06.07.2017
3016
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ADALET YÜRÜYÜŞÜNÜN 22. GÜNÜNDE TELE 1’DE YAYINLANAN “18 DAKİKA” PROGRAMINDA (6 TEMMUZ 2017)

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü’nün 22’inci gününde Tele 1’de yayınlanan "18 Dakika" programında Merdan Yanardağ ve Emre Kongarın sorularını yanıtladı. 



Merdan YANARDAĞ- Merhaba değerli seyirciler. Biz bugün 18 Dakika’yı sahada büyük Adalet Yürüyüşü’nden yapıyoruz. Gebze’de hemen Topçu Kışlasının yanındaki alanda yayınımızı gerçekleştiriyoruz. Bildiğiniz gibi büyük Adalet Yürüyüşü İstanbul’un kapılarına dayandı. CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde başlatılan ve bütün ezberleri bozan, siyasal tarihimizdeki çok özgün bir eylemin içinden yapıyoruz bu yayını. Ve ilk kez 18 Dakikaya bir konuk aldık, konuğumuz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, hoş geldiniz efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim. Sizler de hoş geldiniz.   

Merdan YANARDAĞ- Çok teşekkür ederiz. Sağ olun vakit ayırdınız bize, bu yürüyüş, bu eylemin içinden. Ve 18 Dakika’yı sahadan yapmak ayrıca bizim için çok önemli bir gazetecilik görevi, işi olarak değerlendirilebilir. O zaman vakit kaybetmeden hiç ilk sorularımızla girelim.

Emre KONGAR- Şimdi bu yürüyüş hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir yeniden doğuşu olarak nitelendiriliyor gözlemciler tarafından. Ben de buna katılıyorum, gerçekten yepyeni bir “Kılıçdar.” Halk artık size “Kılıçdaroğlu” demiyor “Kılıçdar” diyor, “Kılıçdar yürüyor”, Yürüyen Kılıçdar”, “Yepyeni bir Kılıçdar” ve “Yepyeni bir Cumhuriyet Halk Partisi”, nedir o “Yepyeni”liği? Adalet, demokrasi ve özgürlük için sokaklara da çıkan, direnen bir Halk Partisi. Şimdi tabi bunun en büyük rakibi çıtayı öyle bir koydunuz ki, yine Kemal Kılıçdaroğlu ve Halk partisi, bu örgüt, bu yapı, bu Kemal Kılıçdaroğlu bu yürüyüşten sonra ne yapacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu yürüyüşten sonra aslında çok şey yapacağız. Türkiye’de çok şeyi değiştirmeye kararlıyız. Az önce siz de söylediniz adalet konusunda, demokrasi konusunda, özgürlükler konusunda ciddi sınırlamalar var ve Türkiye uygar dünyadan giderek soyutlanıyor, Ortadoğu’da zaten itibarı olmayan bir Türkiye. Şimdi bizim bu yürüyüşün bir temel amacı vardı; toplumun üzerine bir korku gömleği giydirilmişti, insanlar korkudan konuşamıyorlardı. Gazetecisi rahat yazamıyor, üniversite hocası konuşamıyor, üniversiteler konuşamıyor, işverenler konuşamıyor, sendikalar konuşamıyor, sade vatandaş ise zaten hiç konuşamıyor. O zaman toplumun sesini ortak sesini seslendirecek bir organa ihtiyaç vardı. Bu en çok CHP’ye yakışırdı ve dolayısıyla biz de bunu bir şekliyle önceledik ve Güvenpark’ta bu yürüyüşü başlattık. Bu yürüyüş bir CHP yürüyüşü değil, onun da özenle altını çizmek isterim, bir CHP yürüyüşü değil. Bu yürüyüşte asla CHP bayrağı kullanılmadı. Bu yürüyüş adalete susamış herkesin yürüyüşüdür. Her siyasi partiden vatandaşlarımız bu yürüyüşe katıldılar. Siyasi partilerin dışında engelliler katıldılar, sanatçılar katıldılar, hukukçular katıldılar, emekli hakimler katıldılar, emekli paşalar katıldılar, çiftçiler katıldılar, işçiler katıldılar, taşeron işçileri katıldılar, emeklilikte yaşa takılanlar katıldılar. Yani toplumun her kesimi adalet isteyen, adaleti yüceltmek isteyen her kesimi bir şekliyle kendisini bu yürüyüşte buldu. O açıdan biz bu çıtayı toplumsal destek bulduğumuz sürece yükselterek yolumuza devam edeceğiz. Ne zamana kadar? Güçlü bir parlamenter demokratik sistem, medya özgürlüğü, kadın erkek eşitliği, üniversitelerin özerkliği, hapishanelerde milletvekillerinin olmadığı bir Türkiye özlemiyle bunları değerlendireceğiz ve yürüyeceğiz. Yani bazen parlamento içinde, bazen parlamento dışında eylemlerimizi sürdüreceğiz.

