aldığımız haberlere göre henüz yeni bir değerlendirme içinde olduklarını, Yeni Partili arkadaşların başka bir değerlendirme içinde olduklarını, bu konuyu kesinleştirmediklerini, netleştirmediklerini duyuyoruz. Bunu da memnuniyetle karşılıyoruz.
Dolayısıyla yerel yönetimlere yapılan bu operasyonlar sonrasındaki başkan vekilliği seçimlerinin muhalefetin dayanışması açısından, birlikte hareket etmesi açısından çok önemli bir zemin olduğunu bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bu zemini kaybetmemeliyiz, gündelik siyasal ayrışmaların ve gündelik siyasal tartışmaların dışında tutmalıyız. Bu konuda azami özeni göstermeliyiz diye düşünüyorum.
Önümüze yeni krizler gelebilir, yeni kriz alanları gelebilir. Böyle bir kriz İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde olabilir önümüzdeki günlerde. Biliyorsunuz oradaki sayı çok azaldı. Yani Cumhur İttifakı'nın belediye meclis üyeleriyle bizlerin —yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin— belediye meclis üyeleri arasındaki fark ciddi şekilde azalmış durumda. Dolayısıyla burada ortaya çıkabilecek herhangi bir durumda mutlaka ayrışmadan birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Ve bugüne kadar yaptığımız seçimlerde de bunu sağlamış olmamız, bunu buna dönük bir altyapıya çevirmiş olmamız gerekiyor. Bunu önemsiyorum.
“AKP’YE GEÇİŞLERİN HİÇBİR İZAHI YOKTUR”
Yine bizim üzerinde en çok durduğumuz, değerlendirdiğimiz konulardan biri aslında şehrinizle de çok yakından ilişkili olan AKP'ye geçişler. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçmeninin, İzmirlinin iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının başka partilere geçiyor olması. Tabii bu iki bakımdan tartışılması gereken bir konudur. Bunlardan biri, Cumhuriyet Halk Partisi'nin içindeki siyasal ayrışmanın bir tarafı olarak başka bir partiye geçen arkadaşlarımız, Yeni Parti’ye geçen arkadaşlarımız var. Bunları da biz doğru kabul etmiyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Yani Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninin iradesiyle seçilmiş bu belediye başkanlarının buradan ayrılarak başka bir partiye —Cumhuriyet Halk Partisi içindeki ayrışmanın tarafı olsalar da— başka bir partiye geçmiş olmalarını siyasi etik açısından doğru bulmuyoruz. Burada Cumhuriyet Halk Partisi'nin iki belediye dışında seçilmiş olan bütün belediye başkanlarına rağmen sayının 4'e düştüğünü de görüyoruz. Dört tane belediye başkanımız var. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy veren seçmenin iradesine büyük bir haksızlıktır.
Ancak bunu yine kısmen daha önceki toplantılarda da söyledim, burada da bir kere daha söyleyeyim: Kısmen anlaşılabilir bir yanı vardır. Yani şöyle denilebilir: "Ya tamam da işte biz kurultay sürecine tepkide bulunduk, tavır takındık ya da bunları onlar seçtiler. Yani bu belediye başkanlarını Özgür Özel ve arkadaşları seçtiler. Dolayısıyla onlara karşı bizim bir aidiyet ilişkimiz vardır, biz Cumhuriyet Halk Partisi'nden yollarımızı ayırıp Yeni Parti'ye gidiyoruz." Bu kısmen anlaşılabilir bir şeydir.
Ama anlaşılamayacak olan şudur: Cumhuriyet Halk Partisi'nin —yani muhalefetin— saflarında AKP karşıtlığı siyasal çizgi üzerine ömürlerini vermiş, siyaset yapmış bu belediye başkanlarımızın Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ederek iktidar saflarına, yani AKP saflarına katılıyor olmalarının hiçbir izahı yoktur. Yani hiç kimse bunu izah edemez, hiç kimse bunu anlamlandıramaz. Bunlarla ilgili bir sürü şey söylenebilir, bir sürü şey konuşulabilir ama burada esas sorgulanması gereken konulardan biri yine Sayın Genel Başkanın dediği gibi: AKP'ye geçişinizin altındaki gerekçe nedir? Nedir yani, altınız ne kadar ıslak? Altınızı ne kadar ıslattınız? Altınızı ne kadar ıslattınız ki AKP'ye geçerek kendinize korunaklı bir liman oluşturmaya çalışıyorsunuz? Bunları söylemek gerekiyor, bunları yüksek sesle söylemek gerekiyor.
