26.01.2026

CHP Lideri Özgür Özel: “Yoksulların Faydalandığı 785 Kreşimizi Karalamaya Kimsenin Gücü Yetmez”

“ÜLKEMİZDEKİ VE BÖLGEMİZDEKİ SORUNLAR İLE EKONOMİK KRİZİN VATANDAŞLARIMIZA ETKİSİ ANA GÜNDEMLERİMİZ ARASINDA”

“İÇİŞLERİ BAKANI ALİ YERLİKAYA’NIN GELDİĞİ DURUM, SÜLEYMAN SOYLU DÖNEMİNDEN DAHA HAZİNDİR; UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE ŞOVLA DEĞİL, DEVLET CİDDİYETİYLE YAPILIR”

“GENÇLERİ SOKAKTA DEĞİL; EĞİTİMDE, SPORDA, ÜRETİMDE YANİ HAYATTA TUTACAĞIZ”

“AK PARTİ, MİLLİ EĞİTİMDE PEK ÇOK SORUNU ÇÖZECEK PARANIN BEŞ KATINI FAİZ LOBİLERİNE ÖDEMEYİ TERCİH EDİYOR”

“YOKSULLARIN FAYDALANDIĞI 785 KREŞİMİZİ KARALAMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ; BİR NUMARALI ŞAHİDİMİZ ÖĞRENCİLER VE AİLELERİDİR”

“MİLYONDA BİR KUSUR VARSA KİMSENİN GÖZÜNÜN YAŞINA BAKILMASIN AMA ÇÖKMEK İÇİNSE TESLİM OLMAYIZ”

“AK PARTİ İKTİDARI KADINI KORUMAKTA ZAYIF, KADININ SESİNİ BASTIRMAKTA İSE SON DERECE GÜÇLÜ VE KARARLI”

“CUMHURİYET HALK PARTİSİ İKTİDARINDA İLK İŞ; TÜRKİYE’Yİ İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE YENİDEN TARAF YAPMAKTIR”

“BUNDAN SONRA DA KİMSE BİZİ YENİLGİYLE TANIŞTIRAMAYACAK”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu Toplantısına başkanlık etti. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Bugün Yürütme Kurulumuzun 2026 yılındaki ikinci toplantısını gerçekleştirdik. Gündemimizde elbette ülkemizdeki ve bölgemizdeki son gelişmeler, ekonomik krizin vatandaşlarımıza etkileri vardı. Bunun yanında, Türkiye’de temel bir soruna dönüşen uyuşturucu meselesini, eğitim ve öğretimdeki sorunları, kadınlarımızın ve gençlerimizin sıkıntılarını da kapsamlı olarak değerlendirme imkanı bulduk” dedi. Özel, şöyle devam etti:


“ADAY OFİSİ KÜRSÜSÜ İCRAAT KÜRSÜSÜDÜR”

“Daha önce söylediğim gibi Aday Ofisi kürsüsü, bir icraat kürsüsüdür. Dolayısıyla bu çatı altında ülkenin sorunlarını doğru tespit ederken aynı zamanda partimizin somut çözüm önerilerini de çalışıyoruz. Memleketin en yakıcı sorunlarına en yapıcı çözüm önerilerimizi hazırlıyoruz ve kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bugün de bu anlayışla bir kez daha karşınızdayız. Öncelikle bugün ağırlıklı olarak üzerinde durduğumuz konu, uyuşturucu meselesidir. Ben de açıklamama bu hususla başlamak isterim. Türkiye, ağır bir uyuşturucu sorunuyla karşı karşıyadır. Bu sorun hem sağlık hem de bir güvenlik sorunudur. Ancak gelinen noktada uyuşturucu çeteleriyle ve bağımlılıkla mücadelenin maalesef etkin sonuçlar vermediği görülmektedir. Türkiye artık uyuşturucu ticaretinde yalnızca bir transfer ülke değildir, aynı zamanda bir hedef ülkedir. Bu nedenle ciddi bir anlayış, politika değişikliğine ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu sorun sadece birkaç torbacının yakalanması meselesi olmadığı gibi bazı ünlü isimleri uyuşturucu testine götürüp getirerek, konuyu magazinleştirerek çözülebilecek bir mesele hiç değildir. Gençlerin hayranlık duyduğu 19 ismi sıraya dizip, teste götürüp, 11’i temiz çıkınca onlara, ‘Pardon’ demek, insanların itibarıyla oynamak hem mücadeleyi zayıflatan, hem de bu kişileri toplum ve hayranları önünde zor duruma sokan, ayrıca bu kişilerin ailelerini, çocuklarını da yaşadıkları sosyal çevre içinde zor durumda bırakan uygulamalardır. Kimseye de bir faydası yoktur.”

