29.03.2018
2160
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, KRT TV’DE...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, KRT TV Haber Müdürü Çağlar Cilara’ya verdiği özel röportajda şunları söyledi:



Çağlar CİLARA- Türkiye’nin ilk kültür ekranı KRT’den herkese merhaba. Bugün CHP Genel Merkezindeyiz ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuz, hoş geldiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, siz de hoşgeldiniz.

Çağlar CİLARA- Öncelikle geçmiş olsun diyelim, kısa bir süre önce bir ameliyat geçirdiniz ama çok iyi görünüyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, çok sağ olun.

Çağlar CİLARA- Bizi de kırmadığınız için çok teşekkür ederiz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Estağfurullah efendim.

Çağlar CİLARA- Şimdi direk sıcak gündemle başlayalım. Son grup toplantısında Sayın Cumhurbaşkanına seslenerek dediniz ki, “FETÖ’nün siyasi ayağını açıklıyorum bir numarası da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.” Mahkemelere seslendiniz, savcılara seslendiniz dediniz ki “çağırın beni ben gelip anlatayım.” Mahkemeye gitseniz FETÖ’nün siyasi ayağının bir numarasının Sayın Cumhurbaşkanı olduğuna dair neler koyacaksınız ortaya?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O kadar çok şey var ki, bugün hapse atılan generallerin, paşaların atamalarının altındaki imza Erdoğan’a ait. FETÖ’cü diye görevlerine son verilen valilerin imzaları Erdoğan’a ait, kaymakamların imzaları Erdoğan’a ait, emniyet müdürlerinin imzaları Erdoğan’a ait, rektörlerin atamalarının altındaki imzalar Erdoğan’a ait. Hangisini söyleyeyim, devletin en stratejik yeri olan kozmik odayı FETÖ terör örgütüne teslim eden Erdoğan’ın kendisi. “Efendim FETÖ’yü ben terör örgütü olarak bilmiyordum, Türkiye için riskli bir örgüt olarak görmüyordum” diyor. Ama kendisine daha önce Milli Güvenlik Kurulunda sunuş yapılıyor, FETÖ’nün Türkiye için bütün riskleri kendisine anlatılıyor. Fakat bütün bu risklere rağmen Milli Güvenlik Kurulu kararını işleme koymuyor. Kimdir bunun sorumlusu?

Ayrıca Erdoğan, tabi doğal olarak belki televizyonun yayın politikasının gereği olarak ifade ediyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanı diye; Erdoğan Cumhurbaşkanı değil, yani cumhurun başkanı değil. Erdoğan bir siyasal partinin yani Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanıdır. Benim Cumhurbaşkanım değil, çünkü tarafsız değil. Anayasada diyor ki, “Cumhurbaşkanı tarafsız olmak zorundadır” ve Cumhurbaşkanı gelip anayasaya göre parlamentoda yemin ederken tarafsız davranacağına dair namusu ve şerefi üzerine ant içer. Bir partinin Genel Başkanı tarafsız olamaz. Doğal olarak kendi partisinin politikalarından yana olur. Şimdi siz ben Cumhurbaşkanıyım diyeceksiniz, bir partinin Genel Başkanı olacaksınız ve ondan sonra ben tarafsız olacağım diyeceksiniz. Kendisi tarafsız değil ve Cumhurbaşkanı da değil.

Çağlar CİLARA- Peki FETÖ’yle mücadele samimi bir şekilde veriliyor mu sizce? Şimdi şöyle iddialar var, AK Partili bir milletvekili Gaziantep Milletvekili dedi ki, FETÖ borsası var Türkiye’de. Parayı veren -ki milyon dolarların döndüğü şeklinde iddialar da var- parayı veren serbest kalıyor, itirafçı kılıfı giydirilerek serbest kalıyor dedi. Buna yönelik iddiaları devletin içinde eskiden üst düzey görevlerde bulunan Hanefi Avcı’ya da ben kendi yayınımda sordum o da dedi ki, “hiç kimseyi bulamıyorlarsa gelsinler bana ben anlatayım, bunlar doğru” dedi. Sizin kulağınıza böyle şeyler geliyor mu ve FETÖ’yle mücadele samimi bir şekilde veriliyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben FETÖ’yle mücadelenin samimi bir şekilde verildiğine inanmıyorum. En tipik örneği parlamentodur. Yeri, zamanı geldiğinde onu da açıklayacağım zaten. Şimdi bakınız, samimi bir mücadele verilebilmesi için yargının bağımsız olması lazım ve hukukun üstünlüğünün olması lazım. Şimdi FETÖ’yle ilgili soruşturmaların bağımsız yargıda yapılması lazım. Biz FETÖ’yle ilgili soruşturmalar yapılsın istiyoruz, ana kaynaklarına inilsin istiyoruz, kimler FETÖ’cüdür, FETÖ terör örgütüne kaynak aktardı, onlara militanlık yaptı, bunların araştırılmasını istiyoruz. Geçmişte de 15 Temmuz’dan önce de biz parlamentoya defalarca araştırma önergeleri verdik ama AK Parti milletvekilleri tarafından Erdoğan’ın talimatıyla tamamı reddedildi. Çünkü Erdoğan o zaman onlara inanıyordu. Neden bakın bir şey daha ifade edeyim size. 17 – 25 Aralık olayları oldu biliyorsunuz meşhur yolsuzluk olayları. O olaylardan sonra Erdoğan Fethullah Gülen’e bir gazeteciyi, üstelik Başbakanlığın uçağını da tahsis ederek, “benim uçağımla git bir an önce Fethullah Gülen’le görüş bizi barıştır” dedi.

Çağlar CİLARA- Fehmi Koru’ydu o kişi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, peki nasıl oluyor da samimi olarak mücadele ediyor? Hayır, intikam alıyor. Yani benim yolsuzluklarımı kim ortaya çıkardıysa ben onlardan intikam alacağım diyor. Samimi olarak şunu yapıyorsa, FETÖ’nün siyasi ayağını ortaya çıkarıyorsa, kim bunlara destek verdi, kim siyaseten destek verdi, kim önünü açtı, kim kozmik odayı FETÖ terör örgütüne açtı, devletin harimi ismetini kim onlara teslim ettiyse bunun hesabının verilmesi lazım. Bunun hesabının sorulduğu bir ülkede ancak FETÖ terör örgütüyle samimi olarak mücadele edilmiş olur. Yoksa nasıl mücadele edilecek? Yani gideceksiniz baklavacıyı bulacaksınız, sanayiciyi bulacaksınız, valiyi görevden alacaksınız, üniversitedeki hocayı atacaksınız, efendim ben FETÖ’yle mücadele ettim. Olmaz. O kişileri o makamlara taşıyan insanlar kimse, yani ana aktörler kimse ana aktörlerle mücadele edeceksiniz siz. Ana aktör bunun hesabını verecek. Sen bu işleri neden yaptın diyecek. Haberim yoktu diyemezler. Onlarca kitap yayınlandı, onlarca yazı yayınlandı, devletin en yetkili organları, Milli Güvenlik Kurulu başta olmak üzere bilgi verdi. Emniyet Genel Müdürlüğünün defalarca yazıları var ve orada Hanefi Avcı gibi gerçekten ülkesine bağlı, gerçek anlamda bir polis olan pek çok polis FETÖ terör örgütü tarafından mağdur edildi ve bunlar hapislere atıldı. Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere pek çok general, teğmeninden tutun ordudaki bütün vatanseverlerin tamamı Ergenekon’du, Balyoz’du, bilmem neydi diye bir sürü iftiralarla bunlar alındı Silivri’de hapislerde çürütüldü bu insanlar. Ergenekon’un kasası dedikleri Kuddusi Okkır ölüme mahkum edildi ve cenazesini getirmek için ailesi ambulansı bile zor buldu. Yani bu kadar büyük iftiralarla yola giden ve bunun arkasına her türlü desteği koyan bir siyasi irade” ben FETÖ’yle samimi olarak efendim mücadele edeceğim.” Kimdi FETÖ terör örgütünün en önemli bürokrasideki ayaklarından birisi? Biri savcıydı biliyorsunuz.

