07.02.2026
07.02.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“DEVLETİN AYARLARIYLA, MİLLETİN SİNİRLERİYLE OYNUYORSUNUZ; BU MİLLET SON SÖZÜ SÖYLEYECEK”
“ERDOĞAN, ‘DAHA AZ EKMEK ALIRSANIZ BANA BEDDUA EDİN’ DEMİŞTİ, 3 YILDA 200 EKMEK KAYBETTİK; BEDDUA DEĞİL DUA EDİYORUZ, AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİNDEN KURTULMAK İÇİN”
“SİYASETEN TÜKENMİŞ AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİ BUGÜN SON ÇAREYİ PSİKOLOJİK SAVAŞTA BULDU”
“EKREM BAŞKANA VE SUÇSUZ ARKADAŞLARIMIZA MİLLET SAHİP ÇIKIYOR”
“İLK CUMHURBAŞKANI GİBİ ‘ÇİFTÇİ MİLLETİN EFENDİSİDİR’ DİYEN BİRİ CUMHURBAŞKANI OLACAK; O GÜN GELİNCE HEPİMİZ KAZANACAĞIZ; KAYBEDEN OLMAYACAK”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Niğde’de gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Merhaba Niğde, merhaba canım Niğde. Tarihi kadim, toprağı zengin, insanı yiğit Niğde. Hoş geldiniz. Selam olsun Altunhisar’a, selam olsun Bor’a, Çamardı’ya, selam olsun Çiftlik’e, selam olsun Ulukışla’ya. Buraya depremin üçüncü yıldönümünde, deprem bölgesinde en ağır hasar alan altı ilimizden, ilçelerimizden, o depremde yakınlarını kaybedenlerin yanından, konteyner kentlerden, sokaklardan, yastan, acıdan geliyorum. Bir kez daha milletimizin başı sağ olsun. Böyle acılar görmeyelim, bir daha yaşamayalım diye diliyorum. Bu meydandan deprem bölgesine bir büyük selam yolluyoruz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“ERDOĞAN, MİLLETİ DİNLEMEDEN KENDİNİ DİNLETTİ VE GİTTİ”
“Geçtiğimiz haftayı herkes sevdikleriyle geçirdi. Ben geçtiğimiz hafta Osmaniye’deydim; Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te, Adıyaman’da, Malatya’daydım. Konteyner kentlerdeydim. Depremzedelerle el eleydim, gönül gönüleydim. Sayın Erdoğan da geçen haftayı ‘eli kanlı katil’ dediği Suudi Arabistan prensiyle birlikte ve ‘darbeci’ dediği Sisi ile birlikte geçirdi. Nihayet dün Türkiye’ye geldi. Nihayet lütfedip Osmaniye’ye gitti. Bir büyük sahne kurdurdu. O sahnenin üstünden depremzedeye videolar izletip; sahneden inmeden, sokağa girmeden, konteyner kentlerdeki durumu görmeden milleti dinlemeden kendini dinletti, olur olmaz şeyler söyledi ve gitti. Oysa biz ona deprem bölgesinden hep birlikte seslenmiştik. Dedik ki ‘Burada ‘Bir yılda yapacağım’ dediğiniz konutların bir yılda yüzde 2’sini yapmışken, ikinci yılda yüzde 30’unu yapmışken, üçüncü yılda daha kendi rakamlarınızla yüzde 70’deyken ve 270 bin kişi konteynerlerde kalıyorken artık bu işleri bir tarafa bırakalım. Madem ki motorlu taşıtlar vergisini iki sefer aldınız, KDV’yi ikiye katladınız, ÖTV’yi aldınız ve yurtdışı çıkış harçlarını artırdınız. Deprem için 71 milyar dolar topladınız artan vergilerden, kampanyalardan, bağışlardan ve ‘40 milyar dolara bu evler bitti’ diyorsunuz. O zaman madem bu para toplandı. Bu depremzedeye anahtar vermeden önce niye boş senet imzalatıyorsunuz? Niye 18 yıl bu insanlar para versin? Niye rezerv alanla bu insanların hakkını yiyorsunuz, insanları üzüyorsunuz? Gelin, bu boş senet utancını bitirin. Faiz ayıbını ortadan kaldırın. Mücbir sebebi yeniden uzatın. Rezerv alan sıkıntılarını çözün. Konteyner çilesini bitirin. Kiracılara da destek olun; ev verin, başlarını sokacak bir yer verin.’ ‘Bunları söylersen teşekkür edeceğim’ dedim. Dün Osmaniye’de çıktı, hiç bunlardan bahsetmedi. Buradan deprem bölgesine sesleniyoruz. O yapılan evlerin eksiklikleri var, tadilat ister, güçlüğü var. Bu milletin ödediği vergilerle, bu milletin kampanyasıyla, bu milletin parasıyla yapıldı. Fazlasıyla da o paralar toplandı. Biz deprem bölgesine ne yaptıysak helal-i hoş olsun. Erdoğan’a çağrımdır. Boş senetleri yırtıp atalım. Depremzedeye senet imzalatmayalım, helal-i hoş olsun.”
