04.10.2017
3728
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (04 EKİM 2017)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, MYK Toplantısı sonrasında Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:



Değerli arkadaşlar hepiniz hoşgeldiniz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Türkiye’nin ve dünyanın gündemini görüşüyoruz.

Öncelikle yine acı bir haber aldık, Hakkari’de şehitlerimiz var, yaralılarımız var, hain bir terör saldırısı sonucu 4 şehidimiz ve yaralılarımız var, acımız büyük. Teröre karşı hepimiz amasız, fakatsız bir ortak duruş göstermek zorundayız. Bu insanlık borcu, sadece bu bir ulusal borç değil insanlık borcu insan olarak. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, bütün milletimize başsağlığı diliyorum. Şehitlerimizin yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Teröre karşı atılması gereken hangi ciddi adım varsa buna destek vereceğimizi daha önce de söyledik, söylemeye devam ediyoruz.

Sayın Genel Başkanımız 4 yılda terörü bitiririm dedi. Bunun memnuniyetle karşılanmasını bekliyorduk, bunun siyaset tarafından olumlu bir kucaklama görmesini beklerken AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öfkesiyle karşılaştı şaşırdık. Demek ki, Sayın Erdoğan terörün bitmeyeceğine inanıyor. Sayın Genel Başkanımız 4 yılda terörü bitireceğim dediği zaman terörün bitmeyeceğine milleti inandırmaya çalışıyor, şaşılacak bir şekilde AK Parti Genel Başkanı terörün devam edeceğini anlatırcasına ifadeler kullanıyor. Bu anlayışla terörle mücadelede başarılı olmak mümkün değildir.

Yine Kuzey Irak’ta önemli bir denge unsuru olan Celal Talabani hakkı rahmetine kavuştu. Önemli bir denge unsuruydu. Kuzey Irak’ın bugün geldiği noktada yaşanan sıkıntıları biliyoruz. Böyle bir önemli aktörün hayata veda etmiş olması hepimizin üzüntüsüdür. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz. Yine ailesine ve herkese başsağlığı diliyorum.

TÜRK MEDENİ KANUNU TÜRKİYE’NİN MODERNLEŞME TARİHİNDE ÇOK ÖNEMLİ BİR KİLOMETRE TAŞIDIR

Değerli arkadaşlar, bugün 4 Ekim Türk Medeni Kanununun kabul edilişinin 91. yıldönümü. 4 Ekim 1926’da Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girişinin 91. yıldönümü. Türk Medeni Kanunu Türkiye’nin modernleşme tarihinde çok önemli bir kilometre taşıdır. Türkiye’nin çağdaş uygarlığa geçiş sürecinde çok önemli bir kilometre taşıdır. Özellikle kadın haklarında önemli bir devrimdir. Medeni nikahın getirilmesi ve tek eşliliğin getirilmesi konusunda çok önemli bir devrimdir. Kadını insan mertebesine yükselten çok ciddi bir adımdır. Bu çerçevede medeni kanunun yürürlüğe girişinin 91. yılı nedeniyle hem Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, hem cumhuriyet kadrolarını ve hem de medeni kanunda çok büyük emeği olan dönemin Adalet Bakanı rahmetli Mahmut Esat Bozkurt’u saygıyla anıyoruz. Kadını insan mertebesine yükselten bu önemli çağdaş devrimin, dönüşümün yok edilmek istendiğini biliyoruz. Ama yok etmeye güçleri yetmeyecek. Ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye modernleşme yolunda, çağdaş uygarlık yolunda kararlı bir biçimde yürüyüşüne devam edecek.

TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK İKTİDARI KURMAYA TALİBİZ

Değerli arkadaşlar, Pazar günü TBMM çalışmalarına başladı. Yeni yasama dönemi çalışmaları başladı. Orada bir fotoğraf gördük. TBMM’nin açılışındaki fotoğraf aslında parti devletinin fotoğrafıydı. İlk defa partizan bir Cumhurbaşkanı açılış konuşması yaptı. İlk defa tarafsız bir Cumhurbaşkanı makamı ihlal edilerek partizan bir Cumhurbaşkanının hitabıyla meclis çalışmalarına başladı ve bu döneme uygun bir fotoğraf verildi. Tek adam rejiminin fotoğrafı. O fotoğrafı hatırlayacaksınız. Kontrollü hükümet, kontrollü meclis, kontrollü muhalefet, kontrollü yargı. O fotoğraf kadrajında olanlar bunlardı. Biz o fotoğrafın parçası olmayız, olmayacağız da. Biz kontrollü muhalefet olmaya talip değiliz, biz demokratik iktidarın temsilcisi olmaya talibiz. Türkiye’de demokratik iktidarı kurmaya talibiz.

TEK ADAM REJİMİNİN BUGÜNE KADAR TÜRKİYE’YE MALİYETİ 100 MİLYAR LİRA

Değerli arkadaşlar, bu basit bir fotoğraf değil. Tek adam rejiminin bugüne kadar Türkiye’ye maliyeti 100 milyar lira. Yani anayasa tartışmalarının başladığı MHP Genel Başkanının getirin meclise bu anayasa değişikliğini dediği günden bu yana dolardaki kayıp 50 kuruş ortalama ve bunun Türkiye ekonomisine maliyeti 100 milyar lira daha şimdiden. 100 milyar lira kayıp.

Bütçe rakamları açıklandı ilk 7 ayda bütçe açığı 25 milyar lira. Temmuz ayına kadar bütçe açığı 25 milyar lira. Peki bu dönem içerisinde memura zam verilmiş mi? Hayır, devede kulak. İşçiye zam verilmiş mi? Hayır. Emekliye zam verilmiş mi? Hayır. Çiftçinin ürünü para etmiş mi? Hayır. Ama bütçe açığı 25 milyar lira. FETÖ’cülere ne istediniz de vermedim diyen her şeyi veren iktidar çalışana hiçbir şey vermezken açık veren bir bütçeyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, tek adam rejiminin maliyeti bu. Bugün çiftçinin hükümetten 10 yıllık alacağı 87,5 milyar lira. Her bir çiftçi ailesinin 40 bin lira alacağı var. Kanunda yazmasına rağmen verilmeyen destekler, teşvikler. Tarım kanununda yazılı olmasına rağmen her bir çiftçi ailesinin hanenin alacağı 40 bin lira. Bunları vermeyen ama bütçe açığı veren bir hükümet.

SÖZCÜ İDDİANAMESİ TÜRK YARGISININ UTANÇ BELGESİDİR

Değerli arkadaşlar, bu tek adam rejimi hayatın her alanına nüfuz etmiş. Bakın, Sözcü Gazetesinin iddianamesi hazırlandı. Mahkeme tarafından kabul edildi şu gördüğünüz Sözcü iddianamesi.

Değerli arkadaşlar, Sözcü iddianamesi Türk yargısının utanç belgesidir, rejimin utanç belgesidir. Buna iddianame demek mümkün değil utanç belgesidir. İçini karıştırın 73 sayfa, 3’te 2’si FETÖ nasıl örgütlenmiş, devlete nasıl girmiş, Sözcü’yle hiçbir ilgisi yok bunları anlatıyor. Ama onu devlete kimin yerleştirdiğine ilişkin tek bir kelime yok. Ama ne var? Geri kalan 3’te 1’inde masum olan Sözcü’ye iftira var. Geri kalan 3’te 1’inde çıktığı günden bu yana Atatürk ilkelerini savunan, cumhuriyeti savunan, demokrasiyi savunan, FETÖ’yle herkes ballı börek geçinirken çete diyen Sözcü’ye iftiralar var. Bir şey uydurmuşlar algı operasyonu. Belki 10 yerde geçiyor iddianamenin içerisinde Sözcü algı operasyonu yapıyormuş.

