16.07.2026

Müslim Sarı: "Genel Başkanımızın Yenikapı Manifestosu, Bugün Bile Geçerliliğini Korumaktadır”

CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı:

- “10 yıl önce kaleme alınmış 12 maddelik Yenikapı Manifestosu, bugün bile geçerliliğini korumaktadır.”

- “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, İran konusunda daha aktif olması ve bölgeyi ihtiyaç duyduğu istikrara kavuşturabilmesi açısından yeniden taş elini taşın altına sokması ve yeniden bu tarihi görevini, konjonktürel görevini, politik görevini oynaması gerektiğine inanıyoruz.”

- “Biz; en düşük emekli aylığının, 23 bin lira gibi sefalet ücreti değil, en az açlık sınırı seviyesine çıkartılmasını önermiştik. Dolayısıyla 35 bin liranın altındaki bir en düşük emekli aylığının kabul edilmesinin mümkün olmadığını bir kez daha dile getirmiş oluyoruz. Yine aynı şekilde memur aylıklarına enflasyon ölçüsünde yapılacak, hatta onun 6 ay yüzde 13 gibi çok daha altında kalan bir zammın kabul edilemeyeceğini, yine mutlaka ve mutlaka asgari ücrete bir ara zam yapılması gerektiğini ve bu ara zammın da yine bizim önerilerimize göre en az yüzde 60 seviyesinde olarak 1 Temmuz itibariyle 45 bin liraya çıkartılmasının elzem olduğunu, şart olduğunu dile getiriyoruz.”

- “Türkiye ekonomisi çok kırılgan bir noktaya doğru gitmektedir, cari işlemler açığı ciddi rakamlara doğru oturmaktadır ve biz küresel dünyada faiz oranlarının yüksek olduğu bir yerde, bu cari işlemleri açığını finanse etmek için ihtiyaç duyduğumuz kaynakları, çok daha yüksek maliyetle elde etmek durumuyla karşı karşıya kalacağız. Bir de buna bütçe açıklarını eklediğimizde -ki buna ikiz açık deniyor iktisatta- önümüzdeki dönem çok ciddi bir ekonomik kriz riski ile karşı karşıyayız.”

- “Mutlak butlan kararıyla zorunlu bir biçimde CHP yönetimine gelen ve partiyi içinde bulunduğu bu cendereden çıkartmak yükümlülüğünde olan bizler mi butlancıyız, yoksa yaptıkları iş ve eylemle buna neden olan, bunu yok sayan, süreci kötü yöneten arkadaşlar mı butlancı? Çok açık bir biçimde partinin başına bunu bela eden arkadaşlarımız butlancıdır. Bizler butlancı değiliz. Biz bu hukuk sürecinin zorunluluğu olarak gelmiş ve partiyi içine düştüğü bu durumdan çıkartmak üzere görev almış insanlarız.”

- “CHP'nin dışına çıkmak, partiyi bölmek sadece ve sadece AKP'ye hizmet eder böyle bir dönemde, böyle bir siyasal konjonktürde. Ben arkadaşlarımın bu siyasal sorumluluğu alacaklarına inanmak istemiyorum.”

- “8 ilimizde il başkanımız yönetimleriyle beraber ve disiplin kurullarıyla beraber görevden alınmış, 7 ilimize de atama yapılmıştır.”

- “CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaşam biçimini herkes takdir eder, bilir, görür, kamuoyunun önünde olan bir insandır. CHP Genel Başkanının kendi yaşam biçimi asla lüks bir yaşam biçimi değildir, son derece mütevazı bir insandır, devletin içinde yetişmiştir, devlet terbiyesi almıştır, bütün hesapları incelenmiştir, bütün geçmişi ortadadır. Dolayısıyla CHP Genel Başkanına para pulla ilgili hiçbir mevzu yapışmaz.”

- “Sayın Genel Başkan, genel başkanlık sürecinden sonra bir ofiste çalışmalarını yürüttü yaklaşık 2 – 2,5 yıl. Bu ofisin bütün masrafları, imece usulü karşılandı. Bizler de katkı koyduk, başka arkadaşlar da katkı koydular. İş adamı arkadaşları da vardı, Genel Başkanın eski bürokrat arkadaşları da vardı, eski milletvekilleri de vardı, yeni milletvekilleri de vardı, bizler de vardık.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. Parti Sözcüsü Müslim Sarı, toplantının ardından gerçekleştirdiği basın açıklamasında; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 7 Ağustos 2016 tarihinde Yenikapı’da düzenlenen ‘Demokrasi ve Şehitler Mitingi’nde ilan ettiği 12 maddelik tarihi manifestoyu yeniden kamuoyunun dikkatine sundu. CHP Sözcüsü Sarı; ekonomik dengeleri sarsan cari açık kırılganlığını, İran eksenindeki bölgesel dış politika risklerini ve partinin kurumsal bütünlüğünü korumak adına örgütlerde hayata geçirilen görevden alma, ihraç ve atama kararlarını açıkladı. Kurumsal hiyerarşiyi zedeleyen paralel yapılanmaya ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun eski ofisinin finansmanına yönelik iddialara da somut verilerle açıklık getiren Sarı, şunları söyledi:


Evet sevgili arkadaşlar, sayın basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Merkez Yönetim Kurulumuzun yapmış olduğu toplantı sona ermiş bulunuyor. Toplantının içeriği burada alınan bazı kararlar ve yapılan değerlendirmelerle ilgili bir bilgi amaçlı toplantımıza başlıyoruz.

“10 YIL ÖNCEKİ 12 MADDELİK YENİKAPI MANİFESTOSU BUGÜN BİLE GEÇERLİLİĞİNİ KORUMAKTADIR”

Öncelikle bu haftanın gündemi, ülkenin içinde bulunduğu durumun gündemine ilişkin değerlendirmelerimiz oldu yine MYK'da. Bildiğiniz üzere 15 Temmuz haftası, hain darbe girişiminin 10. Yılı, bununla ilgili değerlendirmelerimiz oldu.