Çağlar CİLARA- Evet, şimdi yurtdışına kaçan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi yurtdışına kaçtı. O savcıya kendi makam arabasını tahsis eden kimdi? Baklavacı mıydı, sanayici miydi, börekçi miydi, kuruyemişçi miydi, kimdi? Dönemin Başbakanı Erdoğan’dı. Kurşungeçirmez arabayı tahsis eden Erdoğan’dı. Peki hesabını verdi mi bunun? Hesabını vermedi. Kime hesap soruyor peki, kime soruyor?

Çağlar CİLARA- Cumhuriyet Halk Partisini de zaman zaman suçluyorlar. Şöyle, Sayın Bekir Bozdağ meclisteki bir konuşmasında demişti ki, o hep aklımdadır. “Biz CHP’li dostlarımızı 17 – 25 Aralık’tan sonra uyardık bu örgütle mücadele edelim diye, onlar bize inanmadı. Ama onlar da bizi 17 – 25’ten önce uyardıklarında biz inanmamıştık” demişti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz hiçbir zaman FETÖ terör örgütüyle mücadele etmeyin demedik hiçbir zaman. Bir terör örgütünü asla ve asla hiçbir zaman korumadık ve arkasında da durmadık. FETÖ’yü terör örgütü olarak, biz FETÖ’yü çok önceden riskli bir örgüt olarak zaten biliyoruz, görüyoruz, tanıyoruz ve bildiriyoruz. Şimdi o dönemde İzmir Büyükşehir Belediyesine operasyon yapanlar kimlerdi? Eskişehir Büyükşehir Belediyesine operasyon yapanlar kimlerdi? FETÖ örgütünün mensuplarıydı. Bu iki Büyükşehir Belediye Başkanı kimin Belediye Başkanıydı? CHP’nin Belediye Başkanıydı. 17 – 25’ten sonra “efendim mücadele edelim.” Edin mücadele! Siz gerçek anlamda mücadele ettiniz de biz size karşı mı çıktık? Ama ayakkabı kutusundan çıkan dolarlara karşı biz sessiz mi kalalım? Bir bankanın Genel Müdürü nasıl olur da kendi bankasına helal parasını mevduat olarak yatırmaz da evinde ayakkabı kutusunda saklar? Ve sonra mevcut iktidar onu beraat ettirir, rüşvetle devlet faiz öder ve sonra o kişiyi alır Ziraat Bankasının Yönetim Kuruluna atar ve ondan sonra da der ki ben FETÖ’yle mücadele ediyorum ve biz de buna inanacağız. Milleti kandırmasınlar! Biz şimdi şunu bekliyoruz, OHAL’i ilan ettiler, kim için ilan ettiler OHAL’i?

Çağlar CİLARA- Örgütle mücadele için dediler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- FETÖ’yle mücadele. Peki, Cumhuriyet Gazetesi yazarlarının, Sözcü Gazetesi yazarlarının, Birgün Gazetesi yazarlarının FETÖ’yle ne ilgisi var? Bütün dünya alem biliyor ki bu gazeteler ve bunların yazarları bütün yayın hayatları boyunca hep FETÖ’yle mücadele etmişlerdir. Ama siz FETÖ’yü bıraktınız başkalarıyla mücadele ediyorsunuz. İktidara karşı olanlar, iktidara muhalefet edenlere karşı mücadele ediyorsunuz.

Çağlar CİLARA- Şimdi burada şöyle bir şikayet var. 100 binden fazla insan kamudan ihraç edildi. 50 binden fazla insan cezaevinde tutuklu. Tutuklama gerekçelerinin hukuki olmadığını söyleyen hukukçular var. Mesela 17 – 25 Aralık milattır, o tarihten sonra bu yapının bankasına para yatıran, okuluna çocuğunu gönderen teröristtir şeklinde bir hukuki altyapı hazırladılar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle bir gerekçe oluşturuldu.

Çağlar CİLARA- Evet. Şimdi siz 17 – 25 Aralık milat olarak kabul edildiğinde o tarihten önce ya da sonra öncesinde olanlar da yargılanıyor. Böyle bir hukuki kriterin baz alınarak yargılamaların yapılmasını doğru buluyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, suçlu her zaman suçludur. Suçlunun kriteri olmaz. Yani suçlunun kriterini kim belirler? Yasalar belirler. Ceza kanunları vardır o ceza kanunları. Ceza kanunları kalkar da şu tarihten önce, şu tarihten sonra diye bir ayrım yapmaz. Suçsa her zaman suçtur. Nitekim FETÖ terör örgütüyle ilgili daha AK Parti iktidarından önce de soruşturmalar açıldı. Bir savcının başına gelenleri hepimiz biliyoruz. Soruşturma açan savcı bir şekliyle bir komploya kurban gitti, Emniyet Genel Müdürlüğündeki FETÖ soruşturmasını yapan ve FETÖ’yle ilgili araştırma yapan pek çok emniyet mensubu emniyetten atıldı, bir kısmı hapislere atıldı. Bunların hepsini biz biliyoruz. Şimdi o dönemde yapılanlar suç, bu dönemde yapılanlar suç değil. Çifte standart olmaz. Suçsa her zaman suçtur. Devletin güvenliğine karşı, devletin geleceğine karşı, devleti ele geçirmek için kim çaba harcıyorsa, yani paralel devlet oluşturuyorsa bu her zaman her dönem suçtur. Şu anda bir paralel devlet var ben size söyleyeyim.

Çağlar CİLARA- Kimdir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir, Binali Yıldırım hükümeti; iki, saray hükümeti. İki ayrı hükümet var. Dışişleri Bakanı kim?

Çağlar CİLARA- Mevlüt Çavuşoğlu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim, Mevlüt Çavuşoğlu bakın Dışişleri Bakanı geldi Katar’dan kiminle görüştü?

Çağlar CİLARA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşüyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kaç saat görüştü? 1,5 saat. Ne görüşüyor?

Çağlar CİLARA- Bilmiyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kalkıyor diyor ki Irak Başbakanına, sen benim kıratım değilsin. Ya bir Başbakan senin kıratın değil diye bağıra bağıra yeri göğü inletiyorsun, sonra aynı Başbakanla konuşuyorsun. Şimdi senin hiç kıratın olmayan Dışişleri Bakanını çağırıp 1,5 saat konuşuyorsun.

