26.09.2026
26.09.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- “Sermaye piyasalarında yaşanan borsa vurgunu bir kriz değil, devlet gözetimi ve iktidar kontrolü altında gerçekleşen 538 milyar liralık büyük bir soygundur.”
- “Hazine Bakanı Mehmet Şimşek 11 ay önce manipülasyonu bildiğini itiraf etti ama müdahale etmedi. Sizi önlem almaktan alıkoyan üst akıl ve siyasi güç kimdir?”
- “Savcılığın gizli soruşturma yazısı bürokrat çetelerce soygunculara sızdırıldı; Serdar Turhan 15 milyar doları, Muhammed Yarız 25 milyon lirayı yurt dışına kaçırdı.”
- “Borsada devleti ve halkı soyan yedili borsa çetesinin faturasını garibanın ve yoksulun sırtına yükletmeyiz; o parayı soygunculardan alıp mağdura vereceksiniz.”
- “İktidar yapamıyorsa engellemesin; CHP’li belediyeler okulların tuvaletine sabun da koyar, çocuklarımıza bir tas sıcak çorba da dağıtır.”
- “Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın gizlenen askerî yükümlülükleri ve sınırları derhâl Meclis’e açıklanmalıdır.”
- “Bir ülkede namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça kurtuluş yoktur. Kim kul hakkı yiyorsa karşısında Cumhuriyet Halk Partisi’ni bulacaktır.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bolu Abant’ta düzenlenen CHP TBMM Grubu Değerlendirme Toplantısı’nın açılışında partililere ve basın mensuplarına hitap etti. Konuşmasında yeni dönemin siyasal duruşundan sermaye piyasalarındaki borsa ve fon skandallarına, Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’e yöneltilen iddialardan okullardaki beslenme ve hijyen krizine, Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzalanan Mekke Anlaşması’nın gizli detaylarından siyasi ahlak yasasına kadar gündemdeki kritik başlıkları değerlendiren CHP lideri Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
Efendim hepinize merhabalar. Değerli milletvekili arkadaşlarım, saygıdeğer eşleri, değerli konuklarımız; hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Yeni dönemde yaptığımız ilk toplantı. Bu toplantının bana göre birden fazla önemi var. Birincisi şu: Uzun süredir Türkiye'nin gerçek sorunlarından söz eden ve sorunların çözümüne katkı veren ya da çözüm yolları öneren bir siyasal duruş yoktu. Biz artık ülkenin en temel sorunlarına değinmek ve bu sorunların nasıl çözüleceğini anlatmak, halkımıza güven vermek zorundayız. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim ahlaki üstünlüğümüz var. Biz ahlaki üstünlüğümüzü koruyarak, yerinde eleştiri yaparak ve yerinde çözüm önerileri getirerek ülkemize, halkımıza güvenimizi yeniden iletmek zorundayız. Biz halkımıza güveneceğiz ve halkımıza şunu söyleyeceğiz: Bize güvenin. Biz asla ve asla size yalan söylemeyeceğiz, asla sizleri kandırmayacağız. Bu ülkenin sahipsiz olmadığını, 7'den 70'e herkesin hakkının, hukukunun arandığı bir süreci başlatacağız ve sürdüreceğiz.
“HİÇBİR BÜYÜK GÜCÜN BÖLGEDEKİ TAŞERONU OLMADIĞIMIZI HER YERDE DİLLENDİRECEĞİZ”
Parlamentoda sesimiz çıkacak, evlerde sesimiz çıkacak, mahallelerde sesimiz çıkacak, sokaklarda sesimiz çıkacak, yurt içinde, yurt dışında sesimiz çıkacak. Türkiye'nin saygınlığını ve Türkiye'nin büyüklüğünü, bölgedeki etkinliğini, dünyadaki etkinliğini her yerde anlatacağız. Sıradan bir ülke olmadığımızı, Millî Kurtuluş Savaş verdiğimizi her yerde dillendireceğiz. Kimseye boyun eğmediğimizi, hiçbir egemen gücün karşısında eğilmediğimizi, hiçbir büyük gücün bölgedeki taşeronu olmadığımızı her yerde, her zaman dillendireceğiz. Çünkü bu partinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür ve onun kurucu olduğu önemli bir parti de Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Bunu her yerde dillendirmemiz gerekir, her yerde söylememiz gerekir. Bu ülkenin eğer gerçek anlamda bir güvencesi varsa o güvencenin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Bunu kimse unutmasın.
Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi sıradan eleştiri yapan bir parti değildir, söz olsun diye eleştiri yapan bir parti değildir. Yeri geldiği zaman eleştirinin niçin yapıldığını en sağlam kanıtlarla, belgelerle topluma sunan bir partidir. Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi Millî Eğitim konusunda, dış politika konusunda, millî savunma konusunda bunların günlük siyasal malzeme konusu olmadığını, bunların aynı zamanda partiler üstü bir devlet politikasıyla yönetilmesi gerektiğini savunan bir partidir. Millî savunma; adı üstünde millî. Millî eğitim; adı üstünde millî. Dış politika; bizim beraber olmamız, Türkiye'nin çıkarlarını savunmamız gereken bir politika olduğunun bilincindeyiz. Diğer partilerden bizi ayrı kılan budur. Biz ülkenin çıkarları söz konusu olduğunda diğer sorunları bir kenara bırakmasını biliriz. Önemli olan Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada saygınlığını kazanmasıdır. Önemli olan sağlıklı politikaları sürdürebilmesidir. Bu yapılmadığı zaman karşısına çıkan en ciddi partinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu da hiç kimse unutmamalıdır.
