19.09.2016
7266
Yazı Boyutu: A- A+

GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU

CNNTÜRK “TARAFSIZ BÖLGE”

19 EYLÜL 2016

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU: EĞER BU TUZAĞA DÜŞERSE DEMOKRASİ ÇOK CİDDİ YARA ALIR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: “Biz OHAL’i çıkaracağız. İyi OHAL’i çıkardın, MHP destek verdi, OHAL çıktı. Biz onu da tartışmadık. Biz karşı çıktık, doğru. Niye karşı çıktığımız bugün çok daha net ortaya çıktı. Şu kolaycılık, şu tehlike, her an Türkiye’nin gündemine gelebilir. OHAL kanun hükmünde kararnameleri yargıya götürülemiyor. Hiç kimse itiraz edemiyor. Dolayısıyla parlamento dediğiniz bir şeye hiç ihtiyaç yok, yargı dediğiniz bir şeye hiç ihtiyaç yok. Yürütme organı tek güç olarak ortaya çıkıyor, güçler ayrılığı ilkesi bu süre içinde askıya alınıyor. Şimdi, bu sürecin getirdiği kolaylığın tuzağına, bu hükümetin düşmemesi lazım. Eğer bu tuzağa düşerse demokrasi çok ciddi yara alır” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Tarafsız Bölge Programında Ahmet Hakan’ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle;

Ahmet HAKAN- Hepinize iyi akşamlar. Tarafsız Bölgeye hoşgeldiniz. Bu akşam Tarafsız Bölge Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nden sizlere sesleniyor. Burası, bulunduğumuz yer Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nin içindeki konferans salonu. Biz de o konferans salonundayız. Merhaba.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Merhabalar. Adli yargı mensupları burada yıllık toplantılarını yapmak isteseler bile biz onlara vermeyiz.

Ahmet HAKAN- Burada olmaz diyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olmaz evet.

Ahmet HAKAN- Peki, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuz bu akşam hoşgeldiniz. Epeydir de televizyon programlarında yer almadınız, çıkmadınız. Mesajlarınız da çok merak ediliyor.

Önümüzdeki Çarşamba günü Başbakan Binali Yıldırım’la bir randevunuz var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bayram öncesi bir randevu talebim oldu. Özellikle bu 11 bini aşkın öğretmenin açığa alınmasıyla ilgili olarak. Fakat kendisi “İstanbul’a gideceğini, bayram sonrası görüşme imkanı bulabileceğini ifade etti”, bende “Teşekkür ettim” ve dolayısıyla bayram sonrası kendisinin programına uygun olarak bir görüşmemiz olacak umarım.

Ahmet HAKAN- Henüz günü belli değil o zaman?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet günü belli değil.

Ahmet HAKAN- Efendim çok konu var konuşmamız gereken. Bir defa bu Yenikapı ruhu, 15 Temmuz sonrası gelişen olayların genel bir muhasebesi, FETÖ’yle mücadele, devlette yeniden yapılanma nasıl olmalı? Her taraftan yükselen feryatlar var, kanun hükmünde kararnamelerin mağduru olduklarını iddia eden insanlar var ki, sizin partinize de çok müracaat ediyorlar. Bize de o mağdurlardan çok fazla telefon ve mesaj geliyor. Cemaat ve tarikatlara CHP nasıl bakıyor? FETÖ CHP’ye de sızdı mı? Yani birçok başlık var. Hepsini bütün detaylarıyla, ayrıntılarıyla bu akşam konuşacağız.

Artvin’de bir saldırı girişimine maruz kaldınız. Çok konuşuldu, Türkiye’nin gündemine oturdu, aradan da bayağı bir zaman geçti. Şimdi geriye baktığınızda failler yakalandı mı, durum nedir, sizin açınızdan netliğe kavuştu mu olay?