“NİĞDE’YE 87’NCİ KEZ ADALET İÇİN EYLEME GELDİK”
“Deprem bölgesinde ziyaretimizi bitirdik. Ankara’ya gitmeden koştuk, Niğde’ye geldik. ‘Yağmur var’ dediler. ‘Şubatın başı’ dediler. ‘Hava soğuk olur, kimse gelmez’ dediler. Dedik ki ‘Bu havada, bu tarihte miting olmaz. Ama biz Niğde’ye mitinge değil; Niğde’yi duymaya, Niğde’yi dinlemeye, Niğde’ye seslenmeye, Niğde’de bütün adaletsizlikleri konuşmaya, Niğde’nin vicdanına sığınmaya, 87’nci kez adalet için eylem yapmaya gidiyoruz.’ Bu meydandan taşanlara, bariyerlerin dışında kalanlara, miting meydanının dışında kalıp içeriye giremeyenlere, bu meydanı tarihi bir kalabalıkla dolduranlara helal olsun, hepinize selam olsun. Biz demokrasi fikrinin sahibi insanlarız, siyasetçileriz. Demokrasi fikrine inanan bir siyasi partiyiz. Niğde’de çok uzun yıllar siyasette istediğimiz noktaya gelemedik. Yıllardır Niğde Belediyesi’ni alamadık. Ama asla Niğde’nin tercihine saygısızlık yapmadık. Onları hor görmedik. ‘Bir bildikleri var’ dedik, ‘Doğrusunu millet bilir, millet yetkiyi verir’ dedik. Seçene ve seçilene saygı duyduk. Buradan Niğde seçimlerini kazanan Adalet ve Kalkınma Partili belediye başkanını da belediye meclis üyelerini de tüm belediye meclisi ile birlikte kutluyoruz. ‘Niğde için çalışsınlar, elimizden gelen desteği biz de vereceğiz’ diyoruz. Çünkü demokrasi seçimi kazandığın gün ne yaptığınla ölçülmez. Kazanınca davul - zurna, kazanınca millete iltifat, kazanınca milli irade; kaybedince milletin seçtiğine itiraz, millete itiraz, darbe. İşte bunlar olmaz. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Niğde kimsenin kalesi değildir, Niğde bundan sonra milletin kalesidir. Niğde ne derse o olur. Millet ne derse o olur. Bu millet devletini sever. Devlet çağırır, askere gider. Eline kına yakar, evladını askere yollar. Bu milletin şehidi olur, ‘Vatan sağ olsun’ der. Bu millet vergi istersin verir, çağırırsın gelir. Ama bu milletin karşısına devleti dikmeyeceksin. Eğer milletle devlet yarışırsa, emin ol ki şuna sadece ve sadece millet kazanır. Milletin dediği olur. Valilerden il başkanı yapmaya çalışanlara, kaymakamı ilçe başkanı gibi görmek isteyenlere, devletin memurunu partiye memur kılmaya çalışanlara söylüyorum. Bu devletin ayarlarıyla oynuyorsunuz. Bu milletin sinirleriyle oynuyorsunuz. Bu millet yetkiyi verdiğinde kullanıyorsunuz. Vermediğinde hazımsızlık ediyorsunuz. Bu millet son sözü söyleyecek. Bu millet 100 yıl önce ilk sözü de söyledi, son sözü de söyledi. Niğde ne diyorsa onun dediği olacak.”
“GENCECİK SİYASETÇİLER EMEK VERDİ”
“Ben bu anlamlı günde, bu anlamlı kucaklaşmaya katkı sağlayan tüm Cumhuriyet Halk Partisi örgütünü, ilçe başkanlarımızı, İl Başkanımız Bünyamin Başkan’ın şahsında emekleri için kutluyorum. Niğde’nin seçilmiş milletvekili, sizin her daim sesinizi Meclis’te duyuran, Türk çiftçisinin sorunları için uğraşan Ömer Fethi Gürer’e verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum. Yine özel bir teşekkür… 14 Mayıs seçimleri, 28 Mayıs seçimleri boynumuzu bükmüştü. Yolda yürürken yerdeki gazoz kapağını tekmeliyor, birbirimizin yüzüne bakmıyorduk. Öğretmen evleri boşalmıştı. Öğretmenlerin gidip de sohbet etmeye keyfi kalmamıştı. Gençler karanlık odada oturuyor, anne televizyon açmıyordu. O günlerde Cumhuriyet Halk Partisi bu partiyi, bu ülkeyi ayağa kaldırmanın, bir yola çıkmanın, Türkiye’nin kaderini değiştirmek için değişime başlamanın fitilini ateşlediğinde ve ondan dört ay sonra, 47 yıl sonra parti birinci parti olacak noktaya geldiğinde buna Türkiye'nin dört bir yanında gencecik siyasetçiler emek verdi. Yaş ortalaması 42 olan bir ekip partide, sonra da ülkede büyük bir zafer kazandı. İşte kaybedenin olmadığı, partiyi ayağa kaldıran, sonra da Türkiye’yi ayağa kaldıran o ekipte Genel Başkanınızın yanında Erhan Adem vardı. Teşekkür ediyorum Erhan Adem’e.”