Değerli arkadaşlar, bu algı operasyonu sözü bizim için çok tanıdık. Aslında AK Parti – FETÖ ittifakı döneminde FETÖ’nün icadıdır bu algı operasyonu. O dönemdeki Ergenekon, Balyoz davaları devam ederken Ergenekon’un medya yapılanması diye açtıkları davalarda FETÖ’cüler o gazeteciler için algı operasyonu yapıyor diyorlardı. Şimdi aynı algı operasyonu sözüyle FETÖ karşıtları aslında iktidara muhalif olanlar, gerçekleri söyleyenler korkutulmaya çalışılıyor.

Bakın, bu davada yargılanan FETÖ’cülük değildir. Bu davada yargılanan muhalif haber yapmaktır. İddianameyi okuyan vicdanlı herkes bunu görecektir. Muhalif haber yapmanın yargılandığı bir davadır bu. İddianamenin tümü yalandır. Ama iddianamenin içindeki manşetler gerçek. Sözcü’nün suç işledi dediği manşetler gerçek. Bakın suç delillerine. 17 – 25 Aralık yolsuzluk soruşturmasında bakanın başını ağrıtacak görüntüler demiş Sözcü. Ayakkabı kutusunda çıkan paralar demiş. Yalan mı? Yalan mı çıkmadı mı paralar? Bu konuşmalar yapılmadı mı, evlerde para kasaları bulunmadı mı, rüşvetler çıkmadı mı, yakalanmadı mı bu paralar?

Bakın, IŞİD’ın mucidi AKP iktidarıdır demiş. Yalan mı? Dönemin Başbakanı AK Parti Genel Başkanı Davutoğlu öfkeli gençler dememiş miydi IŞİD’çiler için? Adıyaman’da cami imamı bırakın bunları devlet yerleştirdi buraya dememiş miydi? Ankara’da Hacı Bayram Veli Cami civarında herkesin gözü önünde, devletin gözü önünde IŞİD’çiler organize olmamış mıydı? Yalan mı bu haber? Bu haberden nasıl FETÖ’cü çıkarırsınız?

Bakın, yuh artık savaş sırlarımızı bile dinlemişler, vatana ihanet diye asıl buna derler koskoca bir devlet teröristlere silah yardımı yapar mı? Bu manşet suç diyor, bu manşete. Yalan mı? Bir gazeteci bunları yazdı diye nasıl FETÖ’cü dersiniz?

Değerli arkadaşlar, algı operasyonu FETÖ’nün icat ettiği sihirli bir iftira yöntemidir. Algı operasyonu sözü FETÖ’nün icat ettiği sihirli bir iftira sözüdür ve ne yazık ki bugün iktidarın savcıları bu sihirli söze dayanıyorlar.

Şimdi ben o savcılara sesleniyorum. Bu iddianame ne? Bu iddianame algı operasyonu değil mi? Bu iddianame iktidara muhalif olan ve FETÖ’ye karşı olduğu ayan beyan belli olan kişilerin iktidara muhalif olduğu için FETÖ’cü diye iftira atıldığı bir algı operasyonu değil mi? Yaratmaya çalıştığınız bu değil mi? Bu yalanlarla FETÖ’cü olmayanları FETÖ’cüymüş gibi gösterecek bir algı operasyonu içinde değil misiniz? Yarın sizinle ilgili birileri çıkıp da muhalifleri FETÖ’cü göstermek üzere algı operasyonu yaparak 20 Temmuz darbesine iştirak ettiler diye bir başka savcı iddianame düzenlerse ne yapacaksınız? 20 Temmuz darbesine iştirak etmekten, bu iştirak suçunda da FETÖ’cü olmayanları FETÖ’cü gibi gösterip algı operasyonu yaratarak bunu işlediler diye bir iddianame düzenlese ne yapacaksınız? Bu algı operasyonu lafı çok kolay tersine çevrilebilecek bir laf.

