13.03.2026

Kayıhan Pala: Mahpuslar Sağlık Hizmetlerine Erişemeyerek İki Kere Cezalandırılıyor; Adalet ve Sağlık Bakanlığı Topu Birbirine Atıyor

CHP Sağlık Politika Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, cezaevlerinde sağlık hizmetlerine erişime ilişkin yapısal sorunlarla ilgili açıklamalarda bulundu. Kötü cezaevi koşulları ve sağlık hizmetlerine erişim engellerinin ek bir cezalandırma ve işkence aracı haline getirildiğini söyleyen Pala, “Mahpuslar, insan haklarına aykırı biçimde sağlık hizmetlerine erişemeyerek iki kere cezalandırılıyor. Sağlık, en temel insan hakkıdır. Tutukluların ve hükümlerin de bu haktan hiçbir ayrım gözetilmeksizin mutlaka yararlanması gerekir. Cezaevlerindeki sağlık söz konusu olduğunda Adalet Bakanlığı topu Sağlık Bakanlığına atıyor, Sağlık Bakanlığı topu Adalet Bakanlığı’na atıyor. Bu kabul edilemez” dedi. Cezaevlerinden uygulanan tecrit, kuyu tipi koğuş, çıplak arama, kelepçeli muayene gibi uygulamaların da insan haklarına aykırı olduğunu belirten Pala, BM İstanbul Protokolü’ne dikkat çekti.

19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın Saraçhane Parkı’ndaki buluşmalarının 28’incisi gerçekleştirildi. Buluşmaya katılan Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, cezaevlerinde tespit edilen sağlık hizmetlerine erişime ilişkin yapısal sorunlarla ilgili açıklamalarda bulundu. Pala şöyle konuştu:

"BUGÜN SAYILARI 400 BİNİN ÜSTÜNDEKİ MAHPUS BU ÜLKEDE HERHANGİ BİR SAĞLIK HAKKINA SAHİP DEĞİLLER"

"Cezaevinde bulunmak bir yasal sürecin sonucu olarak tutukluluk ve hükümlülük olarak karşımıza çıkabilir. Ama cezaevinde bulunduğu sırada buna ek olarak herhangi bir sağlık hizmetine erişiminin önünde engel bulunması insan haklarına aykırı bir durumdur. Ve bu durumu şiddetle protesto ettiğimizi, şiddetle kınadığımızı bir kez daha burada söylemek isterim. Birleşmiş Milletler ne diyor? Hapis cezasının açıkça gerektirdiği sınırlamalar hariç olmak üzere tüm mahpusların, İnsan Hakları Evrensel bildirgesinde belirtilen insan hakları ve temel özgürlükler ile ilgili hakları korunacaktır. Bugün maalesef sayıları 400 binin üstündeki bütün mahpuslar bu ülkede herhangi bir sağlık hakkına sahip değiller. Dolayısıyla içeride bulunmanın yarattığı olumsuz koşulların yanında bir de sağlıksızlığa mahkûm edilerek maalesef iki kez cezalandırılıyorlar.

"ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİN HİÇBİRİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMEDİ"

Cumhuriyet Halk Partisi geçen yıl İstanbul'da bu konuya ilişkin Cezaevleri ve Sağlık Çalıştayı düzenlemiş hem sorunları ortaya koymuş hem de çözüm önerilerini paylaşmıştı. Ama maalesef bu çözüm önerilerinin hiçbirinin hayata aktarılmadığı, gerçekleştirilmediği bir durumu birlikte yaşıyoruz. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese insan haklarının gerektirdiği gibi saygılı davranılmalıdır. Kapatılmak mahkeme tarafından verilmiş cezanın kendisi olabilir, ama kötü cezaevi koşulları ve sağlık hizmetlerine erişim engelleri ek bir cezalandırma veya işkence aracına asla dönüştürülemez. Bugün karşı karşıya kaldığımız durum maalesef böyledir.

KAPASİTE ÜSTÜ KOĞUŞ, TECRİT, KUYU TİPİ...

Resmî açıklamalara göre bugün toplam kapasitesi 34 bin 956 olan 403 hapishanede bu kapasitenin çok üzerinde 412 bin 991 mahpus tutuluyor. Biz biliyorsunuz milletvekilleri olarak sıklıkla cezaevlerini ziyarete gidiyoruz. Geçen aylarda yaşadığım bir olayı anlatayım size. Bir arkadaşımızla konuşuyoruz, genç bir arkadaşımız; 19 Mart'tan sonra tutuklananlardan birisi. ‘Nasılsın, sağlığın nasıl?’ diye sorduğumda dedi ki, '28 kişilik bir hücrede 59 kişi kalıyoruz'. Bir yandan tutukluluğun haklılığı, haksızlığı bir yana onu ayrıca hukuken tartışalım ama cezaevlerinde bu insanları 2’nci kez cezalandırmak asla kabul edilemez. İnsan haklarına da aykırıdır, mahpus haklarına da aykırıdır.

