05.05.2026
05.05.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“SARAYDAN MEDET UMANLARA, MİLLETİN, DELEGENİN VERMEDİĞİNİ SARAYDAN DİLENENLERE SÖYLÜYORUM: BIRAK SARAYLARDA MERMER OLMAYI, TOPRAK OL, BAĞRINDA GÜLLER YETİŞSİN”
“NE AİLEMİZE, NE MİLLETİMİZE VEREMEYECEĞİMİZ TEK BİR HESAP YOK”
“SİZ KAPTAN KÖŞKÜNDESİNİZ; MİLLET, FARELERİN OLDUĞU O BODRUMDAKİ YERDE DURUYOR… BU GEMİ BÖYLE YÜZMEZ, KAPTAN DEĞİŞECEK”
“BİR AYLIK BEBEK DE DAHİL 90 YAŞINDA DEDEM DE DAHİL, 3 YILDA HEPİMİZ 558 BİN LİRA VERGİ VERECEĞİZ”
“BUNDAN SONRA ‘akpden.com’U YAKINDAN TAKİP EDİN; KÖPRÜLERİ, OTOYOLLARI, KARLI İŞLETMELERİ SATMAYA KALKTIKLARINDA ORADAN DUYURACAĞIZ”
“AYAĞA KALKTINIZ, HEDEF İKTİDAR; OTURMAK, DURMAK YOK… MİLLET KORKMASIN, ONLARI SARACAĞIZ, HAYSİYETSİZLERİN DEFTERİNİ DÜRECEĞİZ”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran konuklarımız, televizyonlarında bizi izleyen, radyolarından dinleyen çok kıymetli vatandaşlarımız hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla selamlıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“BÜYÜK SEFERBERLİĞİ BAŞLATTIK”
“Bir haftalık yoğun çalışma takviminin ardından bir aradayız. 1 Mayıs’ta İşçi Bayramı yaklaşırken önce Türk-İş’i ziyaret ettik. Ardından Hak-İş ziyareti bu haftaya ertelendi. Sayın Genel Başkan’ın taziyesi, cenazesi nedeniyle ki bir kez daha kendisine başsağlığı diliyorum, ablasını kaybetti. Ertesi gün 1 Mayıs’ta da DİSK’in, KESK’in TMMOB’un ve Türk Tabipleri Birliği’nin çağrısıyla Kadıköy Rıhtım Meydanı’ndaki on binlerle, yüz binlerle bir araya geldik. Dayanışmamızı gösterdik ve hep beraber önümüzdeki yıl 1 Mayıs için Taksim’e sözleştik. Gelecek sene 1 Mayıs’ta hep beraber Taksim’de olacağız. Geçen hafta grup toplantımıza denk geldiği için Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıl dönümü törenine katılamamıştık. Çarşamba günü Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Kadir Özkaya’yı ve mahkeme üyelerimizi ziyaret ettik. Tebriklerimizi ilettik, başarılı bir yıl diledik. Cumartesi günü, 107’nci eylemimizi; Karabük’te çok ses getiren, meydanlara sığmayan, bütün Türkiye’ye umut olan eylemimizi yaptık. Dün erken saatlerde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde çalışmalarımızı başlattık ve ardından saat 12.00’de yaptığımız basın toplantısıyla 4 Mayıs itibarıyla tüm seçilmişlerimizle, örgütümüzle, sandık görevlilerimizle beraber 81 ilde 973 ilçede sahaya çıktık, büyük seferberliği başlattık. Bugün Yenimahalle ilçe örgütümüz anons edildi. Tahmin ediyorum ki öğleden önceki çalışmalarda yoruldular, buraya nefes almaya geldiler. Öğleden sonra Yenimahalle örgütünü sahada görmeye devam edelim. Bugünlerde Ankara’da il - ilçe örgütü ağırlamak yerine örgütlerimizin illerde, ilçelerde, beldelerde, köylerde çaldıkları kapılar tarafından nasıl ağırlandıklarını ve iktidar yürüyüşümüzü nasıl anlattıklarını görmek istiyoruz. Bütün örgütümüze kolay gelsin.”
“YA MİLLETİN HALİNDEN HABERİ YOK, YA GERÇEKLERDEN KOPMUŞ”
“Tüm kadrolarımızla seferberliği başlattığımız gün yeni enflasyon verileri açıklandı. Nisan ayında aylık enflasyon TÜİK tarafından yüzde 4,18 olarak ilan edildi. TÜİK bile aylık enflasyonu yüzde 4,18 olarak ilan etti. Yıllık enflasyonu yüzde 30’dan yüzde 32,4’e yükseldi. Yani TÜİK’e göre bile geçen sene bugün 100 lira olan bir mal ya da hizmet ortalama 132 liraya çıkmış durumda. Tabii ki bu gıdada çok daha yüksek, belli ürünlerde çok daha yüksek. Ama TÜİK’in sepetinin o enflasyon ortalaması geçen sene 100 lira olan mal ve hizmetlerin bugün 132 lira olduğunu gösteriyor. Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon hedefi, hatırlayalım yüzde 16’ydı. Yani emekli, emekçi, devletin memuru, kamudaki işçi için hesabı - kitabı yaparken devlet ‘Yüzde 16 olacak enflasyon’ diyordu. Dört ayda %16’lık enflasyona neredeyse geldik; yüzde 14,6 oldu. Öyle bir noktadayız ki hiçbir hedefini tutturamayan iktidar, milleti enflasyona ezdiren, ekonomiyi yönetemeyen ve artık yönetme umudu kalmamış bir noktaya sürüklendi. Milletimiz hayat pahalılığı altında eziliyor ama ‘Her şeyi ben bilirim’ diyen, ‘Ben ekonomistim’ diyen, pandemide bütün dünya enflasyonu durdurmak için kısa süreli faiz silahını çekmişken ‘Faize savaş açıyorum’ diye enflasyonları yüzde 87’lere kadar götüren birisi dün bir açıklama yapmış. Gerçekten inanamadım; döndüm döndüm, bir daha okudum. Şöyle diyor; ‘Açıklanan kritik veriler…’ Dün yüzde 4,18 enflasyon açıklanmış aylık. ‘Açıklanan kritik veriler Türkiye ekonomisinin küresel krizleri yönetme kapasitesini bir kez daha teyit etmiştir.’ Ya Allah’tan kork. Hangi yönetme kapasitesinden bahsediyorsun? Aylık enflasyon, dün açıklanan aylık enflasyon dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Dünyada enflasyon Türkiye’de anlandığı anlamda bir sorun olmaktan çıktı. Pandemi ile birlikte yüzde 3 olan enflasyonlar yüzde 5 oldu, faizi yüzde 7 yapıp çevirdiler de yüzde 3-3,5’de duruyor şimdi. Yüzde 2 olan enflasyon yüzde 4 oldu, döndürdüler de yüzde 2’de duruyor şimdi. Dünyada enflasyonda 100 ülke var, bir yıllık enflasyonu yüzde 5’in altında olan. Türkiye bir aylık enflasyonda neredeyse yüzde 5’i yakalamış durumda. Çıkmış, ‘Küresel krizleri yönetme kapasitemiz teyit edildi’ diyor. Öyle bir noktada ki ya gerçekten milletin halinden ve rakamlardan haberi yok. Ya da gerçeklikten kopmuş, saraylara hapsolmuş bir iktidar görüntüsü; fildişi kulelerinden vatandaşı karınca gibi görüyor, vatandaşı küçük görüyor, vatandaşın aklıyla, vicdanıyla, yaşadıkları ile dalga geçiyor. Buradan Erdoğan’a söyleyeceğim şudur; o karıncanın kardeşi var, o karıncayı sana ezdirmeyiz, o karıncanın kardeşi Cumhuriyet Halk Partisi’dir.”