20 TEMMUZ DARBESİNİN İNFAZ MEMURLUĞU

Değerli arkadaşlar, bu savcılık değildir. Bu yapılan 20 Temmuz darbesinin infaz memurluğudur. Cumhuriyet savcılığı değildir. 20 Temmuz darbesinin infaz memurluğu yapılmaktadır. Hukuka aykırı, vicdana aykırı bir şekilde. Sözcü davası ne yazık ki, bir terör örgütü davası değildir. Artık bu aşamadan sonra, bu iddianameden sonra açıkça ortaya çıkmıştır ki, Sözcü davası Türkiye’de yargının namus ve vicdan davasına dönüşmüştür. Türkiye’de yargının namus ve vicdan davasına dönüşmüştür.

Onun için bugünün savcılarına ve hakimlerine sesleniyorum, bugünün Zekeriya Öz’leri olmayın. Bugünün Zekeriya Öz’leri olmayın, hani o güzel bir söz vardır ya deyiş ‘İbret al deli gönlüm ibret al’ diye. Bugünün Zekeriya Öz’leri nerede ne halde bakın ibret alın. Bugünün Zekeriya Öz’leri olmayın, hukukçu olun, cumhuriyet savcısı olun, cumhuriyetin hakimi olun.

Ha şimdi burada iktidara da bir çift sözüm var iktidar mensuplarına. AK Parti Genel Başkanı başta olmak üzere tamamına yukarıdan aşağı. Hiç öyle oturduğunuz yerde elinizi ovuşturmayın. Bu iddianamelere, bu iftiralara bakarak ne güzel bizim muhaliflerimizin başına bunlar geliyor diye elinizi ovuşturmayın. Eğer burada yazanlarla Sözcü gibi FETÖ’ye karşı olduğu tescilli olan bir gazeteye FETÖ’cülük yapıştırılabiliyorsa zinhar sizin kurtuluşunuz yoktur zinhar. O zaman sizin hakkınızda çok kolay, hiçbir delil toplamaya gerek olmadan 15 Temmuz darbesini planladılar diye iddianame düzenlemek mümkündür. Bu yoldan gidiliyorsa sizin için ayrıca delil toplamaya bile gerek kalmadan 15 Temmuz darbesini düzenlediler diye iddianame düzenlemek içten bile değildir. Onun için elinizi ovuşturmayın. Hukukun hakim olacağı bir Türkiye peşinde koşun. Yarın kime ne olacağını kimse bilmiyor.

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANINA SESLENİYORUM, NİYE KARAR VERMİYORSUNUZ?

Değerli arkadaşlar, bu uygulama aynı şekilde milletvekilimiz Enis Berberoğlu hakkında da devam ediyor. Bugün yine duruşması ertelendi. Anayasa Mahkemesi karar vermiyor hala. Anayasa Mahkemesi Başkanına sesleniyorum, niye karar vermiyorsunuz? Sizin bu işin habercilik olduğuna ilişkin bir kararınız var MİT tırlarıyla ilgili daha önce verdiğiniz ihlal kararında. Bu bir haberciliktir diyorsunuz. Sizin bir başka kararınız daha var daha önce. Milletvekillerinin yeri yasama meclisidir tutuklanamazlar hüküm kesinleşinceye kadar diyorsunuz. Tutuklanamaz milletvekilleri. Ee? Bu iki tane karar önünüzde dururken niye Enis Berberoğlu’nun açtığı davayı gündeminize alıp karar vermiyorsunuz? Korkuyor musunuz? Başına bir işler gelen hakimlerin başına gelenler sizin de başınıza gelir diye mi korkuyorsunuz? Bu korkunuz sadece Enis Berberoğlu’nun haksız yere içerde yatmasına sebep olmuyor. Aynı zamanda onun sizden sonraki müracaat yerlerine gitmesini de bloke ediyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat etmesinin yolunu da kapatıyorsunuz. Neyi bekletiyorsunuz? Bir mağdurun hakkını bloke etmek Anayasa Mahkemesi gibi bir mahkemeye yakışıyor mu?

