09.04.2017
13997
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU FOX TV’DE İSMAİL KÜÇÜKKAYA’NIN SORULARINI YANITLADI, GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU

-"Terörle mücadele için parlamentoya bir kanun getirdiniz de biz karşı mı çıktık, başkaları karşı mı çıktı? 15 yıldır yapamadığınız bir olayı, anayasa değişikliği ile yapacağınızı söylüyorsunuz. Bana terörü engelleyecek bir madde söyleyin. 18 maddeden hangisi terörle mücadele maddesidir. Bir madde. Veremez, yok böyle bir madde."
- "Sayın Davutoğlu yüzde 49,5 oy aldı. AK Parti’nin en yüksek oyunu sağladı 1 Kasım seçimlerinde. Peki Başbakanlıktan niye istifa etti? Vatandaş mı istedi? Kurultay yaptılar, kurultayda seçime girdi kaybetti mi? Hayır bunların hiçbiri olmadı. Tek adam istedi, istifa etmek zorunda kaldı. Bu mekanizmayı işleten kişi veya kişiler bize demokrasi dersi veremezler"
- "Ben devletin her türlü imkanını, arabalarını, uçaklarını, paralarını, televizyonlarını kullanacağım ondan sonra diyeceğim ki ’eşit şartlarda gidiyoruz.’. Hangi eşit şartlarda gidiyoruz? Eşit koşullarda yarışma demokrasinin olmazsa olmazıdır. Sadece CHP’liler için demiyorum, diğer partililer için de demiyorum, Allah aşkına Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veren vatandaşlarıma sesleniyorum. Elinizi vicdanınıza koyun, ’biz eşit koşullarda referandum yapıyor muyuz, yapmıyor muyuz?’ diye kendinize sorun."
-"(Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi) Tek adam üretir. Kesinlikle öyle yapar. Bütün yetkiyi verdiniz, bir adam çıktı istediğini yaptı, nasıl engel olacaksınız?"
- "Bu kadar yetki Allah aşkına bir kişiye verilir mi? Nerede yaşıyoruz, hangi çağda yaşıyoruz?"
- "Bu ülke tarafsız bir cumhurbaşkanı istiyor. Bu ülke bayrağını temsil eden kişinin tarafsız olmasını istiyor. Seçilecek cumhurbaşkanı hangi partiden, hangi kimlikten, hangi inançtan olursa olsun benim cumhurbaşkanımdır diyebileceği bir adam olmasını istiyor. Saygı duyulan bir kişi olsun diyor"
-"Olayı bir parti, bir kişi meselesi haline getirmek yanlıştır. Eğer bu noktadan bakar ve bu noktadan değerlendirirsek Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atmış oluruz. Bu konuda hepimizin sorumluluğu var"
- "Elbette görev süresi doluncaya kadar Sayın Cumhurbaşkanı görevinin başında olacak. Kimse buna niye itiraz etsin ve niye tartışma konusu yapsın"
- "Amerikan tarzı bir başkanlık oturulup düşünülebilir, tartışılabilir. Biz yüzde yüz hayır biz buna karşıyız değil. Her şey oturulup, düşünülüp tartışılabilir. Artısını eksisini oturur düşünür tartışırız. Bir ülkenin rejimini o ülkenin tarihi belirler"
- "Bu anayasa değişikliği demokrasi konusunda bir ortak payda yaratma fırsatı doğurdu. Bu ülkenin milliyetçisi, ülkücüsü, mütedeyyini, sosyal demokratı, liberali ve siyasete uzak duran bütün vatandaşları, hepimiz demokrasi istiyoruz. Çünkü hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz"
- "Hayatım boyunca terörün her türüne her zaman karşı çıktım, IŞİD’e, PKK’ya, DHPK-C’ye, FETÖ’ye. Ben demokrasiden, düşünce özgürlüğünden yanayım. Nereden ve kimden gelirse gelsin terörün her türüne karşıyım. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin de terörle birlikte adlandırılmasına da karşıyım"
- "(Halk oylaması) Son bir haftaya giriyoruz. Ciddi manipülasyonlar, tahrikler olabilir. Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; Tahriklere kapılmayalım, kavgaların içine asla girmeyelim. Sakin bir şekilde sandığa gidip vatandaşlık görevimizi yapalım"




İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim günaydın hepinize iyi bir Pazar günü diliyorum, mutlu hafta sonları diliyorum. Biz Türkiye’nin en tarafsız, en bağımsız, en özgür kanalında İsmail Küçükkaya’yla liderler turundayız. Bu hafta artık referandum için son düzlüğe girmiş bulunuyoruz. Bugün itibariyle tam 7 gün kaldı. Gelecek hafta bugün sandık başına gideceğiz, ülkemizin geleceği için, çocuklarımızın geleceği için, anayasal sistem referandumuna gideceğiz ve biz liderler turuna bu sabah itibariyle CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’yla başlayacağız.

Şimdi ben izin verirseniz konuğumu selamlamak istiyorum. Efendim hoş geldiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, çok sağ olun.

İsmail KÜÇÜKKAYA- İyi Pazarlar diliyorum nasılsınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, iyi Pazarlar, hayırlı sabahlar dileyelim. Gayet iyiyim, sağ olun, çok teşekkür ederim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Dün de Trabzon’daydınız, artık bugün itibariyle efendim son 7 güne girmiş bulunuyoruz. Biz bugün sizinle referandumu konuşmak istiyoruz. Çünkü benim de gerek bir vatandaş olarak, gerek bir gazeteci olarak merak ettiğim pek çok konu var. Özellikle bu sabah referanduma dair ne getirir, ne götürür, artıları eksileri her şeyi, merak ettiğim, öğrenmek istediğim her şeyi size sormak istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok mutlu olurum.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Önce son bir haftaya nasıl giriyorsunuz? Yani iç duygunuz ne diyor, ne bekliyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi son bir haftaya ben kampanyanın başlangıcından itibaren bütün vatandaşlarıma şunu söyledim ve şu çağrıda bulundum. Lütfen 18 madde okuyun, düşünün, vicdanınızda tartın, akıl süzgecinden geçirin ve ondan sonra sandığa gidin. Bunun bir partiyle, bunun bir kişiyle ilgisi yok. Hangi partiden vatandaşımız olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun, hatta hiçbir partiye sempati duymayan vatandaşımız da olabilir ama ülkemizin geleceği için, çocuklarımız için, bayrağımız için, birlikte yaşama iradesini ortaya koymak için hepimiz sandığa gitmeliyiz ve oy kullanmalıyız. Oy kullanırken de bütün bunları düşünmeliyiz. Çünkü bu anayasa değişikliği sadece beni, sadece A partisini, sadece B partisini ilgilendiren bir değişiklik değil hepimizi ilgilendiren bir değişiklik. Adı üstünde anayasa, yani yasaların aykırı olamayacağı bir yasa yapacağız, bir değişiklik yapacağız o yasada. O nedenle o anayasa değişikliğinin bizlere neyi getirip, neyi götürdüğünü iyi bilmemiz, öğrenmemiz, konuşmamız, tartışmamız gerekiyor. Bu bir ev sohbetinde olabilir, kahve sohbetinde olabilir, parkta oturup emekliler kendi aralarında konuşabilirler. Ama sonuçta kendi kaderimizi kendimiz belirleyeceğiz. Düşünmelerini ve sandığa gitmelerini istiyorum. İstediğim tek şey bu.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Düşünsünler ve özgür iradeleriyle kararlarını versinler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette özgür iradeleriyle. Yani şunu efendim ben X’i çok seviyorum, X bunu böyle söylediği için ben hiç düşünmeden onun dediği gibi oy kullanacağım. Bu da yanlış. Benim aklım yok mu? Aklım var. Allah’ın bize verdiği en değerli hazine akıl. Dolayısıyla akıl süzgecinden geçirmemiz lazım, bakmamız lazım. Faydası var mı, yok mu, zararı var mı, yok mu, ne riskler getirir, neler götürür. Çünkü sonuçta demokrasi dediğimiz bir kavram var ve bu kavram bizler için çok değerli. Benim gibi düşünmeyen insan da düşüncesini ifade edebilmeli. Benim seçtiğim, parlamentoya gönderdiğim milletvekili rahatlıkla iradesini orada ifade edebilmeli.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu aslında efendim tabi erken seçim değil, genel seçim değil, hükümet veya Cumhurbaşkanlığı seçimi değil. Lakin iktidara baktığımız zaman gerek Cumhurbaşkanı, gerek Başbakan, hatta gerek Sayın Devlet Bahçeli bu referandumun ana omurgasına sizi oturtuyorlar. Şimdi ben bunu bir türlü anlamadım, anlayamıyorum da. Bakıyorum 18 madde söz konusu. Bu 18 maddenin tartışılmasını istiyorum. Ben şahsen kanalımda, kanalımın bana sağladığı özgürlük ortamı içinde her gün o maddeleri anlatmaya çalışıyorum. Fakat efendim sanki bu kampanya sizinmiş gibi, oysa siz biraz geride çekildiniz gördüğüm kadarıyla, bu mesela MHP’liler var, MHP’nin içinde farklı düşünenler var. Vatan Partisidir, Saadet Partisidir, Büyük Birlik Partisi, herkesin farklı farklı gerekçeleri var. Bu kampanyanın siz neden ana omurgası oldunuz, nasıl oluyor bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle; bir düşman yaratmak ve o düşman üzerinden siyaset yapma anlayışı var. Bu yanlış bir yanlış, demokrasilerde olmaması gereken bir anlayıştır. Ne olması lazım? 18 madde. 18 maddeye birileri evet oyu isteyebilir. Bu onun en doğal hakkıdır, demokrasilerde bunun böyle olması lazım. Ama oturup vatandaşlarına veya kendi kitlesine veya birlikte bir araya geldiği arkadaşlarına neden vatandaşın evet oyu vermesi gerektiğini anlatması lazım. Ama bunu anlatamıyorlar. O zaman ne diyorlar? Kemal Kılıçdaroğlu kötüdür, Kemal Kılıçdaroğlu şöyledir. Ben de dün espri yaptım Trabzon’da dedim ki, ‘arkadaşlara söyledim, ya bakın bu 18 madde içinde Kemal Kılıçdaroğlu adı geçen veya Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bir şey var mı? Biz de acaba okuduk atladık mı bir şey?’ Yok böyle bir şey. O zaman neden ben tartışılıyorum? Emin olun anlamakta zorluk çekiyorum neden?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Dün mesela Sayın Cumhurbaşkanının Yenikapı’da mitingi vardı, orada şahsınıza yönelik de yine eleştirel yaklaşımlarını sürdürdü. Ama bu arada farklı bir yaklaşım da sergiledi dedi ki, ‘CHP’ye oy veren, gönül veren vatandaşlarıma da sesleniyorum bu referandumda evet oyu verin’ ve zatınız için, sizin için ‘gitsin bundan kurtulun’ dediler. Bir değerlendirmeniz olur mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim partimizde demokratik kurallar geçerlidir. Biz özellikle diğer partilere benzemeyiz. Bizde Genel Başkan nasıl seçilir, milletvekilleri nasıl seçilir, belediye başkanları nasıl seçilir, delegeler nasıl seçilir demokratik kurallarla belirlenir. Böyle liderin arzusuna göre, bir kişinin arzusuna göre, tek adamın arzusuna göre parti şekillenmez. Çünkü biz demokrasiyi savunuruz, demokrasiyi savunan bir partinin bu tür kurallarla hareket etmesi lazım. Ben bir örnek vereyim, bizi eleştiriyor veya eleştiriyorlar. Sayın Davutoğlu yüzde 49,5 oy aldı değil mi? En yüksek oyu AKP’nin en yüksek oyunu sağladı seçimlerde.

İsmail KÜÇÜKKAYA- 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin başında ve Başbakan olarak girdi yüzde 50’ye yakın oy aldı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Başbakan olarak görev yaptı yüzde 49,5 oy aldı. Peki Başbakanlıktan niye istifa etti, neden ayrıldı? Vatandaş mı istedi? Kurultay yaptılar, kurultayda seçime girdi kaybetti mi? Hayır bunların hiçbirisi olmadı. Tek adam istedi, istifa etmek zorunda kaldı. Şimdi bu mekanizmayı işleten kişi veya kişiler bize demokrasi dersi veremezler. Benim kalıp kalmayacağıma elbette partililer karar verir. Ama bu süreç bir partinin Genel Başkanı gelecek, bir partinin Genel Başkanı gidecek süreci değil. Özellikle bunu sanki partiler arasında bir yarışmış gibi kamuoyuna sunmak istiyorlar. Güçlü bir medya desteğiyle sunmak istiyorlar, meydanlarda bunu söyleyerek, anlatarak sunmak istiyorlar. Doğru bu değil.

İsmail KÜÇÜKKAYA- CHP’ye gönül vermiş olup da Sayın Cumhurbaşkanının çağrısına uyup sizden kurtulmak için evet diyecek vatandaş olabilir mi efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir kişi bile olmaz. Çünkü bilinçli vatandaş. Bunun bir anayasa değişikliği olduğunu, bu anayasa değişikliğinin Türkiye için ve geleceğimiz için neleri getirdiğini bu değişikliğin, neleri götürdüğünü tartması lazım, ölçmesi lazım ve oyunu ona göre kullanması lazım. Bu sadece CHP’ye oy veren vatandaşlar için söylemiyorum. AKP’ye, MHP’ye, Vatan Partisine, Saadet Partisine, HDP’ye oy veren vatandaşlar için de geçerlidir. Anayasa yapıyoruz bir partinin tüzüğünü, bir partinin programını tartışmıyoruz ki. Hani bir partinin programını tartışırız, çıkılır bu söylenir ya da bir partinin tüzüğünü tartışıyoruz, çıkılıp söylenir. Bu anayasa değişikliği bir partinin tüzüğü müdür?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Değil.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Değilse o zaman niye tartışılıyor bir başka parti.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Peki Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı gibi size şöyle sorsam efendim. Siz AKP’ye oy ve gönül vermişlere seslenseniz, sonuçta bir anayasa değişikliğinden bahsediyoruz, siz nasıl seslenmek istersiniz? Hani Cumhurbaşkanı CHP’ye gönül vermişlere seslendi. Siz de AKP’ye gönül vermişlere seslenin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynı şeyi söylüyorum. Çocuklarınızı düşünün, evlatlarınızı düşünün, Türkiye’nin geleceğini düşünün, tek adama tanınan bu yetkiler A şahsına tanınan bir yetki, yarın bir B şahsının eline geçerse ne olur? B şahsına verilen bir yetki, yarın C şahsının eline geçerse ne olur? Bunların oturulup düşünülmesi lazım, sandığa öyle gidilmesi lazım. Bu bir kişi meselesi değil, bu bir parti meselesi değil. Bu bir memleket meselesi, bu bir demokrasi meselesi, bu bir ülke meselesi. Öyle bakmak lazım olaya.