“BU MİLLET ERDOĞAN’DAN KURTULMAK İÇİN DUA EDİYOR”
“Dört aylık enflasyonun sonucunda asgari ücret 4 bin 100 lira eridi. Basit hesap, 4 bin 100 lira. Yani ocak ayında 28 bin lira denilen asgari ücret, şimdi 23 bin 900 o anki parayla. Daha önce bir yıl var emekçilerin. En düşük emekli maaşı 3 bin lira eridi, 17 bin liraya geriledi. En düşük memur aylığı 9 bin lira eridi. Ne diyordu Erdoğan? ‘Üç yıl öncekinden daha az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin’ diyordu. Diyor mu? Diyor. Bakın burada, tarihi 30 Kasım 2005. ‘3 yıl öncekinden daha az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin’ diyor. Üç yılı geçtim Sayın Erdoğan, üç ay, üç ay. Üç ay önce, asgari ücretli bin 870 ekmek alıyordu. Hesap ortada. Hani diyorsun ya ‘O makineyi bırak, altın hesabını bırak.’ O makineyi eline al, somun ekmek hesabı yap. Üç ay önce asgari ücret bin 870 ekmek alırken şu anda bin 605 ekmek alıyor. Üç ayda kayıp asgari ücrette, 265 ekmek. Diyorsun ya ‘Üç yıl öncesine göre daha az ekmek alan bana beddua etsin.’ Bu milletin irfanında, kültüründe kimseye beddua etmek yok. Bu millet beddua etmiyor sana. Bu millet, senden kurtulmak için dua ediyor Allah’a.”
“DÜNYANIN EN YÜKSEK BEŞİNCİ ENFLASYONUYUZ”
“Türkiye, yüzde 32,5’lik enflasyonuyla Avrupa’da açık ara birinci. Bakın öyle bir şey ki Avrupa’da bizden sonra enflasyonu en yüksek olan ülke Romanya. Yüzde 9,9 enflasyon var. Bu ne demek? Avrupa’da bizim dışımızda enflasyonu çift hane olan yok. Yüzde 9’u, yüzde 10’u geçen yok. Bizim yüzde 32,5. Dünyanın en yüksek beşinci enflasyonuyuz. Hem gıdada hem genel enflasyonda. Bizden kötü dört ülke var. Venezuela, Güney Sudan, İran, Arjantin. Arjantin, Venezuela, yaşadığı istikrarsızlıklar, daha geçen aylarda adamların devlet başkanını gidip alıp götürdüler. Kafeste, New York’ta gezdirdiler. Öbürü, Güney Sudan, yıllardır iç savaş sürüyor. İran, dünyanın en büyük donanması kalkmış, gelmiş yanı başına, İsrail’le birlikte bomba yağdırıyor. Bu dört ülkeden başka ülke yok ki enflasyonu bizden daha yüksek olsun. Bu dört ülke. Öyle ülkeler var ki bizde iyi, adam sabah kalkıyor, elinde mızrakla ava gidiyor avlanmak için. Öyle ülkelerde enflasyon bizden düşük. Öyle bir noktadayız ki savaş sonrası dünyada gıda enflasyonu, çünkü hep vurguyu şu yapıyor; ‘İran’da savaş var, bütün dünyada enflasyon yükseliyor.’ Gıda enflasyonu, nisan itibari ile dünyada yüzde 2,4, Türkiye’de yüzde 35. O yüzden buna ekonomistler ‘kırılganlık’ diyor, ‘hazırlıksız yakalanmak’ diyor, ‘tedbir almamak’ diyor, lazım olan enflasyonla mücadele için tedbir almak için gerekli olan kaynakların daha önce yanlış yerlerde tüketildiğini, yerine koymak için çok yüksek maliyetlere katlanıldığını söylüyor. İşte böyle bir şeyle karşı karşıyayız. Ama bir ülke zorluk çeker, tabii bu kadar beceriksiz yönetimin elinde dünya enflasyondan kurtulmuşken yüzde 32 enflasyon, hep birlikte katlanmak zorunda olduğumuz bir şey değil.”
“KARA DÜZENDE İNANILMAZ BİR GÖSTERGE DAHA VAR”
“İşin kötüsü AK Parti’nin kara düzeninde inanılmaz bir gösterge daha var. AK Parti’nin kara düzenine göre dünya servet raporu ilan edildi. AK Parti’nin kara düzeninde son beş yılda 30 milyon dolar ve üzerinde serveti olanların sayısı, son beş yılda Türkiye’de 2 bin 174’ten 4 bin 208 kişiye çıktı. Yani son beş yılda biz yoksullaşırken, işsizlik artarken, bu kadar yaşam sıkıntısı varken, bütün gençler ve aileleri geleceğinden daha endişeli iken Türkiye’de 4 bin 208 kişi 30 milyon doların üzerinde servete erişti. Şöyle özetleyeyim. İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde alınabilir bir daire fiyatı üzerinden 250 tane dairesi var bu adamların. Anadolu’da 500 tane daire alıyor bu parayı. Sen bir daire alamıyorsun, kiradan kurtulamıyorsun. 500 dairesi olanların sayısı 2 bin 174’ten 4 bin 208’e çıkmış. Al, dön, incele. Her birisi bu dönemin kayrılan tüccarları, devletten iş alanları, devletin iş verdikleri, AK Parti’nin semirttikleri. Ant olsun ki bitireceğiz bu AK Parti’nin bu kara düzenini.”
“KİŞİ BAŞINA 558 BİN LİRA VERGİ VERECEĞİZ”
“İğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Mazota zam, elektriğe zam, doğalgaza zam, sebzeye zam, meyveye zam. Bu zamların rekortmenleri var. Tarlada tanesi 3,75 lira elmanın, markette 40 lira olmuş, 40 lira. 3,75’ten 40 liraya gelirken öyle bir aracı fahiş paralar… Elbette aracılar var, yanlışlar var, inatla çıkarılmayan hal kanunu var, var oğlu var ama. Esas bunu buradan buraya getirirkenki en önemli maliyet; mazot var, işçilik var, artan bütün maliyetler var. Fiyat farkı yüzde 886 olmuş tarla ile market arasında. Sen yönetiyorsun bu ülkeyi 24 yıldır. İsmet Paşa değil. 24 yıldır sen yönetiyorsun bu ülkeyi. Ve enflasyon şampiyonu. Hani ortalaması yüzde 32 ya, domatesin enflasyonu bir yıl önce bugün kilosu 40 lira olan domates, şimdi 200 lira. Yüzde 400 enflasyon. 40 liradan beş kat artmış, 200 liraya çıkmış domatesin enflasyonu. Orta Vadeli Program var. Orta Vadeli Programa göre, üç yılda, bundan sonraki üç yılda 48 trilyon lira vergi ödeyeceğiz. 48 trilyon lira. Yani 86 milyon nüfusa böldüğünüzde kişi başına, yani bir aylık bebek de dahil 90 yaşında dedem de dahil, 558 bin lira vergi vereceğiz. Kişi başına 558 bin lira vergi. Ama bu vergi yoksulun sırtında, bu vergi orta sınıfın sırtında, eskinin ortak direğinin şimdinin yoksullarının sırtında.”
“VERGİ ADI ALTINDA SOYGUN DÜZENİ VAR”
“Bu ülkede 40 bin lira maaş alan bir yılda 12 maaş alıyor, ikisini vergiye veriyor. 60 bin lira maaş alan aldığı maaşın 2,5 aylığını vergiye veriyor. 70 bin lira maaş alan, üç maaşını vergiye veriyor bu ülkede. 12 maaş alıyor, üçünü vergiye veriyor. Böyle bir vergi düzeni var. Bu ülkede şöyle bir vergi düzeni var. Dünyanın en adaletsiz vergisi, dolaylı vergi. Türkiye’de toplam vergilerin neredeyse yüzde 65’i. Ne demek o? En zenginle en fakirin eşit ödediği vergi. Dünyanın en adaletsiz vergisi. Elektriği, milyarder ve asgari ücretli yakıyor, aynı vergiyi veriyor. Sudan, toplu taşımadan, giyim kuşamdan alınan dolaylı vergilerinin tamamı. En zengin de en fakir de evladına süt aldığında, çocuk bezi aldığında aynı vergiyi ödüyor memlekette. Ve bu vergilerin toplam vergideki payı yüzde 65. Bunun üstüne bir de yüzde 23 - 24 Gelir Vergisi var. O ne? Maaşı bankamatikten çekiyorsun ya çekmeden içinden kesilen vergi. Bir de bankada bir mevduatın varsa, o mevduatın ay sonunda çekmeden içinden kesilen vergi. Bu da yüzde 23 - 24, yüzde 88 - 89’a geliyor. Geriye kalan yüzde 11 Kurumlar Vergisi. Yani esas kazananın, kar etmiş olanın, Kurumlar Vergisi kardan veriliyor. Ettiği kardan vereceği vergi yüzde 11, geri kalan hepimizin verdiği vergi yüzde 89. Bunun adı vergide AK Parti’nin kara düzenlidir. Bunu alaşağı etmeden ne emekli kurtulur, ne emekçi kurtulur. Ne esnaf kurtulur, ne köylü kurtulur. O yüzden ülkede bir vergi düzeni yok, vergi adı altında bir soygun düzeni var.”