Merdan YANARDAĞ- Sayın Kılıçdaroğlu bir başka özelliği de şu, toplumdaki bazı dinamikleri harekete geçirdi. Uzunca süre, bu biraz daha geriye alınabilir. 12 Eylül askeri darbesinden itibaren, 15 Temmuz ve 15 Temmuz’u bir fırsata çeviren Erdoğan AKP darbesinin ardından Türkiye’nin içine sokulduğu o, ne diyelim, bir işkencenin, bir kıskacın içinden, bir hapishanenin içinden toplum bir kurtuluş umudu görmeye başladı. Gezi Direnişinden sonra bu büyük Adalet Yürüyüşü ikinci bir toplumsal çıkış olarak değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Sadece toplumun bazı sosyal kesimleri değil, siyasal yelpazede yer alan birbirinden çok farklı eğilimlerin de destek verdiği açık. Yani işte Haziran Hareketinden Saadet Partisine, ülkücülerden yine merkez sağda politika yapan insanlara kadar toplumun çok geniş bir kesiminde mutabakat sağlanmış durumda. Bir yapılan araştırmada toplumun yüzde 76’sı 80’e yakınının bu yürüyüşe destek verdiği gözleniyor. Dolayısıyla size ve bu yürüyüşe bağlanan umut çok yükselmiş durumda. Bir CHP yürüyüşü olmaktan çıktı gerçekten,  CHP’yi aşan bir talebi ifade eden bir yürüyüşe dönüştü. Bütün bunları birleştirecek bir talep her halde yeni bir gelecek projesidir. Böyle bir gelecek projesini yine bu yürüyüşe şu ya da bu şekilde destek veren kesimlerle ortaklaşa oluşturmak gibi bir perspektife sahip misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mutlaka demokrasiden yana olan, adaletten yana olan, Türkiye’nin çağdaşlaşmasından yana olan, insanların özgürlüğünden, medyanın özgürlüğünden, üniversitelerin özerkliğinden yana olan çok geniş bir kesim var. Bunların bir kısmı sağda, bir kısmı ortada, bir kısmı solda olabilir. Ama bu ortak paydayı güçlendirerek bizim yolumuza devam etmemiz lazım, biz bunu yapacağız bu konuda kararlıyız. Destek veren var mı? Evet, destek veren var. Toplumun her kesiminden destek alıyoruz. Bu destek bizi son derece mutlu ediyor. Ve biz kararlılıkla, azimle yolumuza devam edeceğiz. Ama bir gerçeği unutmamak lazım, şimdi bu yürüyüşü anlamlı kılan, bu yürüyüşün bu kadar geniş kesimlerde kabul görmesini sağlayan temel öge 20 Temmuz sivil darbedir.

Merdan YANARDAĞ- O darbenin de ne kadar sivil olduğu tartışılır.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, şimdi bakın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’de demokrasi konusunda korkunç bir uzlaşma alanı çıktı. Her parti darbe girişimine karşıydı, her sivil toplum örgütü, her meslek kuruluşu karşıydı. Ben saraya gittim, Başbakan Genel Merkezi ziyaret etti. Biz Başbakanlığı ziyaret ettik, AKP Genel Merkezini ziyaret ettik. Demokrasi konusunda ortak bir payda oluşmuştu, güçlü bir parlamenter sistem oluşturulacaktı. Yenikapı Mitingine katıldım, 12 madde halinde bir daha Türkiye darbeyle karşılaşmasın diye nelerin yapılması gerektiğini anlattım. Sayın Erdoğan ben yerime giderken geldi beni kutladı bu konuşma dolayısıyla. Fakat fazla sürmedi 5 gün. 20 Temmuz’da getirdiler OHAL kararını parlamentodan geçirdiler. Ne oldu ondan sonra? Bini aşkın üniversite hocası kapının önüne kondu, gazeteciler hapislere atıldı, gazeteler kapatıldı, televizyonlar kapatıldı, açlık grevi yapan iki öğretmen alındı hapse kondu. Hapisteki gazetecilerin sayısı 150’yi aştı bildiğim kadarıyla.