Ben AKP’ye değil yani HDP’ye de, AKP’ye de, Saadet Partisine de, Vatan Partisine de oy veren, bütün partilere oy veren veya hiç sandığa gitmeyen, herhangi bir partiye sempati duymayan veya partilere mesafeli duran bütün vatandaşlara sesleniyorum. Oy kullanma pozisyonunda olan bütün vatandaşlara sesleniyorum. Sandığa mutlaka gidin, oyunuzu mutlaka kullanın. Evetiniz de, hayırınız da benim başımın üstüne. Ama evet oyu kullanırken, hayır oyu kullanırken oturup düşünün, sorun kendinize. Bu yetki mesela en kızdığınız bir adamı düşünün, bu yetki yarın bu adamın eline geçerse başınıza ne gelir? Öyle bakın olaya. En sevdiğiniz adam üzerinden gitmeyin. Çünkü en sevdiğiniz adam, hepimiz faniyiz bugün beni çok sevenler olabilir, Sayın Erdoğan’ı çok sevenler olabilir, Binali Bey’i sevenler olabilir, Devlet Bey’i sevenler olabilir. Sanki ömür boyu ve bütün 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl bir kişi yönetecekmiş gibi bir düşünceden herkesin kurtulması lazım. Bu yetki en sevmediğimiz adamın eline geçerse ne olur ve Türkiye’yi nasıl bir felaket bekler?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bütün bunları da sizinle konuşmak istiyorum. Bugün efendim ben aslında bakın 4 sayfa dolusu sorum var ama doğaçlama gitmeyi tercih ediyorum. Fakat bir tek ilkem var efendim bugün. Referandum dışı konu istemiyorum konuşmayı. Referanduma dair çünkü binlerce soru var aklımda, onlar bitmeden başka bir meseleyi konuşmak istemiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu daha sonra konuşabiliriz tabi.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Her zaman konuşabiliriz. Çünkü bizim ana temamız bugün referandum olsun istiyorum. Bir süre önce Sayın Cumhurbaşkanı “Hayır” diyenlerin çadırına gitti. Daha siz de “Evet” diyenlerin çadırına gittiniz. Bir diyaloglar, hoş bunlar. Biz tabi Türkiye’de efendim şunu çok arzuluyoruz. Eskiden olduğu gibi liderler açık oturum yapsınlar, mesela biz moderasyonda yapabiliriz, sunuculukta yapabiliriz. Tartışılsın, konuşulsun. Ben bakayım orada Kılıçdaroğlu ne kadar hakim, Sayın Başbakan veya Cumhurbaşkanı ne kadar hakim onu ben…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devlet Bey ne kadar hakim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Devlet Bey... İşte bunu anlamak istiyorum ben. Diyelim ki siz Sayın Cumhurbaşkanıyla bir araya gelseniz bir programda veya hani “Hayır” çadırı, “Evet” çadırı tartışmaları var ya. Ona ne demek isterdiniz bu referandumla ilgili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şunu söylerdim Sayın Erdoğan’a: “Meydanlarda vatandaştan evet oyu istiyorsunuz, ama bir gerekçe söyleyemiyorsunuz, tek konu ben oluyorum, şimdi ben karşınızdayım. Benim evet demem için beni ikna edin, bana deyin ki Ey Kılıçdaroğlu, Sayın Erdoğan’ın deyimiyle Ey Kılıçdaroğlu, şunun şunun şunun için gel bu anayasa değişikliğine sen de evet de.”

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yapalım mı bir simülasyon?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yapın.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi mesela ben Erdoğan olayım farzımuhal, ben sizle karşılaştık, siz bana bunu söylediniz, ben de size deyim ki, Ey Kılıçdaroğlu ben güven istiyorum, istikrar istiyorum onun için evet istiyorum.  

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben şunu söylerim, 15 yıldır siz hükümet değil misiniz 15 yıl? 15 yıldır Türkiye’yi aynı parti mi yönetiyor? Aynı parti yönetiyor. 15 yıldır siz terörü önlemek için mücadele ettiğinizi söylüyorsunuz. Evet. 15 yıldır siz terörü önlemek istediniz de ben karşı mı çıktım? 15 yıldır siz terörle mücadele edeceğiz dediniz de herhangi bir parti sizin önünüze çıktı ‘aman sakın terörle mücadele etme’ mi dedi? Siz terörle mücadele konusunda bir karar aldınız da ben karşı mı çıktım? Veya herhangi bir parti karşı mı çıktı? Siz terörle mücadele için parlamentoya bir kanun getirdiniz de bu kanuna biz karşı mı çıktık, başkaları karşı mı çıktı? 15 yıldır yapamadığınız bir olayı anayasa değişikliğiyle yapacağınızı söylüyorsunuz. Bana terörü engelleyecek bir madde söyleyin. 18 maddeden hangisi terörle mücadele maddesidir. Bir madde. Veremez, yok böyle bir madde.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şöyle devam ederdim. Tamam sorun yok biz şimdi tek partiyiz istediğimizi yapıyoruz, istediğimiz yasayı meclisten çıkartıyoruz ama mesele Tayyip Erdoğan meselesi değil. Biz bizden sonrasını da düşünüyoruz. Bir daha koalisyonlar olmasın istiyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün dönemlerde tek parti mi olsun isteniyor?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tek parti olsun, istikrar olsun.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın, koalisyonların olduğu dönemlerde de istikrar olmuştur. Almanya’yı alalım Almanya’da koalisyon var değil mi? Üstelik 1 yıl değil, 5 yıl değil, 10 yıl değil uzun süredir koalisyonlarla yönetiliyor. Almanya Avrupa’nın en güçlü ülkesi mi? En güçlü ülkesi. Ortak akıl mı? Ortak akıl. Almanya’nın çıkarları konusunda bir görüş ayrılığı var mı? Asla bir görüş ayrılığı yok. Bizde niye olmasın? Olabilir. O zaman partileri kapatalım tek parti olsun böylece hem istikrar olur, hem demokrasi askıya alınmış olur, bir kişi oturur istediği gibi memleketi yönetir. Vatandaş buna evet diyorsa gidip oyunu kullanır.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sizin tek başınıza iktidara gelmek veya Cumhurbaşkanı belirlemek gibi bir iddianız yok mu diye devam ederim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette her parti tek başına iktidara gelmek ister. Kendi parti kendi adayının Cumhurbaşkanı olmasını ister. Çünkü ülkeyi diğer partiye göre daha iyi yöneteceğini düşünür, ona göre programını hazırlar, ona göre planını hazırlar, ona göre seçim bildirgesini hazırlar. Bunları yapar. Bizim de hedeflerimizde o var. Ama bunlar nasıl olur? Bunlar demokratik bir ortam içinde olur, eşit koşullarda olur. Ben devletin her türlü imkanını kullanacağım, devletin arabalarını kullanacağım, uçaklarını kullanacağım, paralarını kullanacağım, televizyonlarını kullanacağım. Ondan sonra diyeceğim ki, eşit şartlarda gidiyoruz. Hangi eşit şartlarda gidiyoruz? O nedenle diyorum.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Referandum?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sadece referandum değil, diğer seçimler için de söylüyorum. Eşit koşullarda bir yarışma demokrasinin zaten olmazsa olmazıdır. Ama bugün Allah aşkına sadece CHP’liler için demiyorum, diğer partililer için de demiyorum. Allah aşkına AKP’ye oy veren vatandaşlarıma sesleniyorum, elinizi vicdanınıza koyun ve biz eşit koşullarda bir referandum yapıyor muyuz, yapmıyor muyuz diye kendinize sorun, bir vicdanınıza sorun. Eşit koşullarda mı referandum yapıyoruz? Devletin uçağını kullanırsın, uçaklarını, arabalarını kullanırsın, parasını istediğin gibi kullanırsın, televizyonlarını istediğin gibi kullanırsın, forsunu istediğin gibi kullanırsın, valisini, savcısını, emniyetini, kaymakamını istediğin gibi kullanırsın, ondan sonra çıkarsın meydanlara dersin ki ‘ya biz mağduruz gelin buna evet verin.’ Ah şu Kılıçdaroğlu var mı şu Kılıçdaroğlu. Bu Kılıçdaroğlu olmasaydı biz bu memleketi ne güzel yönetirdik. Bu milleti ne güzel kandırırdık diye o anlayışla, o algıyla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar. İnsan denen bir şey var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şöyle devam edeyim. Bunu da yüce Türk milletimizin takdirine bırakalım şartlar eşit mi kampanya döneminde eşit cereyan ediyor mu, etmiyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Vatandaşın vicdanına seslendik ve orada bıraktık.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şöyle devam edelim. Kılıçdaroğlu’yla Sayın Cumhurbaşkanı karşı karşıya geldi ya, ben de diyorum ki, Ey Kılıçdaroğlu tek adam da tek adam deyip duruyorsun bana ben tek adam mıyım? Bu anayasadan neden tek adamlık çıksın? Nerede bunun tek adamlığı diye sorsam.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel. Tek başına TBMM’nin çıkardığı kanunları tek başına kendisi çıkarabilecek bir kararnameyle. Devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili ekonomik ve sosyal haklarla ilgili kararı tek başına alabilecek. Mesela asgari ücreti dondurdum…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Böyle bir şey yapılmaz. Yapılır mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- A yapamaz, B gelir yapar. B yapamaz C gelir yapar. Siz yetki veriyor musunuz? Veriyorsunuz. Efendim yapamaz. Yetki veriyorsun. Yapamadığın veya yapma ihtimali olan bir yetki niye veriliyor? Demokrasilerde yasa niçin çıkar?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Orada nerede var efendim 18 maddenin içinde? Mesela kıdem tazminatının kaldırılacağı, asgari ücretin…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ekonomik ve sosyal haklarla ilgili Cumhurbaşkanı kararname çıkarma yetkisine sahiptir. Meclis değil. Yetki bakanlar kurulundan TBMM’den alınıyor Başkana veriliyor. Başkan çıkarır diyor ekonomik ve sosyal haklarla ilgili kararname Başkan tarafından belirlenir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yani öyle bir yetki var ki, maddede olmasa bile kıdem tazminatını kaldırıyorum diyebilir diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim ekonomik hak değil mi, sosyal hak değil mi? Ekonomik ve sosyal hak var kıdem tazminatını kaldırdım bitti o kadar. Bir kararname. Efendim kaldırmaz. Birisi gelir kaldırır. Niye bu yetkiyi veriyorsun? Kanunların amacı nedir? Kanunlar belli alanları belirlemek, adalet ölçüsü içinde gücün yetkisini kontrol etmek için çıkarılır. Kanunların çıkarılma nedeni budur. Türk Ceza Kanunu niçin çıkar? Hangi iş ve eylemlerin ceza olduğunu tanımlamak için çıkar. O tanımlama olmazsa toplumda tartışma çıkar. Bu suç mudur, değil midir? Neyin suç olduğunu, neyin suç olmadığını Türk Ceza Kanunu belirler. Ticarette kuralları ne belirler? Türk Ticaret Kanunu belirler. Kural budur. Anayasa neyi belirler? Anayasalar vatandaşın haklarını, can ve mal güvenliğini güvence altına alan metinlerdir. Devletin gücü karşısında devletin. Çünkü devlet çok güçlüdür. Devletin gücü karşısında vatandaşın haklarını güvence altına alır. Temel haklarını, ekonomik, sosyal haklarını, siyasi haklarını güvence altına alır. Çünkü devlet çok güçlüdür, vatandaş devletin karşısında güçsüzdür. Devletin valisi vardır, kaymakamı vardır, bakanları vardır, Cumhurbaşkanı vardır, emniyeti vardır, istihbaratı vardır.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Vatandaşı korumanız gerekir.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Vatandaşın nesi var? Hiçbir şeyi yok.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Can güvenliğini, mal güvenliğini nasıl sağlayacağız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi, onu anayasa yapar. Şimdi bu anayasa diyoruz ki, bırak bu meclisi, 550 kişiyi bir tarafa bırak şimdi sayı 600 olacak. Bunu bir tarafa bırak bütün yetkileri bir kişiye verelim o belirlesin. Çıkıp desinler ki, ‘hayır ben ekonomik, sosyal konularda yetki kullanmıyorum, böyle bir madde anayasada yoktur’ mesela desinler. Ben diyorum var. Çünkü 18 madde içinde ekonomik ve sosyal haklar Cumhurbaşkanı, Başkan kararnamesiyle belirleniyor diyor. Başkan bunu belirleme hakkına sahip.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sizin var deyip de iktidar kanadının ve Sayın Cumhurbaşkanının yok dediği bir hüküm daha var. Anayasa değişiklik paketinde şöyle bir cümle; “Cumhurbaşkanı seçimleri yenilemeye karar verirse…” Siz diyorsunuz ki, bu meclisin feshidir. İktidar diyor ki meclisin feshi değildir. Bu nedir efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şu; ben size isterseniz normal anlatımım dışında önce bugünkü düzeni anlatayım. Bugünkü anayasayı anlatayım. Bugünkü anayasaya göre diyelim ki, seçimler yapıldı, seçimlerden 45 gün geçti hükümet kurulamadı. Cumhurbaşkanı seçimlerin yenilenmesi için parlamentoyu fesheder ve yeniden seçime götürür. Orada da seçimlerin yenilenmesi kavramı vardır. Getirilmek istenen yeni Başkanlık rejimde ise ki, bugünkü anayasaya göre 45 gün içinde hükümet kurulamazsa Cumhurbaşkanı yine kendisi doğrudan meclisi feshetmiyor, seçime götürmüyor TBMM Başkanından görüş alıyor. O görüş aldıktan sonra ancak bunu hayata geçirebiliyor. Yeni modelde ise aynı şeyler var. Ama önemli bir istisna var, iki istisna var. Birincisi şu; hiçbir gerekçe göstermeden meclisi feshedip yeniden seçime götürebilir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunu bir daha sorabilir miyim anlayalım diye. Şimdi diyelim 16 Nisan’da evet çıktı ve Cumhurbaşkanı 2019’a da geldik diyelim kazandı Sayın Erdoğan. Meclis aritmetiği istediği gibi çıkmadı veya mecliste gelişmeler istediği gibi cereyan etmiyor. Sayın Erdoğan demeyim de herhangi bir kişi, kişiselleştirmemek lazım. Hiçbir sebep göstermeksizin ben bu seçimi tanımıyorum ya da bu parlamentoyu yeniden seçime götürüyorum diyebilir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Diyebilir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Hiçbir gerekçe göstermeden? Nasıl gösterecek bunu söyler misiniz nasıl?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Anayasa değişikliği öyle. Mevcut uygulamada gerekçe göstermek yani anayasada yazılı 45 gün içinde hükümet kurulamazsa. İki; TBMM Başkanının görüşünü alır ve ona göre meclisi fesheder ve seçime götürür. Yeni rejime göre ise, önerilen yeni rejime göreyse Başkan hiçbir gerekçe göstermeden, gösterme zorunluluğu yok çünkü böyle bir hüküm yok anayasa değişikliğinde. Meclisi feshedip kendi seçimiyle beraber seçime götürür.