Tabii şunu da söylemek gerekiyor bu vesileyle: Bu arkadaşlarımız AKP'ye geçtiler gittiler ki bunların sayısı belediye başkanları açısından 50'ye yakındır arkadaşlar. Yani Türk siyasal hayatında böyle bir şey görülmemiştir. Böyle bir şey dünya siyasal tarihinde de eşine ender rastlanan bir olaydır, belki görülmemiştir bilmiyorum. Dolayısıyla belediye meclis üyeleri açısından baktığınız zaman da bu sayının 300'ün üzerinde olduğunu görüyorsunuz. Sadece belediye başkanları açısından değil, belediye meclis üyeleri açısından da böyle bir durum söz konusu.
Şimdi bu konuyu biz normalleştiremeyiz. Yani bunu normal bir olay gibi göremeyiz. Bu bir müddet sonra seçmenin sandığa gelip kendi iradesini belli etmesi konusundaki motivasyonunu düşürecektir. Yani seçmen bir müddet sonra şöyle düşünebilir: "Ben ne yapayım kardeşim? Geliyorum partime oy kullanıyorum, bir belediye başkanı seçiyorum, bir milletvekili seçiyorum, bir belediye meclis üyesi seçiyorum ama o ertesi gün ya da kısa bir süre sonra başka bir partiye geçiyor. Ben niye gidip oy kullanayım?" diyebilir. Dolayısıyla bunu biz normalleştiremeyiz, bu normal bir durum değil. Bu kişisel ahlaksızlıktır, aynı zamanda siyasal ahlaksızlıktır. Bunu hiçbir şekilde kabul etmemiz söz konusu değildir.
“CEMİL TUGAY VAKASI SİYASETE SORUMLULUK DERSİ OLMALIDIR”
Ancak dönüp kendimize de bir iğne batırmamızın zamanıdır diye düşünüyorum bu vesileyle. Yani bu arkadaşlarımızı seçerken, buna referans olurken sorumluluk alan kişilerin bugün kamuoyunun önüne çıkıp aynı sorumluluğu alması gerekir.
Siyasal tarihe "Cemil Tugay vakası" diye geçen bir vaka ile karşı karşıyayız. Bu konuda ben bunu defalarca söyledim, bir kere daha söyleyeceğim: Cemil Tugay hangi başarı kriterine göre Büyükşehir Belediye Başkanı yapıldı? Bana, bu arkadaşa referans olan kişilerin, en başta Özgür Özel'in bir açıklama yapması gerekiyor İzmir halkına. Bu arkadaşımız, bu belediye başkanı Karşıyaka Belediye Başkanı iken ne kadar başarılıydı? Sizler bu hizmetleri görüyorsunuz, aranızda Karşıyaka'da yaşayanlar var. Karşıyaka Belediye Başkanı iken İzmir'in en başarısız belediye başkanlarından biriydi Genel Merkez nezdinde. Ve biz başarısız olan bu Cemil Tugay'ın başka bir takım rant ilişkileri sebebiyle, beşli çetelerle iş tutması sebebiyle bir daha aday yapılmaması için öneride bulunmuştuk. Sayın Genel Başkanımız bunu açıkladılar. Devir teslim töreninde Özgür Özel ile yapmış olduğu görüşmede kendi uyarılarını, bu belediye başkanımızın bir daha aday yapılmamasıyla ilgili uyarılarını iletmişlerdi. Ancak ne oldu? Bırakın bu arkadaşımızın bir daha Karşıyaka'ya belediye başkanı yapılmamasını, Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapıldı.
Peki neden? Bunun hiçbir rasyonel gerekçesi yoktur; bir tane gerekçe dışında: Çünkü Cemil Tugay parti içindeki ayrışmada, parti içindeki yol ayrımında kurultayda Özgür Özel'i destekledi. Özgür Özel'i destekleyen tek belediye başkanıydı. Sadece İzmir'de değil, Anadolu'da da Özgür Özel'in seçimi kazanması için delege organizasyonlarının içinde bulundu. Biliyorsunuz, yargılanıyor aynı zamanda kurultay ceza davasında. Dolayısıyla Cemil Tugay'ın Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapılmasının tek gerekçesi budur, başka hiçbir gerekçesi yoktur.