Değerli arkadaşlar, böyle bir Türkiye tablosu içerisindeyiz. Geçen hafta sevindirici bir olay yaşadık. Partimizin avukatı, Genel Başkanımızın avukatı serbest bırakıldı. Zaten bir kumpastı süreci başından beri söyledik. Serbest bırakıldı. En azından buna sevinebiliyoruz. Ama dehşete düşüren bir başka şey sordukları sorular. Ben inanmamıştım gözaltına alınırken yoktur dosyada bunlar diye. Ama ne yazık ki varmış. Bu Türk yargısının geldiği noktayı gösteriyor, soruşturmaların ne olduğunu gösteriyor. Digitürk’ten niye ayrıldın diye sormuşlar. Bende ayrıldım Digitürk’ten, herkes ayrıldı. Ey Cumhuriyet Savcısı, sen Digitürk’ün bekçisi misin? Sana ne? Digitürk’ten niye ayrıldın diye sormuşlar. El Kaide’yle ilgili niye twit attın diye sormuşlar. Sen El Kaide’nin bekçisi misin? Ne yazacağına sen mi karar veriyorsun? Kontrollü darbe sözünü söyledin diye bu sözü niye söyledin diye sormuşlar. Senin işin bu mu? Böyle bir tablo içerisindeyiz.

15 YILLIK AK PARTİ İKTİDARINDA HEP BEN YAPTIM OLDU DİYEN KENDİLERİ!

Değerli arkadaşlar, bu hafta içerisinde önemli konulardan bir tanesi de vergilere yapılan zamlardı. Ciddi vergi artışlarıydı. Tabi şöyle ilginç bir tabloyla karşı karşıyayız. Ekonomi çöktü, iflas etti, 15 yıl içerisinde AKP iflas ettirdiği ekonominin bedelini çalışanların üzerine yıkıyor ve ilk akla gelende vergiler, vergilerin artırılması. Çiftçiye, emekliye, işçiye, memura yüklenecek yük. Fatura buraya kesiliyor ama çok ilginç başka bir şey var hiçbir zaman iktidara bir fatura kesilmiyor. AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan çıkmış diyor ki, ben yaptım oldu demekle bu iş olmaz diyor. Günaydın. Doğru söylüyor, ben yaptım oldu demekle bu iş olmaz diyor da şaka gibi bir şey. 15 yıllık AK Parti iktidarında hep ben yaptım oldu diyen kendileri. Bu ülkeyi ben yaptım oldu diyerek yönettiler. Bir sabah kalkıyor yardımcı doçentlik olmaz diyor, ben yaptım oldu. Bir sabah kalkıyor TEOG ne olacak diyor, açık uçlu sınav mı olacak, kapalı uçlu mu kimsenin haberi yok. Ben yaptım oldu. Bir sabah kalkıyorlar vergi koyuyorlar, ben yaptım oldu. Bir sabah kalkıyorlar vergiyi kaldırıyorlar ben yaptım oldu. Ben yaptım oldu Türkiye’si yarattınız iktidarınız döneminde, devri iktidarınızda.

Onun için bu tablonun karşısında toplumsal muhalefeti gördüler, halkın tepkisini gördüler ve geri adım atmak zorunda kaldılar. Milletimize sesleniyorum, demek ki halkın ciddi tepkisi iktidarları düzene sokabiliyor, geri adım attırabiliyor. O yüzden hayatınızı, günlük hayatınızı ilgilendiren her konuda ciddi ve şiddetli tepki göstermek zorundasınız. Hep beraber toplumsal muhalefeti yükselttiğimiz zaman iktidar keyfi hareket edemeyeceğini görecektir.