Şimdi fesih nedir? Fesih şudur; seçimle gelen bir organın o organın iradesi dışında dışarından bir irade tarafından onun görev süresi dolmadan onun görevine son verilmesidir. Fesih budur. Milletvekilleri kaç yıl süreyle seçilirler? Diyelim ki 4 yıl süreyle…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ya da yeni sistemde 5.

Kemal KILIÇDAROĞLU- 5 yıl süreyle seçilirler. Görev süresi ne zaman dolacak? 5 yıl bitince. Anayasaya göre öyle. Peki 5 yıl bitmeden diyelim ki 6 ay geldi, 6 ay sonra parlamentonun kendi iradesi dışından, dışarıdan bir irade diyor ki, bir dakika arkadaşlar ben sizi yeniden seçime götürüyorum.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tek başına?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tek başına.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tek başına vereceği bir kararla seçimleri yenileme kararı verebilir. Buna itiraz ediyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunun adı fesihtir. Bakın, bu Türk Dil Kurumunun sözlüğü, fesihten söz eder. Parlamentonun feshi der.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Buna niye itiraz ediyorsunuz efendim? Şöyle diyebiliriz, olsun böyle bir yetki desek ne olur?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Geleceğim ona. Bu da bir gazeteye Sayın Şentop’un Anayasa Komisyonu Başkanı aynı zamanda. Sayın Şentop’un yaptığı açıklama. Sayın Şentop diyor ki…

İsmail KÜÇÜKKAYA- İşte Türk tipi Başkanlık.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. “Sunduğumuz model esasen ABD’deki modeldir”. Aslında böyle bir model değil. Herkes bunu bugün artık çok daha net biliyor. Ama ondan farkları var diyor. “Fesih yetkisini devreye sokacağız”. Gerekçesi de şu; fesih yetkisini devreye sokacağız diyor yani ülke ancak çok sıkıntılı bir döneme girerse bir kilitlenmeyi aşmak için fesih yetkisi kullanılabilecek.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Versek efendim böyle bir yetkiyi mesela kriz anında, neden soruyorum biliyor musunuz Sayın Genel Başkan. İktidar kanadından konuklarım geldiği zaman ben bunu sorduğumda diyorlar ki, sizde siyaseti iyi biliyorsunuz Cumhurbaşkanı böyle bir yetkiyi kolay kolay kullanmaz. Bir kriz zamanında kullanır. Böyle bir yetkiyi vermenin ne mahsuru olabilir ki diyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Parlamentonun aklı yok mu? Parlamento hiç erken seçime gitmedi mi? Oturur kendisi karar alır.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tek kişiye vermek yerine diyorsunuz parlamentoya.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi, 550 kişi çoğunluk var mı? Çoğunluk var. Oturulur kendileri hep birlikte erken seçim kararı alırlar. O fesih değildir. Neden? Çünkü seçilen irade kendi görev süresini kendisi sonlandırıyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Belki de kendini feshetti diyebiliriz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O kendini feshetmez. Yani kendi görev süresini sonlandırır, çünkü irade kendisine aittir ve yeniden seçime gidebilir. Bizim erken seçim kararı var.

Başka bir şey daha aktarayım size. Sayın Bekir Bozdağ, 9 Ocak 2017 Pazartesi günü anayasa konuşmalarında TBMM kürsüsüne çıkıyor, 9 Ocak 2017 şöyle söylüyor; şimdi bir şey söyleniyor, biz dillendiriyoruz ya onu ifade ediyor Sayın Bozdağ, ‘Efendim meclisi feshedecek Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanının bugünkü anayasamızın ilgili maddesine göre meclisi belli şartlar oluştuğunda fesih yetkisi var mı? Var. Nitekim 7 Haziran seçimlerinden sonra meclis seçimlerinin yenilenmesine karar verdi mi? Verdi.’ Bizim anlattığımızı anlatıyor. Kim anlatıyor? Adalet Bakanı anlatıyor. Kimin Adalet Bakanı? AKP’nin Adalet Bakanı.

Ben meclisi feshetme yetkisi var dediğim zaman itiraz ediyorlar, sizin bakanınız söylüyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- İzin verirseniz bir izleyenlerimize bir bilgi vermek isterim. Ben de tabi görevimi yapmaya çalıştım, çok çalıştım bu konuda. Bütün başkanlık, yarı başkanlık modellerine baktığım zaman, adına fesih veya meclisi seçimlere götürme yetkisi deyin fark etmez, hiçbir başkanlık veya yarı başkanlık modelinde Cumhurbaşkanına, Başkana meclisi tek başına vereceği bir kararla yenileme hakkı vermemişler efendim. Bu sadece bizde var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olamaz efendim. Bu milli iradeye saygısızlıktır. 80 milyon parlamentoya milletvekili seçecek, bir kişi kalkacak diyecek ki, ben bu halkın iradesini kabul etmiyorum, feshediyorum buyurun beyler yeniden seçime.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Kriz zamanları içinde diyorsunuz ki, meclisin olsun yetkisi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti çok kriz yaşadı ama bu krizleri parlamento aştı. Yani parlamentodaki milletvekillerinin aklı yok mu? Onlar ülkeyi sevmiyorlar mı? Onlar ülkelerinin çıkarlarını düşünmüyorlar mı? Onlar kendi çocuklarını, kendi geleceklerini, ülkenin geleceğini düşünmüyor mu? Bir kişi mi düşünüyor? Yok böyle bir şey!

İsmail KÜÇÜKKAYA- İşte ben efendim bugün anlamaya başladım. Çünkü bugün bakın işte böyle yapmamız gerekiyor, maddeleri konuşalım. Şimdi bu Cumhurbaşkanının yetkisi, fesih veya seçimleri yenileme yetkisi gibi konular bir de şu; benim vatandaşlarımızdan, izleyenlerimizden de gördüğüm. Bir Cumhurbaşkanının aynı zamanda bir partinin üyesi ve hatta Genel Başkanı olabilmesi. Mesela bence en muğlak konu bu. Hani üye olması ayrı ama aynı zamanda hem tarafsızlık yemini yapılacak, hem de bir partinin Genel Başkanı olacak. Bunu değerlendirmenizi istiyorum artılarıyla, eksileriyle. Bu ne getirir, ne götürür?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın İsmail Bey, bugüne kadar bizim cumhuriyet tarihinde Cumhurbaşkanları hep tarafsız olmuştur. Tarafsızlık üzerine yemin ederler. Çıkarlar kürsüye derler ki, daha önceden bir partinin üyesi olabilir, ama diyor ki anayasamız Cumhurbaşkanı seçildikten sonra parti üyeliğinden istifa eder ve TBMM kürsüsüne gelir ben tarafsız davranacağıma dair namusum ve şerefim üzerine ant içerim diye yemin eder ve Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturur ve 80 milyonu temsil eder. Bu kadar güzel bir şey. Neden bu böyledir? Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı bizim ortak paydamız. Yani CHP’lilerin de Cumhurbaşkanı, AKP’lilerin de, MHP’nin de, HDP’nin de, Saadet Partisinin de, 80 milyonu temsil eder. Dolayısıyla her vatandaşına eşit mesafededir. Her vatandaşına sempatiyle bakmak zorundadır. Cumhurbaşkanının özelliği budur. Az konuşur, öz konuşur, meclisin açılışında gelir TBMM’de açılış konuşmasını yapar. O parlamentonun üstünde, saygınlığı olan, Türkiye’yi temsil eden bir pozisyondadır.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Partili olursa olmaz mı bunlar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O nedenle 80 milyonu temsil eder. Orası Cumhurbaşkanlığı bizim ortak paydamızdır. Hepimizin ortak paydasıdır. Bir partinin üyesi olursa veya bir partinin Genel Başkanı olursa ortak payda olmaktan çıkar. Mesela ben, başka bir partiyi örnek vermeyeyim. Ben Türkiye Cumhuriyetini temsil edemem, Binali Bey temsil edemez, Devlet Bey temsil edemez. Çünkü biz bir partinin Genel Başkanıyız ve biz tarafsız olamayız. Nitekim biz milletvekili olarak yemin ettiğimizde de tarafsızlık üzerine yemin edemeyiz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Zaten efendim çok özür, ben birkaç gün önce Numan Bey’i ağırladım, ona da bunu sordum dedim ki, hep şunu söylüyorlar tabi eski liderler diyorlar, ‘mesela rahmetli Özal, rahmetli Demirel onların partisi yok muydu’ diyorlar. Ben de hep şunu hatırlattım, ama tarafsızlık yemini yaptıktan sonra yukarı çıkınca başka bir macera başlıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Son örneğini verelim Sayın Abdullah Gül, partiliydi evet, hatta seçilmesine biz hayır oyu verdik.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tarafsız mıydı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tarafsız buluyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet yani Cumhurbaşkanı seçildikten sonra partisiyle ilişiğini kesti ama elbette ki, seçimlerde gitti oy kullandı. Hangi partiye oy kullandıysa elbette hepimiz saygı göstereceğiz. Ama tarafsızlığını korudu. Bizi davet ederdi, biz giderdik, zaman zaman görüşler aktarırdı, zaman zaman bizim görüşlerimizi dinlerdi, belli konularda görüşlerimizi sorardı, biz aktarırdık. Hiçbir zaman saygıda kusur etmedik. Artı Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra da hiçbir zaman saygısızlık etmedik, farklı bir dil kullanmadık, yine kendi onu Türkiye Cumhuriyetinin değerli bir insanı, Cumhurbaşkanlığı yapmış değerli bir insanı olarak kabul ettik. Ondan sonra da zaman zaman eğer fırsat olursa, ortam olursa görüşüyoruz da, karşılaşıyoruz da. Bu ona duyduğumuz saygının bir gereğidir. Makama duyduğumuz saygının bir gereğidir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şu da önemli efendim. Mesela Numan Bey’e de söyledim ben bunu. Dedim ki, evet de çıkabilir hayır da çıkabilir. Zaten bütün araştırmalar atbaşı olduğunu gösteriyor. Ben dün akşam iki ayrı anketçiyle konuştum uzun uzun biri Adil Gür. Yani biri ‘evet çıkacak’ diyor, biri ‘hayır çıkacak’ diyor. Hani farklı farklı yaklaşımlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Emin olun bakın, vatandaş bu gerçekleri öğrendiği andan itibaren kesinlikle ama kesinlikle hayır çıkacak. Neden biliyor musunuz? Bu ülkenin insanı demokrasiyi seviyor. Bu ülkenin insanı bütün yetkilerin bir kişiye verilmesinin ne kadar yanlış olduğunu biliyor, görüyor. Fazla uzağa da gitmeye gerek yok buyurun Ortadoğu’ya bakın, Esad’a bakın, Saddam’a bakın, Kaddafi’ye bakın, Çavuşesku’ya bakın, Hitler’e bakın, Mussolini’ye bakın, Pinochet’e bakın. Bunlar yakın ve uzak bizimi tarihimizde canlı örnekler. Ve bugün yaşayan insanlar bu örneklerin büyük bir kısmını gördü ve tanık oldu. Tek adam rejiminin olduğu yerlerde acı vardır, kan vardır, gözyaşı vardır, parçalanma vardır, hepsi var. Buyurun Irak’a bakın.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu sistem tek adam mı üretir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tek adam üretir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yani Türkiye’yi Irak, Suriye gibi mi yapar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle öyle yapar.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Nasıl yapacak onu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün yetkiyi verdiniz, bir adam çıktı istediğini yaptı, nasıl engel olacaksınız?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ama Türkiye’nin birikimi, medyası, iş dünyası, kurumları?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangi medya, hangi birikim, hangi iş dünyası, hangi üniversiteler? Son 2,5 yıldır fiili başkanlık sistemi değil mi? Evet. Anayasa değişiyor İsmail Bey, Allah aşkına bir hukuk fakültesi çıkıp görüşünü beyan etti mi?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Hiçbiri konuşmadı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niçin konuşmuyor? Demokrasi var, niye konuşmuyor? Benim üstüme niye bu kadar saldırıyorlar? Çünkü ben halka doğruları anlatıyorum ve bundan rahatsız oluyorlar.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ama bir vatandaş olarak bir görüşümü söyleyebilir miyim? Şimdi gazeteci sorularını soracağım, ama bir parantez açacağım. Çünkü ben de sonuçta hem gazeteciyim, ama bir taraftan vatandaşım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Siz de oy kullanacaksınız.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ben de oyumu kullanacağım. Efendim lütfen siz de ülkenin ana muhalefet partisi liderisiniz, her şeyi konuşabiliyorsunuz siz, herkes konuşamıyor. Sadece referanduma odaklanın. Mesela efendim hiç gerek yok yere 15 Temmuz tartışmasını getirdiniz. Ki 15 Temmuz’da siz demokrasinin yanında yer aldınız, Yenikapı’ya da katıldınız, ‘kontrollü darbe’ filan dediniz. İktidar da tabi bunu aldı, şimdi orta sahada top çeviriyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hala demokrasinin yanındayız, hala darbelere karşıyız, her türlü mücadeleyi bu çerçevede yapıyoruz. Biz demokrasiden yanayız, demokrasinin olmasını, demokrasinin büyümesini, demokrasinin gelişmesini ve derinleşmesini isteriz. Zaten bu itirazımızın temelini de bu oluşturuyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Niye söylüyorum biliyor musunuz? Mesela ben de 15 Temmuz’da çok büyük travma yaşadım bütün vatandaşlarımız gibi. Ama sizler gibi ben de sokaklara çıktım, demokrasiye sahip çıktım. Kontrollü darbe denilmesini uygun bulmadım ama bunu çok konuşmak istemiyorum şimdi. Referandumu konuşalım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Peki.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunu daha sonra efendim varsa referandumdan sonra başka bir şey yaparız.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İzin verin şu cümleyi kullanayım. 15 Temmuz darbe girişiminin bütün ayrıntılarının ortaya çıkmasını istiyoruz. TBMM’de kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonunun, neden darbenin en önemli tanığı olan iki kilit ismi TBMM’ye hükümet göndermedi? Ben bu soruyu sormak, 248 şehidin kanının yerde kalmamasını arzu etmek zorundayım ve bunu gerçekleştirmek zorundayım. Nokta.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Burada bırakalım. Çünkü efendim vatandaş olarak öğrenmek istiyorum. 15 Temmuz’un hesabını daha sonra yine de sormaya da devam ederiz. Biraz önce Cumhurbaşkanının yetkileri bağlamında konuştuk. Bir vatandaş olarak en ciddi kaygılarım var. Bir şey söylüyordunuz buyurun.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın, Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve bugünkü rejimi, parlamenter demokratik rejimde Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde ona TBMM Başkanı vekalet eder. Neden? TBMM Başkanı bir; seçimle gelmiştir. İki; TBMM Başkanlığına yine seçimle gelmiştir. Üç; bütün parti gruplarına tarafsız davranır, eşit davranır ve Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gittiği zaman TBMM Başkanı Cumhurbaşkanına, Başkana vekalet eder. Yeni rejimde, tek adam rejiminde Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde ona TBMM Başkanı vekalet edemez. Kim vekalet edecek? Seçimle gelmeyen bir başkan yardımcısı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ne mahsuru var?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Seçimle gelmeyenlerin Cumhurbaşkanı olduğu dönemler darbe dönemleridir. Kenan Evren seçimle mi geldi? TBMM Başkanı neden Cumhurbaşkanlığı makamına vekalet etmesin, ne eksiği var? Seçimle gelmiştir, tarafsızdır. Cumhurbaşkanlığı makamı da tarafsızdır. Tarafsızlık üzerine yemin edilecek. Siz bir rejimi o kadar köklü bir değişime uğratıyorsunuz ki, demokrasiye dahi tahammül edemiyorsunuz, TBMM Başkanı Cumhurbaşkanı bir haftalığına bir yere gittiği zaman ona bile vekalet edemiyor. İnsaf denen bir şey var arkadaşlar.