“YÖNETENLER HALKA HESAP VEREMİYORSA ORADA DEMOKRASİDEN SÖZ EDİLEMEZ”
Değerli arkadaşlarım; bunları söylüyoruz, güzel ama yönetime de geleceğiz. Yönetimde nelerin olduğunu, yani Türkiye'yi şu anda yöneten iktidarın neleri yaptığını da çok iyi anlatacağız. Haksızlıkları anlatacağız, neden haksızlık yapıldığını da anlatacağız. Güzel şeyler söyler politikacılar, güzel şeyler anlatırlar, güzelliklerden söz ederler, kalkınmadan söz ederler, Türkiye'nin büyüklüğünden söz ederler. Ama gerçeklere geldiğimiz zaman önümüzde farklı bir tablo duruyor. Nedir bu gerçekler? Bu gerçeklere bakmamız lazım.
Bölgesinin en güçlü ülkesi olması gereken ve demokrasi açısından bütün az gelişmiş ülkelere örnek olması gereken bir Türkiye gerçekten örnek bir konumda mıdır? Gerçekten az gelişmiş ülkeler, mazlum ülkeler Türkiye'yi örnek alıyorlar mı? Bağımsızlık savaşı sonrası örnek aldılar, Cumhuriyet sonrası örnek aldılar. Bugün de demokrasi sonrası örnek almaları gerekirken acaba gerçekten Türkiye örnek bir demokrasiyi mazlum milletlerin önüne koymuş mu?
Demokrasinin temel işlevi yönetenlerin halka hesap vermesidir. Yönetenler halka hesap veremiyorsa orada demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Eğer bir halk dolandırılıyorsa, insanlar dolandırılıyorsa orada başka sorunlar var demektir, çıkar ilişkileri var demektir. Çıkar ilişkileri siyasetle çıkar sahipleri arasındaki ilişkidir. Bir siyasal iktidar ülkede yolsuzluk olduğu zaman kararlılıkla üzerine gittiğinde ikinci bir kişi yolsuzluk yapamaz. Ama yolsuzluk yapanlara göz yumuyorsanız, çıkar iş birliğini sürdürüyorsanız yolsuzluklar ülkenin temel sorunu olmaktan çıkar, göz yumulan bir alan hâline gelir ve vurguncuların yanında kâr kalır.
“25 YILDIR BANKER KASTELLİ’DEN ÇİFTLİK BANK’A SOYULAN HEP GARİBAN HALK OLDU”
Bakınız son 25 yılda ne yaşadık? Banker Kastelliler oldu mu? Oldu. Fatura kime çıktı? İktidara mı çıktı? Hayır, yine garibanlara çıktı. Soyulanlar bu ülkenin insanları oldular. İslami holdingler çıktı. İslam adına gittiler; Almanya'ya, Fransa'ya gittiler, yabancı ülkelere gittiler. "Faiz haramdır" dediler, paraları topladılar. Ne oldu bu paralar, ne oldu bu holdingler? İnsanların inançlarını sömürdüler. Buna karşı çıktık. Karşı çıktığımız için neredeyse bizi dinsiz ilan edeceklerdi. Kim haklı çıktı? Biz. İslam siyaset konusu olamaz, İslam çıkar aracı olamaz. İnancı çıkar amacı olarak kullanan kişiler ülkelerine ihanet etmiş demektir, inançlarına ihanet etmiş demektir. Binlerce insan, yüz binlerce insan para verdi ve hepsi mahvoldu. Hepsinin paraları, alın terleri sömürüldü. Titanlar, Saadet Zincirleri... Aynı şekilde binlerce insanın birikimleri yok oldu. Jet Fadıllar çıktı, aynı şekilde yüzlerce insan perişan oldu. Çiftlik Banklar çıktı, bankalar çıktı; bunlar da aynı şekilde... İmar Bankası yolsuzluğu çıktı, daha büyüğü... Sahipleri hâlâ yurt dışında kaçak.
“BORSA VURGUNU GÜNDEME DÜŞTÜĞÜ AN EKONOMİ MASAMIZI DERHÂL TOPLADIK”
Değerli arkadaşlar, zaman değişiyor ama yolsuzlukta yol ve yöntem de değişiyor. Dijital çağa girdik. Yolsuzluklar da artık dijital çağın gerektirdiği şekilde, yöntemlerde yapılmaya başlandı. Şimdi önümüzde ne var? Borsa yolsuzluğu, manipülasyon... Bunu en sağlıklı ve en tutarlı şekilde eleştirecek partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Kimse bunu unutmasın! Kimse unutmasın! Borsa kurmuşsunuz, pek çok kurum borsaya bağlı. Borsa dışında denetleyecek pek çok kurum kurmuşsunuz. Ayrıca bütün yolsuzlukları da denetleyebilecek Cumhurbaşkanlığına bağlı Yüksek Devlet Denetleme Kurulunu da kurmuşsunuz. Her şey tamam ama milyonlarca, milyarlarca paralar, dolarlar, Türk liraları yok oluyor, birilerinin cebine iniyor. Kim yapıyor bunları? Kim yapıyor?
Borsa yolsuzluğu olayı gündeme düştüğü andan itibaren Cumhuriyet Halk Partisi'nin yaptığı ilk iş Ekonomi Masasını derhâl toplamaktı ve derhâl topladık. Ne yapmalıyız, olay çok sıcak, bir şeyler söylememiz lazım. Ekonomi Masası olarak siyasal iktidara, yani Saray yönetimine 7 soru hazırladık. Bu soruların yanıtını bu ülkenin insanları için, dolandırılan insanlar için istiyoruz dedik. Eğer gerçekten bu ülkeyi yönetiyorsanız; sağlıklı yönetiyorsanız, aklı başında yönetiyorsanız, namusunuzla yönetiyorsanız bu yedi sorunun cevabını biz istiyoruz dedik. Cevabını istiyoruz.