Merdan YANARDAĞ- Dünyada ilk sırada.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, 170’lere falan ulaştığı da söyleniyor. Ve daha da önemlisi haksızlığa uğradığını düşünen kişinin yargıya erişimi engellendi. Diyelim ki üniversite hocası KHK’yla görevden atılmış, “Haksız yere beni attınız, yargıya başvuracağım” diyor. “Başvuramazsın” diyorlar. Bu kadar ağır insan hakkı ihlalleri var. Bu bizim yürüyüşümüzün çok geniş bir toplumsal destek sağlamasına ortam hazırladı. Üniversiteden atılan hoca da, efendim yazı yazamayan gazeteci de, atıldıktan sonra işini geri isteyen kişi de ama bu arada taşeron işçisi de, bu arada emeklilikte yaşa takılan da, bu arada çevre dostu olan işte HES’ler dolayısıyla suyu kesilen köylüler de, ormanına sahip çıkmak isteyen köylüler de hepsi de bu Adalet Yürüyüşü içinde yerlerini aldılar. Bu bizim için olağanüstü bir avantaj sağladı. Ve şunu da gösteriyor bize, demek ki bu ülkenin insanları gerçekten de adalete susamış. Sadi’nin güzel bir sözü vardır saygı değer hocam, İran’ın ünlü düşünürü Sadi diyor ki, “Dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez.” Şimdi bir kişinin eğer adalet susamışlığı, dünyanın bütün nehirlerini karşılamıyorsa o susamışlığı bu ülkenin 80 milyonu adalete susamış. O zaman bu nehirleri nereden bulacağız? Biz eğer bunu toplumsal destekle ve asla cam kırmadan, çerçeve kırmadan, insanlara saldırmadan, yapılan protestoları da alkışlayarak eğer götürebilirsek hiç kimsenin burnu kanamadan, İstanbul’a kadar gidersek olağanüstü bir başarıya imza atmış olacağız.

Merdan YANARDAĞ- Bir provokasyon bekliyor musunuz efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Provokasyon olabilir zaten yapıldı da, yolda yapıldı, birden fazla yapıldı provokasyon…

Merdan YANARDAĞ- Sayın Erdoğan açıkça tehdit etmeye devam ediyor çünkü.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet o tehdit etti, diğerleri tehdit ettiler, provokasyona zemin hazırladılar. Hatta neredeyse “Niye saldırmıyorsunuz” demeye getirdiler. Ama bütün bunlar yapıldı biz sadece alkışladık, sadece selam verdik, sadece bir slogan attık “Hak, hukuk, adalet” bu slogan yerini buldu. Artık küçük çocuklar da, yaşlı nine de, 90 yaşındaki yaşlı nine de “Hak, hukuk, adalet” diyor Türkiye’de.

Emre KONGAR- Doğru. Şimdi ben bir gözlemimi dile getirmek istiyorum bu yürüyüşle ilgili, provokasyonla ilgili, yürüyüş kamuoyunda o kadar büyük bir destek kazandı ki, bu yürüyüşe karşı yapılabilecek olan her olumsuz tavır dahi yürüyüşün lehine sonuç verecektir. Yani onun için provokasyona çok cesaret edebileceklerini veya yürüyüşü engellemek için çok ciddi şeyler yapabileceklerini tahmin etmiyorum. Çünkü artık ne yapılsa Kılıçdar yürüyor olacak, adalet olacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir de şu hocam, biz her şeyi göze aldık, her şeyi! Yani yasak getirseler de İstanbul’a gidecektik, engelleme getirseler de İstanbul’a gidecektik. Çünkü bu ülkenin adalete ihtiyacı var ve bunu birilerinin seslendirmesi lazım ve topluma giydirilen o korku elbisesini toplumun üzerinden çıkartmamız lazımdı. Toplum şu anda o noktaya geldi, yani artık ben de rahatlıkla yürüyebiliyorum. Rahatlıkla ben de “Hak, hukuk, adalet” diye slogan atabiliyorum diyebiliyor. Bu bizi mutlu ediyor tabi.