“‘AKPDEN.COM’U YAKINDAN TAKİP EDİN”
“Yoksulu soyan, emekliyi soyan, alın terini sömüren, yılların emeğiyle emekli edilmişleri yüzüstü bırakan, ‘Başının çaresine bak’ diyen ‘Al sana 20 bin lira, al sana 23 bin lira, al sana 25 bin lira. İster kira öde, ister karnını doyur’ diyen, kirayı ödese aç bırakan, karnını doyursa sokakta bırakan bir sistem var Türkiye’de. Bir yandan da milyarlara milyar katanlar var. Bir mahallede birileri bakkalın önünden geçemiyorsa veresiyeyi kapatamadı diye, aylardır kasaba uğrayamıyorsa, öbür birisinin nasıl 500 dairelik parası olur ya. Nasıl 500 dairelik parası olur ve bunun içine de oturup ‘Adalet içinde bu ülkede duruyoruz, hepimiz aynı gemideyiz.’ Siz kaptan köşkündesiniz, millet farelerin olduğu o bodrumdaki yerde duruyor. Böyle bir düzen olmaz, bu gemi bundan sonra böyle yüzmez kardeşim. Kaptan değişecek, kaptan. Diğer taraftan bir de bu vergi düzeni ile ilgili arkadaşlar yeni bir hizmet başlattılar. Bundan sonra takip etmenizi öneririm. İsim hakkını da aldık. ‘akpden.com.’ Bundan sonra ‘akpden.com’u yakından takip edin. Köprüleri, otoyolları, babadan dededen miras o canım karlı işletmeleri satmaya kalktıklarında, ‘akpden.com’dan hepsini duyuracağız. Ama şimdi ‘akpden.com’da sıfır bir otomobil. 1 milyon 200 bin fiyatı olan bir sıfır otomobil. Var ya, ‘sepete ekle’ diyorsun. Bak 1 milyon 200 bin, sepete ekle var, bastın, tık. Öyle alıp gitmek yok. ‘akpden.com.’ 1 milyon 200 bin liralık araca 1 milyon 88 bin lira ÖTV. Yetmez, ÖTV’li fiyata 460 bin lira KDV. Yetmez, belki ki sen bu arabanın radyosunu açacaksın, orada TRT Name’ye denk geleceksin. TRT’den iki name dinleyeceksin. 9 bin lira bandrol ücreti. Toplam vergi 1 milyon 557 bin. Araba 1,2, vergiler toplamı neredeyse 1,6. Arabanın fiyatı oldu sana 2,7 milyon lira. Bundan sonra gençlerin bilgisayarında, gençlerin cep telefonunda, oyun konsolunda niçin alınamıyor, hepsini birden birlikte göreceğiz. ‘akpden.com’da. Bizi izlemeye devam edin.”
“MİLLETİN ALGI OPERASYONLARINA KARNI TOK”
“Değerli konuklarımız, kıymetli arkadaşlar ekonomiyi bitmeyen bir krize sokanlar; kendi çıkarları için adaleti, demokrasiyi, insan haklarını yok sayanlar, milleti algılarla avutabileceklerini, yönetebileceklerini, sandığa kadar vaziyeti idare edip orada bir takım seçim oyunlarıyla, seçim ekonomileriyle bu milleti bir kez daha kandırabileceklerini ve AK Parti’nin kara düzenini sürdürebileceklerini sanıyorlar. Böyle bir şey yok. Artık bu milletin algı operasyonlarına karnı tok. Yerel seçimlerde millet tercihini gösterdi. O günden bugüne Cumhuriyet Halk Partisi’ni tüm saldırılara, tüm iftiralara, tüm haksızlıklara, tüm şeytanlıklara rağmen sahiplendi; dimdik ayakta tutuyor. Cumhuriyet Halk Partisi aynen kurulduğu gün olduğu gibi bugün bütün anketlerde Türkiye’nin birinci partisi. Ancak kalıcı hasarlar veriyorlar ülkeye. Ekonomide de öyle düzeltilmesi güç, düzeltilmesi zor işler yapıyorlar ve farkı çok büyük açıyorlar. Ülkeyi çok büyük borçlandırıyorlar. Varlıkları yok pahasına satıyorlar. 25 yıllık köprünün gelirini üç yıllığını peşin verene, 25 yıllığına veriyorlar. Yarınları düşünmüyorlar. Bir yandan da dış politikada berbat işler yapıp, Türkiye’yi bir yalnızlığa, bir itilmişliğe, bir çıkmazın içine sokup onarılması güç zararlar veriyorlar. Bir yandan da bir algı operasyonuyla ‘Efendim millet yoksul ama dış politikada iyiyiz. Erdoğan bizi güvende tutar’, yok efendim ‘Savaşın dışında tutar’ gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihinde, örneğin İkinci Dünya Savaşı’na girmemenin ne kadar önemli olduğu söylendiğinde o günlerdeki orduya harp stoku diye ayrılan buğdayı bildikleri halde ‘Efendim ekmekte karne vardı’ diyenler, yıllarca bu siyaseti yapanlar şimdi ‘Açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama bak İran’da savaş var. Oralarda işler yolunda’yla bir algı operasyonu yapmaya çalışıyorlar. Sadece İran’da değil; Suriye’de de öyle, Rusya ile de öyle, Çin ile de öyle, dünya ile de öyle. Şimdi televizyonlarda 24 saat dış politika yayını yaptırıp, onunla millete açlığını unutturmaya çalışıyorlar. Önce herkes şunu bilsin. Bu iktidarın dış politikada ilkesi yoktur, prensibi yoktur. Tek amaçları bir şahsi çıkar meselesi, iktidarın devamı için birilerinden destek alma meselesidir. Bugün ülkeyi yönetenler, önce şahsını, ailesini; sonra partisini; en son Türkiye’yi düşünmektedirler.”
“BİRİNCİ PARTİ OLMAMIZIN VERDİĞİ SORUMLULUKLA HAREKET EDİYORUZ”
“İşte biz bugün kralın üstünde kıyafet yokken, akşam o kanallardan yayınlar boyunca ‘Kralım ne de güzel ipekten kıyafetin var’ diyenlere karşı birkaç söz söyleyeceğiz. İşin doğrusunu söyleyeceğiz. Hem tarihe not düşmek için, hem bu işleri aklı başında izleyen herkese ‘Ne oluyorsa… Bundan farklı oluyorsa söyleyin, yanıldığımızı bilelim’ demek için, yok iş böyleyse bu milletin karşısına çıkıp, o çıplak krala ‘Güzel kaftanın var’ methiyeleri düzenlerin karşısında iki laf söylemeleri için bizim şimdi iki çift sözümüz var. Bölgemiz de dünya da değişiyor. Küresel sistemin dengeleri, yeni krizlerin temellerini atıyor. Bu krizler dünyadaki sistemi kökünden sarsıyor. Ülkeler yeni koşullarda kendilerine yeni yön tayin etmeye, yeni ittifak ilişkileri kurmaya girişiyor. Biz içinden geçtiğimiz bu süreçte, Türkiye’nin birinci partisi olmanın verdiği sorumlulukla hareket ediyoruz. Önce ülkemizi, sonra partimizi, en son kendimizi düşünüyoruz. Çünkü ülkenin kurucu partisi olarak 100 yıl önce özgür ve bağımsız Cumhuriyetimizi nasıl kurduğumuzu, hangi bedellerle kurduğumuzu ve onu bugünlere kadar getirecek olan dış politika deneyimini, köklü hariciye geleneğini çok iyi biliyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet kadrolarından miras dış politika anlayışını hem hafızamızda tutuyoruz. Hem o yaklaşımla önümüze ışık tutuyoruz. Bu nedenle artık gerçekleri konuşma noktasında büyük bir sorumlulukla milletimizle bunları paylaşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ne yazık ki ülkemiz bugün yeni küresel sistemden dışlanmaktadır. Güçlü ülkeler, çok kutuplu dış politikaya yönelirken; ülkemiz Erdoğan’ın hataları, umutları, tercihleri yüzünden tek bir kutba bağımlı hale gelmiştir. O tek kutup Trump yönetiminden ibarettir. O Trump ki Türkiye’ye yolladığı büyükelçisinin ‘Çok akıllı adam, Erdoğan’da olmayanı veriyor ve ondan her istediğini alıyor’ dediği Trump’tır. Bu sözü söyleyen Amerika’da bir meczup ya da şımarık bir köşe yazarı değil; Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye’deki resmi temsilcisi, büyükelçisidir. ‘Onda olmayanı veriyor’ derken; Türkiye bir seçimden çıkmış olmasına rağmen, demokratik yönetmemesi, yapılan ilk yerel seçimlerde nüfusun yüzde 65’ini CHP’ye kaybetmesi, erken seçimden kaçmasını kastetmenin yanında, Türkiye’deki meşruiyet tartışmalarının yanında dünyanın Erdoğan’ı meşru görmediğinin altını kalın kalın çizmektedir. Gözünün içine baka baka ‘Avrupa’da yoksun, Çin’de yoksun, Rusya’da yoksun, Amerika’da biz olmasak yoksun. Sen bize muhtaçsın, biz seni tercih ediyoruz’ deyip, bir Amerikan Başkanın oğlu ile önce İstanbul’da pazarlıklar edip, görüşme olduğunda ne tavizler verileceğini bu kürsüden söyledik. Alınacak 250 uçağı da pahalı sıvılaştırılmış doğalgazı da. Ya da nadir toprak elementleriyle ilgili, o Trump’ın ağzını sulandıran ve ilk iş dünyada nadir toprak elementi neredeyse oraya saran Trump’a bu tavizlerin verileceğini de. Hepsini buradan söyledik. Sustular, susarak inkar ettiler. Trump’ın tweetinden sonra gizleyemediler.”