“UYUŞTURUCU KULLANIM YAŞI 16’YA KADAR DÜŞTÜ”

“İktidar, uyuşturucu operasyonlarının artmasıyla övünüyor ancak herkes biliyor ki operasyonların ve yakalanan miktarın artması, uyuşturucu sorununun büyümesinin bir sonucudur. 2019’dan 2025’e operasyon sayısı yüzde 200 oranında artmıştır. İlk kullanım yaşı 19’dan 16’ya düşmüştür. Kayıtlara 16 yaşında uyuşturucu kullanımı dahi girmiştir. Tedavi başvuruları ve uyuşturucu kaynaklı ölümler iki kat artmıştır. Uyuşturucu, uluslararası bir finans ağı ve kara para düzenidir. Bu düzen paraya dokunulmadan, baronlara ulaşılmadan, uluslararası ağlar dağıtılmadan bitmeyecektir. İktidarın ise zincirin en alt halkasından işe başlayıp, konuyu magazin malzemesi haline getirmesi gerçek sorunu gözden kaçırmaktadır. Ayrıca mücadelede büyük bir ciddiyetsizlik hakimdir. Örneği İçişleri Bakanı, İspanya’nın yakaladığı 10 tonluk uyuşturucu ile ilgili önce ‘Türkiye ile ilgisi yok’ açıklaması yapıp, sonra bu olayla ilgili çok sayıda operasyonlar düzenlendiğini duyurmuştur.”

“BİR İRADE EKSİKLİĞİ VAR”

“Ama işin hazin tarafı şudur; O günlerde pek çok konuya yanıt vermesi için sayın Ahmet Hakan’ın köşesinin tamamını ayırdığı, bir röportaj gibi düzenlenmiş olan bu söyleşide, 18 Ocak 2026 günü biz o geminin Türkiye ile ilgisi olmadığını okuduk Sayın Bakan’dan. Gemi ile Türkiye’yi ilişkilendirenleri suçlayan, üstten bir dil kuruyordu. ‘Hedef ülke Türkiye değil. Gemi bizim değil. Kaynağı biz değiliz. Nereden çıkarıyorlar?’ diyordu. Bakın 18 Ocak 2026. Bakan’ın tweeti; Haydi röportaj bir gün önce yapıldıysa, bir gün sonra gazete ile aynı tarihte bu gemiyle ilgili ilişkili olduğu düşünülen yedi kişiye farklı farklı şehirlerde operasyon yapıldığını duyuruyor. Yani meselenin özü; Bakan, uyuşturucu ile mücadele meselesinde bir başarı hikayesini herkese anlatmak istiyor. Bu konuda polis memurlarının, özellikle gümrükler muhafaza memurlarının ciddiyetini, gayretini, kahraman polisimizin yaptığı operasyonları, zaman zaman hayatlarını ortaya koymalarını fevkalade önemsiyoruz. Ama büyük bir koordinasyonsuzluk, büyük bir ciddiyetsizlik ve siyaset eliyle bu meselenin üzerine gitme noktasında bir irade eksikliği vardır. Onun vücut bulmuş hali de Bakan Yerlikaya’dır. AK Parti’nin tüm bakanları geldiklerinde kendisinden önceki bakanın yaptıklarını küçümseyen, esas uyuşturucu ile mücadelenin şimdi başladığını söyleyen ve geçmişe göre çok önemli başarılar elde edildiğini söyleyen bir geleneğe sahipler. Hatta arka planda önceki bakanın bununla mücadeledeki eksiklerinin iletişimini yapıyorlar. Bundan önceki Bakan Soylu ile ilgili Ali Yerlikaya’nın yaptığı ve yaptırdığı iletişimler ortadadır. Ama şimdi geldiği durum, Süleyman Soylu döneminden daha da hazindir. Uyuşturucu ile mücadele şovla değil, devlet ciddiyetiyle yapılır.”

“ÖNCE KARA PARA AKLAMA HATLARINI KESECEKSİNİZ”

“Biz bu sorunu siyaset üstü bir mesele olarak ele alıyoruz. İktidarımızda uyuşturucu ile mücadelede ulusal seferberlik ilan edeceğiz. Sorunun kaynağına ineceğiz. Önce parayı takip edeceğiz. Bu uluslararası bir kuraldır; eğer uyuşturucu ile mücadele edecekseniz önce parayı takip edeceksiniz. Kara para aklama hatlarını keseceksiniz. Ama nasıl keseceksiniz? Türkiye’de geçmişten beri çokça konuşulan ve Trump’ın, Putin’in dile getirdiği İran ambargosunun delinmesinde, Kuzey Irak petrollerinin satılmasında, IŞİD petrollerinin taşınmasında ya da Venezuela'dan altın getirilip de Çorum dolaylarında dolaştırılmasındaki hareketlerin bir ucu büyük para hareketleriyse, kayıt dışıysa… MASAK’tan birileri bununla ilgili bir şeye kalktığında MASAK’taki tüm uzmanların kökü kazınıyorsa, büyük para hareketlerini MASAK nasıl takip etsin? Buradaki meselenin nerede aksadığını anlamak açısından MASAK’ın bakacağı gözlerine perde indirenlerin kimler olduğunu iyi görmek lazım. Bu perdeyi indirenler iktidardan gitmeden bu meseleyle etkin olarak mücadele edilemez. Bu konuyu Portekiz halletti. Çok önemli bir eylem planı ortaya koydular. Sağlık temelli yaklaştılar ve rakamlar ortada. Portekiz büyük bir başarı elde etti. Ama dünyadaki altın kural; parayı takip et, kara para hareketini kes.”