Anketlerden bahsediliyor. Nerede bu anketler? "Anket bende ama şifreyi vermedim, vermeyeceğim" dedi. Buluta havale etti biliyorsunuz. Yani buluttaymış bu anketler. Yani Cemil Tugay aday gösterilmezse İzmir'de seçim kaybedilirmiş, Cemil Tugay İzmir'den en yüksek oyu alarak seçilecek adaymış, bununla ilgili anketler yapılmışmış... Bu anketler nerede? Bu anketleri kamuoyuyla paylaşsınlar. Dolayısıyla bu gerekçeleri bir kere daha İzmir'de sizlerle paylaşmak istedim.
Şimdi Sayın Özgür Özel bu belediye başkanını aday yaptıktan sonra, bir de bu belediye başkanını aday yaparken kefil oldu biliyorsunuz. Çıtayı da çok yukarı koydu. Dedi ki: "Sütte leke var, Cemil Tugay'da leke yok." Şimdi diyor ki: "Elim kırılsaydı da" diyor, "ben onu aday yapmasaydım" diyor. Siyasette öyle "elim kırılsaydı" falan yok arkadaşlar. Kararlar verirsiniz, sonuçlarına katlanırsınız, bedellerini ödersiniz. Çıkacaksınız, öz eleştiri yapacaksınız, İzmir halkından özür dileyeceksiniz. "Ben böyle bir karar verdim ve verdiğim bu karar yanlıştır" diyeceksiniz. Laf kalabalığı yapmayacaksınız. "Yok oraya şerh koydu, bu buraya şerh koydu; yok anketler var ama şifrelerini vermiyorum; yok bunu ben bulutta, bu burada bulutta duruyor..." Bunları geçiniz. Siyaseten vermiş olduğunuz kararın sorumluluğunu taşıyacaksınız, siyaset böyle bir şey. Bunu yapabilir isek eğer arkadaşlar, önümüzdeki süreçte bu siyasi ahlaksızlıklara karşı yol almış oluruz. Ama bunu yapamazsak birileri çıkar başka bir partiye geçer, hiç kimse bunun bedelini ödemez, hiç kimse bununla ilgili hesap vermez, bu süreç olağanlaşır. Bu süreci olağanlaştırmamamız gerekir. Dolayısıyla bunun son derece önemli olduğunu burada bir kere daha dile getirmek istiyorum.
“TUNÇ SOYER 18 KASIM’DA TAHLİYE EDİLMELİDİR”
Şimdi İzmir'in bir Büyükşehir Belediye Başkanı vardı Cemil Tugay'dan önce: Tunç Soyer. Şu anda hapiste, 15 aydır hapiste. 18 Kasım'da tekrar hakim karşısına çıkacak. 18 Kasım'da 16 ay olacak.
Biz süreci yakından takip ediyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Hem siyasi arkadaşlarımız gidiyor; milletvekillerimiz, genel başkan yardımcılarımız, il başkanımız, avukat arkadaşlarımız... Dosyaya hakimiz, dosyayla ilgili tartışmaları biliyoruz, isnat edilen suçları biliyoruz. Bir defa bu suçların hepsi gerçek olmuş olsa bile, ispatlanmış olsa bile yatarı bu kadar değil. Bir an önce Başkanın tahliye edilmesi gerekir. Tutuklu olmasını gerektirecek, bugüne kadar da tutuklu olmasını gerektirecek güçlü hiçbir maddi delil yoktur. Yani tutuklulukla ilgili hem Ceza Kanunu'ndan kaynaklanan sorunlar bakımından —yani delil karartmadan tutun kaçma şüphesine kadar— hem de dosya içindeki maddi deliller bakımından böyle bir durum söz konusu değildir. Dosyada kamu zararı yoktur, bilirkişi raporları var bununla ilgili. Biz Başkanımızın 18 Kasım tarihi itibarıyla tahliye edilmesini bekliyoruz, tahliye edilmesini talep ediyoruz. Bugüne kadarki tutukluluk süreleri, yatmış olduğu yatarı da zaten bunun teminatıdır. Dolayısıyla Başkanımız çıkacaktır, 18 Kasım'dan itibaren yeniden İzmirlilerle birlikte olacaktır. Birileri AKP'ye kaçarken, birileri kendisine isnat edilen suçların ne kadar gerçek olup olmadığına bakılmaksızın orada bedel ödemektedir. Bunu da biz İzmir halkının vicdanına havale ediyoruz yeniden.