Bildiğiniz üzere Sayın Genel Başkanımızın darbenin ilk zamanlarında Yenikapı’da yapılan mitingde gündeme getirdiği bir manifesto vardı. Bu 12 maddelik manifestoyu yeniden dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bu geçen haftanın tartışmaları içerisinde biraz gündem gündemde yer alamadı. Biraz bunun üzerine tartışma fırsatı bulamamıştık. Bugün MYK'mızda bu manifestonun içeriği ile ilgili tartışmalar yapma şansımız oldu. Bu manifestonun, bu 12 maddenin içinde bugüne ışık tutan çok önemli bazı ipuçları var. O yüzden ben bu manifestoyu yeniden okumak istiyorum müsaadelerinizle.

1-) Kışlaya, ibadethanelere ve adliyeye siyaset yasağı getirilmeli, devletin en hassas kalelerine siyaset sokulmamalıdır. Bugün de yine çok acil ihtiyaç bu.

2-) Bağımsız ve tarafsız yargı tesis edilmelidir. Adalet mülkün temelidir. Yargı sadece vicdana ve hukuka bağlı kalmalıdır.

3-) Üniter ve laik devlet korunmalıdır. Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan laiklik, toplumsal barışın çimentosudur.

4-) Devlette liyakat tesis edilmelidir. İşi ehline teslim etmek, “bizden-sizden” ayrımını bitirmek çağdaş devletin ilk şartıdır.

5-) Cumhuriyetin kurucu değerlerine sahip çıkılmalıdır. Fırsat eşitliğinin ve birliğimizin teminatı Cumhuriyet ilkeleridir.

6-) Devletin ve milletin geleceği adına siyasi uzlaşı ve kardeşlik tesis edilmelidir. Kavgaya değil, soylu ve milli bir uzlaşıya ihtiyacımız vardır.

7-) Güçlü Parlamenter Sistem, demokrasimizin teminatıdır. Gazi Meclis’in iradesi ve saygınlığı her şeyin üzerindedir.

8-) Demokrasinin nefes borusu olan bağımsız ve özgür medyanın sesi kısılmamalıdır.

9-) Sorgulayan eğitim sistemi inşa edilmelidir. Aklını kiraya vermeyen; fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmeliyiz.

10-) Özeleştiri yapabilmek erdemdir. Geçmiş hatalardan ders çıkararak tarihi tekerrür ettirmemeliyiz.

11-) Kumpas mağduriyetlerinin giderilmesi önemlidir. Geçmişte haksızlığa uğrayanların hakları ve itibarları iade edilmelidir.

12-) Hukuk zemininden ayrılmamalı, darbecilerle ve suçlularla mücadele ederken adaletten ve hukuktan sapılmamalıdır.

Dolayısıyla 10 yıl önce kaleme alınmış bu maddeler bugün bile geçerliliğini korumaktadır. Dolayısıyla o gün söylenen şeylerin ne kadar önemli olduğu bence aradan geçmiş 10 yıl içerisinde bir kez daha önümüzde durmaktadır. Ben bu vesileyle 15 Temmuz'da şehit olanların tümüne rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum. Gazilerin emeklerine, gazilerin içinde bulundukları duruma bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Bu arada, aradan 10 sene geçmiş olmasına rağmen 15 Temmuz'dan sonra hala FETÖ terör örgütüne yönelik operasyonların yapılıyor olması ve bunların devam ediyor olması, esasen yapılmış bunca mücadeleye rağmen hala bu meselenin tam olarak halledilemediğini de bize göstermektedir. Dolayısıyla bu mücadelenin siyasi ayaklarını, başka birtakım yanlarının var olduğuna ilişkin şüpheleri ve kuşkuları da hala taşıyoruz ve muhalefet olarak da bunu yakından takip ediyoruz. Bu konudaki mücadeleye herhangi bir güçsüzleştirici yan eklemeden, burada bir akamet duygusu oluşturmadan sonuna kadar devam edilmesinden yana olduğumuzu bir kez daha dile getirmek istiyoruz.

“İRAN’DAKİ GELİŞMELER KARŞISINDA TÜRKİYE ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKMALIDIR”

MYK'da yine Türkiye gündemine ilişkin başka konular da konuşuldu, tartışıldı. Bunlardan biri elbette ki dış politika yani İran'daki gelişmeler oldu. İran gelişmeleri bizi, İran'daki gelişmeler bizi çok yakından ilgilendiriyor hem iktisadi olarak hem bölgenin istikrarı açısından. Bildiğiniz üzere ateşkesin devam ettiği müzakere masasından ve ateşkes masasından resmi çekilmelerin olduğu bir süreç yaşadık. Dolayısıyla burada elde edilmiş olan bütün kazanımların heba edildiği, heba edilme ihtimalinin olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Bunun bölgenin istikrarı açısından çok sakıncalı olduğunu değerlendiriyoruz. Türkiye'ye önümüzdeki dönem ciddi maliyetleri olabilecektir bu savaşın yeniden başlamasının. Türkiye gibi itibarlı bir devletin burada yeniden görev alması, arabulucu olması, Pakistan'dan daha fazla rol üstlenebilecek potansiyele sahip bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin burada daha aktif olması ve bölgeyi ihtiyaç duyduğu istikrara kavuşturabilmesi açısından da yeniden taş elini taşın altına sokması ve yeniden bu tarihi görevini, konjonktürel görevini, politik görevini oynaması gerektiğine inanıyoruz.