“NİĞDE’Yİ BEKLETİYORLAR, SORUNUNU ÇÖZMÜYORLAR”
“Erhan Başkan, Ömer Fethi Gürer Milletvekilimiz, örgütümüz Niğde’nin ne sorunu varsa bunu tüm Türkiye’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ve sokakta takip ediyorlar. Bana da en çok hem çiftçilerin, patatesin, soğanın sorununu, hem de Niğde’nin sorunlarını getiriyorlar. Örneğin Niğde Müzesi… Yıllardır söylerler. Avrupa Yılın Müzesi adayı gösterilmiş. 20 bin tarihi eseri var. 6 Şubat’ta zarar görmüş ‘Yıkılıp yenisi yapılacak’ denmiş. İnşaatına bile başlanmamış. Bu kente hem yerli hem de dünyanın her yerinden turist çekmek için bu önemli işi mutlaka ve mutlaka yapmak gerekiyor. Bir yandan öyle şeyler duyuyorum ki… 1996’da Niğde Havaalanı’nın temelini atmışlar. O havaalanına o gün bir bekçi alıp koymuşlar. Sene olmuş 2026, havaalanı yok. Bekçi de geçen sene EYT’den emekli olmuş. Böyle kara mizah olur mu? Bir bekçi 30 yıl yapılmayan bir havaalanını bekleyip de emekli olur mu? Siz bir ara o havaalanında temsili bir karşılama yaptınız. Ama halen daha bunu görüp de Niğde’nin hak ettiği işi yapmadılar. Bir diğer taraftan Bor Fizik Tedavi Merkezi depremde hasar gördü, yıkıldı. Seçim öncesi temel diye yalandan bir çukur kazdılar. Açılış, Şubat 2025’ti. Hala daha ortada yok. Müteahhit kaçmış, hiçbir ilerleme yok. Köylerde su sorunu var. 1970’te yapılan Akkaya Barajı hala kapalı sisteme geçirilmedi. Su israfı had safhada. Bu yüzden bir an önce planlanması lazım. Beş tekstil fabrikası kepenk kapatmış. Emekçiler, kadın emekçiler işsiz kalmış. Bu sorunların tamamıyla Niğde boğuşmak zorunda.”
“ÇARE, İKTİDAR DEĞİŞİMİDİR”
“Bunun için şunu söylüyoruz. Biz artık bu meydanlarda birazdan söyleyeceğim; emekçi için, emekli için, ya da bu meydanda Niğde için bu iktidardan bir şey istemekten vazgeçtik. Çünkü hiçbirini yapmıyorlar. Emekliye bin lirayı reva görüyorlar. Niğde’yi 30 senedir bekletiyorlar. Hiçbir sorunu çözmüyorlar. Onun için ne hava alanı, ne müze, ne başka bir şey, ne patatese fiyat, ne emekliye zam… Bu iktidardan, Erdoğan’dan bir tek şey istiyoruz. Sandık istiyoruz, erken seçim istiyoruz. Zira bu iktidarın sorun çözme kapasitesi kalmamıştır. Erdoğan’ın enerjisi, mücadelesi, inancı tükenmiştir. Bu ülkenin yeni bir enerjiye, yeni bir yola çıkışa, 100 yıl önce olduğu gibi milleti seven, kuşatan, halktan yana, haktan yana, eşitlikten yana, milletten yana, yoksuldan yana, emekliden ve emekçiden yana bir halkın iktidarına ihtiyacı var. Çare, iktidar değişimidir.”
“ÇİFTÇİNİN DOSTU BİR İKTİDAR KURACAĞIZ”
“Elbette Niğde, hiç şüphe yok ki çok önemli bir tarım şehri. Zaten siyasetçilerinin de tarıma olan ilgisi, tarımın kalbinin Niğde’de atması, Niğde’nin siyasetinde çiftçinin sorunlarının çok büyük bir etkisi olmasından. Bakın rakamları canlı yayında söylüyorum. Duysun Türkiye ki ne durumdayız, sorunları nasıl çözeceğiz görsün. Niğde’de tarlada patatesin kilosu 4,5 lira ama İstanbul’da 25 lira. Siz ucuza satıyorsunuz, kazanamıyorsunuz. Ama millet de 5 katına yiyor. 500 bin ton patates depoda bekliyor, bir ay içinde satılmazsa çürüyecek. Soğanda durum daha da kötü. Tarlada 2 lira, pazarda 15 lira. Sırf tarla temizlensin diye soğanı bedava vermeyi göze alan üreticiler var. Elma rekoltesi don felaketiyle yüzde 95 düştü. Niğde’nin ihracat pazarlarına İtalya, Polonya girdi. Niğde’nin geleceğini de tehdit eder hale geldi. Kiraz, Darboğaz kirazı. Bakmayın, adı Napolyon ama Darboğaz’ın kirazı. Bu markayla dünya pazarındaydık. Sürekli felaketler yaşandı, devlet sahip çıkmadı. Bir sene dalda kaldı, devlet sahip çıkmadı. Öbür sene don vurdu, yandı, dondan yandı. Yine gerekli destek verilmedi. Borç tırmandı, katlandı. Eğer bu borçlar ertelenmezse, bu borç sorununa bir çare olmazsa, artık kiraz üreticilere ağaçlarını sökmeye başlayacaklarını söylüyorlar. Türkiye’de ortalama çiftçi geliri 19 bin 700 liraya gerilemiş durumda. Buradan ilan ediyoruz ki; bu sandık geldiğinde, bu iktidar değiştiğinde Cumhuriyet Halk Partili bir Tarım Bakanı olduğunda, çiftçinin dostu iktidar kurulduğunda, öncelikle tarımdaki bütün borçların ama Tarım Kredi Kooperatifi’ne, ama devlet bankasına, ama özel bankaya çiftçilerin borçlarının tamamının faizini bir seferliğine sileceğiz. Ana parayı beş yıla böleceğiz, beş yıla. Meydanda alkış çok. Yan taraf dikkatle dinliyor. Çiftçinin, borçlarının faizini silelim mi? Peki bu ana parayı beşe bölelim mi? Bunu destekleyenler bariyerlerin dışındakileri bir göreyim elleri. Kabul ediyor muyuz? O zaman bugün olduğu gibi CHP’ye kulak vermenin, hak vermenin, elbette ama artık oy vermenin zamanıdır. İktidarı değiştirmenin zamanıdır.”
