04.03.2026

CHP Lideri Özgür Özel: Bir Yandan İç Cepheyi Kuvvetlendirelim, Bir Yandan CHP’lilere Balta Çekelim; Yok Öyle Bir Bolluk

Özgür Özel,Erken Seçim,Hatay Füze,Fatmanur Çelik,Köprü Satışı,Ekrem İmamoğlu,Mithat Bülent Özmen,Tanju Özcan,Rıza Akpolat,Resul Emrah Şahan,Hakan Bahçetepe,İnan Güney,Hasan Mutlu,Tonguç Çoban,Hatay Füze Hadisesi,NATO Hava Savunma,S400 Hangarda,F35 ve F16,İran İsrail Gerilimi,Pedro Sanchez Mektup,Hakan Fidan Eleştirisi,Liyakatsiz Büyükelçiler,Hürmüz Boğazı Petrol,En Düşük Emekli Maaşı 2026,Bayram İkramiyesi,Köprü ve Otoyol Satışı,Açlık Sınırı 32 Bin Lira,Fatmanur Çelik ve Hifa İkra,Okul Güvenliği Uzman Çavuşlar,Okul Temizlik Sorunu,Kadın Cinayetleri,Tarikat ve Cemaat Koruması,Millet İradesine Sahip Çıkıyor,Eyüpsultan Mitingi,,19 Mart Darbesi,Hodri Meydan

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:

“‘BİR YANDAN İÇ CEPHEYİ KUVVETLENDİRELİM, BİR YANDAN DA CHP’LİLERE BALTA ÇEKELİM’; BÖYLE BİR YOĞURDUN BOLLUĞU YOK”

“ERDOĞAN’IN TÜRKİYE’YE AİT BİR PLANI YOKTUR, TRUMP’IN PLANININ PARÇASI OLMUŞTUR VE TEK HESABI BİR KEZ DAHA SEÇİM KAZANMAKTIR”

“HATAY’A YÖNELEN FÜZE NATO TARAFINDAN DÜŞÜRÜLMESE BÜYÜK FACİA ORTAYA ÇIKACAKTI, ERDOĞAN HÜKÜMETLERİNİN İHMALİ VARDIR”

“BİRİLERİ ‘O TARİKATTEN’ DİYE ASLA KORUNMAMALI, FATMANUR ÇELİK’İN VE EVLADI HİFA İKRA’NIN KANI YERDE KALMAMALIDIR”

“MİLLETLE BİRLİKTEYİZ; MİLLET MEYDANLARDADIR, AYAKTADIR VE BİR DEVİR KAPANMAKTA, YENİ BİR DEVİR YAKLAŞMAKTADIR”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul 2’nci Seçim Bölgesini temsilen Eyüpsultan’da gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “‘Hava kurşun gibi ağır. Bağır bağır bağır bağırıyorum. Kurşun eritmeye çağırıyorum. O diyor ki bana ‘Sen kendi sesinle kül olursun ey. Kerem gibi yana yana.’ Dert çok, hemdert yok. Yüreklerin kulakları sağır. Hava kurşun gibi ağır. Ben diyorum ki ona ‘Kül olayım Kerem gibi yana yana.’ Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlık aydınlığa?’ Canım İstanbul, güzel İstanbul bir kez daha seçtiğine, sandığına, iradene sahip çıkmaya; tüm haksızlıklara, adaletsizliklere meydan okumaya, direnmeye geldin bu meydana. Hoş geldin İstanbul, hoş geldin” dedi. Özel, şunları söyledi:


“TÜM ANADOLU VE TRAKYA ARTIK MİLLETİN KALESİDİR”

“Kıştan çıkıyoruz, baharı kucaklıyoruz. Mart’ın ilk günlerindeyiz ve darbenin neredeyse yıldönümündeyiz. 10 gün kaldı. Hep birlikte ne sıcaktan yıldık, ne soğuktan kaçtık. Yağmur yağdı ıslandık, dolulara direndik. Tipilere direndik ama bu meydanları, bu mücadeleyi hiç bırakmadık. Direnenlere, itiraz edenlere, isyan edenlere selam olsun. Hepinize selam olsun. Ben size bakınca görüyorum ki karanlık hiçbir zaman kazanamayacak. Güneş doğacak, gün doğacak, aydınlık kazanacak. Zulmedenler değil, zulme direnenler kazanacak. Korkaklar değil, cesurlar, direnen cesaretli insanlar kazanacak. Sizi görünce görüyorum ki ben, biz kazanacağız. İstanbul’da Saraçhane’deki yedi gece üst üste süren eylemlerden sonra adımımızı köprüyü geçip Maltepe’ye, oradan Anadolu’ya atmıştık. Sonra her çarşamba akşamı İstanbul’da bir ilçede, her hafta sonu Anadolu’da bir şehirde direnmeye devam ettik. İstanbul’un 39 ilçesini teker teker dolaştık. Birini atlamadık, bırakmadık. ‘Orada güçlüyüz. Kadıköy’e gidelim, Beşiktaş’a gidelim, Şişli’de olalım, Sarıyer’de coşalım, başka taraflara bakmayalım’ demedik. Bizde olmayan, ‘AK Parti’nin kalesi’ dedikleri ilçeleri teker teker dolaştık. Kale siyasetini bitirdik ve gördük ki artık hiçbir yer kimsenin kalesi değildir. Tüm İstanbul, tüm Anadolu, tüm Trakya milletin kalesidir. 39 ilçe bittikten sonra bölge mitinglerine başladık.”