“35 BİN LİRANIN ALTINDAKİ BİR EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞINI KABUL ETMİYORUZ”

Üçüncü olarak tabii iktisattaki gelişmeler, ekonomideki gelişmeler de değerlendirildi. Bilindiği üzere bizim içinde bulunduğumuz koşullarda yeni bir ücret rejimine ihtiyacımız olduğunu daha önceki basın toplantılarında dile getirmiştik. Ancak bu konudaki çağrılarımız yeterince karşılık bulmadı, öyle anlaşılıyor. En düşük memur aylıklarının yine enflasyon ölçüsünde arttırıldığı ve çok komik zamların verildiği bir yasa çalışması var biliyorsunuz Meclis’te. En düşük emekli maaşı 23 bin 552 liraya çıkartılıyor ki 35 bin lira olan açlık sınırının çok altındadır. Biz de biz öneri olarak en düşük aylığın, en düşük emekli aylığın 23 bin lira gibi sefalet ücreti değil, en az açlık sınırı seviyesine çıkartılmasını önermiştik. Dolayısıyla 35 bin liranın altındaki bir en düşük emekli aylığının kabul edilmesinin mümkün olmadığını bir kez daha dile getirmiş oluyoruz. Yine aynı şekilde memurlara yapılacak, memur aylıklarına yapılacak enflasyon ölçüsünde hatta onun 6 ay yüzde 13 gibi çok daha altında kalan bir zammın kabul edilemeyeceğini, yine mutlaka ve mutlaka asgari ücrete bir ara zam yapılması gerektiğini ve bu ara zammın da yine bizim önerilerimize göre en az yüzde 60 seviyesinde olarak 1 Temmuz itibariyle 45 bin liraya çıkartılmasının elzem olduğunu, şart olduğunu dile getiriyoruz.

“OVP’DE 22 MİLYAR DOLAR HEDEFLENEN CARİ AÇIK 60 MİLYAR DOLARA KOŞUYOR; İKİZ AÇIK RİSKİ VAR”

Bu arada önemli bir veri daha açıklandı, cari açık. Her ne kadar güncel siyasetin tartışmaları içerisinde bazı rakamları konuşma şansımız olmasa da cari açığın çok ciddi şekilde sinyal verdiğini, orta vadede Türkiye ekonomisini ciddi bir şekilde krize doğru götürmekte olduğunu bir kez daha kayıt altına almak gerekir. Bildiğiniz üzere cari açık, bir ülkenin başka ülkelerle kurduğu ticaret ve döviz ilişkisinde ortaya çıkan açıktır. Yani bir ülke yapısal olarak cari işlemler açığı veriyorsa o ülkede bir döviz açığı var demektir. Dolayısıyla yapısal olarak çağrı işlemleri açığı veren bir ülkede bu açık büyüyorsa, ihtiyaç duyulan dövizin nasıl karşılanacağı, nereden bulunacağı sorunu yani cari işlemleri açığının finansmanı sorunu çok önemli bir probleme işaret etmektedir. Şimdi Türkiye'de biliyorsunuz Orta Vadeli Program, geçen senenin Eylül’ünde 2026 yılı için sadece 22 milyar dolar cari işlemler açığı öngörmüşken biz daha Mayıs ayına geldiğimizde yıllık 37 milyar dolarlık bir cari işlemleri açığıyla karşı karşıya kaldık, öyle anlaşılıyor ki yıl sonunda bu 60 milyar doların üzerine çıkacak. Yani orta vadeli programda 20 milyar olarak hedeflenen 2026 yılı cari işlemler açığının, en az bunun 3 katı kadar yani 60 milyar dolar seviyesinde olacağı anlaşılıyor. Şimdi ne önemi var cari işlemler açığının? Şöyle bir önemi var. Cari işlemleri açığı vermek kadar, cari işlemleri açığını nasıl finanse ettiğiniz sizin iktisatla ilgili, hatta siyasetle ilgili angajmanlarınızın nasıl olacağını da belirliyor. Çünkü ülkeniz Merkez Bankası'nın döviz basması gibi bir durum söz konusu olmadığına göre, döviz basmayacağına göre Merkez Bankası, bu 60 milyar doları nereden karşılayacaksınız ve bu dövizi nereden bu bulacaksınız sorunuyla, sorusuyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Mesela ilk 5 aylık rakamlara baktığımızda yıllıklandırılmış, sadece bu 37 milyar dolarlık cari işlemleri açığının 1.8 milyar doları doğrudan yabancı sermaye yatırımı olarak finanse edilmiş gelmiş. Yani bu şu demek, siz 37 milyar dolar cari işlemler açığı veriyorsunuz ama bunun 2 milyar dolardan az kısmı sizin ülkenizde doğrudan yabancı sermaye yatırımıyla finanse edilmiş oluyor. Peki asıl kalem nerede? Asıl kalem kredilerde, 28 milyar dolar, yani bu şu demek: Siz 28 milyar dolar daha borçlandınız, 37 milyar dolar cari işlemleri açığını finanse etmek için 28 milyar dolar borçlandınız demek. Bu ülkenin orta ve uzun vadede borç dinamiklerini sıkıntıya sokar. Daha önemlisi arkadaşlar 30 milyar dolar negatifte bir net hata noksan kalemi var. Yani kaynağı belirsiz olarak ülkeye gelmiş, adına sıcak para dediğimiz kaynağın son bir yılda 30 milyar dolar olarak çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla bu ülkeye duyulan güvenle doğrudan ilişkili, kaynağının nereden geldiğini tespit edemediğiniz paranın neden çıktığını da tespit etme şansınız yoktur, nereye gittiğini de tam olarak tespit etme şansınız yoktur. Yani Türkiye ekonomisi çok kırılgan bir noktaya doğru gitmektedir, cari işlemler açığı ciddi rakamlara doğru oturmaktadır ve biz küresel dünyada faiz oranlarının yüksek olduğu bir yerde, bu cari işlemleri açığını finanse etmek için ihtiyaç duyduğumuz kaynakları, çok daha yüksek maliyetle elde etmek durumuyla karşı karşıya kalacağız. Bir de buna bütçe açıklarını eklediğimizde -ki buna ikiz açık deniyor iktisatta- önümüzdeki dönem çok ciddi bir ekonomik kriz riski ile karşı karşıyayız. Bunu da MYK'nın gündeminde uzun uzun tartışma fırsatı bulduk. Cari işlemler açığının çözümü yeni bir büyüme modelidir. Yani borç yaratmayan bir büyüme modelidir. Üretim öncelikli bir büyüme modelidir. Teknoloji öncelikli bir büyüme modelidir. Ve bu büyüme modeli orta ve uzun dönemde ciddi bir planlamayı ve programlamayı gerektirir. İnsan kaynağının yönetiminden onun eğitimine, teknoloji politikalarına kadar geniş çaplı bir yeniden yapılanmayı mümkün kılar. Ancak böyle çözülebilir. Bu konuyla ilgili olarak da önümüzdeki dönem CHP'nin üretim endeksli yeni ekonomi politikasının ipuçlarını hep beraber yine tartışma fırsatımız olacak.

