04.05.2026

Evrim Rızvanoğlu: “Orman Yangınlarında Kontrol Kaybedildi; İktidar Sayı Sayıyor, Ormanlar Yanıyor!”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, orman yangını riskinin en yüksek olduğu Mayıs ayına girilmesiyle birlikte iktidarı sert bir dille uyardı. Son 6 yılda yanan orman alanlarının 7 kat arttığını ve yıllık ortalamanın 50 bin hektara dayandığını vurgulayan Rızvanoğlu; lise öğrencilerinin dahi dahil edildiği “gönüllülük sistemini” sorumsuzluk olarak nitelendirdi. Orman Genel Müdürlüğü bütçesinin sistematik olarak düşürüldüğüne ve ormanların maden projeleriyle parçalandığına dikkat çeken Rızvanoğlu, “Yangın sadece söndürülmez, yangın önlenir. İktidar ormanı korumayı değil, kullanmayı ve rantla yönetmeyi tercih ediyor” dedi.

CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında şu değerlendirmelerde bulundu:

Değerli Basın Mensupları, Mayıs ayına girdik. Orman yangını konusunda yılın en riskli dönemi resmen başladı. Bugün burada, orman yangınlarına karşı iktidarı bir kez daha uyarmak, alınmayan tedbirlere dikkat çekmek ve kamuoyu adına gerekli soruları sormak için bir araya geldik. Hepiniz hoş geldiniz.

YANGINLARDA 7 KATLIK KORKUNÇ ARTIŞ

Değerli Basın Mensupları, iktidar orman yangınlarında kontrolü kaybetti. Her yıl aynı acıları yaşamamıza rağmen gerekli önlemler zamanında alınmıyor, uzmanların uyarıları dikkate alınmıyor, kamuoyu ise ancak felaket büyüdükten sonra bilgilendiriliyor. Her sene sil baştan aynı hikâye.

Bakın, veriler çok net. 2010–2019 yılları arasında, yıllık ortalama 7 bin 330 hektar orman yanıyordu. Bugün geldiğimiz noktada, son 6 yılın ortalaması 49 bin 625 hektar yani 50 bin hektara dayanmış durumda. Yaklaşık 7 katlık bir artıştan bahsediyoruz. Bu neyi gösteriyor? Yangınların sadece sayısının değil, etkisinin büyüdüğünü; müdahalenin değil, tahribatın hızlandığını. Ama burada kritik bir noktayı özellikle vurgulamak isterim. Yangın riskini yalnızca iklim koşullarıyla açıklamak da mümkün değil. Evet, iklim değişikliğinin yangınları büyüten bir çarpan etkisi var. Bu şüphesiz. Ama bu tabloyu büyüten asıl neden, iktidarın yıllardır orman yangını gerçeğini ciddiyetle ele alamamış olmasıdır.

“LİSE ÖĞRENCİSİNDEN YANGIN GÖNÜLLÜSÜ OLMAZ!”

Değerli Basın Mensupları, Tarım ve Orman Bakanı 27 Nisan’da düzenlediği basın toplantısında orman yangınlarıyla ilgili alınan tedbirlerden bahsetti. Bu toplantıda “Orman Yangını Gönüllü sistemini” öyle bir anlattı ki, bu iktidarın neden yangınları önleyemediğini bir kez daha anlamış olduk. Toplantıda, 138 bini aşkın orman yangını gönüllüsünün sahada yangınlarla mücadeleye destek olacağını söyledi. Biz de baktık, araştırdık. Bu gönüllüler arasında lise öğrencileri bile var. Evet, yanlış duymadınız. İnsanlara, şehir merkezlerinde “iki günlük” eğitimler veriliyor, ardından bu kişilere “gönüllü” statüsü kazandırılıyor ve sonra yangın sahasına yönlendiriliyorlar.

Bakın şunu açıkça söylemek zorundayız: Yangınla mücadele sayı işi değildir, bu iş uzmanlık işidir. Ama iktidar ne yapıyor? Sayı büyütüyor, rakam açıklıyor, algı yönetiyor. Bu yaklaşım maalesef tam bir sorumsuzluk örneğidir. Çünkü yangın sahası iyi niyetle girilecek bir yer değildir. Eğitim ister, deneyim ister, disiplin ister. Elbette vatandaşlarımızın dayanışma duygusu, fedakârlığı ve yardım etme isteği son derece kıymetlidir. Ancak hazırlığı olmayan insanları yangın hattına sürmek, insan hayatını riske atmaktır. Örneğin, geçen sene Temmuz ayında Eskişehir’de çıkan orman yangınında bunun bedelini çok ağır ödedik. 10 şehidimizin yarısını gönüllü olan vatandaşlarımız. Üstelik bu bildiğimiz bir veri. Çünkü yangınlara katılan gönüllülerin, yurttaşların ve öğrencilerin sayısına dair sağlıklı ve sistemli bir kayıt tutulmuyor. Ve maalesef bugün aynı anlayış devam ediyor.

