08.09.2026

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: “Bu Devleti Kuranlar, Kadın Hakları Konusunda Batı'ya Örnek Oldular”

Kemal Kılıçdaroğlu CHP Kadın Kolları paneli,Cumhuriyet Bir Kadın Devrimidir,Kılıçdaroğlu kadın hakları konuşması,CHP kadının gücü ve Cumhuriyet devrimi,Kılıçdaroğlu seçme ve seçilme hakkı kadınlar

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

- “Gazi Mustafa Kemal'in söylediği çağdaş uygarlığı aşmanın temelinde aslında kadının gücü vardır. Kadın güçlü ise çağdaş uygarlıkları çok rahat aşabiliriz.”

- “Kadınlar konusunda hiç Batı'yı örnek almadık. Bu devleti kuranlar kadınlar konusunda Batı'ya örnek oldular.”

- “Biz 1934'te bu hakkı devleti kuranlar, cumhuriyeti kuranlar, Cumhuriyet Halk Partililer kadınlara bu hakkı verirken 1934'te Fransa 10 yıl sonra 1944'te verdi. İsviçre 37 yıl sonra 1971 yılında verdi.”

- “Eğer Cumhuriyet bir devrimse ve bu devrimin mimarisinde kadınlar büyük rol alıyorsa, bunun en büyük göstergesi bugün üniversitelerimizde öğrencilerimize ders veren hocaların yarısından fazlasının kadın olmasıdır.”

- “Biz erkekler her eve giremeyiz ama kadınlar her eve, her ortama rahatlıkla girer ve kabul görürler. Kadının yüzü sıcaktır, kadının anlatımı daha sevecendir.”

- “Yüklendiğiniz sorumluluk, sıradan bir partinin yüklendiği sorumluluk değildir. Kurucu iradenin sorumluluğunu siz ve sizden sonraki kuşaklar sürdürmek zorundadırlar.”

“Kadının gücü... Farkında mısınız bilmiyorum; gerçekten de tuttuğunda dünyayı yerinden oynatabilecek bir potansiyele sahip. Bu gücü kullanın.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Kadın Kolları tarafından düzenlenen "Cumhuriyet Bir Kadın Devrimidir" başlıklı panelde katılımcılara hitap etti. Konuşmasında CHP’nin ve Cumhuriyet’in kuruluş tarihine, kadın hakları mücadelesine ve Cumhuriyet devrimlerinin niteliklerine değinen Genel Başkan Kılıçdaroğlu; hukukun üstünlüğü, üretim, sosyal devlet ve sürdürülebilirlik ilkelerinden oluşan dört temel hedefi vurguladı. CHP lideri Kılıçdaroğlu, panelde yaptığı konuşmada şunları söyledi:


Öncelikle; böylesine güzel bir toplantıda sizlere hitap etmek benim için onur ve gurur vesilesi, bunu ifade etmek isterim. Bu arada eşimin de bütün kadınlara selamları saygıları var; onu da ifade etmek isterim.

Size biraz CHP tarihinden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tarihinden, buralara hangi koşullarda geldik ve o koşullarda neler yapıldı, onlardan söz etmek isterim. Mademki 103. yılı kutluyoruz, tarihimize biraz daha yakından bakalım. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kuruluşunu ilk dillendiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarih olarak bize 6 Aralık 2022'yi veriyor. 6 Aralık 2022'de gazetelere yaptığı açıklamada aynen şu ifadeyi kullanıyor: “Mütevazı bir millet bireyi sıfatıyla, hayatımı sonuna kadar vatanın hayrına vakfeylemek amacıyla, barıştan sonra halkçılık esası üzerine dayanan ve Halk Fırkası adıyla siyasi bir fırka kurmak niyetindeyim.” niyetini 6 Aralık 1922'de böyle ifade ediyor, daha sonra 7 Şubat 1923'te “Halk Fırkası, halkımıza siyasi eğitim vermek için bir okul olacaktır” diyor. Dikkatinizi çekerim, bize tarihsel bir yükümlülük ifade ediyor. Cumhuriyet Halk Fırkası, yani Cumhuriyet Halk Partisi bir okul olarak da aynı zamanda görevini sürdürecektir diyor. Dolayısıyla bizim 103 yıllık tarihimizde, biz bütün önemli adımların ana aktörü olarak yolumuzu aldık. Cumhuriyetin kurulması, demokrasinin gelmesi, kadın erkek eşitliğinin sağlanması, üniversitelerin kurulması ve üniversitelerin yaygınlaşması, bağımsızlığımızın ilan edilmesi, Batılı rakiplerimiz tarafından saygın bir devlet olarak kabul edilmemizin temelinde bu okul bilincinin sürdürülmesi vardır.

