31.08.2025

CHP Lideri Özgür Özel: “Dokuz Değil 99 Operasyon Yapsan, 50 Değil 550 Miting Yapacağız; Sana Boyun Eğmeyeceğiz”

“NE ATANMAYAN ÖĞRETMEN BIRAKACAĞIZ, NE BOYNU BÜKÜK MESLEK GRUBU; NE EMEKLİLİKTE ADALET İSTEYENLER BEKLEYECEK, NE DE İŞSİZ GENÇLER ÜLKEDEN GİDECEK”

“TAYYİP ERDOĞAN CEBİNİZDEN NE ALDIYSA ONU GERİ GETİRMEK BOYNUMUZUN BORCUDUR”

“ERDOĞAN’IN ARTIK BU MİLLETE VERECEĞİ BİR ŞEY KALMADI. YORULDU, YAŞLANDI”

“BAYRAKLA DERDİ OLMAYAN, ATATÜRK’E DİL UZATMAYAN, ÜLKESİNİ SEVEN HERKES BİZİM İTTİFAK ORTAĞIMIZDIR”

“TUT Kİ BU ÇETE İDDİANAMEYİ YAZDI, DOĞRU BİR HEYETİN ÖNÜNE GİTSİN; İDDİANAMEYİ REDDEDER, BUNLARI KOVALAR”

“ERDOĞAN, GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEZ”

“KAVGA YERİNE BARIŞ, GÖZYAŞI YERİNE KAHKAHA, AB’YE TAM ÜYELİK VADEDİYORUZ. TÜRKİYE’Yİ YENİDEN AYAĞA KALDIRMAYI VADEDİYORUZ”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Sinop’ta gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingine katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Bugün, bu güzel pazar akşamında, haftanın son güzel gününde, üç tarafı denizlerle çevrili güzel Sinop'ta, Türkiye'nin kuzey yıldızında, mavi ile yeşili kardeş eden, Atatürk'ün Harf Devriminin ilk adımını attığı bu güzel Sinop'ta, Cumhuriyet kenti Sinop’ta birlikteyiz, hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum” dedi. Özel, şunlara söyledi:


“47 YIL SONRA PARTİMİZİ BİRİNCİ YAPTIK”

“Yerel seçimlere 10 gün vardı. 21 Mart tarihinde bu meydandaydık. Sizin karşınıza Belediye Başkan Adayımız Metin Gürbüz'le birlikte çıktık ve dedik ki ‘Biz ona güveniyoruz. Siz de güvenin, Cumhuriyet Halk Partisi'ne güvenin, adayına güvenin, kendinize güvenin, 10 gün sonra Türkiye'de tarih yazacağız’ dedik. Siz inandınız. Burada Metin Başkana güvendiniz. Millet, Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin birbirinden değerli adaylarına güvendi, 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptık. Bugün de ilk günkü gibi Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin birinci partisi. Metin Başkana duyduğunuz güven için oylarınız için desteğiniz için teşekkür ediyorum. Benim siyaset hayatım boyunca hep birlikte görev yaptığım, Meclis’te birlikte Grup başkanvekilliği yaptığımız Sinop'un evladı, şimdi İstanbul Milletvekilimiz Engin Altay burada. Evladınızla gurur duyuyorsunuz. Biz de onunla gurur duyuyoruz. İstanbul'a gidince Sinop'tan genç bir siyasetçi Ankara'ya geldi. Sinop'un sorunlarını dile getirmek, nükleer santrale karşı mücadelede emek vermek, çevre mücadelesinde emek vermek ama hele hele bugün bana eşlik eden, bu ekmeğini denizden çıkaranlara, balıkçılara, onların sorunlarına sahip çıkarak tüm Türkiye'deki balıkçıların gönlünde taht kuran Barış Karadeniz kardeşim için size teşekkür ediyorum.”

“İKTİDARA YÜRÜYORUZ”

“Ve biri daha var. O en zor o günlerde hepimiz kahrolmuşken gözümüz yerde canımız sıkkınken öğretmenler öğretmenevine çıkmayı bırakmışken kimse birbirine sokakta şaka yapamazken birileri, ‘Böyle olmaz, ayağa kalkmamız lazım. Ayağa kalkmamız, bir değişimi başlatmamız, önce partiyi, sonra Türkiye'yi değiştirmemiz lazım’ dedi. İşte ona ilk inananlardan, dimdik ayakta duran, hani diyorlar ya Zeydan Başkan için ‘Adana gibi başkan…’ Sinop gibi başkan. İnce, uzun, yakışıklı, değişimin mimarı Aykut Cem Yalçınkaya kardeşime teşekkür ediyorum. Aykut olmasaydı belki bu otobüsün üzerinde bugün olmazdık. Belki bu kadar coşkulu olmazdık. Belki yerel seçimlerde söz verdiğimiz gibi 47 yıl sonra Bülent Ecevit'in girdiği iki yerel, iki genel seçimi kazanmasından tam 47 yıl sonra partimiz birinci partiyse Aykut gibi il başkanları sayesindedir, bu örgüt sayesindedir. O günden bugüne 81 ilde 81 il başkanımızla 973 ilçede ilçe başkanlarımızla 2 milyon üyemizle oy veren gönlü Cumhuriyet Halk Partisi'nde olan herkesle birlikte kol kolayız, omuza omuzayız, hep birlikte 100 yıl sonra bir kez daha kurtuluşa yürüyoruz, demokrasiye yürüyoruz, iktidara yürüyoruz. Ayrıca Hayrettin Kaya Başkanımla Ayancık’ı bir kez daha ve Osman Belovacıklı Başkanımla Gerze'yi kazandık, onları kutluyorum. Ayancık'a, Gerze'ye teşekkür ediyorum. Metin Başkan 17 aydır çalışıyor didiniyor, 45 kilometre asfalt. Kolay değil bu imkansızlıklar içinde. 5,5 kilometre atık su hattı. Sosyal tesisi 18 yıl sonra geri alıp yenileyip kendisi işletip sizlere kazandırdı. Mutlu masası, Türkiye'deki birçok belediye projesine örnek oldu. Beni birkaç ay sonra Kent Lokantası açmaya davet ediyor. Halk Ekmek açmaya davet ediyor. Beni Halk Market açmaya davet ediyor. Hepiniz, başkanınızla gurur duymaya davet ediyorum.”