Ben özellikle AKP’ye oy veren saygıdeğer yurttaşlarıma seslenmek istiyorum. Bu bir kişi meselesi değildir, bu bir parti meselesi değildir. Bu bir memleket meselesidir. Biz 550 milletvekili seçiyoruz, meclise gönderiyoruz, 550 milletvekili kendilerine bir Başkan seçiyorlar. Bu aynı zamanda milli iradeyi temsil ediyor. Bu Başkan Cumhurbaşkanı bir yere gittiği zaman doğal olarak Cumhurbaşkanını temsil ediyor. Şimdi bu temsili bile kaldırıyoruz seçimle gelmeyen, atamayla gelen birisi Başkanı temsil edecek.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ve Başkanın bütün yetkilerini kullanabiliyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bütün yetkilerini?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O mesela Sayın Başkan bir yere gittiği olur ya karar verdi, dedi ki ben meclisi feshediyorum buyurun beyler yeniden seçime gidelim. Bir kararname. Bu kadar yetki Allah aşkına bir kişiye verilir mi? Nerede yaşıyoruz, hangi çağda yaşıyoruz? Bunun partilerle ilgisi yok. Bakın bir daha söylüyorum bunun partilerle ilgisi yok, bunun kişilerle ilgisi yok. Bir kişi seçilir çok mükemmel yönetebilir, bir başka kişi seçilir felaket götürür. O nedenle şöyle düşünmek lazım sandığa gidildiğinde. En kızdığım adam seçilirse benim verdiğim, bugün kullanacağım oyla en kızdığım adam seçilirse başıma nasıl bir felaket açılacağını önce düşün ve sandığa öyle git.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu iyi bir mantık. Fakat şöyle sorayım size. Mesela sizin en kızdığınız adam bu yetkilere sahip olursa ne yapar? Yani mesela sevmediğiniz, tarzını beğenmediğiniz bir adam bu yetkilerle ne yapabilir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Her şeyi yapabilir. Meclisi feshedebilir arzu ettiği zaman. Yapabilir mi? Yapabilir. Yargıya kendi partisinin militanlarını doldurabilir. Yapabilir mi? Yapabilir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- HSK zaten hemen başlayacak uygulama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Anayasa Mahkemesi, HSYK, ki HSYK çok önemlidir. Neden önemlidir? Çünkü o hakimlerin sınavından tutun hakimlerin atanmasına kadar tek karar organıdır. Hakimlerin açığa alınmasından, görevlerine son verilmesine kadar.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Başka ne yapabilir sevmediğiniz bir adam geldi bu yetkilerle, hiç sevmiyorsunuz ve tehlikeli de buluyorsunuz. Geri dönüş yok mu onu anlamaya çalışıyorum. Mesela tamam evet çıktı diyelim geri döndüremez miyiz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstediği bakanlığı kurabilir, istediği bakanlığı kaldırabilir, illeri birleştirebilir, illeri birbirinden ayırabilir, muhtarlıkları kaldırabilir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Federasyon kurabilir mi mesela? Bugün yapmaz ama yarın başka biri mesela?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Diyelim ki, mesela İstanbul, İzmit ve Sakarya’yı birleştirebilir ve tek bir vilayet ilan edebilir burayı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Nasıl anayasadaki hangi maddeyle bunu yapabilir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili yetki, kararname çıkarıyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yani bir kararla o yetki…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili kararname çıkarma hakkına sahip. Bu devletin yapısı değil mi? Vali bir vilayeti nasıl kuruyoruz? Kanunla kuruyoruz. Diyelim ki, Bayburt vilayet oldu, en son vilayet olan yerlerden birisi. Kim karar veriyor buna? TBMM karar veriyor. Yeni modelde kim karar verecek? Başkan karar verecek. Niye 550 kişi karar vermiyor da bir kişi karar veriyor? Bu soruyu kendimize sormak zorundayız yani. Neden yani bu 550 kişi memleketini sevmiyor mu? Bu 550 kişi karar vermiyor mu?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Geri döndüremez miyiz efendim? Mesela evet çıktı, sevmediğiniz de bir adam sonsuz yetkiler kullanıyor. Sizin ifade ettiğiniz benzetmeyle.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Meclise diyelim gitti, tartışıldı mecliste. Kendi çoğunluğu var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- İktidar partisinin Başkanı çünkü.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Nasıl olacak?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Denetim mekanizmaları işlemez mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok ki denetim mekanizması.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yazılı soru var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın, şöyle bir örnek vereyim. Vatandaşlarım bilsinler diye. Diyelim ki, Afyon’un Dinar ilçesinin yol sorunu var, 5 yıldır çözülmüyor. Afyon milletvekili TBMM kürsüsüne çıkıp Sayın Ulaştırma Bakanı, Sayın Bakan bu yol 5 yıldır niye yapılmıyor çık lütfen bunu kürsüde anlat bize. Bu soruyu sorma hakkı var bugünkü anayasal düzende. Ama yeni rejimde, Başkanlık rejiminde, tek adam rejiminde milletvekilinin mecliste bu soruyu sormasına izin vermiyorlar. Bu kaldırılıyor. Bakan da gelip orada bu soruya cevap verme tenezzülünde asla bulunmayacak.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Zaten bakanlar meclise gitmez artık. Oradan çıkmıyor çünkü bakanlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Meclisten çıkmıyor, hiçbir milletvekili bakan olamıyor. Bakan olursa da milletvekilliğinden istifa etmek zorunda kalıyor. Meclisle saray arasına kocaman bir duvar örülüyor aslında. Yani 550, yeni rejimde 600 milletvekili seçiliyor, 600 milletvekillinden hiçbirisi bakan olmuyor, hiçbirisi başkan yardımcısı olmuyor, hükümet gelip mecliste hükümet programını dahi okumaya tenezzül etmiyor, böyle bir ihtiyaç dahi hissetmiyor. Yani TBMM dişleri sökülmüş bir aslana dönüyor. Aslan mı? Aslan. Bina yerinde duruyor mu? Duruyor. Yele yerinde mi? Yele yerinde. Diş? Dişleri yok.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Müze gibi olacak aslında, siyaset müzesi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunu bakın efendim ben bir parlamento muhabirliğinden geldiğim için, Türkiye’ye dair bir bilgim varsa benim bir parça meclisteki plan bütçe komisyonlarını izledim ben yıllarca. O hani Kasım, Aralık ayı boyunca olur ya. Orada her şey tartışılırdı. Şimdi yeni sistemde bunlar olmayacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye tartışılacak? Rahatsız oluyorlar, tartışılmasın isteniyor. Vatandaş bilgi sahibi olmasın isteniyor. Vatandaş derdini milletvekiline anlatmasın isteniyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bütçeyi kim yapacak mesela?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütçeyi Başkan yapacak.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Meclis onaylamazsa?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Meclis onaylamazsa yeniden değerleme oranında değerler artacak,  isterse 10 yıl bütçe gelmesin 10, o bütçe kendi içinde gidecek. Şimdi deniyor ki, bu olmaz. Birisi gelir olur. Bu yetkiyi vermeyeceksin. Kanunlar yetkileri sınırlamak için verilir. O zaman hiç kanun çıkarmayalım, herkes keyfine göre yönetsin niye kanun çıkarıyoruz?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu efendim tarafsızlık yemini meselesi. Ben Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş’a da söyledim. Eğer evet çıkarsa ki evet de çıkabilir, hayır da çıkabilir. Evet çıkarsa…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır çıkacak.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Hayır mı çıkacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Bu ülkenin hayrı için ben bu milletin sağduyusuna güveniyorum. Çünkü bunun partilerle ilgisi yok.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Peki diyelim evet çıktı ama o zaman Cumhurbaşkanı partisine üye olacak. Bugün de açıkladı zaten kendisi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Partisinin Genel Başkanı olacak.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Partisinin Genel Başkanı da olacak. O zaman efendim şunu yapmanız gerekiyor. İktidara söyledim ama sizin de inisiyatif almanız. O zaman o tarafsızlık yeminini kaldırmanız gerekiyor. Yani buna da inisiyatif almanız lazım. Yani hem tarafsızlık yemini olacak, hem de bir partinin ben bunu anlayamıyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim merak ettiğim bir partinin Genel Başkanı nasıl gelip tarafsızlık üzerine namusu ve şerefi üzerine yemin eder?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yemini kaldırmak lazım o zaman.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olamaz yani. Yani bu ülkenin namus ve şeref kavramının bu ülke için, bu ülkenin vatandaşları için ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Nasıl gelip yemin edecek.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Siz de öyle düşünüyor musunuz, kaldırılması gerekir mi o zaman yeminin?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeminin elbette kaldırılması lazım, yok öyle bir şey yani.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yani hem bir partinin Genel Başkanı, hem Başkan, hem de tarafsızlık yemini.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben o yeminin orada aynen kalacağını düşünüyorum. Çünkü hayır oyu çıkacak.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Çok eminsiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Bu ülke vatanını seviyor. Bu ülke tarafsız bir Cumhurbaşkanı istiyor. Bu ülke bayrağını temsil eden kişinin tarafsız olmasını istiyor. Seçilecek Cumhurbaşkanı hangi partiden, hangi kimlikten, hangi inançtan olursa olsun benim Cumhurbaşkanımdır diyebileceği bir adam istiyor orada. Benim Cumhurbaşkanım olsun diyor. Saygı duyulan bir kişi olsun diyor, Türkiye’yi temsil etsin diyor. Bunu istiyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Peki ama şöyle de bir şey var efendim. Ben tabi kendimi bazen CHP’li, bazen AKP’li, bazen MHP’li, bazen HDP’li bir seçmen, vatandaş yerine koyarak da anlamaya çalışıyorum. Hem okuyorum, hem karşılaştırma yapıyorum gelen mesajlara falan baktığım zaman da. AKP’lilerde de bir tedirginlik olduğunu görüyorum. Ama AKP’lilerde ağırlıklı olarak şu argümanın dillendirildiğini görüyorum, ’tamam kaygılarım var ama ben reis için evet diyeceğim’ diyorlar. Onlara ne dersiniz ya da bu argüman size nasıl geliyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir kişi için anayasa yapmıyoruz. Şu madde olsaydı onların taleplerini anlayışla karşılayabilirdik. Bu yetkiler Sayın Erdoğan’ın görev süresiyle sınırlı olarak verilmiştir. Ben onu anlardım o zaman derdim ki, ya sadece bu yetkiler görev süresiyle sınırlı, görevi bitince bu yetkiler de bitecek. Böyle bir madde var mı? Yok.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ama kişiye özel uygulama yapılamaz ki efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır yani siz diyorsunuz ya ben de onu diyorum yani böyle bir şey olsaydı ben o taleplerini anlayışla karşılayabilirdim. Derdim ki yani bunun için yapıyorlar. Ama onun için değil ki bu. Görev süresi dolacak. Peki ondan sonra? Başka birisi gelecek. Kim gelecek o belli değil.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Mesela AKP’lilerde de şöyle bir korku var efendim onu da söyleyeyim size. Şimdi diyorlar ki, ‘2019’da kimin kazanacağının ne garantisi var ki’ AKP’liler, mesela şöyle diyorlar, ‘CHP’li biri gelirse diyorlar AKP dönemindeki kazançlarımızın tamamı başkana vereceğimiz bu sonsuz yetkilerle elimizden alınabilir’ diyorlar. Mesela bu argümanı çok duyuyorum AKP’lilerden.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gelecek kişinin bu kadar yetkilerle ülkeyi nasıl yöneteceğini kimse tahmin edemez.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Öngörülemez.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Türkiye tam bir felaketin içine sürüklenir. O nedenle ben bütün annelere söylüyorum, ‘siz çocuğunuzu freni olmayan, nereye gittiği belli olmayan bir otobüse bindirir misiniz?’ Anneler, anne için çocuğun ne kadar değerli olduğunu hepimiz biliyoruz. Anne çocuğun üzerine titrer. Çocuk hastaysa anne de hastadır.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Biliyorsunuz bizim programımızda annelerle dayanışma platformu. Yani özellikle biz Çalar Saat Anneleri diye bir kavramın üstüne gidiyoruz. Çünkü hayatın yükünü onlar çektiği için onlar can diye bakıyorlar insanlara.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Annelerin tabi bir de yani Allah vergisi sezgi gücü çok yüksektir annelerde. Emin olun bu yeni rejim sürecindeki tartışmalarda en büyük rahatsızlığı duyanlarda anneler. Gerçekten de freni olmayan ve nereye gittiği belli olmayan bir Türkiye’ye siz 80 milyonu bindirmeye çalışıyorsunuz. Nereye gidecek bunlar.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Çok tartışılan iki madde daha var efendim. Benim şimdi kafamda netleşmeye başladı. En çok konuşulan sizin de eleştiri aldığınız bir madde. 18 yaş meselesi. Siz gerçekten de 18 yaşındaki gençlerimizin milletvekili seçilmesine karşı mısınız, karşıysanız neden?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gaziantep’te evet çadırını ziyaret ettiğimde bir genç arkadaş bunu bana sordu ben de kendisine şunu söyledim, ‘18 yaşında milletvekilliğine karşı değiliz.’ Neye karşıyız? 18 yaşında milletvekili olup ömür boyu askerlikten muafsa biz buna karşıyız. Fakirin, fukaranın, garibanın oğlu El Bab’a gidecek mücadele edecek, efendim gidecek eksi 35, 40 derecede PKK’yla mücadele edecek, o çocuk hem askere gidecek, hem hiç milletvekili olamayacak ama Ankara’daki beylerin 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olacak hiç de askere gitmeyecek. Bunu vicdan kabul eder mi, bunu ahlak kabul eder mi? Biz buna karşıyız dedik. Karşı çıkış nedenimiz bu. Gerçekten de tam bir eşitsizlik. Bir anlayış kendi çocuklarına ikbal hazırlamak için anayasa değişikliği yapmaz. 25 yaşında dediler değil mi milletvekili olacak diye. Oldu mu? Hayır. Niye olmadı?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şu anda yok mu 25 yaşında milletvekili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok. Niye olmadı? Referandumda 18 yaşındaki çocukların oylarını nasıl alabiliriz, o çocukları nasıl kandırabiliriz. Getirmek istenilen düzenleme bu.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ben mesela bu konuda efendim yarın sizden sonra aynı koşulları Sayın Başbakana da sağladık biz ona da soracağım. Ama önce size sorayım, yarın Başbakana soracağım soruyu da kafamda şekillendirmeye çalışıyorum. Şimdi mesela size birisi geldi, bu ortamda bir yerde tanıştınız. Sayın Başbakana da soracağım. Böyle gençler var pırıl pırıl konuştunuz 18 yaşında. Normalde 18 yaşında birini milletvekili yapar mısınız gerçekten? Aday gösterir misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 18 yaşındaki çocuk daha henüz öğrenim yaşındadır. Daha üniversiteye gidecek. Bizim amacımız onun milletvekilliğinden çok onu alıp üniversiteyi bitirmek, daha iyi imkanlara kavuşması elbette milletvekili de olmalı, elbette bakan da olmalı, gençler siyasi sorumluluk üstlenebilmeli. Mesela şu da olmalı bizim programımızda da var. Üniversitelerin yönetiminde mesela gençler söz ve karar sahibi olmalı. Üniversite yönetiminde de söz ve karar sahibi olmalı. Biz bunları siyasete alıştırmalıyız, siyasi ortama alıştırmalıyız, siyasete üye yapmalıyız, siyaset gençleşmeli, siyaset daha aktif hale gelmeli. Elbette milletvekili de olmalı, ona karşı değiliz biz niye karşı olalım. Yani herhangi bir sorunumuz yok. Ama eşit koşullarda olmalı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ama size bir vatandaş olarak söyleyeyim efendim. 18 yaşında birinin normalde milletvekili olması çok zordur aslında. Yani pratikte çok zor olmasa da…