“KURUCU İRADENİN SORUMLULUĞUNU SİZLER SÜRDÜRMEK ZORUNDASINIZ”

Ve bütün kadın kardeşlerime özellikle ifade etmek isterim. Yüklendiğiniz sorumluluk, sıradan bir partinin yüklendiği sorumluluk değildir. Kurucu iradenin sorumluluğunu siz ve sizden sonraki kuşaklar sürdürmek zorundadırlar. Kadınların böyle bir görevi var. Biz erkekler her eve giremeyiz ama kadınlar her eve, her ortama rahatlıkla girer ve kabul görürler. Çünkü kadının yüzü sıcaktır, kadının anlatımı daha sevecendir. Dolayısıyla insanlar kadını daha rahat dinlerler. Sizin ön yargılı olmadığınızı da gayet iyi bilirler. O nedenle yüklendiğiniz görev sıradan bir görev değildir.

Bizim tarihimizde 8 Haziran 1923’te ilk kez 9 umde, 9 ilke yayınlandı. Bu ilke aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi'nin ilk programı olarak kabul edilir. Bunu da bir yerde bulursanız bugünün diliyle okumanızda çok büyük yarar var. 1923'te söylenenlerin bugün için de geçerli olduğunu göreceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, Gazi Mustafa Kemal niyetini dillendirdikten sonra partinin kuruluşu, Halk Fırkası adıyla partimiz kuruluyor. Kurucuların isimlerini de yad etmek isterim, bizim partimizin kurucuları. Dolayısıyla bunu bütün partililerimizin kuruluş yıl dönümünde bilmesi ve onları saygıyla, rahmetle anması gerekiyor. Birinci kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk. İkinci; kuruluş dilekçesinde ismi olan İcra Vekilleri yani Bakanlar Kurulu Heyeti: Başbakan İsmet İnönü, Kütahya Milletvekili Recep Peker, Erzurum Milletvekili Sabit Sağıroğlu, İzmir Milletvekili Celal Bayar, dilekçe de Tekfurdağı diyor ama bugünkü adıyla Tekirdağ Milletvekili Cemil Uybadın, İstanbul Milletvekili Refik Saydam, İzmit Milletvekilimiz Saffet Arıkan, Erzurum Milletvekilimiz Münir Hüsrev Göle, Konya Milletvekilimiz Kâzım Hüsnü ve Diyarbakır milletvekilimiz Zülfü Tiğrel. Hepsini rahmetle anıyoruz, hepsine şükran borçluyuz. Cumhuriyete, devlete, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne böylesine güzel, ahlaki değerleri yüksek, faziletli bir partiyi kurup bize armağan ettikleri için.

Bizim görevimiz bu partiyi ileriye taşımak. Çağdaş uygarlığı yakalamak değil hedef, çağdaş uygarlığı aşmak. Gazi Mustafa Kemal'in söylediği çağdaş uygarlığı aşmanın temelinde aslında kadının gücü vardır. Kadın güçlü ise çağdaş uygarlıkları çok rahat aşabiliriz. Erkekler kendi aralarında kavga ederler ama kadınlar daha uyum içinde, daha dirençli, daha kararlı yol alırlar. Onların yaradılışında böylesine güzel bir özellik var. O nedenle size Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok şey borçluyuz, bunu da ifade etmek isterim.

