19.10.2026
19.10.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolat, Türkiye'nin mevcut siyasal tablosuna ve CHP'nin iktidar perspektifine dair önemli mesajlar verdi. Siyasetin sadece bugünün yanlışlarını teşhir etme sanatı değil, yarının doğrusunu inşa etme sorumluluğu olduğunu vurgulayan Canpolat, güven veren, liyakati esas alan ve çözüm üreten bir muhalefet anlayışının altını çizdi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolat sosyal medya hesabından paylaştığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
Türkiye’nin yalnızca itiraz eden değil, hesap soran ve aynı zamanda yol gösteren bir muhalefete ihtiyacı var. Çünkü bu ülkenin insanı artık yalnızca “Buna karşıyız” diyenleri değil; “Peki siz ne yapacaksınız?” sorusuna açık, somut ve güven veren cevaplar verenleri görmek istiyor.
“DEVLETİ PARTİ DEVLETİ DEĞİL, MİLLETİN DEVLETİ OLARAK GÖREN BİR ALTERNATİF”
Türkiye’nin ihtiyacı; “Bu insanlar bu ülkeyi yönetir. Dosdoğru yönetir. Dürüstçe yönetir.” dedirtirecek bir alternatiftir. Öyle bir alternatif ki; “Bunlar işinin ehli. Liyakati esas alırlar. Devletin kaynaklarını kendi çevrelerine peşkeş çekmezler. Çalmazlar, çaldırmazlar. Kamu malını kendi malları gibi korurlar. Yakınını değil, işinin ehli olanı göreve getirirler. Devleti parti devleti değil, milletin devleti olarak görürler.” dedirtsin.
Çünkü mesele yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Mesele, iktidar olduğumuzda neyi nasıl değiştireceğimizi gösterebilmektir. Ekonomide ne yapacağımızı bilmeliyiz. Eğitimde hangi düzeni kuracağımızı anlatmalıyız. Adalette güveni nasıl yeniden tesis edeceğimizi ortaya koymalıyız. Devlet kurumlarını nasıl liyakatle buluşturacağımızı göstermeliyiz. Yolsuzluğa karşı hangi mekanizmaları kuracağımızı açıkça söylemeliyiz. Ve en önemlisi: Millete sadece umut değil, güven vermeliyiz.
“SİYASET YARININ DOĞRUSUNU İNŞA ETME SORUMLULUĞUDUR”
Çünkü siyaset yalnızca bugünün yanlışlarını teşhir etme sanatı değildir; siyaset aynı zamanda yarının doğrusunu inşa etme sorumluluğudur. Bizim muhalefet anlayışımız; korku değil güven, öfke değil çözüm, ayrıştırma değil adalet, kayırma değil liyakat, israf değil tasarruf, şaibe değil şeffaflık, kişiye bağlılık değil kuruma bağlılık üzerine kurulmalıdır.
Türkiye’nin insanları artık birbirine düşmanlaştırılan bir ülke değil; hukukun herkese eşit uygulandığı, emeğin karşılığını bulduğu, gençlerin geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı, esnafın önünü görebildiği, çiftçinin ürettiğinin karşılığını aldığı, emeklinin insanca yaşayabildiği, devletin vatandaşa güven verdiği bir Türkiye istiyor.
Bunu gerçekleştirecek kadroların da bir iddiası olmalı: “Biz bu ülkeyi yönetmeye talibiz.” Ama bunu yalnızca söylemek yetmez. Bunu ehliyetimizle, ahlakımızla, programımızla, kadrolarımızla ve geçmişteki duruşumuzla göstermek zorundayız. Millet bize baktığında şunu söyleyebilmeli: “Bunlara devlet teslim edilir.” İşte asıl hedefimiz budur.
Sadece iktidarın yanlışlarını anlatan değil, doğrunun nasıl yapılacağını gösteren; sadece hesap soran değil, hesap verebilen; sadece eleştiren değil, çözüm üreten; sadece seçim kazanmayı değil, ülkeyi doğru yönetmeyi hedefleyen bir anlayış… Türkiye’nin ihtiyacı tam olarak budur.
Ve o alternatif; biziz. Ama “biz” derken birkaç kişiyi, birkaç yöneticiyi, birkaç siyasetçiyi kastetmiyoruz. O alternatif hepimiziz. Bu ülkenin dürüst insanlarıyız, işini hakkıyla yapanlarız, çocuğunun geleceğini düşünen anne babalarız, emek veren gençleriz, üreten çiftçileriz, alın teriyle çalışan işçileriz, kepengini her sabah yeniden açan esnafız, bilgisiyle ve emeğiyle bu ülkeye katkı sunan insanlarız.
Ve artık hep birlikte şunu söylemeliyiz: Türkiye daha iyisini hak ediyor. Daha adil bir devlet mümkündür. Daha temiz bir siyaset mümkündür. Daha liyakatli bir yönetim mümkündür. Daha güçlü bir ekonomi mümkündür. Daha özgür, daha huzurlu ve daha müreffeh bir Türkiye mümkündür.
“BİZE EMANET EDİLEN HİÇBİR MAKAMI KİŞİSEL ÇIKARIMIZ İÇİN KULLANMAYACAĞIZ”
Bunun için önce kendimize şu sözü vermeliyiz: Biz, bize emanet edilen hiçbir makamı kişisel çıkarımız için kullanmayacağız. Devletin malını yetimin hakkı bileceğiz. Liyakatin önüne akrabalığı, dostluğu, parti aidiyetini koymayacağız. Hukuku kendimiz için de başkaları için de aynı ölçüde savunacağız. Yanlış yapan bizden olsa bile yanlış diyeceğiz.