PKK’NIN AKP’YE DESTEK VERDİĞİNE İNANIYORUM

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olayı PKK üstlendi, ama “Hedefimiz Kılıçdaroğlu değildi” diye bir cümle de ilave ettiler. Ama o konvoy bana ait bir konvoydu. O zaman hedef kimdi? Önde giden askerin vurulması, ondan sonraki olaylar yaşanmaması gereken olaylar aslında. Bize saldıranlardan bir kişinin vurulduğu söyleniyor, diğerlerinin herhalde takip edildiğini düşünüyoruz.

Ama tabi burada sorulması gereken soru, o bölgeye PKK unsurları nasıl gelebiliyorlar? Şavşat Ardanuç arasında bir yerde, Artvin’e doğru giderken ve o bölgeye geliyorlar, o bölgeye de üstelik yeni de gelmiyorlar. Çünkü daha önce yiyecek istedikleri ve o bölgede konuşlandıkları da güvenlik güçleri tarafından biliniyor. Böyle bir tablo, acı bir tablo.

Ahmet HAKAN- Peki siz, PKK bunu “Evet biz yaptık saldırıyı, ama hedefimiz Kemal Kılıçdaroğlu değildi” dediler. Ama siz bunu pek dikkate almıyor gibisiniz. Yani PKK doğrudan sizi hedef aldı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi doğrudan hedef aldı.

Ahmet HAKAN- Şimdi yine aradan zaman geçti ve biraz daha soğukkanlı bakabilirsiniz belki. PKK sizi neden hedef almış olabilir? Yani bunu nasıl izah ediyorsunuz? Neden böylesi bir saldırı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye’yi karıştırmak için. Yani başka ne hedefi olabilir? Türkiye’yi karıştıracak, Türkiye’de bir iç savaş çıkaracak, partiler, partililer birbirlerine girecek, dolayısıyla bir kaos ortamı oluşacak. Ana amacın bu olduğuna inanıyorum. Aslında ben son seçimlerden bu yana, yani 7 Haziran seçimlerinden sonra, PKK’nın AKP’ye destek verdiğine inanıyorum.

Ahmet HAKAN- Nasıl destek?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Terör olaylarını artırarak. Türkiye’nin gündemini teröre kilitleyerek. Bundan daha güzel bir siyasi parti iktidardaki partiye yardım yapılamaz. Oyları düşen bir parti var. Konu ekonomiye gelmiş dayanmış, Türkiye’nin yönetim sorunu var, gelmiş oraya dayanmış. Biz güzel oturmuşuz, ülkenin sorunlarını nasıl çözeceğimize dair emeklisinden, taşeron işçisine kadar pek çok alanda neleri yapacağımızı anlatmışız, oylar belli bir noktaya gelmiş, bir koalisyon süreci yaşanmış. Ama ondan sonra birdenbire bu tak diye kesiliyor ve hiç olmadık bir yerde terör büyük bir tırmanışa geçiyor, bombalar patlıyor, insanlar öldürülüyor. Viranşehir’de iki polisin ikinci katta öldürülmesiyle olaylar patlak verip büyüyor. PKK’nın önce bu olayı üstlenmesi, arkasından “Hayır bu bize ait değildir” diye reddetmiş olması, bütün bu olaylar gelişti ve terör örgütleri açıkça PKK’ya destek verdiler.

Benim vardığım sonuç bu ve bunu samimi olarak söylüyorum. Bunu inanarak ifade ediyorum.

Ahmet HAKAN- Bu analiziniz size yönelik, PKK saldırısından bağımsız bir analiz değil mi? Yani onunla ilintilendirerek yapmıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır. Çünkü zaman dilimleri de çok farklı zaten.

Ahmet HAKAN- Peki Artvin’de siz konvoy hareket haline geçtiğinde ya da gezi öncesi, gezi sırasında herhangi biri sizi uyardı mı, devlet yetkilisi bir terör saldırısı söz konusu olabilir diye?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır herhangi bir uyarı gelmedi.

Ahmet HAKAN- Alınan önlemler olağan önlemler miydi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olağan önlemlerdi. Yani her zamanki gibi. Zırhlı araç vardı, ambulans vardı, bizim partililer vardı, bende bizim bir minibüsümüz var orada…

Ahmet HAKAN- Minibüsünüz zırhlı mıydı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır zırhlı değil.