Merdan YANARDAĞ- Sayın Erdoğan bir şey söyledi dün, yine son bir ne diyelim tehdit diye değerlendirilebilir, “Eğer en küçük bir olay olursa müdahale ederiz” dedi. Çünkü İstanbul’da bir büyük buluşma var. Bütün Türkiye bunu bekliyor, Türkiye’nin her yerinde otobüsler hazırlanmış, yurttaşlar işte Akdeniz’den Trakya’ya kadar, İç Anadolu’dan bütün Marmara bölgesine kadar yakın ve uzak illerden insanlar İstanbul’a akıyor. Tatil planlarını erteleyenler var, izne gitmeyenler, tatile çıkmayanlar, memleketine gitmeyenler Adalet Yürüyüşünü bekliyorlar ve herkes gündelik hayatını, özel yaşamını bu yürüyüşün sonucuna göre planlamış durumda. Çok büyük bir buluşma gerçekleşecek, bir miting gerçekleşecek. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani bir olay olursa müdahale edeceğiz ne demek? Yani böyle bir hakkı nereden alıyorlar sizce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Birileri olay çıkarabilir, birileri saldırabilir, birileri bir başka kişiyi yaralayabilir. Bize yapılan saldırılar karşısında kesinlikle karşı saldırı olmayacak, kesinlikle! Bu konuda hem şahsen ben, hem birlikte yürüdüğümüz on binler bu konuda çok kararlı. Ve şunu gördüm ben Merdan Bey, yürüyüşte bize yönelik provokasyonlar vardı fakat bizim karşılık vermememiz gerekiyordu. Yani gerçek anlamda bir barışçıl yürüyüş yapmak istiyorduk. Ve bir 12 maddelik bir metin hazırlandı, gelen bütün yürüyüşçülere dağıtıldı. Emin olun bakın on binlerce kişi bu metnin her satırına sadık kaldılar. Taş atıldı bazılarının kafaları kırıldı, gübre döküldü, hakaretler yapıldı, küfürler yapıldı, doğrudan saldırmak istediler, ama biz sadece alkışladık ve sadece sloganı attık “Hak, hukuk, adalet” diye. Bu şunu gösteriyor; siz on bin kişiyi kontrol edemezsiniz aslında ama on bin kişi, adalete susayan bu on bin kişi kararlı, azimli, olay çıkarmadan hedefe varmak istiyorlar. Bu bizim için çok değerli.

Emre KONGAR- Doğru. Şimdi bu Adalet Yürüyüşü tabi bir büyük darbenin, sizin de çok iyi dile getirdiğiniz gibi 20 Temmuz darbesinin bir sonucu. 20 Temmuz’da aslında bir rejim darbesi yapıldı ve parlamenter demokrasi rafa kaldırıldı, tek adam yönetimi icra edilmeye çalışılıyor. Sizin adalet arayışınız bu rejime, bu yeni dayatılan rejime karşı nitekim çok sert sözlerle 16 Nisan referandumunu eleştiriyorsunuz, gayrimeşru, bravo gayrimeşru diyorsunuz. YSK içine yuvalanmış bir çete bunu yaptı diye düşünüyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, yargıçlardan oluşan bir çete, yargıç denmez de onlara artık usulen diyelim.

Emre KONGAR- Fevkalade sert çıkıyorsunuz ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de dün imzaladınız dilekçeyi. Peki, bundan sonra sadece adalet meselesi değil, adaletin de içinde yer aldığı rejim meselesini, bu yapılan 16 Nisan referandumunun sonuçlarına rağmen geri çevirmek için nasıl bir proje, nasıl bir program var?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onun için de çalışıyoruz. Tabi sadece biz değil, bizim dışımızda pek çok çevre bu konuda çalışıyor. Biz güçlü demokratik parlamenter sistemin yeniden inşası ve bir toplumsal uzlaşma belgesi olan yeni bir anayasayla Türkiye’nin barışçıl yüzünü dünyaya göstermek zorundayız. Bunu yapabilir miyiz? Evet yapabiliriz. Eğer anayasa referandumunda asla yan yana gelmeyen siyasal partililer veya kişiler veya gruplar veya sivil toplum örgütleri demokrasi konusunda uzlaşmışlarsa bu çok değerli bir şeydir. Biz bu paydayı, bu pastayı büyütmek zorundayız. Referandumda elde edilen, aslında yüzde 50’yi aşan “Hayır”ı büyütmek zorundayız. Öyle büyütmeliyiz ki, hangi hilelere başvururlarsa vursunlar bizi asla yenemeyeceklerini görsünler.

Merdan YANARDAĞ- Sonucu değiştiremesinler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, sonucu değiştiremesinler.

Emre KONGAR- Bildiri, Maltepe’de bir bildiri yayınlamayı düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle bir düşüncemiz var.

Merdan YANARDAĞ- Bütün topluma, bütün dünyaya yönelik bir çağrı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Hocam bu yürüyüşü niye yaptık? Onu anlatacağız. Beklentilerimiz ne, bunu da anlatacağım, ama Maltepe’de.

Emre KONGAR- Ama her halde bir bildiri beklentimiz yanlış değil?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var, toplumun büyük bir kesiminden öyle bir beklenti var.

