16.09.2026
16.09.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Müslim Sarı:
- “Millî Eğitim Bakanlığı yapmayacaksa Cumhuriyet Halk Partili belediyeler olarak okulların temizliği, hijyeni ve bir öğün sıcak yemek projesini üstlenmeye hazırız.”
- “Türkiye dünyanın en pahalı benzinini kullanıyorsa bunun tek nedeni jeopolitik gelişmeler değildir. En önemli neden benzinin üzerindeki %40’lara varan vergi yüküdür.”
- “Savaşın içindeki Rusya ve Ukrayna’da enflasyon bu kadar yüksek değilken Türkiye’nin yüksek enflasyonu dış etkenlerle açıklanamaz. Ortada bir dezenflasyon politikası yoktur.”
- “Tarımda yapısal sorunlara neşter atmadan sadece ceza ve denetimle fiyatlar düşmez. Bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle uğraşmayı tercih ediyorlar.”
- “Hukuki belirsizlikleri ortadan kaldırmak için Yargıtay’daki temyiz başvurumuzu geri çektik. Karar kesinleştikten sonra kongre ve kurultay sürecimizin önünde hiçbir engel kalmamıştır.”
- “İktidarın amacı dezenflasyon değil, halkı sömürüp seçim döneminde yapacağı sanal zamlarla oy toplamaktır. En düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine, asgari ücret de açlık sınırının üzerine çıkarılmalıdır.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından basın mensuplarının karşısına geçti. Toplantıda alınan kararları ve öne çıkan gündem maddelerini kamuoyuyla paylaşan Sarı; 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başlangıcı, akaryakıt zamları, dezenflasyon programı eleştirileri, tarımdaki yapısal sorunlar, Yargıtay temyiz başvurusunun geri çekilmesi ve CHP’li belediyelerin yerel yönetimler yol haritası hakkında geniş açıklamalarda bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Müslim Sarı, basın toplantısında şunları söyledi:
Sayın basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün MYK toplantımızı yaptık. MYK toplantımızda yine klasik olduğu üzere hem Türkiye'nin gündemine hem parti gündemimize dair değerlendirmeler yapıldı. Bu değerlendirmelerin, alınan kararların bazılarını sizlerle paylaşmak üzere huzurunuzdayım.
Öncelikle şunu belirtelim: Bu hafta eğitim-öğretim açısından çok önemli bir hafta. 17 milyon öğrenci, 1 milyon 200 bin öğretmen ders başı yaptı. Millî Eğitim çok büyük sorunlarla açıldı. Yeniden bu öğretim yılı da çok büyük sorunlarla açıldı. Bunlar çok kapsamlı bir biçimde değerlendirildi. Hem Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Yıldırım Kaya Bey hem de Sayın Genel Başkanımız pazartesi günü bu konuyla ilgili kapsamlı açıklamalarda bulundu. Dolayısıyla çok büyük problemler, çok büyük sorunlarla karşı karşıya Millî Eğitim sistemimiz. Atanamayan öğretmenlerden tutun eğiticilerin eğitimine, fiziksel koşullardan müfredata kadar neresinden bakarsanız bakın bir sorunlar yumağı. Bu sorunlar yumağıyla yeni bir öğretim yılını da açmış oluyoruz. Hayırlı uğurlu olsun.
“OKULLARIN TEMİZLİĞİ VE ÇOCUKLARA BİR ÖĞÜN YEMEK CHP BELEDİYELERİNİN ÖNCELİĞİDİR”
Biz bu dönemde özellikle Sayın Genel Başkanımızın belirttiği üzere iki konunun çok acil, mutlaka çözülmesi gereken konu olduğunu değerlendiriyoruz. Bunlardan biri okulların temizliği ve hijyeni. Yani 21. yüzyılda okullarını temizleyemeyen, okullarına tuvalet kâğıdı götüremeyen, okullarına sabun götüremeyen bir kamu otoritesi söz konusu olamaz. Dolayısıyla bu mesele bizim en öncelikli sorunumuz. Yani Millî Eğitimin çok sorunu var ama en öncelikli, en çok üzerinde durduğumuz, çok basit hamlelerle çözülecekken bir türlü çözülmeyen ve bir soruna dönüşen bu meseleyi biz çok yakından takip ettiğimizi belirtmek istiyorum.