“MİTHAT BÜLENT ÖZMEN VARGÜCÜYLE ÇALIŞIYOR”

“Geçen hafta üçüncü bölgedeydik, bugün ikinci bölgede Eyüpsultanımız ile Kağıthanemizin neredeyse sınırında Nurtepe’ye ayağımızı basarak, Güzeltepe’ye selam çakarak, ikinci bölge mitinginde Eyüpsultan’ın, Kağıthane’nin ve komşularının bağrına geldik, vicdanlarına sığınmaya geldik. Bugün 12 ilçenin olduğu ikinci bölgede birlikteyiz. 35 yıldır kazanamadığımız, kusuru kimsede bilmediğimiz, daha çok çalıştığımız, doğru adayı aradığımız, bu seçimde Doktor Mithat Bülent Özmen’le büyük bir başarı yakaladığımız güzelim Eyüpsultan’ın güzel insanlarına selam olsun. Siz ona inandınız, yüzde 48 oyla başkan seçtiniz. O günden beri Eyüpsultan’a hizmet için vargücüyle çalışıyor. Hepsini sayamam ama 18 ayda yedi kreş açmış, ikisi yolda. Bir emekli lokali açmış, üçü yolda. İlçeye dört yeni park açmış. Aile Sağlığı Merkezi açmış. ‘Sosyal yardımları CHP keser’ demişler, o beş katına çıkarmış. Eyüpsultan’a helal olsun, Başkanıma helal olsun. Bu güzel akşam için, Eyüpsultan’ın Başkanı Mithat Bülent Özmen’e ve Eyüpsultan örgütümüze, İlçe Başkanım Doğan Sarıtaş’a, Kağıthane örgütümüze, İlçe Başkanım Kaner Berberoğlu’na ve emeği geçen bütün yol arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Yürekten alkışlıyoruz onları. Elbette Kağıthane’deysek burada yıllarca aldığımız düşük oyları, kabuğumuzu kırmamızı ve yüzde 36 oy alarak kazanamasak da artık buranın siyasetinde en güçlü alternatif olduğumuzu, gelecek seçime umutla baktığımızı, seçimlerde buradan çok önemli sonuçlar beklediğimizi gösterdik. Şüphe yok ki örgütümüzle birlikte bu başarının mimarı adayımız Tonguç Çoban’dı. Bu gece burada yok. Çünkü o başarılı bürokrat arkadaşlarımız içeri alındıktan sonra İBB’de koordinasyonu sağlayan, çalışan, bizde olan ve olmayan tüm ilçelere ayrım gözetmeden hizmet götüren arkadaşımıza da bir kulp taktılar. Onu da Silivri zindanına attılar. Tonguç Çoban’ı da buradan sevgiyle selamlıyorum.”

“İDDİANAMESİ, YATARI OLMAYAN, İSTENEN CEZAYI YATMIŞ ARKADAŞLARIMIZ TUTUKLU”

“Toplamda 14 belediye başkanımız tutuklu. İkinci bölgeden Beşiktaş Belediye Başkanımız sevgili Rıza Akpolat 411 gündür tutuklu. Şişli Belediye Başkanımız kardeşim Emrah Şahan 345 gündür tutuklu. Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız sevgili, canım kardeşim Hakan Bahçetepe 272 gündür tutuklu. Beyoğlu’nu yiğit evladı, sevgilisi İnan Güney 196 gündür tutuklu. Bayrampaşa’nın çalışkan öğretmeni, her şeyini Bayrampaşa’ya veren Hasan Mutlu 168 gündür tutuklu. Ayrıca Hakan’la, İnan’la, Hasan Mutlu ile beraber Büyükçekmece ve Şile belediye başkanlarımız maalesef aylardır iddianame bekliyorlar. Onları alıp içeri koyanlar, iddianameyi yazmıyorlar ve zulmü sürdürüyorlar. Buradan tüm başkanlarımızı selamlarken, iddianameyi bekliyoruz. Yargılanmak için değil, iftiralarınızı yargılamak için bekliyoruz. İçeride olan arkadaşlarımızdan istenen cezayı alsalar, yatarı olmayanlar tutuklu. İstenen cezayı zaten yatmış olanlar tutuklu. Bir yandan haklarında hiçbir iddia olmayan, iddianame bekleyenler tutuklu. Bu sepetten bu milletin vicdanına, tarihin bu en acımasız, en haksız sistemini, AK Parti’nin kara düzenini şikayet ediyoruz. Şunu söylüyoruz ki bu zulme direneceğiz, bu zulmü yeneceğiz, teslim olmayacağız. Ama eninde sonunda biz kazanacağız.”

“BEN ÖMRÜMDE RAKİBİNDEN BU KADAR KORKANI GÖRMEDİM”

“19 Mart darbesinin üstünden tam 350 gün geçti. Yalanlarla, iftiralarla partimize bir büyük saldırı başlattılar. Hatırlayın, Ekrem Başkanımıza önce ‘Terör örgütü mensubu. Terör örgütüne yardım ediyor. Bu PKK’lı’ dediler. Yetmedi. ‘Evrakta sahtecilik yaptı. Diploması sahte’ dediler. Yetmedi. ‘Ajanlık, casusluk yaptı’ dediler. Yetmedi. ‘Seçimlerde hile yaptı’ dediler. Yetmedi. ‘Yolsuzluk yaptı’ dediler. Şimdi buradan bütün Türkiye’ye, bilhassa AK Parti’ye, MHP’ye oy veren; 19 Mart’tan beri TRT’den, yandaş kanallardan dünya kadar iftirayı izleyen; iddianame çıkınca bunların hepsinin ispatının olacağını düşünen ama iddianame çıktığı günden beri şaşıran ve ‘Bu kadar iddia vardı, itiraz ediyorlardı. Niye bunlar iddianamede yok?’ diye düşünenlere söylüyorum. AK Partili amcalarıma, kardeşlerime; MHP’li bu memleketin evlatlarına söylüyorum. Düşünün, bir insan aynı zamanda hem seçimlerde hile yapmış, hem diploması sahte, hem hırsız, hem terörist, hem casus, hem de ajan olabilir mi? Bunların hepsi bir kişide olmayacağına göre, bunların hepsini birden bir kişiye yüklediklerine göre, karşı karşıya olduğumuz mesele; tarihte rakibinden en çok korkan… Hem vallahi, hem billahi ben ömrümde rakibinden bu kadar çok korkan birisini görmedim. Bütün mesele; Recep Tayyip Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu korkusudur. ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu.’”