Değerli arkadaşlar, bir başka önemli konu, medeni kanunun 91. yılı dedik, Cumhuriyet devriminin. Bir başka utançla karşı karşıyayız. Bilim yuvası olması gereken üniversitelerde Atatürk’e gösterilen düşmanlığın bir yeni örneğiyle karşılaştık. Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde web sayfasında Atatürk’ün resmini çıkarıyorlar. Tepkiler üzerine göstermelik bir küçük resmi yeniden koymak zorunda kalıyorlar. Üniversite rektörünün derhal istifa etmesi lazım. Sivas 4 Eylül-11 Eylül tarihleri arasında Türk Milli Kurtuluş Savaşında en önemli kilometre taşlarından birisidir. Sivas Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı, harcının karıldığı yerdir. Cumhuriyet’in harcının karıldığı yerde Atatürk’ün tarih sahnesinde bir büyük dev devrimci olarak çıktığı yerde Üniversite Rektörlüğü yapanın Atatürk’e saygısızlık yaparak orada oturmaya hakkı yoktur. Onu orada tutanlarında o kadar vebali ve ortaklığı vardır bu suçta. Yakışmıyor, hiçbir üniversiteye yakışmıyor, Sivas Cumhuriyet Üniversitesine hiç yakışmıyor, böyle bir rektörde böyle bir tutumda.

Değerli arkadaşlar, son olarak yeni parlamento döneminde iki önemli mesele var. Bir; Türkiye derhal OHAL rejiminden çıkmak zorunda. Normalleşmek zorundayız. Ekonomik sorunlar toplumsal sorunlar, hukuksal sorunlarımızı OHAL şartları altında çözemeyiz, derinleşir. Türkiye’de kriz de derinleşir, hayat zorlaşır. O yüzden Türkiye’nin derhal normalleşmesi lazım, parlamentonun önündeki en önemli görev öncelikle OHAL’in kaldırılmasıdır.

Bir diğer önemli süreç, uyum yasaları gelecek herkes merak ediyor uyum yasaları sürecinde ne olacak diye. Uyum yasaları konusundaki tutumumuz çok açıktır. Biz Türkiye’de gayrimeşru, mühürsüz anayasa da olsa yürürlüğe giren anayasadan kaynaklanan zorunlu uygulamaya dönük teknik değişikliklere uygun zeminlerde düşüncelerimizi bildireceğiz. Düşüncelerimizi bu teknik zorunlu alanlarda düşüncelerimizi paylaşacağız uygun zeminlerde. Ancak, tek adam rejimini tahkim etmeye dönük, tek adam rejimini yerleştirmeye dönük mevcut gayrimeşru anayasanın getirdiği güçleri tek elde toplamaya dönük sistemin parçası olmayacağız. Bu gayrimeşru sistemi tahkim etmeye dönük sürecinde parçası olmayacağız. Ona karşı duruşumuzu da her zaman güçlü bir şekilde göstereceğiz.

Hepinize teşekkür ediyorum. Sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim Melih Gökçek’in istifası çok konuşuluyor. Dün Cumhurbaşkanı böyle bir şey yok ama bundan sonra olmayacağı anlamına da gelmiyor dedi. Melih Gökçek’ten bir cümle var, ‘Erdoğan sadece Türkiye’nin değil, ümmetin lideri’ demiş. Bu sözlere bir yorumunuz olur mu? Birde Bahçeli dün dedi ki grupta, şartlar oluştuğunda 82 Kerkük, 83 Musul deme hakkının önünde hiçbir güç duramayacaktır dedi. Yani bunun olma ihtimali, gerçekleşme ihtimali var mı size göre?

Bülent TEZCAN – Şimdi Melih Gökçek’le ilgili partisinin Genel Başkanı düşüncesini söyledi. O onların kendi meselesidir ben onu bilmem ama ümmetin lideri… Haşa bizim bildiğimiz ümmetin lideri peygamberlerdir. Peygamberler ümmetlerin lideridir. Haşa Erdoğan’ı peygamber mertebesine mi oturtuyor onu bilmiyorum. Bunu yapıyorsa bu dünya da millet hesabını sorar, öbür dünyada da Allah hesabını sorar. Ama biz bu millete peygamberden başka milleti ümmet yapacak girişimlerin tarihimizde milleti marabaya çevirdiğini çok gördük. Millet sadece peygamberlerin ümmeti olur. Asıl olan milleti millet yapabilmektir. Milleti millet yapan özelliklerden uzaklaştırarak Türkiye bugün içinde bulunduğu bu açmazın içine giriyor. Yani çok tuhaf bir şey milletin taktirine bırakıyorum.