“HAZİNE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK MANİPÜLASYON YAPILDIĞINI 11 AY ÖNCE BİLİYORDU”
Değerli arkadaşlarım, aslında manipülasyonların yapıldığını… Manipülasyon, sermaye piyasalarında yolsuzluğun teknik adı, bunu da ifade edeyim; diğerlerinde yolsuzluk diyoruz ama borsa işi olunca bunlara "manipülasyonlarla vurgun yapma, soygun yapma" diyoruz. İktidarı eleştireceğimiz ilk nokta, bu yolsuzluklardan bunların haberinin olduğudur. Sevgili halkım, size sesleniyorum: Siyasal iktidar bu yolsuzluğu biliyordu. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü manipülasyon yapıldığını, yolsuzluk yapıldığını ilk itiraf eden kişi Hazine ve Maliye Bakanı. Ne zaman söylemiş? 4 Kasım 2025. Yani yaklaşık 10 ay mı oluyor, 10-11 ay önce. 4 Kasım 2025. Nerede söylüyor bunu? Bulunduğu makamda söylemiyor, basınla yaptığı bir söyleşide söylemiyor. Nerede söylüyor? Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Kongresinde söylüyor. Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Kongresinde söylüyor. Ne diyor? "Özellikle bazı fonlar üzerinden bu manipülasyonların da yapıldığını biliyoruz." Dikkatinizi çekerim; "biliyoruz" diyor, "duyuyoruz" demiyor, "tahmin ediyoruz" demiyor, "biliyoruz" diyor! Kim söylüyor? Bu ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı söylüyor, "biliyoruz" diyor. "Manipülasyon, yolsuzluk yapıldığını biliyoruz" diyor. "O alanda da bir düzenleme eksikliği olduğunu da biliyoruz" diyor. Manipülasyon yapılıyor, görüyoruz, biliyoruz; eksikliğimiz var, onu da biliyoruz diyor. Bu eksiklikleri gidereceğiz... Ne zaman? 4 Kasım 2025'te. Bir şey yapılıyor mu? Hayır, hiçbir şey yapılmıyor!
“MÜDAHALEYİ BAKAN VEYA SPK DEĞİL ULUSLARARASI ENDEKS SAĞLAYICILARI YAPTIRDI”
Peki borsaya müdahale ne zaman yapılıyor? İçeridekilerin isteği üzerine değil, Sarayın istediği üzerine değil. Uluslararası endeks sağlayıcıları Türkiye'yi uyarıyorlar. Bakın, uluslararası kuruluşlar uyarıyor: "Beyler" diyorlar, "Burada bir numaralar var, manipülasyonlar var. Eğer bunu yapmazsanız sizi bir aşağı lige indireceğiz" diyorlar. "Bunu önlemezseniz sizi bir aşağı lige indireceğiz" diyor. Onun üzerine borsadaki olay patlıyor. Biz değil, Bakan değil, Bakanın çevresi değil, Sermaye Piyasası Kurulu değil; uluslararası endeks sağlayıcıları bunun üzerinde duruyor. Onlar bizi ve bizim borsalarımızı takip ediyorlar. Onlar borsalarda yolsuzluk yapıldığını, manipülasyonların olduğunu söylüyorlar. Bizimkiler biliyor ama uyuyorlar!
Sayın Şimşek'e şunu sordum: Mademki biliyordun, mademki önlem alacaktın; neden bekledin, neden olayın üzerine gitmedin? Kim seni engelledi, seni hangi güç engelledi? Demek ki Hazine ve Maliye Bakanının üstünde bir güç var ki o güç Bakanın görev yapmasını engelliyor.
Sevgili halkım; bir Bakanın üstünde yolsuzluğun yapılmasını sağlayan bir güç varsa o gücü Cumhuriyet Halk Partisi'nin önderliğinde sorgulayacağız! Kim olursa olsun sorgulayacağız! Bu sorunun yanıtını henüz almış değiliz ama takip edeceğiz, arkasında duracağız bütün olaylar aydınlanıncaya kadar.
“TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN HAKKINI SAVUNAN PARTİ CHP’DİR, TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
İkinci bir soru sorduk: Bu vurgun sürecinde kimler, ne kadar para kazandı? Öyle ya, bir vurgun var. Milyarlar var; Türk liraları var, dolarlar var. Kim ne kadar kazandı vurgunun boyutunu? Henüz buna bir cevap almış değiliz ama değişik rakamlar dolaşıyor ortada. 50 milyardan tutun 100 milyar Türk lirasına kadar giden rakamlar telaffuz ediliyor. Ama bunun takipçisi olacağız. Bunun takipçisi kim? Cumhuriyet Halk Partililer olacak! Bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunan partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir ve biz bunu takip edeceğiz.
Üçüncü soru: Yaşanan rezaleti hangi kurumlar denetlemekle görevliydi, bu kurumlar görevlerini niçin yapmadılar? Şimdi bir borsa var, bu borsayı denetleyen kurumlar da oluşturulmuş. Mesela Sermaye Piyasası Kurulu gibi, Borsa İstanbul gibi, Takasbank gibi... Bu kurumlar niye görevini yapmadı? Ben Hazine ve Maliye Bakanına sormak isterim: Madem biliyordun, bu kurumlar niye görevlerini yapmadılar, kim engelledi bu kurumların görev yapmasını, hangi güç engelledi? Bizim bunu bilmemiz ve öğrenmemiz gerekiyor.