Yine ikinci önemli konu, artık bir yandan yaşam koşulları... Özellikle Türkiye'de gelir dağılımının çok hızlı şekilde bozulması sebebiyle okula giden, okul çağındaki çocuklara mutlaka ve mutlaka bir öğün kaliteli yemek verilmesi gerektiğini düşünüyoruz biz. Bu iki mesele bizim çok yakından takip ettiğimiz meseleler. Bu konuyla ilgili biz kendi belediyelerimize, kendi yerel yöneticilerimize de bir talimat geçtik. O talimatın bir örneği buradadır. Ve diyoruz ki kamu otoriteleri, Millî Eğitim Bakanlığı, ilgili kurumlar bunları yapmayacaklarsa —bir defa yapmaları için göreve çağırıyoruz— bunları yapmayacaklarsa, türlü gerekçelerle bunları yapmaktan imtina ediyorlarsa biz Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediyeleri olarak bu konuda inisiyatif almaya hazırız. Bu konuyla ilgili iyi örnekler var geçmişte, hâlen devam eden. Yani Beylikdüzü Belediyemiz mesela ilk aklımıza gelen belediyelerimizden biri. Bu belediye başkanlarımıza bu dönemde de Millî Eğitimin bu ihtiyaçlarını, yani öğrencilerin beslenme ve okulların temizlik ile hijyen ihtiyaçları için azami katkıyı, çabayı göstermelerini Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi olarak istiyoruz, talimat verdik. Bu konuyla ilgili bir hukuki engel ortaya çıkarsa; teknik engel, yetki ile ilgili engeller ortaya çıkarsa bu engellerin de mutlaka Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezine bildirilmesini istedik. Dolayısıyla bu engellerle beraber, yani bu değerlendirmeler geldiğinde hangi konularda ve önümüzdeki dönemde bu belediye başkanlarımızın hangi projelerle bunları yaptıkları, yapacakları ve bunları yaptıklarında hangi engellerle karşılaştıklarını bize bildirecekler ve biz de bu engelleri yine bütün kamuoyunun huzurunda sizlerle paylaşacağız. Bu konunun yakından takipçisiyiz, sonuna kadar arkasındayız. Cumhuriyet Halk Partisi belediyeleri, Millî Eğitim Bakanlığı bunu yapmıyorsa bunu yapmaya kararlıdır. Sonuna kadar da üzerinde durduğumuz konulardan biridir.
“BENZİNDEKİ YÜKSEK FİYATIN ASIL NEDENİ ÜZERİNDEKİ %40’LIK VERGİ YÜKÜDÜR”
Yine gündem açısından vatandaşı doğrudan ilgilendiren en önemli konulardan biri biliyorsunuz bu benzin fiyatları, motorin fiyatları... 100 liraya yaklaşan motorin fiyatları, 80 liranın üzerindeki benzin fiyatları gerçekten artık dünyanın en pahalı benzinlerinden birini kullanan bir ülke hâline getirdi bizi. Elbette bunun çok çeşitli nedenleri var; konjonktürel nedenleri var, jeopolitik nedenleri var. Bu konuyu gündeme getirdiğimizde ilk söylenilen şey şu: "E ne yapalım? Savaş var yanı başımızda. İşte Brent petrol 107-118 dolara çıktı. Dolayısıyla yapılabilecek bir şey yok. Bizim kontrolümüz dışındaki gelişmelerle oluyor bu." Hayır, öyle değil! Elbette küresel ölçekte benzin fiyatlarının artıyor olması, mutlaka içeride de bunları ithal ettiğimize göre, biz üretmediğimize göre içeride de fiyatların artmasına neden olacaktır. Ancak Türkiye dünyanın en pahalı benzinini kullanan ülkelerden biri ise bunun tek nedeni jeopolitik nedenler değildir. Dolayısıyla bunun arkasına sığınmayalım. Benzinde çok ciddi