“MASAK, SİYASİ BASKIDAN ARINDIRILMALIDIR”

“Bunu kesmezseniz o kara para hareketinden bambaşka muratlarınız, bambaşka menfaatleriniz varsa uyuşturucu ile mücadele edemezsiniz. Uyuşturucu baronlarının mal varlıklarına el konulması son derece önemlidir. Ama bunların tüm bağlantılarının üzerine kararlılıkla gidilmesi önemlidir. limanlarda, lojistikte, finans sisteminde denetim güçlendirilmelidir. İktidarımızda en ciddiyetle üzerinde duracağımız husus budur. Etkin mücadele yürütmek için MASAK yeniden yapılandırılmalı, özerkleştirilmeli, özgürleştirilmeli ve her türlü siyasi baskından arındırılmalıdır. Suç ağlarına karşı gerçek bir uluslararası işbirliği kurulmalıdır. Eğitimde ve istihdamda yer bulamayan gençlerimizin suç örgütlerinin ağına düşmekten mutlaka kurtaracağız. Gençleri sokakta değil; eğitimde, sporda, üretimde yani hayatta tutacağız. Sosyal politikaları, tedaviyi ve rehabilitasyonu güçlendireceğiz. Biz sorunu yöneterek rıza üreten politikaları değil, sıkıntıyı tamamen ortadan kaldıran sosyal politikaları hayata geçireceğiz.”

“EĞİTİMDE MEMNUNİYET YÜZDE 30’UN ALTINA DÜŞTÜ”

“Değerli arkadaşlarım, toplantımızda eğitimdeki ağır sorunları da ele aldık. Bugün Türkiye’de eğitim hizmetlerinden memnuniyet oranı yüzde 30’un altına düşmüşse herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi gerekir. Gelecek hafta eğitim yılının ikinci yarısı yine sorunlarla başlayacak. En basit örnekle başlayalım. Evlatlarımız hala güneş doğmadan okula gitmeye devam ediyor. Yaz saati uygulaması tam 10 yıl önce kalıcı olarak kaldırıldı. Hiçbir enerji tasarrufu sağlamadığı gibi Avrupa’nın tamamına yakının uygulamadığı bir sistemle bir inatlaşma sürdürülüyor. Bunun yanında okullarımızda öğretmen açığı var. 100 bin ücretli öğretmenin olduğu bir sistemde 100 bin öğretmen atamasına ihtiyaç olduğu açıkken bu sorun çözülmüyor. Okullarda zorbalık, akran şiddeti devam ediyor. Psikolojik danışmanlık pek çok okulda yok. Olan okullarda da olması gereken sayının çok altında. Sağlık görevlisi istihdamı da eksik. Sağlık taraması yapacak, öğrenci rahatsızlandığında ilk müdahaleyi gerçekleştirecek sağlıkçıların istihdamı halen gündeme alınmıyor. Okullarda yeterli güvenlik görevlisi açığı da giderilmiyor. Ayrıca 59 bin okulun sadece bininde kolluk görevlisi bulunuyor. Okullarımızda temizlik ve hijyen sorunları had safhada. Temizlik personeli açığı geçici görevlendirmelerle kapatılmaya çalışılsa da yeterli olmuyor. Ücretsiz temiz su ihtiyacı tüm ısrarlara rağmen halen karşılanmıyor. Cumhuriyet Halk Partili tüm belediyeler talimatlıdır; bölgelerindeki, hatta en yakınlarında kendi hizmet alanlarında olmasa bile okulların izin vermesi durumunda okullara arıtma sistemleri, ücretsiz su sebilleri koyuyoruz ve zenginin çocuğunun kana kana iyi su içip, yoksulun çocuğunun tuvalet çeşmesine ağzını dayamasına içimiz el vermiyor. Ancak bu konuda maalesef ve maalesef okul müdürlüklerinin pek çoğu, Milli Eğitim’in ve Bakan’ın korkusuyla bu temiz su ihtiyacını karşılamak için seferberliğimize engel oluyorlar.”