“İLK GÜN GİBİ TUTUKSUZ YARGILAMA VE CANLI YAYIN İSTİYORUZ”

“Buradan AK Parti’nin, MHP’nin değerli seçmenine söylüyorum. Yani bir kişiye her suçu atıp, hiçbirini ispat edemiyorsan, o kişide bir şey yok ama sen iftiracısın demektir. Yok, ‘Ben iftira atmadım. Ben ispat ederim’ diyorsan, bir kere bunları TRT’de ya da televizyonlarda yayınlayıp, bütün bir yaz, sonbahar üzerinde tepinip, sonra iddianameye yazmamak olmaz. Çünkü bir şeyi iddia ediyorsan, televizyonda anlatmayacaksın. Karşında bunu söyleyecek, savunacak kimse yok. A Haber’de, TGRT’de, TRT’de. Bunu çıkacaksın, iddianameye yazacaksın ve cevabını alacaksın. İşte bu yüzden açıkça söylüyoruz. Biz ilk gün durduğumuz yerdeyiz. Bu haksızlığa karşı tutuksuz yargılamayı savunuyoruz. Bu iftiralara karşı televizyonlardan canlı yayın istiyoruz. Buradan İstanbul’a soruyorum. Hatırlıyor musunuz, Devlet Bey ‘Canlı yayın’ dedi, Erdoğan ‘Devlet Bey öyle diyorsa münasiptir’ dedi. Ama şimdi 9 Mart geldi, kanun teklifini verdik. AK Parti oylarıyla reddedildi. Buradan soruyorum. Bu yargılamayı televizyondan canlı verebilirler mi? Veremezler, çünkü attıkları yalanın altında kaldılar.”

“KUMPASLAR, YALANLAR ÇÖKTÜ”

“‘560 milyar yolsuzluk var’ dediler, 560 kuruş ispat edemediler. ‘Bin 200 cep telefonu dağıtıldı’ dediler, bir tanesini bile ispat edemediler. ‘İBB’de parkelerin altında milyon dolarlar vardı. Bulurken kayda geçirdik, video çektik’ dediler. Yalan çıktı. Bir otoparkta Türkiye’nin en pahalı arabalarını çekip, ‘İmamoğlu’nun’ dediler. MHP’li bir milletvekilinin çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’ne gittiler ve belediyeyi, başkan odasını aradılar. Gizli bir kasa buldular. Kasayı açtılar, ekrana ‘Gaziosmanpaşa’nın gizli kasası’ yazdılar. Dolarları çıkardılar. Bu kardeşiniz inanmadı. ‘Allah bir deseler şüphe ederim’ dedim. ‘Acil, getirin bakalım arama tutanağını. Nasıl olur Gaziosmapaşa Belediyesi’nde para kasası? Nasıl içinden dolarlar çıkar? Bu nasıl olur?’ dedim. Tutanak geldi, belediyenin kasasından sadece mühür çıktı. ‘Arayın TRT’yi, bu ne görüntü?’ dedim. ‘Elimizde arama görüntüsü yoktu, stoktan kullandık. Yanlışlıkla bunlar çıktı’ dediler. Yani dünyanın en büyük iftiralarını attılar. Pırıl pırıl insanların çocuklarını, analarını, babalarını sokakta, mahallede, okulda zor durumda bıraktılar. Onlara belki de etrafı ‘yolsuzun, hırsızın evladı’ diye baktı. Çocuklar kahroldu. Buradan bir teşekkürüm var. Kim ne derse desin siz evlatlarınıza, kardeşlerinize inandınız. Bu kumpaslara karşı onları yalnız bırakmadınız. Bu meydanları doldurdunuz, bugünlere geldik. Kumpaslar çöktü, yalanlar çöktü. Siz haklı çıktınız, siz güvendiniz, siz başardınız. Helal olsun size. Arkadaşlarımızın haysiyetine sahip çıkan bu meydanın karşısında saygıyla eğiliyorum.”

“DARBENİN SÜRDÜĞÜ HERGÜN 86 MİLYON KAYBEDİYOR”

“350 gündür Türkiye’nin demokrasisi de ekonomisi de kan kaybediyor. Bu darbeyle birlikte yargıya duyulan güven yüzde 18’e düştü. Türkiye ekonomisi 160 milyar dolar kaybetti. Darbenin sürdüğü her gün, 86 milyon kaybetmektedir. Türkiye bu darbenin yaralarını saramamakta, her geçen gün ekonomi kan kaybetmektedir. İşte bu şartlar altında emeklilere beklenenin çok çok altında, hak edenin misliyle altında bir sefalet maaşı verilmiştir. Bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 104 bin liradır. Bugün Türkiye’de açlık sınırı 32 bin liradır. Ama en düşük emekli maaşı 20 bin liradır. Yani beş emekli bir araya gelse yoksulluktan kurtulamamaktadır. AK Parti gelmeden önce 8 çeyrek altın alan emekli maaşı, şu anda 1,5 çeyrek altını zor almaktadır. Bayram yaklaşmaktadır. Bayramda emeklilere ikramiye, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2015 seçim vaadidir. 2018’de verilen bin liradan beri bugüne kadar devam etmektedir. Emekliler 2018’de verilen ilk bayram ikramiyesi ile o bin lirayla tam Ramazan Bayramı’nda bayram sofrası için o bin lirayla kuşbaşı et alsa 24 kilo kuşbaşı et almaktaydılar. Bugün o bayram ikramiyesi 4 bin liradır. Bu sene için AK Parti’nin açıklaması ‘Kasada para yok, 4 bin lirayı artırmayacağız. Geçen senekinin aynısını vereceğiz’ demektedir. Maşallah, bir meydandaki emekliler el kaldırsın, göreyim. İşte böyle olunca o 4 bin lira 4 kilo kuşbaşı eti zor almaktadır. Bakın sadece yedi yıl önce 24 kilo et alan bayram ikramiyesi şu anda 4 kilo ete düşmüştür. Dünyada emeklisine ki o emekli elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük numaraları büyümüş ‘Artık sen çok çalıştın biz sana bakacağız’ diye devletin çalıştırmadığı, emekli ettiği insanlar, dünyanın en büyük vefasızlığıyla karşı karşıyalar. Sefalet ücreti ile karşı karşıyalar. Çünkü para kalmamıştır, çünkü 19 Mart darbesi, yani Erdoğan’ın kendinden sonraki Cumhurbaşkanına mani olmak için, Erdoğan hükümetinin kendinden sonraki Cumhuriyet hükümetine, Cumhuriyet Halk Partisi hükümetine engel olmak için yaptığı darbe ülkeyi bu hale getirmiştir. Ne emeklimiz, ne emekçimiz, ne esnafımız, ne çiftçimiz halinden memnun değildir. Hepsi birden sürüklenmektedir, sürünmektedir.”