“SÜREÇ KENDİLERİNİ DEĞİŞİMCİ OLARAK İFADE EDEN ARKADAŞLARIN BİRBİRLERİNİ ŞİKAYETİYLE BAŞLAMIŞTIR”

Şimdi onun dışında değerli basın mensupları bildiğiniz üzere, partimize dönük yani partimizin iç işlerine dönük ve partimizle ilgili konuların değerlendirildiği bir süreç de söz konusu oldu. Her MYK'mızın gündeminde olduğu gibi böyle bir süreci de değerlendirdik. Şimdi bununla ilgili de kapsamlı bir değerlendirme yaparak birtakım açıklamalarda bulunmak istiyorum.

Şimdi bildiğiniz üzere sayın basın mensupları; yaklaşık 2 yıldır partinin, partililerimizin tartıştığı kamuoyunu meşgul eden bir hukuk süreci oldu. Şimdi bu hukuk süreci 21 Mayıs'ta tedbirli bir şekilde adına ‘mutlak butlan’ dediğimiz davayla sonuçlandı. Şimdi bu sürecin yönetimi ile ilgili değerlendirmeler yapıldı, tartışmalar yapıldı, bu konuyla ilgili farklı farklı düşünceler dile getirildi. Şimdi öncelikle şunu söylemek isterim. Sürecin başlangıcından 21 Mayıs'a kadar olan süreç son derece kötü yönetilmiştir. Bakın; süreç kendilerini değişimci olarak ifade eden arkadaşların birbirlerini şikayetiyle başlamıştır. Yani para aldığını söyleyenler, para verdiğini söyleyenler, şikâyet edenler, 2023 Kasım ayında yapmış olduğumuz kurultayı kazanan ve kendilerini değişimci olarak ilan eden arkadaşlarımızın ekibi ve kadrosu içindeki arkadaşlarımızla başlamıştır. Dolayısıyla sürecin başlangıcı böyle bir başlangıçtır. Süreç başladı, devam etti, şikayetler oldu. Şikayetlerin sonucunda soruşturma başladı. Soruşturmanın her aşamasında, o zaman partiyi yöneten arkadaşlarımız bunu yok saydılar. Böyle bir şey yokmuş gibi davrandılar. Hatta biliyorsunuz o zaman Sayın Özgür Özel, ‘Bu karar, bu süreç, bu durum, bu dava süreç odaklıdır, sonuç odaklı değildir. Eğer mutlak buttan kararı çıkarsa ben bileklerimi keserim’ demiştir. Dolayısıyla böyle bir konu önemsenmemiştir, yok sayılmıştır. ‘Ya bu tartışma nedir kardeşim? Siz ne diyorsunuz’ diye insanlarla konuşulmamıştır, görüşülmemiştir. Şimdi süreci yok saymak sonucu ortadan kaldırmıyor. Buna karşın, bu yok sayma tutumuna karşın arkadaşlarımız bir refleks geliştirerek olabilecek bir mutlak butlan sonucuna karşı bir olağanüstü kurultay denemesi yapmıştır geçmişte, bunların hepsini hatırlayalım. İki defa olağanüstü kurultay, bir defa olağan kurultay yaptık. Peki ne oldu? 21 Mayıs'a kadar geçen süre içinde önce yok saymadan, daha sonra da kurultayla buna karşılık verme işleminin sonucu ne oldu? Sonuç mutlak butlan oldu. Şimdi ben buradan sormak istiyorum. Kim butlancı? Mutlak butlan kararıyla zorunlu bir biçimde CHP yönetimine gelen ve partiyi içinde bulunduğu bu cendereden çıkartmak yükümlülüğünde olan bizler mi butlancıyız, yoksa yaptıkları iş ve eylemle buna neden olan, bunu yok sayan, süreci kötü yöneten arkadaşlar mı butlancı? Çok açık bir biçimde partinin başına bunu bela eden arkadaşlarımız butlancıdır arkadaşlar. Bizler butlancı değiliz. Biz bu hukuk sürecinin zorunluluğu olarak gelmiş ve partiyi içine düştüğü bu durumdan çıkartmak üzere görev almış insanlarız. Bir defa bunu yeniden kamuoyun dikkatine sunmak isteriz.