Anlatacak çok konu var, söylenecek çok söz var ama ben burada şimdilik keseyim, biraz da soru-cevap kısmına bırakmış olayım. Biraz da soru-cevap kısmında bazı konuları belki biraz açıp değerlendirme şansımız olabilir diye düşünüyorum.
Soru- Tunç Soyer tahliye edilirse önümüzdeki seçim sürecinde CHP'nin adayı olarak tekrar gösterilmesi gibi bir tasarruf olabilir mi?
Müslim Sarı- Çok erken bir soru.
Soru- İkincisi, Sayın Tugay ile ilgili biliyorsunuz Kılıçdaroğlu'nun uyarısıyla ilgili her iki taraf da bunu inkar etti, böyle bir şey olmadığını söyledi. Bu konuda ne söylersiniz? Bir de geçişten sonra meclis üyelerinde de dengeler değişiyor. İzmir'de bir hizmet yağmuru yağacağı belirtiliyor partisi tarafından. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Müslim Sarı- Sondan başlayayım. Eğer bir belediye başkanı bir iktidar partisine geçiyor diye hizmet yağmuru yağıyorsa bir defa burada çok büyük bir samimiyetsizlik var demektir. Şöyle soralım o zaman: Hükümet gerçekten İzmirlileri cezalandırıyor. Cezalandırıldığının ispatı bu. Yani eğer bunu yapabiliyor idiyseniz belediye başkanı sizden değil diye yapmıyorsunuz. O halde şimdi bu açık bir itiraf, yani bunu bir itiraf olarak kabul ederim ben.
Tunç Bey bizim için değerli bir belediye başkanımız. Kente hizmet etmiş bir belediye başkanımız. Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasal aidiyeti içinde devam eden belediye başkanımız. Bir an önce tutukluluğunun kaldırılması ve aramıza dönmesini bekliyoruz. Tabii onunla ilgili siyasal süreçler, sonraki siyasal süreçler... Oralara daha vakit var, onlar değerlendirilir.
Diğer sorunuza gelince; neticede bu iki kişi arasında geçmiş bir konuşma. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu konuşmada neleri söylediğini açık bir biçimde kamuoyuyla paylaştı, başka belediyeler bakımından da paylaştı. Bunları da biliyoruz ama Cemil Tugay özelinde söyledikleri ortadadır. Yani bunun üzerinde benim söyleyecek bir şeyim yok."
Soru- Dün Yeni Parti İzmir'de rekabete sahne olan bir seçim süreci yaşadı olağan kongre dahilinde. Gelecek aydan itibaren de zannediyorum Cumhuriyet Halk Partisi bir kongre süreci işletecek. Ön seçim yapacağınızı Genel Başkanımız da her gittiği platformda belirtiyor. Ama bu ön seçimin kapsamı ne olacak? Yani il başkanları, ilçe başkanları, milletvekili adaylığı sürecinde mi işleyecek yoksa başka bir model üzerinden mi gidilecek?
Müslim Sarı- Şöyle arkadaşlar: Biz başka bir partinin siyasal süreçleriyle ilgili değiliz. Yani artık Yeni Parti, Yeni Parti'nin kendi iç işleyişi, kendi iç tartışmaları... Bununla uzaktan yakından ilgilenmiyoruz. Yeni Parti'ye giden arkadaşlarımızın, CHP'den Yeni Parti'ye katılan arkadaşlarımızın —başta Genel Başkanı Özgür Özel olmak üzere— akılları fikirleri Cumhuriyet Halk Partisi'nde ama Cumhuriyet Halk Partisi'nde biz Yeni Parti ile ilgili değiliz. Yani onların içindeki tartışmalar bizi zerre kadar ilgilendirmiyor.
Bizim de kendi kongre süreçlerimiz işliyor bildiğiniz üzere. 28 Ekim'de askıya çıkacak üyeliklerimiz, 11 Kasım itibarıyla mahalle seçimlerimiz yapılacak ve biz 14 Şubat tarihine kadar tüzüğümüzün amir hükümlerine uygun biçimde kongrelerimizi tamamlayacağız. Bizim kongre yapış biçimlerimiz bellidir. Delegasyon sistemi, Siyasal Partiler Kanunu'nun izin verdiği ölçüde bir süreç işletiyoruz, işleteceğiz.