“KÖPRÜLER VE OTOBANLAR GÖZLERİNE İLİŞTİ”

“Hal böyleyken bu ikinci bölge, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan üç köprüye ev sahipliği yapan bu ikinci bölgede, birinci ve ikinci köprüler ve otobanlar, devlete ait olan bu yerler AK Parti’nin gözüne ilişmiştir. 59 lira geçiş ücreti olan köprüyü yabancılara satmak, geçiş ücretini 350 liraya çıkarmak ve 25 yıllık kira gelirini beş yıllığını peşin almak, seçimde kullanmak, geleceğin iktidarına da bir şey bırakmamak için AK Parti altın yumurtlayan tavuğu satmaya niyetlenmiştir. Bu konuyu ilk gündeme getirdiğimizde toplumun yüzde 15’i biliyordu. İstanbul il örgütümüzün gayretleriyle, ilçe örgütlerimizin gayretleriyle, sizlerin mücadelesiyle toplumun yarısı bu durumdan haberdar oldu ve yüzde 85’i köprülerin 25 yıllık gelirinin beş yıllık gelir karşılığı satılmasına, bu büyük ihanete karşı çıkmaktadır. Bunun için buradan bir kez daha sesleniyorum: Köprülerin satılmaması için, Kanal İstanbul’un yapılmaması için, emeklinin sürünmemesi için, asgari ücretlinin açlık - yokluk çekmemesi için, öğrencinin okula boş beslenme çantasıyla gitmemesi için, esnafın siftahsız kepenk kapatmaması için bir tek çare vardır. Tek çare seçimdir. Bu ülkede geçim yoktur. Geçim yoksa seçim vardır. Erken seçimi istiyor muyuz? Buradan bir kez daha bir yıl önce başlattığımız kararlılıkla bir daha seslenelim. Ey Erdoğan, adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Hodri meydan, hodri meydan. Hodri meydan. Sarıyer İlçe Başkanlığı, bakın ‘Köprüden önce son çıkış’ diyorlar, bu doğru. Sana bir şey söyleyeyim, senin köprü satılık değil, sizinki üçüncü köprü. Onu kökten sattılar. Onu özel bir finans yöntemiyle yaptılar. Memleketi İngiliz bankerlere borçlandırdılar. Geçsek de ödüyoruz, geçmesek de ödüyoruz. Ama bu iki köprü milletin köprüsü satılacak. 59 liraya geçilen köprüler 350 lira olacak. Bunu istemeyen herkes, bilmeyene haber versin. Duyan, duymayana duyursun. Bu köprülerin satışını durdursun. Sizden tek beklentimiz budur bu konuda.”

“160 KIZ ÇOCUĞUNUN ÖLDÜRÜLMESİNE SUSUYORLAR”

“Şimdi malum cumartesi günü sabahleyin bir kalktık, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail, İran’a saldırmışlar. Yuh tabii. Biz her ne kadar İran’daki rejime, kadınlara muamelelerine, hak ihlallerine karşı olsak da, İran’a demokrasi gelmesini, demokratik bir cumhuriyet olmasını, başta kadın ve insan haklarına saygılı olmasını beklesek de bu işi yapacak olan İran’dır, İranlıların kendisidir. Elinde Irak savaşından 1,5 milyon Müslüman’ın kanı olanlar, elinde Gazze’de 76 bin Müslüman’ın çoğu çocuk ve kadın kanı olanlar, Netanyahu gibi bir savaş suçlusuna ‘savaş kahramanı’ diyen küstah Trump ve Netanyahu İran’a demokrasi getiremezler, attıkları füzelerle, İran’a yaptıkları saldırılarla uluslararası hukuk ayaklar altındadır ve buna sessiz kalan herkes bu suçun ortağıdır. Dünyanın herhangi bir yerinde 160 civciv ölse, bu tehlikeli bir durumdur, üzüntülü bir durumdur. Üzülürsün, yanarsın, sebebini ararsın. 160 bebe, 160 kız çocuğu Amerikan bombasıyla - İsrail bombasıyla öldürülmüştür. Batı buna susmakta, bu haberlere karartma uygulamaktadır. İran’da ölümler bini geçmiştir. Bunun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Erdoğan’dan farklı olarak gücümüzü Trump’tan almadığımız için, Netanyahu’ya laf söyleyince ‘Trump kızar mı’ diye endişe etmediğimiz için, okyanus ötesinde meşruiyet aramadığımız, Trump’ın oğluna taviz sözü verip görüşme koparmadığımız için, tam bağımsız Türkiye’yi savunduğumuz için, Amerika’nın da İsrail’in de karşısında cesaretle duruyoruz. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi. Kahrolsun İsrail’in soykırımları. Yazıklar olsun bunlara susanlara ve teslim olanlara. Hep beraber tek bir sesle buradan bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya İstanbul’un sesini, Türkiye’nin demokratların sesini duyuralım: ‘Savaşa hayır.’”