“BU ŞEHİR GÜÇ KAYBETMİŞ”

“Tabii bu güzel şehir, insanların birbirini sevdiği, Türkiye'nin en mutlu şehri diye bildiğimiz şehrin dünya kadar sorunu var. Kaçıp giden Japonlara rağmen halen daha nükleer santral gibi bir derdimiz var. Nükleer santrali Sinop'ta isteyen bir kişi yok. Türkiye'de de Sinop'a nükleer santral isteyen bir kişi var. O birine inat o santrali yapmayacağız, yaptırmayacağız. Sinop'ta hastane var ama ekipman yok. Sinop'un çocukları hep Samsun Atakum doğumlu. Doğru mu? Hastalar Atakum yolunda, bazen ambulansta hayatını kaybediyorlar. Dünya kadar hasta Samsun yollarında perişan oluyor. Sinop gibi bir kente bunu reva görenler gerçekten bu kentte aldıkları oyu da hak etmiyorlar, kendilerine oy veren Sinoplulara da büyük haksızlık yapıyorlar. Ben buraya gelirken, Sinop'ta ne var ne yok diye bakarken gözlerime inanamadım. 2017 yılında sosyal, ekonomik gelişmişlik endeksinde 52’nci sırada olan Sinop sekiz yıl sonra TÜİK’in bu sene açıkladığı resmi verilerine göre Türkiye'de 81’inci sıraya, son sıraya gerilemiş. Yani bu güzel kent, bu iktidarın yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla bu iktidarın istatistiki verileri ile sosyo - ekonomik gelişmişlikte en geriye kadar kalmış. Bu şehir göç vermiş, bu şehir güç kaybetmiş, bu şehir rakamlara göre neredeyse sadece emeklilerden oluşan bir şehre, gençlerini kaybeden bir şehre dönüşmüş. Bir emekliler el kaldırabilir mi? Maalesef bu iktidar, emeğe de emekçiye de çiftçisine de balıkçısına da gencine de yaşlısına umut vermeyen, her geçen gün bir öncekini artacak şekilde ülkeyi yöneten bir iktidar. Türkiye'de gündemde olan şey, dünyanın en pahalı ve en yavaş internetini kullanmamız. Geçtiğimiz günlerde internet hızıyla ilgili bakanın bir paylaşımının altına Sinoplu genç bir kardeşim şöyle yazmış, ‘Sayın Bakanım, sen ne diyorsun, kapıyı annem çekince benim internet odadan çekmiyor’ diyor. Bunu, bu Sinoplu kardeşimin dediğini, Sinop’u çalışan arkadaşların il raporunda gördük. Dünya kadar köyde internet yok. Dünya kadar köyde cep telefonu ağında sorunlar var. İl merkezinde internet iletişimi en kötü noktada ama dünyanın en pahalı internetini de en pahalı etini de bu ülkede bize Recep Tayyip Erdoğan satıyor.”

“BALIKÇILARIN SORUNLARI BÜYÜK”

“Elektrik dağıtımı özelleştirilirken karşı çıktık, şimdi en büyük sorunlar bu özel dağıtım şirketlerinden kaynaklanıyor. Sinop'un köylerinde hala daha su sorununun çözülmediği yerler, köyler var. Sinop bir turizm kenti. Deniz kıyısında muhteşem bir kent. İnsanıyla, misafirperverliği ile önü turizm anlamında en açık olması gereken kentken maalesef bu potansiyelden yararlanılamıyor. Bu akşam saatler 12.00'yi gösterdiğinde bir kez daha Karadeniz'e açılacağız. Vira Bismillah çekerek balıkçılık sezonunu açacağız. Biraz önce söyledim. Barış Karadeniz kardeşim Hopa'dan İskenderun'a kadar Karadeniz'i, Marmara'yı, Ege'yi, Akdeniz kıyılarını, balıkçı barınaklarına kadar teker teker ziyaret ederek gezdi. Maalesef en büyük sorun, en büyük sıkıntının yaşandığı alanlardan bir tanesi balıkçılık. Hele hele bu mazot fiyatlarından sonra. Millet sanıyor ki ‘Mazotu biz 55 liraya alıyoruz, tekneler 20 liraya alıyor.’ Tekneler 40 liraya, 41 liraya mazot alıyor. Ağ fiyatları sezon açılırken el yakıyor. Kurulan HES’ler dereleri kuruttu, derelerdeki balıkçılık işi bitti. Ada mevkiinde sürekli füze denemeleri yapıyorlar, balıkları korkutuyorlar, yataklar bozuluyor, balıklar orada yuva yapmıyorlar. Geçen yıldan bu yıla 183 tane Sinoplu balıkçı ortadan kaybolmuş. Artık denize açılamıyor, ekmeğini çıkaramıyor. Barınaklar yetersiz, sorunlar çok. Fiyat politikası olmadığı için tüketiciye pahalı ama balıkçıyı da kurtarmayacak fiyatlar var. Arada balıkçıdan tezgaha gidene kadar fiyatlar inanılmaz katlanıyor. Fabrika atıkları yüzünden denizler kirleniyor. Reis ve tayfaların maalesef sosyal güvenceleri yok. Emeklilikleri yok. Sadece ücretli pay usulü günü kurtarmak için çalışıyorlar ama geleceklerini kurtaramıyorlar.”