Çağlar CİLARA- Bu da mı bir paralel devlettir sizce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle, o görüşmede var mı Dışişleri Bakanlığından birisi?

Çağlar CİLARA- Hayır.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye yok? Devletin geleneklerinde bir görüşme yapılırsa Dışişleri Bakanlığından birisi olur ve o tutanakları tutar, devletin arşivine kaldırır.

Çağlar CİLARA- Peki Sayın Genel Başkan burada bu OHAL mağdurlarıyla ilgili bir soru daha var. Sanırım Cumhuriyet Halk Partisinde il başkanlıklarınız komisyon kurmuştu gelin bize başvurun dosyalarınızı inceleyelim diye. Binlerce insan sizlere başvurdu. Bize de çok gazetecilere, televizyonculara yazanlar var. Yani bizim ne suçumuz var 10 yıl önce hükümet destekliyordu, dershanelerine gittik, sohbetlerine katıldık başka bir şey yapmadık diyen çok var. 100 binden fazla insanın dosyasını inceleyen bir OHAL komisyonu kuruldu ama bu komisyon sağlıklı işlemiyor, bu komisyon yargı yetkisini bizim lehimize kullanamıyor diyen bir kitle var. O kitlenin sorunlarını çözmek için neler söyleyeceksiniz bu konuyla ilgili birinci sorum.

İkinci sorum da şu, Ergenekon davası hala devam ediyor. Bakın bugün İlker Başbuğ hala terör örgütü lideri olarak yargılanıyor, dosyası yüce divanda. Başbakanın izni bekleniyor. Yani bu dosyalar kolay kolay kapanmıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niçin kapanmıyor?

Çağlar CİLARA- CHP iktidar olursa yani bu mağduriyetleri çözebilecek bir formülünüz var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün mağduriyetleri çözeceğiz. Hiç kimseyi mağdur etmeyeceğiz. Suçlu olmayan ama bugün mağdur olan her kişinin mağduriyetini ortadan kaldıracağız. Biz hukuku egemen kılacağız. Yargı bağımsız olacak ve tarafsız olacak. Oturacak tarafsız herkesin dosyasına bakacak. Varsa bir şeyi suçluysa oturup bağımsız kararını verecek. Biz arkasından telefon edip de yargıya bunu mahkum edin, bunu serbest bırakın diye bir talimat vermeyeceğiz. Bu hükümet döneminde ben onun belgesini de açıkladım, diyordu ya Bekir Bozdağ “Ey Kılıçdaroğlu hakimlere talimat verdiğimize dair belgeyi açıkla” diye. Ders notlarını yani kurs notlarını açıkladım. Şöyle diyor hakimlere ve savcılara, “karar vermeden önce 17 – 25 ve FETÖ davalarıyla ilgili karar vermeden önce yani irade oluşturmadan önce Hakimler Savcılar Kurulu’yla görüşeceksiniz ondan sonra irade oluşturacaksınız.” Ne demek irade oluşturma? Ben kararı vereceğim arkadaş, sen hakimsin ama sen karar vermeyeceksin demektir. Bu yargıya doğrudan doğruya müdahaledir, anayasaya aykırıdır. Peki bu hala yürürlükte mi? Hala yürürlükte. Hala yargının bağımsızlığı sözkonusu değil. Anayasa Mahkemesi kararını alttaki mahkeme tanımıyor.

Mağduriyetlerin nasıl kaldırılması lazım? OHAL’in kesinlikle hemen kalkması lazım. Niye OHAL var?

Çağlar CİLARA- FETÖ’yle mücadele için.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Milli Savunma Bakanı açıkladı, askerde artık FETÖ yok dedi. Milli Eğitim Bakanlığı açıkladı, Milli Eğitim’de artık yok dedi. Başka kim açıkladı? Yargı açıkladı, artık yargıda yok dedi onu da Başbakan açıkladı. Peki nerede kaldı? Bir tek siyasi ayağı kaldı. Siyasi ayağını ortaya çıkarmak için OHAL’e gerek yok ki. Siyasi ayağı nedir? Siyasetçilerdir. Siyasetçileri ortaya çıkarmak için özel bir çaba harcamaya, OHAL çıkarmaya gerek yok. OHAL’i sürdürmeye de gerek yok. Yapacağınız şudur, başta Erdoğan olmak üzere FETÖ’ye bütün bu imkanları sağlayan, devletin içinde paralel bir devlet oluşması için her türlü atama iznini veren, toprak veren, taş veren, üniversite veren, okul veren, dershane veren, paşa veren, general veren, vali veren, kaymakam veren, emniyet müdürü veren, hakim veren, Yargıtay üyesi veren, bütün bunları sağlayan kişilerin oturup hesap vermesi lazım.

Çağlar CİLARA- Yargının önüne mi çıkmaları lazım?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yargı önüne çıkmaları lazım. “Efendim Allah bizi affetsin…” O zaman hapishanedekilerin hepsi de derler Allah bizi affetsin. Bitti çıkarın o zaman niye atıyorsunuz içeriye? Efendim bizi kandırdılar. Ya koskoca Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zatı FETÖ terör örgütü kandırıyorsa, öğretmeni de kandırır o zaman. Üstelik onun elinde Milli İstihbarat Teşkilatı var, polis istihbaratı var, askeri istihbarat var, her türlü istihbarat var. Öğretmenin elinde ne var? Hiçbir şey yok. Sanayicinin elinde ne var? Hiçbir şey yok. Hakimin elinde ne var? Hiçbir şey yok. Bütün devleti sen yönetiyorsun, istihbarat senin elinde, kozmik oda bile senin elinde onu bile götürdün terör örgütüne teslim ettin. Şimdi pirüpak tertemiz “efendim biz FETÖ terör örgütüyle mücadele ediyoruz.” Mücadele etmiyorlar. Muhaliflerle mücadele ediyorlar. Osman Kavala’nın FETÖ terör örgütüyle ne ilgisi var? Akın Atalay’ın FETÖ terör örgütüyle ne ilgisi var? Burak Bey’in Sözcü Gazetesinin sahibinin FETÖ terör örgütüyle ne ilgisi var? Onları susturmaya çalışıyorlar.