Şimdi ön seçim meselesi bizim kendi il ve ilçe adaylıklarımız için söz konusu değil. Bizim tüzüğümüz farklı. Bizim tüzüğümüz Siyasal Partiler Kanunu'na uygun bir tüzüktür, bu arada onu da söyleyeyim. Yani Siyasal Partiler Kanunu'nda delegenin onayından geçmemiş hiç kimsenin il ya da ilçe başkanı olma şansı yoktur. Dolayısıyla bunu bilen Yeni Partili arkadaşlarımız da aslında gayriresmî bir ön seçim yapıyorlar ön seçim yapmış olmak için, sonra da çıkıp bunu delegeye onaylatıyorlar; böyle kanunun arkasından dolanıyorlar. Bu bizimle çok ilgili değil.
Ancak bizim bir müddet sonra elbette milletvekili seçimleri, peşinden belediye başkanlığı seçimleriyle ilgili bir sürecimiz olacak. Yani 1 yıl gibi, 1,5 yıl gibi maksimum bir süre sonra bir seçim olacak. O seçimde de bizim adaylarımız konusunda, milletvekili adaylarımız konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin verdiği bir söz vardır. O söz de şudur: Örgütümüz önümüzdeki süreçte aday belirleme konusunda daha fazla etkili olacak. Yani daha fazla yerde ön seçim yapılacak. Örgütün inisiyatifi, karar alma süreçleri içindeki inisiyatifi ve ağırlığı artacak. Genel Merkezi'nin etkisi azaltılacak, örgütlerimizin etkisi çoğaltılacak. Yani örgütler ön seçimlerde daha çok milletvekili, daha çok belediye başkanı seçme hakkına sahip olacaklar. Belki bununla ilgili bir tüzük değişikliği de gündeme gelebilir. Yani önümüzdeki günlerde bizim kurultayımızdan sonra, genel seçimden önce bir tüzük değişikliği de söz konusu olabilir diye düşünüyorum.
Soru- Yeni Parti'nin İzmir'deki ön seçiminde Aziz Kocaoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilişkilerin hassas bir zeminde yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yani sizin Yeni Parti ile ilişkileriniz nasıl bir zeminde ilerliyor?
Müslim Sarı- Şöyle: Biz bütün muhalefetin —yani sadece Yeni Parti açısından değil— eğer bu arkadaşlarımız kendilerini muhalefet olarak tanımlıyorlarsa bütün muhalefetin önümüzdeki süreçte Cumhur İttifakı'na karşı bir iş birliği zemininde ilerlemesi gerektiğine inanıyoruz. Yani bu DEM için de geçerlidir, Yeniden Refah için de geçerlidir, İYİ Parti için de geçerlidir. Yani muhalefetin ortak hareket etmesi... Şimdi 50+1'i başka türlü elde etme şansımız yok. En nihayetinde biz bu seçimleri kazanmak istiyorsak bütün muhalefet güçlerinin birlikte olabilecekleri bir zeminin inşa edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Zaten az önce anlattığım bu yerel yönetim süreçlerinde iş birliği modelini de bunun bir öncülü olarak değerlendiriyoruz. Yani diyoruz ki: Bakın en basit, burada somut bir konu var değil mi? Belediye başkan vekili seçeceğiz. Belediye başkan vekili seçecekken sizin bir gücünüz var, bizim bir gücümüz var. Karşımızdaki rakip kim? AKP. Tamam, AKP'ye karşı birlikte hareket edelim. Şimdi bunu bile gerçekleştiremiyorsak burada bir problem var. Yani buradan ilerleyelim. Bakın Belediyeler Birliği seçiminde biz burada maksimum özveriyi gösterdik. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 260 delegesi varken, Yeni Parti'nin 130 delegesi varken —yani bizim iki katı kadar, bizim delegemiz onların iki katı kadar iken bile— onlar bir aday çıkarttılar: 'Biz sizinle birlikte olmayız, biz kendi adayımızı çıkartıyoruz' dediler. Biz buna rağmen, daha fazla oya sahip olmamıza rağmen dedik ki: 'Ya burası Cumhur'a gitmesin, ayrışma olmasın.' Tamam, Ayşe Ünlüce de Sayın Ayşe Ünlüce de Cumhuriyet Halk Partisi'nden seçilmiş bir belediye başkanıydı. Şimdi ayrılmış olabilir, yollarımız ayrılmış olabilir. Bir kadın belediye başkanı... Yani ilk defa Belediyeler Birliği'ne bir kadın başkan olsun, başkan vekili olsun diye bir özveride bulunduk, geri adım attık. Yani kendimiz aday çıkartmadık.
