24.03.2026

Murat Emir: “Belgelere Cevap Veremeyenler, Üç Ay Önceki Kararı Bugünmüş Gibi Servis Etti”

“BU YASA ARTIK MAYMUNCUK DEĞİL, GİYOTİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR”

“RİYAD BİLDİRİSİNE İMZA İLE DIŞ POLİTİKADA TESLİMİYET”

“GAZZE’Yİ TATİL ŞERİDİNE ÇEVİRECEK MASAYA OTURMAK UTANÇTIR”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Murat Emir, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “sansür yasası” ile basına yönelik baskının arttığını, gazetecilerin keyfi şekilde tutuklandığını ve yargının siyasi baskı aracı haline geldiğini söyledi; dış politikada ise iktidarın İsrail’e karşı söylemde sert, pratikte ise etkisiz ve tutarsız olduğunu vurguladı.

“SANSÜR YASASI GİYOTİNİ: İSTEYEN GAZETECİYİ İSTEDİĞİ ANDA TUTUKLAYAN BİR DÜZEN”

Emir konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Gerçeklerden, gerçek haberden, gazetecilikten korkan siyasi iktidar yargı organları eliyle basın üzerindeki baskısını giderek artırmaktadır. Özellikle onların "dezenformasyon yasası" dediği, bizim "sansür yasası" dediğimiz ve zamanında şiddetle karşı çıktığımız ve yasa böyle çıkarsa, böylesine belirsiz, sınırları çizilmemiş, kesinlik ifade etmeyen, bir yasa üzerinden isteyen hâkimin, isteyen savcının siyasi iktidarın baskısıyla dilediği gazeteciyi, dilediği kişiyi dilediği anda dilediği yerde tutuklayabileceği bir maymuncuğa dönüşeceğini söylediğimiz yasa maalesef bir giyotine dönüşmüş durumda. Birçok gazeteci tutuklanıyor, en son örneği İsmail Arı. Bakın, on sekiz ayda, bu yasa çıktıktan sonra on sekiz ayda 48 gazeteci tutuklanmış, sadece son iki ay içerisinde 4 gazeteci tutuklanmış. Bunlardan biri Alican Uludağ; yine Furkan Karabay ve Sinan Aygül de bunlara örnek. Feti Yıldız o yasanın mimarıdır, kendisi de umarım duyuyordur bizi. Yasada şöyle yazılıyor, "Halkı korku, panik ve kaygıya sürükleyecek, yanlış bilgiyi alenen yayacak, kamu barışını bozacak, kamu düzenini bozacak." koşulları var suçun unsurları için. Ama bunların hiçbirine bakılmadan, hiçbiri aranmadan amacın sadece gazeteciyi susturmak, gazeteciyi bir şekilde mesleğini yapamaz hâle getirmek, gazeteciyi sindiremezse gazeteyi, onu yapamazsa tüm Türkiye'deki basını, herkesi susturmak, sindirmek ve sansür veya otosansür uygulatma çabası içerisindeler.

ALİCAN ULUDAĞ ANKARA’DA, CUMHURBAŞKANI ANKARA’DA AMA İSTANBUL’DA TUTUKLU

Çünkü gerçekleri duymak istemiyorlar, halk gerçekleri görsün istemiyorlar. Oysa gazeteciler halkın haber alma hakkı adına kamusal bir görev yapıyorlar ve gazetecilerin cezaevinde tutulduğu bir Türkiye'de demokrasiden, bırakın demokrasinin kırıntısından dahi bahsedilemez. Bakın, Alican Uludağ Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandı, Silivri'ye götürüldü. Cumhurbaşkanı Ankara'da, Alican Uludağ Ankara'da, gazete Ankara'da ama Silivri'ye götürüldü. Amaç aileye eziyet etmek, amaç Alican'a eziyet etmek ve Adalet Bakanlığı soruşturma izni istedi, hâlâ soruşturma izni gelmedi, iddianame bekliyor. Yani tutuklamayı jet hızıyla yapıyorlar ama yargılamayı çok geciktiriyorlar. Aynı şekilde İsmail Arı; baba evine gidiyorlar bayram günü, baba ocağını basıyorlar, üç ay önceki bir haberinden dolayı yine böylesine bir uydurma nedenle alıyorlar. Anlıyorlar ki bununla yeteri kadar tutamayacaklar, şimdi 4 suç daha eklemişler, bütün dosyaları tarıyorlar. İşte böyle bir hukuk garabeti ve İsmail Arı da diyor ki: "Bir an evvel iddianamemi yazın." çünkü biliyoruz ki yaptıkları haberler birilerini rahatsız etse de o vakıflar üzerinden yüz milyonlarca lirayı cebine koyanları, o vakıflar Ensar, TÜRGEV üzerinden siyasi ikballerini inşa etmeye çalışanları rahatsız etse de orada savunulan tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır, bütçedeki halkın hakkıdır. Değerli arkadaşlar, Alican Uludağ diyor ki: "Bu nasıl bir çürümüş yargı düzenidir." Alican Uludağ'ın "çürümüş yargı düzeni" sözünü Cumhurbaşkanına hakaret sayıp hakkında dava açıyorlar ama Alican Uludağ'ın yaşadığı aslında çürümüş yargı düzeninin ta kendisi.