“KIRK HARAMİLERİN DADANDIĞI İLLERDEN BİRİ”

“Bunun için biz kapsamlı raporlar hazırladık ama buradan açıkça söyleyeyim. Türkiye'de bu balıkçılıkla ilgili 7-8 bakanlığın farklı farklı düzenlemeleri var, kendi alanlarına giren. Buradan, Sinop'tan bir kez daha açıkça ilan ediyoruz. İktidara geldiğimizde açıklanan ilk Bakanlar Kurulunda Denizcilik Bakanlığı olacak, bu sorunların tamamı o bakanlık tarafından çözülecek. Ayrıca bir sorun daha, bu beşli çetelerin, kırk haramilerin, yamyamların dadandığı illerden bir tanesi de Sinop. Cengiz'in bir bakır madeni açmak istediği Boyabat’ta 51 bin ağacın, 30 bin dekar çeltiğin madene kurban edileceğini duyduk. Sizler mücadelede, direnmede, toprağınızı korumada bugüne kadar önemli başarılar elde ettiniz. Boyabat'taki Cengiz'in bakır madenine karşı siz mücadele edeceksiniz, biz sizin yanınızda olacağız, arkanızda olacağız, sonuna kadar size destek olacağız. ‘Sinop'un köylüsü maden tehdidi ile karşı karşıya’ deyince ‘Sinoplu köylünün kim önüne düşecek, kim örgütleyecek’ deyince maalesef geçen hafta bir büyük kayıp yaşadık, onu rahmetle anmadan geçemeyeceğim. Daha önce il başkanlığımızı yapan, hem SHP’de hem CHP'de, Türkiye'de kooperatifçiliğin simge ismi, Kırsal Kalkınma Kooperatiflerini kuran, 300 bin orman köylüsünü kendi kooperatifi altında örgütleyen Başkanımız Cafer Yüksel'i kaybettik. Hepimizin başı sağ olsun. Ruhu şad olsun.”

“EN PAHALISI BİZDE”

“Türkiye, temelde demokraside, adalette, ekonomide çok büyük sorunlar yaşıyor. Öyle ki 38 OECD ülkesi arasında gıda enflasyonunda da birinciyiz genel enflasyonda da birinciyiz. Bakın Afrika ülkeleri dahil, Güney Amerika dahil dünyadaki bütün ülkelerdeki gıda enflasyonu ortalaması Türkiye'nin dörtte biri kadar. Biz tam dört katıyız. Avrupa'da enflasyon ortalaması yüzde 2, bizde yüzde 33. 27 Avrupa Birliği ülkesinde toplam 13 milyon işsiz var, bizde tek başımıza 13,5 milyon işsiz var. Dünyanın en yüksek ikinci faizi bizde, en yüksek faiz olan ülke Zimbabwe. Onun dışında dünyadaki bütün ülkeler, savaşan ülkeler, işgal altındaki ülkeler, kıtlık çeken ülkeler var ama dünyadaki en yüksek ikinci faiz Türkiye'de. Hal böyle olunca, ‘Biz tarım ülkesiyiz’ diye övünürken dünyanın en pahalı etini Türkiye tüketiyor. Dünyada kırmızı etin kilo fiyatının ortalaması 275 lira, Türkiye'de 800 lira. Ve bazı utanmazlar da çıkıyor diyor ki ‘Enflasyon her yerde var. Dünyada kriz var, dünyada sıkıntı var.’ Dünya enflasyonu çözdü, çözemeyen bunlar. Dünya, gıda gıda enflasyonuyla boğuşuyor ama dört kat beteri ile muhatap eden bizi, bunlar.”

“ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZİ İLAN ETMEYE GELİYORUZ”

“Ve biz bu süreçte Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmek için,

Hani diyorlar ya ‘Cumhuriyet Halk Partisi, sorunları söylüyor ama çözümleri söylemiyor.’ Buradan ekranları başından bizi dinleyen herkese de Sinop’tan, bu meydandan şunu ifade etmek isterim. Geçen sene Cumhuriyet Halk Partisi, tüzüğünü değiştirdi. 4-9 Eylül haftasını kuruluş haftası yaptı. Her sene o haftanın bir ana teması olacak. Bu sene konumuz parti programı. Yani geleceğin hükümet programı. Yani iktidar programı. Bir gün değil, iki gün değil tam bir hafta boyunca Ankara’da 550 akademisyen, sivil toplum örgütünün görevlendirdiği kişiler, toplumun kanaat önderleri, her sorunun her alanda o sorunu bilenleri, çözüm önerenleri, Cumhuriyet Halk Partisi bir araya getiriyor. Yine örgüt temsilcileri meclisimiz var 600 kişiden oluşuyor, geçen sene tüzüğe koyduk, ilk toplantısı Ankara’da bu haftanın içinde. Ayrıca türkiyeden 250 genç, işsizi ile, ev genci ile, motokuryesiyle, üniversite öğrencisiyle, sanayide çalışanıyla, balıkçı teknesinde çalışanıyla Türkiye’yi temsil eden 250 genç. 600 Cumhuriyet Halk Partisi yöneticisi, 550 konunun uzmanları, 250 gençle; ‘Cumhuriyet Halk Partisi sorunları nasıl görüyor, hangi tespitleri yapıyor ama en önemlisi iktidarında bunları nasıl çözecek?’ 1,5 yıldır yapılan hummalı çalışmaların bütün raporları masalarda olacak. Genel merkezimizde her katta onlarca yuvarlak masa, her odada toplantı. Yedi günün sonunda artık; ‘Hangi soruna, hangi çözümü, nasıl öneriyoruz? Hangi vadede çözeceğiz? Türkiye’yi nasıl yöneteceğiz? 100 yıl önce olduğu gibi Türkiye’yi nasıl ayağa kaldıracağız?’ Bunu ilan etmeye geliyoruz.”

