08.03.2026

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel: “Fatmanurlar Ölmesin Diye En Caydırıcı Tedbirleri Alacağız”

“KADINLAR, EN KARANLIK ZAMANLARDA BİLE DİRENCİ VE MÜCADELESİYLE UMUDU AYAKTA TUTANLARDIR”

“KADIN KOTAMIZ YÜZDE 20’DEN YÜZDE 33’E ÇIKTI, ÜÇ KURULTAY SONRA YÜZDE 50 EŞİT TEMSİL HEDEFLİYORUZ”

“CUMHURİYET HALK PARTİLİ CUMHURBAŞKANI’NIN İLK İŞİ, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ YENİDEN ONAYLAMAK OLACAK”

“EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET UYGULAMASIYLA, KADIN EMEĞİNİN ERKEĞE GÖRE YÜZDE 20 EKSİK ÜCRETLENDİRİLDİĞİ DÜZENİ KALDIRACAĞIZ”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Eskişehir’de gerçekleştirilen “Katlamak Zorunda Değilsiniz Çare Eşitlikte” 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Programına katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Bu ülkenin emeğini omuzlarında taşıyan, bu ülkenin umudunu büyüten ve yan yana durduğu, birlikte yol yürüdüğü, hak mücadelesi verdiği kadınlarla birlikte hepimizin geleceğe dair olan umutlarını büyüten Türkiye’deki tüm kadınları, kadın hareketini, kadın örgütlerine ve ayrı ayrı tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şöyle konuştu:


“KADINLAR BU ÜLKENİN YARINLARINI KURANLARDIR”

“Sizler en karanlık zamanlarda bile direncinizle, mücadelenizle umudu ayakta tutanlarsınız. Tarlada, fabrikada, ofiste üreten ve alın teri döken, aynı zamanda evinde görünmeyen emeği ile bu ülkenin yarınlarını kuranlarsınız. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü hem kendi adıma bir birey olarak, Özgür Özel olarak; hem de Cumhuriyet’in kurucu partisinin Genel Başkanı olarak kutluyorum. İyi ki varsınız. Kadın Kolları Genel Başkanımız bugünü Eskişehir’de geçirmeyi önermişti. Bundan iki yıl önce de yine Eskişehir’de seçim takvimi sırasında günde üç, dört, beş miting yaptığımız günlerde 8 Mart’ta mitingimizi Eskişehir’de yapmıştık. O gün Eskişehir’e şöyle demiştim; ‘Zor bir göreve talip olan birisi var. Çünkü Yılmaz Büyükerşen gibi efsane bir rektörden, efsane bir belediye başkanından sonra bu göreve Eskişehir’de bir kadın talip. O çok zor bir göreve talip ama biz ona çok inanıyoruz, çok güveniyoruz. Onu size emanet ediyoruz.’ Eskişehir sevgili Ayşe Ünlüce’ye sahip çıktı, destek verdi. O günden sonra da Eskişehir’de hem Eskişehirli kadınların desteğiyle, hem erkek belediye başkanlarımızın, hem kadın belediye başkanlarımızın desteğiyle omuz omuza bu çok zor yükü omuzladı. Hem Eskişehir’de, hem Türkiye’de, hatta verdiğimiz görevlerle Avrupa Konseyi’nde Yerel Yönetimler Türkiye Delegasyonu’nun da başkanı olarak bizim kendisine duyduğumuz güveni, inancı hiç boşa çıkarmadı. Güçlü bir kadın olarak hepimizi gururlandırdı. Ben onun şahsında Eskişehir’e teşekkür ediyorum.”