Kemal KILIÇDAROĞLU- 18 yaşındaki çocuk önce iş, önce…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Okulunu bitirecek değil mi önce okulunu filan bitirmesi lazım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu vatandaşın takdirine bırakalım. Yani gerçekten vatandaşın takdirine bırakmamız lazım. Bizim temelde karşı olduğumuz şey kendi çocuklarını getirip 18 yaşında milletvekili yapacaklar, askerlikten de muaf edecekler. Biz buna karşıyız ve bunu doğru bulmuyoruz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bir başka tartışılan konu böyle madde madde gidince efendim aydınlanmaya başladık. 550 milletvekilimiz var. İktidar bu paketin içinde 600’e çıkmasını öngörüyor bir madde daha koydu. Siz buna niye karşısınız? Yani başka ülkelerin nüfuslarına oranlama yapıldığı zaman milletvekili sayısı artabiliyor aslında Türkiye’de de. Siz niye itiraz ediyorsunuz ona?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 2002’den beri parlamentodayım. Parlamentonun komisyonları var. Plan bütçe komisyonu gibi, adalet komisyonu gibi, anayasa komisyonu gibi, aile sosyal yardım komisyonu gibi komisyonlarımız var. Bu komisyonlardaki milletvekili sayıları da malum sınırlıdır. Komisyonlarda görev alamayan milletvekilleri genelde genel kurulda gelen yasalar lehine veya aleyhine oylarını belirlerler. İki, iç tüzüğün imkan verdiği ölçüde de kürsüye çıkıp konuşurlar. Şimdi milletvekillerinin büyük bir kısmı komisyonlarda doğal olarak görev alamıyorlar çünkü belli sınırlı sayı var. Genel kurula da geliyorlar genel kurulda iktidar partisinin milletvekilleri özellikle gelen yasanın içeriğini çoğu zaman bilmiyor, çoğu zaman okumuyorlar. Doğrudan doğruya bakana bakıyorlar, bakan el kaldırıyorsa kaldırıyorlar, el indiriyorsa indiriyorlar. 550 milletvekilinin yaşadığı gerçek tablo bu. Bunu sadece ben söylemiyorum iktidar partisine mensup milletvekilleri de söylüyor bunu. Şimdi 600’e çıkarıyoruz niçin? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp bunu anlatsın. Şu olsaydı biz kabul ederdik. Yurtdışı seçim çevresi diye bir özel yasa çıksaydı, yurtdışındaki işçilerin de belli oranda TBMM’ye temsilci göndermeleri istenseydi ben bunu anlayışla karşılardım. Yani yurtdışında işte 5 milyon, 6 milyon Türk vatandaşı var, en azından buradan da işte yüzde 10 oranında milletvekili gelmeli, bunlar da Fransa’dan, Almanya’dan, Amerika’dan neyse artık gelmeli ve TBMM’de yurtdışında çalışan Türk kökenli vatandaşların sorunlarını dile getirirlerdi. Biz buna yurtdışı seçim çevresi diyoruz. Bu kanun çıkarsa biz buna evet deriz. 550’nin üzerine bunlar ilave edilir ve biz bunu anlayışla karşılarız. 600 diyorsunuz hangi gerekçeyle? Meclis güçlenecek. Yetkisi alınan bir meclis ne zamandan beri güçlü oluyor? Güç yetkiyle, güç akılla olur. Yani sayısal olarak efendim işte 600 oldu TBMM güçlü parlamento oldu. O zaman dünyanın en güçlü parlamentosunu kurun sayıyı 1000’e çıkarın. Deyin ki, bizim parlamento dünyanın en güçlü parlamentosu sayısı 1000, sayısı 3000.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi bugün 7 gün kaldı ya efendim, gelecek hafta bugün sandığa gideceğiz. Siz diyorsunuz ki “Hayır” çıkacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Oy verme davranışlarına baktığımda, dün işte uzmanlarla konuştum, okumalar yaptım, raporları okudum. İşte Adil Gür vs. Murat Gezici hepsiyle konuştum. Özellikle muhafazakar ve milliyetçi camiada şu var, genel itibariyle de yaygın olan argümanlardan biri. “Hayır” çıkarsa seçim mi gündeme gelir, istikrarsızlık mı olur, Kemal Bey işte Cumhurbaşkanını sorgular, hükümeti seçime mi davet eder? Bunu bir kere açıkladınız ama iktidar inandırıcı bulmuyor. Gelecek hafta bu akşam biz bu referandum sonucunu aldığımız dakikada diyelim yüzde 51’le, 52’yle, 55’le “Hayır” çıktı. O gece hangi açıklamayı yapacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye’de demokrasi kazandı, vatandaş demokrasiye sahip çıktı. Daha güzel bir açıklama mı olur?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunu böyle sahiplenmeyeceksiniz, işte bizim partimizin meselesi değil.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim bu Türkiye’de her partiden vatandaş demokrasiye sahip çıktı, tek adam rejimine karşı çıktı. Tek adam rejiminin getirdiği riskleri gördü. Ben demokrasiye, parlamentoya, TBMM’ye, Gazi Meclise sahip çıktım, Gazi Meclisin yetkileri bir kişiye verilemez, bir kişiye verilmesi çok tehlikelidir, ileride büyük riskler görür. Bu tehlikeyi vatandaşımız gördü ve “Hayır” oyu verdi. Söylenecek budur.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Peki diyelim yüzde 60’la “Hayır” çıktı. Yıldırım Tuğrul Türkeş benim yayınımda dedi ki, yüzde 60’la “Evet”te çıkabilir, yüzde 60’la “Hayır”da çıkabilir. Yüzde 60’la “Hayır” çıksa da aynı söylemimi sergileyeceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynı söylem. Yüzde 70’le de çıksa aynı söylem. Yüzde 80’le de “Hayır” çıksa aynı söylem.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Cumhurbaşkanını veya hükümeti seçime davet etmeyeceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim niye davet edelim? Sayın Cumhurbaşkanını ben mi seçtim? Hayır. Kim seçti? Halk seçti. Halkın iradesine saygı duymayacak mıyız? Saygı duyacağız. Ben de saygı duyacağım, başkaları da saygı duyacak. Benim adayım kazanmadı, o kazandı. Oraya kim seçti? Vatandaş seçti. Vatandaşın iradesine saygı duymak zaten demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ben de saygı duyacağım, Sayın Erdoğan da saygı duyacak, Sayın Devlet Bahçeli de saygı duyacak. Herkes saygı duyacak buna.

İsmail KÜÇÜKKAYA- 2019’da seçim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, görev süresi doluncaya kadar Sayın Cumhurbaşkanı görevinin başında olacak. Kimse buna niye itiraz etsin ve niye tartışma konusu yapsın? Yani bu bir anayasa değişikliği. Bu bir parti, bir kişiyle ilgili bir olay değil ki. Rejimi değiştirelim mi, değiştirmeyelim mi? Demokratik parlamenter sistemden otoriter tek adam rejimine geçelim mi, geçmeyelim mi? Otoriter tek adam rejimi olsun diyenler “Evet” oyu kullanacak, parlamenter demokratik sistem daha uygundur, doğrusu budur diyenlerde “Hayır” oyu kullanacak. Bunun içinde her partiden insanlarımız olacak. Dolayısıyla olayı bir parti, bir kişi meselesi haline getirmek yanlıştır. Eğer olayı bu noktadan bakar ve bu noktadan değerlendirirsek Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atmış oluruz. Bu konuda hepimizin sorumluluğu var, anne, baba olan herkesin sorumluluğu var. Özellikle annelerin sorumluluğu var. Yani bu memleketin huzura ihtiyacı var kavgaya değil.

Bakın, şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. “Evet” demenin vebali çok ağırdır. 12 Eylül darbe anayasasına yüzde 91.7 “Evet” çıktı değil mi? Şimdi herkes şikayet ediyor mu? Ediyor, o dönem “Evet” oyunu kullananlar…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Siz “Hayır” mı demiştiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben “Hayır” dedim. Genç bir bürokrattım İstanbul’da Fikirtepe’de bir ilkokulda gittim “Hayır” oyunu kullandım. Bugün çocuklarıma da, torunuma da ben o anayasa değişikliğine “Hayır” oyunu kullandım diye seviniyorum, anlatıyorum. 2010 referandumu ne deniyordu? Yargı bağımsız ve tarafsız olacak. Şimdi ne deniyor? Yargı tarafsız ve bağımsız olacak. 2010’da o referandumda “Evet” oyu kullananlar Türkiye’yi nereye taşıdı? 15 Temmuz darbe girişimine taşıdı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin özellikle yargı ayağı 2010 referandumunda oluştu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Ki, biz uyardık yapmayın, etmeyin yazıktır, günahtır bu memlekete. Yargı bağımsızlığı önemlidir. Eğer hakimi bir partinin Genel Başkanı tayin ederse, hakim bağımsız olmazsa, hakim tarafsız olmazsa, hakim adalet dağıtamaz, adaletin dağıtılmadığı bir ülkede devlet olmaz, devlet kavramı yara alır bunu söyledik.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ne dikkatimi çekiyor biliyor musunuz efendim sizi böyle dinleyince. Yalnızca bugün değil daha önceden de, 2 ay önce de sizi ben ağırladığımda da, başka bir dil kullanıyorsunuz bir süredir, bir 5 – 6 aydır. Böyle daha olumlu, daha kuşatıcı bir dil kullanmaya çalışıyorsunuz. Bu kampanyanıza da sirayet etti. Mesela siz miting yapmıyorsunuz, talimat vermişsiniz kurmaylarınız dolaşıyor. İşte Muharrem İnce’yi görüyorum, Sayın Eski Genel Başkan…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün arkadaşlarımız.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bütün hepsi dolaşıyorlar, her yerde dolaşıyorlar. Siz daha böyle bir parça geride duruyorsunuz. Çok böyle ön plana çıkmamaya gayret ediyorsunuz. Sonra diliniz daha böyle bir yapıcı. İbrahim Uslu’yu ağırladım ben, iktidara da yakın ama benim çok namuslu bulduğum güvenilir bir araştırmacı. O dedi ki, CHP yapabileceği kampanyanın en iyisini yapıyor dedi. Bir iki yol kazanız oldu olmadı değil. Ama bunu, bu dili 16 Nisan sonrasına taşıyabilir misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. Şimdi siyasetin görevi nedir siyaset kurumunun görevi? Ülkede huzuru sağlamaktır. Evlerde huzuru sağlamaktır. Herkesi iş, güç sahibi yapmaktır. Herkesin geçinebileceği bir gelir düzeyini sağlamaktır. Sadece Türkiye’nin içinde değil bütün komşularımızla ilişkilerin iyi olmasını sağlamaktır. İş adamının yatırım yapmasını sağlamaktır. Otellere turistin gelmesini sağlamaktır. İhracatçının rahatlıkla ihracat yapabilmesini sağlamaktır. Yani yurtta barış, dünyada barış demektir. İşin özü budur.