“CUMHURİYET’İN SANAYİ VE KALKINMA HAMLELERİ”

Cumhuriyeti kurdular, bağımsızlığımızı ilan ettik. Ama kurucuların büyük bir kısmı ekonomiyi bilmiyorlardı; hepsi asker, büyük bir kısmı asker, savaş meydanlarında çarpışmışlar, bağımsızlığı kazanmışlar. Ne yapmamız lazım, ülkemizi nasıl büyütebiliriz, nerelere nasıl taşıyabiliriz, uygarlığımızı nasıl tarihsel birikimimizi yeniden kazanarak onu daha ileriye nasıl götürebiliriz demişler. En iyisi biz bir iktisat kongresi toplayalım, bakalım bizim iktisatçılarımız ne söyleyecek; ülkemizi nasıl kalkındıracağız, fakir fukaralığı, yoksulluğu nasıl bitireceğiz? İzmir İktisat Kongremizi topluyorlar. Çünkü kurucularımızın hiçbirisi iktisatçı değildi, ekonomist değildi ama hayatın içinden geliyorlardı, yoksulluğu görüyorlardı, neyin ne olduğunu biliyorlardı, çağdaş uygarlığın ne olduğunu biliyorlardı, Batı’nın kalkınmışlığını biliyorlardı. Peki biz onları yakalayıp nasıl geçebiliriz?

İzmir İktisat Kongresi'nde konuşulan konulardan birisi de Kırıkkale'de güçlü bir savunma sanayinin kurulmasıdır. Ve dolayısıyla Kırıkkale, Cumhuriyetin savunma sanayinin merkezi olmuştur; altını çizerek ifade edelim, böyle bir özelliği var güzel Kırıkkale’mizin.

Eğitim çok parçalı, kimin ne eğitim yaptığı belli değil; 1924 Mart'ta Tevhid-i Tedrisat Kanunu dedikleri eğitim birliği sağlanmıştır. Ve bu arada demir yollarının ve deniz yollarının tamamı neredeyse yabancılar tarafından işletiliyordu; bizler değil, Fransızlar, Almanlar, İngilizler. Bunlar işletiyorlardı çünkü para oradaydı ve onlar gelir elde ediyorlardı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bunların tamamını millileştirdiler ve biz çalıştıracağız, kendi ülkemizde biz yapacağız bu işleri dediler.

Düşünün, 600 yıllık bir Osmanlı düşünün, dünyaya hükmeden bir Osmanlı'yı düşünün ve Osmanlı'nın sonunu düşünün. Şeker üretemeyen bir devlet. İlk şeker fabrikamızı 25 Aralık 1925'te Alpullu'da açtık, Alpullu Şeker Fabrikası. Dolayısıyla o devasa imparatorluğun hangi duruma düştüğünü düşünün. Bir şeker fabrikası dahi olmayan bir imparatorluk düşünebiliyor musunuz?

15 Ağustos 1925; 23'ten 2 yıl sonra Kayseri'de uçak fabrikasının temeli atılıyor. Biz hep bugünkü savunma sanayini düşünüyoruz ama Cumhuriyeti kuranların hangi hedeflere, hangi ortamda ve hangi tarihte kilitlendiklerini de çok iyi bilmek zorundayız. Kayseri'de gideceksiniz, 15 Ağustos 1925'te uçak fabrikasının temelini atacaksınız.