“TOPLAMDA SADECE 586 MİLYAR LİRA BİRÇOK SORUNU ÇÖZER”

“Sağlık Bakanlığı’nın eğitim planında okul yemeği uygulaması var. O planda ‘Bir öğün okul yemeği verilmelidir’ diyor. Ama Milli Eğitim Bakanlığı’nın gündeminde okul yemeği yok. Öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek bile çok görülüyor. Tüm bu soruların çözümü aslında basit. 100 bin öğretmen atamasının yıllık maliyeti, 103 milyar lira. Öğrenci başına yollanacak bin 500 lira ile oluşacak okul bütçesi, 23 milyar lira. Bunu şunun için tavsiye ediyoruz. Milli Eğitim Bakanı, sene başında okul müdürlerine velilerden yardım toplamayı yasaklıyor. Bu konuda adeta fetva verir bir tarzda konuşuyor. Tamam, veliden para toplanmasın. Peki kapıda güvenlik yok, tuvaletler pis, okulun birçok ihtiyacı var; personel yok ve para yok, ne olacak? bunun için öğrenci başına bin 500 liralık bir bütçe öneriyoruz. Toplam maliyeti sadece 23 milyar lira. Öğrenciler bir öğün yemeğin yıllık maliyeti, 235 milyar lira. 100 bin temizlik görevlisinin yıllık maliyeti, 94 milyar lira. 65 bin güvenlik görevlisinin yıllık maliyeti, 61 milyar lira. 75 bin okul hemşiresinin yıllık maliyeti, 70 milyar lira. Toplamda sadece 586 milyar liraya Milli Eğitim’deki birçok sorun çözülebilecek durumdadır. Ama AK Parti bunu tercih etmiyor. Neyi tercih ediyor? Kötü bir yönetimin sonucu olarak bu paranın tam beş katını, yani 2,7 trilyon lirayı faiz lobilerine ödemeyi tercih ediyor. Siyaset öncelik belirleme işidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin öncelikleri; okul yemeği, okulda temiz su, okulun hijyeni, öğrencinin güvenliği, öğretmenin atamasıdır. AK Parti’nin tercihi ise yandaşları zengin etmektir, yandaşlara kaynak aktarmaktır.”

“KAMUDA MÜLAKAT UYGULAMASINA SON VERECEĞİZ”

“Biz iktidarımızda nitelikli, bilimsel, kamusal, parasız, eşit, erişilebilir bir kapsayıcı eğitim sistemini kurmaya kararlıyız. Okullarımızda bir öğün yemek ve temiz içme suyunu elbette vereceğiz. Kadrolu temizlik, güvenlik ve sağlık görevlilerini istihdam edeceğiz. İlk elden 100 bin öğretmen atamasını yapacağız. Kamuda mülakat uygulamasına son vereceğiz. Nitelikli eğitimi sadece zenginlerin yararlandığı bir imkan olmaktan çıkarıp, devlet okullarında tüm milletimize sunacağız. Bu arada 2023 yılında yapılan seçimlerde Sayın Erdoğan’ın kamuda mülakatı kaldırmaya söz verdiğini hatırlatırız. Bu Milli Eğitim Bakanı geldiğinde mülakatı kaldırma sözünü önce duymazdan geldi, sonra ‘Mülakat yapmayacak değiliz…’ Oysa Erdoğan ‘Mülakatı kaldıracağız’ diye oy istemişti. ‘...Mülakat gibi mülakat yapacağız’ demişti. Daha sonra Milli Eğitim Akademisi kurmak ve o okula öğrenciler seçmek yoluyla, öğretmen diplomalarının hepsini yok hükmünde saymış, atanabilmek için o akademinin diplomasını şart koşmuştu.”

“UYGULAMANIN PEK ÇOK OKULA SİRAYET EDECEK OLMASINDAN ENDİŞELİYİZ”

“Altı ay önce gündeme gelen, Gölge Milli Eğitim Bakanımız Sayın Özçağdaş’ın o günlerde çokça dile getirdiği ve bugünlerde yürürlüğe giren bir uygulama var. Türkiye’deki geleneği olan okullar diye düşünelim. Yani şehirlerin en bilinen, geçmişten beri en gözde, mezunlarının o okulun mezunu olmaktan övündüğü okullar var. Bunun adı; bazen Kabataş Erkek Lisesi oluyor, bazen Bornova Anadolu Lisesi, İzmir Atatürk Lisesi, Galatasaray Lisesi ya da şehirlerdeki fen liseleri, anadolu liseleri. Bunlara ‘proje okulları’ dediler. Sonra bunları ikiye ayırdılar; ‘program uygulanan proje okulları’, ‘proje uygulanan proje okulları.’ Bizim bildiğimiz işte o Anadolu liseleri, fen liseleri proje uygulanan proje okulları olarak kaldı. Bir de program uygulanan proje okulları diye bir okul grubu yapıldı; iki tane okul. Bunlardan biri Gebze’de, biri İstanbul’da. Bu program uygulanacak okullara öğrenciler yatılı alınacak ve mülakatla alınacak. Bu proje okulları başladığında dönemin Bakan’ı ‘Abartmayın ya, proje okulu dediğin nedir? Üçtür, beştir’ deyip şu anda 2 bin 100’ün üzerinde yani geçmişte geleneği olan okulların tamamını proje okulu kapsamına aldılar. Şimdi de ikiyle başlıyorlar. Bu okulların birer hamisi olacak. Şimdilik TÜBİTAK ile BAYKAR ama yarın ENSAR, öbür gün filanca… Bu okullar hem yatılı olacak, bir de bu okullara mülakatla öğrenci alınacak. Yani ‘Mülakatı kamuda kaldıracağız’ diye oy isteyenlerin, öğretmen atamalarında ve diğer memuriyete girişlerde mülakatı kaldırmadıkları gibi şimdi artık proje okullara da mülakatla öğrenci alacaklarını, oraya da seçerek alacaklarını… Yani ‘reis’ deyince aklına Temel Reis gelen çocukları eleyip, kendi istedikleri cevapları verenleri bu okullara kayırarak alacaklarını da büyük bir teessürle görüyoruz. Uygulamanın altı ay önce hayata geçirileceğine ilişkin çalışmalar yapıldığında gerekli uyarıları yapmıştık. Şimdi uygulama iki okulda başladı. Bundan sonra pek çok okula sirayet edecek olmasından endişe ediyoruz.”