“KENDİLERİNE GÖRE BİR MAĞDURİYET HİKAYESİ ÖRMEK İSTEDİKLERİ İÇİN KAMUOYUNU YANILTIYORLAR”

İkincisi arkadaşlar, kim kayyumcu, biz mi kayyumcuyuz? 21 Mayıs'a geldik; 21 Mayıs'ta mahkeme bir karar verdi, dedi ki ‘Bir, bu kurultayda şaibe var; iki, ben eski yönetimi göreve davet ediyorum; üç, karar kesinleşinceye kadar da tedbir koyuyorum.’ Şimdi 21 Mayıs'ta geldiğimiz nokta bu. Peki bu karar karşısında arkadaşlarımızın tutumu ne oldu? Karardan önceki tutuma benzer bir tutum. ‘Bir, biz bu kararı tanımıyoruz, yok sayıyoruz.’ Kararı tanımıyoruz, yok sayıyoruz ama karar orada duruyor. Kararı tanımıyor olmak, yok sayıyor olmak, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmıyor. ‘İki, hemen olağanüstü kurultay toplayalım.’ Tıpkı önceki durumda geliştirilmiş reflekste olduğu gibi. Bir olağanüstü kurultay toplanamayacaklarını bildikleri halde, mevcut mahkeme kararı karşısında bir olağanüstü kurultayın toplanmasının imkânsız olduğunu bildikleri halde, arkadaşlar bunun siyasetini yaparak, kendi siyasal yolculuklarına bir altlık oluşturmak üzere bir an önce olağanüstü kurultay yapalım temasıyla yola çıktılar. Arkadaşlar, iki defa yaptık olağanüstü kurultayı. Ne oldu? Yani 21 Mayıs'tan önce de olağanüstü kurultay yaptık iki defa, ne oldu? Sonuç değişti mi, bir hukuki sonuç doğabildi mi buradan? Velev ki biz bir olağanüstü kurultay süreci başlatalım yapmamız mümkün olmasa bile, bunun bir hukuki sonuç doğurması imkânsız; bunu geçmişte yaşadık, İstanbul İl sürecinde de yaşadık. Peki arkadaşlar bunu bilmiyorlar mı? Tabii ki biliyorlar, bunun mümkün olmayacağını tabii ki biliyorlar. Ama kafalarının arkasında başka bir siyaset yolculuğu olduğu için, kendilerine göre bir mağduriyet hikayesi örmek istedikleri için bunu kullanıyorlar. Kamuoyunu yanıltıyorlar.

“PARLAMENTO KÜRSÜSÜNDEN KAYYUM İSTEYEN SİZLERSİNİZ; ASIL KAYYUMCU VE BÖLÜCÜ SİZSİNİZ!”

Sonuçta ne oldu arkadaşlar? Arkadaşlar partiye kayyum atanması için gidip direkçe verdi ve dedi ki ‘kayyum gelsin Cumhuriyet Halk Partisi'ne…’ Bunu parlamento kürsüsünde söylediler. Kim kayyumcu arkadaşlar? Biz miyiz? Neden olmadığımız bir durumdan partiyi çıkartmak için çaba sarf eden, zorunlu olarak görev üstlenmiş bizler miyiz, yoksa kayyuma neden olduğunuz halde, bunun siyasal sonuçlarını gelin beraber konuşalım dediğimiz halde hep beraber kaçan, ondan sonra da gidip kayyum gelsin diye mahkemeye dilekçe veren sizler mi kayyumcusunuz? Kim kayyumcu arkadaşlar? Peki biz ne yaptık? Biz de dedik ki; ‘Mevcut hukuki sistem içinde, mevcut karar karşısında bir kurultay toplayamıyorsak eğer partimizin tabanı da bir kurultay beklentisi içinde olduğuna göre ve partiyi bu cendereden çıkartacak olan ancak ve ancak CHP'nin örgütü olduğuna göre, elimiz kolumuz bağlı bir biçimde Yargıtay’ın vereceği kararı bekleyeceğimize, gelin hiç olmazsa kongreleri başlatalım’ dedik. Buyurun, Eylül ayının başından itibaren kongre süreçlerini başlatalım, gelin yarışalım, gelin bu bir siyasal süreç, hep beraber bu kongrelerde yarışalım, kongreleri yapalım, bu arada da Yargıtay karar verdiğinde de kurultay yapılabilir hale gelir, ondan sonra da kurultay yapalım. Partiyi içinde bulunduğu bu cendereden çıkartalım. Şimdi bizim tutumumuz ve yaklaşımımız bu iken arkadaşlar mahkeme talebiyle Cumhuriyet Halk Partisi'ne kayyum atanmasını daha uygun görüyor. Dolayısıyla butlancı olan bu arkadaşlarımız aynı zamanda kayyumcudur. Bu da yetmez, bu arkadaşlar bölücüdür.

“CHP'NİN DIŞINA ÇIKMAK, PARTİYİ BÖLMEK SADECE VE SADECE AKP'YE HİZMET EDER”