11 Kasım 1928, Millet Mektepleri kuruldu. Okuma yazma oranı çok düşük; erkeklerde yüzde 13, 100 erkekten ancak 13’ü okuma yazma biliyor, kadınlarda yüzde 4, 100 kadından sadece 4’ü okuma yazma biliyor. Eğer Cumhuriyet bir devrimse ve bu devrimin mimarisinde kadınlar büyük rol alıyorsa, bunun en büyük göstergesi bugün üniversitelerimizde öğrencilerimize ders veren hocaların yarısından fazlası kadın. Bunu bilmenizi isterim, yarısından fazlası kadın.

Osmanlı kendi parasını bile basamıyordu. Devleti kuranlar dediler ki Devleti kuranlar dediler ki; "Biz bağımsız bir ülkeyiz, kendi paramızı kendimiz basacağız." 1 Haziran 1930 Merkez Bankamızı kurduk, kendi paramızı kendimiz bastık. Tarihte bir yer alındığında veya bir yer işgal edildiğinde, önce işgal eden veya o yeri fetheden ülkenin kaymesi yani parası basılır, burası bana aittir diye. Devasa Osmanlı'nın parasını basan bankası bile yoktu, yabancı bir banka basıyordu Osmanlı kaymesini, paralarını ve biz bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde 1930'da Merkez Bankası'nı kurarak yaptık.

3 Mayıs 1930… Dedik ya az önce, Kayseri'de uçak fabrikasının temeli atıldı. 3 Mayıs 1930’da Kayseri'den kalkan ilk uçağımız Ankara'ya indi. İnanca bakın, güce bakın, kararlılığa bakın; 25'te fabrikayı kuruyorsunuz, 30'da ilk uçağınız Ankara'ya iniyor. Bu azmin ve kararlılığın, yurtseverliğin, devletin herhangi bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin saldırıya uğraması halinde kararlı bir altyapının oluşmasını sağlamak için bütün bunların tamamı düşünüldü ve yapıldı.

Arkasından 1933’te, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez 5 yıllık sanayi planı uygulamaya kondu. Hatırlarsınız, çok partili hayata geçtikten sonra bazı liderler bize "Plan değil pilav lazım" demişlerdi. Oysa 1930'larda kalkınma planının, 5 yıllık planların ne kadar önemli olduğunu, kaynakların yerli yerinde kullanılması gerektiğini bize öğretmişlerdi. 1937 yılında dünyada uçak üreten beş ülkeden birisi de Türkiye'ydi. Evet, 1937'de dünyada uçak üreten beş ülkeden birisi de Türkiye'ydi. Eskişehir Uçak Fabrikası; Kayseri'de açıldı, Eskişehir'de de bir uçak fabrikası açıldı. Eskişehir Uçak Fabrikası kapanıncaya kadar 112 savaş uçağı üretti. Fakat bu fabrikalar daha sonra kapatıldı.

11 Ağustos 1937’de Haliç'te, İstanbul Haliç'te ilk Türk denizaltısının omurgasını yerleştirme töreni yapıldı. Kendi denizaltımızı da artık yapıyorduk. Kendi gemilerimizi yapıyorduk. Kendi uçaklarımızı yapıyorduk.

17 Nisan 1940'ta Köy Enstitüleri kuruldu. Köy enstitülerinin özelliği şu: Hem çalışıyorsunuz hem öğreniyorsunuz. Dolayısıyla üretimle eğitim içe geçmiş bir modeldi ve bu model içerisinde yeni bir başlangıcı yaptılar.

Tabii 1945 yıllarına gelince fabrikalar kuruldu. İşçi sınıfı çıktı ortaya. Bunların da hakları var, ne yapmaları gerekiyor? 1945'te İşçi Sigortaları Kurumu kuruldu, onların gelecek güvencesini sağlamak üzere. Dolayısıyla bizler, yani Cumhuriyeti kuranlar, yani Cumhuriyet Halk Partililer her adımlarını ölçerek, biçerek ve kimsenin mağdur olmayacağı bir ortamı yaratarak yol aldılar. İşçi mi çıktı? Sendikalı olacak. İşçi mi var? Sosyal güvenliği olacak. Emekli mi olacak? Emekli aylığı alacak ama insanca yaşayacak bu ülkede.