“MAZOT 60 LİRA DEĞİL, 35 LİRA OLACAK”
“Bariyerlerin ta en dışına soruyorum. Dışarıdan bakanlara sesim geliyor mu? Doğru söylüyor muyuz? Kulak verdiniz, hak verdiniz. Oy verecek misiniz? Bu iktidarı değiştirecek miyiz? Hepinizi çok seviyoruz Niğde. Hepinizi çok seviyoruz. Niğde’nin AK Partilisini de MHP’lisini de İYİ Partilisini de öyle ya Niğde’nin bütün demokratlarına sesleniyorum. Bakın bu ay yıldızlı al bayraklara bakın. Bu bayraklardan alır rengini Türkiye İttifakı. İçinde sosyal demokratlar da var, muhafazakar demokratlar da. İçinde milliyetçi demokratlar da var, Kürt demokratlar da. Yeter ki vatanı sevsin, bayrağıyla sorunu olmasın. Ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana olsun, Atatürk sevgisi olsun. Tüm demokratlara can feda olsun. Ayrıca sadece faiz silmek değil, çiftçinin kullandığı mazot. Bugün gemilerden, adam armatör, 30 tane gemisi var. Mazotu ÖTV’siz alıyor. KDV’siz alıyor. Armatörün koca gemilerine bedava, burada benimle yaşıt traktör var. Traktöre gelince ÖTV öde, KDV öde, mazot 60 lira. Buradan, Niğde meydanından söz veriyorum. CHP iktidarında KDV yok, ÖTV yok, bundan sonra mazot 35 lira, 35 lira. Çiftçiye mutlaka destekleme çok önemli. Planlı üretim önemli, fiyat garantili, alım garantili üretim önemli. Devletin kurumlarının planlama yapması, doğru ürüne yönlendirmesi, alım garantisi vermesi önemli. Bunların tamamı sosyal demokrat anlayışla hayata geçirilecek ve sorunları kökünden çözecek uygulamalar. Bunun için kaynak var mı? Var. Örneğin bütçede kanuna göre Gayrisafi Milli Hasıla’nın yüzde 1’inin bu işlere verilmesi lazım. O para 772 milyar lira. Ama bu sene bütçeye 168 milyar koydular. Yani binde 2. Buradan söylüyorum. Niğdeli patates üreticisi, Niğdeli soğan üreticisi, Niğdeli çiftçi, oyu Cumhuriyet Halk Partisi’ne, oyu Türkiye İttifakı’na vereceksin; beşin birini değil, hakkının tamamını alacaksın. Tamamını.”
“GELDİĞİMİZDE TARIMSAL ELEKTRİĞİN ÖDEMESİ ÜRÜNÜN PARASI GELDİKTEN SONRA OLACAK”
“Gençlik Kolları, al o lahanayı getir bana. Bir de not var, ver notu. Onu da getir. Alıverin bir görelim. Lahana geliyor. Ömer Fethi Gürer de hemen istatistik veriyor. ‘Niğde lahanada Türkiye ikincisi Genel Başkanım.’ Niğde çalışkanlıkta, dürüstlükte, vatanseverlikte hepimizin gözünde dünya birincisi, dünya birincisi. Asu Hanım Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı. Osmaniye milletvekili. İyi bir anne, sağlam bir doktor, iyi bir örgütçü. Lahana sarmayı da biliyor, örgütlenmeyi de biliyor, siyaseti de biliyor. Yürekten örgütteki tüm kadınlar adına Asu Hanım’a bir kuvvetli alkış alalım. CHP’li tüm kadınlar adına. Türkiye’nin dört bir yanında yuvalarını ayakta tutan, ekonomik krizle boğuşan, evladının yarınları için korkan, ama gözü kulağı da bu meydanda olan ev hanımlarına, Türk milletinin hanımlarına ve Anadolu’nun kadınlarına, Trakya’nın kadınlarına selam olsun. Amcam lahanayı yollamış. Diyor ki ‘Bu lahanayı satacağım da bu elektrik parasını ödeyeceğim’ diyor. ‘Lahana para etmedi, elektrik faturası elimde kaldı ve bu borçlar yüzünden sıkıntımız büyük’ diyor. Başta şunu söyleyeyim. Eskiden ne vardı? TEK, Türkiye Elektrik Kurumu. TEK ne düşünüyordu? Her şeyi düşünüyordu ama bir tek şeyi düşünmüyordu TEK. Tarlada domates var ve sulanacak. Sulamazsan yanacak. TEK gelip o gün elektriği kesmezdi. Lahana suluyorsun, gelip elektriği kesmezdi. Ne yapardı biliyor musun? Yazsa yazın sonundaki hasadı, kışsa günü gelip ürün satılınca paranın alınacağı zamanı bekler, yılda iki kere para alırdı ve Türkiye’nin Elektrik Kurumu Türkiye’nin çiftçisi desteklerdi. Şimdi her yerde başka bir adı var, DEDAŞ, GEDAŞ, EDAŞ, BEDAŞ. Bunlar her ay para isterler, günlük faiz uygularlar, biraz geciktin mi elektriği keserler, ürünü yakarlar. Bu meseleyi kökünden halledeceğiz ve geldiğimizde tarımsal elektriğin ödemesi ürünün parası geldikten sonra olacak. Söz veriyoruz.”