“BU KONUDAKİ GERÇEKLERİ HERKESLE YÜZLEŞMEYE HAZIRIZ”

“Değerli arkadaşlara eğitimde bu sorunları çözmeyenler son günlerde bir kreş meselesini dillerine dolamış durumdalar. Ve zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyemizin Eyüpsultan’daki çocuk etkinlik merkezinde, oradaki eğitmenimizin tespit ettiği ve aileye bildirdiği bir konu var. Yanlış duymadınız. Bakanlar kreş diyorlar. Çocuk etkinlik merkezi bunlar. Bu çocuk etkinlik merkezinde bir öğrenci üstü değiştirilirken göğsünde bir morluk, bir yara izine rastlıyor öğretmeni. Derhal anneyi arıyor. Ve diyor ki annesine ‘Burasında bir morluk var. Siz bunu gördünüz mü?’ Annenin cevabı, ‘Çocuktur bunlar, düşer kalkar, morarır’ oluyor. Tutanak altına alıyorlar. Hem morluğu gördüklerini, hem anneye bildirdiklerini hem annenin yanıtını. Daha sonra bundan baba haberdar oluyor ve bir anda baba spor eğitimi veren diğer eğitmeni suçluyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi hemen bu konuda bir soruşturma başlatıyor ve görüntüler inceleniyor.”

“KREŞTE KÖR NOKTA YOK”

“Şimdi bu konudaki bir kargaşaya son verelim. Kreşte tam 35 kamera var. Ve kreşte kör nokta yok. Gitsinler, 35 kameranın görüntülerinin saklanma mecburiyeti 15 gün. Kanunen 15 gün. İBB üç ay saklıyor. Gitsinler 35 kamerayı incelesinler ve ‘Şurası kör noktadır’ desinler. Öyle bir nokta yok. Kurallar gereğince spor yaptıran öğretmenin öğrenciye temas etmesi yasak. Görüntülere göre de hiçbir temas yok. Ama buna rağmen İBB soruşturmayı derinleştirerek sürdürdü ve sürdürmeye de devam ediyor. Ama görüntülerde hiçbir olumsuzluk yok. Oysa AK Parti medyası hemen bunu haber yapıyor. Çocuğun üstün yararını falan da gözetmeden. Spor eğitmenini hedef gösteriyor. Savcılık alıyor, sorguluyor, savcı bırakıp gidiyor. Ama AK Parti medyası istiyor ya, nöbetçi savcı tutuklama işlemi gerçekleştiriyor. Eğer milyonda bir kadar kusur varsa, hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmasın. Bu konuda o kadar netiz. Ama Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin, bakanların kreş dediği, gündüz bakımevi dediği, çocuk etkinlik merkezlerimizi gözden düşürmek ya da onlara çökmek için bir feryat figan gidiyorsa biz buna teslim olmayız ve bu konudaki gerçekleri herkesle yüzleşmeye hazırız. Gerçekten üzülerek söylüyorum buradan. Gerçekten üzülerek söylüyorum. Bu meseleden siyasi çıkar uman bir iktidarın bu ülkeye hayır getirmesi asla mümkün değildir.”

“BUNLAR MESEM’DE 17 ÇOCUK ÖLÜNCE SUSANLAR”