Ayrıca, buradan bütün Türkiye'ye seslenelim tecrit insan haklarına aykırı bir uygulamadır. Bizim arkadaşlarımız şu anda tecritle karşı karşıyadır. Tecrit mahpuslar için en önemli sağlıksızlık kaynaklarından biridir ve tek başına tecridin bile birçok sağlık sorununa yol açtığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bunun yanı sıra bazı arkadaşlarımız adı kuyu tipi diye adlandırılan olağanüstü tecrit koşullarının yaygın olduğu yerlerde tutuluyorlar. Bu da asla kabul edilemez. Bugün Türkiye'de niye kuyu tipi bir cezaevi inşa edilmiştir ve niye insanlar orada tutulur bunun yanıtını aramak ve bunları tamamen ortadan kaldıracak bir düzenlemeyi hayata geçirmek zorundayız.

"AĞIZ İÇİ VE ÇIPLAK ARAMA, KELEPÇELİ MUAYENE DAYATMASI..."

Cezaevlerinde çok fazla sağlık sorunu var. Biz artık çok ciddi hastalıkları olanları konuşmaktan aslında temel sorunları konuşmaya fırsat bile bulamıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nde bir yasal düzenleme var. Diyor ki Sağlık Bakanlığı, ‘Her yurttaş hasta olmasın, hastalığına bakılmaksızın her yıl bir defa sağlık kontrolünden geçecek’. Peki cezaevlerindeki tutuklular ve hükümler bu ülkenin yurttaşı değil mi? Bırakın hastalık dışında bir sağlık kontrolünden geçmesini, hasta olduklarında bir sağlık kontrolüne gitmeleri bile mümkün olamıyor. Bu koşulları mutlaka değiştirmemiz gerekir. Ayrıca, güvenlik gerekçesiyle sağlık hakkının ihlal edildiği başka koşullar var. Ağız içi ve çıplak aramadan tutun kelepçeli muayene dayatmasına kadar. Bunlar tedaviyi engelleyen uygulamalardır ve asla kabul etmiyoruz.

"HASTA SEVKİ SIRASINDA KULLANILAN RİNG ARAÇLARI ASLA BİR HASTANIN KULLANILMASI İÇİN UYGUN DEĞİL"

Hem Tayfun Kahraman’dan hem Murat Çalık’tan hem de benzer sorunları olan bütün tutuklu hükümlülerden Türkiye'nin gördüğü bir şey var; hasta sevki sırasında kullanılan ve asla bir hastanın kullanılması için uygun olmayan ring araçları. Bu ring araçları yerine sağlık koşullarına uygun, hastaların naklini güvenlik koşullarında sağlanan araçların getirilmesi lazım. 'Paramız yok' gibi gerekçeleri bugün artık kimsenin kabul etmediği çok ortadadır. ‘Saray’a harcanan paralar, şehir hastanelerine aktarılan paralar toplumun gözü önündeyken, hastaların hasta haklarını önleyecek şekilde ring arabalarına üstelik de kelepçeli olarak bindirilmek zorunda kalınması kabul edilebilir değil. Yine size cezaevleri çalıştayı sırasında duyduğumuz, bir avukatın anlattığı bir olgudan söz edeyim. Bir tutuklu tek ayağı yok, hastaneden sevki sırasında ring aracına kendisinin binmesini bekliyor güvenlik görevlileri. Bir an o tutuklunun en sevdiği insanlar olarak kendimiz onların yerine koyalım, böyle bir şeyi kabul etmek mümkün mü? Bizim bu ülkedeki bütün tutuklu ve hükümlülerin ikinci kez sağlık hakkına erişemeyerek cezalandırılmasına hep birlikte itiraz etmemiz gerekir.