bir vergi yükü vardır ve bu vergi yükü neredeyse benzin fiyatının yarısıdır, %40'lar civarındadır. Ve siz eşel mobil sistemiyle bunları yansıtmamaya ne kadar çalışırsanız çalışın, bu vergi yükü var olduğu sürece Türkiye ekonomisi hem rekabet gücünü ciddi şekilde kaybetmektedir hem tüketici pahalı benzin kullanmaktadır. Bunun orta ve uzun vadede çok ciddi enflasyonist etkileri olacaktır. Dolayısıyla benzin fiyatlarının yüksekliği ya da yüksek kalması sadece ve sadece savaşla ve jeopolitik nedenlerle anlatılamaz. Benzin fiyatlarının yüksekliğinin en önemli nedenlerinden biri benzinin üzerindeki vergi yüküdür. Türkiye Cumhuriyeti Maliyesi çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi toplayamadığı için, bir vergi reformu yapamadığı için, dolaylı vergilere yüklenmek kolay olduğu için dolaylı vergilere yüklenmeyi tercih etmiştir. Hazine kendi açıklarını kapatmak için benzin üzerine sürekli vergi koymuştur. Bu vergi sebebiyledir ve bu benzinin üzerindeki vergi yüküdür bugün benzin fiyatlarını bu noktaya getiren. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte vergi yüküne ilişkin bir gelişme olmayacağına göre, jeopolitik gelişmeler de hâlâ devam edeceğine göre 2027 yılının enflasyon oranı, enflasyon hedefi, enflasyon tahmini de daha bugünden anlamsız kalmıştır.
“3 YILDA ENFLASYON SADECE 7 PUAN İNDİ, ORTADA BİR DEZENFLASYON POLİTİKASI YOKTUR”
Şimdi bu konuyla ilgili Sayın Bakan'ın açıklamalarını hep beraber izledik. Sayın Bakan dedi ki: "Eğer" dedi, "savaş olmasaydı" dedi, "enflasyon %20'ler, işte 21-22'ler civarında olacaktı" dedi. Ben yine burada daha önce de sizlerle paylaştım; bu bana dönemin Millî Eğitim Bakanını hatırlatıyor. Dönemin Millî Eğitim Bakanı da diyordu ki: "Okullar olmasa ben Millî Eğitimi ne kadar güzel idare ederim." E şimdi Sayın Bakan aynı şeyi söylüyor: "Savaş var, ne yapalım? Savaş olduğu için dezenflasyon programı istenildiği gibi gitmiyor." Yahu savaşın içindeki ülkelerde enflasyon bu kadar yüksek değil! Yani dönün bakın, Ukrayna'ya bakın, Rusya'ya bakın, bölge istikrarsızlığı içinde olan ülkelere bakın. Bizatihi savaşın tarafı olan ülkelere bakın. Dünyanın en yüksek enflasyonlarından birine sahibiz. Dolayısıyla bu rasyonel bir açıklama değildir. Bakın sayın basın mensupları, Sayın Bakan göreve geldiğinde Türkiye'de enflasyon %38'di. 3 yıl boyunca görevde Sayın Bakan ve bir dezenflasyon politikası uyguladığını iddia ediyor. İddia ediyor diyorum, çünkü ortada aslında bir dezenflasyon politikası yok. Sadece ve sadece Merkez Bankası'nın faiz kararlarıyla toplam talebi kısarak enflasyonla mücadele etmeye çalışan ama kamu maliyesini ve bütçesini kamuda tasarruf yapmayarak sürekli açık tutan bir zihniyet enflasyonla mücadele edemez. Enflasyonla mücadele çok boyutlu, çok ayaklı, bütüncül bir iştir. Dolayısıyla ortada bir dezenflasyon politikasının olmadığını şundan anlıyoruz: 2023'ten 2026'ya 3 yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen enflasyon sadece %38'den %31'e indi. Sadece ve sadece 7 puan, 3 yılda! Peki neye katlandık biz bu 3 yılda? Yüksek faize katlandık. Yüksek