“MİLLETE EN BÜYÜK HAKARET ONU BU MAAŞLARA MAHKUM ETMEK”

“Şimdi buradan Sinoplulara sorayım. Sinoplular, Tayyip Bey’i seviyor musunuz? Niye? O sizi seviyor mu? Niye sevmiyor? Sinopluların ekonomileri kötü, unutulmuş ama kültürleri her zaman yüksek. Hemen bildi. Tayyip Bey fakir sevmez, fakir. Sinoplular fakir kaldı çünkü. Bakın bu hafta içinde Türk-İş, 88 bin lira olarak ilan etti yoksulluk sınırını. Şaka yapmıyoruz. Bu rakamı CHP açıklamıyor. Bu rakamı DİSK açıklamıyor. Bu rakamı Türk-İş açıklıyor. Her ay 88 bin liranın altındaysa maaşın, yoksulsun. Meydandan 88 bin liradan çok ayda evine para giren bir el kaldırsın göreyim. Engin Abi sen niye kaldırmıyorsun? Kaldır Barış. Bunlar milletvekili bunların durumu iyi. Benim de iyi Allah’a şükür. Ama milletin durumu kötü, milletin durumu kötü. Bu meydanda 88 bin liradan az kazananlar el kaldırsın. Millet yoksun. Ben ‘Millet fakir, Tayyip bey fakir sevmiyor’ deyince diyor ki ‘Millete hakaret ediyor.’ Ne hakareti? Bu millete en büyük hakaret, bu güzel insanları bu maaşlara mahkum etmektir. Yazıklar olsun hepinize. İktidara geldiğinde emekli 8 çeyrek altın alırken en düşük emekli maaşıyla, bugün 2 çeyrek altın emekli maaşı verenlere; 7 çeyrek altın asgari ücretten asgari ücreti 3 çeyrek altına indirenlere; öğrenci bursunu 1,5 çeyrek altından yarım çeyrek altına düşürenlere; bu ülkede 13,5 milyon insanı işsiz bırakanlara; gençleri ne eğitimde, ne istihdamda, evde oturtanlara yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun. ‘Hükümet istifa…’”

“ERDOĞAN’IN ÖNCELİĞİ; ZENGİNİ GÖNENDİRMEK, MİLLETİ SÜRÜNDÜRMEK”

“Sinop neden fakir? Manisa neden fakir? Iğdır neden fakir? Kırklareli neden fakir? Çünkü siyaset, öncelik belirleme işidir. Bu meydanda vergisi kesinleşip de vergisi affedilen var mı? Herkes kazansın - kazanmasın vergi ödüyor bu ülkede. Bu ülkede verginin yüzde 65’i dolaylı vergi. Yani fabrikatör cipine mazot alırken de aynı vergiyi ödüyor; fabrikanın işçisi mobiletine mazot alırken, arabasına mazot alırken aynı vergiyi ödüyor. Fabrikatör gidiyor tereyağı alırken o da aynı vergiyi ödüyor, işçisi de aynı vergi ödüyor. Yaşlı emekli elektriğe ne vergi ödüyorsa Türkiye’nin en zengini de onu ödüyor. Yüzde 65 vergi böyle toplanıyor. Yani kazanandan değil, harcayandan topluyorlar. Yüzde 23 de ele bile değmeden maaşlardan vergiyi kesiyorlar. Geriye kalan yüzde 11 gerçekten kazananlardan alınıyor. Ama o vergilerin de geçen sene 700 milyar lirasından vazgeçtiler. Hani 40 Haramiler diyoruz ya. 42 tane bu hükümetten iş alan büyük şirketin 37 tanesi hiç vergi ödemedi. Bu meydanda hiç vergi ödemeyen kimse yok. Ama Tayyip Bey’in kolladığı 37 tane kodaman hiç vergi ödemedi. Kur Korumalı Mevduat… Geçen hafta bütün hafta bunu konuştuk. Güya bitti. Maliyeti; 60 milyar dolar. 60 milyar doları sırf Kur Korumalı Mevduat’la… ‘Parası olan zengin, paranla dolar alma. Gel TL’den faize koy, dolar yükselmesin.’ ‘Peki dolar artarsa ne olacak?’ ‘Biz aramızda toplayacağız, sana vereceğiz’ dediler. 60 milyar lirayı bu memleketteki garibanın sırtından kodamanlara, zenginlere para aktardılar. Bakın değerli Sinoplular, ‘Asgari ücreti 30 bin lira yapalım’ dedim. Yapmadı ya. ‘Aradaki 8 bin lirayı teşvik diye biz verelim’ dedik. Vermedi ya. Ona lazım olan paranın tam 40 katını Kur Korumalı Mevduat’a verdi. ‘Emekliye, bir asgari ücret verelim’ dedim ya. Yani ‘16 bin lira değil; 30 bin lira asgari ücret olsun, emekli de 30 bin lira alsın’ dedik. Ona lazım paranın 50 katını Kur Korumalı Mevduat’a verdi. Çiftçiye ödediği desteklemelerin toplamının 35 katını Kur Korumalı Mevduat’a verdi. Onun için buradan şunu söylüyorum. Siyaset, öncelik belirleme işidir. Tayyip Bey’in önceliği, zengini zengin etmektir. Zenginle iyi geçinmek, onu gönendirmek, milleti süründürmektir. Size söz veriyorum. Yapılacak ilk seçimlerden sonra Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak. Bir Cumhuriyet Halk Partili Cumhurbaşkanı olacak. Onun adı; Ekrem İmamoğlu olacak ve asgari ücretliye sahip çıkacak. Emekliye sahip çıkacak. Balıkçıya sahip çıkacak. Çiftçiye sahip çıkacak. Size sahip çıkacak.”

“OY ALMAK İÇİN HERŞEYİ YAPIP, BEŞ YIL MİLLETİ UNUTAN BİR DÜZEN VAR”

“Bu AK Parti’nin bir kara düzeni var. Bu kara düzen zengini zengin eden, yoksulu git gide yoksullaştıran, muhtaçlaştıran, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla övünemeyecek hale getiren, oy zamanı hatırlanan sonra sırt çevrilen bir düzen var. Beş yılda bir oy almak için her şeyi yapan, beş yıl milleti unutan bir düzen var. Ama artık sizin karşınızda duramıyorlar. Gelebiliyorlar mı? Sokağa çıkabiliyorlar mı? Pazar gezebiliyorlar mı? Esnaf gezebiliyorlar mı? Sokağa çıkamayan, vatandaşın içine karışamayan, serin salonlarda kendi atadıklarına kendini alkışlatan ve bu milletten kaçan bir iktidar var. Son anketlerde yüzde 28,5’ten 29 oy oranıyla orada oturmaya çalışıyorlar. Buradan açıkça ifade ediyorum. Ey Erdoğan, yüzde 28,5’ten yüzde 29 Erdoğan, yüzde 29 ile seni orada oturtmam. Buradan, Sinop’tan seslenelim; Silivri’deki de duysun, Ankara’daki de duysun. “Ey Erdoğan, ben milletim, milli iradeyim. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Adayımı bırak, sandığı getir. Sandık gelecek, sen gideceksin. Hodri meydan.”