Ahmet HAKAN- Zırhlı araç vardı dediniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Askerlere ait zırhlı araç. Yani çatışmadan bir süre sonra benim binip karayollarının bulunduğu bölgeye zırhlı araçla gitmemiz, askerlerin kullandığı zırhlı araç.

Ahmet HAKAN- Sizi o zaman minibüsten zırhlı araca aldılar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet yani, orada uzun süre beklememizin doğru olmadığını ifade ettiler. Gerçi biz, minibüsü dağın yamacına iyice yanaştırdık ki, yukarıdan gelen silahlara doğrudan maruz olmasın diye.

Ahmet HAKAN- Ne kadarlık bir süre kaldınız orada? Yani sizin tarafınızdan korumalar ve diğer güvenlik güçleri yukarı doğru ateş açıyorlar, yukarıdan da yine bir ateş açılıyor. Böyle bir karşılıklı çatışma hali. Ne kadar sürdü ve siz o sırada ne yapıyordunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İki kez, bir araçlar durdu, durduktan sonra bir süre sonra güvenlik görevlileri araçlardan fırladılar, benim korumalar bölgedeki jandarma ve polis unsurları vardı, ellerinde uzun namlulu silahlarla. Tabi dakika tutmadık, onu bilemiyorum, ama yaygın bir silah atışı…

Ahmet HAKAN- Tedirgin oldunuz mu o sırada?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır.  Yani sonuçta biraz hayretle izliyoruz, yani ne oluyor falan diye. Sesler tabi yankılanıyor, bütün o vadide silah sesleri. Bir süre sonra duruldu, sonra tekrar yukarıdan bir roketatarla birisinin bize ateş etmek istediği ifade edildi bana sonra bu. Tekrar bir ateş süreci başladı, karşı ateş başladı ve ondan sonra ambulansı istediler. Niye ambulans gidiyor? Çünkü ambulans genelde arka tarafta, konvoyun arkasında, “Önde üç asker var yaralı, ikisi ağır, hatta birisi ölmüş olabilir” dediler. Biz tabi ambulans gelip gitti, bir süre sonra zırhlı araç geldi, onu çağırdılar korumalar. Dediler ki, “Burası güvenli yer değil buradan ayrılmamız lazım” ve biz oradan ayrıldık, zırhlı araca binerek Şavşat’a yakın karayollarının bulunduğu yere gittik.

Ahmet HAKAN- Bir asker şehit oldu orada, öncü olarak giden.

Kemal KILIÇDAROĞLU- En öndeki araç.

Ahmet HAKAN- Onu görüyor muydunuz siz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır. Tam böyle bir virajın olduğu bir yerde aslında biz viraja sapmadan öndeki araç saldırıya uğrayan…

Ahmet HAKAN- Peki yola çıkmadan önce gördünüz ama o önde bir araç olduğunu, biliyorsunuz yani bir askeri araç olduğunu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi tabi, yani onları biliyoruz, onlar önden gidiyorlar. Bir kısmı önden gidiyor, bir kısım arkada var. Kendi düzenlerine göre, biz onlara bir şey diyemiyoruz zaten. Çünkü onlar güvenlik önemlerini kendi anlayışlarına göre, onların uzmanlık alanı ona göre alıyorlar.

Ahmet HAKAN- O zaman siz silah seslerinin ortasında kaldınız ön tarafta bir şehit var, iki yaralı var, bu haberi orada aldınız.