İkinci bir sorunuz daha vardı.

Soru- Bahçeli’nin sözü efendim. Eğer şartlar oluşursa der ki Bahçeli, ‘Kerkük 82, Musul 83’ yani Düzce’den sonra deme hakkının önünde hiçbir güç duramayacaktır.

Bülent TEZCAN- Biz bu konuda ne düşündüğümüzü net olarak söyledik. Bölgede Irak’ın, Suriye’nin ve bölge devletlerinin toprak bütünlüğü esastır. Türkiye’nin güvenliği esastır. Bunlara tehdit oluşturacak oluşumlara karşı milli bir duruşla karşılık veririz. Ancak siyaset aynı zamanda suhulet ve soğukkanlılık gerektirir. Bu söylenen işler hamasetle değil siyasetle çözülür. Bunları yaparken milli çıkarları korumanın yolu da hamasetten değil siyasetten geçer.

Soru- Sözcü Gazetesi konusunda tekrar soracağım. Gökmen Ulu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerini belli etti darbe günü diye tutuklu aylardır. Bugün bir karar daha yeni. Suikast timi 4 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldu. 2 dava açısından baktığımız zaman çelişkiler var. Bunları hem hukukçu olarak hem de siyasetçi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bülent TEZCAN- Yani bu iddianamenin üzerinden zaten bir değerlendirme bir hukukçunun yapması çok zor. Çünkü iddianame hukukçu elinden çıkmış bir iddianame değil. İddianame belli ki bir talimatla yazılmış, suç uydurmaya dönük bir iddianame. Söylediğiniz çelişki önemli, bir çelişki ama onun ötesinde iddianamenin kendi içinde bu konuda bir çelişki var. Bakın 8. sayfasında iddianamenin çok net diyor ki, kendi yazdığı, savcının yazdığı iddianamede Cumhurbaşkanını ayrıca 3-4 kişilik sivil kıyafetli bir grubun takip ettiğini söylüyor takip edenler. Cumhurbaşkanını Marmaris’ten önce 3-4 kişilik bir grup olarak takip ettiriyorduk diyor. O davanın sanıklarından birisi, darbecilerden birisi. İddianame hem bunu yazmış, hem de altında diyor ki Marmaris’te siz bu haberi yaptınız, Cumhurbaşkanının yerini belli ettiniz. Yani üç satır üstünde Cumhurbaşkanını sivil olarak takip ettiriyorduk diyor adamlar. Üç satır altında da diyor ki, siz bu haberle Cumhurbaşkanının yerini belli ettiniz. Takip ediyorlarsa yerini zaten biliyorlar. Bu habere ne ihtiyaç var? O yüzden bu uydurma bir gerekçedir, bu gerekçe uydurma çabasıdır. Hukuk fakültelerinde bu iddianame yeni iddianame türleri arasında iftira iddianameler diye bir kategori açılacak, onların altında okutulacak diye inanıyorum.

Soru- Efendim yarın Cumhurbaşkanlık sarayında Erdoğan ve Bahçeli’nin Kuzey Irak toplantısı olacak. Sayın Cumhurbaşkanı Kemal Bey’e de bir davet gönderip göndermeyeceğine karar vereceğini söylemişti. Öncelikle şunu sorayım, davet geldi mi, davet gelirse CHP’nin tavrı ne olacak, Genel Başkan bu davete gidecek mi?

Bülent TEZCAN- Davet gelmedi henüz, benim bildiğim bir davet yok. Tabi ki davet gelirse Sayın Genel Başkanımız karar verecektir ne yapacağını. Ama bizim bildiğimiz bir şey var hala hükümet sorumluluğu Başbakanda. Yani şu anda henüz gayrimeşru anayasanın hükümete ilişkin maddeleri yürürlüğe girmedi, yeni seçimde yürürlüğe girecek o zamana kadar da sorumluluk hükümette. Hükümetin başında Başbakanda sorumluluk, tabi takdiri Sayın Genel Başkanımız yapacaktır.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.