Çağlar CİLARA- Onlar için diyorlar ki, 17 – 25 Aralık’tan sonra bu örgüt adına çalıştılar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendileri gerekçe uyduruyor, yargıç değil. Dün şunu söyledim, 1940’ların Almanya’sında” Führer’e Doğru” diye bir kavram var. Führer bir şey söyler, arkadan devletin bütün kadroları Führer’in söylemi bağlantısında harekete geçerler. Polisi, askeri, yargıcı, savcısı, emniyet müdürü herkes harekete geçer Führer’in beklentilerine uygun olayı gerçekleştirmek için. Yangın mı çıkaracak, polis çıkarır ve başkalarının üstüne atar. Birisi mi tutuklanacak, her türlü şaibeli dosyalarla, gözaltına almakta şaibeye bile gerek yok, iftiraya bile gerek yok. Dosyanın içinin boş olduğu fakat insanların tutuklandığı pek çok olayı da biz biliyoruz bu FETÖ’yle mücadele bağlamında. Dosyanın içi boş, hakim bekliyor, ya bu dosyanın içinde ne var? Sen içeri at diyor, biz sonra onların hepsini doldururuz. Hala örnekleri var. Efendim Cumhuriyet Davasında henüz deliller toplanmadı. O toplanmadıysa niye içeride tutuyorsun bu adamları? Delilleri toplamayan makama hesap sormuyor hakim. Bakın, delilleri toplaması gereken makama hakimin demesi lazım, ya bir dakika siz bu davayı açtığınız zaman savcıya deliller toplanmadan benim önüme nasıl getiriyorsunuz bunu, ben hakimim. Deliller dosyada tamamlanmadan benim önüme bir dosyayı getirip bunu tutukla nasıl diyebiliyorsunuz? Delilleri sonra getireceğiz. Delilleri sonra nasıl getirecekler? Hiçbir delil gelmiyor. Geçiyor bir yıldan fazla delil yok. Osman Kavala tecrit edilmiş tek odada yatıyor. İddianamesi dahi yok, niye hapiste bu adam, hangi gerekçeyle hapiste? Çıkıp şunu söylediler, “ağaç kökü yesinler” dediler. Düşünün bir suçluyu düşünelim, yani FETÖ olur, cinayet olur, başka bir şey olur, bir suçlu düşünelim, adamın birisi suç işledi, gerçekten suç işledi ve mahkum oldu. Olabilir, onun çocuğunun ne günahı var, karısının ne günahı var, onları niye ölüme mahkum ediyorsunuz, onlar niye ağaç kökü yesinler? Ağaç kökünü eğer birisi yiyecekse, sarayda oturan zat badem sütlü puding yiyeceğine otursun ağaç kökü yesin o zaman.

Çağlar CİLARA- Şimdi son olarak yargıyla ilgili şunu merak ediyor millet. Partinizin milletvekilleri, son avukatlıktan hakim ve savcılığa geçiş atamalarıyla ilgili bazı listeler açıkladı. Bu listelerde 110’dan fazla hakim ve savcının daha önce AK Parti teşkilatlarında görev yapan insanlar olduğu ortaya çıktı. İşte bilmem ne ilçesinin gençlik kolları başkanı, Kırıkkale’nin il başkan yardımcısı, işte AK Parti bilmem ne ilçe yönetim kurulu üyesi gibi AK Parti teşkilatlarında yöneticilik yapanlar hakim ve savcılığa terfi ettirildi. Bu süreçte işte Danıştay Başkanı Sayın Zerrin Güngör’ün kızı Elazığ’a hakim olarak atandı, bir gün bile hakimlik yapmadan Yargıtay’a tetkik hakimi olarak atandı. Şimdi bütün bunlara baktığımızda, alt alta topladığımızda yargı siyasetin, iktidarın kontrolü altına giriyor diyebilir miyiz? Bir de başka iddialar var devletin içinde liyakat esas alınamıyor, FETÖ olayından ders çıkaramadık, başka tarikat ve cemaatlerde devleti kontrol etmeye çalışıyor diyenler var. Bu iddiaları alt alta topladığımızda yargıyla ilgili neler söyleyebiliriz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- FETÖ terör örgütünü temizlemeye çalışıyorlar sözde, sözde temizlemeye çalışıyorlar. Ben 15 Temmuz’dan sonra saraya gittiğimde şunu söyledim, “Siz devleti cemaatlere teslim ettiniz, şimdi FETÖ’yle mücadele ediyorsunuz. Gayet güzel edin mücadeleyi hiç itirazımız yok. Ama diğer bakanlıklarda da başka cemaatler var. Onları temizleyecek misiniz? Bir cemaati çıkarıyorsunuz başka bir cemaati yerleştiriyorsunuz. Bunları yapacak mısınız?” Tık yok. Dolayısıyla öyle samimi olarak bir mücadeleyi ben hiçbir zaman görmedim, samimi olarak. İntikam duygusuyla yani 17 – 25’te sen benim yolsuzluğumu ortaya çıkardın, ben de senden intikam alıyorum. Sistem bunun üzerine inşa edilmiş. Yoksa gerçek anlamda FETÖ terör örgütüyle mücadele edelim, FETÖ’nün düşünceleri ve dolayısıyla o düşüncelerle mücadele edelim, gerçek anlamda Anadolu Müslümanlığını topluma yayalım, böyle bir düşünce yok. İhvan neyse, Mısır’dan İhvanı Türkiye’ye getirmek istiyorlar. İşin Türkçesi budur. Devletin içinde liyakat sistemi? Zaten liyakat yok ki, çöktü liyakat. Devletin içinde liyakat olsa bir ülkenin Cumhurbaşkanı, bir başka ülkenin Dışişleri Bakanıyla niye oturup konuşsun 1,5 saat? Bu ülkenin Dışişleri Bakanı yok mu, Dışişleri bürokrasisi yok mu? Üstelik o Katar doğalgaz aramada Türkiye’nin yanında değil İsrail’in yanında durdu, Yunanistan’ın yanında durdu. Niye Erdoğan çıkıp da Ey Katar, Ey bilmem Katar’ın Başbakanı, Başkanı sen nasıl olur da bizim yanımızda değil de Yunanistan’ın yanında, İsrail’in yanında durursun diye bağırmadı? Niye bağırmadı? Ey Amerika diyor, ey Putin diyor, ey AB diyor. Ama ey Katar diyemiyor niçin? Paraları nerede? Niye Katar’a bir şey diyemiyor, niye oturup 1,5 saat Katar’la konuşuyor ve niye şu açıklamayı yapmıyor? Katar Dışişleri Bakanı geldi kendisiyle görüştük Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz araması konusunda Yunanistan’a ve İsrail’e değil Türkiye’ye destek vereceklerini açıkladı. Böyle bir açıklaması var mı?

Çağlar CİLARA- Var mı bilginiz görüşmenin içeriğine dair?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim yok böyle bir şey.

Çağlar CİLARA- Tahmininiz var mı ne görüşmüş olabilirler?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Açıklama yapmıyorlar. Oturmuşlardır karşılıklı 1,5 saat sohbet etmişlerdir herhalde.