ÖNLEME STRATEJİSİ VE PERSONEL YETERSİZLİĞİ

Açık konuşalım; bu bir kapasite oluşturma politikası değil, bu bir sayı üzerinden başarı hikâyesi yazma çabasıdır. Ama orman yangınları rakamlarla, algılarla söndürülemez. Yangınlar eğitimli, hazırlıklı ve koordineli ekiplerle söndürülür. Dolayısıyla bugünkü haliyle “gönüllülük sistemi” çözüm değil; aksine yeni riskler üreten bir yaklaşımdır.

Gönüllülük sistemindeki bir başka temel sorun ise yereldeki müdahale kapasitesinin zayıflatılmış olmasıdır. Şimdi , orman yangınıyla ilk karşılaşan kim değerli arkadaşlar? Şehirdeki ekiplerin olmadığı kesin, lise öğrencileri hiç değil; tabii ki orman köylerinde yaşayan insanlar yani yangınla ilk mücadeleyi aslında o bölgede yaşayan yurttaşlar veriyor. O zaman ne yapmamız lazım? Bu sistemi masa başında değil, sahaya göre kurmamız lazım. Ormanı bilen, o coğrafyada yaşayan insanları merkeze almamız lazım. O halde yapılması gereken çok açık: Gönüllülük sistemi yeniden kurulmalı, uzun süreli ve nitelikli eğitim süreçleri oluşturulmalı, gönüllüler sadece mü-da-ha-le için değil, yangın önleme süreçlerinin de parçası haline getirilmeli. Ve en önemlisi ormanla iç içe yaşayan, o alanı tanıyan yurttaşlarımız bu sistemin merkezine alınmalı.

Ancak mesele yalnızca yangına müdahale etmek de değildir. Asıl mesele, yangın çıkmadan önce gerekli önlemleri alabilmektir. Çünkü yangın sadece söndürülmez, yangın önlenir. Fakat bakanın açıklamalarının geri kalanına baktığımızda, bugün önleme tarafının da maalesef son derece zayıf bırakıldığını görüyoruz. “Önlem alındı” deniyor; ama nerede alındı, ne kadar alındı, nasıl alındı? Buna dair açık, şeffaf, denetlenebilir bir veri yok.

Bir de Sayın Bakan’ın “3 bin personel artırdık” açıklaması gelmek istiyorum. Evet, bu olumlu bir adım ama yeterli değil. Çünkü bu personelin niteliği belirsiz. Kadrolu mu, geçici mi, sözleşmeli mi olduğu açıklanmıyor. Nerede görev yapacakları, kaçının gerçekten yangın hattında olacağı bilinmiyor. Yani sayı artıyor ama kapasitenin gerçekten artıp artmadığını bilmiyoruz. Oysa yangınla mücadelede belirleyici olan şey sayı değil, sahaya yansıyan etkinliktir. Ve bu etkinliğin temeli eğitimdir. Uzmanlar uyarıyor, “yangın işçileri maalesef yeterli ve ortak bir eğitimden geçirilmiyor” diyor. Bu yüzden eskiden olduğu gibi “Buca Yangın İşçi Eğitim Merkezi” bir an evvel etkin hale getirilmeli. Gecikme lüksümüz yok çünkü eğitim sadece yangın anına hazırlık değil aynı zamanda yangın riskini azaltmanın, doğru planlama yapmanın ve süreci yönetmenin temelidir. Nitekim 12. Kalkınma Planı Özel İhtisas Raporları da bunu açıkça ortaya koyuyor: “Araç, gereç ve personel artırılmalı; başarı kriterleri yalnızca yangın anına göre değil; yangın öncesi, yangın süreci ve sonrası birlikte değerlendirilmelidir” diyor. Yani asıl mesele, yangın riskini daha ortaya çıkmadan azaltabilmek ve gerekli önlemleri zamanında alabilmektir.

Bunun için de eğitimli, standartlaştırılmış ve birlikte çalışabilir bir personel yapısı kurulmadan, gönüllülük sistemi gerçek bir kapasiteye dönüştürülmeden, önleme mekanizmaları güçlendirilmeden, yangına dirençli bir toplum kurulmadan bu mücadelede başarı sağlanamaz.