Merdan YANARDAĞ- Peki efendim bu son Avrupa Parlamentosunun kararı var bu 16 Nisan Referandumuyla çok yakından ilişkili, bugün biz TELE 1 olarak da altını çizdik, Avrupa Birliğiyle üyelik müzakerelerinin askıya alınması isteniyor ve bu yönde bir tavsiye kararı var. Şimdi Türkiye Avrupa Konseyinin kurucu üyesi, üstelikte tek parti döneminde girilmiş bir, yapılmış, gerçekleşmiş bir kuruculuk bu. Avrupa parlamentosu da Avrupa Konseyinin Meclisi ve Avrupa Birliği üzerinde de büyük bir etkiye sahip. Burada dikkat çeken şu, yani merkez medya bunu görmezden geldi ve üzerinden atlamaya çalıştılar, ama bugün hükümetten yapılan açıklamada da bunu çok net olarak görmek mümkün. 16 Nisan referandumuyla ve ona şaibeli, tartışmalı ve gayrimeşru olan 16 Nisan referandumuyla gerçekleştirilmek istenen antidemokratik değişiklikler eğer uygulanmaya başlarsa ve bu değişiklikler nedeniyle Türkiye’nin demokratik bir ülke statüsünden çıkacağı belirtiliyor ve bu nedenle askıya alınması isteniyor. Yani Avrupa Parlamentosunun aldığı karar şu, 16 Nisan referandumu meşru değildir. 16 Nisan referandumunda geçirilen yasalar, anayasal değişiklikleri anti demokratik ve faşizan niteliklidir. Bir diktatörlük zemini yaratmaktadır. Eğer bunların uygulama yasaları çıkarsa Türkiye demokratik ülkeler liginin dışına gidecektir. Bu nedenle askıya alınması gerekir deniyor. Dolayısıyla sizin yürüyüşünüzle, Adalet Yürüyüşüyle sizin AİHM’e yaptığınız başvuruyla ki iptal için başvuruyorsunuz ki o başvurunun kabulüyle yeni bir tablo oluşacak. Avrupa Parlamentosunun aldığı bu son karar, bugün aldığı karar üst üste geldi, örtüştü. Dolayısıyla bütün dünyada da AKP hükümetine ve Sayın Erdoğan’ın tek adam rejimine, bir diktatörlük rejimine karşı bir tutum, bir pozisyon var. Bütün bunları değerlendirdiğimizde bu bağlamda bir Türkiye’de AKP iktidarını sürdürülemez hale geldiğini görüyoruz. Siz bu geniş koalisyonla bir gelecek tasarımı yapıyor musunuz? Yeni bir anayasa, kurucu meclis…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi şöyle söyleyeyim, Türkiye süratle, Ortadoğu’dan zaten soyutlandı, Mısır’la, Suriye’yle, Irak’la yani Katar dışında kimse hiçbir dost kalmadı. Libya’ya kadar uzanan bir zinciri düşünün soyutlanmış Ortadoğu’dan ve Afrika’dan.  Avrupa’dan da büyük ölçü de soyutlandı ve dolayısıyla da orada da bir ağırlığı ve gücü artık Türkiye’nin kalmadı. 16 Nisan referandumu, 20 Temmuz darbesinin meyvesidir. Bakın her darbeden sonra darbeciler kendi hukuklarını yaratmışlardır. Her darbeden sonra anayasalar yapılmıştır. 20 Temmuz darbesinden sonra da kendi hukuklarını yarattılar, anayasa değişikliklerini yaptılar, meşru olmayan bir şekilde yaptılar, gayrimeşru şekilde yaptılar. Şimdi buna uygun uyum yasaları çıkaracağız diyorlar. Siz eğer Avrupa Birliğine tam üye olmak istiyorsanız bunun koşulları bellidir, birliğin standartları vardır. O standartlara uyacaksınız. Danimarka uyuyor, Fransa uyuyor, Almanya uyuyor, Portekiz uyuyor, İspanya uyuyor, İtalya uyuyor. Türkiye? Efendim beni tam üye yapın ama ben o standartlara uymayacağım. Olmaz. Diyorlar ki olmaz kusura bakma ben seni yapmam diyor o zaman üyeliğini askıya alıyorum diyor. Şimdi biz tabi şöyle düşünüyoruz, Avrupa’nın Türkiye’yle olan ilişkilerini AKP penceresinden değerlendirmesini doğru bulmuyoruz. Türkiye’de demokrasiyi savunan geniş bir kitle var ve bu yüzde 50’nin çok üstünde. Dolayısıyla Avrupa Birliğinin ilişkileri askıya almak yerine, ilişkilerin gelişmesi yönünde baskıcı bir unsur olmasını biz yeğleriz. Yani gelin arkadaşlar niye siz bunları yapıyorsunuz? Oturalım konuşalım ve bizim standartlarımızı kabul edin demesi lazım. Bu ne olur biliyor musunuz? AKP’nin işine gelir. Diyorlar ki, ne kadar güzel sen kabul etme bende kabul etmiyorum zaten seni. Ne olacak zaten tek adam rejimiyim. Ben burada istediğimi yaparım. O noktaya Türkiye’yi getirmek istiyor, zaten bilinçli getirmek istiyorlar. AKP bu anayasa değişikliğini Avrupa Birliği tarafından kabul edilmeyeceğini bilmiyor muydu? Biliyordu. Tek adam rejiminin dünyada kabul görmeyeceğini biliyor muydu? Elbette biliyordu. Tek adam rejiminin bir dikta yönetimi olduğunu bilmiyor muydu? Elbette biliyordu. Ama ona rağmen dayattı. Yüksek Seçim Kurulu içindeki bir grup çete tarafından, bir üye hariç onu saygıyla anmak lazım, çete tarafından gayrimeşru kabul edildi bu. Dolayısıyla demokrasi askıya alındı, anayasa askıya alındı. Yasama, yargı, yürütme bunların hepsi bir kişiye bağlandı, şu anda yargı iktidarın sopası olarak kullanılıyor. İstediği kişiyi dövüyor, istediği kişiyi alıyorsunuz mahkemeye veriyorsunuz ve hapse atıyorsunuz hiçbir delil bile aramadan. Bakın hocam 12 Eylül döneminde, 12 Mart döneminde sıkıyönetim mahkemeleri vardı. Sıkıyönetim mahkemelerinde savcılar, hakimler dosyalarda deliller vardı, eksik yanlış ama o delillere göre karar verirlerdi. Balyoz davaları vardı bu sefer sahte deliler üretildi, sahte delillere göre karar verildi, çünkü o da siyasi iktidarın sopasıydı yargı. Şimdi 20 Temmuz darbesinden sonra dosyada efendim delil var, delil yok bunlar hiç aranmıyor. Dosyada delilin olup olmadığına bile bakılmıyor. Dosyanın içi boş, yukarıya bakıyor saraya kaç yıl hapis vereyim? 25 yıl ver diyor, 25 yıl hapis verdim diyor gir içeriye bitti bu kadar.