“KADIN BELEDİYE BAŞKANI SAYIMIZ 3,5 KAT ARTTI”

“Biraz önce de söylendi; 1857’de 129 kadın işçinin yaşamını yitirmesi, o günden sonra bugünün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasına sebebiyet verdi ve kutlanıyor. Dünyadaki kadın hakları mücadelesi büyük badirelerden geçti. Ülkemiz ise Cumhuriyet‘le birlikte bu alanda bir devrim yaptı. Bana biraz önce çok değerli sunucu arkadaşımız güzel şeyler söyledi ama yaptığımız her şey ülkenin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetidir, emanetidir. 100 yıl sonra 2026 yılında, 2024 yılında kadınlara önem vermek, kotaları uygulamak, yüzde 33 olan kadın kotasını kademeli olarak yüzde 50’ye çıkartmak ya da partideki kadın belediye başkanı sayısını 3.5 kat artırmak elbette ana göre kıymetlidir. Ama 100 yıl önce daha dünyanın en gelişmiş ülkeleri bu hakları tanımazken kadına 1930’da yerel yönetimlerde, 1935’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde seçme ve seçilme hakkını tanıyıp, 1935’te 18 kadın milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsilini sağlamak dünyanın en devrimci işidir. Dünyanın en büyük devrimcisinin hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı topraklara zincirle bağlı kalıp, diğer yarısının göklere yükselebilmesi?’ derken bir kere toplumun tüm alanlarındaki eşitlik ihtiyacına vurgu yapıp, kadınları bir yerde bırakıp da ülkenin bir yere gitmeyeceğini büyük bir kararlılıkla ve çok önemli bir vizyonla ortaya koymuştur.”

“100 YIL ÖNCE BAŞLAMIŞ DEVRİMİN GECİKMİŞ ADIMLARI…”

“Biz bugün toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için ne söylersek, ne yaparsak 100 yıl önce başlamış bir devrimin çok gecikmiş adımlarını tamamlama telaşı içinde olduğumuz için yapıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak eşit temsile inanıyoruz. Kadın kotası, Cumhuriyet Halk Partisi’nde yüzde 20’den yüzde 33’e çıkmıştı. Tüzüğümüze bunu her yaptığımız kurultayda bir adım ileriye giderek üç kurultay sonra, yani iki, üç yılda bir yapıldığına göre altı ila 10 yıl içinde yüzde 50 eşit temsil sağlamayı koyduk ve oybirliği ile geçirdik. 2019’da kadın belediye başkan sayımızı 3.5 kat artırdık. Öyle bir durumdaydık ki İzmir gibi bir şehirde bile Cumhuriyet tarihimiz itibarıyla 30 ilçemiz var, daha önce daha azdı tabii. Bütün ilçelerde toplam sadece altı kadın belediye başkanı seçilmişti bütün partilerden. Biz son seçimde dokuz kadını aday gösterebildik ve sekiz kadın İzmirliler tarafından göreve getirildi. Yeterli değildir, eksiktir. İzmir’de 30’da 15 olmadıkça o eksiktir. Türkiye’de bu işin yarı yarıya temsiliyet rakamı yakalanmadıkça eksiktir. Nüfusu 300 binin üzerinde olan metropol ilçelerde; Adana’da Seyhan‘ı, Denizli’de Merkezefendi’yi, İzmir’de Karşıyaka, Konak ve Karabağlar’ı, Kocaeli’nde İzmit’i, İstanbul’da Maltepe, Üsküdar ve Bakırköy’ü kadın belediye başkanları yönetmektedir. Bu geçmişe göre atılmış çok önemli, çok kararlı bir adımdır. Ama yarısı kadın, yarısı erkek olana kadar eksiktir, kararlılıkla düzeltmeye muhtaçtır.”

“BURADA BİLE OYA TEKİN’E SUÇ ATFEDİLİYOR”

“Tabii buradan Ayşe Ünlüce ile birlikte Tekirdağ Belediye Başkanımızı selamlayalım. Yine burada bulunan Bilecik’in çok değerli Başkanımızı selamlayalım. Bir selam daha yollayalım; Adana’nın Seyhan Belediye Başkanı Avukat Oya Tekin. Suçlanıyor. Aslında hiçbir suçunun olmadığı ortada. İddia bile ‘Efendim sen belediye başkanısın. Eşin filanca ile…’ Ki o da doğru değil, onun da bir kumpas olduğu söyleniyor. ‘Eşin falancayla oturmuş bilmem nerede görüşmüş…’ Burada bile, iddia eden bile Oya Tekin’e eşinin yaptığı bir görüşmeden dolayı suç atfedip onun üzerinden kendisini aylardır yetkisiz bir şekilde… İddia Adana’da, Oya Tekin İstanbul Silivri’de tutuklu bulunuyor. Buradan Oya Tekin’e ve Silivri zindanlarında tutulan Ekrem Başkanımıza ve tüm arkadaşlarımıza selam yollayalım.”