Şimdi siz bu özü koparırsanız hem içerde sorun, hem dışarıda sorun yaratırsanız bundan zararı 80 milyon görür. Bundan zararı sadece biz değil yabancılarda görür. Biz geldiğimiz noktayı bu açıdan çok tehlikeli görüyoruz. Bütün yetkileri bir kişiye verdiğinizde o bir kişinin yapabileceği bir hatanın faturasını 80 milyon öder. Parlamenter demokratik sistemin özelliği nedir? Sistemin özelliği şudur; sistem bir dengeler üzerine inşa edilmiştir. Birisinin yaptığı bir hatayı öbür kurum telafi eder. Dolayısıyla 80 milyon zarar görmez. Şimdi siz bütün yetkiyi bir kişiye veriyorsunuz.

Bakın, şu örneği veriyorum ben onu gene vermek isterim. Çanakkale Boğazını alın ve Çanakkale savaşını alın. Çanakkale’de yedi düvel geldi ta Avusturalya’dan bile geldiler. Çanakkale’yi geçip İstanbul’u işgal etmek için. Orada 13 – 14 yaşında çocuklarımız şehit düştü binlerce kişi. Mehmet Akif ne diyor? ‘Şüheda fışkıracak şüheda’ diyor o Çanakkale toprağını sıkarsan diyor. Ve yedi düvel orayı geçemedi ‘Çanakkale Geçilemez’ destanını yazdık hep beraber. Sonra ne oldu? Bir kişiye bir yetki verildi, gitti bir anlaşmanın altına bastı imzayı, o gemilerin tamamı bir tek kurşun atmadan o boğazı geçti geldi Dolmabahçe’nin önünde demirlediler ve İstanbul’u işgal ettiler. Bir kişiye verilen yetkinin nasıl bir tablo doğuracağını kendi tarihimizden örnek vererek anlatmak...

İsmail KÜÇÜKKAYA- Aslında Birinci Dünya Savaşına çıkımız da böyle.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Bir kişiye verildi yetki Alman gemilerine Türk bayrağı asıldı, Osmanlı bayrağı asıldı ve gidildi bombalamalar yapıldı…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şu teoriye ne diyorsunuz efendim? Şimdi tamam çok geniş yetkiler var gerçekten. Ama memleketimizin durumu bir 15 Temmuz FETÖ darbesi yaşadık, büyük bir bela. Bir Avrupa’yla yaşadığımız gerginlikler, işte Suriye Irak bölünme ihtimali var. Şöyle düşünenler de var, işte hazır bir tane güvendiğimiz bir lider var Erdoğan verelim yetkiyi temizlesin FETÖ’yü de temizlesin, işte Suriye meselesi, dünyayla da mücadele etsin, bölünmeleri önlesin. Bu teori size nasıl geliyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- FETÖ’yü temizlediler de birisi engel mi oldu? Bugünkü modelde FETÖ’yü temizledi de birisi engel mi oldu? Hayır. Suriye’yle barıştılar da birisi engel mi oldu? Irak’la barıştılar da birisi engel mi oldu? AB’yle uyum yasalarını çıkardılar da birisi engel mi oldu? Bakın İsmail Bey, AB’yle uyum yasaları TBMM’den oy birliğiyle çıkmıştır hep. Siyasi görüş ne olursa olsun herkes medeni dünyanın bir parçası olmak istiyor ve Türkiye medeni dünyanın bir parçası olsun. Oy birliğiyle çıkmıştır. Oy birliğiyle çıktığına göre nedir o zaman alınıp verilemeyen? Bir kişiye neden bu kadar yetkiyi veriyoruz ve hangi gerekçeyle yetkiyi veriyoruz.

Şunu da şöyleyeyim, hata insana mahsustur. Dünyada canlılar içinde hata kavramı sadece insana mahsustur. Aslan gidip bir boğayı yediğinde aslana hata yaptın demeyiz. Bir akrep gelip bir vatandaşı ısırdığında akrep hata yaptı demeyiz. Ama insanoğlu hata yapar. Neden? İnsanoğluna en değerli hazine bahşedilmiştir akıl. Aklını kullanacak insanoğlu. Ve Rabbimiz diyor ki kitabında ‘aklınızı kullanmıyor musunuz?’ Biz aklımızı kullanacağız. O nedenle hata insana mahsustur. Aklını doğru kullanmazsan hata yapabilirsin.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Zaten efendim kutsal kitabımız da ikra diye başlıyor, oku diye başlıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Dolayısıyla hatayı, hatanın doğurabileceği sakıncaları gidermek, felaketleri gidermek için de demokrasi kavramı ortaya çıkmıştır. Akıl akıldan üstündür. Beşer şaşar, hata yapabiliriz. Hepimiz beşeriz. O nedenle kavramlar yan yana gelmiştir. O nedenle demiş ki, birisi bir hata yapabilir devlet yönetiminde ama o hatayı gidermek için şunu yapalım. Neyi yapalım? Adalet mekanizmasını kuralım. Oraya bu işi iyi bilen akil birisini getirelim hakim olsun. Bir sorun çıktığı zaman gidip ona da danışalım. İstişare vardır. Biz bunların hepsini kaldırıyoruz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim 16 Nisan’da sizin iddia ettiğiniz gibi hayır değil de evet çıkarsa bir kere hemen Cumhurbaşkanımız AKP’ye üye olacak, bunu zaten açıkladı bir mahal yok dedi. Olasılıkla Genel Başkan da olacak partiyi toplayıp. Bir konu daha var hemen. Diğer konularda 2019’u bekleyecekler lakin bir temel konu da YSK’nın seçim sonucunu açıklamasından itibaren bir ay sonra Hakimler Savcılar Kurulundaki düzen değişiyor. Cumhurbaşkanımız 4 üye atayacak hemen, Adalet Bakanıyla, Müsteşar da var 6. Yani 6’sını da Cumhurbaşkanımız belirlemiş olacak HSK’nın yeni yapısında. Bu beklemeyecek hemen başlayacak. Yani demek ki, Nisan 16, Mayıs’ın ortasında filan atamalar yapılacak. Kalan 7’si de meclisten seçilecek. Bu bizim adalet ve yargı mekanizmamızı nasıl etkileyecek?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Felaket. Daha önce ne oldu 2010 referandumunda? Hakimler Savcıları değiştirdiler değil mi? Sonra ne yaptılar? Yargıtay’a 160 tane militan atadılar. Büyük bir kısmı da FETÖ’cüydü. Kim yaptı Allah aşkına? Hakimlerle, mahkemelerle oynamak doğru mudur? Niye ben Yenikapı’da dedim ki camiye siyaseti sokmayın, adliyeye siyaseti sokmayın, kışlaya siyaseti sokmayın yazıktır, günahtır bu ülkeye. Şimdi yeni rejimde partinin Genel Başkanı Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna hakim tayin edecek.

Şimdi ben Adalet ve Kalkınma Partili saygıdeğer vatandaşlarıma sesleniyorum, ben CHP’nin Genel Başkanı olarak herhangi bir mahkemeye hakim tayin edersem senin vicdanın elverir mi, vermez mi? Ve benim tayin ettiğim bir mahkemede senin davan görüşülürse o mahkemenin adalet dağıtıp dağıtmadığına sen inanır mısın? Ben inanmam. Hakim bana bakacak, oturup yasaya bakmayacak, oturup vicdanıyla, hukukun üstünlüğüyle karar vermeyecek. 4 üye atıyor diyor. 6 üyeyi de Başkan atayacak.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Adalet Bakanı ve Müsteşarıyla?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim Adalet Bakanını kim atıyor? Sanki dışarıdan birisi mi atayacak? Kendisi atayacak. Müsteşar? Yine kendisi atayacak. Asıl felaket nedir biliyor musunuz? Asıl felaket şudur; ne diyorlardı, FETÖ terör örgütü bizi kandırdı Allah günahlarımızı affetsin…’ 30 – 35 yılda, yeni rejimde bir kişiyi kandırdığınızda, bir kişiyi ikna ettiğinizde, bir kişiyi aldattığınızda, 24 saatte Türkiye Cumhuriyeti devletini ele geçirebilirsiniz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Siz bunu deyince iktidar kanadı şöyle bir argüman geliştiriyor. Diyor ki, milletin seçtiği, en az yüzde 50 oy almış bir kişi ve siz o kişiye de millete de güvenmiyor musunuz? Niye onun aldatılabileceğini öngörüyorsunuz, güvenmiyor musunuz diyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- 2010 referandumunda ne oldu? Adaleti değiştirdiler. Türkiye’yi 15 Temmuz darbe girişimine kim taşıdı? Seçilenler kim seçmişti? Vatandaş seçmişti. Kenan Evren’i Başkan olarak kim seçti? Hata insana mahsustur dedim, insanoğlu hata yapabilir dedim, insanoğlunun eksiklikleri olabilir dedim. İstişare bizim inancımızda da vardır, bizim kültürümüzde de vardır, bir araya gelip konuşmak vardır, bir kişiye devlet teslim edilmez. Bir kişiye hiçbir şey teslim edilemez bir kişiye. Siz bir devleti, 80 milyonu bir kişinin iradesine teslim ediyorsunuz. O kişi hata yaptığı zaman bunun faturası çok ağır olur. 160 militanı kim atadı Yargıtay’a? Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna o üyeleri kim atadı? Ben mi atadım, ben mi tayin ettim? Hata yapıyorsunuz diye ben defalarca söyledim. Şimdi 2010’da yaptıkları değişikliğin tam tersini yapıyorlar. Yine hata yapıyorlar, yine yanlış yapıyorlar, yine Türkiye’yi felakete sürüklüyorlar. Yazıktır, günahtır bu memlekete. Türkiye bir kişinin hırslarıyla yönetilecek bir ülke olmamalıdır, olamaz da zaten. Bunu yapmamalıyız. Bütün siyasetçilerin sorumlulukları vardır. Hepimiz sorumluyuz. Bir araya gelmeliyiz, konuşmalıyız. Bir araya gelmeliyiz, ya bu yanlıştır dediğimiz zaman bize şu soru sorulmalı, ‘neden yanlıştır arkadaş. Neden yanlıştır diyorsun?’ Ben anlatmalıyım, o da beni dinlemeli.

15 Temmuz’dan sonra oturduk bir arada konuştuk. 3 parti bir konuda anlaştık, yargı bağımsızlığını sağlayalım diye. İçimden dedim ki, nihayet Allah’a çok şükür bir konuda anlaştık. İki toplantı yapıldı yargı bağımsızlığıyla ilgili. Üçüncü toplantıya gelmediler. Bakın bunu söylüyorum üçüncü toplantıya gelmediler yargı bağımsızlığıyla ilgili üçüncü toplantıya gelmediler. Niye gelmediler? Hani söz vermişlerdi niye sözlerinde durmadılar?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Siz efendim şahsen de Başkanlık sistemine ama bu sistemi mesela Kemal Gözler gibi anayasa hukukçuları bu diyorlar Başkanlık değil aslında bu kuvvetler birliği diyor. Kemal Gözler’in ‘Elveda Anayasa’ kitabı yeni çıktı. Çok namuslu saygın bir hukukçudur anayasa hukukçusu. Bu diyor kuvvetler birliği getiriyor. Mesela ben şahsen kategorik olarak Başkanlığa karşı biri değilim aslında. Siz Başkanlık mesela Amerikan tarzı bir Başkanlık gelse ona da karşı çıkar mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Amerikan tarzı bir Başkanlık oturulup düşünülebilir, tartışılabilir zaten. Biz yüzde 100 hayır biz buna karşıyız değil, her şey oturulup, düşünülüp, tartışılabilir. Niye oturup düşünmeyelim? Artısını, eksisini oturur düşünür tartışırız. Şimdi bir ülkenin rejimini o ülkenin tarihi belirler, o ülkenin sosyolojik yapısı belirler, o ülkenin kültürü belirler. Amerika’daki Başkanlık sistemi Amerikan tarihinin, Amerikan koşullarının sosyolojik koşullarının belirlediği bir modeldir. Orada Başkan en zayıf halkadır. Başkan hakim tayin edemez, Başkan büyükelçi tayin edemez. Ona oturur Amerikan senatosu der ki bir dakika sen önerebilirsin, ben onayladıktan sonra ancak bu olur. Bizde bir kişi herkesi tayin edecek. Nasıl olacak bu iş? Ve o kişi aynı zamanda bir partinin Genel Başkanı olacak.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Mesela Trump geldi, güçlü de geldi, dünyayı şok etti, Amerikan sistemi de şok oldu. Fakat bir baktık ‘Muslim ban’ dedikleri Müslüman yasağı uygulaması getirdi ve durduruldu. Yani bağımsız mahkemeler olduğu için durduruldu. Bunun dışında ’Obamacare’ diye tanımlanan Obama’nın sağlık sistemini rafa kaldırmak istedi o da kendi partisinin üyeleri tarafından durduruldu. Yani aslında bu şunu gösteriyor, bir kişi hata yapabilirse diye sistem fren ve denetim mekanizmaları getirebilir aslında.  

Kemal KILIÇDAROĞLU- Burada yok. Ben neden annelere sesleniyorum, neden söylüyorum freni olmayan ve nereye gittiği belli olmayan bir otobüse çocuklarınızı bindirir misiniz diye. Bütün babalara yine sesleniyorum freni olmayan, nereye gittiği belli olmayan bir otobüse 80 milyonu nasıl bindirirsiniz? Yanlışımız buradan başlıyor. Bunun bir partiyle ilgisi yok, bunun bir kişiyle ilgisi yok, bunun bir aileyle ilgisi yok. Bu bizim geleceğimizle ilgili bir konu. A partisi olur, B partisi olur, C partisi olur ama bir sistemin dengesi olur, bir sistemin freni olur, bir sistemin denetimi olur. Denetimsiz bir şey olmaz.