Partide bu tavır bir çift başlılık yaratmıştır. Partide bir paralel yapılanma söz konusudur. Atanmış Genel Başkan, Seçilmiş Genel Başkan; Atanmış MYK, Seçilmiş MYK; Atanmış Parti Meclisi, Seçilmiş Parti Meclisi; Atanmış Sözcü, Paralel Sözcü; il binalarında, ilçe binalarında tahribatlar; Seçilmiş İl Başkanı, Atanmış İl Başkanı düalitesi, ikiliği… Ne oldu arkadaşlar sonuçta? Parti ayrışıyor, bu arkadaşlarımız bu eylem ve davranışlarıyla partiyi ayrıştırıyorlar. Çünkü bu arkadaşlarımızın kafasında farklı bir siyasal yolculuk var. Bunun ipuçlarını görüyoruz; logo açıklamaları yapılıyor, CHP'nin Manisa Milletvekili CHP'nin içindeyken başka bir siyasal partinin logosunun hazırlıkları içinde olduğunu ilan ediyor. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir siyasal partisinde böyle bir durum söz konusu olamaz. İki başlı paralel bir yapılanma mümkün değildir. Sadece bir siyasal partide değil, dünyanın herhangi bir kurumunda bu durum söz konusu değildir. Biz arkadaşlarımıza çağrı yapıyoruz. Daha önce bir televizyon programında Sayın Genel Başkanımız da yapmıştı biliyorsunuz, ben bu çağrıyı yenilemek istiyorum. MYK'mız olarak bu çağrıyı yeniliyoruz: Madem bu kadar arkanızda halk desteği var, madem üyelerle yapılacak bir kurultayda da yüzde 90 oyun altında oy aldığınızda kendinizi yenik sayacaksınız; buyurun arkadaşlar, kongrelerimiz başlıyor, arkanızdaki halk desteği ile beraber gelin kongrelere katılın. Gelin siyasal mücadele yapalım aynı partinin içinde kalarak yan yana, omuz omuza. Siyasal görüşlerimiz farklı olabilir, bakış açılarımız farklı olabilir, gelin CHP'nin içinde kalın, CHP'nin içinde bir siyasal mücadele yapalım ve burada devam edelim. CHP'nin dışına çıkmak, partiyi bölmek sadece ve sadece AKP'ye hizmet eder böyle bir dönemde, böyle bir siyasal konjonktürde. Ben arkadaşlarımın bu siyasal sorumluluğu alacaklarına inanmak istemiyorum ama bunu yaparlarsa çok açık bir biçimde partiyi bölmüş olurlar. Yani kayyumcu olan arkadaşlarımız, butlancı olan arkadaşlarımız, aynı zamanda bölücü olan arkadaşlarımız pozisyonuna düşerler. Bunu kendilerine önermem, kendilerine salık vermem, böyle bir yola tevessül edilmesin, partide kalınsın, partide mücadele edilsin.

CHP'de bu ikili durum sürdürülebilir değildir arkadaşlar. Bu devam ettirilebilir değildir. Dolayısıyla arkadaşlarımızın kendi durumlarını bir kere daha gözden geçirmelerini kendilerine salık veriyoruz.

“8 İL ÖRGÜTÜ GÖREVDEN ALINDI; KONYA VE TOKAT İL BAŞKANLARI İHRAÇ İSTEMİYLE YDK’YA SEVK EDİLDİ”

Bu çerçevede MYK'mızın gündeminde; aynı zamanda CHP'nin kurumsal kimliğini, biraz önce anlattığım çerçevede CHP'nin geleceğini, CHP'deki bu ikili yapının ortadan kaldırılması ve yeknesak bir CHP oluşturulabilmesini teminen, daha önce yapmış olduğumuz değerlendirmelerin benzerlerini yine bu MYK'da değerlendirdik. Yine MYK'mızın ekseninde örgütle ilgili düzenlemeler vardı ve birtakım kararlar alındı. Ben şimdi bu kararları da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli basın mensupları; 8 ilimizde il başkanımız yönetimleriyle beraber ve disiplin kurullarıyla beraber görevden alınmıştır. Bu illerimiz; Edirne, merkez ilçesi ile beraber; Isparta, yine merkez ilçesi ile beraber; Kastamonu, yine merkez ilçesi ile beraber; Konya ve Tokat yine merkez ilçeleriyle beraber; Zonguldak merkez ilçeyle beraber; Yalova merkez ilçeyle ile beraber ve Rize merkez ilçeyle beraber. Dolayısıyla 8 ilde bu arkadaşlarımızla yollarımızı ayırmış bulunuyoruz.

Onun dışında 7 ile de atama yaptık. Bildiğiniz üzere daha önce görevden aldığımız illerimiz olmuştu, bu illerimizde boş olan yerlere ve bugün görevden aldığımız yerler içindeki bazı illere de atama yaptık. Bu atamalarımız da şunlar: Düzce iline Kenan Akın arkadaşımızı, Edirne iline Özlem Becan arkadaşımızı, Hakkâri iline Nazım Demir arkadaşımızı, Isparta iline Ahmet Tunçbilek arkadaşımızı, Konya iline Refik Serttaş arkadaşımızı, Samsun iline Mehmet Pank arkadaşımızı ve Yalova iline Mesut Tutu arkadaşımızı atamış, görevlendirmiş bulunuyoruz. İki il başkanımızla ilgili de yine açıkladığım çerçevede, o değerlendirmeler ışığında kesin çıkartmayla YDK’ya ihraç yönünde karar almış bulunuyoruz; Konya il başkanımız Nejat Türktaş için ve Tokat il başkanımız Çağdaş Kurtgöz arkadaşımız için.

Dolayısıyla sayın basın mensupları, hem ülkenin gündemine dair hem Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde bulunduğu duruma dair hem parti içimize ilişkin değerlendirmeler sırasında oluşturduğumuz kararlara dair düşüncelerimizi sizlerle paylaşmış olduk. Kararlarımızı da sizlere iletmiş olduk. Benim bu konuyla ilgili değerlendirmelerim şimdilik bu kadar. Soru cevap kısmında sorularınızı alabilirim.

“AYRIŞMANIN SADECE KİŞİ AYRIŞMASI OLDUĞU BELLİDİR; İDEOLOJİK, POLİTİK EKSENDE BİR AYRIŞMA DEĞİLDİR BU”

Soru- Özgür Özel'e ve ekibine bölünmemesi hususunda bir çağrı yaptınız, partiden ayrılmaması konusunda. Şimdi Özgür Özel ve ekibi kararlı bu konuda, öyle ki siz de söylediniz; logo, parti tüzüğü, parti programı hazırlıkları devam ediyor, iki hafta içerisinde de bu partinin kurulması bekleniyor. Şimdi böyle bir adım atıldığında CHP'nin bölüneceğini söylüyorsunuz. Buna yönelik bir adım söz konusu mu? Yani vekillerle ya da örgütle ilgili bir çalışma ya da bir görüşme yapılacak mı özellikle vekiller anlamında?

Müslim Sarı- Hangi anlamda çalışma ve görüşme? Hangi anlamda görüşme?

Soru- Yeni partiye katılacak isimlerle ilgili.