Şimdi mesela Adalar'da böyle oldu, Üsküdar'da böyle oldu. Ancak Yeni Partili arkadaşlarımız bence bu iş birliği meselesini tam kavrayamıyorlar, bunu tam anlayamıyorlar. Yani 'Biz Butlan yönetimiyle bir arada olamayız, asla bir araya gelemeyiz' şeklindeki söylemlerin buna büyük bir zarar verdiğini düşünüyorum, bu iş birliği modeline büyük zarar verdiğini düşünüyorum.
Yani Aziz Bey böyle aklıselim açıklamalar yapmışsa olumlu karşılarım, rasyonel açıklamalardır. Yani bizim hassasiyet içinde bu süreci götürmemiz gerekir. Seçime çok zaman yok, daha fazla ayrıştırmaya gerek yok. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin kurucu partisidir, genel kapsayandır. Dolayısıyla ben Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılmış gitmiş olan arkadaşlarımın da Cumhuriyet Halk Partisi'ne geri dönmesini isterim. Her zaman kapımız açıktır. İyi niyetli, sarih duygularla tepkide bulundu diye, bazen sürü psikolojisiyle, bazen yakındaki arkadaşların telkinleriyle Cumhuriyet Halk Partisi'nden kopup gitmiş arkadaşlarımızın tekrar Cumhuriyet Halk Partisi'ne gelmelerini isteriz. Kapımız açık, onlarla yine AKP'ye karşı birlikte bayrak sallayalım.
Cemil Tugay AKP'ye geçti diye sokağa çıkan Yeni Partili Ayşe Teyze ile CHP'li Ayşe Teyze; birinin elinde Türk bayrağı, CHP bayrağı, birinin elinde Türk bayrağı, Yeni Parti bayrağı ama ortak bir duygu içindeler bunlar. Yani tabanın duygusu ortaktır. Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki ayrışma yapay bir ayrışmadır. Bunun bir siyasal temeli yoktur, hiçbir ideolojik, politik ayrım içermez. Yani oraya giden arkadaşlarımızın Cumhuriyet Halk Partisi'nin altı okundan ne kadar ayrıştığını biz bilmiyoruz, bence kendileri de bilmiyor. Dolayısıyla CHP'nin ideolojisinden farklı bir siyasal ideoloji içinde olduklarını da düşünmüyorum.
Peki ayrımın nedeni ne? İki tane nedeni var:
1. Siyaset profesyonellerinin kendilerine koltuk bulma, icat etme süreci.
2. Bu ortamdan, bu psikolojik ortamdan etkilenerek giden arkadaşlarımız...
Ben bu psikolojik ortamdan etkilenerek giden arkadaşlarımızın hızlı biçimde partiye dönmelerini istiyorum, bunu görüyorum. Bununla ilgili sinyaller var; siyaset profesyonelleri bakımından da var, milletvekillerimiz bakımından da var, belediye başkanlarımız bakımından da var. Mesela bir son dakika: İşte Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Yeni Parti'den istifa etti az önce. Henüz bağımsız kalmayı tercih ediyor. Biz bu belediye başkanımızı kendi yuvasına çağrısında bulunuyoruz buradan.
Dolayısıyla bir politik ayrım olmadığı için, ideolojik bir ayrım, yaşam biçimlerine ilişkin bir ayrım olmadığı için genel kapsayan Türkiye'nin kurucu partisi, Atatürk'ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi'nde yeniden buluşmanın önemli olduğunu düşünüyorum. İzmir'de bu çok daha önemlidir, yani İzmir'de ayrıca çok daha önemlidir bu durum.