“TAKASBANK 11 AY SONRA LEBLEBİ ÇEKİRDEK GİBİ 4.4 MİLYON LİRA CEZA KESTİ”
Bir örnek vereyim size, denetlemede ne kadar yetersiz kaldıklarını ve göz yumduklarını, yolsuzluğa göz yumduklarını bilmeniz açısından sevgili halkım: Bir fonun alım satım platformunda işlem görmesi için Takasbank'tan onay alması lazım. Takasbank'tan onay almadığınızda fon işlem görmüyor. Ama bir firma hiç Takasbank'tan izin bile almadan, gerek bile duymadan fonlarını işleme koyuyor, milyarları vuruyor. Sonradan aradan bir süre, 11 ay geçtikten sonra, 11 ay geçtikten sonra Takasbank diyor ki: "Niye sen bunu yaptın, sana ceza keseceğim." Kestiği cezayı tam rakamıyla vereyim size: 4.435.027 lira 79 kuruş! Allah aşkına, trilyonların vurulduğu, yolsuzluğun yapıldığı yerde görevini yapmayan bir Takasbank... 11 ay sonra verdiği cezaya bakın Allah aşkına! Leblebi çekirdek gibi bir şey vermiş. Nedir Allah aşkına bu sorumsuzluk nedir? Halkı "Biz ceza yazdık" diye kandıracak mısınız? Ve bunu CHP geniş halk kitlelerine duyurmayacak mı? Adımız Halk Partisi, halkın partisiyiz biz! Halkın çıkarlarını savunuruz biz, yoksulun çıkarlarını savunuruz biz, yolsuzluğa karşı çıkarız biz! Ahlaki üstünlüğümüz vardır bizim.
Değerli arkadaşlarım; Sermaye Piyasası Kurulu neden görevini yapmamıştır, bu soruyu sormak zorundayız. Kurulun bağlı olduğu Bakan neden görevini yapmamıştır, sormak zorundayız. Sormazsak görevimizi yapmamış oluruz. Hesabını soracağız ve gerekeni de mutlaka ama mutlaka yapacağız.
“MAĞDURİYETİ HALKIN VERGİLERİYLE KAPATMAYA ÇALIŞIRSANIZ BU DÜNYAYI SİZE DAR EDERİZ”
Dördüncü sorumuz: Siz iktidar olarak yüz binlerce tasarruf mağdurunun mağduriyetini nasıl gidereceksiniz? Hangi kaynaklardan ödeme yapacaksınız? Dediler ya "Biz bunu çözeceğiz." E yüz binlerce tasarruf mağduru var, nasıl yapacaksınız siz bunu? Eğer "Bu milletin sırtından faydalanıp mağdurların mağduriyetini gidereceğiz" diyorsanız bu dünyayı Cumhuriyet Halk Partisi olarak size dar edeceğiz! Bunu bilin! Alacaksın garibandan... "Vay efendim bunlar battılar, halktan topladığın vergilerle gidip bunu finanse edeceksin." Olmaz! Yemeyiz biz bunu! Dar ederiz size, bu dünyada dar ederiz bu dünyayı! Ama diyorsanız ki: "Bu yolsuzluk yapanların mal varlıklarını alacağız, bu sorunu çözeceğiz, götürüp paralarını vereceğiz." Eyvallah, eyvallah! Ona herhangi bir şey demeyiz.
Bakın değerli arkadaşlar; yolsuzluğun getirdiği maliyet, bu soygunun getirdiği maliyet nereye yansıyor? Varsıllara mı yansıyor? Hayır, hepsinin keyfi yerinde. Kime yansıyor? Yoksullara, emeklilere, dullara, yetimlere yansıyor; memurlara, bunlara yansıyor. Bir polis memurunun Anayasa Mahkemesi önünde intihar etmesi ne demektir? 21. yüzyılın Türkiye'sine yakışıyor mu bu, Sarayın şatafatına yakışıyor mu bu? Bir eli yağda bir eli balda olarak gezenler, afra tafra satanlar... Emekli bir polis memuru "Geçinemiyorum" diyor, "Geçinemiyorum, aldığım aylıkla geçinemiyorum" diyor ve intihar ediyor. Türkiye açısından hesap sorulması gereken bir olaydır bu, Türkiye açısından! Eğer bu olayı sorgulamazsak görevimizi yapmamış oluruz, parti olarak görevimizi yapmamış oluruz. Biz bu karanlık tabloyu değiştirmek zorundayız. Kimin gücüyle? Halkın gücüyle. Her birimizin tek görevi var: Mahalle mahalle gezmek, bakkal bakkal gezmek, yoksul evleri ziyaret etmek; çiftçisinden tutun esnafına kadar gerçekleri anlatmak ve Türkiye nasıl düzelir, onu da anlatmak. Bunları yaptığımız zaman göreceksiniz Türkiye'de pek çok sorun çözülür. Halka güven vereceğiz: Biz yolsuzluk yapmayız, biz fakir fukaranın ekmeğiyle oynamayız, biz tasarruf sahiplerinin ekmeğiyle oynamayız. Biz bunu söyleyeceğiz, güven vererek söyleyeceğiz. Bizim tarihimizde de kültürümüzde de yolsuzluk yoktur, biz bunu da söyleyeceğiz.
“İKTİDARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE 455 BİN 748 VATANDAŞIMIZ SOYULMUŞTUR”
Değerli arkadaşlarım, 5. soru: Kaç yurttaşımızın parası, birikimleri risk altında? Evet, bu soruyu da sorduk. Bu sorunun yanıtı verildi: Tekil olarak 455.748 vatandaşımızın parası risk altında. 455.748 vatandaş, 455.748 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı... Tasarruf yapmış devletin kurduğu borsada; devletin denetimi altında, devletin güvencesi altında orada tasarruflarını değerlendiriyor ve devletin değil, Sarayın gözleri önünde 455.748 kişi soyuluyor! İktidarın gözetiminde, iktidarın denetiminde, iktidarın bilgisi içinde soyuluyor. 455.748 kişi… Bunların çoluk çocuğunu düşünün. Kimisinin çocuğu özel okulda; "Acaba burada da tasarrufumu biraz daha değerlendirip taksidi ödeyebilirim" diye... Bu insanlar değerli arkadaşlarım, borsada niye yaptılar? Tefeciye gitmediler de borsaya gittiler. Dediler ki: "Borsa devletin güvencesi altında, burada yolsuzluk olmaz." Tasarrufu var; devlete diyor ki: "Tasarrufunu gidip yastık altına koyma, getir burada değerlendir; hem Türkiye kazansın hem sen kazan." Şimdi ne oluyor? Hem Türkiye kaybediyor hem tasarruf sahibi kaybediyor. Kim zengin oluyor, kim köşeyi dönüyor? Bir avuç insan! O bir avuç insan kimin gözetiminde yapıyor bunu? Siyasal iktidarın gözetiminde yapıyor, siyasal iktidarın kontrolünde yapıyor, siyasal iktidara güvenerek bunu yapıyor.