faiz sebebiyle yatırım yapamadık, tüketim yapamadık. Ekonomi büyümesinden feragat etmek zorunda kaldı, istihdam yeterince artmadı. Kamu maliyesi sürekli yüksek faizlerle çok borç ödedi, kamu maliyesindeki borç yükü arttı. Bütün bunların sonucu olarak enflasyonda sadece 7 puanlık bir kazancımız var. O da bu enflasyon oranları doğruysa... Bu enflasyon oranlarının ne kadar doğru olduğuna ilişkin de biliyorsunuz kamuoyunda çok ciddi şüpheler var. Dolayısıyla enflasyon beklentilerinin düşmediği, seçim sebebiyle yurt içi talebin yüksek kalacağı, kamu maliyesindeki açıkların arttığı, yani kamunun talep yaratacağı bir zeminde ve zamanda enflasyon oranlarının daha da aşağı indiğini, ineceğini düşünmek büyük bir safdillik olur, eğer uyanıklık değilse. Dolayısıyla kimse kimseyi kandırmasın: Türkiye'de bir dezenflasyon politikası yoktur, Türkiye'de kendi hâline bırakılmış bir enflasyonla mücadele söylemi vardır. Kendi hâline bırakılmıştır bu süreç. Önümüzdeki dönem seçim dönemidir, seçim döneminde de kimse talebi kısmayacağına göre enflasyon oranı asla hükümetin dediği seviyelere, yani %20'lerin başına inmeyecektir; inmesi mümkün değildir.
“TARIMDA BATAKLIĞI KURUTMAK YERİNE SİVRİSİNEKLERLE UĞRAŞIYORLAR”
Yine bugün MYK'da tartıştığımız, değerlendirdiğimiz konulardan biri hiç kuşku yok ki Türkiye'nin tarım politikası, yani bu sebze ve meyvede fahiş fiyat operasyonları... Yine kamuoyunun tartıştığı, sabahtan beri Türkiye'nin gündeminde olan bir konudur. Elbette şöyle bir şey vardır: Yani bir şekilde paravan şirketler kurarak üreticiden tüketiciye doğru giderken sürekli şirket değişiklikleri yaparak, faturalar keserek fiyatı olduğundan yüksek gösteren firmalar olabilir. Bunlarla mücadele edilmeli midir? Edilmelidir. Denetim önemli midir? Önemlidir. Ceza önemli midir? Önemlidir. Ancak bu yöntemlerle Türkiye'de tarımın sorununu çözemeyeceğinizi de bilmeniz gerekir. Türkiye'de tarım herhangi bir sektör değildir. Yani sanayi gibi, hizmetler gibi bir sektör olarak değerlendirilebilir ama bunun ötesinde stratejik bir durumdur. Hem çalıştırdığınız nüfus, istihdam ettiğiniz insanlar bakımından hem gıda güvenliği bakımından... Özellikle gıda krizinin olduğu bir zamanda ve zeminde Türkiye gibi çeşitliliğin yüksek olduğu, büyük bir iklim florasının bulunduğu, çok çeşitli coğrafi özelliklere sahip ve çok çeşitli ürün desenine sahip bir ülkede, kendi kendine yetebilecek çok ciddi bir tarımsal hasıla üretebilecek bir ülke için bu son derece önemlidir. Türkiye'de tarımın... Bakın, bolluk yılındayız. Yani bu sene bol miktarda tarım ürünü var ama fiyatlar düşmüyor. Burada başka bir sorun var; Türkiye tarımının yapısal sorunları var. Bu yapısal sorunları bir an önce çözüm iradesiyle gündeme getirmek gerekir. Girdi maliyetleri yüksek. Ürünler fazla ama girdi maliyetleri yüksek. Gübre yüksek, ilaç yüksek, petrol ve akaryakıt fiyatları yüksek. Çiftçinin kâr edemediği bir zeminde ve koşullardayız. Türkiye'de tarımın çok ciddi finansman sorunları var. Üreticiden tüketiciye doğru giderken her aşamada yapısal sorunlar var. Bu yapısal sorunlara