“Bakın iktidara yakın pek çok yapıda, örneğin Aladağ yangınında, Ensar’daki iğrenç istismarda, hatta Meclis’teki en son istismarda susan, ‘Kurumun kabahati yok’ diyenler, ‘Yapanın suçu’ diyenler, ‘Bundan Meclis’e ne, bundan Ensar’a ne? Bir vakfı, bir kişinin istismarı yüzünden karalayamazsınız’ diyenler, MESEM’de iki yılda 17 çocuk ölürken susanlar ve iki yaşında Sıla Bebek istismarında ortada olmayanlar, Yenidoğan Çetesine ‘çıt’ çıkarmayanlar bugün çıkmış, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin kreşlerini, topyekun kötüleyen bir dil kullanıyor. Bunu kim yapıyor? Aile Bakanı yapıyor. Özgür Özel’in, ‘Kabinede bir tane kadın bakan var, erkeklerlerle yapılacak muhalefet yeter, kadın bakana özenli davranın’ dediği, bunu bu bakana özel değil, bütün kadın bakanlığı yapan bakanlar bunu bilir. Bütçelerinde titizlendiğimiz, doğru bir dil tercih ettiğimiz, polemikten uzak durduğumuz, çünkü ‘Yaptıkları görev ailedir, kadındır, çocuğun yüksek yararıdır’ dediğimiz, en özenli davrandığımız bakan, en özensiz dille çıkmış ortalıkta kendini yakıyor, ‘Kreşte istismar, kreşte istismar’ diye. Varsa bir istismar yapan, onun canını okuyalım.. Sen bütün seninle ilgili vakıflarda ve derneklerde denetimsizlikler, yalan yanlış işler, hepsine sus… 780 kreşimiz var, git bakalım veli memnuniyetine bak. O kreşte suçladığın öğretmenlere bir bak. Bir tanesi şehit eşi. Bir tanesi hamile kadın. Birkaç ay sonra bebeği olacak bir anne. Bir tanesi bir başka programdan yerleştirilmiş bir öğretmen. Troller yazıyor, güya ‘Alay etmişler, üç yaşında çocukla alay etmişler’ falan. Kamera kayıtları hepsini yalanladı. Er ya da geç, biz yargıyı takip edeceğiz. Er ya da geç bu savcı gitmeyecek mi? 35 kamerayı almayacak mı? Kör nokta var mı yok mu diye bakmayacak mı? Sorgulama olmayacak mı? O çocuğun doğru şartlarda olması gerektiği gibi ifadesi alınmayacak mı? Doğru mu yanlış mı, bir yanlış varsa o orada mı başka yerde mi oldu? Ne oluyor, bu ortaya çıkmayacak mı? Çıkınca Mahinur hanım nasıl gözümüzün içine bakacaksınız? Biz bu meselelerde bu kadar hassasken titizken sırf CHP’li belediyelerden memnuniyet yüksek ve en birincisi anne kart, ikincisi kreşler.... ‘Kreşleri itibarsızlaştıralım, CHP belediyelerini itibarsızlaştıralım’ demişler, bu iş için de bir kiralık katil tutmuşlar. Buna mı talipsiniz ya? Buna mı talipsiniz?

“BAKANA HİÇ YAKIŞMAYAN BİR DİL”

“Gerçekten hiç yakışmıyor ve bu konuda hassas olması gereken bakanın en yanlış dili kurduğunu hep birlikte üzülerek izliyoruz. Ya bu 780 çocuk etkinlik merkezine 10 binlerce çocuk yarın sabah evlerinden çıkacak gidecek. Siz ne yapıyorsunuz sayın Bakan? Aklınızı başınıza toplayın, bu sorumsuz dili, bu siyasi çıkar uğruna tetikçiliği bırakın. Yok efendim ‘Bakan Hanım, Bakanlar Kurulu’nda revize olursa yerini sağlam görmüyormuş da’ hele hele buna tenezzül ediyorsanız, gerçekten çok ayıp. Bugüne kadar bir Aile Bakanına bir kötü söz kurmamış ve kurdurmamış bir Genel Başkan olarak söylüyorum. Gerçekten çok ayıp. Buradan söylüyorum, yoksullarının faydalandığı İBB‘deki 127, Türkiye’deki 785 kreşimizi karalamaya kimsenin gücü yetmez. Bir numaralı şahidimiz öğrenciler ve aileleridir. Bu kepazeliğe tenezzül edenleri milletin vicdanına havale ediyoruz.”

“YASAKSIZ TÜRKİYE’Yİ İNŞA EDECEĞİZ”

“Değerli arkadaşlar gençlerimizin geleceği bu ülkenin geleceğidir. Ama bugün Türkiye’de milyonlarca genç, barınma derdiyle, geçim kaygısıyla, eşitsizlik ve güvensizlikle boğuşuyor. Eğitim artık gençler için bir fırsat değil, hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür. Biz bu düzeni değiştirmeye geliyoruz. Biz, gençlerin barınma hakkını güvence altına alacağız. Dar gelirli gençler için Kira Destek Fonu kuracağız. 25 yaş altı gençleri koruyan özel bir Genç Kiracı Yasası çıkaracağız. Bölgesel ihtiyaçlara göre planlanmış, insani koşullara sahip yurtlar yapacağız. Cumhuriyet Yurtlarını bir yıl içinde bitireceğiz. Eğitim kredilerini ihtiyaca göre yükselteceğiz. Geri ödemesiz borçların kapsamını genişleteceğiz. Yerel seçim gecesi şöyle seslenmiştim; ‘Bavullarını toplayan gençler bir seçim daha beklemeye karar verdiler.’ İşte o seçim yaklaşıyor. Sakın umudunuzu kaybetmeyin. ‘Bu ülkeden bir şey olmaz’ diyenlere de sakın kulak asmayın. Değişim istiyorsanız hep beraber mücadele edeceğiz. Sizden sadece oy vermenizi istemiyoruz. Daha fazlasını istiyoruz. Söz sahibi olmanızı, yan yana gelmenizi, örgütlenmenizi, bu ülkenin yönetiminde yer almanızı ve söz sahibi olmanızı istiyoruz. Biz gençlerin hayatta kalmak için değil, kendi ülkelerinde hayal kurmaları için ve bu hayalleri gerçekleştirmeleri için yaşadığı bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz. Vizesiz Avrupa’yı, yasaksız Türkiye’yi gençlerimizin omuzlarını yükselteceğiz.”