“GÖZ YUMAN İKTİDAR, DENETLEMEYEN BÜROKRASİ: BU BİR DEVLET KRİZİDİR”
Bu olayda başka bir gerçek daha var, onu da unutmayın: Bu olayda siyasetçiyle bürokrasinin iç içe geçtiğini bilmenizi isterim. Siyasetçi ile bürokrat, bürokrasi iç içe geçmiş. Yani birbirini destekleyen, ses çıkarmayan, yolsuzluğa göz yuman ve denetlemeyen bir mekanizma. Göz yuman siyasal iktidar, denetlemeyen bürokrasi. Bu bir devlet krizidir! Aynı zamanda siyasetçiyle bürokrasi iç içe geçerse, liyakat dediğimiz kavram unutulursa artık ortada bir devlet krizi var demektir, devlet yönetilmiyor demektir. Bunu da bütün arkadaşlarımın bilmesini isterim ve herkese bunu anlatmanızı isterim: Mahallede kahvede anlatmanızı isterim, metroda anlatmanızı isterim, otobüste anlatmanızı isterim, sokakta anlatmanızı isterim, parkta anlatmanızı isterim, muhtarda anlatmanızı isterim. Soygundan bıktık! Bıktık ya, bu ülke soygundan bıktı kardeşim, yolsuzluktan bıktı ya! 25 yıldır yok efendim İslami holdingler soygun, yok bilmem ne soygun, yok bilmem ne oldu soygun... Ya bula bula bu ülkenin vatandaşını buldunuz soymak için! Kimin gözetiminde? Siyasal iktidarın gözetiminde oldu bunların tamamı. Düşünün, bir Bakan söylediğini yapamıyor; "Manipülasyon var" diyor, "Biliyorum" diyor, yapamıyor. Bürokrasi de denetleyemiyor. Onun için diyorum "Bu bir devlet krizidir" diye. Siyasetçiyle bürokrasi iç içe geçmişse, bürokrasi çözüm üretmek yerine iş birliği yapıyor ve soyguna göz yumuyorsa ortada bir devlet krizi var demektir. Bunun bilinmesini isterim değerli arkadaşlarım.
“BİR ÜLKEDE NAMUSLULAR NAMUSSUZLAR KADAR CESUR OLMADIKÇA KURTULUŞ YOKTUR”
Rahmetli İnönü'nün bir sözü vardı, onu da bu vesileyle hatırlatmak isterim: "Bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülkede kurtuluş yoktur." Evet, bir ülkede namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülkede kurtuluş yoktur! Geldiğimiz nokta bunu tanımlıyor. Eğer kurtulmak istiyorsak, eğer bu ülkede huzur istiyorsak, eğer bu ülkede herkes devletin gözetimi ve denetimi altında tasarrufunu değerlendirmek istiyorsa namuslu insanların iktidarda olması lazım, düzgün insanların iktidarda olması lazım, ahlaklı insanların iktidarda olması lazım. Soyguncuların, malı götürenlerin iktidarda ne işi var diye bu vatandaşın artık sorması lazım. Soracak artık!
“VURGUNUN PARASAL BOYUTU 538 MİLYAR LİRADIR”
6. sorumuz: Toplam risk tutarı nedir? Yani soygunun maliyetini soruyoruz, "Vurgunun parasal boyutu nedir?" diyoruz. Bakana soruyoruz: Çık, bir rakam ver! 28 Ağustos ile 22 Eylül arasında fonlardaki çıkışın tutarı 538 milyar lira. Bu söylenen rakam. 538 milyar... Telaffuz etmekte bile zorlanıyorum. Bakıyorum, ya nereye gider bu para? Kim götürür bu parayı, nasıl oluyor bu iş ya? Bir devlet yok mu ya, bir Sermaye Piyasası Kurulu yok mu, bir İstanbul Menkul Kıymetler Borsası yok mu, bir Takasbank yok mu, bir denetim elemanı yok mu, bir Cumhurbaşkanlığı Yüksek Devlet Denetleme Kurulu yok mu, bir Maliye Bakanlığı denetim elemanları yok mu, bir Sermaye Piyasası Kurulunun denetim elemanları yok mu? Ya nerede bu adamlar, nasıl oluyor bu soygun? Bu soyguna nasıl göz yumuyorsunuz? 538 milyar liralık faturayı bakalım Saray iktidarı kime çıkaracak, kim ödeyecek bu parayı ve nasıl ödenecek? Biz bunun takipçisi olacağız. Az önce söyledim: Bu milletin vergilerinden, birikimlerinden ödersen burnundan getiririz! Kimse kusura bakmasın, bunu yaptırmayız sana! Ama "Soyguncuları yakalayıp ben oradan parayı alacağım, bunlara vereceğim" dersen bir şey söylemiyoruz. Ama hesabını soracağız! Bu ülkeyi, bu ülkenin sermaye piyasasını uluslararası piyasada nasıl güvenilmez bir kuruluş hâline getirirsiniz siz?