“İRAN’A SALDIRILIRKEN O DA BOLU’YA SALDIRDI”

“Tabii gözü dönmüş İsrail, dizginlenemez Trump bunları yapınca haklı olarak herkes Türkiye’nin güvenliğini konuşmaya başladı. Öyle olunca ‘Aman efendim iç cephe kuvvetli olsun, birlik olsun, beraberlik olsun.’ Biz her zaman Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, uluslararası meselelerin siyaset üstünde ele alınmasını savunduk. Ama ne yaptılar yine? ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı saatlerde, AKP ve Erdoğan bu sefer Bolu’ya saldırdı. Tanju Özcan’a saldırdı. Aynı saatlerde. Tanju Başkan’ı sanki düşmanmış gibi iki koluna iki jandarma alıp da gözaltına götürdüler. Üç gün tuttular, mahkemeye çıkardılar. Sorulan soru, ‘Sen bunlara zorla bağış yaptırdın mı?’ Duyan sanki Tanju’nun cebine para girdi ya da partisine, oraya buraya bir şey aldı sanır. Olayın gerçeği şu: Bolu’da bir vakıf kuruluyor, vakfın görevi Bolulu yoksul öğrencilere burs vermek. Tanju Başkan var, AK Partili Başkanvekili var, MHP’li var, esnaf odaları var. Bolu’da Tanju’nun bir derdi var. Üç harfli marketler. Bu marketler geliyorlar Bolu’nun her sokağına açılıyorlar, esnafı batırıyorlar. Parayı Bolu’dan kazanıyorlar. Ondan sonra gidip vergiyi de başka yerde veriyorlar. Bolu’ya hiçbir faydaları yok. Diyorlar ki ‘Siz bu vakfa yardım yapacaksınız, karşılığında da bu reklam panolarına isimlerinizi yazacağız. Böylelikle Bolu’nun yoksul çocukları üniversitede kolay okuyacaklar. Ya da Bolu’ya gelen yoksul çocuklara bakılacak.’ Bakın bunun dışında bir soru yok. Ben bütün soruları, verilen cevapları bizzat okudum. Tanju’nun suçu yoksul çocuk okutmak için üç harflileri bağış yapmaya yönlendirmek. Ve bunu sorarak aslında Kartalkaya yangınında AKP’lileri aklamak ve başkalarını suçlamak isteyen başsavcıyı Tanju şikayet etti diye, o husumetle buradan Tanju’ya suç bulup neleri neleri araştırmış bir şey bulamamış. Vakıf üzerinden suç bulup güya Tanju’yu suçlayacak, Tanju’yu utandıracak, Tanju’yu küçük düşürecek.”

“VAKFA ZORLA BAĞIŞIN PANTENTİ ERDOĞAN’DA”

“Dün kendisini ziyaret ettim. Tanju’nun gözünün içine baka baka dedim ki, ‘Senin suçun buysa bütün Cumhuriyet Halk Partililer seninle gurur duyuyoruz kardeşim. Gurur duyuyoruz.’ Nerede bu yoğurdun bolluğu Erdoğan? Nerede? Bu işlerin patenti sende. Bütün vakıfların yönetimi ailende. Oraya Türgev’e, TÜGVA’ya, Okçuluk Vakfı’na paraları milletten yatırmayı bırak, belediyelerden aktaran sensin. O vakıflar sadece burs vermiyor. Her türlü imtiyazı kullanıyor. Bunun için kanunlar çıkaran sensin. ‘Vakıf ve vakfa zorla bağış’ deyince bu işin patenti Erdoğan’da. Her vakfın başında ya bir evlat ya eşi ya gelini ya damadı. Utanmadan kalkıyor sormaya hesabı, Tanju gibi sadece yoksulu düşünen çocuklara. Buradan sesleniyorum, hem o üç harfliler hem Erdoğan’a. Tutukluluğa yapıldı itiraz. Benim derdim değil Tanju’nun özgürlüğü. Sizin derdiniz. Aklınızı başına alacaksınız, bu yanlıştan döneceksiniz. Yoksa bu millet hesabını teker teker soracak sizden. ‘Bir yandan iç cepheyi kuvvetlendirelim, bir yandan da CHP’lilere balta çekelim.’ Böyle bir yoğurdun bolluğu yok. Eğer dünya ve bölgemiz bu haldeyken 19 Mart darbesini sürdürmek bu ülkeye ihanet etmektir. Ben buradan başta Ekrem Başkan, içeride tutuklu 14 belediye başkanımız, belediye meclis üyelerimiz, bürokratlarımıza her birine ayrı ayrı sesleniyorum. Hepinizin ne için içeride olduğunuzu biliyoruz. Erdoğan’ın hazımsızlığını biliyoruz. Yapılan haksızlıkları biliyoruz. Siz bizim yiğit evlatlarımızsınız. Şimdi buradan Eyüpsultan’dan, buradan Kağıthane’den hep beraber sizlere sesleniyoruz. Yiğidim aslanım geliyor, yiğitlerimize geliyor. Ekrem Başkan’dan Tanju Başkan’a kadar. Hepsini saygıyla selamlıyoruz.”