ORMANLAR MADEN VE RANT KISKACINDA

Yangınların kangren hale gelmesinin bir de yapısal tarafı var. Bu iktidar ormanları gerçekten koruyor mu? Maalesef hayır. Ormanların korunması için değil madencilik, enerji projeleri, turizm yatırımları ve imara açılması için sistemli bir politika yürütülüyor. 2023’te 17 bin 733 hektar olan ormancılık dışı kullanım, 2024’te 23 bin 53 hektara çıkmış. Bu ne demek? Ormanın dengesi bozuluyor, doğal yapısı parçalanıyor, ormanla uyumlu olmayan müdahaleler artıyor. Ormanı bölerseniz, yollar açarsanız, enerji hatları geçirirseniz, madenciliğe izin verirseniz; sadece alan kaybetmezsiniz, ormanın bütünlüğünü zayıflatırsınız, ekosistemin kendi kendini koruma kapasitesini düşürürsünüz. Ve o alanlara, ormanı tanımayan, yangın riskine karşı hazırlığı olmayan bir insan hareketi girer. İşte o noktada yangın riski azalmaz. Tam tersine büyür. Üstelik, bununla da kalınmıyor. “Süper izin” düzenlemeleriyle, bu müdahaleler kolaylaştırılıyor. Yetmiyor, milli parklar bile çıkarttığınız kanunlarla kullanıma açılıyor. Yani korunması gereken alanlar korunmuyor tam tersine, adım adım kullanıma açılıyor.

BÜTÇE DÜŞÜYOR, SORUMLULUK VATANDAŞA ATILIYOR

Açık konuşalım; bu iktidar, ormanı korumayı değil ormanı kullanmayı tercih ediyor. Doğayı kamu yararıyla değil rant baskısıyla yönetiyor. Sonuç ne oluyor? Parçalanmış ormanlar, zayıflamış ekosistemler, artan insan baskısı ve büyüyen yangın riski. Bütün bu tabloyu bir de merkezi yönetim bütçesi üzerinden okuyalım; risk artıyor, yangınlar büyüyor, müdahale ihtiyacı her yıl daha da yükseliyor. Peki buna karşılık iktidar ne yapıyor? Kaynaklar aynı ölçüde artırıyor mu? Ormanları korumaya öncelik veriyor mu? 2019’da Orman Genel Müdürlüğü’nün payı özel bütçeli idareler içinde yüzde 4,48. 2024’te bu yüzde 2,55’e kadar düşüyor. 2026 için ise yüzde 3,44… Hâlâ yeterli değil. Yani yangın tehdidi artarken, iktidar ormanı koruyacak kapasiteyi aynı ölçüde güçlendirmiyor. Halkın bütçesini halkın ormanlarını korumak in kullanmıyor! Bunun yerine ne yapılıyor? Halkı suçlamayı tercih ediyorlar. Çözüm üretmek yerine sorumluluk vatandaşa doğru itiliyor.

“Yangınların yüzde 91’i insan kaynaklı” deniyor. Ama orman genel müdürlüğünün faaliyet raporlarına baktığınızda geçen yıl gerçekleşen 3 bin 224 yangının 1.012’sinin nedeni bilinmiyor.
81 bin 473 hektarlık kaybın ise 37 bin 626 hektarında sebep belirsiz. Dolayısıyla mesele vatandaşın davranışına indirgenemez. Bu, kamusal sorumluluğu görünmez kılmaz. Tam tersine planlama eksikliğini, denetim zafiyetini, önleme kapasitesindeki yetersizliği işaret eder. Buradan bir kere daha soruyoruz: Siz, yangınların gerçek nedenlerini ortaya koymak için ne yapıyorsunuz? Sebebini bilmediğiniz bir riski nasıl yöneteceksiniz? Nasıl önleyeceksiniz?

CHP’NİN ÇÖZÜM VİZYONU

Bu ülkenin ormanları sahipsiz değil. Bu ülkenin ormanları kaderine terk edilecek alanlar hiç değildir. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bakış açımız nettir. Yangınla mücadele; yangını önlemek, hazırlıklı olmak ve süreci bilimsel yöntemlerle yönetmektir. Orman politikası ise rant anlayışıyla değil, kamu yararı anlayışıyla yürütülmelidir. Bu yüzden diyoruz ki; önleme politikaları güçlendirilmeli, eğitimli ve kadrolu ekipler oluşturulmalı, gönüllülük sistemi bilimsel ve güvenli hale getirilmeli, orman köylüsü sürecin asli aktörü olmalı, kırsalda yangın kültürü tekrar yaratılmalı ve en önemlisi ormanların amaç dışı kullanımına verilen izinler istisna değil, sıkı denetime tabi olmalıdır.

Bugün alınmayan her önlem, yarının felaketine dönüşmektedir. Kaybedilen her hektar orman, yalnızca doğanın değil; bu ülkenin ortak geleceğinin kaybıdır. Bu nedenle ormanları korumak bir tercih değil, devletin en temel sorumluluklarından biridir. Biz, ormanlarımızın rant uğruna değil, gelecek kuşaklar için korunması gerektiğini savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bu ülkenin ormanları sahipsiz değildir. Ormanlar milletindir, gelecek nesillerindir ve hepimizin ortak emanetidir.