“KADINA ŞİDDET KONUSUNU KAPSAMLI OLARAK ELE ALDIK”

“Değerli arkadaşlarım, toplantımızda geçtiğimiz günlerde bir kadın hakimi de hedef alan, kadına şiddet konusunu da kapsamlı olarak ele aldık. Bilinmelidir ki kadınların yaşadığı hiçbir sorun tesadüf değildir. Yaşananlar baştan sona yanlış kurulmuş bir sistem sonuçlarıdır. O yüzden çözüm de geçici desteklerle değil; köklü ve bütünlüklü bir değişimle mümkündür. Bu bir niyet meselesidir. Biz kadınların hayatını genişleten bir ülke olma niyetindeyiz. Güvende hissetmek, en temel vatandaşlık hakkımızdır. Bu bir lüks ya da lütuf değildir. Ama kadınlar ekonomik ve sosyal hayatta maalesef kendilerini güvende hissetmiyor. 2025 yılında bu ülkede; 294 kadın öldürüldü, 297 kadın ise ‘şüpheli ölüm’ başlığı altında kayda geçti. Cumhuriyet tarihindeki ilk ilk kez ‘şüpheli kadın ölümleri’ resmi kadın cinayetlerinin önüne geçmiştir. ‘Şüpheli kadın ölümü’ diye hukuki bir kategori yoktur. Bu siyasetin ve kurumların ürettiği karanlık, şüpheli bir alandır. ‘Şüpheli kadın ölümü’ dediğiniz şey aydınlatılmayan dosyalardır. AK Parti iktidarında kadınlara yönelik şiddetle mücadelede, uluslararası bir kazanım olan İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkıldı. 6284 sayılı yasa, kağıt üzerinde bırakıldı. İnfaz düzenlemeleri ile şiddet faillerine yeni kapılar açıldı. Hak arayan kadınlara ise bambaşka bir muamele reva görüldü. Şunu dikkatle hatırlatmak isterim ki; Aile ve Kadından Sorumlu değerli bakanımız Aylin Hanım da burada. Bugün de heyetteki arkadaşlarımızla, politika başkanlarımız, gölge bakanlarımızla o günleri konuştuk, hatırladık. 11 Mayıs 2011 günü İstanbul Sözleşmesi, İstanbul’da kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesini konu alan İstanbul Sözleşmesi, İstanbul’da kabul edildi. Sonra konseye üye ülkelerin kendi ülkelerindeki yasal süreçlerini tamamlamaları gerekti. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sözleşmenin İstanbul’da kabulünü derhal olumladık, tebrik ettik ve adı İstanbul Sözleşmesi olan bu sözleşmenin ilk kez kabul edildiği parlamentonun Türkiye Büyük Millet Meclisi olması gerektiğini vurguladık ve destek sözü verdik. 24 Kasım 2011’de o oylama yapıldı. O oylama elektronik oylama olduğu için isim isim bellidir. Bizim ikimizin de bulunduğu o oylamada Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri iki elini havaya kaldırarak oy vermiştir. Ben siyasi hayatım boyunca hep şunu söyledim. Bir nazar boncuğum olsa ve deseler ki ‘Bunu mecbur AK Parti’ye takacaksın, ne için takarsın?’ İstanbul Sözleşmesi için takarım demişimdir. Sağ olsun Tayyip Bey o zorla taktırdıkları nazar boncuğunu bile hak etmediğini gösterdi. 1 Temmuz 2021 günü Meclis’in tüm parti gruplarının işbirliği ile milletvekillerinin oybirliği ile kabul ettiği İstanbul Sözleşmesinden yetkisiz bir şekilde çıktı İstanbul Sözleşmesinden çıkmak ne demektir? Devleti kadının arkasından çekmek demektir. İstediği kadar 6284 yürürlükte olsun. Ne diyor? Şunu diyor. ‘Kadına karşı şiddetin önlenmesi ile ilgili İstanbul Sözleşmesinden Tayyip Bey Türkiye’yi çıkardı’ diyor. Bu şiddeti uygulayacak niyeti olan, bu kötü niyeti olanın da zihninin arkasında var. Onu gelip gözaltına alacak olanın, götürecek olanın, yargılayacak olanın, savcısının, hakiminin de zihninin arkasında var. Diyor ki ‘Beni buraya getiren irade İstanbul Sözleşmesinden çıkmış.’ O yüzden İstanbul Sözleşmesinin ilk imzalandığı yıl, kadına karşı cinayetlerin en ciddi şekilde düştüğü yıldır. İstanbul Sözleşmesinden çıkıldıktan sonra ortaya çıkan tablo, hepimizin izlediği, üzüldüğü, kahrolduğu şekildedir. 8 Mart‘ta yürüyen kadınları dahi engelleyecek bir zihniyetle karşı karşıyayız. 25 Kasım’da sesini yükseltenler gözaltına alındı. Yani AK Parti iktidarı kadını korumakta zayıf, kadının sesini bastırmakta ise son derece güçlü ve kararlı.”