“BU MİLLET EMEKLİSİNE SAHİP ÇIKMADIKÇA ASLA HUZUR BULAMAZ”
“Şimdi bu lahananın benim için bir anlamı var. O da ne? Benim dedem Abdullah Ağa, 104 yaşında öldü. Hepsine Allah rahmet eylesin. 99 yaşına kadar kendi ürettiği lahanasını, ıspanağını, pırasasını kışın gider Manisa’da pazarda satardı. Bu lahanalar kışın olur. Kocaman bir havuz olur. Havuz buz tutar. Dedem beni çıkartır, ben elimde bir taşla havuza önce atardım, buzu kırardım. Üstüne bu lahanaları atardık. Dedem bunları çıkarır çıkarır, yıkar arabaya dizerdi. Sonra da onları satardık. Öyle dedemin parmakları sonradan öğrendik, dedem ‘mafsal romatizması’ diyordu, eklem romatizması, romatoid artrit. Parmaklar dönmüş, kıvrılmış. Dedemin beş tane, bir halam dört amcam var. Dedeme diyordum ki, bir tek babam okumuş. ‘Dede senin parmakların niye böyle yamulmuş?’ Böyle gösteriyordu, ‘Aha bu Talat’ı okuturken oldu’ diyordu. Elleri nasırlı, dirsekleri çürümüş, gözlük camı büyümüş, çalışa çalışa parmakları terse dönmüş bütün emeklilerin, bütün büyüklerin ellerinden öpüyorum. Bu millet emeklisine sahip çıkmadıkça asla ve asla huzur bulamaz.”
“SON ÜÇ YILDA 200 EKMEK KAYBETMİŞİZ”
“Bir emeklerin elini göreyim şu meydanda. Bakın emekliye 20 bin lira verdiler. Asgari ücretliye 28 bin lira verdiler. Çiftçi ortalama 19 bin 700 lira kazanıyor. Oysa açlık sınırı 31 bin lira. Yoksulluk sınırı 102 bin lira. Beş emekli bir olsa, paraları bir yere koysa, birine verse, biri bile yoksulluktan kurtulamıyor. Hiçbir zaman asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altında değildi. Bu sene öyle oldu. Beş emekli birleşse yoksulluktan kurtulamıyor. Bu hale getirdiler. Ve buradan size soruyorum. Bunların sebebi kim? Erdoğan. Bakın buradan ilk kez Niğde’den hatırlatıyorum. Ve Erdoğan’a sesleniyorum. 2005 yılı gazetelerde manşet. Diyorsun ki; ‘Üç yıl öncesine göre daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.’ Bakın bugün 2026, en düşük emekli maaşı 20 bin lira. Ve bin 300 ekmek alabiliyor. Oysa üç yıl önce diyor ya, ‘Üç yıl öncesine göre az alıyorsanız.’ Üç yıl önce en düşük emekli maaşı 7 bin 500 lira ve bin 500 ekmek alıyor. Üç yılda 200 ekmek kayıp. Hele hele o sözü söylediği 2005 yılında en düşük emekli maaşı 640 lira, 2 bin 100 ekmek alıyor. 2 bin 100 ekmek alan maaştan, bin 300 ekmeğe düşmüşüz. ‘Üç yıl öncesine göre azsa beddua edin’ diyor ya. Bin 500’den bin 300’e, son üç yılda 200 ekmek kaybetmişiz. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. ‘Daha az alırsan bana beddua edin’ demişsin, o kötü söz. Beddua bize yakışmaz. Beddua Niğde’ye yakışmaz. Beddua emeklinin ağzına yakışmaz. Ama dua ediyoruz, dua. Allah’ım sen bu emekliyi, bu Erdoğan’ın yoksullaştırmasından, Erdoğan’ın iktidarından, AK Parti’nin kara düzeninden kurtar. Allah’ım sen bu asgari ücretliyi, açlık sınırına mahkum eden AK Parti’nin kara düzeninden kurtar. Allah’ım bunların olması için bu ülkeyi sağ salim bir erken seçim sandığına kavuştur ya Rabbim. Vallahi ben Niğde’de sizi gördükçe bu Niğde’deki tarihi günü gördükçe, Niğde’de bu meydana giremeyen, bu binleri, on binleri gördükçe, hepinizi görüyorum. Bu meydana sığmayan Niğde’nin umudunu görüyorum. Sevgisini görüyorum.”
