09.09.2017
8721
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN PARTİ MECLİSİ TOPLANTISI ÖNCESİ YAPTIĞI AÇIKLAMA (9 EYLÜL 2017)

-"Biz Kıbrıs’a çıktığımızda milliyetçiliğimizi Kıbrıs’ın Beşparmak dağlarına yazdık. Akdeniz’e yazdık biz milliyetçiliğimizi. Bizim milliyetçiliğimiz lafla değil eylemledir. Halkın çıkarlarını koruruz"
- "CHP iktidar değil. Haydi iktidar olsak, bir hata yapsak saldırsınlar, eleştirsinler, saygı duyarız. İktidar değiliz ama sabah, öğle, akşam CHP’ye saldırıyorlar. Neden? Çünkü bizim ne istediğimizi biliyorlar ve ondan rahatsız oluyorlar. Ne istiyoruz biz? Biz, güçlü ve onurlu bir Türkiye istiyoruz"
- "Buradan açık ve net söylüyorum, namus sözü veriyorum. İlk 4 yılda bütün dünyada fındık fiyatını sadece ve sadece Türkiye belirleyecektir. Borsa, lisanslı depoculuk, bütün sorunları çözeceğim. Kim kazanacak, Karadeniz’in fındık üreticisi kazanacak, Türkiye kazanacak"
- "(ABD’deki davaya Zafer Çağlayan’ın dahil edildiği iddiaları) Türkiye Cumhuriyeti’nde bakanlık yapmış birisinin, bir başka ülkede yolsuzlukla suçlanması, yargılanması başlı başına bir utanç vesilesidir"
-"Benimle hesaplaşmak mı istiyorsun Sayın Erdoğan? Gayet basit. Söyledim, yine söylüyorum. Senin televizyon kanalında, senin gazetecilerin önünde oturalım, iki medeni insan gibi konuşalım"
- "Biz buradayız. Cesaretin varsa çıkarsın karşımıza, öyle uzaktan maval okumanın anlamı yoktur. Millet, televizyonda kim yalan söylüyor, kim doğru söylüyor onu görür, gözlerinden anlar"
- "Siyasette hesap vermenin yolu, diğer siyasi partilerle bir araya gelip insan gibi tartışmaktır"


Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi toplantısı öncesinde yaptığı konuşma şöyle:

Değerli arkadaşlarım, bugün aslında hepimiz biraz heyecanlıyız ve sevinçliyiz. Görkemli bir tarihi inşa edenler 94 yıl önce cumhuriyeti kurdular ve Cumhuriyet Halk Partisini kurdular. O nedenle bu ülkenin kurucularının kurduğu bir partinin Genel Başkanı olma ayrıcalığını taşıyorum. Benim için onur verici bir olay. Ve emin olun bu partiye üye olan, partiye oy veren ve vermeyen bütün vatandaşlarım da şunu çok iyi bilsinler, Cumhuriyet Halk Partisi sadece Türkiye için değil, dünya siyaset tarihi içinde çok önemli bir kaynaktır. Yıkılan bir imparatorluktan çağdaş uygarlığı yakalama amacını güden bir devleti inşa etmek ve o devleti inşa ederken de kurdukları partinin adına Halk Partisi adını vermek. Cumhuriyeti kuran kadrolar şunu hedeflediler: “Biz padişahın kulu ve kölesi olmayacağız. Hiçbir vatandaşımız padişahın kulu ve kölesi olmayacak. Biz bilhassa kimsesizlerin kimsesi olacağız” dediler. Kadın, erkek eşitliğini savundular. Uygar dünyanın bir parçası olmasını hep birlikte yürekten istediler. Çok partili hayata geçtiler. Devlet ayakları üstünde durmaya başlayınca dünya tarihinde ilktir, bir siyasal parti kendi özgür iradesiyle demokrasiyi seçiyor ve yine kendi özgür iradesiyle seçimlerde kazanan partiye iktidarı devrediyor. Neden dünya tarihinde bir ilktir? Çünkü demokrasiyi savunuyorlar, uygar dünyayı savunuyorlar, özgürlüğü savunuyorlar. Ve Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet payidar olmasını savunuyorlar. Bunun yolu elbette cumhuriyetten, bunun yolu elbette demokrasiden geçiyordu.

Üçüncü büyük adımı attı Cumhuriyet Halk Partisini kuran kadrolar. Ezilenlerin yanında oldular, grev hakkı yasaktı, sendika hakkı yasaktı. Grev ve toplu sözleşme hakkını getirdiler. Sigortalar getirdiler, mazlumun, fakirin, fukaranın yanında oldular. Onlara destek verdiler. Bunu en iyi anlatan bizim partimizin -Allah rahmet eylesin- Genel Başkanı Bülent Ecevit’tir. Ne demişti? “Ne ezen, ne ezilen, insanca, hakça bir düzen”. İnsanca ve hakça bir düzeni savunanları buradan sevgiyle, saygıyla, rahmetle anıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine bu partinin değişmez özelliklerinden birisidir uygar dünyanın bir parçası olmak. Bütün mücadele budur. Batıya karşı verilmiştir mücadele, emperyalizme karşı verilmiştir mücadele. Topraklarımızdan kovulmuştur ama uygarlıktan ödün vermemişlerdir, uygarlığı savunmuşlardır. Okulları, eğitimi, yaşamı, demokrasiyi, bilimselliği, basın özgürlüğünü hep uygarlıktan yana kullanmışlardır. En tipik örneği 1963 Ankara Antlaşması’dır. Rahmetli İsmet İnönü Ankara Antlaşması’yla Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini başlatmıştır. Bugün geldiğimiz nokta da 63 – 2017, geldiğimiz nokta hüzün vericidir. Gönül isterdi ki, biz de Avrupa Birliği’nin tam üyesi olalım. Sorunu çok iyi görmek, sorunu çok iyi teşhis etmek ve çözüm üretmek gerekiyor.