ÖNDEKİ ARAÇ ZIRHLI DEĞİLDİ

Kemal KILIÇDAROĞLU- Orada aldım evet. Onun üzerine ambulansı çağırdılar, acele ambulans gitsin, ambulans gitsin diye ambulans öyle gitti. Tabi biz tedirgin olduk, yani sonuçta yaralanmış ve bir insanın hayatını kaybettiği ifade ediliyor. Göremiyoruz da, bilemiyoruz da tabi. Çünkü ileride o virajı döndükten sonra büyük bir ihtimalle olay orada gerçekleşti. Böyle bir tablo. Sonra şehidin annesiyle bir ara konuştuk. Annesi önde giden,  oğlunun şoför olarak kullandığı aracın zırhlı olup olmadığını bana sordu. Ben bilmediğimi söyledim. Gerçekten bilmiyordum. Öndeki araç zırhlımı değil mi, ama bizim Artvin milletvekilimiz Uğur bey “Ben bütün ayrıntıları biliyorum” dedi. Öndeki araç zırhlı değildi. “Sen aileye bilgi verir misin” dedim o aileye bilgiler verdi. Neden bunu merak ettiğini sordum. Annesi oğlunun askerliğin başlangıç bölümünde zırhlı araçlarda şoförlük yapma kursu ya da öyle bir eğitim aldığını ifade etti. Dolayısıyla o aracın zırhlı olup olmadığını merak edip bize sormuş.

Ahmet HAKAN- Peki siz duyduğuma göre bu çatışma sırasında elinizdeki cep telefonuyla görüntü çekmişsiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet bazı görüntüleri çektim.

Ahmet HAKAN- Neden o görüntüleri servis yapmadınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğru bulmadım onu. Yani sonuçta onlar benim özel arşivimde duruyor.

Ahmet HAKAN- Yani o görüntülerde silah sesleri, çatışma anları?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var. Birinci bölüm değil, ikinci bölümdeki silah sesleri var orada. Minibüsün içinden dışarıya dönük olarak çektiğimiz görüntüler.

Ahmet HAKAN- Dışarı sızdırmam diyorsunuz yani, özel görüntüler diyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır.

Ahmet HAKAN- Çok teşekkürler, tekrar geçmiş olsun. Yani önemli bir olaydı bu. Sonra ama bütün Türkiye çapında sizinle büyük bir dayanışmada gösterildi diğer iktidar partisi, diğer muhalefet partileri hepsi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet bütün partiler, bütün Genel Başkanlar aradılar, “Geçmiş olsun” dileklerini ilettiler, bende hepsine “Teşekkür ettim” tabi.

Ahmet HAKAN- Bir tür milli mutabakat şeklinde sizin arkanızda duruldu. Güzel de oldu.

Şimdi isterseniz, esas konumuza başlayabiliriz. Ben şeyle başlamak istiyorum. Bu FETÖ mağdurları için, siz partide bir bölüm mü oluşturdunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Ahmet HAKAN- Yani mağdurlar gelip oraya müracaat mı ediyorlar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Geliyorlar, dertlerini anlatıyorlar, bazen yazılı, bazen sözlü aktarıyorlar. Bizde onları alıyoruz. Şöyle gelişti Ahmet bey, Cumhurbaşkanlığı sarayında dörtlü görüşme yapılırken…

Ahmet HAKAN- Yani Cumhurbaşkanı, Başbakan, siz, Devlet Bahçeli.

20 – 25 BİN KİŞİNİN BAŞVURUSU VAR

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devlet bey, Genel Sekreter ve İbrahim Kalın Cumhurbaşkanı sözcüsü bunlar vardı. Kanun hükmünde kararnamelerden duyduğum rahatsızlığı anlattım, özellikle silahlı kuvvetlerle ilgili yaptıkları düzenlemeyi ve bunun çok sayıda mağdura yol açacağını, biz kendi Genel Merkezimizde kanun hükmünde kararnamelerden mağdur olanlarla ilgili bir ekip kurduk, Sayın Bahçeli’ye döndüm siz de kurarsanız iyi olur, size de başvuranlar gelebilir. Sayın Binali Yıldırım’a eğer siz de partide kurabilirseniz böyle bir şey çok iyi olur. Böyle bir mutabakat sağlandı, evet kuralım şeklinde. Biz dedik kurduk, başında da bir arkadaşımız var Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan. Sizler de isimleri bildirirseniz bize bu kendi aralarında bu diyaloğu kurarlar. Dolayısıyla bir haksızlık varsa bu haksızlıkların süratle düzeltilmesi gerekir diye.