Müslim Sarı- Arkadaşlar biz çağrı yapıyoruz. Bakın, Sayın Genel Başkanımız da çağrı yapıyor, ben de müteaddit defalar burada çağrıda bulundum. CHP’yi bölmenin hiç kimseye bir faydası yoktur. Verili hukuk sistemi içinde CHP’nin kongrelerini ve kurultaylarını yaparız. Hep beraber bir siyasal mücadele yaparız, siyasal mücadelenin içinde oluruz. Dolayısıyla ayrı bir siyasal partide gitmek örgütlenmek bir anlam ifade etmez. Şimdi ben mesela şunu merak ediyorum arkadaşlar, CHP’nin parti programının dışında yeni arkadaşlarımızın kuracağı partinin içeriği ne olacak? Yani mesele sadece insanlara koltuk vermek mi? Mesele sadece bazı milletvekillerini, bazı belediye başkanlarını, parti üyelerimizi oraya geçirmek mi? Onlara pozisyon üretmek mi? Hangi siyasal düşüncede bizden ayrılıyorlar? Yani CHP’nin verili programının dışında ne söyleyecekler? Buradan farklı durmalarını gerektirecek ne var? Hangi siyasal çerçevede siyaset yapacaklar? Bizden hangi konuda ayrışıyorlar? Hepimiz CHP’nin içinde AKP'ye karşı yıllarca mücadele ettik. Dolayısıyla buradaki ayrışmanın sadece kişi ayrışması olduğu bellidir. İdeolojik, politik eksende bir ayrışma değildir bu. Dolayısıyla gerek yoktur. Partilerin içinde siyasal mücadele yapılır. CHP içinde de geçmişte çok büyük siyasal mücadeleler yapılmıştır. Yine yapılır. Biz CHP yönetimi olarak bu zemini hazırlamakla yükümlüyüz, görevimiz bu. Kurultay yapamadığımız bir yerde gelin kongreleri yapıp, karar verildikten sonra da kurultayımızı yapalım diyoruz. Üstelik bu duruma biz düşürmedik partiyi, partiyi bu duruma düşüren sizsiniz üstelik; sizin tavırlarınız, sizin davranışlarınız, sizin yok saymanız. Bütün bunlara rağmen gelin, gelin burayı birlikte bu cendereden kurtaralım, ayrı bir partiye gitmenize gerek yok diyoruz. Çağrı yapıyoruz açıkça. Bunu Sayın Genel Başkan da yaptı, biz de yapıyoruz. Dolayısıyla aynı yerdeyiz, aynı yerde duruyoruz. Arkadaşlarımız umarım bir kere daha durumlarını değerlendirirler.

Soru- Efendim iki sorum olacak. Birincisi aslında Kemal Kılıçdaroğlu katıldığı bir canlı yayın programında bunu açıklamıştı ama biraz daha detay verebilir misiniz diye soracağım. 38. kurultaydan sonra Kemal Bey bir ofis tutmuştu. Bu ofisin masraflarını kimin karşıladığına ya da nasıl karşılandığına dair bir tartışma vardı. Şimdi Kemal Bey bir iş insanından bahsetti o yayında ama ismini vermedi. Birinci sorum masrafları karşılayan kişi kim, bunu açıklayacak mısınız? Bu kişiye ilişkin bir iddia var; Kemal Bey'in akrabası olduğu, CHP'den ihaleler aldığına yönelik bir iddia var bu yönde. Daha genel ifadeyle aslında bu ofisin masrafları kim tarafından, nasıl karşılandı, Kemal Bey bunu açıklayacak mı? İkinci sorum; şimdi siz konuşurken, ilk iki MYK sonrası toplantıda açıklama yaptığınız üsluba döndüğünüzü fark ettim. Yani ilk toplantılarda sert açıklamalar yapmıştınız, toplantılardan sonra yaptınız, basın açıklamalarında; sonra daha tonu yumuşak açıklamalar yapmıştınız. Şimdi kullandığınız kelimeler, ‘butlancı, kayyumcu, paralel yapı, bölücü, kaçanlar’ gibi ifadeler kullanıyorsunuz. Bu kadar sert bir üslupla açıklama yapmanızın nedeni daha önce bir beklentinizin olması mıydı? Yani parti bölünmeyecek beklentisinin olması mı nedeniydi? Artık bunun gerçekçi olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Müslim Sarı- Şimdi sondan başlayayım arkadaşlar. Bakın, 21 Mayıs'ın üzerinden neredeyse 2 aya yakın bir zaman geçti. Bakın bu partiye yazık. Yani 2 ay boyunca partiyi tartıştırmayı, partiyi ayırmayı, partiyi ayrıştırmayı doğru bulmadığımızı söyledik. Şimdi verili bir mahkeme kararı var, bu mahkeme kararını beğenelim, beğenmeyelim, hukuki sonuç doğuran bu mahkeme kararı. Şimdi biz sürecin başından beri arkadaşlarımıza; ya arkadaşlar bakın böyle bir durumda yapabileceklerimiz belli, gelin yapabileceklerimizi birlikte yapalım diyoruz. Başından beri bunu söylüyoruz. Bakın hala ben bu çağrıyı yapıyorum ama bir siyasal partiyi 2 ay boyunca sadece kendi iç işleriyle meşgul etmek, ülkenin gündeminden koparmak, ayrıştırmak, tabanı birbirine düşman etmek, bu söylemleri devam ettirmenin kimseye bir faydası yok. Şimdi dolayısıyla biz de 2 aydır sabırla bekliyoruz. Yani 2 aydır süreci izliyoruz, takip ediyoruz, sürekli kucaklayıcı mesajlar veriyoruz, hala aynı yerdeyiz, hala bu iş bitmiş değil; biz hala arkadaşlarımıza gelin birlikte bu siyasal partinin içinde, bu koca çınarın içinde siyasal mücadele yapalım diyoruz. Ama zaman geçiyor, insanlar yoruluyor, parti yoruluyor, kamuoyu yoruluyor. Dolayısıyla bu anlayışlarını arkadaşların bir kere daha değerlendirmelerini öneriyorum ben önümüzdeki sürece ilişkin.