neşter atmak bir zorunluluktur. Tarımın istihdam sorunu var arkadaşlar. Çiftçinin ortalama yaşı 55. Düşünün ki demografik fırsat penceresi açık bir ülkede, yaş ortancasının 33-34 olduğu bir ülkede tarımda istihdam edilenlerin, çiftçinin ortalama yaşı 55. Bu ne kadar sürdürülebilir? Mümkün mü? Dünyada üretim modelleri değişiyor, üretim süreçleri değişiyor, içerikler değişiyor. Dolayısıyla 55 yaşında, 60 yaşında bir insanın yeniliklere, yenileşmeye adapte olabilmesi mümkün müdür? Çok ciddi istihdam, eğitim sorunları ve politik ilişkilere ihtiyacı vardır. Ve Türkiye'de tarım en fazla planlanması gereken sektördür. Bütün bunları görmeden, bütün bunları yapmadan, tarımın yapısal sorunlarını merkezine alan bir stratejiyi üretmeden sadece ceza yoluyla, sadece denetleme yoluyla Türkiye'de tarımsal ürünlerin fiyatını aşağıya çekebilmek mümkün değildir. Dolayısıyla siz bataklıkla değil sivrisineklerle uğraşmayı tercih ediyorsunuz. Oysa bataklığı kurutmak gerekir. Bataklığı kurutmak için de ciddi bir planlamaya, ciddi bir çalışmaya ihtiyaç var.
“YARGITAY’DAKİ TEMYİZ BAŞVURUSUNU GERİ ÇEKTİK, KURULTAYIN ÖNÜNDE ENGEL KALMADI”
Bunlar bizim MYK'mızın Türkiye gündemine, vatandaşın sorunlarını yakından ilgilendiren konulara ilişkin değerlendirmelerimizdi. Onun ötesinde bildiğiniz üzere yine parti gündemimize ve parti iç işleyişimize ilişkin de yine her MYK'da olduğu gibi bazı tartışmalar, değerlendirmeler oldu. Bunlardan biri yine bu pazartesiden itibaren kamuoyunun gündeminde olan, özellikle kongre süreçlerimiz ve bu kongre süreçlerimize ilişkin temyiz başvurusunun geri çekilmesi, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından geri çekilmesi ile ilgili konular ve tartışmalar. Bu konudaki muradımızı bir kere daha tekrarlamak isteriz. Bizim burada yapmak istediğimiz şey çok açık ve nettir: Cumhuriyet Halk Partisi'nin kongrelerini ve kurultayını —yani bu kongrelerin sonucundaki kurultayını— her türlü hukuki tartışmadan uzak, her türlü hukuki ihtilaftan ya da şaibeden ya da tartışmadan uzak bir biçimde açık, net ve şeffaf biçimde yapabilmeyi teminen biz bu kararın bir an önce kesinleşebilmesi için Yargıtay'a yapmış olduğumuz temyiz başvurusunu geri çekmiş bulunuyoruz. Buradaki amaç budur. Dolayısıyla bunun etrafında tezvirat üretmeye gerek yoktur. Burada bizden başka davacılar da vardı, bu davacılar da davalarını çektiler. Dolayısıyla artık bizim kurultayı yapmamızın önünde ve kongreleri suhuletli bir biçimde ve hukuka uygun biçimde gerçekleştirmemizin önünde hiçbir engel kalmamıştır. Dolayısıyla burada hâlâ bir Yargıtay denetiminin olacağı biçimindeki değerlendirmeler doğru değildir. Çünkü ferî müdahillik... Ferî müdahillik talepleri ve başvuruları olmuştu biliyorsunuz önceki dönem Parti Meclisi üyeleriyle ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleriyle. Ancak ana davacı Cumhuriyet Halk Partisi olduğu için ve Cumhuriyet Halk Partisi ana davacı olarak bundan başvurduğu için ferî müdahillik bir temyiz şartı yaratmıyor mevcut hukuka göre. Dolayısıyla bu konudaki tartışmalar, hukuki tartışmalar da beyhudedir.