“SAVCILIĞIN GİZLİ YAZISINI SOYGUNCULARA SIZDIRDILAR; PARALARI YURT DIŞINA KAÇIRDILAR”
Değerli arkadaşlarım, 7. sorumuz da şuydu: Bu yedili borsa çetelerinin gerçek ve likit mal varlıkları nedir, mal varlıklarına tedbir uygulayacak mısınız? Tedbir uygulandı, uygulandı ama başka bir şey daha var, o da çok önemli: 19 Ağustos 2026'da İstanbul Cumhuriyet Savcılığı diyor ki: "Ya bu borsada bir numaralar dönüyor." Düşünün; SPK uyuyor, diğerleri uyuyor, Bakanı uyuyor, Saray uyuyor, herkes uyuyor! Herkesin keyfi yerinde. Vurgunu yapanların siyasi ve bürokratik destekçileri var zaten hükümetin içinde. Dolayısıyla "Malı götürebilir" diyorlar ama savcılık uyumuyor. Diyor ki: "İhbarlar geldi" diyor, "Gizli soruşturma yapıyoruz" diyor. "Bu kapsamda bize bilgi verin." Nereye diyor? Sermaye Piyasası Kuruluna söylüyor. Yazı gidiyor ama bu yazı bir şekliyle içeridekiler tarafından soygunculara iletiliyor ve soyguncular 24 Ağustos 2026'da; birisi 15 milyar dolar, diğeri de 25 milyon avroyu Türkiye'den çıkarıyor. Bunun hesabını sormayacak mıyız? Bu nasıl bir düzendir? Cumhuriyet Savcılığı diyor: "Ya burada bir yolsuzluk var" diyor, "Şikâyetler geliyor, ihbarlar geliyor" diyor. "Bana bilgi verin ve 'gizli' damgasıyla kimse bilmeden, duymadan bana bilgileri verin." Siz bu bilgileri aktarıyorsunuz bürokrat çeteler tarafından, yedili borsa çetesine aktarıyorsunuz. 15 milyar dolar bir seferde, bir seferinde 25 milyon avro da bir seferinde yurt dışına çıkarılıyor. Birisini çıkaran Serdar Turhan, diğeri de Muhammed Yarız. İnsan adından utanır ya! Adın Muhammed ya, adından utanır ya! Vallahi billahi ya! Nasıl insanlar bunlar ya, nasıl insanlar bunlar ya? Sana o ismi veren baba hangi gerekçeyle verdi biliyor musun sen ya? Ailene saygı duy ya, ailene saygı duy! Nedir bu vurgun ya, nedir bu mal mülk hırsı ya, nedir? Anlamakta zorlanıyorum.
“MEHMET ŞİMŞEK SİZİ ENGELLEYENLERİ AÇIKLAYAMIYORSANIZ İZZET-İ İKBAL İLE ÇEKİLECEKSİNİZ”
Değerli arkadaşlarım; şimdi "Manipülasyon var" diyorsunuz, "Borsada dümenler dönüyor" diyorsunuz, bunu biliyorsunuz ama zamanında önlem almıyorsunuz. Eğer "Var" deyip önlem almıyorsanız ve belli bir süre bekliyorsanız, olay ortaya çıktıktan, dışarıdaki şirketlerin ya da dışarıdaki kurumların size bildirmesinden sonra önlem almaya kalkıyorsanız kimse kusura bakmasın; Sayın Mehmet Şimşek, görevini bırakacaksın kardeşim! Görevini bırakacaksın! Mehmet Şimşek'in düzgün bir insan olduğuna inanan birisiyim, onu da söyleyeyim, kimsenin hakkını yemek istemem. Ama Mehmet Şimşek'e önlem alma konusunda kimler engel oldu? Çık, açıkla kardeşim: "Ben görevimi yapıyordum, bunlar engel oldu. Sermaye Piyasası Kuruluna şunu söyledim, bunu yapmadılar. Görevden almak istedim, buna engel çıkardılar." Ya da bırakacaksın kardeşim! Bu kadar büyük bir yolsuzluğun üzerinde bir Bakan oturamaz! Bir Bakan oturamaz, ayrılacak! Çekilecek! İzzet-i ikbal ile bab-ı hükümetten deniyor ya; çekileceksin kardeşim, izzet-i ikbal ile çekileceksin! "Kusura bakmayın, ben görevimi yapacaktım. Söyledim bunu 11 ay önce söyledim ama bana engel oldular, görevimi yapamadım. Kusura bakmayın" deyip çekileceksin! O görev sana göre değil, sana göre değil! Bilip yapamıyorsan olmaz. Oraya getirsinler bir adam, üçkâğıtçı bir adam getirsinler. Soygun düzeni zaten devam ediyor, kendini yıpratma bari, kendini yıpratma!
“BASRA HARAP OLDUKTAN SONRA ÖNLEM ALACAĞIZ DEMEK SORUMLULUKTAN KAÇMAKTIR”
Erdoğan'a da bir soru sorduk. 7 soruyu Mehmet Şimşek'e, bir soruyu da Erdoğan'a sorduk. "Sen" dedik, "Bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan şahsı olarak, kişisi olarak sana bağlı Cumhurbaşkanlığı Yüksek Devlet Denetleme Kurulunu harekete geçirecek misin?" Tık yok! Daha henüz harekete geçirmeyle ilgili bir şey yok. Eğer bir talimat vermişse kamuoyuna yansıyan bir şey yok. Ama Erdoğan New York'tan açıklamalar yapıyor: "Hukuki ve idari düzenlemeler dâhil hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız." Mehmet Şimşek'in yolsuzluktan önce yaptığı açıklama gibi... Kardeşim, hangi tedbirlerin olduğunu biliyoruz, herkes biliyor, Mehmet Şimşek biliyor. Hani derler ya "Basra harap olduktan sonra..." E ne söyleyecek, zaten bunun dışında başka bir şey söyleyemez ki Erdoğan. Ne diyecek? "İyi oldu" diyemeyecek, "Kötü oldu" da diyemeyecek; "Önlemleri alacağız" diyecek. E niye almadın kardeşim, niye almadın? Bakan çıkıp Sermaye Piyasası Kurulu toplantısında, genel kurulunda "Manipülasyon var borsada, biliyoruz" diyorsa niye çağırmadın Mehmet Şimşek'i? "Kardeşim burada yolsuzluk var, manipülasyon var. Burada dönen paralar büyük paralar. Neden önlemini almıyorsun ya da sana engel olan birisi mi çıktı?" sorusunu niye sormadın kardeşim? Tek kişilik yönetim yok mu? Tek kişilik yönetim var, bunu sormak zorundasın! Sormuyorsan sen de o koltukta oturmayacaksın! Kimse kusura bakmasın, görevini yapmıyorsun sen o zaman.