Çağlar CİLARA- Şimdi Sayın Genel Başkan, dış politikayla ilgili bu içerde yaşadığımız sorunlar yargı meselesi, basın ifade özgürlüğü meselesi ki, programın sonunda basın konusuna da geleceğim. Dışarıda da büyük bir problem var Afrin’de terör örgütü PYD’yle savaşıyoruz, orayı temizledik ve sınırlarımızı güvenli hale getirmek için şimdi Menbiç’e gireceğimizi söylüyoruz, daha sonra Sincar’a gireceğimizi söylüyoruz. Hem Irak, hem de Suriye’yle olan bütün sınır hattını terör örgütünden temizleyeceğimizi söylüyoruz. Fakat burada yani partinizin bazı itirazları oldu. Özgür Suriye ordusuyla bu operasyonun yapılması ve PYD’den temizlenen bölgelerin Özgür Suriye ordusuna verilmesi konusunda endişeleriniz var. Özgür Suriye ordusunun son birkaç haftadır bölgede evleri ve dükkanları yağlamadığına dair görüntüler sosyal medyada paylaşıldı ki Sayın Cumhurbaşkanı danışmanı, sözcüsü İbrahim Kalın da doğruladı. Evet yağmalandı dedi. Dünde ÖSO militanları kendi aralarında ganimet paylaşamadılar 10 kişi öldü, birbirlerine girdiler. Burada şöyle yorumlar yapan var. PYD evet Türkiye için tehdit ama ÖSO’da yarın öbür gün Türkiye için tehdit olabilir, çünkü ÖSO’nun maaşını Amerika veriyordu. ÖSO parayı kim verirse onun adına savaşır. Eskiden Amerika’nın paralı askeriydi. Sizin düşünceniz nedir? Türkiye’nin sınırları güvenli hale getirilsin diye ÖSO yerleştirilmeli mi o bölgelere?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz Fırat Kalkanı operasyonunu destekledik, Afrin operasyonunu da destekledik. Biz kendi ülkemizin sınırlarında terör örgütlerinin konuşlanmasını kabul etmiyoruz. Her ülke kendi güvenliğini sağlamak zorundadır ve bu kendi güvenliğini sağlamak uluslararası hukukun Türkiye’ye verdiği bir güvencedir. Türkiye uluslararası hukukun gereği olarak Afrin’e de girmiştir, Fırat Kalkanını da yapmıştır. Hiçbir tereddüdümüz yok orada. Üzerinde dikkatle durduğumuz nokta şudur. Bir, yapılan operasyonda hiç şehit verilmemesi bizim en büyük arzumuzdur. Bakın, hem Fırat Kalkanında, hem Afrin operasyonunda Rusya’dan ve Amerika’dan çok daha fazla şehit verdik. ÖSO’yu sanki Afrin harekatının kahramanı olarak AK Partinin lideri sunmaya çalıştı. ÖSO sanki bir kahraman efendim Afrin’i fetheden, işte örgütü filan…

Çağlar CİLARA- “Kuvayı Millîye” dendi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, hatta “Kuvayı Millîye” olarak tanımladı. Bu kadar iğrenç bir tanımlama olmaz. Hiçbir Kuvayı Millîyeci vatanını savunmak için para almadı. Tam tersine 24 saatte bir tayın yiyerek kendi ülkesini savundu. Bunlar para alıyorlar Suriye’yi savunacaklar. Nerden parayı alıyorlar? Suriye’den değil, dışarıdan para alıyorlar, Suriye’yi sözde savunacaklar. Sonra yağmalayacaklar, sonra kendi aralarında kavga edecekler. Biz bunlara dedik ki, “düzenli bir örgüt değil bunlar. Bunlar çıkar ilişkilerinin bir araya getirdiği bir örgüt. Dolayısıyla bunu bizim askerin gösterdiği başarıları, kahraman ordumuzun gösterdiği başarıları ÖSO’ya mal etmek bizim ağrımıza gidiyor” dedik. Biz bunu söyledik. Biz bunu söyleyince vay efendim işte siz Afrin’e karşısınız. Yok efendim, biz Afrin’e karşı değiliz. Bizim ülkemizin güvenliğini sağlama konusunda ordunun yaptığı her türlü kahraman ordumuzun ki adına kahraman ordumuzun diyorum, Mehmetçiklerimizin yaptığı mücadeleyi her zaman gururla, her zaman onurla dile getiririz. Bu bizim görevimizdir zaten. Bizim ordumuzun temel özelliklerinden birisi oranın peygamber ocağı olmasıdır. Biz ordumuzu böyle görürüz. Dolayısıyla ordumuzun başarılarının bir başka örgüte, hele hele böyle bir örgüte mal edilmesini içimize sindiremiyoruz. Bunu her yerde, her ortamda rahatlıkla dile getiriyoruz. Biz sadece bakın, Afrin’e giriş gerekçesi Fırat Kalkanı operasyonu. Bütün bunların temelinin de sorgulanması gerektiğini söylüyoruz.

Çağlar CİLARA- Ona yol açan sebepler değil mi Suriye’yi karıştıran?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, Suriye’yi kim karıştırdı?

Çağlar CİLARA- Türkiye’nin payı neydi Suriye’nin bu hale gelmesinde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yüzde 99… Silahları kim gönderdi? Türkiye gönderdi. Komşunuzda yangın çıkarsa bir kova suyla gidersiniz yangını söndürmek için. Niçin? O yangın büyürse sizin eve de sıçrar. Bunlar ne yaptılar? Suriye’de yangın çıktı bir kova suyla değil, bir bidon benzinle gittiler. Sonra ne oldu? Yüzbinlerce insan hayatını kaybetti. 3,5 milyon Suriyeli buraya geldi. Süleyman Şah türbesini kaçırmak zorunda kaldılar IŞİD’ın elinden. Kahramanım diyor ya Erdoğan, Afrin kahramanı, komutanı falan filan diye. Dünyanın en korkak adamıdır. Niçin? Ya sen IŞİD terör örgütünden kaçtın, Süleyman Şah Türbesini kendi topraklarından kaçırdın. Bu bile ayıptır, yüzkarası bir olaydır. Süleyman Şah Türbesini kaçırmayı da kahramanlık diye saymaya başladı. Bir insan kendi topraklarından kaçarsa, kendi türbesini kaçırırsa bunun adı kahramanlık olur mu? Korkaklıktır bu? Niye IŞİD’dan kaçtılar, niye IŞİD’a dokunmadılar, niye el sürmediler IŞİD’a, niye IŞİD’a zamanında destek verdiler? Ta ki Rusya ve Amerika IŞİD’a karşı çıkınca, bunlar da evet biz de IŞİD’a karşıyız dediler. El Nusra da bir terör örgütüdür. El Nusra’ya bir şey diyorlar mı? Elli sefer çağrı yaptım Erdoğan’a çık söyle El Nusra terör örgütüdür diye.

Çağlar CİLARA- Dedi ama Sayın Kılıçdaroğlu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Putin ne söyledi? Putin Erdoğan’dan talepte bulundu El Nusra’nın bir bölgeden çekilmesi için. Erdoğan’a telefon etti, bunu da Erdoğan açıkladı. Ben de dedi söyledim El Nusra o bölgeden çekildi. Bir terör örgütü, bir ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zatı dinliyorsa ne demektir bu?

Çağlar CİLARA- Destek anlamında mı, aralarında ilişki anlamında mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Terör örgütünü söylüyor çekilin oradan, Putin’in talebi üzerine onlar da çekiliyorlar.

Çağlar CİLARA- Peki şunu soracağım, IŞİD’le, El Nusra’yla bu Suriye krizinin başladığı dönemlerde ilişki var mıydı hükümetli ilişki, destekleri oldu mu silah desteği vs.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İlişkileri vardı tabi. IŞİD militanları Türkiye’de tedavi ediliyordu hastanelerde. Tedavi ediliyordu, iyileştikten sonra ellerine silah verip gönderiliyordu. Onlarca örneği var. IŞİD militanları Türkiye’de terör olayları da çıkardılar. Ne oldu? IŞİD demediler bakın, IŞİD terör örgütü Türkiye’de eylem yaptı demediler. Ne dediler? Kokteyl terör dediler. Yani IŞİD adını ağızlarına almamak için kokteyl terör dediler. Biz bunları bilmiyor muyuz? Bunları biliyoruz. 71 ilden IŞİD terör örgütüne katılım vardı Türkiye’nin 71 ilinden. Ve bu devletin resmi rakamıdır.