Ve Osmanlı'nın borçları... Bize miras kalan Osmanlı'nın borçları. Olağanüstü bir para ve borç kaldı. Bu olağanüstü miktardaki borçta, bu yeni, yepyeni, idealleri olan, ülkesini düşünen insanlar Osmanlı'nın borçlarını son kuruşuna kadar ödediler.

Bu arada kamulaştırmalar dışında demir çelik fabrikaları, çimento fabrikaları, şeker fabrikaları, uçak fabrikaları, kâğıt fabrikaları... Hepsi dışarıdan ne alıyorsak tamamını kendimiz üretmeye ve kalkınmaya başladık. 13 Mayıs 1932'de ilk milli sanayi sergisi, yani ilk milli sanayi fuarı açıldı. Biz hep yeni açıldı sanıyoruz. 1932'yi düşünebiliyor musunuz? Sanayi fuarı açan, savaştan yeni çıkmış bir devlet uçağını yapıyor, çimentosunu yapıyor, şekerini yapıyor, gemisini yapıyor, her şeyi yapıyor ve Milli Sanayi Fuarını açıyor.

“KADIN HAKLARINDA BATI’YA ÖRNEK OLDUK”

9 Nisan 1932'de ilk kadın yargıç Adana'da göreve başladı. Onu da rahmetle, saygıyla analım. 1932'de yine ilk kadın mühendislerimiz mezun oldular ve mühendis olarak görevlerine başladılar. Az önce kısa görselde de izledik, ilk kadın muhtarımız seçildi ve bir köyde görevini yaptı. Ve Kasım 1934'te de bir kadın, ilk kez bir kadın belediye başkan yardımcımız Bursa'da göreve başladı.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunların hepsini düşündüğümüzde bazen Batı'yı örnek aldığımız söylenir. Kadınlar konusunda hiç Batı'yı örnek almadık. Bu devleti kuranlar kadınlar konusunda Batı'ya örnek oldular. Kadın muhtarımız seçildi, belediye başkanlarımız seçildi. Bakın, 1930'da Belediye Kanunu'yla beraber kadınlara seçme seçilme hakkı verildi. Sonra milletvekili olarak seçme seçilme hakkı verildi. 1934'te oylama yapılırken 258 milletvekilinin tamamı kadınların da milletvekili olması gerektiği için ya da inandıkları için el kaldırdılar ve kadınların milletvekili olmaları için yasa çıkardılar. O 258 milletvekilini de rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Biz 1934'te bu hakkı devleti kuranlar, cumhuriyeti kuranlar, Cumhuriyet Halk Partililer kadınlara bu hakkı verirken 1934'te Fransa 10 yıl sonra 1944'te verdi. Japonya 11 yıl sonra 1945'te verdi. İtalya, Arjantin ve Meksika 12 yıl sonra 1946'da verdi. Çin 1947'de verdi. Yunanistan 18 yıl sonra 1952'de verdi. Belçika 26 yıl sonra 1960 yılında verdi. İsviçre 37 yıl sonra 1971 yılında kadınlara seçme seçilme hakkını verdi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bu partiyi kuranların öngörüsüne bakar mısınız? Kadın erkek eşitliğine bakar mısınız? Okuma yazma oranı %3, %4 iken bugün eğer üniversitelerimizde evlatlarımıza ders veren hocaların %50'den fazlası kadınsa açtığımız merhaleyi herhalde hepimiz saygıyla, minnetle anacağız ve kabul edeceğiz.