“BEŞ EMEKLİ BİRLEŞSE İKRAMİYELERİYLE BİR EV ALABİLECEK”

“AKP öncesi insanlar devlet memuru olmak, devlet memuru olunca hayatlarını kurtarmak, hele hele karı - koca devlet memuruysa beş yıl içinde bir ev almak, bir beş yıl sonra bir araba almak, hiçbir şey olmasa tek devlet memuru emekli ikramiyesi ile bir ev alabiliyorlardı. Maalesef öyle bir noktaya geldik ki, memuru geldikleri günden üçte bir noktasına sürükleyen, artık devlet memurunun geçinemediği, borcunu ödeyemediği, kredi kartlarını ödeyemediği bir noktaya geldi. Bu iktidar geldiğinde devlet memuru emekli olduğunda 18 bin lira ikramiye alıyordu. İstanbul’da daire ortalama fiyatı 15 bin liraydı. Yani bir memur emekli olup İstanbul’da mütevazi bir daire alabiliyordu. Bugün aynı memura 975 bin lira ikramiye veriyorlar. O emsal ev 5 milyon lira şimdi İstanbul’da. Artık beş emekli birleşse ancak beş emekli ikramiyesi ile bir ev alınabilecek. Yani bugün ev almanın, araba almanın, eğer bir piyango isabet etmediyse, bir miras kalmadıysa çalışarak mümkün olmadığı bir döneme gelmiş durumdayız.”

“İYİ EĞİTİME ARTIK SADECE ZENGİNLER ULAŞABİLİYOR”

“Okullar açıldı. Bu okullar açıldığında her taraftan kayıt parası isyanları geliyor. İnkar ediyorlardı, gizleyemiyorlar. Okul müdürleri diyor ki ‘Okulun temizliği lazım, para yok. Güvenlik lazım, para yok. Eleman lazım, para yok.’ Mecburen velilerden para topluyorlar. Velinin zaten canına tak etmiş. Okula başlama maliyeti okul öncesi için 9 bin lira, ilkokul için 10 bin 500 lira, ortaokul - lisede 12 bin liraya kadar çıktı. Bir de üstüne kayıt sırasında para isteniyor. İyi eğitim, maalesef sadece zenginlerin ulaşabileceği bir noktaya geldi. Biz belediye başkanlarımız, özellikle son tutuklanan Belediye Başkanımız İnan Güney’in başlattığı bir proje var. Okulda cebinde parası olan çocuk koşup suyu alıyor, kana kana içiyor. Garibanın çocuğu tuvalet çeşmesine ağzını dayıyor. İnan Güney örnek oldu…”

“HEPSİ BU MEMLEKETİN EVLADI”

“Hasta mı var? Değerli Sinoplular, pandemide hepimiz korktuk, evlere çekildik. Büyüklerimizi, ileri yaştakilerini sevdiklerimizin bir kısmını kaybettik. Türkiye’de 100 binin üzerinde kaybımız oldu pandemide. Hepsine Allah rahmet eylesin. O günlerde korkmayan, bizi yaşatmak için kendi yaşamını hiçe sayan sağlık emekçileri vardı. Herkes onları övüyordu. Tayyip Bey ‘Hakları ödenmez’ diyordu, hakikaten haklarını ödemedi. Bütün sağlık emekçilerine; hastanede çalışan işçisinden profesörüne, ATT’sinden ambulansın şoförüne kadar hepsine yürekten bir alkış alayım. Hemşireye, ebeye, hasta bakıcıya bir yürekten alkış, bir kuvvetli, bir duyayım. Onları oraya götüren, yolu açan da kahraman Türk polisi. Maç olur, polis çalışır. Seçim olur, polis çalışır. Sokağa çıkmak yasak, polis çalışır. Sayım olur, polis çalışır. Olmadık emirler verirler, polis kötü olur. Ama hepsi, hepsi bu memleketin evladı. Bir kuvvetli alkış da onlara alayım.”

“ATTIĞIM EN GÜZEL MESAJ VE AYNI MESAJI ALACAKSINIZ”

“Seçim akşamı hani şöyle bir şey oldu ya… Hayatımın en güzel anısı. Seçim günleri akşamüstleri sandık görevliliği yapanlar var. Bir göreyim kimler yaptı bundan önce? Size mesaj geliyordu değil mi eskiden? ‘Gelen sonuçlara inanmayın, moralinizi bozmayın. Sandıkları bırakmayın. Sakın ıslak imzalıları almadan görev yerinizden ayrılmayın.’ Doğru mu? Bu sefer 16.30’da yazdırdım, 18.00 -18.15’te. Geldi mi benim mesaj? Bak, geldi. Ne geldi biliyor musunuz? Mesajı söyleyeyim. Sandık görevlisi olmayanlara. ‘Birazdan Türkiye’nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksınız. Sakın sevinip de görev yerinizi bırakmayın. Son ıslak imzalı tutanağı almadan oradan ayrılmayın.’ Nasıl mesaj? Hayatımda attığım en güzel mesaj. Gelecek seçim akşamı aynı mesajı alacaksınız. Gelecek seçim akşamı İstanbul’da Bozdoğan Kemeri’nin önünde Tayyip Bey’in haksızca üzerlerine saldırttığı İstanbul Üniversitesi öğrencileriyle Türk polisi birlikte halay çekecek. Söz veriyorum. Haydi o gece yetişemem, seçimin ertesi günü; pazartesi akşam Bozdoğan’da bir elimde polis, bir elimde öğrenci halay çekmeye gideceğim. Söz veriyorum. Ayrıca cezaevinde çok arkadaşımız var. Hatırlarını soruyorum, ‘Ben iyiyim ama bu arkadaşların durumu kötü’ diyor. İnfaz koruma memurları var. Bunlar cezaevlerine maaşla yatan mahkumlar. Aldıkları maaşın yarısı kiraya gidiyor. Dünyanın en zor işini yapıyorlar. Üç infaz koruma memurundan birine lojman var. Bunları emniyet sınıfından saymıyorlar. Kıyafetlerinden ulaşımlarına, her şeyleri dert. Çocukları çok zor durumda. Türkiye’de cezaevlerini bu hale getirenler dönüp de infaz koruma memurunun hatırını bile sormuyorlar. Buradan söz; hem cezaevleri boşalacak, hem de infaz koruma memurları hak ettikleri kanuna, özlük haklarına kavuşacak. Söz veriyoruz. Ne atanmayan öğretmen bırakacağız, ne boynu bükük bir meslek grubu. Ne emeklilikte adalet isteyenler bekleyecek, ne de hangi meslekten olursa olsun işsiz gençlerimiz ülkeden gitmeye çalışacak. Bu ülkeyi yaşanacak, mutlu olunacak ve vatandaşlığından gurur duyulacak bir ülke haline getireceğiz. Bunu 100 yıl önce başardık, 100 yıl sonra bir kez daha başaracağız. Söz veriyoruz.”