“İKTİDAR YÜZÜNDEN ÜLKEMİZ AVRUPA SİSTEMİNDEN DIŞLANIYOR”
“Şimdi, işte o Trump… Bir müttefik olarak Amerika’dan bahsetmiyorum. Bu iktidarın bağlandığı tek kutup, kendi ülkesinde de itibarı kalmayan, oyları yüzde 30’lara düşen, bu yıl bitmeden Amerika’da topal ördek olacağına hiç şüphe olmayan hatta belki diğer kanatta da çoğunluğunu kaybederek, dönemin sonunu bile getiremeyecek olan Trump’a bütün ümitlerini bağlamış olan Erdoğan’dan bahsediyorum. Dünyayı krize sokan Trump yönetimi dünyada otoriter liderlerle çalışmayı tercih ediyor. Net. Macaristan’da Orban’ı tutuyor. Suriye’de ‘Şara’yı yıllarca hazırladık’ diyor, kravat giydiriyor. İran’a bile ilk günlerde başarılı olacak, ‘Dini lideri belirlerken bana soracaksınız, ben söyleyeceğim’ diyor. Dünyanın neresinde bir otoriter varsa onu destekliyor. Sadece kendi mi? Değil. Dünyaya dayatmaya çalıştığı kendince dünya düzeninde tekno oligarklar, yani dünyadaki teknoloji şirketlerinin zengin milyarderleri de dünyada nerede bir otoriter var, onu seçiyorlar. Ama sen kimlerle yan yana düştüğüne bakarsan; Macaristan’da Orban ile birlikte desteklenen, Hindistan’da Mudi ile birlikte adı anılan, Almanya seçimlerinde Alternative hür Deutschland’ı, soydaşlarımızı diri diri yakanların siyasi uzantılarını destekleyenlerin, Suriye’de ‘Şara’ derken, Türkiye’de de ‘Erdoğan’ dediklerini Avrupa da görüyor, dünya da görüyor. Öyle bir noktadayız ki Trump yönetimi Avrupa ile ayrışıyor, NATO’dan çıkmaya çalışıyor. Kendi rekabet alanlarına yöneliyor. Böyle bir durumda herkes NATO’da Amerika’dan sonra en büyük ordu Türkiye’ye ait olduğu için Türkiye’nin ağırlığının artacağını, Avrupa’nın yükselen güvenlik kaygıları sebebiyle Türkiye’ye yeni alanlar açabileceğini, Türkiye için yeni bir fırsatın ortaya çıktığını hep bütün dünya bekliyordu, söylüyordu. Ama öyle olmuyor. Çünkü bu iktidar Avrupa’nın ona sunabileceği bu fırsatı göremiyor. Trump’ın ona çiziği hattan çıkamadığı için değerlendiremiyor. Avrupa’da, Almanya’da ya da Avrupa’nın diğer demokrasilerinde aşırı sağı destekleyenlerin desteklediği Erdoğan’a mesafeli duruyor. Ona sürekli… Daha önce biz söylediğimizde hiç umursamayanlara birazdan hatırlatacağım ama ona demokrasiyi, Avrupa değerlerini, insan haklarına saygıyı ve tutarlılığı hatırlatıyor. Dış politikada keyfileştirilen, şahsileştirilen, Trump’a sadece endekslenen bu iktidar yüzünden ülkemiz Avrupa sisteminden dışlanıyor. Avrupa kendi savunma gücünü kendi içinde artırmaya yöneliyor. Fransa’nın ardından Almanya da Yunanistan’a açık destek veriyor. Yunanistan savunma alanında stratejik ortak ilan ediliyor. Rusya bugün bize güya nötr bir politika izliyor. Ama Putin’in kininin ve hırsının nasıl biriktiğini herkes biliyor. Çin ise Türkiye’ye olağanüstü mesafeli bir yere çekti kendini.”
“BÜYÜKELÇİYE BİR ALLAH’IN KULU HADDİNİ BİLDİRMİYOR”
“Yani bu iktidar dünyada meşruiyeti kaybetti ve bulamıyor. İşte o yüzden ABD’nin o hadsiz büyükelçisi hem o gün meşruiyet tanımı yaparken, Antalya Diplomasi Forumu’nda çoraplarını göstere göstere bacak bacak üstüne atmış, ‘Buralarda demokrasi işe yaramıyor’ diyor. ‘Buralarda meşrutiyetler lazım. Katliam yapmasınlar yeter. Biz eskiden buralara ‘insan hakları’ dedik, ‘demokrasi’ dedik. Yanlış yaptık. Güçlü tek adamlar lazım buralarda’ diyor. Bunu, ‘buralarda’ dediği yeri Türkiye’yi kendi kafasında CENTCOM’a koymuş, Ortadoğu ile bir konuşuyor. Türkiye’nin Avrupa’da, Amerika’nın Türkiye’yi Avrupa’da gördüğü, Avrupa’da konumlandırdığı, Avrupa’da haritalandırdığı geleneksel yaklaşımı sergiliyor. Suriye’yle, İran’la, Katar’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle aynı yere koymuş. ‘Buralar böyle, şimdi kızarlar bana’ diyor. Bile bile söylüyor. Üstüne basa basa söylüyor. Buna karşı Allah’ın kulu haddini bildirmiyor. Tweet dahi atmıyor. Bırakın Dışişleri Bakanlığı’na çağırmayı, onu uyarmayı, gerekirse ülkesine rahatsızlığı dile getirmeyi, çıkıp da bir kelimeyle bir hatırlatma dahi yapamıyorlar. Şimdi daha somut örneklerini söyleyeyim bu yaşadığımız zorlu sürecin. İran savaşında ülkemize füzeler atıldı. Rusya’dan alınan S400’ler kullanılamadığı için… Çünkü alınırken S400’e soru işareti koyana vatan haini damgası vuruyorlardı. ‘Yahu bunları alırsın ama F35’ten atılırsın.’ ‘Olsun, kendi sistemimizi kuracağız. Onu yapacağız. Bunu yapacağız.’ Bu kadar kritik günde S400’ü kutusundan çıkaramadılar. Tepemizde Rusya’nın hatırlatma İHA’ları Sakarya’ya düştü, Ankara’ya düştü, oraya düştü, buraya düştü. Öyle ki çobanlar buldu vıyık vıyık öten İHA’ları. Rusya hatırlatıyor kendini. Öbür taraftan İran hatırlatıyor kendini, atıyor füzeleri. Allah’tan Amerika halen NATO’da, bir NATO ülkesi olarak, korunması gereken üsleri olarak Amerikan gemilerinden atılan savunma füzeleriyle Türkiye’ye atılan füzeler düşürülüyor. Biz söylediğimizde ‘Çelik kubbeye ihtiyaç var. İsrail halletti, herkes halletti. Bizim durumumuz ne?’ deyince dinlemeyenler, daha ilk adımları 2024’e kadar bırakanlar, Amerika olmasa Türkye’yi İran’ın füzelerinden koruyamayacaklar. Ki o Amerika da ‘NATO’dan çıkacağız’ diyor.”