Yine davacı... Burada mesela tartışılan konulardan biri de şuydu: "Madem bunu çekmeye yetkiniz vardı, niye bunu daha önce çekmediniz? Daha önce çekmiş olsaydınız ne gibi hukuki engeller vardı?" Bir defa bizim davayı çekiyor olmamız bu temyiz sürecini ortadan kaldırmıyordu. Çünkü dört tane daha davacı vardı. Bu davacılar davacılığını çektikten sonra biz bunu gerçekleştirdik; birincisi bu. İkincisi, biliyorsunuz biz yetkisiz bir biçimde Sayın Özgür Özel'in butlan kararından sonra hiçbir yetkisi kalmadığı hâlde kendisinin Cumhuriyet Halk Partisi adına bu başvuruyu yapmış olmasını yetkisiz olduğunu kabul ederek, yetkisiz olduğunu düşündüğümüz hâlde onun o anki iradesine, o anki psikolojik ortamda o anki iradesine saygı duyarak kararımızı geri çekmemişik. Ancak sonraki siyasal gelişmeleri hepimiz biliyoruz. Sonraki siyasal gelişmeler içerisinde bir siyasal ayrışma, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliği dışına çıkma, bunu tartışma, gereksiz hukuki zorlamalar, bununla ilgili tartışmalar ortaya çıkınca bu sürecin artık bu şekilde taşınamayacağını da açık biçimde gördük. Tabii peşinden bir adli tatil süreci başladı. Adli tatil sürecinde de bunu gerçekleştirmemiz mümkün olmadığına göre ve diğer dört davacı da temyiz başvurusunu geri çektiğine göre artık Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu süreci sonlandırması, Cumhuriyet Halk Partisi'nin üzerindeki, kongrenin üzerindeki bu tür tartışmaları ortadan kaldırmak zorunlu hâle geldi ve bu zorunluluğun sonucu olarak da biz bu davamızı çekmiş olduk. Kararın kesinleşmesi için Cumhuriyet Halk Partisi'nin kongreleri ve kurultayının önünde hiçbir hukuki engel bu aşamadan sonra kalmamıştır. Karar kesinleştikten sonra bu kararın da yaklaşık 1-1,5 aylık bir sürede kesinleşeceğini düşünüyoruz. Bizim hukuki değerlendirmelerimiz budur.
“CHP BELEDİYELERİ İÇİN PERFORMANS TAKİP SİSTEMİ OLUŞTURUYORUZ”
Onun ötesinde sayın basın mensupları, bizim bugünkü MYK'mızın en önemli gündem maddelerinden biri de yerel yönetimler süreçleri ile ilgili Cumhuriyet Halk Partisi'nin yol haritası, bundan sonra yapacakları... Ki biliyorsunuz Abant kampımız da var bizim yaklaşık bir hafta sonra. Orada da bu konuları tartışacağız. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugüne kadar özellikle Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediyelerinin davalarının takibi, belediye başkanlarının siyasal aidiyetleri, siyasal aidiyetleriyle ilgili tartışmalar, operasyonlar sebebiyle gözaltına alınan, tutuklanan belediye başkanlarımızın yerine yapılan belediye başkan vekilliği seçimleri gibi çok kapsamlı konuları değerlendirme fırsatımız, şansımız oldu. Bir sonbahar planı ve bir 2027 planı Cumhuriyet Halk Partisi'nin yerel yönetimleriyle ilgili tartışıldı. Bunun ayrıntılarını burada anlatmayacağım ama bir belediye başkanları toplantısı hep konuştuğumuz, tartıştığımız, gündemimizde olan konulardan biri. Yine aynı şekilde belediye meclis üyelerimiz ve il genel meclis üyelerimizle ilgili bölge toplantıları ve bölge çalışmaları sonbaharda yine gündemimize aldığımız konulardan biri, konularımızdan biri. 2027 yılına dönük olarak da bir yerel yönetimler reformu ve bir yerel yönetimler programı ve aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerinin performansını ölçen bir performans takip sistemi oluşturmak bizim önceliklerimizin arasında yer alıyor. Özellikle bu performans takip sistemini, Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanlığını bir daha seçilmek için hangi kriterlere göre bu seçimin yapılacağına ilişkin karar vericilere objektif bazı rehberler sunması açısından önemsediğimizi belirtmek istiyorum. Dolayısıyla bugün tartıştığımız Cumhuriyet Halk Partisi'nden seçilen ama başka partilere geçen, özellikle AKP'ye geçen belediye başkanlarımızla ilgili tartışmaları bu objektif kriterler çerçevesi içerisinde bir daha yaşamayacağımızı, görmeyeceğimizi planlıyoruz, ümit ediyoruz, değerlendiriyoruz. Benim gündeme ilişkin, parti gündemimize, MYK gündemimize ilişkin değerlendirmelerim de bunlar. Aldığımız kararlar da bunlar. Şimdilik sözlerimi burada sona erdireyim. Herhangi bir sorunuz varsa bu sorularınızı da cevaplamak isterim.