“HER SENE 10 BİN LİRA OKUL YARDIMI YATIRACAĞIZ”

“Bu arada buradan şöyle bir çağrıda bulunmak istiyorum. Yapmaz ama, yapacağımızı bilsin. Biz iktidarda olduğumuzda belli bir gelir seviyesinin altındaki bütün ailelere asgari ücret, hatta en düşük devlet memuru maaşının altında geliri olan tüm ailelere öğrencileri başına bugünkü parayla 10 bin lira okula dönüş ya da okula başlama yardımı her sene ağustos sonunda yatıracağız. Söz veriyoruz. Engin Başkan da öğretmen, Millî Eğitim Komisyonu’nda çok uzun yıllar görev yaptı. Bütün okul müdürlerine, milli eğitim müdürlerine, kaymakamlara ve valilere sesleniyorum. Geçen sene birçok yerde yaptık. Çok talep aldık. Baskılarla birçoğuna engel oldular. Sessiz sedasız, en yakınınızdaki CHP’li belediyeye ulaşın. Okulunuz için su arıtma cihazı, okulun temizliği, temizlik malzemesi, bununla ilgili hafta sonu öğrenciler yokken dip bucak temizlik, hafta içi sabah erkenden temizlik. Korkmayın onlardan. Çocukları düşünün. Cumhuriyet Halk Partisi göreve hazır. Belediyelerimiz göreve hazır.”

“‘İKİ KERE İKİ; DÖRT’ DESE KERRAT CETVELİNİ KONTROL EDERİM”

“Biraz önce üniversite öğrencilerinden bahsettim. Üniversite öğrencileri bu iktidar gelmeden önce, Tayyip Bey dalga geçiyordu. ‘Ben gelmeden 45 liracık, 45 liracık KYK bursu veriliyordu. Elhamdülillah onu biz -geçen sene diyor- 2 bin lira yaptık. Bu sene 3 bin lira yaptık.’ Ben Tayyip Erdoğan, ‘İki kere iki dört eder’ dese kerrat cetvelini kontrol ederim. Kesin bir yanlışlık vardır. Gittim baktım. Doğru mu? O gelmeden önce burs 45 lira, doğru. Çeyrek altın kaç lira? 27 lira. Yani rahmetli Ecevit’in ve ittifak ortağı, o zaman koalisyon ortağı Devlet Bahçeli’nin birlikte oldukları koalisyon, üçlü koalisyon, 45 lira burs veriyor. Ama 45 liracık, çeyrek altın da 27 liracık. Yani 1,5 çeyrek altın alınıyor o parayla. Bugün çeyrek altın 7 bin lira. 1,5 çeyrek altın 10 bin lira. Biz öğrenciye elhamdülillah 3 bin lira veriyoruz. Eskiden üç öğrenci birleşince bir ev tutabiliyorlardı o parayla. Şimdi bu verilen parayla 10 öğrenci birleşseler Afganistanlı mülteciler gibi bir evde zor kalacaktır. O yüzden aynen şunu söylüyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde asgari ücrette, emekli maaşında, öğrenci bursunda, memur maaşında, Tayyip Erdoğan cebinizden ne aldıysa onu geri getirmek boynumuzun borcudur. Söz veriyorum. Ama sizin de bir şeye söz vermeniz lazım. Söz vermeniz lazım. Allah için şimdi düşünün. İçinizden bir emekli şuradaki kuyumcudan bir altın alsa, cebine ya da çantasına koysa. Eve varsa, kaybetmiş. Ne yapar? Aklı çıkar. Döner ‘Nerede benim altın?’ diye arar. Bakın bir emekli değil, her emekli. 1 çeyrek altın değil, 6 çeyrek altın. Bir sefer değil, her ay kaybediyor. Bir şey kaybedildiği yerde bulunur. Doğru mu? Nerede kaybettik? 3 Kasım 2002’de bir seçim sandığında kaybettik. Önümüzdeki ilk seçim sandığında kaybettiklerinizi bulmaya var mısınız? Var mısınız? Söz mü? İşte siz bu kararlılıkta olursanız, o kaybettiğimiz her şeyi hep beraber bulacağız.”