“İFTİRACILAR İÇİNDE TEK BİR KADIN YOK”

“Bir de buradan bir gerçeğin altını çizmek lazım. Bunu bir erkek olarak yapmak bana düşer. Aslında bugün burada o kadar güzel, o kadar doğru konuşmacılar vardı ki en yanlış ikisinden biri benim, biri Talat, İl Başkanımız. Bu kürsüde bugün kadınlar çok doğru şeyler söyledi. Ama bunu söylemek bana düşer. İstanbul Büyükşehir davası yarından itibaren görülecek. Bu davada suçlanan kişinin suçu, Recep Tayyip Erdoğan’ı ve partisini her girdiği seçimde yenmiş olmak ve ona hiç yenilmemiş olmak. Cumhuriyet Halk Partisi'nin suçu da yapılacak ilk seçimlerde iktidara gelmek üzere emin adımlarla yürüyor olmak. Bunu durdurmak isteyen anlayış, bir siyasetçiyi İstanbul’a Yargı Kolları Başkanı olarak yolladı. Yani kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla ana kademesi ile baş edemeyeceğini gördü. Geçmişte de çok hatalı kararlar veren, berbat kararlar veren, verdiği kararlar Anayasa Mahkemesi tarafından oybirliği ile hak ihlali görülen birini oraya koydu. Sonra da tekrar onu siyasete çağırdı. O kişi gitti orada, hukuku katletti. Şimdi söyleyeceğim ve ‘Bana düşer’ dediğim kısım buradan sonrası. Şöyle bir yol izlediler. Herkesi topladılar, özellikle de Ekrem Başkan’a yakın çalışanları ve özellikle zulmederek Ekrem Başkan’a karşı ifade vermek için insanları aldılar evlatlarıyla tehdit ettiler, aileleriyle tehdit ettiler. Önlerine kağıtlar koydular ‘At imzayı, çık dışarı’ dediler. ‘Dediğim gibi ifade verirsen.’ Vallahi Ekrem Başkan’ın dost, arkadaş bildiklerinden ya da liyakatli, dürüst bildiklerinden ‘Buradan yıllarca çıkamazsın. Ama Ekrem Başkan’a iftira atarsan, arkadaşlarına iftira atarsan dışarı çıkarsın’ deyip imzalar atıp dışarı çıkanlar oldu. İftiracılar oldu. Şimdi iddianamede bu iftiraların kanıtları, delilleri yok. O iftira edenler, hem inşallah hukuk önünde bu dünyada, hem öbür dünyada en ağır şekilde bu iftiranın cezasını çekecekler. Olmayanı olmuş gibi anlatan, imzayı atıp iftira atan dışarı çıkan, hatta bugün bir tanesi iktidara yakın bir gazetede bir sayfa röportaj vermiş. Yazın ilk tutuklandığında ‘Ya bu yaz denize girecek miyiz?’ deyip sonra iftira atıp o savcının izniyle yazlığında Bodrum’da ev hapsinde duranlar oldu. Bak buradan bunu söylemek bana düşer. 450 kişi yargılanıyor ya en ağır baskıları da kadınlara çocukları üzerinden yaptılar. İftiracılar içinde bir tane kadın yok arkadaşlar, bir tane kadın yok.”

“SEKİZ AYDIR DİRENİYORLAR, SAYGIYLA EĞİLİYORUM”