Soru- Müslim Bey, bir televizyon kanalında CHP'nin Yenilik Partisi ile heyetler şeklinde görüştüğü ve bu görüşmede de seçimlerde birlikte hareket etme konusunda bir arayış içinde olduğu yönünde iddialar ortaya atıldı. Böyle bir görüşme oldu mu?
Müslim Sarı- Biz bu iddiaları hayretle takip ediyoruz. Yani şimdi sayın basın mensuplarının kulislerden elde ettikleri bilgiler, bunlarla ilgili değerlendirmeler... Bunların hepsini saygıyla karşılıyoruz. Ancak teyit edilmemiş ve hiçbir biçimde tutarlılığı olmayan ve hiç kimseyle konuşulmadan yazılan bu haberleri de kamuoyunun takdirine sunmak isteriz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin hiçbir yöneticisi formal ya da enformal biçimde, yani resmi ya da gayriresmi biçimde Yenilik Partisi ile herhangi bir görüşme, toplantı, herhangi bir temas içinde değildir. Hele ki bugün konuştuğumuz konularla ilgili hiç değildir. Böyle bir toplantı tamamen hayal ürünü bir toplantı arkadaşlar.
Soru- Efendim, öncelikle 86 milyonu ilgilendiren akaryakıt zamlarından bahsetmek istiyorum. Tüm zamanların rekorunu kıran bir zam geliyor ve yarın da zam uygulanacak, 4 küsur lira; son dakikaya da düştü. Akaryakıt fiyatları ilk defa tabelada 3 rakamı görecek ve tabii bu yapılan zamların bir maliyeti var, iğneden ipliğe zam gelecek. Ama yaklaşık 10 aydan beri asgari ücrete 1 kuruş zam yapılmadı ve 2007 yılında 5 lira 10 kuruş olan akaryakıt şu an 100.000 lira, yani motorin 100 lirayı geçecek. Bu konuda çalışanlara, emekliye, emekçiye, memurlara bir zam talebiniz olacak mı? Bununla ilgili bir çalışmanız var mı? Teşekkür ederim.