“CHP GENEL BAŞKANINA PARA PULLA İLGİLİ HİÇBİR MEVZU YAPIŞMAZ”

Şimdi bu diğer mesele ile ilgili olarak da arkadaşlar; şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaşam biçimini herhalde burada herkes takdir eder, bilir, görür, kamuoyunun önünde olan bir insandır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının kendi yaşam biçimi asla lüks bir yaşam biçimi değildir, son derece mütevazı bir insandır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı devletin içinde yetişmiştir, devlet terbiyesi almıştır, bütün hesapları incelenmiştir, bütün geçmişi ortadadır. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına para pulla ilgili hiçbir mevzu yapışmaz arkadaşlar. Böyle bir şey asla olmaz. Böyle bir iddia asla anlam ifade etmez. Bu iddiaların karşılığı yok. Şimdi Sayın Genel Başkan, genel başkanlık sürecinden sonra bir ofiste çalışmalarını yürüttü yaklaşık 2 – 2,5 yıl. Bu ofisin bütün masrafları, imece usulü karşılandı. Bizler de katkı koyduk, başka arkadaşlar da katkı koydular. İş adamı arkadaşları da vardı, Genel Başkanın eski bürokrat arkadaşları da vardı, eski milletvekilleri de vardı, yeni milletvekilleri de vardı, bizler de vardık. Yani burası herhangi bir kişinin tek başına finanse ettiği bir yer olmadı hiçbir zaman. Burası imece usulüyle bu davaya inanan, Sayın Genel Başkana inanan, onun doğru dürüst olduğuna ve Türkiye için faydalı olduğuna inanan kim varsa, herkes bu sürecin bir tarafından tuttu. Dolayısıyla burası imece usulüyle finanse edilmiş bir ofistir arkadaşlar. Bunun dışındaki bütün tartışmalar, süreci açısından kötü niyetli, art niyetli tartışmalardır. Bu tartışmalar devam ettiği sürece, bu konuyla ilgili özellikle adı geçen arkadaşlarımız bağlamında gerçeği yansıtmayan iddialarla ilgili suç duyurusunda bulunulacaktır önümüzdeki dönem. Bu bahsettiğiniz arkadaşımız, Nafer Çapar arkadaşımız; bu arkadaşımız geçmiş dönemde CHP'de miting organizasyonlarında görevli olan bir arkadaşımız ve bu arkadaşımız bana verilen bilgilere göre 100'e yakın miting organizasyonda yer almış. Bunun sorumlusu olmuş ve bunlar için bu arkadaşa 145 milyon lira para ödenmiş bendeki bilgilere göre. Yani 100'e yakın miting için 145 milyon lira son derece ortalamaların altında olan bir harcama. Bunlar resmi rakamlar arkadaşlar dolayısıyla şunu da söyleyeyim tabii, bu dönemde yani bu miting organizasyonlarının yapıldığı dönemde, bu arkadaşımız bu işleri yaparken aynı zamanda Sayın Özgür Karabat da bu organizasyon içindeydi. Yani onun da gözetiminde, denetiminde, içinde bulunduğu süreç içinde ortaya çıkmış. Dolayısıyla bu tür şeylerin arkadaşlar, bunun altında başka şeyler aramak bence kötü niyetli yaklaşımlar. Sayın Kılıçdaroğlu'nun yaşamı da ortadadır. Ofis de ortadadır, son derece mütevazı bir ofis. Yapılan harcamalar da ortadadır; oradaki harcamaların bir kısmı, orada çalışan personelin bir kısmı, özellikle güvenlik denen arkadaşlar devletin resmi güvenlik elemanlarıdır, onların maaşları devlet tarafından ödenmiştir. Onun dışındaki bütün giderler imece usulü karşılanmıştır arkadaşlar. Dolayısıyla bu tartışmayı çok daha fazla uzatmaya gerek yok. Bu konuyla ilgili suç duyurusunda bulunulacak önümüzdeki süreçte de.

Soru- Sayın Sözcü, muhalefetin ortak zeminde buluşmasına yönelik bugünkü MYK'nın gündeminde yeni temaslar ve girişimler oldu mu, yer aldı mı? Bu konu hakkında açıklama yapabilir misiniz?

Müslim Sarı- O gündeme gelmedi ama şöyle bir şey gündeme geldi. Az önce yapmış olduğum açıklamalarda notlarım var ama unutmuştum, bu vesileyle söylemiş olayım. Adına ‘Terörsüz Türkiye Süreci’ denen süreçle ilgili biliyorsunuz önümüzdeki dönem bir çerçeve yasanın Meclis’e sunulması söz konusu. Bu meseleyle ilgili, bunun içeriğiyle ilgili ve CHP'nin görüş ve düşüncelerine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yapıldı bugün MYK'da. Muhtemelen önümüzdeki haftanın başında Sayın Genel Başkanımızın bu konuyla ilgili bir basın toplantısı olacak, öyle bir planlamamız var. Daha kapsamlı açıklamaları özellikle bu süreçle ilgili yapacak. Bu konu yine MYK'mızın gündemindeydi.

Soru- Kemal Bey son canlı yayın programında Demirtaş'ı ziyaret edebileceğini söyledi. Bu anlamda bir başvuru oldu mu? Başvuru olduysa bir cevap aldınız mı? Teşekkürler.

Müslim Sarı- Hayır, henüz bir başvuru yapılmadı bu konuyla ilgili, önümüzdeki günlerde yapılacak bunun başvurusu. Çok teşekkür ederim.