“EMEKLİNİN ÖFKESİ BOŞUNA DEĞİL”
“TÜİK’i biliyor musunuz? Neyin kısaltması bu TÜİK? Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumu. Emekliyi üzüyor. Bu TÜİK ne yaptı biliyor musunuz? Aralık ayında iki şey yaptılar. Bunlar aralıkta zam yapabilecekleri birçok şeye zam yapmayıp, ocağı beklediler. TÜİK de fiyat alırken aralıktaki fiyatı görmeyip kasıma yakın bir fiyat söyledi. Enflasyon bir anda yüzde 1’lere geriledi. Ne oldu? Ocak ayı enflasyonu TÜİK’e göre bile yüzde 4,8. Gerçekte yüzde 6,5 - 7 çıktı. Ne oldu? Emeklinin cebinden, memurun cebinden yüzde 5’lik farkı çaldılar. Şimdi aylık enflasyon yüzde 5’e yakın, yüzde 4,8. Türkiye’nin bir aylık enflasyonu, dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Aylık enflasyona numara çekerek emekliye ve memura yüzde 12 zam yaptılar. Bu yüzde 12’nin yarısını ocak ayında geri aldılar. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında önce şunun sözünü veriyoruz her yerde bilin. CHP iktidarında en düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, sonra 1,5 asgari ücret olacak. Bunda inanmayacak, şaşıracak, tartışacak bir şey yoktur. Niye? Çünkü o beğenmedikleri, dalga geçtikleri ‘yaşlısın’ deyip ‘Görevi bırak. Ölünce mi bırakacaksın?’ dedikleri rahmetli Ecevit’in, rahmetli Mesut Yılmaz ve Sayın Bahçeli ile kurduğu 99-2002 arası iktidarda, en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bunu hiç ellemeseler bugün bu meydanda en düşük emekli maaşı alanlar 20 bin lira değil, 42 bin lira alıyor olacaklardı. Nerede kuyumcu? Sol tarafta var diyorlar. Adı ne? Hemen şurada kuyumcu var. Hemen şurada. Gidin o kuyumcuya sorun. Tayyip Bey geldiği gün çeyrek altın kaç para, bugün sizin maaş kaç para? En düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu, şimdi sizin 20 bin lira 1,5 çeyrek altın alıyor. Öyle böyle değil. Emeklinin öfkesi boşuna değil. 8 çeyrek altından 1,5 çeyrek altına geriletmek öyle alım gücü kaybı falan değildir. Türkiye’deki 16 milyon emeklinin geleceğini çalmaktır. Huzurunu çalmaktır. Ekmeğini, aşını çalmaktır. Asgari ücret 7 çeyrek altından 2 çeyrek altına gerilediyse, bu Niğde’deki çalışan işçi kardeşime yapılmış büyük haksızlıktır. Onun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak geldiğimizde asgari ücreti temel ücret olmaktan çıkarıp yeniden ilk işe girildiğinde alınan ve bir yıllık kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir ücret haline getireceğiz. CHP iktidarında emeklinin de emekçinin de çiftçinin de doğal olarak tüm esnafın da yüzü gülecek, Niğde’nin yüzü gülecek. Bir tek şeyi bileceğiz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Emekçi kurtulmadan çiftçi kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.’”
“ASLINDA SİYASETEN TÜKENDİKLERİNİ İTİRAF ETTİLER”
“Değerli Niğdeliler, bu yaşadıklarımızın hiçbirini boşuna yaşamıyoruz. Örneğin geçen sene enflasyon hedefi yüzde 15’ti, iki katı oldu ve yüzde 30 oldu. Yani dana kıyma 600 liradan 800 liraya çıkacakken, tuttu 1000 liraya tırmandı. Bunun sebebi 19 Mart’ta… Dedim ya 31 Mart 2024’te Niğde karar verdi ve Niğde Belediyesi’ni AK Parti’ye verdi. Baş göz üzerine. Çalışacaklar, hizmet edecekler, beş yıl sonra karar vereceksiniz. İstanbul’da da 25-30 yıl İstanbullu Tayyip Bey’e, onun atadıklarına, önerdiklerine oy verdi. Biz o süre boyunca İstanbul’a bir şey demedik, seçilmişe bir şey yapmaya kalkmadık. Demokrasi seçimi kazanınca değil kaybedince verdiğin refleksle ölçülür. Tayyip Bey, 19 Mart’ta öyle bir işe kalkıştı ki. Dedi ki ‘Bu Cumhuriyet Halk Partisi, 47 yıldır olamıyordu, birinci parti oldu.’ ‘Ben büyük bir laf etmiştim, doğru bir laf etmiştim’ dedi Tayyip Bey. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder, İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır.’ İşte bu düşünce ile İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazanmaması için, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı olmaması için, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmemesi için, emeklinin yüzünün gülmemesi için, asgari ücreti artırmamak için, tarımda hak ettiğiniz desteklemenin beşte birini değil, tamamını almayasınız diye, yani ‘milletin efendisi’ dediğimiz çiftçiyi yeniden eski günlerine getirmeyelim diye bir darbeye kalkıştı. Tayyip Bey, AK Parti’nin kadın kollarına güvenmiyor artık. Tayyip Bey, AK Parti’nin gençlik kollarına, ana kademesine güvenmiyor. O yüzden kimsede olmayan yargı kollarını kurdu. Başına bir bakan yardımcısını yolladı. Ya böyle şey olur mu? Niğdeliler, size soruyorum. Örneğin Niğdespor bir maç yapıyor olsa, maçın hakemi sahaya Niğdespor forması ile çıksa sizin içinize siner mi? O kazandığınız maça ‘galibiyet’ der misiniz? Bir AK Partili bakan yardımcısını İstanbul’a başsavcı yapıp Ekrem Başkan’a saldırıya başladılar. Aslında siyaseten tükendiklerini, tek ümitlerinin o başsavcının yapacağı operasyon olduğunu itiraf ettiler.”