“İRAN DA AMERİKA DA TÜRKİYE’NİN ADINI ANMIYOR”
“Şimdi ülkemiz Avrupa Güvenlik Mimarisi’nden de dışlanıyor. Türkiye Avrupa’nın SAFE programına dahil edilmedi. Biz bu konuda çok dil döktük ama dinlemediler. Avrupa için Güvenlik Eylemi olan SAFE, Türkiye’ye hem bir genel güvenlik yapısının içinde yer almayı, hem de 2028-2024 arası savunma projeleriyle önemli bir imkan yakalamayı sunuyordu. SAFE’in dışına atıldık. Bütün Avrupa var, biz yokuz. Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen çıkıp gelip, Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye, aynı havuza koyup, Avrupa diliyle dışlıyor. Elinin tersiyle Çin ve Rusya ile aynı tarafa koyuyor. Avrupa’nın güvenlik kaygısına ne çare, ne Avrupa ile birlikte güvenlik kaygımıza bir çözüm noktasında yokuz. Türkiye, Çin ve Rusya gibi Avrupa’nın kapsama alanının dışındaki ülkelerin içinde sayılıyor. Övüne övüne Antalya Diplomasi Forumu yapıyorlar. Antalya Diplomasi Forumu’na Avrupa Birliği ülkelerinden bir tek ülke katılmadı. Gelenler Barrack’ın sevdikleri. Birbirlerini ağırlıyorlar, birbirlerini övüyorlar ve Türkiye’yi o kategori ile birlikte anıyorlar. Sayın Erdoğan çıkmış, dün ilk kez Avrupa Birliği'ne sellektör yapıyor. İlk kez. Biz Avrupa’nın önemini vurguladığımızda ne diyordu? ‘Bunlar işi bilmiyor. Avrupa mı kalmış? Avrupa ölü. Avrupa perişan. Avrupa’nın kendine faydası yok’ diyenler, dün Erdoğan’ın ‘Avrupa’nın parçasıyız. Bizi Avrupa Birliği’ne alın’ şeklindeki sözlerini yeni bir açılım olarak söylüyorlar. Üç ay önce, altı ay önce, sekiz ay önce Strazburg’da, Brüksel’de, Almanya’da Berlin’de, İspanya’da Madrid’de biz bunları söylerken, ‘CHP siyaset okumayı bilmiyor. Avrupa diye bir şey yok. Varsa yoksa Amerika var, varsa yoksa Trump var, varsa yoksa Ortadoğu var’ diyenler, şimdi Avrupa’ya Türkiye’yi hatırlatıyor. Avrupa’nın önemini söylüyor. O yüzden hiç kimse kusura bakmasın ama öyle Erdoğan’ı yanlışına da alkış tutanlar, Türkiye bu felaket duruma düştüğünde, bu zor duruma geldiğinde bundan sonra bu işin içinden nasıl çıkılacağı konusunda çıkacaklar, önce kendileri de bir özeleştiri yapacaklar. Yandaş medya ‘dünya lideri’ naraları ata dursun, şu gerçekleri nasıl gizleyeceksiniz? Rusya - Ukrayna savaşında arabulucu olmak istediğimizi açıkça söylüyoruz. Türkiye’ye davet ediyoruz. Bırakın gelmeyi, cevap dahi vermiyorlar. Barış görüşmeleri nerede yapılıyor? Suudi Arabistan’da. Amerika - İran savaşı oluyor, ‘Arabulucu olalım’ diyorlar. Görüşmeler Pakistan’da yapılıyor. İran da Amerika da Türkiye’nin adını dahi anmıyor. Kimse bu iktidarı stratejik bir ortak olarak görmüyor artık.”
“MAVİ VATAN MESELESİNDE BÜYÜK ACZİYETE İMZA ATTILAR”
“Doğu Akdeniz bizim için stratejik öneme sahip. ‘Mavi vatan’ değil mi? Adını koyan amiralleri, ömrünü bu işe vermiş olan amiralleri bir bildirge yüzünden ki denizlerdeki hakimiyetimizle ilgili bir hassasiyet üzerine kurulmuş, milli bir duruştaki bildirge üzerinden alanlar, gözaltına koyanlar, hapisle tehdit edenler, orduevlerine sokmayanlar, rütbe sökmekle tehdit edenler, şimdi mavi vatan meselesinde adeta büyük bir acziyetin altına imza attılar. Takip edenler Doğu Akdeniz’den nasıl dışlandığımızı görüyor. Amerika, İngiltere, Fransa ve Mısır hepsi birden karşımızda. Bir hamle vardı, Libya. Onu da boşa çıkarmak için Yunanistan 24 saat mesai veriyor. Libya meselesini de boşa çıkarmak için. Amerika, İngiltere, Fransa, Mısır karşımızda. Erdoğan’ın dostu Birleşik Arap Emirlikleri karşımızda. Kralı ölünce yas ilan ettiği Suudi Arabistan karşımızda. Çok güvendiği Katar, Rumlar için sondaj işletmesi yapıyor Doğu Akdeniz’de. Rumlar ile doğu Akdeniz’de doğalgaz arıyorlar, petrol arıyorlar, hidrokarbon arıyorlar. Katar yapıyor bunu. Bu zayıflığı gören Yunanistan, bütün anlaşmalara aykırı olarak Adalar’ı silahlandırıyor, gözümüzün içine baka baka Adalar’ı silahlandırmaya devam ediyor. Arkasında bütün Avrupa duruyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti milli davamız. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni orta vadede en büyük hedefimiz dünyaya tanıtmak, tanınmasını sağlamak ki, sonra Güney Kıbrıs Rum kesimi ile oluşan bu dezavantajlı asimetrik durumdan kurtulup diploması ile kazanımlar elde edeceğiz. En yakınımızdaki Türki Cumhuriyetler, önce onların tanıması lazım. Bir tane tanıyan yok. Önce gittiler Güney Kıbrıs’ı tanıdılar. Şimdi teker teker büyükelçi yolladılar. Güney Kıbrıs Rum yönetimi. Ve Avrupa Birliği’nde dönem başkanlığı var, toplantı yapıyorlar. Şara, İngiltere devletinin kravat takıp ‘Bu olacak dediği’ Şara, bizimkilerin tanıdığı Şara, meşruiyet sağladığı Şara Güney Kıbrıs Rum yönetiminin davetiyle gidiyor. Gitmesi bir yana orada duruyor ve ortadan ikiye bölünmüş şehirde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafına geçip de Cumhurbaşkanımızın bir kahvesini içmiyor. Bir kahvesini içmiyor. Yani Güney Kıbrıs Rum yönetimini tanıyor. Dün olan, kendini bir anda kravatlı bulan Şara, Türkiye’nin ‘Büyük oyunlar kurduk kurduk’ diye geçen sene aralıkta alkışlattırdıları Şara gidiyor Güney Kıbrıs Rum yönetiminin varlığını tasdikliyor, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de diğerleri gibi ‘Sen yoksun ben seni tanımam’ diyor. Türkiye’yi bu hale getirdiler.”