“KIZMA, ÇIKAR DİPLOMAYI BÜTÜN TARTIŞMA BİTSİN”

“Geçen hafta dünyanın en gerçek fıkrasını anlatmıştım, duydunuz mu? Şimdi bir bugün Saraçhane‘deyiz, gençler bağırıyor. Bu arkadaş gibi. Tutturamayan olunca arkadan ittiriyoruz biz de. ‘Diplomasız Erdoğan’ demişim, bu dava açmış. Avukatım davaya gitmiş. Hakim burada, bizim genç avukat burada, Erdoğan’ın da avukatları da burada duruyor. Hakim diyor ki ‘Davayı niye açtınız?’ Davalı taraf; ‘Özgür Özel otobüsün üstünden müvekkilimiz Erdoğan’ın diplomasının olmadığını iddia ederek slogan attırdı.’ Benim avukat soruyor, ‘Var mı?’ diyor. Bu diyor ki ‘Var.’ Benim avukat diyor ki ‘Varsa göster, dosyaya sun.’ Bu diyor ki ‘Sunamam.’ Hakim de kızıyor, ‘Kardeşim dava açmaya gelmişsin. ‘Diplomasız’ dedi diye kızıyorsun. ‘Göster’ diyor, göstermiyorsun. Sun dosyaya’ diyor. Bu hemen ‘İtiraz ediyorum. Hakim taraf tutuyor’ diyor ve reddi hakim dilekçesi veriyor. Dilekçede şöyle yazıyor; ‘Hakim müvekkilim Erdoğan’ın diplomasına özel bir merak duyduğundan, diplomayı sorduğundan tarafsız görünmüyor. Erdoğan’a karşıdır. Hâkimin reddine.’ Bunu Erdoğan’a anlattım. Ne yapıyormuş? Avukatlarına kızıyormuş. Kızma, çıkar diplomayı, bütün tartışma bitsin. Halen daha dosyaya diploma sunulmuş değil. Erdoğan’ın diplomasını gören kimse yok. Ama Ekrem Başkan’ın diploma davasına okuldaki bütün arkadaşları geldi diplomalarla beraber.”

“ERDOĞAN, BU AYIBIN ORTAĞI OLMAKTADIR”

“Değerli arkadaşlar dünyada, bölgemizde, Türkiye’de yıllardır kurgulanan bir düzen var. Değişmeyen aktörleri ve planları millete göre olmayan, millete dayatılan bir düzen var. Bu düzenin adına kimi ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ diyor, kimi başka isimler takıyor. Ama bu düzen; müesses nizamdır. Türkiye’deki bu müesses nizamın adı; AK Parti’nin kara düzenidir. Diploması olanı içeri atıp, diplomasızı tutan da emeklileri sefalet ücretine mahkum eden de gençlerin umudunu tüketip yurt dışına gitme hayalleri kurdurtan da AK Parti’nin kara düzendir. Bugün nasıl Erdoğan Irak işgali sırasında, işgali yapan Amerika’ya destek verdi ve 1 Mart tezkeresini geçirmek için uğraştıysa bugün de İsrail’le birlikte Amerika’nın planlarına sessiz kalmaktadır. Bu planların karşısında Müslüman bir ülkeye yapılan saldırının karşısında durmak yerine bu ayıbın ortağı olmaktadır. Sayın Erdoğan’ın kendine ait bir planı, Türkiye’ye ait bir planı yoktur; Trump‘ın planının bir parçası olmuştur. Tek hesabı Trump‘tan alacağı destekle bir kez daha Türkiye’de seçim kazanmaktır. Ancak bu millet meşruiyeti Trump‘tan alana, Netanyahu ile kayıkçı kavgası yapıp sonra Filistin’in bulunmadığı sözde barış masasına Netanyahu ile birlikte oturana bu yalanların hesabını sorar. Bunun için biz kendisine ait bir planı olmayıp, başkasının planının parçası olanlara karşı Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü, onurlu duruşunu savunuyoruz. Bizim Erdoğan gibi Trump‘tan meşruiyet almaya ihtiyacımız yok. Meşruiyetin kaynağı millettir, sandıktır. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisidir, son seçimlerin birinci partisidir, gelecek ilk sandıkta Türkiye’nin iktidar partisidir.”

“LİYAKATA GÖRE DEĞİL SADAKATE GÖRE ATANMIŞLAR”

“Bir yanda 20 gün önce daha ‘İran’da bir savaş beklemiyorum’ diyen Hakan Fidan… O Hakan Fidan’ın; sadece ve sadece kendisine imaj çalışması yapmakla meşgul olan, olanı biteni başka ülkelerin perspektifini takip ederek ilerleyen Hakan Fidan’ın bölgeden sağlıklı bilgi alması gereken büyükelçileri varmış. İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Suudi Arabistan‘daki hiçbir büyükelçimiz kariyer olarak diplomat kökenli değildir. Büyükelçilerin tamamı diplomat kökenli değil; AK Parti’nin siyasetinin beslendiği SETA‘dan, TÜGVA‘dan ya da AK Parti’nin eski milletvekillerinden seçilmiştir. Dünyanın en zor bölgesinde diploması gibi en zor vazifeyi yapacak olanlar en iyi seçilmişler olması gerekirken maalesef Erdoğan tarafından liyakata göre değil, kendisine sadakate göre atanmış kişilerdir. Bunun için AK Parti’nin kara düzeninin ahbap - çavuş ilişkilerine inat, bir an önce iktidar değişmeli; Türkiye Cumhuriyeti’nin liyakatli harici kadrolarına hızla kulak verilmeli; diplomasi, bölgesel barış, sözü dinlenen saygın Türkiye, dışarıda yeniden değer gören güçlü bir pasaporta ihtiyaç vardır.”