Emre KONGAR- Sahte deliller ile…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen öyle sahte delile bile ihtiyaç yok.

Emre KONGAR- Ve bu yargıya, haksızlıklara uğrayanların bu yargıya erişimi dahi engelleniyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın örnek vereyim size, çok tipik bir örnektir. Sözcü Gazetesinden iki muhabir arkadaş şu anda hapisteler. Mahkeme karar veriyor diyor ki, deliller toplanmadığı için diyor tutukluluklarına devam. Delil yoksa kardeşim delil yoksa niye tutukluyorsun? Asıl olan tutuksuz yargılama. Ama yukardaki izin vermiyor. Yukardaki diyor ki, “Bunlar tutuklu olacak, hapiste olacaklar” diyor. Geldiğimiz nokta bu maalesef.

Emre KONGAR- Evet, peki efendim İstanbul’daki büyük buluşma için bir çağrınız var zannediyorum. Eğer toplumun bütün kesimlerini yani bu Adalet Yürüyüşüne destek veren geniş toplum kesimlerini İstanbul’a 9 Temmuz’a bekliyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Herkesi bekliyoruz. İstanbul İl Başkanımız bütün siyasi partilerin İl Başkanlarına birer davet mektubu gönderdi. Onları da Maltepe’ye bekliyoruz. Yaklaşık on bir bine yakın sivil toplum örgütüne yine davet yazısı gönderildi. Onlar da Maltepe’ye bekleniyorlar. Hep birlikte adaleti savunacağız.

Emre KONGAR- Efendim bir son katılımlarla ilgili bir suçlamayla karşı karşıya Adalet Yürüyüşü. Özellikle HDP’lilerin katılımı dolayısıyla deniyor ki, “PKK terör örgütüyle kol kola yürüyor Kılıçdar”, ne diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunlar çok saçma iddialar. Hendekler kazılırken valileri oraya tayin eden ben değilim. Dolmabahçe Sarayı’nda yan yana oturanlar biz değiliz. Efendim işte bombalar yerleştirilirken valilere, komutanlara ‘aman sakın bunlara dokunmayın’ diyen biz değiliz. Biz şunu söyledik: “Adalet herkes için geçerlidir. Hiç kimse bir siyasi kimlikle, bir siyasi parti altında bizim yürüyüşümüze gelemez. Bunu kabul etmiyoruz. Ama kişiler arzu ederse her partiden kişiler gelebilirler.” Onlar da zaten bir parti kimliğiyle gelmediler, onlar da adalet istiyorlar.