“HASTA HASTA İÇERİDE TUTANLAR ALLAHLARINDAN BULSUNLAR”

“Şimdi bir teşekkür önce. Burada benim, bizim Manisamızın kaybettiği Ferdi kardeşimin resmini asmışlar oraya. Aslanların emeğine, düşünenlerin yüreğine sağlık. Hepinize teşekkür ediyorum. Onun yanında da bir resim daha var. O resim Türkiye’de bir yenilmez vardı ya güya. ‘Efendim ben hiç seçim kaybetmedim’ diyordu. Küllüm yalan. Önce şunu söyleyeyim. Tayyip Erdoğan Beyoğlu Belediye Başkanı adayı oldu, kaybetti. Ara seçimde milletvekili adayı oldu, kaybetti. Sonra kendi kurduğu partisi ile uzun süre seçim kazandı. 31 Mart 2024 günü, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve belediye başkanlarına kaybetti. Doğru mu? Ama bir kaybetmeyen var. Türkiye’de bir namağlup var. 2014 yılı, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı, AK Parti’nin adayı karşısında seçime girip kazanan biri var. Beş yıl orayı yönetip İstanbul Büyükşehir adayı olup 13 bin 600 farkla 31 Mart’ta kazanan biri var. Hazmedemeyip iptal ettiler. 24 Haziran’da 806 bin farkla kazanan biri var. Beş yıl yönetti, her zorla rağmen tekrar aday olduğunda 1 milyonun üzerinde farkla kazanan biri var. Dört kere üst üste kazanan, kaybetmeyen Tayyip Erdoğan’ın korkulu rüyası Ekrem İmamoğlu işte orada. Şimdi Ekrem Başkan hem bu Karadeniz’in esintisini oradan duyuyor. Sizi duyuyor. Şu Jimmy Jip de şu yakışıklıyı bir görsün. Bak ne yazıyor orada? ‘Özgür Amca Ekrem Amca ile birlikte Sinop iskelesinde balık tutacağız’ diyor. ‘Söz mü?’ Söz, söz sana. Şimdi Ekrem Başkan hem bunu gördü, hem sizi gördü. Türkiye’nin dört bir yanında Ekrem Başkan’a klip çekiyoruz. O oradan söylüyor, biz buradan söylüyoruz. Hep birlikte hiçbir haram lokma yemeyen, bir cana kıymayan Ekrem Başkan’a ve bütün siyasi tutsaklara, cezaevlerinde kader mahkumlarına, hep birlikte söylüyoruz yiğidim aslanımı. Göreyim ışıkları. Harikasınız. Yiğidim aslanımı Zülfü Abi’den hep çalıyorduk, sonra Volkan Konak’ı kaybettik. Mehmet Murat Çalık da bana cezaevinden, hastaneden not yazdı. ‘Bu akşam Volkan Abi’den olabilir mi?’ dedi. O da Maçkalı, o da Maçkalı. Volkan Konak’ın anısının önünde saygıyla eğiliyoruz. Allah rahmet eylesin. Mehmet Murat Çalık’ı hasta hasta içeride tutanlar Allahlarından bulsunlar. Bütün hasta tutuklu ve hükümlülere, bütün gençlere, öğrencilere, siyasi tutsaklara, kader mahkumlarına en kısa sürede özgürlük diliyoruz.”

“‘BİR AY SONRA…’ DİYORDU, BEŞ AY SONRA BURADAYIZ”

“Maalesef 19 Mart’tan bugüne kadar Ekrem Başkan içeride. Rıza Başkanımız, Ahmet Özer Başkanımız, çok daha uzun süredir, geçen sene 30 Kasım’dan, 30 Ekim gününden beri Ahmet Özer başkanımız içeride. Ve o günden bugüne bir yargılama yok. Bırakın yargılamayı ortada bir iddianame yok. Ortada hakaret var, iftira var ama kanıt yok. Bu konuda sürekli haysiyet cellatlığı var, bir gün söylüyorlar, üç gün televizyonlarda, yandaş kanallarda köpürtüyorlar. Çıkıyoruz, doğrusunu ispatlıyoruz. Özür dilemiyorlar, susuyorlar. Bir hafta sonra başka bir yalana başvuruyorlar. Buradan açıkça söylüyoruz. Açıkça söylüyoruz. Bir AK Toroslar çetesi, Çağlayan Adliyesi’nde adalete de ekonomiye de siyasete de zarar veriyor. Bu çete kendilerinden olmayan şerefli yargı mensuplarına da zarar veriyor. Zekeriya Öz gibi şımartılan, diğer savcılar, mütevazi lojmanlarda otururken 46 milyona, 46 tane emekli öğretmenin 30 yıllık ikramiyesini birleştirince, 46 milyona tadilatı yapılan yalıda oturuyor. Lüks araçlara biniyorlar, milleti eşiyle, çocuğuyla tehdit ediyorlar. Avukat tutmuşlar, içeridekilere yolluyorlar. ‘Şuna şu iftirayı atarsan çıkarsın, yoksa içeride yatarsın’ diyorlar. Kendine yaklaşmayanın eşini, özel kalemini, çocuğunu, korumasını, akrabalarını içeri alıp ‘Söyleyin itiraf etsin, dediğim gibi iftira atsın, hepiniz çıkın’ diye baskı yapıyorlar. Milletin şirkine el koyuyorlar, ‘Geri almak istiyorsan iftira at’ diyorlar. Kimine gidip, ‘Sıra sana geliyor, gelmesin istiyorsan gönlümü yap, benim istediğimi yap’ diyorlar. Öyle bir noktadayız ki bundan 165 gün önce operasyon oldu ilk. Bu operasyondan birkaç gün sonra Tayyip Erdoğan çıktı, ‘Göreceksiniz bir aya kalmaz, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Eşlerinin bile gözüne bakamayacaklar. Perişan olacaklar, sokağa çıkamayacaklar.’ Şimdi o sözden 30 gün sonra değil dediği gibi. 165 gün sonra, sokaktayım, Sinop’ta meydandayım. Birbirimizin yüzüne bakıyoruz, Türkiye’nin gözünün içine baka baka söylüyorum. Ekrem Başkan suçsuzdur, arkadaşlarımız suçsuzdur. Onlar bizim onurumuzdur. ‘Bir ay sonra’ diyordu, beş ay sonra buradayız. Bugün Sinop’ta yazın ortasında millet tatildeyken, hava sıcakken, günlerden pazarken, şu dakikada yapılacak pek çok güzel şey varken, dip dibe, sıkış sıkış, kan ter içinde sizler buradasınız ya; burası bir miting meydanı değil, bu darbeye karşı 51’inci eylemi yapıyoruz Sinop’ta. 51’inci eylemi. Buralara koşup gelenlere, darbecilere karşı, cuntacılara karşı direnenlere, masum arkadaşlarımızın arkasında duranlara, iradesine sahip çıkanlara, canım Sinoplulara selam olsun.”