Çağlar CİLARA- Nasıl geçtiler sınırdan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye’den nasıl gittiler, nasıl katıldılar, Afganistan’dan, Pakistan’dan, İngiltere’den, Fransa’dan pek çok IŞİD militanı geldi Türkiye’ye, Türkiye’de havaalanlarında indiler, ellerini kollarını sallayarak buralarda yattılar, kalktılar. Sonra ellerini kollarını sallayarak gittiler Suriye’ye. Bunu bilmeyen mi var bütün dünya biliyor. Kim destek veriyordu bunlara, kim bunları koruyordu, kim hamilik yapıyordu? Bunlar yapıyordu. O şehitlerin tamamının kanları bunların ellerindedir. Bütün günahları bunların boyunlarındadır. Memleketi bu hale bunlar getirdiler.

Çağlar CİLARA- Peki Sayın Genel Başkan, partinizin milletvekili Enis Berberoğlu Can Dündar’ın MİT tırlarıyla ilgili yaptığı haberden dolayı cezaevinde. O silahlar kime gidiyordu bilmiyoruz. Hükümet Türkmenlere gönderiyorduk demişti ama işte o dönem Tuğrul Türkeş MHP’deydi vallahi de billahi de terör örgütlerine gidiyor demişti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkmenlere gitmiyordu diyordu.

Çağlar CİLARA- Semih Yalçın, MHP Genel Başkan Yardımcısı, yine KRT’deki bizim programımızda dedi ki, “terör örgütlerine o silahlar gidiyordu, vatana ihanetten yargılayacağız Erdoğan’ı” demişti. O dönem böyle bir kamuoyu vardı. Ama bu iş döndü dolaştı Sayın Berberoğlu’nun başına kaldı. Kendisi cezaevinde. Bu süreçte hem Can Dündar’ın iddiaları, hem de muhalefetin işte MHP’nin o dönemki iddialarına baktığımızda hala soru işareti var mı silahlarla ilgili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Silahlarla ilgili hiçbir soru işareti yok zaten. Ne soru işareti olacak ki? Silahlar Suudi Arabistan’dan ve Katar’dan uçaklarla geliyordu, Türkiye’den de tırlarla Suriye’ye gidiyordu. Bunu bilmeyen mi var? Herkes biliyordu.

Çağlar CİLARA- Suriye’de kime gidiyordu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Terör örgütlerine gidiyordu. IŞİD’a gidiyordu, El Nusra’ya gidiyordu, onlara gidiyordu, terör örgütlerine gidiyordu. Biz o zaman uyardık; bakın bu silahlar bir gün Türkiye’ye döner, bu silahlar gider PKK’nın eline geçer. Bunların hepsini söyledik biz. Ben o dönem silah taşıyan bir şoförün savcılıkta verdiği ifadeyi okumuştum. Adana’da gidin mahkemelerde bunlar görüşülüyor zaten. Şu anda bile görüşülüyor. Devlet sırrı falan yok ortada. Ha Enis Berberoğlu neden tutuklu? Enis Berberoğlu’nun tutuklu olmasının tek nedeni var siyasi esir. CHP’ye gözdağı vermek için. Hiçbir delil yok dosyada, bakın hiçbir delil yok dosyada. Can Dündar’la söylendiği iddia edilen Can Dündar’la Enis Berberoğlu’nun buluşması da yok. HTS kaydı var, buluşması da yok. Böyle bir ifade de yok. Efendim Can Dündar diyor ki, solcu bir milletvekilinden aldım. İyi de Enis Berberoğlu o tarihte milletvekili değil. Yani o kadar çok açmaz var ki, boşu boşuna yatıyor, bir siyasi esir olarak yatıyor. Tabi inanıyorum yani dava Anayasa Mahkemesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görüşülünce çıkacaktır zaten.

Çağlar CİLARA- Şimdi kısa bir süremiz kaldı bu 2019’u konuşmamız gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi 2019’a hazır. Kurultayınız bitti, tüzük kurultayı bitti, yeni MYK oluşturuldu, kadrolarınız şu an 2019 seçimlerine hazırlanıyor. Çok net iki sorum olacak. Birinci soru şu, AK Parti-MHP ittifakının yüzde 50 artı 1 etmediği konuşuluyor. Hiçbir araştırmada böyle bir sonuç çıkmıyor. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı dün dedi ki, “oy oranımız yüzde 60 bunu gösteren araştırmalar var.” Sizin siyasetçi olarak sahada gözlemlediğiniz nedir? MHP’li bir Büyükşehir Belediye Başkanı demişti ki, bu ittifak tabanda yok. MHP’nin oyları nereye gidecek?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle, hiçbir araştırmada AK Partiyle Devlet Bahçeli arasında yapılan ittifak onların beklediği sonucu vermiyor, hiçbir araştırma bunu göstermiyor. Zaten öyle yüzde 50, 60 bulsalar zaten hemen seçime giderler. Onlar da bu gerçeği görüyorlar, bu gerçeği gördükleri için de işte Afrin’i kullanmak istediler, onu siyasete malzeme edip acaba oradan bir kahramanlık, bir oy devşirme yapabilir miyiz dediler, orada da bekledikleri olmadı. Çünkü Afrin olayı kahraman ordumuzun gösterdiği bir başarıdır ve bütün siyasal partilerin üç aşağı beş yukarı desteklediği bir olaydır. Yani hiç kimse ordunun Afrin operasyonuna karşı çıkmadı, tam tersine Türkiye’nin geleceği, güvencesi, bekası açısından böyle bir olayın olması gerektiğini savundu zaten. Ayrıca şu da çok önemli, hükümetin izlediği, yani AK partili siyasilerin izlediği Suriye politikası Türkiye açısından bir beka sorunu yaratmıştı. Bu beka sorununu gideren de kahraman ordumuzun kendisidir. Yani siyasilerin hatasını ordu düzeltmeye çalışmaktadır. Ne uğruna? Türkiye’nin bekası uğruna. Nasıl? Şehitler vererek. O nedenle bütün o şehitlerin kanları bunların yakalarındadır demiştim. Öyle kolay olmuyor Türkiye’nin beka sorununu aşmak. 15 yıl önce Türkiye’nin beka sorunu mu vardı? Yok. Niye şimdi Türkiye’nin bekasından söz ediyoruz? Ne oldu da Türkiye 15 yılda bir beka sorunuyla karşı karşıya geldi? İzlenen yanlış politikalarla. Cepleri için çalıştılar, ülke için değil. Cepleri için çalıştılar, ordu için değil. Cepleri için çalıştılar; çiftçi için, emekli için, kamyon ve tır şoförleri için değil.  Buyurun bakın kamyon ve tır şoförlerine ağızlarını bıçak bile açmıyor. Araba alır vergi verir, yük alır vergi verir, köprüden geçer vergi verir, bilmem ne yapar vergi verir, bir de ayrıca gider her yıl gelir vergisi beyannamesi verir ve ayrıca da vergi verir. Peki, sarayda oturanlar ne veriyorlar? Uçak bedava, araba bedava, yemek bedava, yatma bedava, kalkma bedava, gezme bedava, seçim propagandası yaparlar Cumhurbaşkanlığı bütçesinden, o da bedava. Benim vergimle kendi propagandalarını yapıyorlar. Benim ödediğim vergiyle, garibanın ödediği vergiyle, yeni doğan çocuğun ödediği vergiyle kalkıp kendi seçim propagandalarını yapıyorlar. İlçe ilçe geziyor, il il geziyor beyefendi. Ne diye geziyor? Cumhurbaşkanı diye geziyor. Nasıl geziyor? Forsu kullanarak geziyor. Hangi parti? AK Partinin kongrelerinde geziyor. Senin ne işin var kongrelerinde? Sen Cumhurbaşkanı mısın, ilçe başkanı mısın partinin? Ben bunları söyleyince de vay efendim sen nasıl bunu söylersin? Ben bunu söylerim. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak için ben bunları söylerim. Bu vatandaşın verdiği vergiyle sen kendi propagandanı yapamazsın. Bu milletin ahı vardır, günahı vardır bu kadar da olmaz.