O nedenle Cumhuriyet Halk Partililer cumhuriyetin temel direkleri, Türkiye Cumhuriyetinin temel direkleri konusundaki bütün kararlara imza atmışlardır. Bir başka önemi daha vardır Cumhuriyet Halk Partililerin. Devlet yönetiminde liyakate önem vermişlerdir, bilgiye önem vermişlerdir, ahlaka önem vermişlerdir, adalete önem vermişlerdir. Atatürk’e İzmir suikastında bulunan kişinin çocuğu Dışişleri Bakanlığı sınavına girer ve sınavı kazanır. Sorarlar İnönü’ye, “Bunun babası daha önce Atatürk’e suikasttan yargılanıyordu bunu eleyelim mi ne yapalım?” Bizim için bilgi değerlidir, liyakat değerlidir. O kişi Türkiye Cumhuriyetinde büyükelçi oldu. Kinden uzaklaşmış, nefretten uzaklaşmış, kini ve nefreti devlet yönetimine taşımayan bir anlayış vardı Cumhuriyet Halk Partisinde. Aynı anlayışı yine bekliyoruz, olması gerekir. Devleti insan gibi yönetecekseniz, insan odaklı yönetecekseniz böyle karar vermeniz lazım.

Ve yine Cumhuriyet Halk Partililerin bir özelliği daha var. Gerçekten de Cumhuriyet Halk Partililer “Önce Türkiye” demesini kendi belleklerine yerleştirmişlerdir. Ne olursa olsun önce Türkiye. Türkiye’nin çıkarlarını her yerde ve her ortamda savunmuşlardır. Bizi eleştiriyorlar şimdi, o eleştirenlere şunu söylemek isterim: Bizim milliyetçiliğimizi eleştiriyorlar, milli olduklarını söylüyorlar. Ege Adalarına sahip çıkmayanların milliyetçiliği boşunadır. Biz Kıbrıs’a çıktığımızda milliyetçiliğimizi Kıbrıs’ın Beş Parmak dağlarına yazdık. Akdeniz’e yazdık biz milliyetçiliğimizi. Bizim milliyetçiliğimiz lafla değil, bizim milliyetçiliğimiz eylemledir. Halkın çıkarlarını koruruz. Bizim milliyetçiliğimiz kafatası milliyetçiliği değildir. 80 milyonu vatanseverlik bağlamında kucaklayan bir milliyetçiliktir bizim milliyetçiliğimiz. Bizim anlayışımız budur. Bu anlayışla yola çıktık, bu anlayışla yürüyoruz.

Değerli arkadaşlarım ve bizim başka bir özelliğimiz daha var. Kararlı, tutarlı, Türkiye’nin çıkarlarına endeksli bir dış politika güderiz biz. Esip savurmayız, bağırıp çağırmayız. Bizim partimizin yöneticileri, devlet yöneticilerinin nitelikleri budur. Otururlar, düşünürler, tartışırlar, karar verirler ve gereğini yaparlar. O şunu söyledi, bu bunu söyledi diye kısır tartışmaların içine asla girmemişlerdir ve girmezler. Bizi eleştirenler, bizim milliyetçiliğimizi sorgulayanlar Süleyman Şah Türbesi’ni kendi topraklarından kaçıranlardır. Beni üzen nokta da bu, Ege Adalarına sahip çıkamayacaksın, Süleyman Şah Türbesi’ni kaçıracaksın, kalkacaksın Cumhuriyet Halk Partisinin milliyetçiliğini sorgulayacaksın. Ve bir de sıkılmadan diyeceksin ki, “Ben her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım.” Sevsinler senin milliyetçiliğini! Bu mudur senin milliyetçiliğin?

Değerli arkadaşlarım, 94. yılımız kutlu olsun. Sadece ülkemiz için değil, bütün Türkiye için, bütün uygar dünya için Cumhuriyet Halk Partisinin varlığı çok ama çok önemlidir. Biz doğruluğun adresiyiz, biz inançlı insanların adresiyiz, biz kimlikler arasında ayrım yapmayan, herkesi kucaklayan insan odaklı bir düşüncenin adresiyiz. Bizim haklılığımızı hep tarih göstermiştir.

Değerli arkadaşlarım, ne istiyoruz biz? Cumhuriyet Halk Partisi ne istiyor? Neden Cumhuriyet Halk Partisine bu kadar saldırıyorlar? Cumhuriyet Halk Partisi iktidar değil, hadi iktidar olsak, bir hata yapsak saldırsınlar, eleştirsinler saygı duyarız. İktidar değiliz. Ama sabah, öğle, akşam Cumhuriyet Halk Partisine saldırıyorlar neden? Çünkü bizim ne istediğimizi biliyorlar ve ondan rahatsız oluyorlar. Ne istiyoruz biz? Biz güçlü ve onurlu bir Türkiye istiyoruz. Her gün birisinin tokat attığı bir Türkiye bizim ağırımıza gidiyor. Düne kadar şuraya kimse gitmeyecektir, üslere izin vermiyorum diye ahkam kesenler üç gün sonra başka şeyleri söylemeye başlıyorlar. Türkiye’nin onuruyla oynuyorlar. Bu bizim ağırımıza gidiyor. Biz üreten bir Türkiye istiyoruz. Katma değeri yüksek ürün üreten bir Türkiye istiyoruz. Biz üniversiteleri bilgi üreten bir Türkiye istiyoruz. Üniversite rektörlerinin kendilerini bir siyasal partiye angaje etmediği bir Türkiye istiyoruz. Her bilim insanının özgürce her siyasal partiyi eleştirdiği bir Türkiye istiyoruz. Gözü kapı bir Türkiye istemiyoruz. Gözü kapalı, kulakları kapalı, ağzı kapalı bir üniversite istemiyoruz. Bundan rahatsız oluyorlar. Biz zengin bir Türkiye istiyoruz, varlıklı bir Türkiye istiyoruz. Biz yaratılan her katma değerin, yani artan her milli gelirin işçi, çiftçi, köylü arasında eşit dağıtılmasını istiyoruz. Herkesin kalkınmadan pay almasını istiyoruz. Refahın her birey için yükselmesini istiyoruz. Ne istiyoruz biz? Bunları istiyoruz.