“İMAMOĞLU’NA İFTİRA ATANLARI YARGILAYACAĞIZ”

“Şimdi buradan Tayyip Erdoğan’a meydan okuyorum. Bak bu meydanı gördün, meydan burada. Cesaretin varsa, yüzün varsa Sinopluların gözüne bakabileceksen gel haftaya bu meydana. Hodri meydan sana. Ama gelip de ne diyecek? Gelip de ne diyecek? Ne diyecek? Sizin hemşeriniz Diyojen vardı ya. Büyük İskender gelmiş Diyojen’in başına. ‘Benden bir isteğin var mı?’ demiş. Bu saatten sonra Tayyip Erdoğan Sinop’a gelirse, gelemez de gelirse, hatırınızı soramaz da sorarsa, ‘Benden bir isteğin var mı?’ derse, Diyojen gibi deyin, ‘Gölge etme başka ihsan istemez.’ Erdoğan’ın artık bu millete vereceği bir şey kalmadı. Yoruldu, yaşlandı. Ama maalesef o koltuğu bırakmak istemiyor. Ve o koltuğa yapışmak için iftiraya, saldırıya başladı. Bunun için zaman zaman da bana ‘Ekrem’i bırak, Ankara’ya gel, Ankara merkezli siyaset yap’ diyor. Ey Erdoğan, Ankara’da da oluruz, Sinop’ta da oluruz. Ben bugün Sinop merkezli siyaset yapıyorum. Geçen hafta Türkiye’nin bambaşka bir şehrinde, ondan önce başka bir şehrinde, haftada iki kez 50 farklı meydanda toplandık. Buraya kadar geldik. Sen beş ayda 9 dalga operasyon yaptın. 9 değil 99 yapsan, 50 değil 550 miting yapacağız. Eylem yapacağız. Sana boyun eğmeyeceğiz. Ve buradan açıkça, açıkça söylüyoruz. Ellerinde iftiranameleri birleştiremeyen, bu yüzden bir iddianame yazamayan, beş ayın sonunda her şeyi birbirine karıştırmış, suça bulaşmış bir AK Toroslar çetesi var. Yol yakınken dönülsün. Bu çete dağıtılsın. Makul insanlara dosya verilsin. Olacak olan şudur. Gerçekten savcılık yapacak birisi bu dosyaya baktığında ‘Kovuşturmaya gerek yoktur’ der. Ama tut ki bu çete bu iddianameyi bir şekilde yazdı, gerçekten doğru bir heyetin önüne gitsin. Bu iddianameyi reddeder, bunları kovalar. Buradan size söz veriyorum. Bu çete iddianameyi yazdığında Ekrem İmamoğlu değil, ona iftirayı atanları yargılayacağız. Onları yargılayacağız.”

“KORKU YAYARAK GÜÇLÜ KALMAYA ÇALIŞIYORLAR”

“Karşımızda bir korku ittifakı var. Umudu örgütleyemeyen, onun için korku örgütleyen bir ittifak var. Gözaltılarıyla, tutuklamalarla, sürgünlerle, korku yayarak güçlü kalmaya çalışıyorlar. Ama onların karşısında Türkiye tarihinin en büyük ittifakı var. Türkiye İttifakı var. Türkiye İttifakı; sosyal demokratlardan, muhafazakar demokratlardan, milliyetçi demokratlardan, Kürt demokratlardan, sosyalist demokratlardan, liberal demokratlardan oluşuyor. Türkiye İttifakı rengini ay yıldızlı al bayraktan alıyor. Bayrakla derdi olmayan, Atatürk’e dil uzatmayan, ülkesini seven herkes bizim ittifak ortağımızdır. Türkiye İttifakı’ndadır. Türkiye İttifakı’nın renkleri ay yıldızlı şanlı bayrağımızın renkleridir. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Biz ülkemizi seviyoruz. Biz ülkemizi, bu ülkeyi kuranların cesaretiyle yeniden kurtarmanın, onların inancıyla, gayretiyle yeniden güçlendirmenin peşindeyiz. Bunun için birincisi gibi ‘Köylü milletin efendisidir’ diyecek biri lazım bize. Köylüye ‘Al ananı da git’ diyen biri değil. Bize, gelince bu millete sahip çıkacak, umut olacak biri lazım. Artık vatan evlatlarının döneminin başlaması, bakan evlatlarının devrinin bitmesi lazım. Bunun için bize bunun için bize Ekrem Başkan gibi bir Cumhurbaşkanı lazım. Ona sahip çıkmaya devam edecek miyiz? Onu Cumhurbaşkanı yapacak mıyız? Bunun için hepimizin birer Cumhurbaşkanı Adayı olması lazım. ‘Ekrem Başkan olmazsa kim olacak aday?’ diyorlar. Kim olacak, kaldır elini görsün. Bakın bunlar adayımız. Bütün Sinop’ta, bütün demokratlar adaydır. Ekrem Başkan’a sahip çıkmak, Cumhuriyet’e sahip çıkmak, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmak hepimizin görevidir. Hepinize yürekten inanıyorum. Kendinizi yürekten alkışlayın. Aday olarak her birimiz bu ülkeye vaatte bulunuyoruz. Adalet vadediyoruz. Demokrasi vadediyoruz. Zenginlik vadediyoruz. Kutuplaşma yerine kucaklaşma varız. Gençlere, yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa vadediyoruz. Şeytanlaştırma yerine kardeşleştirme vadediyoruz. Kavga yerine barış vadediyoruz. Gözyaşı yerine kahkaha vadediyoruz. Avrupa Birliği’ne tam üyelik vadediyoruz. Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırmayı vadediyoruz. Bunlara inanıyor musunuz? Bunu başaracak mıyız? Birlikte yürüyecek miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? Haydi o zaman yürüyelim arkadaşlar.”


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL SİNOP’TA