Dolayısıyla şuana kadar bize gerek mail yoluyla, gerek doğrudan gelerek, gerek telefonlarla yaklaşık 20 – 25 bin kişinin başvurusu var, haksızlığa uğradıklarına dair.

Ahmet HAKAN- Tam o noktada bir şey sormak istiyorum. Şimdi bize de, yani gazetecilere de çok sayıda ya işte biz FETÖ mağduruyuz, başımıza şu geldi, FETÖ’cü değiliz ama falan gibi şikayetler geliyor. Şimdi bu FETÖ biliyorsunuz, sinsi bir örgüt. Yani ben şuana kadar, ben FETÖ’cüyüm diye ortaya çıkmış bir kişi bile görmedim, duymadım. Yani siz de aynı şekilde. Neredeyse Fethullah Gülen bile ben de FETÖ’cü değilim diye bağıracak. Şimdi böyle bir durumda da nereden anlıyorsunuz kimin hakikaten mağdur, kiminse rol yaptığını? Nasıl ayırt edilebilir bu?

DEVLET HERKESİ POTANSİYEL SUÇLU OLARAK GÖREMEZ

Kemal KILIÇDAROĞLU- Birincisi şu; siz adil bir yargılamadan yana mısınız, değil misiniz?

İkincisi şu; siz alacağınız kararlarla gerçekten suçlu olanları ya da potansiyel olarak suçlu olanları mı alacaksınız, yoksa yani şu veya bu nedenle bir akıma, bir cemaate sempati duyanların tamamını mı işin içine alacaksınız? Olaya böyle bakmak gerekiyor.

Şimdi bir kanun hükmünde kararname çıkardılar işte 50 bin kişinin işine son verdik, 60 bin kişinin işine son verdik. 11 bin 800 öğretmeni açığa aldık. Şimdi neye göre alıyorsunuz? Dayandığınız kriter ne?

Bakın, ben size bir şey gösteriyim. Bu bir bakanlık onayı. Bakanlık makamına yazılmış İçişleri Bakanlığı bakanlık onayı. Diyor ki, bakanlığımıza intikal eden bilgilere göre ekte isimleri yazan mülki idare amirlerinin 15.07.2016 tarihinde anayasal düzeni yıkmaya yönelik eylemlerin içinde olabilecekleri değerlendirilmiştir. Oldukları değil, olabilecekleri. Sizi de değerlendirebilirler. Devlet böyle davranmaz. Varsa somut bilgi alır değerlendirir.

Ahmet HAKAN- Peki yapıp olabilecekleri…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Denmiş ve tamamı açığa alınmış.

Ahmet HAKAN- Bunlar kaymakamlar falan mı?

DEVLET KİNLE, İNTİKAM DUYGUSUYLA YÖNETİLİYOR

Kemal KILIÇDAROĞLU- İllerden gelen bütün o bilgiler valilerden gelen, kaymakamlardan gelen bilgiler bir bakanlık onayına bağlanıyor ve tamamı açığa alınıyor.