“DÖRT AYAKLI HEDEFİMİZİ HAFIZAMIZDA TUTACAĞIZ”

Değerli arkadaşlarım, biz bunları yaptık ama bundan sonra ne yapacağız? Kısaca o konulara da değinmek isterim. Dört ayaklı bir hedefi hafızamızın bir yerinde hep tutacağız. İster ev ziyaretinde, ister komşu ziyaretinde, ister kadınlar bir araya geldiğinde hep şunu savunacağız: Hukukun üstünlüğü. Birinci ilkemiz bu. Hukukun olmadığı yerde insan hakları olmaz. Hukukun olmadığı yerde hiçbir canlının hakkı olmaz. Hukukun olmadığı yerde despotizm vardır, baskı vardır, şiddet vardır. Dolayısıyla hukukun üstünlüğünü savunacağız. O nedenle bağımsız ve tarafsız yargı diyoruz. Yargı bağımsız ve tarafsız olmadığı sürece hukukun üstünlüğü büyük yara alır.

Özgür medyanın olması lazım. Bugün medyanın özgür olduğuna inanan birisi değilim. Öyle medya grupları var ki parayı verdiğinizde istediğiniz haberi yaptırabiliyorsunuz. Bozulmanın en fazla yaşandığı alanlardan birisi de maalesef medya. Oysa medyanın halkı doğru bilgilendirmesi lazım. Elbette yorumculara saygı duyacağız. Yorumcular elbette yorum yapacaklardır ama en azından haberin objektif verilmesi lazım. Haberin objektif verilmediği bir süreci de yaşıyoruz.

Güçler ayrılığı ilkesi: Yasama, yargı ve yürütme. Bu ilkeler de çok önemlidir. Bugün yaşadığımız ortam, güçler ayrılığı ilkesini... Yani saray rejimi dediğimiz, tek adam rejimi dediğimiz model, güçler ayrılığı ilkesinin önündeki en temel ve en köklü engeldir. Bunu bilmenizi isterim. Güçler ayrılığında bağımsız olunması gerekiyor. Birbirini denetleyen mekanizmaların olması gerekiyor. Her şey bir kişinin iki dudağından çıkacak karara bağlıysa orada hukukun üstünlüğü yoktur, orada demokrasi yoktur, orada adalet yoktur. Oysa adalete ne diyor Mevlâna? Adalet kutup yıldızı gibidir. Yerinde sabit durur ve bütün kâinat onun etrafında döner. Adalet budur. Şimdi siz adaleti yok ettiğiniz andan itibaren insanlar ne yapacaktır? Adaleti nerede arayacaklardır? Sokakta mı arayacağız adaleti? Mahkeme salonlarında mı arayacağız adaleti? O nedenle yargıçlık mesleği kutsal bir meslektir. Bağımsız ve tarafsız olması, vicdani kanaatine göre karar vermesi çok ama çok değerlidir.

Sözümü uzatıyor muyum başkanım, bilmiyorum. Bir örnek vermek isterim. Adaletle ilgili bir örnek vermek isterim size. Biliyorsunuz, Türkiye'den Karun Hazineleri çalınıp Amerika'ya götürülmüştü. Özgen Acar diye, Allah rahmet eylesin, Özgen Acar diye bir gazetecimiz vardı ve bunun arkasına düştü. En sonunda Kültür Bakanlığı bu tarihi eserlerin Türkiye'ye gelmesi için dava açtı. Eserler New York'ta Metropolitan Müzesi'nde sergileniyordu. Dava açıldı. Müzenin avukatı dedi ki: "Zamanaşımı var burada, zamanında dava açılmamış." Gerçekten zamanaşımı var, zamanında dava açılmamış. Ama yargıç şu kararı verdi; unutmayın yargıcın verdiği kararı: "Evet, dava zamanaşımına uğramıştır, ben de biliyorum. Ama bu eserlerin çalındığı topraklarda sergilenmesi lazım. O nedenle ben bu eserlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne iadesine karar veriyorum" dedi. İşte adalet budur. Oysa yargıç diyebilirdi ki: "Evet, zamanında başvurmadınız, dava bitti ve mesele de bitmiştir" diyebilirdi. Kimse itiraz edemezdi. Ama bir hâkim yasa değil, bakın, kanuna ve vicdanına göre karar verir. Anayasamız da öyledir; hâkim kanuna, hukuka ve vicdanına göre karar verir. O hâkimin, Metropolitan Müzesi'ndeki tarihi eserlerimizle ilgili hâkimin vicdanı bunu kabul etmiyor. "Hayır, bu eserleri Türkiye'ye vereceksiniz" diyor.