Soru- İzmir CHP için gerçekten önemli. Çünkü baraj altında kaldığı dönemde bile kale olarak nitelendirilen bir yerdi İzmir. Bu açıdan tekrar eski köklerine dönme niteliğindeki söylemlerinizde İzmir nasıl bir rol izleyecek, nasıl bir önem addediyor? İkinci sorum: İzmir'de demin Karaburun'u bahsettiniz. Bizim de kulaklarımıza tekrar dönmek isteyebilecek belediye başkanları özelinde haberler geliyor. Hiçbir telefon aldınız mı, bir görüşme yaşandı mı, 'size dönmek istiyorum' diyen oldu mu?
Müslim Sarı- Şimdi arkadaşlar, bu arkadaşlarımız siyasal mücadele olarak birlikte aynı hatta olduğumuz arkadaşlarımızdı. Zaten ilişkilerimiz devam ediyor, konuşuyoruz bunlarla. Yani şöyle bir şey yok: MHP'li bir belediye başkanı, AKP'li bir belediye başkanı Cumhuriyet Halk Partisi içine gelmeye çalışıyor da aracı koyuyor, arıyor... Öyle bir durum yok. Zaten konuşuyoruz bu arkadaşlarımızla. İşte İl Başkanımız konuşuyor, bizler milletvekilleri olarak konuşuyoruz. Zaten bir irtibat var. Yani gelmek isteyen arkadaşlarımız bakımından bir telefon görüşmesi yapılmış olmasına gerek yok, zaten sürekli irtibat halindeyiz.
Biz bu arkadaşlarımızın eğilimlerini ölçüyoruz, değerlendiriyoruz. 2 ay önce bize karşı daha sert olan, 'Cumhuriyet Halk Partisi'ne asla gelmem, bir daha sizinle asla siyaset yapmam' diyen arkadaşlarımızla şimdi 'Ya işte ne yapıyorsunuz, ne ediyorsunuz, görüşelim, konuşalım ya, bir daha değerlendirelim...' Şimdi sürecin itidal kazandığını görüyorum ben. Yani böyle bir refleksif hareketten, tepkisel bir hareketten giderek 'Ya bir düşünelim, bir duralım ya ne oldu? Bu iş kime yaradı, bu işten kim kâr etti? Yani bu işten en nihayetinde AKP kâr etti' diyen itidalli bir duruma doğru geçiş içinde olduğumuzu görüyorum. Bu sevindirici bir şey, bunun yumuşadığını görüyorum. Yani belediye başkanları bakımından da böyle, milletvekilleri bakımından da böyle, taban bakımından da böyle.
Yani Cumhuriyet Halk Partisi'ne yeniden hızlı biçimde bir üye dönüşü var. Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etmiş üyelerin hepsi Yeni Parti'ye de katılmış değil. Yani bize de kızan, Yeni Parti'ye de kızan Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri de var. Onlar şimdi orada duruyor, izliyor, bakıyor. Şimdi bunlardan bize dönüşler var. Dolayısıyla ben sürecin itidal kazanmaya başladığını görüyorum, biraz daha zamana ihtiyaç var. Özellikle yılbaşına doğru Cumhuriyet Halk Partisi'ne doğru geçişlerin hızlanacağını düşünüyorum. Yani İzmir özelinde de belediye başkanları açısından da milletvekilleri açısından da böyle sürpriz gelişmeler olabilir.
Diğer sorunuza gelince: Burası Cumhuriyet Halk Partisi'nin kalesi ama aynı zamanda burası bir başka sembol. Yani hem cumhuriyet bakımından bir sembol İzmir hem yaşam biçimi açısından bir sembol. Yani daha böyle laik, özgürlükçü bir kent, bir liman kenti, tarihsel önemi olan bir kent. CHP için de simgesel bir kent. Dolayısıyla İzmir bizim için çok simgesel bir şehirdir, bunu biz çok önemsiyoruz. İkincisi, buradaki duyarlılığın, parti aidiyetinin de yüksek olduğunu giriyoruz. Şimdi mesela size şöyle bir istatistik vereyim: Türkiye ortalamasının altındadır İzmir'den istifa eden üye sayısı. Yani İzmir kentinden CHP'den istifa eden üyelerin toplam üyelere oranı Türkiye ortalamasının altındadır. Her şeye rağmen —yani seçtiğimiz bu 29 belediyeden 4 tane belediye Cumhuriyet Halk Partisi'nde kalmış olmasına rağmen... Bakın 29 tane belediye başkanı seçiyorsunuz, 4 tane belediye başkanı CHP'de kalıyor. Belediyelerin bizim için ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. Bütün buna rağmen Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa eden üyeler Türkiye ortalamasının altında. Şimdi burada güçlü bir siyasal aidiyet var; kurucu partiye karşı, Atatürk hassasiyeti, CHP hassasiyeti bakımından. Şimdi bunu biz çok önemsiyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi'ne geri dönüşlerin ve kırılmaların da İzmir'den başlayacağını düşünüyoruz önümüzdeki süreçte. Yani İzmir bizim için önemli, özel önem verdiğimiz bir yer, dönüşlerin de buradan başlayacağını düşünüyoruz.