Biz değerli arkadaşlarım, kendi ülkemizde adalet istiyoruz. Masum insanların hapishanelere atılmasını istemiyoruz. Biz medya özgürlüğü istiyoruz, “Gazetecilerin hapiste olduğu bir Türkiye’yi dünyaya anlatamazsınız” diyoruz. “Yazıktır, günahtır bu kadar birikime, bu kadar emeğe, demokrasi konusunda aldığımız bu kadar yola yazık ediyorsunuz” diyoruz. Tahammül edemiyorlar, bizi eleştiriyorlar. Türkiye’nin yarı açık cezaevine dönmesini istemiyoruz. Herkesin huzur içinde olmasını istiyoruz. Elbette siyasi partiler arasında tartışma olacaktır, elbette ki eleştiriler olacaktır buna hiçbir itirazımız yok. Biz hiç kimse bizi eleştirmesin diye bir iddiamız da yoktur. Elbette eleştirilebiliriz. Ama eleştirinin haklı ve mantıklı olması lazım. Haklı ve mantıklı bir eleştiri olursa bizde hatamızı görürüz, eksiğimizi görürüz, “Ya şurada yanlış yapmışız şu eleştiri haklıdır” der arkadaşlarımızı uyarırız. Hepimiz otururuz kendimize çekidüzen veririz. Ama bizim istediklerimiz her uygar dünyanın, aklı başında olan her insanın ortak talebidir. Yanlış bir talep değil bunlar. Ve biz 94. yılımızda aynı talepleri birinci yılda söylediğimiz gibi aynı inançta ve aynı kararlılıkla yine söylüyoruz. Biz taşeron işçilere kadro verilmesini istiyoruz. Taşeron işçiler beni duyuyor musunuz size kadro verilmesini istiyoruz. Onlar bizi eleştiriyorlar, neden bunu söylüyorsun. Rahatsız oluyorlar. Size kadro verilinceye kadar ben bunu söyleyeceğim. Emekliye iki maaş ikramiye verilinceye kadar ben bunu söyleyeceğim. Çiftçinin hakkı teslim edilinceye kadar ben bunu söyleyeceğim. İstedikleri gibi eleştirsinler, istedikleri gibi hakaret etsinler, ne söylerlerse söylesinler ben onlara hakaret etmeyeceğim. Benim terbiyem buna izin vermiyor. Onlara hakaret etmeyeceğim. Onlarla çoğu kez muhatapta olmayacağım. Gerekli dersleri zaten benim arkadaşlarım veriyorlar, onlar gerekli şeyleri zaten söylüyorlar.

Bakın değerli arkadaşlarım, bizi üzen nedir biliyor musunuz? Çok somut bir örnek vereceğim bizi üzen. Hollanda’yı düşünün, Konya’dan küçük. Konya’dan küçük bir Hollanda’yı düşünün. 2016 tarım ürünleri ihracatını vereceğim, 2016 yılı Hollanda’nın tarım ürünleri ihracatı 85 milyar avro. Bir daha söyleyeyim birileri duysun, Hollanda’nın 2016 tarım ürünleri ihracatı 85 milyar avro. Türkiye’nin 5 katından fazla. Türkiye’nin 5 katından fazla Konya’dan küçük bir ülke tarım ürünü ihraç ediyor. Şimdi ben bunu söyleyince vay efendim sen bunu nasıl söylersin? Ben bunu söylerim. Sen aklını başına al diye söylüyorum. Halk seni seçti, sen  yönetiyorsun Türkiye’yi. Bu soruyu aslında benden önce sen kendine sormak zorundasın. Neden böyle oluyor, niçin oluyor? Üstelik 9,5 milyar avroluk tarım makinaları ihracatı buna dahil değil. Hollanda’nın rakamı bundan daha fazla makinaları koyarsanız.

Şimdi dönüyorum bakıyorum değerli arkadaşlarım. Fındık üretimine bakıyorum. Dünyada bir numarayız. Dünya fındık üretiminin yüzde 70’i Türkiye’de. Peki fındık fiyatını kim belirliyor? Biz belirleyemiyoruz. 15 yıldır iktidardalar 15 yıl. Karadeniz’e sesleniyorum, Karadenizlilere sesleniyorum, fındık üreticilerine sesleniyorum. 15 yıldır iktidardalar, sizin alın terinizi götürdüler yabancılara peşkeş çektiler. Ağlıyorsunuz “Hakkımızı teslim etmediler” diye. Evet hakkınızı teslim etmediler, etmeyecekler de zaten. Onlar sizin cebinizi değil, kendi ceplerini düşünüyorlar. Sizin ikbalinizi, istikbalinizi değil kendi ikballerini düşünüyorlar. Hala farkına varamadınız mı?