"TÜRKİYE'NİN İMZA KOYDUĞU BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İSTANBUL PROTOKOLÜ'NÜN MUTLAKA UYGULANMASI GEREKİR"

Türkiye'nin de imza koyduğu, adı Birleşmiş Milletler İstanbul Protokolü olan bir protokol var. Bu protokolün mutlaka uygulanması gerekir. Cezaevi revirlerinde ya da başvurulan hastanelerde karşılaştıkları kötü muameleler, hastalara karşı özel yükümlülüğün yerine getirilmemesi, kelepçeli muayene dayatmaları, muayene sırasında kolluk kuvvetinin içeride tutulması ve hasta mahremiyetinin ihlali gibi mahpusların bize dile getirdiği hekimler ve sağlık hizmetlerine ilişkin çok sayıda sorunun çözülmesinin önünde bu protokole uyulması var. Bu protokole uyulması için Sağlık Bakanlığını, İçişleri Bakanlığını ve Adalet Bakanlığını hep birlikte göreve çağıralım. Çünkü tutuklu ve hükümlerinde hakları var. Bu haklara hep birlikte sahip çıkmamız gerekir.

“SAĞLIK BAKANLIĞI’NA BAĞLI HASTANE UZMANLARININ VERDİĞİ BİR KARARIN ADLİ TIP KURUMU TARAFINDAN KABUL EDİLMEMESİ SİZLERİN KABUL EDECEĞİ BİR ŞEY MİDİR?”

Cezaevlerinde çok ciddi sağlık sorunları var ama sağlık sisteminin en çöktüğü nokta, cezaevi koşullarında iyileşme olanağı bulunmayan tek başına hayatı idame ettiremeyen ağır hasta mahpuslar için infaz sistemiyle ilgili. Artık buradaki infaz sistemi bir iyileştirme değil, zamana yayılmış bir yaşam hakkı ihlaline dönüşüyor. Buradaki en önemli sorunlardan birisi de adında tıp geçtiği halde artık tıpla ilgisinin olmadığını bildiğimiz Adli Tıp Kurumu’dur. Türkiye'de şöyle bir şey yaşanıyor, artık çok ciddi sağlık sorunu olan bir hasta, örneğin belediye başkanımız sevgili Mehmet Murat Çalık hastalığı nedeniyle bir hastaneye sevk ediliyor, o hastane Sağlık Bakanlığı'nın bir eğitim araştırma hastanesi, orada heyet kendisine bir rapor veriyor. O raporla mahkemeye başvurduğunda ki tutukluluk sürecinde böyle bir sağlık kurulu raporuna ihtiyaç duyulmadığından bağımsız konuşuyorum. Diyor ki mahkeme, ‘Ben bunu Adli Tıp’a göndereceğim’. Gönderiyor, Adli Tıp bu kararı yok sayıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu asla bilimle, tıpla bağdaşmaz. Adli Tıp Kurumunu, özerk, şeffaf ve verdiği kararların tartışma yaratmayacağı bir kurum biçimine de ivedilikle dönüştürmemiz gerekir. Cumhuriyet Halk Partisi'nin sağlık programını düzenlerken bu konuya ilişkin de özellikle belirlediğimiz bir ana omurga var. Cumhuriyet Halk Partisi'nin sağlık sisteminde Adli Tıp Kurumu kapsamlı bir şekilde yeniden yapılandırılacak, evrensel ilkelere uygun, özerk, şeffaf bir kurum oluşturulacaktır. Aksi asla kabul edilemez.

“CEZAEVLERİNDEKİ SAĞLIK SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA ADALET BAKANLIĞI TOPU SAĞLIK BAKANLIĞINA ATIYOR, SAĞLIK BAKANLIĞI TOPU ADALET BAKANLIĞI’NA ATIYOR”

Cezaevlerindeki sağlık söz konusu olduğunda Meclis’teki komisyon toplantılarında da görüyoruz, Adalet Bakanlığı topu Sağlık Bakanlığına atıyor, Sağlık Bakanlığı topu Adalet Bakanlığı’na atıyor. Bu kabul edilemez. Sağlık söz konusu olduğunda birincil sorumlunun Sağlık Bakanlığı'nın olduğu ama Adalet Bakanlığı'yla eş güdüm içerisinde bir sistemin hayata geçirileceği bir sağlık programını Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında hep birlikte hayata geçireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin sağlık sisteminde ceza ve tutuk evlerinde sağlık hakkı ve sağlıklı bir yaşam en üst düzeyde gözetilecektir. Ağır tecrit ve sağlıksız yaşam koşulları ortadan kaldırılacak, nitelikli sağlık hizmetlerine eşit ve zamanında erişim güvence altına alınacaktır. Çünkü sağlık, en temel insan hakkıdır. Tutukluların ve hükümlerin de bu haktan hiçbir ayrım gözetilmeksizin mutlaka yararlanması gerekir."