“BELGEYE CEVAP YOK, ALGIYA SERVİS VAR”

Yine bir çürümüş yargı düzenine bir örnek: Sayın Genel Başkanımız bugün grup toplantısında Adalet Bakanı Akın Gürlek'in mal varlığıyla ilgili iddialarını tekraren gündeme taşıdı ama gündeme taşınan mal varlığı iddialarına karşı; somut, belgeli iddialara karşı herhangi bir cevap veremeyen Adalet Bakanı ve onun iletişim biriminde çalışanlar o sırada, tam o sırada bir belge yayınladılar. O belge bizim, Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun benim, iddia ettikleri mahkûmiyetime dönük olarak ödenen 150 bin liralık tazminat parası. Değerli arkadaşlar, aylarca söylemişiz, belgelerini ortaya koymuşuz, video görüntüleri yayınlanmış, yeni bir bilgi değil; bunun Akın Gürlek'e hakaretle uzak yakın hiçbir ilgisi yok. Demişiz ki: Akın Gürlek yat gezdi mi? Gezmiş. Boğaz'a nazır lojmanda oturdu mu? Oturmuş. Başsavcılık sırasında kendisine İBB'den lüks araç tahsis edilmiş mi? Edilmiş. Benim bunu söylemek görevim keyfiyetim değil. Ben bunu söyledim diye beni tazminata mahkûm ediyorlar ışık hızıyla, sonrasında biz bu parayı yatırınca da tam o sırada servis ediyorlar yani üç ay önceki dava sonucunu bugünmüş gibi servis ediyorlar. Bunlara gerek yok, sorular basit, cevaplar basit olmalı. Çıkacaksınız, bu kaçamayacağınız sorulara cevap vereceksiniz, başka yolu yoktur.

“MEYDANLARDA KINAMA, MASADA TİCARET VE SESSİZLİK”

Bakın, yanı başımızda bir savaş var, savaş giderek şiddetleniyor, savaşın mağduru yine halklar oluyor. Özellikle Müslüman İran halkı İsrail-Amerika saldırganlığının bombaları altında can veriyor ve biz elbette ki buna karşıyız, karşı çıkmaya devam edeceğiz ama siyasi iktidar İsrail'i meydanlarda kınarken, gerçekte İsrail'le ticarete sonuna kadar devam ederken Amerika'ya tek söz söyleyememiştir bugüne kadar. Trump'a terkedilmiş, Trump'ın dostluğuna, ondan bulunacak meşruiyete terk edilmiş bir dış politika vardır ve Trump'a karşı son derece aciz, Amerika'ya sesini çıkartamayan bir Dışişleri ve o Dışişleri Bakanının imzaladığı bize göre utanç duyulması gereken bir Riyad bildirisi var. Bakın, elbette ki biz savaşa karşıyız, elbette ki İran'daki rejimin destekçisi değiliz. Ama burada uluslararası hukuktan, insan haklarından, Birleşmiş Milletler şartından, 51'inci madde gereğince ülkelerin meşru müdafaa hakkından vazgeçemeyiz. İran'ın kendisini savunmak için yaptığı, attığı füzelerle İran topraklarına atılan İsrail güdümlü füzeleri eşitlemek, denklemek ve böyle bir bildirinin altına Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olarak imza atmak utanılacak bir durumdur. Türkiye Cumhuriyeti sessiz kalmıştır, ezik kalmıştır, Barış Kuruluna oturarak yani Filistinlilerin topraksızlaştırılmasına, mülksüzleştirilmesine, özgürlüklerinin alınmasına izin verecek, Gazze şeridini tatil şeridine döndürecek bir kurula oturarak da aynı ezikliği bir kez daha sergilemiştir”