Fiskobirlik ne zaman kuruldu biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Mustafa Kemal Atatürk ölmeden önce 1938’de kuruldu, Haziran’ında kuruldu. Şimdi Fiskobirlik’e bakın neredeyse tamamen unutuldu. Çünkü fındık üreticisi unutuldu. Fındık Karadeniz için nedir? Stratejik üründür. Çünkü başka bir geliri yo, tek geliri fındık. Eğer siz fındıkta hak ettiği ücreti ödeyemezseniz, taban ücreti ödeyemezsiniz, bu adam neyle geçinecek, çoluk çocuğunu nasıl askere gönderecek, okula nasıl gönderecek, çocuklarını üniversiteye nasıl gönderecek? Sigorta primini ödeyecek nasıl ödeyecek? Diyorsunuz “Türkiye kalkındı” güzel, ben de biliyorum Türkiye kalkındı. Yüzde 3 kalkındı, 5 kalkındı güzel. İyi de bu kalkınmadan niye bu köylüye, bu fındık üreticisine pay vermiyorsunuz, bunun günahı ne? Tek günahları var onu da söyleyeyim, iktidara oy verdiler. Oy verdiler. Onlar da diyorlar ki, sırtına binsek, ağzındaki lokmayı da alsak gene bize oy verecekler. Bu tuzağa hiçbir Karadenizlinin düşmemesi lazım. Ha biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ben buradan açık ve net söylüyorum, namus sözü veriyorum namus sözü, ilk 4 yılda bütün dünyada fındık fiyatını sadece ve sadece Türkiye belirleyecektir. Borsa, lisanslı depoculuk, bütün sorunları çözeceğim. Kim kazanacak? Karadeniz’in fındık üreticisi kazanacak. Kim kazanacak? Türkiye kazanacak.

Bakın, böyle giderse ne olacak? Fındık üreticisi köylü kendi bahçesinin işçisi olacak. Çünkü o bahçeleri de gelip alacaklar ellerinden. İkinci aşama o. Bu tuzağa düşmeyin. Benden söylemesi, varsa bir yalanım, varsa bir yanlışım, varsa bir hatam çıkın söyleyin. Ama ben doğruları söylüyorum. Doğruları söylediğim için de iktidarın hedefindeyim. Sabah, öğle, akşam kurşun sıkıyorlar. Her türlü hakareti yapıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar çiftçinin hakkını teslim edeceğim.

Buğday üreticisi perişan vaziyette. Manisalılar, efendim üzüm fiyatları tutmadı, yerlerde sürünüyor fiyatlar. Yerlerde sürünür, adamlar ceplerini dolduruyorlar kardeşim. Hala uyanamadın mı, 15 yıldır farkına varamadın mı kardeşim, 15 yıl! Ülke kalkındı, sen borçla ancak yürüyorsun, borç! Borç batağında bugün çiftçisi, esnafı borç batağında, borçla yaşıyorsun sen. Söyledim yine söyleyeceğim CHP iktidarında Allah nasip ederse ve bu halk bize oy verirse Allah nasip ederse o çiftçilerin borçlarını sıfırlayacağım. Kredi kartları borçlarını sıfırlayacağım, faizleri tamamen sileceğim. “Faiz, faiz, faiz” diye bağırıyorlar değil mi, “Faiz haramdır” diyorlar değil mi, “Faize karşıyız” diyorlar değil mi? Sadece yabancılara, bir avuç yabancıya ödedikleri faiz miktarı 142 milyar dolar. Faiz lobisine hizmet ediyor bunlar, vatandaşa değil! Ben bunu söylüyorum diye kızıyorlar. Niye kızıyorsun kardeşim? Verdiğim rakam yanlışsa dersin ki senin söylediğin rakam yanlış kardeşim biz bu kadar faiz ödemedik de! Diyemiyorsun, söyleyemiyorsun, çünkü sen vatandaşın alın terini bir avuç faiz lobisine peşkeş çekiyorsun!

Değerli arkadaşlarım, 502 bin aile fındıktan geçiniyor. 502 bin ailenin alın terini savunmak zorundayız. Biz savunuyoruz ve biz savunacağız. Oy alsak da, almasak da hakkı teslim edeceğiz insana. Çünkü biz adaleti savunuyoruz, adaletten yanayız. Haktan, hukuktan ve adaletten yanayız.

Değerli arkadaşlarım, bizi eleştiriyorlar, kızıyorlar; sabah, öğle, akşam CHP şunu yaptı, CHP bunu yaptı. Sanki fındık taban fiyatını biz belirledik. Siz belirlediniz kardeşim bize niye kızıyorsunuz? “Niçin bunu dillendiriyorsunuz” diyorlar. Sanki Türkiye’ye saman ithalatını biz yaptık. 80 milyon vatandaşıma sesleniyorum, sizin aklınıza gelir miydi koskoca Türkiye Cumhuriyeti yurtdışından saman ithal edecek. Öyle ya bizde ekilecek yer kalmadı. Öyle ya çiftçiler hiç üretmiyorlar çünkü cepleri para dolu, her taraftan dolar fışkırıyor. Bu ayıbı yapacaksınız, döneceksiniz CHP’yi suçlayacaksınız. Aklın, mantığın alacağı şey değil. Hani sanki dünyanın en pahalı mazotunu çiftçiye Cumhuriyet Halk Partisi satıyor. Satan sizsiniz, eleştiren de biziz. Dünyanın en pahalı mazotunu çiftçiye satacaksın, sonra da döneceksin ben bunu seslendirdim diye bana kızacaksın, CHP’ye kızacaksın “Niye böyle konuşuyorsunuz…” E ne diyelim? Sesinizi çıkarmayın, itaat edin bize. Hiç sesinizi çıkarmazsanız, hiç itiraz etmezseniz, bak kimse de itiraz etmiyor çünkü herkesin sesini kestik, herkesin ağzına bant çektik, kimse korkudan konuşamıyor. Ah şu CHP o konuşuyor. Ne yapacağız? Ona da komplo kuracağız diyorlar. Ne yaparsanız yapın biz konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü bizim genlerimizde kuvayi milliyenin ruhu vardır hiç kimse bunu unutmasın.