“Açın bakın ne kadınlar gördüm, biri geçen hafta Aziz İhsan Aktaş davasında serbest kaldı. Yaz boyunca ağladı Silivri Kadın Cezaevinde. İftiracıların beyanlarına ağladı, kendisine atılan iftiralara ağladı. İlk mahkemede suçsuzluğu çıktı, şimdi dışarıya çıktı. Hüngür hüngür ağladı, önüne ittirilen kağıda bir tane imza atmadı. Kadınlara şöyle yaptılar. ‘Eşinden ayrılmışsın.’ ‘Ayrıyım efendim.’ ‘Çocuk?’ ‘12 yaşında efendim.’ ‘Sensiz ne yapacak?’ ‘Suçum yok bırakın gideyim efendim.’ ‘At imzayı git çocuğunun yanına.’ Öbürüne ‘İki tane kızım var biri yurtdışında biri burada falan.’ ‘Kim bakacak?’ ‘Vallahi annemden başka kimse yok.’ ‘Kaç yaşında?’ ‘78.’ Ellerinden öperim Kadriye teyzenin. ‘At imzayı al çocuklarını.’ ‘Nasıl atayım? Ben yalan atamam, iftira atamam. Öyle olmadı ki.’ ‘Bu ihaleyi buna vermişsiniz.’ ‘Ben yazdım, en iyi ihaleyi yaptım, en doğru şekilde yaptım, o kazandı.’ ‘Öyle deme sen yine, şöyle de. Ekrem Bey söyledi ihaleyi buna ver diye de. Sen çık Ekrem yatsın.’ ‘Ben bu yalanı atamam’ dedi. Bunu yapmayanlar dedi ki sonra buna ‘O zaman sana iyi yolculuklar.’ Öyle deyince sandı ki beni Çağlayan’dan Silivri’ye gidiyorum diye ‘İyi yolculuklar’ dedi savcı. Silivri’ye gitti doktora götürdüler. Niye? ‘Yolculuğun var.’ Ertesi sabah birini Gebze’ye, birini Düzce’ye, birini Bolu’ya, birini Afyon’a… İftira atmayan kadınları 26 kişilik koğuşa 40’ncı kadın olarak yerde yatmaya, sekiz aydır direniyorlar o iftirayı atmıyorlar. Önlerinde saygıyla eğiliyorum. Kerameti kendinde arayıp, Ekrem Başkan’ın gölgesinde yürüyüp, orada burada belki de kendisi bazı namussuzluklar yapıp imzayı atıp kendini kurtarıp, masumları yakan namussuzların hepsi maalesef bizden çıktı. Bütün kadınların önünde söylüyorum ki bir tane sizden çıkmadı. Hepsini helal olsun.”

“GAZİ, 18 KADIN MİLLETVEKİLİNİN ÖNÜNÜ AÇTI, BİZ O RAKAMA YENİ YETİŞTİK”

“Bu kadın erkek eşitliğinin, siyasetteki eşitsizliğin en derin hatlarından bir tanesi bugün Türkiye’yi yönetenlerin nasıl tercihler yaptığında görülüyor. Tabii Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki koltuğu var. Birinde ben oturuyorum, birinde Recep Tayyip Erdoğan. Maalesef. Cumhurbaşkanı, ilk Cumhurbaşkanı daha 1935’te Meclis’e 18 kadın milletvekili seçilmesinin önünü açarken, o rakamlara daha yeni yeni yetiştik, geçtik. Yeni, uzun süre yakalanamadı o rakamlar. Şimdi ülkeyi yönetirken Erdoğan’ın kabinesinde 18 tane bakanlık var. Bir bakan, o da kadından, aileden sorumlu bakan sadece kadın bakan. Gerisi erkek. Ben hep kadın bakanın, aile bakanlığının arkadaşlara derim. ‘Bütçede aile bakanına, kadın bakanına eleştiri olur, sakın sertlik yapmayın. Çok önemli bir görev görüyorlar. Kırmayın, üzmeyin.’ Saygı da duyuyorum. Bütün eksikliklerine rağmen yine ayrı bir yere koyduk hep. Bir tek bakan aileden sorumlu, kafaya bakın. Yani 18 bakandan ve bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı 19 kişiden, sadece aile bakanını kadın yapıyor. Çünkü kafada öyle kodlamış. ‘Kadının yeri aile, evi, bu. Sen dış işlerinden, iç işlerinden, kültürden, sanattan, turizmden hiçbirinden anlamazsın. Sen sadece aileden anlarsın. Evde, ailede oturacaksın. Çocuk doğuracaksın, büyüteceksin, orada olacaksın. Siyasette de sadece aileye sen bakacaksın.’ Biz geçmişte gölge kabine yaptık, dokuzu kadındı dokuzu erkekti. Şimdi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde bir politika kurulu başkanlıkları yaptık altı tanesi kadın, iki tane de koordinatör arkadaşımız, sekiz arkadaşımız çalışıyor orada. Size şunu söyleyeyim. Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden Cumhuriyet Halk Partisi yönettiğinde, kadın bakan olacak ama sadece aileden değil, yetenekleriyle, birikimiyle hangi bakanlığı kadın yönetmesi gerekiyorsa orayı kadın yönetecek. Ayrıca şunu da söyleyelim. Aile ve sosyal politikalar zaten sosyal politikalar çok önemli ve bizim özellikle biraz önce söylendiği gibi Temel Vatandaşlık geliri diye iş bulamadığımız herkese bu ülkenin onurlu birer vatandaşı olmak için Temel Vatandaşlık geliri vereceğiz. Kimseyi açlığa, sefalete, barınma sorununa, hiç kimsenin çocuğunu hayata kapatamayacağı kadar bir farklı arkadan başlamaması için gerekeni yapacağız. Ama bu aile ve sosyal politikaların, sosyal politikalar bir yerde olacak, bakanlığın adı da Kadın ve Eşitlik Bakanlığı olacak.”