“71 BİN KİŞİNİN KATİLİNE ‘SAVAŞ KAHRAMANI’ DEDİLER”
“Dönelim Filistin’e, Gazze’ye. Neden ‘Dış politika ilkesi prensibi olmayan bir iktidar var Türkiye’de’ diyorum? Çünkü bunlar Filistinlilerin olmadığı sözde Gazze Barış Kurulu masasında, hatırlatacağım. O masa şöyle kuruldu. Trump dedi ki ‘Gazze’yi gördüm, çok güzelmiş. Deniz kenarı. Oraya yüksek oteller dikeceğim, kumarhaneler yapacağım. Orada Filistinliler’in ne işi var? Beş ülkeye dağıtacağım. Önünde de hidrokarbon var, Gazze’yi istiyorum’ dedi. 71 bin kişinin katiline de ‘savaş kahramanı’ dedi. Sonra Gazze’ye Barış Kurulu kurdu. Aklı başında bir dünya liderinin katılmadığı o kurula bizimkiler gitti, kuruldu. Dedik ki ‘Ya Filistin’in olmadığı yerde senin ne işin var?’ Dedi ki ‘İsrail de yok.’ İlk toplantıya iki gün kala Netanyahu Beyaz Saray’da, al takke ver külah Netanyahu da o masada. Hakan Fidan da masada. O masaya oturdular ve Filistin’in, Gazze'nin Filistinlilerden boşaltılmasını isteyen o planın, o kumarhane, otel ve esas önündeki hidrokarbonlara çökme planının parçası oldular. Geçen gün bunlara karşı Sumud Filosu yine yola çıktı, 20’si Türk 175 kişi gözaltına alındı. Sumud Filosu’na destek için açıklamalar yapıldı. Bekliyorsun ki bunlardan İsrail’i kınayacaklar, Sumud Filosu’na sahip çıkacaklar. Bakın Barış Kurulu, Board of Peace. ‘Gazze’ye doğru yola çıkan filo, Gazze halkının durumundan hiçbir şey bilmeyen ve bundan daha az umursayan kişilerin gösterişçi, sevgi teknesi aktivizmi.’ Alay ediyor. Ölümü göze alıp gidenlere ‘Gösterişçi sevgi teknesi aktivizmi, insanların sefaletini kullanarak sosyal medya profillerinizi inşa etmek iğrenç bir şey’ yazmış. Bunun altında kimin imzası var biliyor musun? Board of Peace diyor ya. Netanyahu ile birlikte Hakan Fidan’ın imzası var. İşte bu Adalet ve Kalkınma Partisi budur. Bu kurulda oturdukça bu açıklamadan sorumlusunuz. Şimdi Türkiye’de bizi en az destekleyen ülke siyasetçi olarak beni hiç sevmeyen bir AK Partili’nin vicdanına sesleniyorum. Böyle bir açıklama olacak, ‘iğrençsiniz’ diyecek Sumud’u destekleyenlere. Gidenlere ‘gösterişcisiniz’ diyecek. Örneğin bu açıklama, bizim üyesi olduğumuz Sosyalist Enternasyonel’den çıkacak. Türkiye’de bu yazıdan sonra bütün televizyonlar, bütün gazeteler bir saat değil, bir gün değil; bir hafta, on gün bu işin üzerinde tepinir mi tepinmez mi? Bunu biz gösterene kadar ağzını açıp konuşan yok. Buradan şunu gösteriyor ki bu; ne Filistin hassasiyeti vardır ne milli duruş vardır. Sadece ve sadece göbekten Trump’a bağlanmış, umudu ona bağlamış bir Erdoğan vardır. Başka hiçbir şey yoktur.”
“AK PARTİ GİDİNCE GERİ VERMEYECEKLER”
Milletimizin vicdanına seslenerek söylüyorum. İktidarda kimin olduğundan bağımsız söylüyorum. Keşke AK Parti’nin yaptığı bu algı operasyonu, algı operasyonu değil de gerçekleri yansıtıyor olsaydı. Keşke dış politikada bir başarı hikayesi olsaydı. Çünkü Türkiye kazanırsa hepimiz kazanırız. Türkiye’nin dış politikadaki başarısızlığı, yalnızlaşması, hiçbirimizin lehine değildir. Bir bütün olarak ülke kaybetmektedir. Ayrıca bu bir satranç tahtasıysa, Yunanistan Ege’de ilerleyince AK Parti seçimi kaybettiğinde hamleler geriye gitmeyecekti. Alınmış alınmıştır. Kaptırılmış kale kaptırılmıştır. Yaklaşmış tehdit yaklaşmıştır. Kimse uluslararası alanda Güney Kıbrıs’ın edindiklerini AK Parti döneminde ediniyor diye AK Parti gidince geri vermeyecektir. Oradan başlayacaksınız çalışmaya, oradan başlayacaksınız müzakereye, oradan başlayacaksınız tekrar bir şeyler kazanmaya çalışmaya. O yüzden şu anda dış politikada bu Trump teslimiyeti, yok ‘Avrupa hasta adam, boş ver gitsin.’ Trump izin verir mi sana? Türkiye’ye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten miras, İsmet Paşa’nın ilmek ilmek ördüğü, dış politikacılarımızın başarıyla yürüttüğü bir denge politikası vardır. Erdoğan dengeyi bıraktı, bir sarkacın dengede olmasından, Türkiye başarmış, Batı İttifakı’nın bileşeniyken Rusya’nın Soğuk Savaş boyunca komşusu, Avrupa’ya dört tane köprüsü var ama Orta Doğu’ya sınırı var. Ama şimdi Erdoğan bir sarkaç politikasına girmiş, ya Trump’la beraber Putin’e en uzak ya da Putin’le birlikte Amerika’ya en uzak. Ya Çin’le beraber bir başka yerde. Ama bu savrulmalarının hepsi Türkiye’ye toplamda çok büyük bir maliyet çıkarmaktadır.”
“ERDOĞAN ‘TRUMP’ DİYOR, BAHÇELİ ‘RUSYA, ÇİN”
“Sayın Bahçeli bu sıkışmışlığı görmüş, buradan çıkış için ‘TRÇ İttifakı’ diyor. Türkiye - Rusya - Çin. Ve bunu Cumhur İttifakı’nın devam etme şartı olarak sunuyor. Erdoğan ‘Trump’ diyor, Bahçeli ‘Rusya - Çin’ diyor. Oysaki burada hep birlikte dememiz gereken Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çok yönlü ilişkileri. Türkiye bu sıkışmışlığa mahkum değildir. Cumhuriyet Halk Partisi bu düşüşü toparlayacak tarihsel birikime, liyakatli kadrolara, Türkiye’nin menfaatine kilitlenmiş bir dış politika anlayışına sahiptir. Türk diplomasisinin en güçlü kası denge politikasıdır. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Sadece Trump’a bağlı tek kutuplu dış politika, olacak iş değildir. Dünya çok kutupluluğu konuşmaktadır. Ayrıca dünya çok kutupluluğun yanında, çok taraflılığın ve çok taraflı yapıların hep birlikte dünyanın barışını koruması ile ilgili İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişmiş sistemin kıymetini yeniden anlamaktadır. O yüzden ad pazarlıkları, sığınmacı pazarlıkları, ‘Görme bizdeki haksızlıkları, ver Euroları yürüyeyim yoluma’ pazarlık dönemi bitmiştir. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi Avrupa Birliği’nin tam üyesi olmayı, Avrupa’yla hem değerlerde hem ekonomide hem savunmada ortak çıkarları bulmayı, savunmayı, inşa etmeyi ve korumayı, Rusya ile iyi ilişkileri, Çin ile doğru bir müttefiklik ilişkisini, Trump yönetimi ile değil ama Amerika’nın kurumsal yapısıyla birlikte geçmişten gelen iyi müttefiklik ilişkilerini bir denge halinde sürdürülmesi zorunludur. Bütün yumurtaları bir sepete koymuş, sepeti de dibini çıkarmış her şeyi kaybetmiş Erdoğan’ın bu vakitten sonra ne parlatılacak tarafı kalmıştır, ne bu anlayışın savunulacak, sürdürülecek tarafı kalmıştır.”
“GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ MESELESİNDE EN DOĞRU YERDE DURDUK”
“Biz kendi değişim kurutayımızda dış politikada bugün konuştuklarımızı tarif ettik. Biz ilk kazandığımız, 47 yıl sonra birinci olduğumuz seçimden sonra çıktık dedik ki ‘Türkiye’de ana muhalefet partisiyiz, son seçimlerin birinci partisiyiz. Geleceğin iktidar partisiyiz. Ama yurt dışına gittiğimizde biz bugün Türkiye’de ana muhalefet, Avrupa’da yurtdışında Türkiye’nin partisiyiz.’ Dedik ki ‘Bakanlarınız bakanlarımıza, gölge bakanlarımıza brifing versin. Eurofighter’ı biz anlatalım’ dedik, anlattık da. 19 Mart darbesi oldu Almanya ‘Eurofighter’dan Türkiye çıktı’ diye yazı yazdı. Ekrem Başkan’dan mektup yolladık. Ben gittim bizzat o gün Alman Şansölyesiyle, ardından şimdiki Şansölye Yardımcısı, Sevgili Lars’la Alman Milli Savunma Bakanıyla ‘Bizi Eurofighter’dan çıkarmayın. O başka bu başka’ dedik. F-35 meselesinde, S-400 meselesinde ‘Bakın haklı çıktık’ demedik, ‘Gelin böyle düzeltin, böyle onarın’ dedik. Made in Europe meselesinde Türkiye’de bütün büyükelçileri gezdik. Heyetlerimizi Strazburg’a yolladık, yoğun temaslar sürdürdük. SAFE meselesinde Avrupa için güvenlik - işbirliği meselesinde en doğru yerde durduk. Katıldığımız bütün toplantılarda ‘Türkiye SAFE’in bir parçası olmalıdır’ diye dil döktük. Buradakilere de doğrusunu anlattık. Ama onlar ‘Avrupa’nın kendine hayrı yok’ dediler, şimdi kapılarına gittiler kapalı kapı önünde selektör yapıyorlar, ‘Açın kapıyı görün bizi’ diye. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi uluslararası yapıda Trump’ın düzenine teslim olmayacak, asla asla İsrail - Amerikan planlarının uygulayıcısı, parçası olmayacak. Ama Rusya ile de Çin ile de doğru ilişkiler kuran, modern Avrupa’nın sadece aday üyesi, CHP iktidarında 87 ülkeden parti imza attı, ‘Tam destek vereceğiz’ diye ama sadece Avrupa Birliği’nin üyeliğine kabul edilmiş birisi değil; Avrupa’yı güçlendiren, bu güçlü nüfusuyla, bu güçlü ordusuyla, genç nüfusuyla ve kararlılığıyla Avrupa’nın taşıyıcı kolonu olacak, Avrupa Birliği’nin en önemli aktörü olacak.”