Bakın olaya bakalım: Bakanın haberi var, Sermaye Piyasası Kurulunun haberi var, yabancıların haberi var; kimse önlem almıyor! Bakan "Bilgim var" diyor, SPK "Bilgim var" diyor, Savcı "Bilgim var" diyor; kimse önlem almıyor! Savcının yazısını da duyuruyorlar birilerine, onlar da paraları yurt dışına kaçırıyor.
“OKULLARA SABUNU DA ÇORBAYI DA CHP BELEDİYELERİ KOYMAYA HAZIRDIR”
Değerli arkadaşlarım, bu borsa çeteleriyle mücadele etmek zorundayız. Bunu CHP'nin bütün evlatları —milletvekillerinden il başkanına, ilçe başkanına kadar, sıradan partiliye kadar— hepimiz bunu dillendirmek zorundayız. Eğer o yolsuzluklar olmasaydı, on milyarlarca lira emekliye verilseydi ne olurdu? O polis memuru intihar etmezdi.
Bakın ısrarla söylediğimiz, okullar açılırken bir şey söyledik: Ya çocuklara bir tas çorba... Ya bir tas çorbayı niye vermiyorsunuz ya? Tuvalette bir kalıp sabunu niye bulundurmuyorsunuz ya? Yani bu ülke bir tas çorba veremeyecek kadar fakir mi, tuvalete sabun koyamayacak kadar yoksul mu, çocuğa temiz su içiremeyecek kadar fakir mi Allah aşkına ya! Bakın bunları sadece dillendiren parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir, sadece dillendiren... Biz muhalefet olsun diye değil, çocukların hakkını hukukunu korumak için yapıyoruz. Sabun ya kardeşim! Sen almıyorsan biz CHP'li belediyelere söyleriz; bütün okullara sabun da koyarız, bir tas çorba da koyarız. Yeter ki sen çık "Ben bunları yapmıyorum" de. Ama "Yapıyorum" diyorsun, yapmıyorsun. Bize izin ver, yasak koyma; belediye başkanlarımız girsinler okullara, sabun da koyarlar, suyu da verirler, bir tas çorbayı da verirler, her şeyi verirler. Bir tas çorba nedir arkadaşlar? Çocuğun yoksulluğu kadar derin bir acı yoktur annenin yüreğinde. Evladına ne yedireceğini bilemiyorsa, çocuğu yarı aç okula gönderiyorsa bir annenin acısını bu adamlar bilemezler, bunların haberi bile yoktur. Bir eli yağda bir eli balda olanlar yoksulluğun hâlinden anlayamazlar, ahlakın ne olduğunu da bilemezler bunlar, erdemin de ne olduğunu bilemezler bunlar. O nedenle biz Cumhuriyet Halk Partililere büyük görevler düşüyor, çok büyük görevler düşüyor bunları anlatmak için.
“MEKKE ANLAŞMASI’NIN ASKERÎ YÜKÜMLÜLÜKLERİ DERHÂL AÇIKLANMALIDIR”
Bu arada kısaca Mekke Anlaşması'na da değineyim değerli arkadaşlarım. Bakınız; Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bir Mekke Anlaşması imzaladılar. Burada kafamıza takılan bazı sorular var. Biz "Anlaşma yapmayın" demiyoruz ama soruların cevabını istiyoruz. Bu anlaşma Meclise gelmedi, ne zaman gelecek onu da bilmiyoruz. Herkes bir şeyler söylüyor.
Bakın, birinci sorumuz: Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın tam metni nedir ve Türkiye hangi askerî yükümlülükleri üstlenmiştir? Biz bilmiyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisi de bilmiyor, milletvekilleri de bilmiyor, siyasi partiler de bilmiyor. Türkiye hangi askerî yükümlülükleri üstlendi? Birisinin çıkıp buna yanıt vermesi lazım.
İkinci sorumuz: Bir üyeye yapılan saldırının bütün üyelere yapılmış sayılması... Metinde öyle diyor, açıklama da öyle. "Bu üç ülkeden birisine bir saldırı olursa bize de o saldırı yapılmış sayılır" diyor. Türkiye açısından otomatik bir askerî yükümlülük doğurmakta mıdır bu? Yarın İran'la Suudi Arabistan çatıştı; biz şimdi İran'a savaş mı açacağız? Nedir bu askerî yükümlülüğün sınırları, çıkın açıklayın! Biz ülkemizi seviyoruz, ülkemizi seviyoruz, ülkemizin imzalayacağı her anlaşmanın Türkiye'nin çıkarlarına olduğu sürece yanındayız. Az önce söyledim: Dış politika devlet politikası olmak zorundadır. Dış politikanın millî olması lazım. Dış politikada iktidar, muhalefet olmaz; çünkü dış politikada aslolan Türkiye'nin çıkarlarıdır. Biz bunu savunuyoruz.
Üçüncü soru: Suudi Arabistan'ın Husilerle çatışmasında verilecek Türk desteğinin sınırı nedir? Çatışıyorlar, biz destek vereceğiz. Bunun sınırı ne, bilmiyoruz. Hava savunma sistemleri, mühimmat, İHA'lar, SİHA'lar, istihbarat ve teknik destekle mi sınırlı acaba sadece, yoksa Türk askerinin veya savaş unsurlarının kullanılmasına kadar genişleyecek bir anlaşma mı bu? Yani doğrudan savaşın içine girecek miyiz, nedir bu? Bu sorunun da cevabını bekliyoruz.