Müslim Sarı- Kesinlikle doğru söylüyorsunuz. Bu konu bizim hep gündemimizde. Yani haziran ayından beri biz bunu gündemde tutuyoruz. Yani en düşük emekli maaşından asgari ücrete kadar bunların hepsinin en az açlık sınırının üzerine çıkartılması; asgari ücretin 45.000 liraya, en düşük emekli maaşının da asgari ücret seviyesine çıkartılması bizim önceliklerimiz. Hazirandan beri bu konuyu gündeme getirdik, konuşuyoruz, tartışıyoruz, söylüyoruz. Bu artık bir zorunluluk. Çünkü önümüzdeki dönem enflasyon oranlarının hükümetin öngördüğü şekilde gerçekleşmesinin artık mümkün olmayacağını bugünden görüyoruz. Bakın, OVP açıklanalı —daha ayın 6'sında açıklandı yanlış hatırlamıyorsam— daha 10 günlük bir zaman oldu ve bu 10 günlük zamanda 2027 ve sonrasına ilişkin enflasyon hedefleri konuldu ve bunlar çok ciddi revize edildi. Yani %170'e varan revizyonlar... %9 hedefken %21'e çıkartıyorsunuz, çok ciddi bir revizyon var. Bugünden daha şunu görebiliyorsunuz: 2027 yılında bu enflasyon hedefinin tutması mümkün değil. Hiç kimse bu enflasyon hedefinin tutacağını beklemiyor. Piyasa beklentisi, yani finansal kesim beklentisi —en uygun beklenti o— 23-24. Reel sektör, yani mal ve hizmet üreten firmalarda bu 30'un üzerinde, hanehalkında 40'ın üzerinde. Yani hiç kimse %21'lik enflasyonun tutacağına inanmıyor. Hiç kimsenin inanmadığı bir yerde siz oturup da "Gelecekteki enflasyona göre bir ücret zammı yapacağım" diyemezsiniz. Kaldı ki zaten telafi edilmesi gereken, geçmişten gelen bir durum söz konusu. Yani açlık sınırının altında bir asgari ücret kabul edilemez. Yani 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 37-38 bin liralara gelmiş durumda. Şimdi bu rakam asgari ücretin neredeyse %50 üzerinde, bu sürdürülebilir değildir. Biz bunu zaten 1 Temmuz'da talep etmiştik ancak hiç oralı olunmadı bu meseleye. Ama geç değil, her an yapılabilir. Yani bu ay yaparız, sonraki ay yaparız, geçmişe dönük yaparız... Her zaman bunu yapmak mümkündür, yeter ki böyle bakılsın. Ama biz bunun böyle bakıldığını görmüyoruz. Biz muhalefet olarak iktidarın meseleye şöyle baktığını görüyoruz: "Sıkabildiğimiz kadar sıkalım bu yıl. Önümüzdeki yıl seçim yılı, seçim yılı olduğunca sanal bir iyileşme yaratalım. Ne yapacağız? Ocakta yüksek zam yapalım." Nereden anlıyoruz bunu? Bütçe rakamlarından. Şimdi bakın, önümüzdeki dönem bütçe açıklarının milli gelire oranı artmış, %3,1'den %3,5'e. Niye artmış? Deprem harcamaları yok. Bu dönem bütçe açıkları ile ilgili birkaç yıldır hep deprem harcamaları var, hep onu koyuyorlardı. Şimdi önümüzdeki dönem deprem harcaması da yok. Deprem harcamasının olmadığı yerde bütçe açıklarını neden bu kadar artırıyorsun? Bunun tek açıklaması var: Seçim ekonomisi geliyor! Yani "Sıkalım iyice insanları, sonra yılbaşında bir zam yapalım. Asgari ücrete bir zam yapalım, memur maaşlarına zam yapalım, destekleme alımlarına yüksek fiyatlar belirleyelim, sanal bir ortam yaratalım. Bir tane de temmuzda yapalım. Ondan sonra insanlar nasıl olsa balık hafızalıdır, bunları unutur; o psikolojik ortamda seçime gidelim, oylarımızı artıralım." Şimdi hükümetin bakış açısı tamamen bu. İnsanların yaşam koşullarını hak ettikleri şekilde iyileştirmek değil; insanların yaşam koşullarından faydalanarak, onları sömürerek, onların bu duygularını sömürerek oy almaya çalışmak. Şimdi bu anlayışla ne bir istihdam politikası kurulabilir ne makro dengeler kurulabilir ne de bu anlayışla yolsuzlukla, yoksullukla mücadele edilebilir. Dolayısıyla bu anlayışın bize getirdiği yer bellidir arkadaşlar, bu sürdürülebilir değil. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bizim taahhütlerimiz, hedeflerimiz çok açık. Çok açık ve net: Hiç kimsenin geliri asgari ücretin, açlık sınırının altında kalmayacak bu ülkede.
16.09.2026
16.09.2026
14.09.2026
14.09.2026