Merdan YANARDAĞ- Şöyle bir tablo var. Yani kendilerine serbest Kürt sorunuyla ilgilendikleri zaman serbest kendileri görüşüyorlar, her türlü teması sürdürmek mümkün. Ama bir başkası örneğin ana muhalefet partisi ya da siz yaparsanız o serbest değil yasak ya da suç oluyor.  

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ne derlerse desin, hocam şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim, Türkiye’nin en temel sorunlarından birisi Kürt sorundur. O Kürt sorununu da ancak biz çözeriz, onlar çözemezler.

Emre KONGAR- Bravo. Tabi çünkü bir rejim sorunu değil mi? Ben de yıllardır yazıyorum adalet, rejim ve demokrasi sorunu. Peki, bir suçlama daha var sormuşken onu da sorayım, Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri diye yere göğe koyamadıkları şimdi de terör örgütü ilan ettikleri FETÖ ile ittifak halinde yürüyormuşsunuz diyorlar. 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hatta şöyle bir çalışma da yapıyorlarmış, benim söylemlerimle Fethullah Gülen’in söylemlerini yan yana getirip acaba benzerlik var mı diye araştırma da yapıyorlarmış. Bu bana sorulduğu zaman dedim ki, “Çok memnun oldum yani bizim benzer tarafımız var mı yok mu?” Fakat 1 aydır çıkaramıyorlar bir türlü. Çünkü benzerliğimiz yok. Olamaz da zaten.

Merdan YANARDAĞ- Efendim biz TELE 1 ekranlarından onların söylediklerini yayınlıyoruz. Nasıl bir övgü bütün hükümet üyelerinin geçmişte nasıl övdüklerini biz yayınlıyoruz.

Emre KONGAR- Ya burada ben dayanamayıp bir şey söyleyeceğim. Sizin bir sözünüz var diyorsunuz ki, “Sızmadılar yerleştirildiler.”

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen öyle devlete yerleştirildiler. Bakın daha önce yapılan 2010 referandumunda Yargıtay’ı Fethullah Gülen cemaatine teslim ettiler Yargıtay’ı. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunu da onlara teslim ettiler ve sonunda Balyoz ve Ergenekon olayları oldu. Sahte delillerle bir sürü insan perişan edildi. Şimdi de Hakimler Savcılar Kurulunu AKP’nin İl Başkanı, İlçe Başkanı, üyeleri bunları hakim yaparak bunları atayarak yargıyı bir anlamda başka bir şekliyle birilerine teslim ediyorlar.

Emre KONGAR- Evet yani bir tespitinizi tekrarlayalım. 2017 16 Nisan referandumunun temelinde yatan 15 Temmuz 2016 ayaklanmasının temelinde yatan olay 2010 referandumu. Çünkü 2010 referandumuyla yargıyı ve devleti Fethullah Gülen’e teslim edenler bunlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir tereddüt yok o konuda.

Emre KONGAR- 2010, 2015, 2017.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Ben şunu söyledim, bunlar diyordu ya Erdoğan işte “Aynı menzile yürüyoruz” diye. Bir ipte iki cambaz oynamaz. Bunlar bir ipte iki cambaz vardı Erdoğan ve Gülen. Bunlardan birisi düştü. Şimdi bir cambaz kaldı. Böyle gidiyor.