Değerli arkadaşlarım, ikinci hedef, hukukun üstünlüğünden sonra; üreten Türkiye. Eğer bir ülke üretmiyorsa batmaya mahkûmdur. Üreten Türkiye derken neyi üreteceğimize de karar vermek zorundayız. Neyi üreteceğiz, neyi yapacağız? Eğer katma değeri yüksek ürün üretemezseniz geride kalırsınız. Hızla ilerliyor teknoloji. İnsanoğlu tekerleği 1 milyon yılda keşfetmiş, 1 milyon yılda! Ama şimdi saniyede değişiklikler var ve saniyede buluşlar var. Bu kadar hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşıyoruz. O nedenle Gazi Mustafa Kemal'in güzel bir sözü var: "İstiklal, istiklalin tamamiyeti ancak istiklal-i mali ile mümkündür." Üreteceksiniz ki geliriniz olacak ve mali bağımsızlığınızı, ekonomik bağımsızlığınızı sağlayacaksınız. Yine Mustafa Kemal'in meşhur sözüdür: "Askeri zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça başarıyı elde edemezsiniz" diyor. Gidersiniz, tekrar tutsak olursunuz; Osmanlı'nın içine düştüğü durum gibi. Dolayısıyla katma değeri yüksek ürün üretmek zorundayız. Bunun için de üniversitelerin özgür ve özerk olmaları lazım. Üniversiteler üzerinde siyasal baskı olmaz. Bilim insanı üzerinde siyasal baskı olmaz. Bilim insanı özgürce düşüncesini ifade edebilmeli, araştırmasını yapabilmelidir. Bu önemlidir. Gazi Mustafa Kemal'in Köy Enstitülerini kurmasının temel nedeni, felsefesi de zaten budur: Üreterek kazanmak.

Üçüncüsü; hukuku sağladınız, güvenliği sağladınız, ekonomiyi sağladınız, gelir elde ediyorsunuz... Ama önemli bir konumuz daha var: Sosyal devlet. Hiç kimsenin aç ve açıkta kalmadığı bir devlet. O nedenle Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilmeyen maddesi neydi? Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir devlettir diye ayrıca tanımlamasını yapar. Sosyal devlet demek, orta sınıfın güçlenmesi demektir. Orta sınıfın güçlenmesi, ahlaki yapının çok güçlenmesi demektir. Orta sınıf çökerse o ülkede ahlaki yapı bozulur. Bugün Türkiye'nin yaşadığı temel sorunlardan birisi budur; ahlaki sorunumuzdur.

Ve tabii dördüncüsü; sürdürülebilirlik. Bir başarıyı yakaladığınızda "Tamam, ben başarıyı yakaladım, yerimde durayım" diyemezsiniz. Çünkü dünya durmuyor, rakipleriniz de durmuyor, üniversiteler durmuyor. Her yerde insanlar çalışıyor, her yerde üretiyorlar.

Eğitimimizi sizlerden aldık, yani annelerden aldık. Kadının gücü... Farkında mısınız bilmiyorum; gerçekten de tuttuğunda dünyayı yerinden oynatabilecek bir potansiyele sahip. Bu gücü kullanın; evlatlarınız için, ülkemiz için, komşularımız için, yakınlarımız için, Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz için ve bu ülkeyi bize miras olarak bırakan, ileriye taşıma yükümlülüğünü omuzlarımıza veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları için. Biz bunları yapmak zorundayız efendim.

Hepinize yürekten teşekkür ederim. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Sağ olun, var olun.