Şimdi böyle bir devlet anlayışı olmaz. Devlet herkesi potansiyel olarak suçlu göremez, görmemelidir de zaten. Peki, bunu neye göre saptıyorlar? Şimdi şöyle diyelim; Bank Asya’ya para yatırmışsınız, para yatırdığınız için sizin görevinize son veriliyor. Kamuda görevliyseniz, işinize son veriliyor. Bakın onunla ilgili de size ben, şu bir mektup diyorsunuz ya geliyor mu? Şu bir mektup, bu mektup özel harekâtçı olan bir kişiden geliyor. Kayseri’de 2008 yılında bir kooperatife üye oluyor, ev sahibi olacağız diye. Paralarını yatırıyor bir banka aracılığıyla, fakat bir süre sonra taksiti yatırmaya giderken diyorlar ki, biz havale için ücret istiyoruz diyorlar. Bu da kooperatif yönetimini arıyor diyor ki, “Ücret istiyorlar” diye. Kooperatif yönetimi o zaman diyor ki, “Bank Asya aracılığıyla yatırırsan kesinti olmaz.” Yani dolayısıyla, sorun çözülmüş olur. Bu da götürüyor taksiti ora aracılığıyla yatırıyor. Bunun işine son veriliyor ve bu özel harekatçının eşi kanser. Şimdi bir insanda vicdan olacak. Sen bunun işine son veriyorsan önce son vereceğin olay Bank Asya’ya kim izin verdi önce onun, yani eğer suçlu arıyorsan Bank Asya’yı kuran kişiye vereceksin suçu asıl suçlu o. Sen izin veriyorsun, bankalar yasasına faaliyette bulunuyor, herkes parasını yatırıyor, havaleler gönderiyor. Daha düşük taksitle, faiz var diye insanlar buraya para yatırıyor. Şimdi sen kalkıyorsun bunların tamamını diyorsun ki, tamam sen Bank Asya’ya para yatırdın o zaman sen FETÖ’cüsün, o zaman kusura bakma senin kamuda işine son veriyorum. Ve bunun eşi kanser. Başka bir olay daha o da bugün geldi. 8 aylık hamile. Bayramın üçüncü günü içeriye alıyorlar, neyse bereket versin bir süre sonra tutuksuz yargılanmak üzere 5 – 6 gün sonra serbest bırakıyorlar. Peki, 8 aylık hamile bir kadın yani orada çocuğunu düşürseydi ne olacaktı? Niye gözaltına alıyorsunuz, hangi gerekçeyle veya Yeniçağ’ın yazarları hala içerdeler veya Mehmet Altan, Ahmet Altan hala içerdeler.

1 MİLYONUN ÜSTÜNDE MAĞDUR VAR

Şimdi şuna inanırım. Askerler darbemi yaptı? Darbe girişimi yaptılar mı? Yaptılar. Bombalama var mı? Var. Ana failler yakalandı mı? Yakalandı. Hapisteler mi? Hapisteler. Şimdi siz bütün bunları bırakıyorsunuz darbe girişimini yargılamaktan çok 17 – 25 Aralık’ı ortaya çıkaran yapıdan intikam almak için yola çıkıyorsunuz. Yani bir darbe girişimi başka bir darbe girişimiyle intikama dönüşmüş oluyor. Bu devlete yakışmaz. Bu ne demektir? Devlet kinle yönetiliyor demektir, intikam duygusuyla yönetiliyor demektir veya ben size Adapazarı’ndan örnek vereyim ki ben aileyle de konuştum. Adapazarı’nda bir öğretmen gözaltına alıyorlar, sonra hapse atılıyor. Şeker hastası, ilaçları verilmiyor bu öğretmen hapishanede ölüyor. Babası alıyor cenazeyi, belediye bu aileye ambulans vermiyor vatan haini diye. İnsanda biraz vicdan olur, insanda biraz ahlak olur. İnsanda biraz kırpıntı olarak da Müslümanlık olur diyelim. Vermiyor vatan haini. Ne zaman vatan haini oldu bu kişi? Mahkeme kararımı var? Hayır, bir şey yok gözaltına alınmış. Konya’ya bir kamyonetle götürüyorlar imam namazını kılmıyor. Niçin? Vatan haininin namazı kılınmaz diye. Nereden biliyorsunuz vatan haini olduğunu? Komşusunun aracıyla bu cenazeyi defnediyorlar. Aile mahalleye giremiyor. Öyle bir mahalle baskısı var. Bir devlet bunu yapamaz. Bunu yapmamalı zaten. İntikamla, hırsla, öfkeyle yani bunu yaptığınız andan itibaren Türkiye’ye yüzbinleri kırarsınız. Bugün bakın açık ve net söylüyorum 1 milyonun üstünde mağdur vardır.