“KADINLARIN HAYATINI DEĞERSİZLEŞTİREN BU DÜZEN KATLANILABİLİR DEĞİL”

“Diğer taraftan aile meselesini, geçtiğimiz yıllarda emekli yılıydı emeklinin canını okudular. Şimdi aile yılı yaptılar. Aileler büyük bir yoksullukla, işsizlikle, genç işsizliğiyle, kadın işsizliğiyle karşı karşıyalar. Ve maalesef Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Küresel Cinsiyet Uçurumu raporuna göre; kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliğin kapanması için dünya genelinde 130 yıla ihtiyaç olduğu söyleniyor. Türkiye’de tablo çok daha ağır. Dünya Ekonomik Forumu'nun Küresel Cinsiyet Eşitliği raporunda 148 ülke arasında maalesef bu iktidarın yönettiği ülkemiz 135’nci sırada. 135’nci. Bizim önümüzdeki üç ülkenin isimlerini söyleyeceğim. Bakın gerimizde değil, cinsiyet eşitliğinde önümüzdeki üç ülke: Suudi Arabistan, Papua Yeni Gine ve Umman Türkiye’nin önünde toplumsal cinsiyete eşitliğinde. Bugün Türkiye’de kadınlar yoksulluğun en ağır yükünü çekiyorlar. Ülkemizde 15-24 yaş arası 1 milyon 889 bin kadın ne eğitimde ne istihdamda. Yani bu genç kadın nüfusunun yüzde 34’ü demek. Ne okuldalar ne de işe yerleştirilmişler. Evde oturuyorlar ev gençleri olarak, yüzde 34. Geniş tabanlı verilere göre kadın işsizliği yüzde 40. Yani TÜİK kendi hesaplarında geniş tabanlı işsizlikte kadın yüzde 40. Ne demek geniş tabanlı işsizlik? İşsiz olan, iş aramadan yılmış olan ya da iş arasa da bulamama umuduyla ‘İşim olsa çalışırım’ diyen ama çalışmayan ya da hak ettiği gibi bir işte değil, kısa zamanlı, gündelik, bölük pörçük işlerde çalışan. Belli bir yaşın üzerindeki kadınların üçte birinin hiçbir geliri yok, hiçbir geliri. Çalışan kadınların ise yüzde 30’u kayıt dışı çalışıyor. Hal böyle olunca da işsizlik büyük sorun. Ama kadın işsizliği çok daha büyük bir sorun. Kayıt dışı çalışma Türkiye’de sorun, ama kadınların kayıt dışı çalıştırılması çok daha büyük bir sorun. Bir yandan da maalesef iş cinayetleri ve orada kaybettiğimiz kadınlar var. Kayıt dışılık Kocaeli Dilovası’ndaki gibi kadınlara ölüm getiriyor. Dilovası yangının üzerinden 120 gün geçti. Üçü daha çocuk, altı kadın işçimiz göz göre göre can vermişti. İŞKUR binasının hemen yanında, daha önce şikayet edilmiş kaçak parfüm üreten ve sermayesi yine AK Partili bir iş adamına dayanan, o yüzden denetlenmeyen, o yüzden şikayet edildiği halde gidilip basılmayan ve sonra çıkan yangında altı kadının hayatını kaybettiği o acı olay. Dilovası’nda ölen altı kadın işçimizle birlikte, geçen yıl kaybettiğimiz kadın işçi sayısı 138. Yani her ay 12 kadın işçimizi tedbirsizlik nedeniyle kaybediyoruz. Diğer yandan ise iş cinayetleri bir yanda, erkeklerin işledikleri cinayetlerle maalesef Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun rakamlarına göre geçtiğimiz yıl 653 kadın cinayet ya da şüpheli ölüm nedeniyle yaşamını kaybetti. Geçen yıl ilk kez, şüpheli kadın ölümü sayısı cinayet sayısını geçti. Aslında şüpheli kadın ölümü diye bir şey yoktur. Aydınlatılmayan dosyalar, korunan failler, sistemin koruduğu failler var. Aydınlatılmayan dosya diye söylendiğinde, bu tablo yıllardır sürdürülen cezasızlık politikalarının bir sonucudur. Kadınların hayatını değersizleştiren bu düzen katlanılabilir ve sürdürülebilir değildir. İktidara geldiğimizde yalnızca kadınları koruyan mekanizmaları güçlendirmekle kalmayacağız, failleri, azmettirenleri ve bu cezasızlık düzenini kuranları hukuk önünde hesap verir hale getireceğiz. Devletin en temel görevi kadının yaşam hakkını korumaktır.”