Dünyanın tütünü vardı değil mi Türkiye’de. Dünyanın en meşhur tütünü. Türk tütünü bir dünya markasıydı. Ne oldu bu tütün? Tütünü yok ettiler. Kime kızıyorlar? CHP’ye kızıyorlar. Sanki CHP bunu yaptı. Bitlis Sigara Fabrikasını niye kapattınız? Türk tütününün ne kusuru vardı? Tarımı götürdünüz yabancılara peşkeş çektiniz. Mercimeğin anavatanı Anadolu, mercimek ithal mi edilir? Mercimek ithal ettiler.

Değerli arkadaşlarım, milyonlarca işsizimiz var milyonlarca. 4 üniversite öğrencisinden birisi işsiz. Ben bunu söylüyorum vay efendim sen niçin işsizlik diyorsun? Ne diyelim? Herkesin işi mi var diyelim? Sen herkese iş buldun da biz karşı mı çıktık? Evet milyonlarca kişi işsiz. 7 milyon işsiz var. Belki daha fazla.

Değerli arkadaşlarım, eğitim politikaları tam bir rezalet. Milli olmaktan çıkmış, gayri milli bir eğitim politikası. Bakana göre milli eğitim politikası da değişiyor. Bir ülkede kendi çocuklarını denek olarak kullanan, tek bir ülkede denek olarak kullanan Milli Eğitim Bakanlığıdır ve Türkiye Cumhuriyetidir. Kendi çocuklarımızı deney ürünü olarak kullanıyoruz. Kaç sefer değişti eğitim politikası? Hani milliydi. Gayri milli bir eğitim politikasıyla irfanı hür, nesli hür insanlar yetiştiremezsiniz, bilgisi hür insanlar yetiştiremezsiniz.

Değerli arkadaşlarım, bu aralar bir şey tartışılıyor sıcak gündemde. Bugün gazetelerin de manşetinde, Amerika’daki olay Zarrab Davası. Zarrab Türkiye’de de tutuklandı ama serbest bırakıldı. Bellek unutmasın, unuturuz toplum olarak. Ben şimdi size o bakanların isimlerini ve o bakanların aldıkları rüşvet miktarını tekrar söyleyeceğim. Zafer Çağlayan; 28 seferde 52 milyon dolar rüşvet aldı. Bakın söylüyorum gayet açık ve net söylüyorum. 28 seferde 52 milyon dolar rüşvet aldı. Kol saati hariç, o 700 milyarlık kol saati hariç. Piyano hariç. Bir de piyano merakı var. Şimdi onu da CHP’li diyecekler büyük bir ihtimalle.

Muammer Güler; bu orta derecede, 10 seferde 10 milyon dolar rüşvet aldı. Oğlunda kendi boyunda kasalar çıktı.

Egemen Bağış; içlerinde en garibanı bu, 3 seferde 1,5 milyon dolar rüşvet aldı. Çünkü buna rüşvet, öbürlerine çuvalla gidiyordu buna çikolata kutusu içinde gitti. Hani bu kişi hala yanında taşıyor bu kişiyi. Kuranla, Allah’ın ayetleriyle dalga geçen kişiyi, “Bakara makara” diyen kişiyi. “Bir twit atıyorum bakara makara diyorum millet sırtımı sıvazlıyor” diye telefonla konuşuyordu. Kazaen herhangi bir vatandaş bunu söyleseydi ne olurdu? Kıyamet kopardı değil mi? Bu ülkede namaz kılan inançlı bütün Müslümanlara sesleniyorum. Namaz kılan, orucunu tutan bütün Müslümanlara sesleniyorum. Bakara makara diyen, Allah’ın kelamıyla dalga geçen adamı kucaklayan insanı yanınızda tutacak mısınız, tutmayacak mısınız? Başınızın üstünde tutacak mısınız, tutmayacak mısınız? Niye bizi suçluyorsunuz, niye bize kızıyorsunuz? Biz bunları söylediğimiz için.

“Efendim Amerika’da Zafer Çağlayan yargılanacakmış, gitse tutuklanacakmış.” Daha önce bir arkadaşımız söyledi yanlış hatırlamıyorsam, “Uçak biletlerini ben alayım bir Amerika’ya gitsinler” diye. “Efendim bize karşı pis kokular geliyor” diyor Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı. O pis kokuları, biz Türkiye’de burnumuzu tutuyorduk ya, yani o kokular dünyaya yayılacaktı zaten. Pis kokuları defalarca söyledik, yapmayın dedik.

Bakın daha garip olanı değerli arkadaşlarım, bir bankanın genel müdürü. Halkbank’ın Genel Müdürü ayakkabı kutusundan 2,5 milyon avro, 2,5 milyon dolar çıkıyor. Şimdi ben bütün vatandaşlarıma sesleniyorum Allah aşkına. Bir bankanın Genel Müdürü, ya bankanın Genel Müdürüsün kardeşim, paransa, alın teriyle kazandıysan götürür bankaya yatırırsın. Bir engel mi var? Yok. Efendim ben faizi haram biliyorum. Başka bankalar var götür katılım bankaları oraya yatır. Veya bankana yatır ben faizi almıyorum de. Ve üstelik evde tutuyorsun bir yerde de değil ayakkabı kutusunun içine saklıyorsun. Ne oldu bu? Tuttular bu Genel Müdürü bir başka bankanın yönetim kuruluna üye tayin ettiler. Ya hırsıza bir başka banka teslim edilir mi? Hırsıza bankayı teslim ediyorsunuz. Ortaya çıkıyor. Sonra ne oldu? Bu adalet dağıttığını söyleyen bazı hakimler var ya sahtekar hakimler, onlara sahtekar diyorum, siyasi partinin talebine göre karar verenler, bunu beraat ettirdiler. Bir de üstelik rüşvete bu ülkenin fakir fukarasının alın terinden ödenen vergilerden 60 bin lira da faiz ödediler. Ben bunu söylediğimde bize kızıyorlar vay efendim Cumhuriyet Halk Partisi. Ne olmuş? Bunları söylüyoruz. Yalan mı? Hepsi doğru. E sıkılmıyor musunuz? Emin olun sıkılmıyorlar.