“CANLI YAYIN GETİR, KİMSEYİ KANDIRMAYA HAKKIN YOK SENİN”
“Niğde’nin güzel insanlarının vicdanına sığınırım. Bakın, 19 Mart’tan beri ‘560 milyar yolsuzluk’ dediler, 560 kuruşunu ispat edemediler. ‘Bin 200 cep telefonu alındı, dağıtıldı’ dediler, yalan olduğunu itiraf ettiler. ‘Parkelerin altında 2 milyon Euro para bulundu’ dediler, iddianameye koymadılar. ‘Yanlış duymuşum’ dediler. ‘Ekrem İmamoğlu’nun lüks araçları’ diye bir garaj gösterdiler, MHP’li milletvekilinin çıktı. ‘Para dolu valizler’ dediler, içlerinden jammer çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’ni bastılar, kasadan dolar gösterdiler. Baktık ki gerçek arama kaydından içeriden bir tek resmi mühür çıktı. TRT’ye sorduk, ‘Bu görüntü nereden çıktı?’ ‘Orijinalini bulamadık, stoktan kullandık, bu görüntü ortaya çıktı’ dediler. Tamamı yalan çıktı, tamamı yalan. Bakın bahar geçti, koca yaz geçti, sonbahar geçti, üzerinde tepindikleri ne varsa yalan çıktı, sahtekarlık çıktı. Hiçbirisi iddianamede çıkmadı. O günlerde ‘Güçlü bir iddianame gelecek’ diyorlardı. Ben arkadaşlarıma güvendim. Canlı yayın istedim. Devlet Bahçeli de bana destek çıktı. ‘Millet Hanya’yı da görür, Konya’yı da’ dedi. Ama iddianame çıkınca Devlet Bahçeli’nin sözüne karşı Erdoğan ‘Uygun olur’ demişti, bu sözü de yalan çıktı. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Savcına güveniyorsan, deliline güveniyorsan canlı yayın getir. Cevaplarını millet dinlesin. Kimseyi kandırmaya hakkın yok senin.”
“SON ÇAREYİ PSİKOLOJİK SAVAŞTA BULDULAR”
“Buradan bir kez daha hatırlatmak isterim ki siyaseten tükenmiş, bitmek üzere olan AK Parti’nin kara düzeni bugün son çareyi psikolojik savaşta bulmuştur. Büyük bir ayıbın içindedir. Bakın Fatih Keleş kardeşimizi her ay, iki ayda bir sürdükleri Kocaeli’nden alıp getirip ‘Resmi bir görüşme değil. Sohbet bu, çay içeceğiz’ deyip ona ‘Ekrem’e iftira et, dön evine’ demektedirler. Bunu reddettiği için 26 yaşında gencecik oğlu Mustafa ile tehdit ettiler. Mustafa’yı Silivri’de bir koğuşa koydular. Her ay Fatih Keleş’e haber yolluyorlar. ‘At imzayı, kendin de kurtul, oğlanı da kurtar’ diye. Dünyada en iyi eğitimli Türk kadınlarında bir tanesi, bir bankanın başından İstanbul’da Medya A.Ş.’nin başına gelmişti. ‘Bir cumhuriyet kadını olarak ben de ülkeme hizmet edeceğim, Atatürk’ün partisinin iktidarında birlikte yürüyeceğim’ diye. Onu aldılar. Dediler ki ‘Ekrem’e iftira et.’ Dedi ki ‘Edemem.’ ‘Bu ihaleleri kime verdiğinizi o söyledi değil mi?’ Dedi ki ‘Hayır, düzgünce ihale yaptık. Şartname yazdık. Yalan atamam.’ ‘Çoluk çocuk?’ ‘Evet var.’ ‘Nerede?’ ‘İki kızım, evde.’ ‘Eşin?’ ‘Eşim yok.’ ‘Annen?’ ‘80 yaşında.’ ‘Nasıl olacak şimdi? Hadi at imzayı, kavuş çocuklarına.’ Dedi ki ‘İftira atamam. İftira atamam.’ Öyle deyince savcı ‘Hadi o zaman iyi yolculuklar’ dedi. Hanımefendi sandı ki adliyeden Silivri’ye dönüyor. Silivri’ye bir gitti, ‘Sen Türkiye’nin öbür ucunda 50 kişilik bir kadın koğuşunda, 26 kişilik bir koğuşa 50’inci kişi olarak gideceksin. Aylarca yerde yatacaksın. Nöbetleşe uyuyacaksın. İftira atmazsan perişan olacaksın.’ Hasta arkadaşlarımızı sağlıklarıyla tehdit ediyorlar. Mehmet Murat Çalık’ın annesini hastane bahçelerinde perişan ediyorlar. Antalya Büyükşehir, bir avuç ilaç içiyor. Ne olur ev hapsinde dursa. Yargılamayı günü gelince yapsan. Dinlemiyorlar. Sonrasında Ekrem Başkanın, önce özel kalem müdürüne. Özel kalem müdürü kardeşimize. Neymiş suçu? Ekrem Başkanın toplantılarını organize ediyormuş. Ne yapacak özel kalem? Ne yapacak? Özel kalem gidip menemen mi yapacak? Elbette toplantı organize edecek. Telefonlarını yönlendirmiş. Hepimizde kayıtlı olan telefonlar için. Sonra koruma müdürünü, şanlı, şerefli Türk polisini aldılar. Yayladaki evini bastılar. ‘Kasasından Euro çıktı’ dediler, 48 tek yasal mermi çıktı. Yaylada atış talimi yapmak için yasal mermi, bir kuruş çıkmadı. Ama onu da koydular. Ekrem Başkan’ın ne kadar akrabası varsa, zulmettiler. Dilek Hanım’ın önce bir kardeşini, geçen gün öbür kardeşini alıp hapse koydular. Yılmadılar. Bugün abi yok, küçük kardeş yok, eşi yok. Kimse yok. Bir kardeşimiz Trabzonlu bir evlada, aile emanet edilmiş. Dilek Hanım emanet edilmiş. Yanında duruyor. Bir yanlış yapan olmasın diye. Tutup o kardeşimizi bile alıp gözaltına koydular. ‘Senin Dilek Hanım’ın yanında ne işin var?’ diye.”