“KADIN CİNAYETLERİ BİR TEK O YIL GERİLEMİŞ”

“Ben bir çok yerde anlatıyorum. ‘Ya bu AK Parti hiç mi iyi bir iş yapmadı?’ diyene, ‘Yaptı’ diyorum. Hatta bana bir nazar boncuğu ver ‘Onu AK Parti‘ye takacaksın’ dersen aha gel takıyorum diye İstanbul Sözleşmesi’nden dolayı ‘Bu işi doğru yaptınız’ diyeceğim tek iş oydu. İstanbul Sözleşmesi İstanbul’da, İstanbul’un adını anarak, adını alarak kabul edildi bütün dünya ülkeleri tarafından. Biz hemen açıklama yaptık. ‘Meclis’e hemen getirin oy verelim’ diye. Ve İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında kabul edildi, biz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak iki elimizi birden kaldırmıştık destek vermek için, AK Parti’nin döneminde yapılan bir işe. Ve 2011 yılı öyle bir yıl ki kadın cinayetlerinin geriye düştüğü ilk yıl oldu. Ve tek yıl oldu maalesef. Neden olduğunu söyleyeyim. Hepinizi hatırlayacaksınız. Eskiden kapkaç diye halen olan ama şimdi milyonda bir olan, binde bir olan ama eskiden her gün yaşanan motorlu kapkaç olayları vardı. Kadınların kolundaki çantayı kapar, bazen bırakmayan bazen kolu takılan kadın yerlerde sürüklenir. Yapanlar yakalanır, bu kapıdan girer bu kapıdan çıkardı. Her gün haberde. ‘Üçüncü kez kapkaç yaptı yine tutuksuz yargılanıyor.’ Bu toplumun bir gün burasına geldi. Ben de Meclis’teydim. Hepimizin burasına geldi. Nihayet Adalet ve Kalkınma Partisi, ‘Şu kapkaçı çözelim’ dedi. Partilerin bu konuyu iyi bilen milletvekilleri oturdular, iyi bir çalışma yaptılar. Adalet Bakanlığı’ndan da bilgiler alındı. Bir kanun çıktı kapkaç için. Eskiden bir yıl ceza, bir yılla üç yıl falan, filan. Yatarı yok, çıkıyorlar devamlı. Kapkaça öyle şeyler yazdı ki hukukçular; ‘Efendim bu suçu nitelikli hale getirelim.’ ‘Getirin kardeşim.’ ‘İki kişi olursa bunlar, çeteye sokalım.’ ‘Sokun kardeşim.’ ‘Kadın sürüklenirse, kasten öldürmeye teşebbüse sokalım.’ ‘Sokun kardeşim.’ Bir kanun çıkardık. Kapkaççı dedi ki o gün ‘Bunlar kafaya taktı, ben bu işi yaparsam bir daha gün yüzü görmeyeceğim. 15 yıldan az yatmayacağım.’ O gün bugün kapkaç kalmadı. Şimdi İstanbul Sözleşmesi de bütün milletvekillerinin oybirliği ile geçince kadın cinayetleri bir tek o yıl geri gitmiş. Sonra AK Parti İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya başladıkça, üstüne düşenleri yapmadıkça, en sonunda da koca Meclis’in onayladığı anlaşmadan bir başına Tayyip Erdoğan tek imzayla çıkınca ki bence çıkmadı. Bizzat da dava açtım, kadın örgütleri de dava açtı. Ama Danıştay’da üç kişi ‘evet’ dedi, iki kişi bizi destekledi diye çıkmış gibi muamele gördü. Ne oldu biliyor musunuz? ‘Kadına Karşı Şiddeti Engelleme Kanunu duruyor ya.’ Duruyor da aynı kapkaççıda olduğu gibi ‘Bunlar hep beraber bu işi kafaya taktılar’ demiyor şimdi kimse. Diyor ki ‘Zaten İstanbul sözleşmesinden çıkıldı.’ Yani Tayyip Erdoğan o gün attığı imzayla devleti kadının arkasından çekti. Katile de dedi ki ‘Ben eskisi kadar kararlı değilim. Ben kadın cinayetleri, kadına karşı şiddet konusunda bu mutabakattan caydım.’ Bu örtülü bir talimat gibi savcının da kulağına gidiyor, hâkimin de kulağına gidiyor bilinçaltında. Polisin de gidiyor, bu olaya müdahale etmesi gereken herkesin gidiyor. Otomatikman birileri de bu işlerden cesaret buluyor.”