“14 YILDIR TEK SAVAŞ UÇAĞI KAZANDIRMADILAR”

“Bu AK Parti iktidarında, duyduğunuzda kulaklarınıza inanamayacaksınız; son 14 yıldır bir tek savaş uçağı Hava Kuvvetleri’ne kazandırılamamıştır. Hava savunma sistemimiz yoktur. İHA’lar vardır ama bu durumlarda savaş uçaklarına, dışarıdan gelen saldırılara karşı deniz kuvvetlerinin güçlü hava savunma sistemi olan fırkateynlerine, yüzer birliklerine ihtiyaç vardır. Erdoğan hükümetleri hepsini ihmal etmiş. Bugün Hatay’a yönelen füze NATO tarafından düşürülmese büyük bir facia ortaya çıkacaktı. F35’leri Erdoğan’ın dostu Trump vermemektedir, F16’ları Erdoğan hükümetleri modernize ettirememektedir. S400’leri aldığı için F35 projesinden çıkmış ama Amerika korkusundan S400’leri de hangarda tutmuş ve bugün Hatay’a, Kahramanmaraş’a konuşlandıramamaktadır. Sanki bütün dünya Amerika Birleşik Devletleri‘ne teslim olmuş gibi düşünmeyin. Biz İran’daki baskıcı rejime tek başına ve muhalefet olarak karşı çıkmıyoruz. İspanya Başbakanı dostum, ağabeyim, kardeşim Pedro Sanchez İspanya’da baştadır ve Amerika’ya üslerini kullandırmamaktadır. Trump efelenip Pedro Sanchez’e meydan okumaktadır. Bugün Pedro Sanchez‘e bir mektup yazarak sonuna kadar yanında olduğumuzu, Amerika’nın katliamına karşı dik duran İspanya’yı yürekten kutladığımız ifade ettim.”

“KESİNLİKLE POMPAYA YANSITMAYIN”

“Resul Emrah Şahan Başkan, Şişli’nin seçilmiş, yakışıklı, genç aslan başkanı. Mustafa ve arkadaşları senin selamını bana getirdi. Ben de onların selamını sana iletiyorum. Değerli İstanbullular, mühim bir konu. Malum savaş böyle olunca İran da Hürmüz Boğazı’nı kapatınca, petrol tankerleri Hürmüz Boğazı’ndan geçemeyince petrol fiyatları fırladı. Dün dediler ‘Mazot 6,7 lira zam olacak.’ Doldu bütün benzin istasyonlarının önü. Dün uyardım. ‘Sakın bu zammı yapmayın’ dedim. ‘Nasıl yapalım?’ ‘Böyle yapın. Mazottan, benzinden yüzde 40 ÖTV alıyorsunuz. ÖTV‘den karşılayın farkı, pompaya yansıtmayın.’ Niye? Sebebi şu: Sen benzine, mazotta zam yaparsan iğneden ipliğe her şeye zam gelir. Sonra petrol düşer, Hürmüz aşılır petrol düşer. Zamlar geri gelmez. Bu memlekette artan fiyat bir daha düşmez. Büyük bir enflasyon olur. Dün bunu söyledik, ekonomist arkadaşlar reçeteyi çalıştı. Duyurduk. Dün akşam ertelediler. Şimdi düşünüyorlarmış. Ya bu gece yüzde 13,5 zam yapacaklar, ya da ÖTV’den bunu karşılayacaklar. Bir kez daha sesleniyoruz. Kesinlikle ve kesinlikle zammın ÖTV‘den karşılanması, pompaya yansıtılmaması, iğneden ipliğe her ürüne zam gelmesinin, yeni bir enflasyon furyasının karşısında durulması gerekir. Biz muhalefet partisiyiz. Ama enflasyon olsa sevinmeyiz. Çünkü artan her fiyat bu milletin sırtına yüktür. Biz ülkesini seven, halkını seven, siyasi başarıdan önce milletin huzurunu düşünen bir partiyiz. Onun için de yapılacak her zamma karşıyız.”

“OKULLARIMIZI BU HALDE BIRAKANLARA YAZIKLAR OLSUN”

“Bu kadar gündemin içinde içeride büyük acılar yaşıyoruz. Fakat geçtiğimiz iki günde biraz önce il başkanımızın da ifade ettiği gibi önce Fatma Öğretmenimizi bir öğrencinin bıçaklı saldırısında kaybettik, yüreğimiz yandı. Aylardır uyarıyoruz, okullarda temizlik sorunu var. Aylardır uyarıyoruz, okullarda güvenlik sorunu var. Temizlik sorunu için belediyelerimiz görev bekliyor. Korkuyorlar belediyelerden bunu almaya. Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan başlattı. İstanbul’a Anadolu’ya yayıldı. Okullara su sebili koyuyoruz. Çocukların ücretsiz temiz su içmesini sağlıyoruz. Şimdi geldiğimiz noktada, bir kez daha söylüyorum. Okulların güvenlik sorununu çözmek, ancak ve ancak bu ülkede ‘Yedi yıl çalışın, emekli olun. Ordudan ayrılacaksınız, başka bir kurumda devlet memuru olacaksınız’ sözü verilen uzman çavuşlarımız var. 65 bin uzman çavuşu, okullarda güvenlik görevlisi olarak görevlendireceğiz. Çetelerin, uyuşturucu çetelerinin ve çocukların ve öğretmenlerin hayatını tehdit edenlerin karşısına uzman çavuşları dikeceğiz. Bunun çaresi budur. Okullarımızı bu halde bırakanlara yazıklar olsun.”