Çağlar CİLARA- Sayın Genel Başkan, burada işte bu bütün saydıklarınızı dindar muhafazakar seçmen de dikkate alıyor şeklinde yorumlar var. Yani AK Parti tabanından rahatsız olan ciddi anlamda muhafazakar olarak kendini tanımlayan bir grup varmış. Bunu AK Partiye yakın isimler de ifade ediyor zaman zaman. CHP onları kazanmak için ne yapacak? Yüzde 50 artı 1’i aşmak için ne projeniz var?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Samimi Müslümanların her zaman başımın üstünde yeri vardır. Samimi Müslüman yalan söylemez, samimi Müslüman kul hakkı yemez, samimi Müslüman ülkesinin çıkarlarını düşünür, samimi Müslüman fakir fukarayı, garip gurebayı düşünür, samimi Müslüman her zaman her yerde doğruları söyler. Sabah akşam eğer bir adamın ağzına yalan yuva yapmışsa o, o ülkeye hayırlı hiçbir şey yapmaz. O nedenle samimi Müslümanları ben bunlardan ayırıyorum. Onlar ayrı yerdedir, onların benim başımın üstünde yeri var. Hangi partiye oy verirlerse versinler biz o insanlara saygılıyız. Hatta AK Partiye oy veren diyelim ki, sanayici vardır, çiftçi vardır, emekli vardır, işçi vardır ama bunlar gerçekten samimi olarak inanmışlardır işte AK Partinin ülkenin geleceği için katkı yapıyor vs., çalışıyor vs. diye düşünebilirler, biz onlara da saygılıyız. Bizim isyan ettiğimiz nokta, devleti yönetenlerin, yönetmeye kalkanların devletin çıkarlarını değil, kendi ve aile çıkarlarını savunmalarıdır. Burada fakir fukara, esnaf, çiftçi vergi verirken bu beyler Türkiye’de vergi vermemek için Man Adasında şirket kuruyorlar. Ben buna itiraz etmeyecek miyim? Yani buradaki esnafın ne günahı var, çiftçinin ne günahı var, sanayicinin ne günahı var, emeklinin ne günahı var, taşeron işçisinin ne günahı var? Onlar bu ülkede vergi verecek ama o beyler uçağa binecekler para vermeyecekler, yemek yiyecekler para vermeyecekler, sarayda oturacaklar para vermeyecekler, arabalarına binecekler para vermeyecekler, bir de vergi ödememek için Man Adasında şirket kuracaklar, sonra da kalkacaklar efendim biz Türkiye’de yerliyiz ve milliyiz diyecekler. Gayri millidir bunlar. Onun için samimi Müslümanları ben bunlardan ayırıyorum. Onların benim başımın üstünde yeri vardır.

Çağlar CİLARA- Son olarak 2019’la ilgili şunu soracağım. AK Parti tabanından CHP oy alabilecek mi? Bu seçimde işte AK Partiden rahatsız olan o kitleden, o AK Parti seçmeninden oy alabilmek için…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Oy alacağız.

Çağlar CİLARA- Var mı bir oran? Yani böyle büyük bir destek bekliyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın referandum sürecinde şunu gördük, bir dikta yönetiminden rahatsız olan milyonları gördük. Tek adam rejiminden rahatsız olan milyonları gördük. Tarafsız olması gereken ve her vatandaşa, her siyasal partiye eşit mesafede olması gereken, bütün Türkiye’deki 81 milyon insanı kucaklaması gereken bir Cumhurbaşkanının varlığını talep eden, ama bu varlığı sarayda oturan zatın bu varlığını göstermemesinden rahatsız olan milyonları gördük. Referandumda evet oyu verip sonra pişman olan binler var, yüzbinler var. Bunlar 2019’da gerçek anlamda ortaya çıkacaktır. Samimi Müslümanlar da bunlardan çok rahatsızdır.

Bakın bunlar, kendilerini ağırlıklı olarak Müslüman olarak tanımlıyorlar, şu anda mevcut hükümet 15 yıldır tefecilere çalışıyor. Dünyanın en pahalı faizle borçlanmasını yapanlar bunlar. Bakın dünyanın, Yunanistan’a diyorlardı battı, öldü, bitti falan, kişi başına gelir 25 bin dolar, biz 10 bin doların altına düştük. Yunanistan 10 yıllık borç alıyorsa faizi yüzde 4.19. Türkiye 10 yıllık borç aldığında 12.34 veya 35 olması gerekir. Yani yüzde 12. Nasıl oluyor bu? 15 yılda bir avuç sermayedara, bir avuç tefeciye 150 milyar dolar faiz ödediler bunlar. 15 yılda 150 milyar dolar. Ayrıca hükümet, yani bunlar dışarıdan borçlandılar, bir de içerden borçlandılar devlet tahvili, hazine bonosu satarak. 620 milyar civarında da ayrıca Türk lirası olarak da faiz ödediler 150 milyar doların dışında. Bu çekilecek bir şey midir yani?