“İLK İŞ, İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ ONAYLAMAK OLACAK”

“Onun için biraz önce Kadın Kolları Genel Başkanımız da söyledi. Bazen siyaset hem umutla, hem kararlılıkla, hem iddia koymakla yapılan bir iş. Böyle zaman zaman önemli iddialar koyuyoruz. Arkadaşlarıma da diyorum ki ‘Er ya da geç bu seçim yapılacak. Seçimi de Cumhuriyet Halk Partisi, Allah’ın izniyle kazanacak. İnşallah Cumhuriyet Halk Partili bir Cumhurbaşkanı olacak. O Cumhurbaşkanı’nın Meclis’e yollayacağı ilk iş, İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden onaylamak olacak. Bende de bir kalem duruyor arkadaşlar. Daha önce bunu bir yerde söyledim galiba ama bu kadar açık bir yerde söylememiş olabilirim. Şimdi sağ olsunlar burada da diyorlar ya ‘Genel Başkan, kadınlarla birlikte mücadele veriyor ve kadın temsilinin artması için emek sarf ediyor’ diye. 24’üncü dönem kadın milletvekillerimiz, ilk dönem birlikte olduklarımız bir araya gelmişler, ben Genel Başkan olunca beni ziyarete geldiler. Böyle kadınların çok sevdiği bir dolma kalem almışlar bana, taşlı maşlı. Dediler ki ‘Sen çok kadın dostu birisin. Bu kalemi sana hediye ediyoruz. İnşallah kadınlarla ilgili güzel kararlara imza atarsın.’ Ben de kalemi Özel Kalem’im Gülen Hanım’a verdim. O da emekçi bir kadın. Dedim ki ‘İçine de bunun mor mürekkep çektirin.’ Mor mürekkebi de çektirdik. Kalem Gülen‘de duruyor. Ne zaman iktidar olacağız, Cumhurbaşkanımız İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden onaya yollayacak. İlk imzayı bu kardeşiniz o kalemle ve mor mürekkeple atacak.”