Ahmet HAKAN- Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Rakamlar ortada. Açığa alınan, görevine son verilenlerin sayısı neredeyse 100 bini buldu. İş dünyasını da alın bunun yanına, onların yanında çalışanları alın. Rakam kaçı bulur? Şimdi bugün yine Kayseri’den bir işadamıyla görüştüm. Neden size kayyum atandı? “Bizim bir vakfımız var” diyor. “Bu vakıf Kayseri’deki bütün üniversitelere yardım yapmıştır. Abdullah Gül üniversitesine de, Melikşah üniversitesine de, Erciyes üniversitesine de yardım yapmıştır ve bu vakfın kuruluş amacı da diyor bizim fabrikalarda çalışan işçilerin çocuklarına burs vermektir” diyor. “Alın tek eğer 5 kuruşluk bir şey, kendi ifadesiyle 5 kuruşluk bir para Fethullah Gülen cemaatine gitmişse hem vakfı, hem bütün fabrikaları kapatın” diyor. “Ama biz yargısız infaza tabi tutuluyoruz” diyor. Buna benzer pek çok örnek verebilirim size. Bunlar olamaz. Bir darbe gördük, 12 Mart’ı gördüm, 27 Mayıs’ta o zaman daha ilkokul öğrencisiydim. 12 Eylül’ü gördüm, 28 Şubat’ı gördüm. Böyle bir tabloyla ilk kez karşılaşıyorum.

Ahmet HAKAN- Fakat sizin yaptığınız değerlendirmelerde yani benim yadırgadığım taraflar var isterseniz biraz onlar üzerinde duralım. Şöyle; evet yani bu mağduriyetler var, mağduruz diyen insanlar çok, hatta az önce verdiğiniz örnekler gibi gerçekten insanı etkileyen, yürek burkan trajik örneklerde var. Fakat siz dediniz ki, şöyle bir analiz yapıyorsunuz. Askerler 15 Temmuz’da darbe yapmaya kalkıştı, bu failler yakalandı, esas uğraşılması gereken şey budur diyorsunuz. Oysa…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sadece o değil, odur ve onlara bu ortamı hazırlayanlardır.

Ahmet HAKAN- Oysa eğer siz askerler 15 Temmuz’da darbe yaptılar derseniz bu Türkiye’deki daha önce yaşanan darbelerden bir darbeymiş algılanıyor. Oysa bu öyle bir darbe değil. Bu Fethullah Gülen adlı bir adamın kurduğu bir örgütün 40 yıllık çabası sonrası oluşturduğu sinsi bir yapı askere sızmış, oradan bir darbe…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sadece askere değil her tarafa.

Ahmet HAKAN- Şimdi sızdıranlar, onların sorumluluğunu biliyorum ama şimdi olayı böyle değerlendirdiğimiz zaman mücadele sadece darbeyi yapanlarla sınırlı kalamaz, kalamıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğru. Biz ona itiraz etmiyoruz ki.

Ahmet HAKAN- Bu örgütsel yapının çeşitli ayakları var. Yani emniyet ayağı var, savcılık, yargı ayağı var, iş dünyası ayağı var, medya ayağı var. Var oğlu var ve bu insanlar kan döktüler. Dolayısıyla bunlarla mücadele edilmeyecek mi yani? Bir topyekün mücadele?

ERDOĞAN BU AYNI MENZİLDEN NEYİ KAST EDİYOR?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette mücadele edilecek. Ama mücadele hukuk içinde yapılır. Hukukun dışına taştığınız andan itibaren sizin darbecilerden bir farkınız olmaz. Biz niye mücadele ediyorsunuz dedik mi? Hayır. Etmelisiniz, mücadele edin. Kaldı ki bunlar onlarla kol kola gezerken biz mücadele edin diye bağırıyorduk. Bizi suçluyorlardı siz neden bunlara bunu söylüyorsunuz diye. Defalarca uyardık, defalarca önerge verdik, araştırma önergeleri verdik. Bakın “bunlar dinliyorlar dedik, bizleri dinliyorlar” dedik, “başkalarını dinliyorlar” dedik. Ama hep kulaklarını tıkadılar, hep bizi dışladılar, dediler ki “hayır biz kol kola yürüyeceğiz.”