“DIŞ POLİTİKA NE İÇ GÜVENLİKTEN NE DE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNDEN BAĞIMSIZDIR”
“Dış politikaya ilişkin ki ne güvenlikten bağımsızdır ne iç politikadan ne Türkiye’nin ortak geleceğinden. Önemli bir hususu da terörsüz ve demokratik Türkiye konusuyla ilgili açıkça söyleyeyim. Terörsüz Türkiye, PKK’nın silah bırakması, demokratikleşme adımlarının atılması, altına hep birlikte imza attığımız raporun altıncı ve yedinci kısımları, bu mesele bir rekabet alanı değildir. Bir husumet alanı olamaz. Bir muhalefet alanı olarak da görmüyoruz. Bu mesele hepimiz için tarihi bir sorumluluk alanıdır. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hem katıldığımız komisyon, hem altına imzamızı koyduğumuz, hem barışı savunan hem demokrasiyi savunan, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını, AYM kararlarını, demokratikleşmeyi, yargıyla ilgili sorunları çözen, hem PKK’yı silahsızlandıran, Türkiye’de içerideki sorunu bitiren, Türkiye için Suriye için İran için Irak için bütün Kürtler için ülkelerinde ülkelerinin birlik ve beraberliği içinde en eşit şekilde yaşayacakları bir yarın için inisiyatif koyan yaklaşımımızı bir kez daha teyit ediyoruz, altına bir kez daha imza atıyoruz. Biz hem Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini, hem dünya ile ilişkilerini, hem de Türkiye’nin iç cephesinin en kuvvetli olması gerektiği zamanda durması gerektiği yeri bilen bir partiyiz. Kimse kusura bakmasın. Öyle ne pazarlıkla kurulduk, ne ayrılıkla kurulduk. Ne bir avukat bürosunda rezidans tepelerinde kurulduk, ‘Gömlek çıkardık’ deyip de geçmişimizi inkar ettik, ne de o gün için ‘Biz Amerikancıyız her sözü verdik bilmem ne yaparız’ diyerek o Oval Ofislerde verdiğimiz taahhütlerle gelip burada 1 Mart Tezkeresinde rezillikler yaşadık. Attığımız her adımı kararlılıkla atarız, attığımız her adımda önce Türkiye Cumhuriyeti devletini, ondan sonra partimizi, ondan sonra kendimizi düşünürüz. Kimse bizi bugünkü iktidarın çıkarcılığıyla karıştırmasın. Durduğumuz yer bellidir, bu parti iktidara yürüyor, iktidara hazırız, her sorumluluğu almaya hazırız.”
“BU HALİMİZİN TEMEL SEBEBİ ADALET VE DEMOKRASİDEKİ ÇÖKÜŞTÜR”
“Dış politikadaki bu halimizin de ekonomideki ağır tablonun da temel sebebi adalet ve demokrasideki çöküş. Cumhurbaşkanı adayını hapse atan, 30 yıl önceki verdiği diplomayı inkar eden, milletin verdiği mazbatayı siyaseten gasp eden, 60 yıllık - 80 yıllık aile şirketlerine son üç yıllık faaliyetten sonra çöken, başkasına ait olan suçun şahsiliği ilkesini de masumiyet ilkesini de gözetmeyen, muhalif televizyonlara çöken, TMSF’den haraç mezat satan bir iktidarın olduğu ülkeye maalesef kimse güvenmiyor. Kendileri siyaseten kaybedecekler ama Türkiye’ye büyük itibar, büyük güç kaybettiriyorlar. Maalesef zarar gören ülkemiz ve milletimiz oluyor. Türkiye’de bir ikili hukuk sistemi işliyor. Bu sistemde AK Partiliysen, hatta başka partiliysen ama suçu işleyince AK Parti’ye gittiysen yargıdan, sorgudan, hapisten muafsın. Ama eğer muhalifsen işlemediğin suçlardan, her türlü iftiradan sorumlusun. Sana atılan her türlü iftiranın gerçek muamelesi görmesi ile karşı karşıyasın. İBB’de 37, Ankara Büyükşehir’de 97 yolsuzluk davası savcılıklara suç duyurusunda bulunulup üzerine dönemin İçişleri Bakanı’nın gelip alıp çöktüğü ve zaman aşımına zorladığı ya da kendi iktidarları sırasından Ankara Büyükşehir’de Melih Gökçek’in yaptığı 97 büyük yolsuzluğun üstünün örtüldüğü, Melih Gökçek’e soru sorulamadığı; ama dürüst, namuslu, temiz, şeffaf, hesap verebilir siyasetin iftiralarla hedef alınmaya çalıştığı bir sürecin içindeyiz.”
“İKİLİ HUKUK DEDİĞİMİZ İŞTE BU”
“Güncel, çok güncel birkaç olayı söylemek isterim. AK Partili Kırıkkale Keskin Belediye Başkanı. Bakın geçtiğimiz hafta biliyorsunuz İçişleri Bakanı çıkıp da ‘Efendim 600’e yakın AK Partili belediye var. Biz onlara da soruşturma izni vermişiz. CHP’den daha çok AK Parti soruşturuluyor’ deyince, millet de ‘Kardeşim birinin kapısına gitmediniz, bir gözaltı yapmadınız, bir gün nezarette tutmadınız, hiçbirini tutuklamadınız’ deyince hemen hızla önce çıkıp Adalet Bakanı ‘Yakında AK Partili belediyelere de olabilir’ demişti. Arkadan bugünkü gibi gösteren, eski Halfeti Belediye Başkanını kelepçelediler, tutukladılar. Bütün basına Adalet Bakanlığı’ndan ‘AK Partili belediyeye şafak operasyonu’ diye dağıtım yaptılar. Oysa o belediye AK Partili değildi. O kişi belediye başkanı iken kayyımdı. O kişi Halfeti Belediyesi’nin kayyımıydı. Atadıkları kayyım yolsuzluk yaptı. Hiç dinlemediler, AK Parti’nin adayı yaptılar. Halfeti’yi DEM Parti kazandı. Halfeti’de AK Partili belediye değil, AK Parti’nin kaybetmiş belediye başkanını, kayyımlık günündeki rezillikler de ortaya çıkınca alıp kelepçelediler. Adına ‘Bakın, AK Parti’ye de yapıyoruz’ dediler. Onun olmadığını söyledik. Bir de koca koca köşeye yazarları yazdı bunu, resimlerini koydu. ‘AK Parti’ye şafak operasyonu.’ Yani üçüncü sayfaya yetmedi, birinci sayfaya yetmedi, etek, manşet, sürmanşet yetmedi. Köşe yazarları resmi ile bir koydu, nasıl bir iletişim kampanyası? AK Parti’ye de yapılıyormuş. Oysa hiç alakası yok. Bakın AK Parti’ye ne yapılıyor söyleyeyim. Kırıkkale Keskin Belediye Başkanı. AK Partili mi? AK Partili. Görevde mi? Görevde. Suçlama; rüşvet almak. Eve gelen yok, şafak baskını yok, gözaltı yok, tutuklama yok, tutuksuz yargılama var. Yargılamada ortaya çıkan delil; müteahhit belediye başkanının hesabına 1,2 milyon lira EFT yapmış. Yapan müteahhit belli, alan belediye başkanı belli. Buz gibi kanıt. Koca İBB dosyasında böyle bir kanıt yok. Böyle bir kanıt yok. Rüşvet verdiği iddia edilen rüşveti vermiş. Belediye başkanının resmi, kendisinin şahsi hesabına para girmiş. Savcı altı yıl bilmem kaç ay ceza talep etmiş. Bu bekleniyor. Ceza verilirse suçu ispatlanacak. Kaçma şüphesi yok. Nereye kaçacak Keskin Belediye Başkanı? Her gün evinden belediyeye gidip gelmeye devam ediyor bugünlerde. Kaçma şüphesi yok. Delil karartma şüphesi yok. Tutuksuz yargılama esas. İşte ikili hukuk dediğimiz bu. Ben ‘Keskin belediye başkanını niye tutuklamıyorsun?’ demiyorum. Bu kadar kanıt onda varken o tutuksuz, bir tek kanıtı olmaksızın ‘duydum’la, ‘gördüm’le, onu da bırak Onursal Adıgüzel’de ‘Hiçbir kanıt bulamadım, kendini iyi gizlemiş olabilir. Yine de tutuklayın’ deyip tutuklama veriyorsunuz. Ekrem İmamoğlu’nda bunun yüzde 1’i varsa 100 yıl yatalım. Yok kardeşim; yok, yok.”