İran ile Suudi Arabistan arasında doğrudan yeni bir çatışma çıkması hâlinde Türkiye'nin yükümlülüğü ne olacaktır? Çıkıp bize açıkça yanıt vermeleri lazım, parlamentoya yanıt vermeleri lazım. Uluslararası anlaşmalar parlamentodan geçecek ve en önemlisi: Türkiye gerçekten kendi bağımsız bölgesel güvenlik mimarisini mi kurmaktadır bu anlaşmayı imzalarken, yoksa ABD'nin Orta Doğu'daki askerî yükünün giderek daha büyük bir bölümünü bölge ülkelerine aktardığı yeni bir güvenlik sisteminin parçası mı olacaktır? Eğer biz ABD'nin oluşturduğu yeni bir güvenlik sisteminin parçası olacaksak bunu oturup konuşmamız lazım. Türkiye'nin bağımsızlığı var, biz Millî Kurtuluş Savaşı'nı veren bir ülkeyiz. Biz böyle birilerinin telkiniyle, birilerinin yol göstermesiyle gidip belli bir olayın içinde yer alamayız. Bunun bilinmesi lazım. Eğer bu konuda parlamentoya bilgi verirlerse Dışişleri Bakanı gelir bilgi verir; çok önemliyse kapalı toplantı yaparlar parlamentoda, parlamentoya bilgi verilir.
“SİYASİ AHLAK YASASI ÇIKMADIKÇA YOLSUZLUĞU VE SOYGUNU ENGELLEYEMEZSİNİZ”
Arkadaşlar, bütün bunların temelinde yatan siyasi ahlaktır, siyasi ahlak! Eğer siyasetçi ahlaksızsa —bu sözcüğü kullandığım için özür diliyorum ama o kadar çok ahlaktan yoksun insanımız var ki vurgunu yapanlar, vurgunu destekleyenler, vurgunun arkasında duranlar, halkı soyanlar, soyanların arkasında duranlar— bütün bunların bir şekliyle temizlenmesi lazım. Siyasi Ahlak Yasası'nın mutlaka parlamentodan çıkması lazım. Siyaset ahlaklı değilse yolsuzluğu engelleyemezsiniz arkadaşlar. Eğri oturup doğru konuşalım: Siyasetin ahlaklı olması lazım. Milletvekilisin, bir süre sonra köşeyi dönüyorsun; ya aldığın maaş belli ya, yüzüne gözüne dursun, ya nereden çıktı bu? Belediye başkanısın, bir süre sonra köşeyi dönüyorsun; ya aldığın maaş belli, nasıl oluyor bu işler? Olmaz! Siyasetin ahlaki temellerinin atılması lazım. Bu konuda ilk kanun teklifini veren Cumhuriyet Halk Partisi'dir. İlk kanun teklifini... Sonra Sayın Başbakanken Sayın Ahmet Davutoğlu verdi, o da Başbakanlıktan oldu "Vay sen nasıl siyasi ahlak kanunu verirsin" diye! Olaya bakıyor musunuz arkadaşlar, Türkiye'nin gerçeklerine bakıyor musunuz? Soygun düzenini destekleyen ve soyguncuların yanında olan bir siyasal iktidarın varlığından haberdar mı bu ülkenin vatandaşları?
Ya soyulmaktan bıkmadınız mı sevgili vatandaşlarım? Soyulmaktan bıkmadınız mı, yoksulluktan bıkmadınız mı? Emekli kardeşlerim, emekli hani "Bana para verin, aylığımı artırın" derken lütuf istemiyor ya. Diyor: "Ben çalışırken prim ödedim ya, para ödedim yani devlete para ödedim. Ödediğim paraları siz değerlendirdiniz, ben değil; bankalara siz yatırdınız, ben değil. E şimdi benim hakkımı verin" diyor. Para yok! E soygunculara gelince bütün keselerin ağzı açık! Olmaz, olmaz!
Bize düşen görev, CHP'lilere düşen görev —ister mahalle temsilcisi, ister düz üye, ister il başkanı, ilçe başkanı, milletvekili, grup başkanı, grup başkanvekili, genel başkan— hepimizin tek bir görevi var: Bu ülkeyi yolsuzluk sarmalından kurtarmak ve yolsuzluk yapanlara hesap sormak! Kim yolsuzluk yaptıysa hesabını soracağız, hesabını! "Yok bu benim adamım, bu bizim arkadaş, bu bizim partili..." Yok arkadaş, yok arkadaş! Kim kul hakkı yiyorsa şunu bilecek: "Benim karşımda Cumhuriyet Halk Partililer var!" Bunu bilecek, biz bunun hesabını soracağız!
Bakın, bu toplantının bana göre çok büyük bir önemi var, çok büyük bir önemi var. İlk kez yolsuzluklar konusunda bu kadar ağırlıklı duruyorum. Çünkü 500 bine yakın kişi eğer soyuluyorsa, devletin gözleri önünde soyuluyorsa birilerinin bunun hesabını vermesi lazım. Devletin koruması altında soyuluyor bu 500 bin kişi, devletin gözetimi altında soyuluyor bu 500 bin kişi. Olay ortaya çıkmış; "Önlem alacağız." Günaydın beyler, günaydın! Ya elin oğlu söyledi, ondan sonra siz önlem almaya başladınız. Elin oğlu söylemese kılı bile kıpırdamayacak, soygun düzeni aynen devam edecekti. Soygunu yapanın partisine bakmayacağız, kimliğine bakmayacağız, yaşına boyuna bakmayacağız, uğraştığı işine bakmayacağız; kim soygunu yapıyorsa gelip bu ülkede hesabını verecek kardeşim! "Soyguna yer yok" diyeceğiz.
Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun.
26.09.2026
25.09.2026
25.09.2026
25.09.2026