Türkiye Cumhuriyetinde bakanlık yapmış birisinin bir başka ülkede yolsuzlukla suçlanması, yargılanması başlı başına bir utanç vesilesidir. Başka ne söyleyeyim?

Biz bunları söylüyoruz kızıyorlar, biz bunları söylüyoruz vay efendim siz şunu yaptınız, bunu yaptınız. Ne yaptık Allah aşkına ya ne yaptık? Devleti yöneten biz değiliz, sizsiniz. Ama geçen gün Sayın Erdoğan’ın bir açıklaması oldu kendi İl Başkanları toplantısıydı galiba yanlış hatırlamıyorsam, dedim herhalde Erdoğan siyaseti bırakacak. Çünkü şöyle bir açıklama yaptı:  “Yolsuzluğa bulaşanları kenara bırakacağız.” Dedim herhalde kendisi de ayrılacak artık, yani bırakacak siyaseti bu kadar açık ve net söylediğine göre. Meğer baktık ki, tam tersi. Kendi örgütüne söylüyor. O örgütü ki, onların içinde gerçekten son derece dürüst insanlar var ki bazılarını ben bizzat tanıyorum. Siz bütün bu örgütü yolsuzluğa bulaşmış örgüt olarak tanımlıyorsunuz. Eskiden şöyle derlerdi, bu CHP var ya CHP her şeye muhalefet eder. Şimdi o rol değişti her şeye muhalefet eden bir kişi var sarayda oturuyor, her şeye muhalefet. Şimdi sıra geldi kendi örgütüne de muhalefet ediyor ve onları suçluyor. “Yolsuzlukları yapanları kenara bırakacağım” diyor. Yolsuzlukları yapanları bırakacaksan önce kendi ayrılacaksın! Kendin ayrılacaksın bir köşeye çekileceksin. Diyeceksin ki “Kardeşim kusura bakmayın artık bu yolsuzluğu bir tarafa bırakıyoruz, ben de bırakıyorum, dolayısıyla bu ülkeyi namuslu insanlar gelsinler yönetsinler” diyeceksin, biz de seni alkışlayacağız.  

Değerli arkadaşlarım, kendi örgütüyle ilgili MİT’ten ve MASAK’tan raporlar istiyor. Oysa kendi bakanlarıyla ilgili MİT daha önce dönemin Başbakanına rapor vermişti “Senin bu bakanların rüşvet yiyor bak haberin olsun. Eğer kamuoyuna yansırsa bu çok partinizin aleyhine olur” diye MİT’in raporları vardı. Şimdi rapor istiyor. Düşünebiliyor musunuz bir partinin Genel Başkanı kendi partisinin dizaynı için devletin Milli İstihbarat Teşkilatından ve devletin MASAK’ından Mali Suçları Araştırma Kurulundan rapor istiyor. Allah akıl fikir versin başka ne söyleyeyim?

Tabi değerli arkadaşlarım, bir hatırlatma da yapmak isterim. Sayın Davutoğlu düzgün bir insandı, dürüst bir insandı. Yani devlet yönetiminde yolsuzluklara karşıydı, devlet yönetiminde şeffaflık olmasını istiyordu ve bunu çoğu zaman yaptığımız görüşmelerde de paylaşıyorduk. Çünkü aynı şeyleri biz de istiyorduk. Sen misin bunu isteyen? Çıktı Davutoğlu -yanlış hatırlamıyorsam 2015’teydi- bir basın toplantısı yaptı ve basın toplantısında dedi ki, “Biz devlet yönetiminde şeffaflığı getireceğiz, kamuda şeffaflığı getireceğiz, bunun için paket hazırladık siyasi ahlak yasasını da 3 ay içinde çıkaracağız. Tepki ne oldu biliyor musunuz? Şimdiki AK Partinin Genel Başkanından tepki ne oldu? “Böyle giderse il ve ilçelerde görev alacak başkan bulamayız” diyor. Yani şeffaflık isterseniz il ve ilçelerde görev alacak başkan bulamayız. Yani bizde herkes yolsuzluğa bulaşmış vaziyette. Bu itiraf. Ben söylemiyorum. Ben hatırlatıyorum, biz hatırlatıyoruz, biz hatırlattığımız için de kızıyorlar bize. Ve sadece biz hatırlatıyoruz, biz eleştiriyoruz, biz doğru yolu gösteriyoruz, biz şunları yapmayın bakın devleti yönetiyorsunuz diyoruz onlar sabah, öğle, akşam bize kızıyorlar.