“ADİL YÖNETMİŞİZ, BİR MEKTUBU OKUTMUYORLAR”
“O kadar vicdanları kararmış ki. Hele hele o yazarı, çizeri. Ya bugünleri nasıl savunacaksınız kardeşim? Bir köşeye Halfeti’yi koyuyor; ‘AK Parti’ye de baskın var.’ Türkiye Belediyeler Birliği seçimi yapılmış. Türkiye Belediyeler Birliği’nin iki yıl önce seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu. Hukuksuzca tutuklanmış, yoksa orada başkan koltuğunda olacak. Çoğunluk CHP’de. Ekrem İmamoğlu’ndan nazik bir selamlama, kendisini iki yıl önce seçen belediye başkanlarına ve diğer partilerin belediye başkanlarına nazik bir selamlama mesajı okunacak. Hunharca kürsüye saldırıyorlar. Mesajı okutmuyorlar. Son bakıyorlar ki mesaj dünyanın en naif, en demokratik mesajı. Ya bir de hapisten geliyor ya Allah’tan korkun. Hapisten geliyor, hapisten. Bir iftirayla, bir haksızlıkla 15,5 milyon kişinin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul’un üç kez üst üste görev verdiği belediye başkanı 12 metrekarede eşinden, dostundan, anasından, babasından, evlatlarından ayrı. Bir selam yollamış, okutmamışlar. Görünce mektubu ‘Efendim tepki, mektubun içeriğine değil de Türkiye Belediyeler Birliği CHP’nin birliği gibi nasıl okuyormuş o mesajı?’ Allah’tan korkun Allah’tan. Bu memlekette parlamentoya gidiyoruz, bir partinin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olmuş ve geliyor parlamentoda bir partinin Genel Başkanı açılış konuşması yapıyor. Gidiyor, hakim ve savcıların kura töreninde kütür kütür siyaset yapıyor, CHP’ye ‘CeHaPe’ diyerek çakıyor. Gidiyor öbür taraftan valileri, emniyet müdürleri topluyor. Somut, siyasi parti rekabeti yapıyor. Siyasi rakiplerine laf söylüyor. Generalleri diziyor, CHP’ye çakıyor. Onlar kahkaha atıyor. Bundan hiç rahatsız olmayanlar TBB’nin son seçilmiş başkanı, ‘Ben içerdeyim ama selam olsun arkadaşlara’ mesajını okutacak, saldırıyorlar. Saldırıları kınayacaklarına TBB’de divan adil yönetilmeliymiş. O TBB’yi yıllarca yönettiler. Yüzde 98,5 TBB imkanlarından AK Partili belediyelere, yüzde 1,5 geri kalan bütün belediyelere dağıttılar. Biz geldik TBB’ye, encümeni oluştururken bile AK Parti ve MHP’ye bile çıkardıkları belediye başkanlığı kadar temsil teklif ettik. Utandılar, kabul etmediler. Yeniden Refah var orada, DEM var, İYİ Parti var. Hep birlikte yapıyoruz. Oysa oyumuz tek başımıza yönetmeye, bütün encümeni almaya yetiyor. Kendileri alıyorlardı encümenin tamamını AKP’ye, dozerleri, vidanjörleri, bilmem neleri. Biz gelmişiz, bütün partileri koymuşuz. Adil, eşit yönetmişiz. Bir mektup okuyacağız, saldırıyorlar. Ben buradan bir Allahın adaletine sığınırım, bir de yüce Türk milletinin insafına, vicdanına sığınıyorum.”
“KANUNA GÖRE İŞKENCE YAPIYORLAR”
“Cumhuriyet tarihinde hukuk hiç bu kadar ayaklar altına alınmamıştı. Yargı içinde çete kurdular; AK Toroslar çetesini. Siyasi talimatlarla büyük hukuksuzluklar yapıyorlar. Ödül olarak makamlar, mevkiler aldılar. Servetler yaptılar. İstanbul’dan kalkıp diğer 80 ile operasyon yapıyorlar, haksız ve hukuksuzca. Kanuna göre işkence yapıyorlar. 8 saat eli kelepçeli sevk yaptırıyorlar. Sırf dediğin belgeye imza atmadı diye. İstanbul’dan Afyon’a 8 saat. Kumanya diye kuru ekmeği koyuyorlar, böyle yiyor kadın eliyle. Kuru ekmek koyuyorlar. Duruşma salonunda aşağıda su vermiyorlar, yemek vermiyorlar. Tutukluları iftiracı olana kadar zulmediyorlar. Öyle bir yozlaşmışlık var ki; sudan sebeplerle gözaltı yapıp, gözaltına alınan kişilerin özgüveninden yararlanıp, cep telefonlarının şifrelerini kapıp, elde ettikleri içerikleri yandaş basına servis ediyorlar. Ya Cumhuriyet Savcısısın sen. Orada dünyanın en mahrem bilgileri senin namusuna, senin namusun üzerinden devlete emanet. Ettiğin yemin üzerinden. Ali Mahir Başarır’ın çocukluk arkadaşını yalan yere gözaltına aldılar. Çocuk demiş ‘Bende bir şey yok.’ Cep telefonu şifresini vermiş. Oradan buldukları, o kadar şeyin içinden buldukları bir videoyla insanları, eşleriyle, çocuklarıyla biri oldukları ortamı ifşa edip bir de utanmadan onu ‘Yok alem görüntüleri çıktı, bilmem ne görüntüleri çıktı’ diye. Alemin de alasını bilirsiniz, günahın da alasını bilirsiniz. O görüntülerde alnımız açık, başımız dik. Veremeyeceğimiz tek bir hesap yok. Ne ailemize, ne milletimize. Yanımızdaki eşlerimize alem diyerek bilmem ne yaftası vurmaya çalışanın alnını ben değil, millet karışlayacak. Şahsiyetsiz, karaktersiz, utanmazların hesabını sandıkta millet görecek, defterini millet dürecek. Bana kalmamış. Maaş alarak yandaş basına çıkanlara, her akşam ücreti karşılığında partisini tartıştıranlara, umudunu butlana, şutlana koyanlara söylüyorum, hey. Hepinize söylüyorum. ‘İstiyorsan hakka varmayı, meslek edin gönül almayı. Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin. Toprak ol bağrında güller yetişsin.’ Sarayın mermerlerinde oturanlara söylüyorum. Saraydan medet umanlara söylüyorum. Milletin vermediğini, delegenin vermediğini, saraydan dilenenlere söylüyorum. Onun için bu salona ve bütün örgüte söylüyorum. Ayağa kalktınız, yok artık oturmak. Hedef iktidar, hiçbir gün yok durmak. Hep beraber gidiyoruz. Alınacak iktidar. Millet korkmasın. Milleti saracağız, haysiyetsizlerin defterini düreceğiz. Yürüyelim arkadaşlar. Haydi bakalım. Yolunuz açık olsun.”
05.05.2026
04.05.2026
04.05.2026
04.05.2026