Çağlar CİLARA- Sayın Genel Başkan son iki sorum var. Bir, Doğan Medyanın satılması ya da satılacak mı onu da bilmiyoruz, partiniz itiraz etti rekabete aykırı dedi. Rekabet Kurumunu göreve çağırdınız, çünkü Aydın Doğan’ın elinden Star Televizyonu ve Milliyet Gazetesi tekel oluşturdu gerekçesiyle Vatan Gazetesi de aynı şekilde alınmıştı. Şimdi bütün bunlar Demirören Grubunun eline geçiyor ve medyanın yüzde 80’ine hakim olabilecek bir medya gücü elde ediyor Demirören Grubu. Bu da tekelleşme anlamına gelir. Rekabet kurumunun bu satışı durdurmasını bekliyor musunuz, ne düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Rekabet Kurumu yasanın kendisine verdiği görevi gerçek anlamda yerine getirirse bu satışı iptal etmesi lazım, bu kadar basit. Eğer bir kişi medyanın önemli bir bölümünü, yani yüzde 50’den fazlasını kontrolüne alıyorsa o ülkede demokrasi tehlikeye girer. Yani buna Rekabet Kurumunda görev yapan yönetim kurulu üyelerinin oturup bakması lazım, dünyanın pek çok ülkesinde bu tablo nedir, ne değildir görmesi lazım. Vatan, Milliyet ve Star Televizyonu satılırken efendim işte tümünün Aydın Doğan’da olması rekabete aykırıdır deyip sattırıyorsunuz, şimdi onlar dahil mevcudun tamamı biraz daha büyüyerek yeni bir gruba veriyorsunuz ve aynı gruba daha doğrusu. Bu doğru değil tabi.

Çağlar CİLARA- Bu arada toplumda kadına yönelik şiddetin arttığını görüyoruz. Çocuklara yönelik şiddet, taciz, tecavüz olaylarının arttığını görüyoruz. Bunlar okullarda yaşanıyor ne yazık ki, yurtlarda yaşanıyor ve sayı anormal bir şekilde artıyor. Yani son 10 yılda çocuğa yönelik cinsel istismar yüzde bin artmış.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, kadına yönelik şiddet yüzde bin 400 arttı.

Çağlar CİLARA- Evet, ne yapmak gerekiyor Sayın Genel Başkan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İzlenen politikalar toplumu bu hale taşıdı, ahlaki düzeyimizde müthiş bir bozulma var. Anneler, kadınlar, genç kızlar, çocuklar hepsi rahatsız, gençlerimiz rahatsız. Hepimiz şunu yapacağız, 2019’a hazırlanacağız. Bu tabloyu değiştirmek bizim elimizde. Bu ülkenin kadınları, bu ülkenin anneleri, bu ülkenin genç kızları, bu ülkenin gençleri, genç erkekler, üniversite öğrencileri, işsizler, hepimiz, hep birlikte demokrasiyi savunacağız. Demokrasinin olduğu bütün ülkeler gelişmiş ülkelerdir. Demokrasinin olmadığı ama gelişmiş tek bir ülke yoktur. O nedenle her düşünceye saygılı olacağız, her inanca saygılı olacağız, her yaşam tarzına saygılı olacağız ve bütün insanları kucaklayacağız. Demokrasi olacak ki, birbirimizin düşüncelerine saygı gösterelim. Demokrasi olacak ki, kadın – erkek eşitliğini sağlamış olalım. Demokrasi olacak ki erkek de çalışacak, kadın da çalışacak. Demokrasi olacak ki, üniversiteler bilgi üretecek, üniversite öğrencileri üniversitelerde rahatlıkla her türlü düşünceyi tartışacaklar ve şiddet olmayacak. Demokrasi olacak ki, medya özgür olacak, bağımsız olacak, rahatlıkla yayın yapabilecek. Demokrasi olacak ki, gücü elinde tutana karşı medya eleştiri hakkını sonuna kadar kullanabilecek ve onu bir anlamda disiplin edebilecek. Medya olacak ki, özgürlük olacak ki, insanlar din ve vicdan özgürlüklerini rahatlıkla kullanabilsinler ve hiç kimse bir başkasının inancına veya yaşam tarzına müdahale etmesin.

O nedenle 2019’da bu ülkenin kadınlarına ve gençlerine büyük görev düşüyor. Cumhuriyet bir kadın devrimidir. Osmanlıda kadının seçme, seçilme hakkı yoktu, ama Cumhuriyet kadın devrimidir, seçme ve seçilme hakkı geldi. Kadın milletvekilleri, kadın doktorlar, kadın hakimler, kadın valiler hayatın her alanında kadınlar şu veya bu şekilde yer almaya başladı. Gençler de aynı şekilde hayatın her alanında düşüncelerini ifade etmeye başladılar ve dünyanın en güçlü gençlik yapılanması bir anlamda nüfus yapısı olarak Türkiye’de. Taşı sıksan suyunu çıkaracak, ama işsiz. Dolayısıyla 2019’da gençler ve kadınlar bir demokrasi devrimi yapmak zorundalar. Yani cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız bu ülkenin kadınları sayesinde.

Çağlar CİLARA- Şimdi biz KRT Kültür TV olarak amacımız kültür yayını yapmak ve bizim için siyasette bir kültür, dinde bir kültür, sanatta bir kültür. Bu süreçte OHAL sürecinde özellikle tiyatrolara yasak getirildi, mesela Barış Atay gibi bir oyuncunun Diktatör isimli oyunu yasaklandı. Levent Üzümcü bir röportaj vermişti, sahne bulamıyorum dedi, ki birçok ilde sahnelendi onlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- En son Zuhal Olcay…

Çağlar CİLARA- Zuhal Olcay’a hapis cezası verildi. Neler söyleyeceksiniz bu süreçle ilgili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Erdoğan’ın şöyle bir cümlesi olmuştu, “15 yılda kendi kültürümüzü yaratamadık” diye. İyi de hangi kültür? Hangi kültürleri var bunların? Faiz kültürü var, ama o kültür bizim kültürümüzde yok. Yalan söyleme kültürü var, o bizim kültürümüz değil. Kul hakkı yeme kültürü var, o kültür bizim kültürümüz değil. Kişilere hakaret etme bizim kültürümüz değil. Sanata saygı bizim kültürümüz, ama sanata saygı onlarda yok. Sanatçıyı yüceltme sadece bizim değil bütün dünyanın evrensel bir değeridir, ama onun kültüründe yok. Heykele düşman, sanatçıya düşman, resme düşman, her şeye düşman, sevmiyor. Kendi adına filmler yaptırdı kimse izlemedi. Kendi adına kitaplar yazdırdı kimse alıp okumadı. Niçin? Bu işler zorlamayla olmaz, yasakla olmaz bu işler.

KRT’yi ben arada bir izliyorum, vaktim siz de takdir edersiniz son derece sınırlı. Kültüre, sanata ve sanatçıya büyük değer veriyorsunuz, zaman zaman sanatçıları çıkarıyorsunuz televizyonlara, resim sanatçıları var, diğer tiyatro sanatçıları var. Hatta bazen birden fazla tiyatro sanatçısını bir arada çıkarıyorsunuz. Zaman zaman dünyanın önemli müzisyenlerinin eserlerini yine kendi televizyonlarınızda yayınlıyorsunuz. En son izlediğim Bolero’ydu güzel bir müzik aynı zamanda. KRT gerçekten de bizim televizyon dünyamızda oluşan bir boşluğu gideren önemli bir televizyon kanalı. O nedenle başta size ve saygıdeğer genel müdüre, yöneticilerine hepsine yürekten teşekkür ediyorum.

Çağlar CİLARA- Çok teşekkür ediyoruz, sizlerin de katkısıyla KRT bu noktaya geldi, çok sağ olun, ağzınıza sağlık.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikteydik, şimdilik hoşça kalın.


CHPnet

SİTELERİ