Bakın İsmail Bey, apartmanda oturan ve şu anda bizi dinleyen belki milyonlarca aile var. Apartmanda aidat öderiz. Ödediğimiz aidatlar ve bir de yönetim kurulu seçeriz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bir de denetim var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O aidatlar doğru yere harcandı mı, harcanmadı mı diye bir de denetim kurulu var. Bir apartmanda bile yönetimi yaparken denetim kurulu, yönetim kurulu diye seçiyoruz. Devleti oluşturan mekanizmada bunları yok ediyoruz. Böyle bir şey olabilir mi?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Mesela efendim yılda bir defa kongreler toplanır ya apartmanın. İşte 15 kişi 15 daire var. O aidatların belirlenmesinden tutunda kapıcının durumuna kadar nasıl böyle hararetli tartışmalar yapılır.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sadece o değil, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini alın mekanizma böyle kurulmuştur. Herhangi bir derneği alın mekanizma böyle kurulmuştur. Vakıfları alın mekanizmalar böyle kurulmuştur. Bu sadece Türkiye’de mi böyledir? Hayır efendim dünyanın bütün demokratik ülkelerinde böyledir. Siz Türkiye’yi alıyorsunuz bir kişiye emanet ediyorsunuz, bir kişiye bağlıyorsunuz ve o kişi asla hata yapmaz düşüncesinden yola çıkıyorsunuz. Teklik Allah’a mahsustur neden? Bunun için söylüyoruz teklik Allah’a mahsustur. Siz bir kişiye bütün bu yetkileri verip asla hata yapamaz diyemezsiniz. Beşer şaşar boşuna denmemiştir. Akıl akıldan üstündür boşuna denmemiştir. Hata insanoğluna mahsustur boşuna denmemiştir. Hepimiz hata yapabiliriz. Evde hata yapabiliriz evin bireyleri o faturayı öder. Ama bir kişi Türkiye’yi, 80 milyonu yöneten bir kişi hata yaparsa faturayı millet öder.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tayyip Bey de yapabilir mi Sayın Cumhurbaşkanımız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dünya kadar hata yaptı. Az önce söyledim HSYK’ya 160 tane ben mi tayin ettim, kim tayin etti?

İsmail KÜÇÜKKAYA- O Cumhurbaşkanının hatası mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kimin hatası olabilir? Emniyette ne diyordu? 81 ilin bilmem 70’in üstünde emniyet müdürü FETÖ’cü diye kim?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efkan Ala açıklaması.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben mi tayin ettim? Kim tayin etti? Şimdi baktığınız zaman bütün bu olaylara baktığınız zaman hata insana mahsustur hata yapabiliriz. Birisi gelip bize doğruları anlatmayabilir ama biz ona inanabiliriz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi maddeleri bayağı anladım. Sizin yaklaşımınızı, itiraz noktalarınızı da anladığımı zannediyorum. İzleyenlerim de umarım ki benimle birlikte memnun kalmışlardır. Devam da etmek istiyorum. Dünya kadar sorunlarımız var efendim. Ekonomi, terör, uluslararası ilişkiler. Mesela ben Avrupa’yla bu kadar kavga edilmesini uygun bulmuyorum. Dünyayla bu kadar gergin bir dış politikayı uygun bulmuyorum. Mevcut sistemde yeterli gelmiyor bize. Tamam bu sistemin önerilen sisteminde mahsurları var. Fakat siz nasıl bir Türkiye tahayyülü, hayali, vizyonu içindesiniz ki bu sistemi revize edelim o zaman? Bir vizyon koyun onu da anlamaya çalışıyım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok güzel bir soru. Şimdi geçen bir önceki yasama döneminde anayasa değişiklikleri gündeme geldi ve anayasanın 60 maddesi üzerinde uzlaşma sağlandı. 4 parti 60 maddeyi değiştirebiliriz dediler. Ne kadar güzel demek ki bir uzlaşma kültürümüz var. Devam edilseydi bu 60 madde, 70 madde, 80 madde olabilirdi ve bu da bizim için çok önemli bir aşama olurdu. Ama dendi ki, hiç bu maddelere gerek yok, biz Başkanlık sistemini getirmek istiyoruz. TBMM Başkanı bize bir yazı yazdı dedi ki, Anayasa Uzlaşma Komisyonuna üye verin. Kendilerine tuttum 1,5 sayfalık bir mektup yazdım tarihe not düşmek için. İleride herhangi birisi yok böyle bir şey olmadı demesin. Dedim ki, “Biz darbe hukukuna karşıyız. Türkiye’nin artık darbelerden arınması lazım. Türkiye’de çağdaş, modern bir toplum olmalı ve bizim demokratik standartlarımız bugün öykündüğümüz ülkelere eşit olmalı. Niye bizim insanımız üçüncü sınıf demokrasiye layık olsun, niye birinci sınıf demokrasi olmasın, tam demokrasi olmasın bizim ülkemizde. Gelin biz bunu yapalım. Hem anayasayı, hem de darbe hukukunu o anayasaya paralel oluşan yanlış ve bizim demokrasimizi gölgeleyen maddeleri değiştirelim” ve örnek verdim. Hem Sayın Binali Yıldırım’a, hem Sayın Davutoğlu’na bunları şifahi olarak da anlattım. Bakın dedim 12 Eylül darbe anayasası ne yazıyor? Basın hürdür sansür edilemez. Yeni bir anayasa yazsak ne yazacağız? Aynı şeyi yazacağız. Basın hürdür sansür edilemez. Peki bugün basın hür mü? Hayır. Niçin? Çünkü çıkan kanunlar var ve bu kanunlar anayasanın o maddesine uygun düşmüyor. O kanunları da ele almamız lazım ve birlikte değiştirmemiz lazım. Gelin biz bunu yapalım. Pek çok örnek verdim böyle. Fakat bunlar…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ben yönetmenimden rica edeyim efendim sizin çok üzüldüğüm bir konu oldu. Çünkü ben çok sesliliğe inanıyorum, kendi programımızda da kanalımın bana sağladığı özgür ortam sayesinde herkese ses veriyorum. Yönetmenimden rica edeyim sizin TRT’ye sitem ettiğiniz, TRT’ye çıkmak için adeta işte Numan Kurtulmuş’u da aradık…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir sürü kişi araya koyduk ki acaba bizi TRT’ye çıkarırlar mı?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi siz ülkenin ana muhalefet partisi liderisiniz ve TRT bizim hepimizin kuruluşu. Onu bir izleyelim, bir dakikalık bir sitem var devam etmek istiyorum.

Diyorsunuz ki, TRT’de programa çıkmak için ki, hakkınızdır, anayasal hakkınızdır. TRT hepimizin kuruluşu. Araya Numan Kurtulmuş da dahil pek çok pek çok insan sokmak durumunda kaldık diyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Maalesef.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunu nasıl izah edeceğiz efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 15 Temmuz sonrası malum darbe olmuş, Türkiye ciddi bir travmadan geçmiş, şehitlerimiz var, gazilerimiz var, meclise çağrıldık ve gittik. Darbe girişiminin öncesi, sonrası konuşuldu. Ben devlette liyakat sisteminin ne kadar önemli olduğunu ve bu liyakat sisteminin büyük ölçüde yok olduğunu, ona da girmemiz lazım anlattım kendilerine…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bürokrat atamaları filan değil mi? Onu biraz sonra devam edeceğiz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, evet. Arkasından dedim bir espri yapayım diye. Sayın Cumhurbaşkanına döndüm dedim ki, ‘bu 15 Temmuz darbe girişiminin bize bir faydası oldu’ dedim. ‘Nedir’ dedi biraz şaşırarak. Dedim ki, ‘15 Temmuz’dan sonra uzun yıllardır ilk kez TRT bizi çağırdı ve bir programa davet etti.’ ‘Olur mu öyle şey’ dedi, ‘özel televizyonları anlarım da devletin televizyonunun tarafsız olması lazım.’ Dedim ‘maalesef tarafsız değil.’ Ama Sayın Cumhurbaşkanının bundan haberi yok muydu? Vardı. Bilmiyor muydu? Biliyordu. Ben ikiyüzlülükten hoşlanmam ve doğru da değil. Devletin televizyonunda tarafsız yayın yapacağına dair düzenleme var. Kanun öyle diyor. Ben desem tamam hadi derler ki, Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı diyor ki, tarafsız o da uymuyor çünkü kanunda böyle bir kural yok. Ama yasasında bu kural var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Genel medya iklimi nasıl efendim? Mesela diğer televizyonlar vs. Mesela ben bakıyorum büyük gruplar var ya ben sabah programlarında da bahsediyorum. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımızı ve Sayın Başbakanımızı ağırladıkları zaman mesela o grubun bir haber kanalı var, birde reyting kanalı var. Hem haber kanalında, hem haber kanalının kardeşinde hem de reyting kanalında aynı anda tamda ana haber saatinde veriyorlar. Fakat sizi ağırladıkları zaman sizi yalnızca haber kanalında veriyorlar. Mesela bu bile eşitsizlik aslında. Ben sizin yerinizde olsam çıkmam o zaman.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi şöyle bir şey daha var. Biz tabi nerede, nasıl derdimizi anlatacağız, yani bu anayasa değişikliğinin neler getirip neler götürdüğünü anlatmamız lazım vatandaşa. Ben iktidar kanadının kontrolünde olan televizyon kuruluşlarına da haber gönderdim. Dedim ki, yani bizi çıkarın kendi televizyonunuza.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Hükümete yakın olanlara mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hükümete yakın olan, hükümetin bir anlamda gözü, kulağı ve sesi olan diyelim televizyon kanalları. Dedim ki bakın siz hükümetten yana program yapıyorsunuz, bir sürü de gazeteci var aynı şekilde konuşan, beni davet edin bütün o gazeteciler gelsinler…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Mesela A Haber’e çıkar mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çıkarım tabi, tabi keyifle çıkarım.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Aslında çağırsın oradaki meslektaşlarım, ne kadar güzel aslında ilgi çekici olur.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama hükümet izin verirse çağırabiliyorlar.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi mesela çağırsa her şeyi böyle sorabilir size.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sorabilir, hiç itirazım yok. Haber de gönderdik kendilerine yani bizi davet edin, biz de gelelim. Kaldı ki biz gazeteci sınırlaması yapmıyoruz yani, şu gazeteci olursa ya da soru sınırlaması da yapmıyoruz. Bize şu soruyu sorun ya da bu soruyu, istediğiniz soruyu sorun. Konu belli referandum, anayasa değişikliği atla deve değil, hepsi 18 madde. Olur da 500 maddedir de ya hangisini soralım dediği, 18 madde sizin sorduğunuz gibi onlar da otursunlar belki bizim aklımıza gelmeyen yeni bir soru vardır, o soruyu da sorsunlar. Diledikleri soru kalıbıyla da sorsunlar itirazımız yok buna. Davet etmiyorlar, çağırmıyorlar ve daha acı olanı OHAL’le ilgili bir OHAL hakkından yararlanarak, yetkisinden yararlanarak bir düzenleme yaptılar, özel televizyonların tarafsız davranmaları kuralını kaldırdılar. Böylece kendi televizyonları, kendi gazeteleri hiçbir zaman aksi görüşü seslendiren ve dillendiren bir kişiyi kendi televizyonlarına çıkarmayacak. Örneğin bizim diyelim ki, bir yerdeki toplantı veya herhangi bir yerde yapılan bir mitingi kendi televizyon kanallarına taşımayacaklar. Böyle de bir haksızlıkla karşı karşıyayız. Olabilir ama ben bu milletin ferasetine güveniyorum. Emin olun bu milletin sağduyusuna güveniyorum. Çünkü bu millet ülkesini seviyor, bayrağını seviyor. Çoluk çocuğunu seviyor, barış içinde, huzur içinde yaşamak istiyor. Kimlik ayrımı, inanç ayrımı yapmak istemiyor. Bunun bir felaket getireceğini gayet iyi biliyor. Fanatikleri ayrı tutuyorum, ama normalde sağduyulu bir vatandaşımız gelecek yani bu 18 maddeye bakacak yani ona göre bir değerlendirme yapacak. Dolayısıyla “Hayır” ın çıkacağını çok iyi biliyorum. Korkuyorlar acaba Kılıçdaroğlu’nu çıkarırsak bizim tabanımızı ikna eder mi? İkna ederim, kesinlikle ikna ederim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim şimdi birkaç sorum daha var. Mesela devlette liyakat sistemi, cumhurbaşkanına sağlanan yetkiler, o yetkilerin hangi sonuçları getirip, götürebileceği onları da soracağım ama bir parça soluklanalım, çok uzun zaman aralıksız gittik, daha sonra devam edelim. Sevgili izleyenler Türkiye’nin en tarafsız, en bağımsız, en özgür mecrası FOX’ta İsmail Küçükkaya’yla liderler turunda bu hafta Kemal Kılıçdaroğlu’yla başladık ama şimdi bir parça soluklanmamıza izin verirseniz daha sonra devam edelim.