“BU ZULÜM DEVLETİDİR, MAFYA DEVLETİDİR”
“Buradan size sesleniyorum. Niğde senin vicdanına sığınıyorum. Hafızana sesleniyorum. Tayyip Bey de İBB Başkanıydı. Tayyip Beye 5-6 dava açtılar. Yolsuzluk, rüşvet, irtikap. İhaleye fesat. Bir gün gözaltına alındı mı? Evine bir gün polis geldi mi? Yargılanırken tutuksuz yargılandı. Ceza kesinleşene kadar kimse ona ilişmedi. Yargıtay’da kesinleşince telefonla çağırdılar. Cezaevinde yanına yatacak kişiyi bile ayarladılar. Bırakın dışarıda korumayı, cezaevinin içine yanına koruma verdiler. İçeride şiir kaseti çıkardı. Yasak olduğu halde. ‘30 bin ziyaretçi geldi’ diye övünüyor. Şimdi peki size soruyorum. O günlerde Tayyip Bey’e ki ona verilen ceza da yanlıştı. Soruyorum, Tayyip Bey’in ailesine, evladına, kayınçosuna ve akrabasına ilişen oldu mu? Bu dürüstlük değil, bu yiğitlik değil, bu Kasımpaşalılık değil. Bu hukuk devleti değil. Bu zulüm devletidir. Bu mafya devletidir.”
“NİĞDELİ ÇİFTÇİ UZUN ADAMDAN HAKKINI ALACAK MI?”
“Karıncanın kardeşi var, ezdirmeyiz. Ekrem Başkanı ve suçsuz arkadaşlarımıza ezmeye çalışanlara sahip çıkıyor muyuz? Onların arkasında mıyız? Günü gelince bu zulmü yapanları sandıkta cezalandıracak mıyız? Hem onların hakkını hem emeklinin hakkını o sandıkta soracak mıyız? Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak mı? Niğdeli çiftçi uzun adamdan hakkını alacak mı? Niğdeli çiftçi ona ‘Al ananı da git’ diyen birini değil de ilk Cumhurbaşkanı gibi ‘Çiftçi milletin efendisidir’ diyen birini Cumhurbaşkanı yapacak mı? İşte o gün gelince hepimiz kazanacağız. Kaybeden olmayacak. Niğde’nin MHP’lisi de kazanacak, AK Partilisi de kazanacak. Çiftçinin yüzü gülerken kimseye partisi sorulmayacak. O güzel günler için hep birlikte çalışmaya var mısınız? O zaman ben de size şunu söylüyorum. 5 Şubat’ta deprem bölgesindeydim, 7 Şubat’ta buradayım. 5 Şubat Gazi Mustafa Kemal’in Niğde’ye geldiği gündür. 5 Şubat partimin ve ülkemizin kurucusunun Niğde’ye teşekkür ettiği gündür. Atatürk Niğdelilere Milli Mücadele için Kurtuluş Savaşı için ve Cumhuriyet’e sahip çıktıkları için teşekkür etmiştir. 1934’te 11 yıllık genç Cumhuriyet’e sahip çıkanlar, bugün de Cumhuriyet’e sahip çıkmaya gelmişler, hoş gelmişler. O gün hastalıklardan kurtuldu Türkiye. Yoksulluktan, işsizlikten, açlıktan, sefaletten ve esaretten kurtuldu Türkiye. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün güvendiği Niğde, Türkiye’yi bir kez daha yoksulluktan, esaretten, sefaletten, işsizlikten kurtarmaya hazır mı? Var mısınız? Bu yolda birlikte yürüyecek miyiz? Ben şimdi buradan Adana’ya geçiyorum. Adana gibi adam, Zeydan Karalar’a sarılmaya gidiyorum. Zeydan Karalar’ı seviyor musunuz? Ona selam söylüyor musunuz? Ben de ona Niğde’nin selamını, bu muhteşem meydanın selamını söylemeye gidiyorum. Niğde… Cumhuriyeti, yapılacak ilk seçimlerde Türkiye’yi ayağa kaldıracak bir Cumhuriyet hükümeti kurmak üzere sizlere emanet ediyorum ve diyorum ki ‘Bundan sonra birlikte yürüyecek miyiz?’ O zaman hadi bakalım, yürüyelim arkadaşlar.”
07.02.2026
07.02.2026
07.02.2026
06.02.2026