Soru- Özgür Özel olduğu sürece Kılıçdaroğlu sokağa çıkamayacak diye bir söylemde bulunuldu. Şimdi aynı şekilde bir değerlendirme yapmak ister misiniz bu söylem hakkında?
Müslim Sarı- Şimdi arkadaşlar, 'Kılıçdaroğlu sokağa çıkamaz' diyen arkadaşlarımızı şuna davet ediyorum: Kemal Bey her hafta bir ilde program yapıyor. Şimdi Cumartesi günü Antep'te olacak. Ayın 24'ünde Antep'te tam gün süren bir program yapacak. Şırnak'ta bir program yaptı. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin geçmiş dönemde çok az oyunun olduğu yerlerde yapıyoruz biz bir de özel olarak bu problemleri. Yine Mersin'de iki tane program yaptık, hem Yörüklerle buluştu. İstanbul'da programlarımız oluyor, önümüzdeki günlerde İzmir'de bir programımız olabilir. Yani Kemal Kılıçdaroğlu, Sayın Genel Başkan, bir program dahilinde yurt gezilerine başladı. Biz bunun kararını Abant kampında almıştık. Yani bizim için bu yaz ayları tabii bir ayrışma ayları oldu, kolay olmayan bir süreçti arkadaşlar; neticede Cumhuriyet Halk Partisi'nde hem parti organlarının yeniden işler hale getirilmesi —yani Disiplin Kurulu'nun kurulması, Parti Meclisi'nin oluşması, MYK'nın oluşması— parlamento grubundaki ayrışma —biliyorsunuz orada da büyük tartışmalar oldu— grup toplantıları, yaz aylarından başlayarak peşinden işte örgüt süreçleri...
Bakın arkadaşlar, 74 tane il başkanı değişti Cumhuriyet Halk Partisi'nde. Bu 74 tane il başkanının 60 tanesi ilk defa il başkanı olan arkadaşlarımızdan oluşuyor. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nde bu kadar köklü bir değişim dönemi tarihte çok yaşanmamıştır. Yani neredeyse parti bir kere daha kuruluyor. Yani kurucu dönem CHP'si, 12 Eylül'den sonra kapanan partinin yeniden açılması kadar köklü bir değişiklik dönemi yaşıyoruz.
İşte peşinden belediye başkanları, belediye başkanlarıyla ilgili istifa süreçleri biliyorsunuz devam ediyor. Hâla ayrışmalar var, belediye meclis üyeleri bakımından ayrışmalar var. Yani kolay olmayan bir süreç ve biz yaz dönemi boyunca bu süreçlerin hepsini yönettik, yönetmeye çalıştık. Tabii her şey mükemmel olmadı, eksiklerimiz de oldu neticede. Ama neticede Cumhuriyet Halk Partisi'nin o kurumsallığı bir yere geldi, oturdu ve şimdi daha dışa dönük bir siyaset yapma zamanı.
Yani bu kaotik dönem ortadan kalktıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi daha dışa dönük siyasetler üretmeye başladı. Sayın Genel Başkan sürekli halkın arasında gidiyor, geliyor, planlar yapıyor, programlar yapıyor, çalışmalara katılıyor. Önümüzdeki günlerde bu daha da artacak. Yani Sayın Genel Başkanın Türkiye'nin her yerindeki programlarının daha da artmaya başlayacağını göreceğiz. Öyle dönemler gelecek ki bir müddet sonra bence bu arkadaşlarımız sokağa çıkamayacak, bunu da buradan kayda geçirelim.
Teşekkür ederiz arkadaşlar.
19.10.2026
19.10.2026
19.10.2026
19.10.2026