Hepinize bir kez daha hoş geldiniz diyorum, günaydın diyorum ve biz Cumhuriyet Halk partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile özel yayınımıza devam edeceğiz. Şimdi son bölümdeyiz çok soru var sosyal medyada da “Kararveroyver” etiketi şu anda bir numara, hepinizi gelecek hafta bugün sandık başına gitmeye ve ülkemizin çocuklarımızın geleceği için oy vermeye davet ediyoruz. Hangi yönde olursa iradeniz sandığa yansısın ve ben Kemal Kılıçdaroğlu’na sorular sormak istiyorum. Binlerce soru var, şu anda sosyal medyada da bir numaralı konu efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel, hayırlı bir iş.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Hayırlı bir iş sizin için.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şunu söylemek istiyorum efendim, en çok gelen sorulardan bir tanesi, İsmail Bey diyorlar siz bu özgür kanalda bütün liderleri açık oturuma neden davet etmiyorsunuz? Efendim biz bunu bir kere daha davet etmek istiyorum, kanalım FOX Türkiye’nin en tarafsız en bağımsız mecrasıdır. Hem şahsım, hem kanalım adına davet ediyorum, sizleri ben böyle Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız, Sayın Ana Muhalefet liderimiz, Sayın Bahçeli, HDP’den bütün partileri davet etmek istiyoruz. Var mısınız efendim buna?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Büyük bir keyifle.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunu neden yapamıyoruz efendim biz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi “Evet” i anlatamadıkları için. Sadece beni karalayarak, beni kötüleyerek miting yapıyorlar. Bu doğru değil. Biz bir anayasa değişikliğini oyluyoruz. Bu 80 milyon vatandaşımızı ilgilendiriyor. Bir araya gelelim medeni insanlar gibi Sayın Cumhurbaşkanı da gelsin. Biz elbette ki makama saygılıyız. Sayın Başbakan gelsin elbette makama saygılıyız. Sayın Bahçeli gelsin bir siyasi parti liderine elbette saygılıyız. Biz de oturacağız, arzu ederseniz siz veya bir başka kişi sorular sorar bize sizin sorduğunuz gibi…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Biz bunu efendim mesela Fatih Portakal’la burada yapabiliriz, Sayın Başbakan’la sizi olabiliriz, karşılıklı sorular sorabiliriz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabii, sorulur sorular vatandaşımızda evinde otururken bizleri izler. Yani kim doğruyu söylüyor, kim doğruyu söylemiyor açılır bakılır. Bana diyorlar ki miting meydanında ‘Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor.’ Hatta özür dileyerek ifade edeyim, ‘Kılıçdaroğlu yalan söylüyor’ diye defalarca söyleniyor. Ben de onlara aslında olağanüstü bir imkan sağlıyorum. Böyle bir fırsat hiç kimsenin eline geçmez. Ben doğruları söylemiyorsam gelirsin televizyon kanalında, sizin kanlınızda beni mahcup edersiniz. 18 madde dersin ki, ‘Sayın Kılıçdaroğlu bak sen bunu doğru söylemiyorsun, maddede böyle yazıyor sen aksini söylüyorsun.’ Ben de deyim ki ‘ya çok mahcup oldum, özür dilerim ben bunu bilmiyordum.’ Bu fırsatı veriyorum sana veya Sayın Kılıçdaroğlu sen doğruları söylemiyorsun dediği zaman ben açacağım maddeyi, 18 maddeyi Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Genel Başkan, Sayın Başbakan bu madde ne anlaşılıyor, bu maddeyi ben böyle okuyorum, bu çok yabancı bir dille yazılmadı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ben bir vatandaş olarak göreyim efendim hanginiz daha hakimsiniz konuya bir göreyim onu sizi beraber görünce.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi görecek yani vatandaş. Ben de okuyacağım o da okuyacak maddeyi, ben de anlatacağım o da maddeyi anlatacak, vatandaşımız da evde dinleyecek. Çünkü bu anayasa değişikliği hepimizin anayasası, bu seçim değil hani seçim olur da partiler programları için bir araya gelirler veya gelmezler, onu anlarım, ama bir anayasa değişikliği, bir referandum. Bir sefer kesinlikle her vatandaş sandığa gitmeli, hangi partiden olursa olsun, hiçbir partiden olmayan vatandaşımız dahi, siyasete ilgi göstermeyen vatandaşımız dahil her vatandaş sandığa gitmeli çünkü Türkiye’nin geleceğini oyluyoruz ve demokrasiyi oyluyoruz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim ben biraz sert konuştum bu konuda daha önce dedim ki, bu defa bakın dedim bu defa oyunu kullanmayan bana gelip de vatanımı seviyorum demesin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen öyle, vatanımı seviyorum, bayrağımı seviyorum, haklarım ihlal edildi, mağdur oldum, perişan oldum, efendim hak, hukuk, adalet nerede diye bağırmasın, bağırmaya hakkı yok. Gelecek oyunu kullanacak, adalete sahip çıkacak, hukuka sahip çıkacak, demokrasiye sahip çıkacak, Gazi Meclis’e sahip çıkacak. Gazi Meclis’e sahip çıkmak ne demektir biliyor musunuz? Milli Kurtuluş Savaşını yöneten bir meclise sahip çıkmak demektir, 15 Temmuz darbe girişimini savuşturan bir meclise sahip çıkmak demektir, kendisini fesheden bir iradeye izin vermemek demektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1924 anayasası görüşülürken bu yetki Atatürk’e verilmek istenir, Mahmut Esad Bozkurt kürsüye çıkar der ki, ‘bizi buraya Gazi Paşa değil, bizi buraya millet getirdi kimse kusura bakmasın millet meclisini kimse feshedemez’ der.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu efendim en çok sorulan sorulardan bir tanesiydi, analize baktığım zaman sosyal medyada bir numaralı konu ya şu anda TT oldu. İktidara yakın olan, olduğunu belli eden vatandaşlarımızın soruları da şurada kümelenmiş. Özür dileyerek sormak durumundayım yani sadece size değil hiç kimseye ben yakıştıramam da, diyorlar ki Kemal Bey’e sorar mısın, işte ‘FETÖ’yle bunu kimseye yakıştıramadığım bir şey ama sormak durumundayım, FETÖ’Yle, PKK’yla şununla bununla birlikte olmak’ gibi bir yakıştıramadan bahsediyorlar buna ne dersiniz efendim bu referandum bağlamında?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şunu söyleyeyim, bütün hayatım FETÖ’yü eleştirmekle geçmiştir, bütün hayatım. Referandum 2010 referandumu yapılırken bunun Türkiye için nasıl bir felaket getireceğini söyledim, Yargıtay’a FETÖ’cü hakim tayin edildiği zaman çıkıp meclis kürsüsünde 160 tane militan tayin ettiniz, adaleti alt üst ettiniz diye kişi benim. PKK’yla mücadelede PKK saldırısına uğrayan tek kişi benim, silahlı saldırısına uğrayan. Şavşat’tan Ardanuç’a giderken PKK bana saldırdı, öldürmek istedi.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Allah korudu efendim gördük görüntüleri.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi bir güvenlik görevlimiz, askerimiz şehit oldu

İsmail KÜÇÜKKAYA-  Allah rahmet eğlesin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayatım boyunca terörün her türüne ve her zaman karşı çıktım. IŞİD’a, PKK’ya efendim DHKPC’ye, FETÖ’ye… Ben demokrasiden yanayım. Düşünce özgürlüğünden yanayım, terörün her türüne nereden ve kimden gelirse gelsin karşıyım. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de terörle birlikte adlandırılmasına da karşıyım. IŞİD’a silahlı yardım yapılırken karşı çıktım, FETÖ devletin en tepe noktalarına getirilirken karşı çıktım, yanlış yapıyorsunuz dedim, devlette liyakat sistemini çökerttiniz dedim, bu sistemi çökertirseniz devlet diye bir kurum ortada kalmaz ve bunun büyük faturasını hepimiz öderiz dedim. Valiyi onlar tayin etti, kaymakamı onlar tayin etti, rektörü onlar tayin etti, emniyet müdürünü onlar tayin etti, Milli İstihbarat Teşkilatına elemanları onlar tayin etti, her türlü imkanı sağladılar. Şimdi biye ben suçlanıyorum ki ben onu anlamıyorum. Ben o vatandaşlarımdan sadece şunu istiyorum, demokrasi güzel bir şey, beni eleştirebilirler elbette ki beni eleştirmelerinden de son derece memnun olurum, çünkü beni eleştirmek demek aynı zamanda benim düşüncelerimi öğrenmek anlamına da gelir bu, çünkü ben o eleştirilere bir şekilde cevap vereceğim. Birbirimizi medeni insanlar gibi dinlersek hiçbir sorun yok.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Genel Başkan şimdi bu var ya Twitter’da şu anda da bir numaralı konu. Ben bu her hafta içi her gün 3 saat canlı yayın yaptığım için Türkiye’de bir dip dalgası görüyorum. Şimdi onu biraz önce Tuncay Özkan’la da konuştuk orada da, fakat burada dile getiremem onu, tarafsızlığımı gölgeletmek istemem, lakin şunu söylemek isterim bu defa yani sadece sizin “Hayır” kampanyanız değil, herkesin farklı gerekçeleri var, hepsinin. Mesela MHP’liler, MHP’nin muhalifleri çok ilginç bir dönem yaşıyoruz şimdi ya da mesela Celal Bayar’ın kızı çok şaşırtıcı değil mi efendim o Celal Bayar’ın kızının bir duruş sergiledi orada, enteresan bir değişiklik var orada.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gerçekten bakın bu anayasa değişikliği demokrasi konusunda ortak bir payda yaratma fırsatı yakaladık. Bize böyle bir imkanı sağladı bu anayasa değişikliğinin referandumu. Bu ülkenin milliyetçisi, bu ülkenin ülkücüsü, bu ülkenin mütedeyyini, bu ülkenin sosyal demokratı, bu ülkenin liberali veya bu ülkenin siyasete uzak duran bütün vatandaşları hepimiz demokrasi istiyoruz. Niçin? Hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz, hepimiz bir adamın baskısı altında kalmak istemiyoruz, tek adam rejimi istemiyoruz. Az önce siz sordunuz hani koalisyonlar vesaire falan filan bunu oluşturan kim, ben mi koalisyonu kuruyorum? Hayır. Kim? Milli irade. Siz milli iradeye nasıl saygısızlık yaparsınız? Eğer milli irade parlamentoda nasıl tecelli ediyorsa hepimizin başımızın üstünde yeri var diyeceğiz. Öyle çalışacağız, öyle çabalayacağız.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ama hedefiniz, hedefiniz nedir? Mesela iktidar, seçime gidiyoruz efendim…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hedefimiz tek başına iktidar olmak, yani her parti bunu iddia ediyor tek başına iktidar olmak ve hedefimiz Türkiye’yi çağdaş uygarlığa, muasır medeniyetlerin üzerine çıkarmak, hedefimiz budur. Bunu yaparken demokrasi içinde yapacağız. Neden demokrasi içinde yapacağız onu da söyleyeyim, çünkü dünyanın en gelişmiş 20 ülkesine bakıyorum, 20 ülkesinde Amerika Başkanlık ki, o da bizim Başkanlıkla hiç ilgisi yok, diğerleri parlamenter sistem. En fakir, en yoksul 20 ülkesine bakıyorum hepsinde Başkanlık sistemi, Başkan varlıklar içinde, paralar içinde, halk sefalet içinde.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bir soru daha var efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nilüfer Hanım’ı anlatayım size izin verirseniz, Nilüfer Hanım Demokrat Partinin ocağında yetişen birisidir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Celal Bayar’ın kızı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Celal Bayar’ın kızıdır. Celal Bayar İnönü’ye karşı mücadele etmiştir, çok partili hayatta gelmiştir, Cumhurbaşkanı seçilmiştir, Adnan Menderes’le birlikte çalışmıştır. Demokrasiyi savunmuştur ve dolayısıyla o mutfakta yetişen birisidir. Bugün 90’ı aşkın bir yaşı var, pırıl pırıl bir zekası var. Ne diyor? ‘Atatürk tek adamlığı aklından geçirmemişti...’ Bir daha okuyayım, Atatürk tek adamlığı aklından geçirmemişti. Zaten tek adam olsaydı Atatürk meclisin feshini…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim bakın her gün Nutuk okuyoruz, Nutuk’un ana hikayesi nedir diye bana sorarsanız bir liderin meclisin üstünlüğünü, bütün bir milleti onun etrafında kenetleyerek bir İstiklal Savaşı kazanmasının gerçek öyküsüdür derim ben.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen, Milli irade, TBMM bir bana dünyada bir örnek gösterin, Milli Kurtuluş Savaşını yöneten bir meclis, bana dünya da bir örnek gösterin, şu ülkede oldu deyin, bizim ülkemiz de oldu bu. Erzurum Kongresinde tek adam mı vardı, Sivas Kongresinde tek adam mı vardı, 23 Nisan 1920’de Meclis açıldığı zaman tek adam mı vardı? Yoktu böyle bir şey. Nilüfer Hanım bütün bu gerçekleri bildiği için ve yaşadığı için ‘Atatürk tek adamlığı aklından geçirmemiştir’ diyor. Yine Nilüfer Hanım şunu söylüyor, ‘getirilmek istenen değişiklik yani rejim değişikliği Cumhuriyetimizin ve demokrasimizin temel değerlerini sarsıyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim size katılımınız için çok teşekkür ediyorum. Bir Pazar gününde uzun uzun, tane tane, sakin sakin bütün maddeleri aklımdaki bütün soruları size sorma imkanını bana sağladığınız için teşekkür ediyorum. Biz yarın Sayın Başbakan’ı da aynı saat diliminde alacağız, kendisine de aynı şekilde sorularımı soracağım. Bugün Karadeniz’e gidiyorsunuz. Bildiğim kadarıyla Sinop’ta mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sinop üzerinden Boyabat’a geçeceğiz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Boyabat’a gideceksiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Boyabatlı kardeşlerimle buluşacağım bugün.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Önümüzdeki hafta nasıl programınız, İstanbul var mı yeniden mesela nasıl?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstanbul’a önem veriyorum, ağırlık veriyoruz İstanbul, Ankara, İzmir Bursa, Balıkesir bütün büyük metropollere önem veriyoruz. Önem vermek zorundayız, vatandaşlara gidiyoruz ulaşmaya çalışıyoruz, onlara anlatmaya çalışıyoruz, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları ve buna benzer pek çok çevreyle kahvede oturup bazen, bazen bir otel salonunda, bazen bir kır kahvesinde vatandaşlara anlatmaya çalışıyoruz. Tek istediğim herkes sandığa gitsin, son bir haftaya gidiyoruz, ciddi manipülasyonlar olabilir, tahrikler olabilir, bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, tahriklere kapılmayalım. Kavgaların içine asla girmeyelim, sakin bir şekilde sandığa gidip görevimizi yapalım. Ayrıca bu hafta içerisinde büyük ölçüde manipülasyon yapılacaktır, büyük ölçüde belli kuruluşlara “Evet” ler çok önde diye anketler açıklanacaktır. Hiç kimse en ufak bir endişeye kapılmasın bu ülkenin insanları demokrasiyi seviyor, bu ülkenin insanları çocuklarını seviyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ama efendim sizde sandık güvenliğini sağlayın. Biz oylarımızı kullanalım ama sizlerde “Evet” in de “Hayır” ın da güvencesi olun.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir vatandaşımız endişe duymasın bütün sandıkların güvenliğini sağlamak bize ait, bütün belediye başkanlarımıza talimat verdik, sandığa gidemeyen engelli vatandaşlarımız evlerinde alınacaklardır eğer telefon gelirse, oy kullanacaklardır ve tekrar kendilerine evlerine götürülecektir. Dolayısıyla biz demokrasi için, geleceğimiz için, çocuklarımız için bir arada, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Yeni maceralara Türkiye sürüklenmemeli, nereye gittiği belli olmayan, freni olmayan bir otobüse 80 milyon bindirilmemeli.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Peki efendim çok teşekkür ediyorum. Sevgili Çalar Saat ailesi ben İsmail Küçükkaya, Liderler Turunda bu sabah özel bir yayınla Türkiye’nin en tarafsız, bağımsız kanalı FOX’ta Kemal Kılıçdaroğlu’nu ağırladık Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı. Hoşça kalın efendim.

 

CHPnet

SİTELERİ