“EN CAYDIRICI TEDBİRLER ALINACAK”

“Bunları niye yapacağız? Bugün Muğla’da Sermin Bacak 42 yaşında eşi tarafından öldürüldü. Allah gani gani rahmet eylesin. Dün Konya’da Fatma Nur Öğretmenin acılı ailesini ziyaret ettim. Okulda devletin koruyamadığı bir şekilde 17 yaşındaki bir katil tarafından öldürüldü. Aynı gün Fatma Nur Öğretmen ile birlikte… O da Fatmanur Çelik, o da Fatma Nur Çelik. Fena bir tesadüf, ne acı bir tesadüftür. Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra denizde ölü bulundu. Ama Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra kameraların önünde, onunla görüşen bizim arkadaşlarımıza, geçtiğimiz dönem Kadın Kolları Genel Başkanımız olan şimdiki Kadın Politikalarından Sorumlu Politika Kurulu Başkanımıza verdiği ve kayıt altındaki sohbette diyor ki ‘Beni ve kızımı öldürebilirler. Sonra da cinayeti örtmek için intihar süsü verebilirler. Eğer kızımla ben ölürsek bilin ki öldürülmüşüz. Bizim peşimizi bırakmayın.’ Bu kadının katili… Geçmişte kendisini istismar eden, sonra namus temizlenecek diye zorla evlendirdikleri kocası, bu kadının doğurduğu sekiz yaşındaki kendi evladına tacizde bulundu diye kadın o adamdan kaçıyor. Ama düşünün ki biraz önce kardeşimizin dediği gibi 30 yerinden bıçaklamış, 16’sı öldürücü sayılmış. İkinci mahkemede salınmış, bırakılmış ve sonra tepkilerle alınmış. Ya da Oya Tekin kocasının yaptığı telefon görüşmesinden cezaevinde tutuklu olacak. Bu adam filanca tarikattaymış diye birileri koruyacak, kollayacak ve bu adam tutuksuz yargılanacak. Şimdi de kızıyla eşi, öldürülmeden önce ‘Ölürsek bilin ki o öldürmüştür, kaza süsü vermiştir’ diyecek. Denizde bulunacaklar. Hala daha bunu iktidara yakın medya bu çıplaklığıyla yazmaya karartma uygulayacak. Hatta yazanlar yazamasın diye gizlilik kararı koyacaklar. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Onun için bir daha Fatmanurlar olmasın; ne Fatma Nur Çelik Öğretmen öldürülsün, ne kızıyla birlikte Fatmanur Çelik ölü bulunsun diye iktidarımızın ilk döneminde hem İstanbul Sözleşmesi hem bu konudaki en caydırıcı tedbirler alınacak.”

“HER MAHALLEDE DEVLET KREŞLERİ AÇACAĞIZ”

“Biz kadınların korkusuzca yaşadığı, gençlerin, genç kadınların umutla yarınlara baktığı bir Türkiye’yi inşa etmek için yola çıkıyoruz. Kadına yönelik şiddetin cezasız kalmasını önleyecek, yeni, etkin yasal düzenlemeleri hayata geçirip, eksiksiz uygulatıp, eksik uygulayanlardan hesap soracağız. Kadını siyasi ve sosyal, ekonomik hayatta güçlendireceğiz. Her mahallede devlet kreşleri açarak kadınların hem iş hayatına, hem sosyal hayata katılmalarının önündeki engelleri kaldıracağız. Aile gelirinin yüzde altısını aşan kreş giderlerini devlet tarafından karşılayacağız. Eşit işe eşit ücret uygulamasını hayata geçirecek, kadın emeğinin erkek emeğinden yüzde 20 daha eksik ücretlendirildiği bu düzeni ortadan kaldıracağız. Kamu alımlarını kadın girişimcileri desteklemek için kullanacağız. Kadın - erkek eşitliğini, iktidarımızın ilk beş yılının sonunda kamu eliyle yapılabilecek her şeyi yaparak, bütün göstergelerde ölçülebilir şekilde eşitliğe kavuşturacak adımlar atacağız. Ben hem Kadın Kollarımıza, hem Eskişehir’in kadın belediye başkanlarına, Eskişehir’in kadın milletvekillerine, örgütümüzdeki bütün kadınlara, bizimle mücadeleye veren bütün yol arkadaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Türkiye’deki bütün kadınlara saygıyla selamlıyorum. Eşit, şiddetsiz, ölümsüz yarınlarda hep birlikte yaşamayı ümit ediyorum. Sevgiler, saygılar sunuyorum.”


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL ESKİŞEHİR’DE - 4