“İKTİDARIMIZDA KADINLARIN YAŞAM HAKKI TARTIŞMA KONUSU OLMAYACAK”

“Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ilk iş; Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesine yeniden taraf yapmaktır. Bu sözleşmeyi hayatın içerisinde uygulayacağız. Kadına şiddette tavizsiz bir hukuk hattı kuracağız. Koruma kararları kağıt üzerinde kalmayacak. Uyulmayan ve uygulanmayan bir yasa yerine; hepimizin birden sahipleneceği ve güçlendireceği bir anlayışı etkin kılmak durumundayız. Bunlara uymayan kamu görevlileri için ise etkin yaptırımlar getirilecek. Risk altındaki kadınlar için erken uyarı ve önleyici koruma tedbirleri, mekanizmaları kuracağız. Her ilde, her bölgede kadın sığınma evleri, danışma merkezleri, şiddet-kriz merkezlerini yaygınlaştıracağız. 7 gün 24 saat ulaşılabilen etkin bir şiddetle mücadele hattı oluşturacağız. Şiddete tanık olan çocuklar için kapsamlı psikososyal destek programlarını hayata geçireceğiz. Erken yaşta ve zorla evliliklerin karşısında duracağız. Kadın yoksulluğunda karşı sosyal politikaları hayata geçireceğiz. Çalışma hayatında şiddete karşı ILO 190’ı yürürlüğe koyacağız. ILO, 190 işyerinde şiddetle tacizin önlenmesi için bir uluslararası anlaşmadır. 21 Haziran 2019 yılında Cenevre’de kabul edilmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü Türkiye dahil tüm üye ülkelere onu tavsiye etmektedir. Maalesef bu anlaşma henüz Meclisimizde görüşülmemiştir. Türkiye’deki ilerici birtakım sendikalar toplu iş sözleşmelerinde bunu konu etmekte, toplu iş sözleşmelerinin maddeleri arasında ya da temel hükümler arasında yer vermektedir. Ancak ILO 190’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmesi ve yürürlüğe konulması gerekmektedir. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz yapacağız. Şiddetle mücadeleyi sadece ceza hukukuna sıkıştırmayacağız. Eğitimden medyaya, siyasetin dilinden kamu politikalarına kadar cinsiyet eşitliğini esas alan bir dönüşümü hayata geçireceğiz. CHP iktidarında kadınların yaşam hakkı tartışma konusu olmayacak. Bu ülkede kadınlar korkuyla değil; güvenle yaşayacaklar.”

“BİZİM SAFIMIZ MİLLETLE BİRDİR”

“Değerli arkadaşlar bu ülkenin tüm sorunlarını çözmek mümkündür. Eksik olan, milletten taraf olan bir iktidardır. Cumhuriyet Halk Partisi liyakatli kadrolarıyla, projeleriyle, politikalarıyla tüm sorunları çözme iradesine sahiptir. Biz girdiği ilk seçimleri kazanan kadrolarız. Cumhurbaşkanı adayımız dört seçim de bu iktidarı yenmiş olan Ekrem İmamoğlu’dur. Biz de ilk seçimimizde Türkiye’nin birinci partisi olduk. Bundan sonra da kimse bizi yenilgiyle tanıştıramayacak. Şimdi birileri seçimden korkup kaçabilir. Ama biz tarihte ilk kez yüzde 60’ı aşan erken seçim talebi için gayret göstermeye devam ediyoruz. Bizim safımız milletle birdir. Millet de bizimle beraberdir. İlk girdiğimiz seçimlerde başardık, ilk gireceğimiz genel seçimlerde de başaracağız. Ekrem İmamoğlu bugün hapiste olabilir. Ama mutlaka çıkacak. O seçime girecek ve bu milletin Cumhurbaşkanı olacak. Rakibinden korkan, seçimden kaçan, meşruiyeti bu topraklarda bu seçmenlerde değil başka ülkelerde arayanların devri bitecek, milletin devri başlayacaktır. Hepinize toplantımızı takip ettiğiniz için teşekkür ediyorum.”


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL, CAO TOPLANTISINA BAŞKANLIK ETTİ