Tabi haklı olarak şunu da düşünmemiz gerekiyor. Sayın Erdoğan’da bir Kılıçdaroğlu hastalığı var. Bu siyasette yeni bir hastalık türü. Benim fotoğraflarımı görünce, hele hele atletli fotoğrafı görünce kan beynine sıçrıyor. Konuşmalarımı görünce kan beynine sıçrıyor, tahammül edemiyor. Niçin? Doğruları duymaya tahammül edemiyor, kan beynine sıçrıyor. Efendim oysa ben ona sadece ve sadece, bakın emin olun sadece ve sadece doğruları söylüyorum. Varsa bir hatam, varsa bir yanlışım çıksın söylesinler. “Ey Kılıçdaroğlu” desinler bak şunu yanlış söyledin, şurada hatan var desinler. Olur ya biz de insanız hata yaptıysak düzeltiriz. Ama benim eleştirilerimin Türkiye’nin çıkarı için olduğunu, bu ülkenin insanlarının çıkarı için olduğunu, siyasetin düzgün ve temiz yapılması gerekir, bunun için olduğunu kimse unutmasın. Bunun için biz eleştiriyoruz. Benim görevim zaten. Yanlışı görüp de susarsam dilsiz şeytan oluruz arkadaşlar. Yanlış var, hata var, eksik var söylüyoruz bunu, yapmayın diyoruz, yaparsanız doğru olmaz diyoruz. Defalarca uyarıyoruz ama dinlemiyorlar.

Niçin bizi eleştiriyorlar? Aslında Türkiye’de bu sorunlar tartışılmasın diye, Rıza Zarrab olayı kapansın diye, fındık olayı kapansın diye, Manisa’nın üzüm olayı kapansın diye, taşeron işçinin kadrosu kapansın diye, emekliye 2 maaş ikramiye kapansın diye. Gelir dağılımı dengeli değil kapansın diye. Enflasyon yüzde 10’u aştı kapansın diye. Bunlar tartışılmasın diye doğrudan doğruya bizi suçluyorlar. Ahlaksızca suçluyorlar. Kızdığım da zaten bu. Türkiye’nin bu kadar derdi varken ya sizin derdiniz niye CHP? Bu kadar derdi var Türkiye’nin değil mi? Herkesin bir sorunu var. Çıkıp mesela şu cümleyi kullanamıyorlar, “Bu ülkede adalet var” diyemiyorlar. Efendim bu ülkede şu sorunu çözdük. Hangi sorunu çözdüler? 15 yıldır iktidar hangi sorunu çözdüler? Hiçbir sorunu çözmediler. Tam tersine yeni sorunlar getirdiler. Devlet böyle yönetilmez. Devlet akılla yönetilir, devlet adaletle yönetilir, devlet liyakatle yönetilir. Devlet böyle yönetilmez. Devlet bir kişiye teslim edilmez. Bir kişiye teslim edilen devletler tarihin çöp sepetinde sıralarla duruyorlardır.

Ben tabi Erdoğan eleştirirken, hakaret ederken çoğu zaman aynı üslupla cevap vermiyorum. Biraz gülüyorum. Aynı üslupla cevap vermeyince çıldırıyor, “Niye bana cevap vermiyor?” Niye vereyim kardeşim? Ahlaklı adama cevap verilir, dürüst adama cevap verilir, yolsuzluğa bulaşmamış adama cevap verilir, cahil olmayan adama, ona cevap verilir. Bilgili adama, birikimli adama, devlet deneyimi olan insana cevap verilir. Nasıl cevap vereceğim ben? Ayrıca bu millet kavgadan bıktı arkadaşlar, gerilimden bıktı, gerginlikten bıktı. Huzur istiyor millet. Niye kavga ediyorsun, niye bağırıp çağırıyorsun? Benimle hesaplaşmak mı istiyorsun Sayın Erdoğan? Gayet basit söyledim, yine söylüyorum. Bak dünya kadar televizyon kanalın var, dünya kadar. Dünya kadar sabah, öğle, akşam sana övgüler düzen gazetecilerin var. Gel kardeşim senin televizyon kanalında, senin gazetecilerin önünde oturalım iki medeni insan gibi konuşalım. Cevap bile vermedi. Bakın cevap bile vermedi, veremiyor, çekiniyor, korkuyor, cesur değil. Devletin istihbaratı senin elinde, emniyeti senin elinde, tapu memurları senin emrinde, nüfus memurları senin emrinde. Bütün devlet senin emrinde, jandarması, ordusu, polisi hepsi senin emrinde. Oturalım, bizimle ilgili, CHP’yle ilgili ne biliyorsan çıkarırsın karşıma. Hatta istiyorsan konuları önceden sen belirle, o konular için ayrı ayrı çıkalım, tartışalım medeni insan gibi. Bak daha dün Almanya’da oldu, Fransa’da oldu, Amerika’da oldu, Japonya’da oldu. Dünyanın her tarafında siyasi parti liderleri çıkarlar televizyonlara otururlar konuşurlar medeni insanlar gibi. Sonunda da tokalaşırlar ayrılırlar. Eskiden Türkiye’de böyleydi. Çekiniyorsun, saldırıyorsun, hakaret ediyorsun, niye gelmiyorsun kardeşim oturalım konuşalım, tartışalım, medeni insanlar gibi olalım. Ama cesaret edemiyor, gelmiyor.

Ama ben şimdi bir tık daha ileri gideceğim. Soruları önceden ona söyleyeceğim, hangi soruları soracağımı. Terör konusunu işliyor değil mi şimdi, terör. CHP Kandil’le diyor konuşuyor, CHP şunu yapıyor, CHP bunu yapıyor diye. Ben şimdi soruları 80 milyonun önünde Erdoğan’a söylüyorum. Cesaretin varsa, bak soruları ben önceden veriyorum. Ama bana soracağın soruları ben istemiyorum oradan al bana sor. Benim öyle bir korkum yok. Ben kendime güveniyorum, ahlakıma güveniyorum, namusuma ve şerefime güveniyorum, kendi partime güveniyorum. Bu ülkenin irfan sahibi bütün herkese güveniyorum, insanlarına güveniyorum. Mesela otursaydı şu soruları soracaktım. Çünkü şimdiden vereyim soruları belki dersini çalışır öyle gelir. Öyle gelsin ne olacak hiç umurumda bile değil.