Merdan YANARDAĞ- Efendim son soru, bu 18 Dakika Özel hocamın da bir sorusu olabilir. Biz 18 dakikayı aştık. Bunu öngörüyorduk. Çok teşekkür ediyoruz öncelikle bize vakit ayırdığınız için bu sıkışık anda. Adalet Yürüyüşünde ön gördüğünüz hedefler konusundaki ısrarınızı sürdürecek misiniz? Çünkü şaşırttınız şöyle eleştiriler vardı, bir şekilde bu yürüyüş bir yerde kesilir, yarım kalır. Örneğin Enis Berberoğlu serbest bırakılırsa işte, hedefe ulaştık denir ve orada bırakılır. Ama bütün bu varsayımlar, öngörüler gerçekleşmedi. Siz herkesi şaşırttınız ve İstanbul’da da büyük bir buluşma gerçekleşecek öyle anlaşılıyor. Benim kişisel beklentim milyonlarca insanın geleceği yönünde. Siz bu hedefler için yani İstanbul’daki o büyük buluşma, bir son olmayacak diye düşünüyorum ben. Öyle midir gerçekten ben yanılıyor muyum? Yoksa siz bu hedefler için mücadeleyi sürdürecek misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu yürüyüş Enis Berberoğlu için yapılan bir yürüyüş değil. Bu yürüyüş hapisteki milletvekilleri, bu yürüyüş üniversitelerden atılan üniversite hocalar, bu yürüyüş hapisteki gazeteciler, bu yürüyüş açlık grevi yaptı diye terörist olarak tutuklanıp hapse atılan iki öğretmen için, bu yürüyüş hak arayıp adalete ulaşamayanlar için. Bu yürüyüşün amacı bu zaten yani adaletsizliği toplumun her kesiminde duyurmak yani bunun aslı amacı bu. Bu burada sona erer mi? Hayır, ermez. Adaletsizlik böyle devam ettiği sürece biz de yolumuza devam edeceğiz. Her türlü mücadeleyi yapacağız.

Merdan YANARDAĞ- Büyük yürüyüş devam edecek.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunun yeri bazen parlamento olacak, bazen parlamento dışı olacak, bazen bir fabrika, bazen bir sokak, bazen bir cadde, her yerde bir şekliyle bunu yapacağız ve sürdüreceğiz, bu ülkeye gerçek anlamda adaleti ve demokrasiyi getirinceye kadar.

Emre KONGAR- Efendim son bir soru ben biliyorsunuz sosyoloğum ve aile sosyolojisiyle başladım doktora tezim İzmir’de kentsel ailedir. Bir özel soru buna istediğiniz gibi cevap verebilirsiniz veya vermeyebilirsiniz. Bu yürüyüş boyunca özellikle sonuna doğru yaklaşırken bütün toplumun büyük bir sempatiyle izlediği eşiniz, iki kızınız, oğlunuz ve onların eşleri nişanlıları vesaireleriyle. Hiçbir değerlendirme yaptınız mı? Bu çok samimi bir soru ben çünkü zaman zaman çoluğuma çocuğuma sorarım yazımı okudunuz mu falan diye. O anlamda soruyorum. Eğer yaptınızsa ne gibi izlenimler aldınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hocam samimi söylüyorum hiçbir istişare yapmadık. Ben gittiğimde Güvenpark’a eşim, oğlum ve onun nişanlısı da geldi. Sonra yürüdük, İstanbul’daki kızlarım da geldi, aile boyu yürüdük.

Emre KONGAR- Bu süreç sırasında hiç konuşulmadı mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendi aramızda konuştuk. Ama bu olayı özellikle hani beraber yürüyelim, birlikte yürüyelim diye özel bir şey yapmadık yani onlar da gönüllü geldiler, hep birlikte yürüdük. Çünkü onlar da toplumu görüyorlar, gözlüyorlar. Bir sürü şikayet geliyor o şikayetleri onlar da dinliyorlar sonuçta. Adalet konusunda böyle güzel bir tablo ortaya çıktı. Ben de bundan son derece memnunum.

Emre KONGAR- Evet ben o zaman aile sosyoloğu olarak siyasi tabloya bir ek yapalım, aile babası kimliğinizle adalet isteyen siyasal lider kimliğiniz çakıştı ve bu hakikaten bir sinerji yarattı. Bilmiyorum Merdan Bey ne der? Tebrik ediyorum ailenizi de, sizi de, siyasal liderliğinizi de. İnşallah bu yeniden doğuşu sürdürürüz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İnşallah sürdüreceğiz.

Merdan YANARDAĞ- Efendim katıldığınız için bizi burada konuk ettiğiniz ve biz de sizi programımıza konuk aldığımız için, bunu kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Emre KONGAR- Efendim çok teşekkürler. Umudumuz başarınızdır.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Umudu büyüteceğiz.

Merdan YANARDAĞ- Değerli seyirciler bir 18 Dakika programı daha bitti. On binlerin “Adalet” yürüyüşü İstanbul’un kapılarına dayanıp Türkiye’deki diktatörlük girişiminin siyasal iktidarı sarstığı şu günlerde 18 Dakikayı biz Gebze’de, Gebze Topçu Kışlasının hemen yanındaki alanda on binlerin mola verdiği alanda gerçekleştirdik. Hoşça kalın yarın aynı saatte buluşmak dileğiyle.