“ERDOĞAN’A FATMANUR ÇELİK VE EVLADI İÇİN SESLENİYORUM”

“Maalesef bugün İstanbul Ümraniye, bir başka Fatma’nın cenazesine tanıklık etti. Fatmanur Çelik ve sekiz yaşındaki kızı Hifa İkra’yı toprağa verdik. Bu iktidarın anneyi ve kızını korumayan düzeninde bir büyük acıyı yaşadık. Fatmanur Çelik eski eşi hakkında hem kendisine hikaye çok acıklı. Fatmanur Çelik küçükken kocası olacak ahlaksız, namussuz ona tacizde bulunmuş, tecavüzde bulunmuş. Sonra Fatmanur Çelik’le zorla evlendirmişler. Fatmanur Çelik buna katlanmış. Tecavüzcüsüyle, tacizcisiyle evlenmiş. İçin için ağlamış. Sonra Hifa ikra olmuş, kızı. Sekiz yaşındayken kızı, görmüş ki sapık kocası bu sefer de kızını taciz ediyor. Kızını almış, kaçmış. Devlete sığınmış. Devletten yardım istemiş. Ancak devlet ne Fatmanur'u ne kızını koruyamamış. İşin içinde bir cemaatin yöneticisi olan kocası tutuksuz olarak yargılanıyor. Fatmanur Çelik ise adliyenin önünde sekiz yaşında kızıyla ve kendi eliyle yazdığı yamuk yumuk bir yazıyla ‘O daha çok küçüktü, onu koruyun, ona kıymayın’ yazıyor. Ve bütün kış o adliyenin önünde titriyormuş. Onu korumayanlar, geçtiğimiz akşam onun ve evladının cansız bedenini kıyıya vururken bulmuşlar. Hemen ‘İntihar etti’ diyorlar. Koca koca kurumlar ‘intihar’ diyorlar. O anneyle evladın gerçek akıbetini sormuyorlar, soruşturulmasının önüne bariyer çekiyorlar. Böylesi bir sapık, hangi siyasi güce sahip olursa olsun, hangi cemaatin, hangi tarikatın üyesi olursa olsun, bu namussuzu koruyanlar alçaktır, onun kadar namussuzdur. Onun için tüm kamu görevlilerine sesleniyoruz: Üzerinize ne baskı gelirse gelsin kanunsuz emir tanımayın. Vicdanınızdan sapmayın. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Sizin talimatınız aşağıya doğru hızla gitmelidir. Birileri o tarikattan, bu cemaatten diye asla korunmamalıdır. Fatmanur Çelik’in ve evladı Hifa İkra’nın kanı yerde, canı yerde kalmamalıdır. O alçak derhal cezasını bulmalı, hakikat de derhal ortaya çıkmalıdır. Bu konuda basına ve yandaş basına, merkez medyaya sesleniyorum. Dünyanın neresinde böyle bir trajediye kulak kapanır, göz yumulur? Olur olmaz konuları bir gecede altı saat tartışanlar bu annenin ve evladın trajedisine nasıl susarlar? Nasıl görmezler? O görmeyen gözler büyük bir günahın ortağıdır. O verilmeyen haberler, o sansürlenen haberler kimden niye korkmaktadır? Bu haberleri yapan özgür gazetecilere, Fatmanur Çelik’in ve evladının yasını tutan herkese teşekkür ediyorum. Ve şunu söylüyorum: Kötülük karşısında iyilik kazanacak. Siz kazanacaksınız. Siz kazanacaksınız.”

“KARŞIMIZDA OTOKRASİ; UMUDUMUZ, ORTAK DEĞERİMİZ İSE DEMOKRASİDİR”

“Biz bu meydanlarda sadece haksızlığa uğrayan, adaletsizliğe uğrayan, arkadaşlarımız için toplanmıyoruz. Biz kadın cinayetlerinin kurbanları için, biz istismara uğrayan evlatlarımızın yarınları için toplanıyoruz. Biz bu meydanlarda emeklinin sesini duymaya, duyurmaya uğraşıyoruz. Emekçilerin uğradığı haksızlıklara karşı büyük bir mücadeleyi hep birlikte örgütlüyoruz. Yokluğa, yoksulluğa karşı hep birlikte çalışmayı, hep birlikte kazanmayı ama hakça, adil bir şekilde bölüşmeyi istiyoruz. Bunun için AK Parti’nin kara düzenine karşı hep birlikte yeniden adaletli, hakkaniyetli, sosyal bir hukuk devletini ayağa kaldırmak için mücadele ediyoruz. Bu AK Parti’nin kara düzeni gitmelidir. Bu müesses nizam bitmeli, bir devir kapanmalı, bir devir açılmalıdır. Benimle birlikte, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi ile birlikte bir devri kapatıp bir devri açmaya hazır mısınız? Hazır mısınız? O zaman ilan ediyoruz ki; milletle birlikteyiz. Millet meydanlardadır, ayaktadır. Bir devir kapanmakta, yeni bir devir yaklaşmaktadır. Bakan evlatlarının devri kapanmaktadır, vatan evlatlarının devri yaklaşmaktadır. Ve bu mücadeleyi Cumhuriyet Halk Partisi ve sosyal demokratlar asla tek başına vermedi, vermeyecektir. Bu meydanda aslan sosyal demokratlar vardır. Yanında muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, Kürt demokratlar, liberal demokratlar ve sosyalist demokratlar hep bir aradadır. Çünkü karşımızda otokrasi, umudumuz, ortak değerimiz ise demokrasidir. Elimizden alınan sandığa karşı, içeri tıkılan arkadaşlarımızın özgürlüğü ve bu ülkenin yarınları için tek çare mücadeledir. Mücadeleye var mısınız? Direnişe var mısınız? Bu ülkenin, hatta dünya siyaset tarihinin en uzun kampanyasına var mısınız? Ekrem Başkan’ın yerine yürüyecek misiniz? Çalışacak mısınız? Bu seçimi kazanacak mısınız? Ben size inanıyor, size bakınca bu ülkenin geleceğini görüyorum. Yarınlarını görüyorum. Ben karşımda evinden kalkmış gelmiş bir miting izleyenleri değil, bu ülkenin ilk seçiminde Cumhurbaşkanı’nın yerine kampanya yapacak binlerce Cumhurbaşkanı adayı görüyorum. Var mısınız? Arka taraf var mısınız? Var mısınız? O zaman yolunuz açık olsun, yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL İSTANBUL’DA - 3