PKK terör örgütüne kim yardım ve yataklık yaptı? Birinci sorum bu olacak.

İkinci sorum; kim Kandil’le iş tuttu? Oraya kimleri ne zaman, nasıl gönderdin?

Üçüncü sorum; kim IŞİD’a silah gönderdi? Suriye’de terör örgütlerine kim silah gönderdi? Kim şehitlere kelle dedi? Kim şehit ve gaziler arasında ayrımcılık yaptı? “Benim şehidim, başkalarının şehidi, benim gazim, başkalarının gazisi” dedi? Kim hakimleri, savcıları çadır mahkemeleri kurarak PKK’nın ayağına gönderdi? Kim yaptı? Bu da bir başka soru, önemli bir soru. Ben bu soruları sormak zorundayım. Kim Oslo’da, İmralı’da PKK ile masaya oturdu? Bu söylendiği zaman “Bunu söyleyenler şerefsizdir” diye suçlama yapmıştı, bu soruya ek bir parantez kim şerefsiz? Onu da ben sormak isterim. Kim valilere, kaymakamlara, jandarmaya yani askere PKK’lılara dokunmayın diye yazılı talimat verdi? Sözlü değil, yazılı talimat verdi? Ben bu soruları soracağım. Gelsin istiyorsa yanına bürokratları alabilir, istiyorsa yanına bakanları alabilir, istiyorsa yanına gazetecileri alabilir. Bakın benim soracağım sorular bunlar. Kimsenin kırılmasına gerek yok, üzülmesine de gerek yok. Terörü mü tartışacağız, buyur kardeşim oturalım tartışalım. Teröre kim destek verdi oturalım tartışalım. Kim silah verdi oturup tartışalım. Suriye’ye silahları nasıl gönderdiniz oturup tartışalım. Ben mi haklıyım, sen mi haklısın, ben mi teröre destek veriyorum, sen mi teröre destek veriyorsun? Değil mi? Bu millet bunları öğrenmek istemez mi? Öğrenmek ister. Öğrenmeye hakkı var mı? Evet hakkı var. Bütün devlet emrinde, biz buradayız. Cesaretin varsa çıkarsın karşımıza, cesaretin varsa. Öyle uzaktan maval okumanın anlamı yoktur. Millet televizyonda kim yalan söylüyor, kim doğruyu söylüyor onu görür, gözlerinden anlar.

Sadece terörü konuşmayalım, beni suçluyorlar ya CHP Genel Başkanı işte SSK Genel Müdürlüğü yaptığı zaman efendim SSK’yı batırdı diye. Bakın onu da tartışabiliriz. Onun da sorusunu şimdiden sorayım, onun da hazırlığını yapsın. 1999 yılında ben emekli oldum. 99 yılında emekli olduğumda 3 sosyal güvenlik kurumunun, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığının açıkları 2 milyar 341 milyon liraydı. Bir daha söyleyeyim. Batırdı dedikleri açıklar 2 milyar 341 milyon liraydı. Geliyorum 2016’ya, yani Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı dönemlerine, 2016’ya geliyorum. Açık ne biliyor musunuz? 20 milyar 655 milyon 603 bin. 2 milyar, 20 milyar. Şimdi bekliyorum televizyonda karşıma çıksın bekliyorum. Bu sosyal güvenlik kurumlarını kim batırdı? Benim zamanımda emeklilik yaşı 34 – 43’tü şimdi 65 oldu. Açık 2 milyardan 20 milyara çıktı.

Bakın biz ne kadar bilgiye dayalı, ülkesini seven, insanını seven bir anlayışla sorunları masaya yatırıyoruz. Kimseyi suçlamıyoruz aslında sorular soruyoruz. Kimin adına soruyoruz? Halk adına soruyoruz, millet adına soruyoruz. Millete saygı yok mu? Var. Soracak mıyız? Soracağız. Niye suçluyorsunuz bizi? Çıkarsınız karşımıza oturur tartışırız. Varsa bir eksiğimiz söyleyin, varsa bir hatamız söyleyin niye söylemiyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, siyasette bir kural vardır. Siyaset millete hesap verme alanıdır aynı zamanda. Siyasetçi millete hesap vermeyi onurlu bir görev kabul eder. Siyasette hesap vermenin yolu nedir biliyor musunuz? Diğer siyasi partilerle bir araya gelip insan gibi tartışmaktır. Cesareti olanlar, verilmeyecek hesabı olmayanlar, kendi insanına saygı duyanlar, kendi insanının haklarını koruyanlar, bu ülkenin menfaatlerini koruyanlar bizimle yüzleşmekten, tartışmaktan korkmamalı. Korkuyorlarsa verilmeyecek hesapları vardır. Biz verilmeyecek hesabı olmayanların bu ülkeyi yönetmesini isteriz. Her kuruşun hesabını bu milletin fakirine, fukarasına hesabını veren insanı kucaklarız, her kuruşun hesabını veren. Doğmamış çocuktan başlıyor vergi ödeme. Öldüğünüz zaman aldığınız kefen için bile vergi veriyorsunuz. Bunun hesabını bir siyasetçi vermek zorundadır. Verirse hesabını başımın üstünde yeri vardır, hesabını vermezse oradan ayrılması lazım, siyaseti bırakması lazım.

94. yılımızı bu dileklerle kutluyorum. Hepinize selamlar, saygılar, sevgiler sunuyorum.