Çünkü gerçek değişim, yalnızca başkalarından hesap sormakla başlamaz; önce kendimizden hesap verebilir olmayı kabul etmekle başlar.
İşte bizim siyaset anlayışımız bu olmalı: Hesap soran ama kin tutmayan, eleştiren ama çözüm gösteren, iktidar isteyen ama iktidarın nimetini değil sorumluluğunu gören, güç isteyen ama gücü millet adına kullanacağını bilen.
Türkiye’nin yalnızca itiraz eden değil, hesap soran ve aynı zamanda yol gösteren bir muhalefete ihtiyacı var. Çünkü bu ülkenin insanı artık yalnızca “Buna karşıyız” diyenleri değil; “Peki siz ne yapacaksınız?” sorusuna açık, somut ve güven veren cevaplar verenleri görmek istiyor. Türkiye’nin ihtiyacı; “Bu insanlar bu ülkeyi yönetir. Dosdoğru yönetir. Dürüstçe yönetir.” dedirtirecek bir alternatiftir. Öyle bir alternatif ki; “Bunlar işinin ehli.” “Liyakati esas alırlar.” “Devletin kaynaklarını kendi çevrelerine peşkeş çekmezler.” “Çalmazlar, çaldırmazlar.” “Kamu malını kendi malları gibi korurlar.” “Yakınını değil, işinin ehli olanı göreve getirirler.” “Devleti parti devleti değil, milletin devleti olarak görürler.” dedirtsin. Çünkü mesele yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Mesele, iktidar olduğumuzda neyi nasıl değiştireceğimizi gösterebilmektir. Ekonomide ne yapacağımızı bilmeliyiz. Eğitimde hangi düzeni kuracağımızı anlatmalıyız. Adalette güveni nasıl yeniden tesis edeceğimizi ortaya koymalıyız. Devlet kurumlarını nasıl liyakatle buluşturacağımızı göstermeliyiz. Yolsuzluğa karşı hangi mekanizmaları kuracağımızı açıkça söylemeliyiz. Ve en önemlisi: Millete sadece umut değil, güven vermeliyiz. Çünkü siyaset yalnızca bugünün yanlışlarını teşhir etme sanatı değildir. Siyaset aynı zamanda yarının doğrusunu inşa etme sorumluluğudur. Bizim muhalefet anlayışımız; korku değil güven, öfke değil çözüm, ayrıştırma değil adalet, kayırma değil liyakat, israf değil tasarruf, şaibe değil şeffaflık, kişiye bağlılık değil kuruma bağlılık üzerine kurulmalıdır. Türkiye’nin insanları artık birbirine düşmanlaştırılan bir ülke değil; hukukun herkese eşit uygulandığı, emeğin karşılığını bulduğu, gençlerin geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı, esnafın önünü görebildiği, çiftçinin ürettiğinin karşılığını aldığı, emeklinin insanca yaşayabildiği, devletin vatandaşa güven verdiği bir Türkiye istiyor. Bunu gerçekleştirecek kadroların da bir iddiası olmalı: “Biz bu ülkeyi yönetmeye talibiz.” Ama bunu yalnızca söylemek yetmez. Bunu ehliyetimizle, ahlakımızla, programımızla, kadrolarımızla ve geçmişteki duruşumuzla göstermek zorundayız. Millet bize baktığında şunu söyleyebilmeli: “Bunlara devlet teslim edilir.” İşte asıl hedefimiz budur. Sadece iktidarın yanlışlarını anlatan değil, doğrunun nasıl yapılacağını gösteren; Sadece hesap soran değil, hesap verebilen; Sadece eleştiren değil, çözüm üreten; Sadece seçim kazanmayı değil, ülkeyi doğru yönetmeyi hedefleyen bir anlayış… Türkiye’nin ihtiyacı tam olarak budur. Ve o alternatif; biziz. Ama “biz” derken birkaç kişiyi, birkaç yöneticiyi, birkaç siyasetçiyi kastetmiyoruz. O alternatif hepimiziz. Bu ülkenin dürüst insanlarıyız. İşini hakkıyla yapanlarız. Çocuğunun geleceğini düşünen anne babalarız. Emek veren gençleriz. Üreten çiftçileriz. Alın teriyle çalışan işçileriz. Kepengini her sabah yeniden açan esnafız. Bilgisiyle, emeğiyle bu ülkeye katkı sunan insanlarız. Ve artık hep birlikte şunu söylemeliyiz: Türkiye daha iyisini hak ediyor. Daha adil bir devlet mümkündür. Daha temiz bir siyaset mümkündür. Daha liyakatli bir yönetim mümkündür. Daha güçlü bir ekonomi mümkündür. Daha özgür, daha huzurlu ve daha müreffeh bir Türkiye mümkündür. Bunun için önce kendimize şu sözü vermeliyiz: Biz, bize emanet edilen hiçbir makamı kişisel çıkarımız için kullanmayacağız. Devletin malını yetimin hakkı bileceğiz. Liyakatin önüne akrabalığı, dostluğu, parti aidiyetini koymayacağız. Hukuku kendimiz için de başkaları için de aynı ölçüde savunacağız. Yanlış yapan bizden olsa bile yanlış diyeceğiz. Çünkü gerçek değişim, yalnızca başkalarından hesap sormakla başlamaz. Önce kendimizden hesap verebilir olmayı kabul etmekle başlar. İşte bizim siyaset anlayışımız bu olmalı. Hesap soran ama kin tutmayan. Eleştiren ama çözüm gösteren. İktidar isteyen ama iktidarın nimetini değil, sorumluluğunu gören. Güç isteyen ama gücü millet adına kullanacağını bilen.
— Cemal Canpolat (@cemal_canpolat) October 18, 2026
21.10.2026
21.10.2026
21.10.2026
21.10.2026