Bir şeyi söylemek istiyorum Ahmet bey. Şimdi siz arada bir yazı yazıyorsunuz, arada bir bana da soruyorsunuz. Şimdi sizden bir isteğim var, neden Sayın Erdoğan’a şu soruyu sormuyorsunuz? Erdoğan 3 Ağustos’ta yaptığı bir konuşmada, “İnanın bana” diyor “Aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördüğümüz bu yapının aslında bambaşka niyetlerin, sinsi hesapların aleti, aracı olduğunu uzun süre göremedik” diyor. Aynı menzile farklı yollardan giden. Yani biz de, onlar da aynı menzili düşünüyorduk, yollarımız farklıydı. Bu ne demektir? İkimizde aynı şeyi düşünüyoruz. Ama ikimizin gücü çatıştı, sen darbe yapmaya kalktın, bende seni ekarte ettim. Erdoğan bu aynı menzilden neyi kast ediyor?

Ahmet HAKAN- Aynı Türkiye için, gelecek için aynı beklenti içerisinde olan iki kesim olarak görüyor olabilir mi?

BİR KOLTUKTA İKİ KARPUZ OLMAZ

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle söylüyor, ben değil o söylüyor. Peki Gülen ekibi eğer sinsi olarak devlette belli bir menzile gitmek istiyorsa, bu da iktidardayken aynı menzile gitmek istiyorlarsa iki güç çarpıştı.

Ahmet HAKAN- O diyor ki, ama ben diyor onu öyle zannetmiştim diyor, beraber aynı menzile gidiyoruz zannetmiştim, adamın diyor niyeti bambaşkaymış diyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niyeti bambaşka çünkü aynı menzilde, bir koltukta iki karpuz olmaz, bir koltuğa bir kişi oturacak değil mi? Bu mücadele yolu. Aynı menzil için bana söylesin, aynı menzilden neyi kastediyordu? Ben bunu sormak zorundayım. Hiç kimse medyadan çıkıp şu cümle ya Sayın Erdoğan siz aynı menzilden neyi kastediyorsunuz, Gülen’in menzili belli, sizin de menziliniz aynı siz itiraf ediyorsunuz.

Ahmet HAKAN- Gülen’in menzili yeni ortaya çıktı 15 Temmuz’da.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim Gülen yıllar yılı bunu söylüyor, yıllar yılı biz yazıyoruz…

Ahmet HAKAN- Ama sahtekarlık yaptı diyor, bizi aldattı diyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim. Bu konuda hiç yazılmamışsa, emin olun 50’nin üstünde kitap yazılmıştır ve bunlar verilere dayalı kitaplardır. Hiç verilmemişse, parlamentoda 20’nin üstünde önerge verilmiştir. Hiç yapılmamışsa, “En az 50 kez ya bunlar telefonları dinliyor” demişizdir. Hiç yapılmamışsa, ben plan bütçe komisyonu üyesiyken yargıçların nasıl alındığını, sınavların nasıl yapıldığını, o sınavlarda, sözlülerde nasıl insanların elendiğini, bütün bunların ayrıntılarıyla yazılmıştır. Yargıtay’a 160 kişi atandığında, “160 militanı niçin atıyorsunuz” diye çıkıp kürsüden konuşan benim. Aynı menzile gidiyorlardı, aynı hedefe gidiyorlardı. Şimdi aynı menzile gidiyorlar, e tabi birisinden birisini yok etmesi lazım. Yani bir kişi gidecek orada. Yani iktidar gücü burada çatışıyor.

Ahmet HAKAN- Kısa ara verelim devam edelim mi daha sonra. Bu yaptığınız değerlendirmeler üzerinden sorular sormak istiyorum. Çünkü önemli noktalar bunlar. Bir defa bir gazeteci olarak sizin 15 Temmuz’u değerlendirme biçiminizle iktidar mensuplarının 15 Temmuz’u değerlendirme biçimi arasında çok büyük bir fark görüyorum. O fark üzerinden konuşalım.

Şimdi bütün eleştirilerinize baktığım zaman şunu fark ettim. İktidar cephesinin 15 Temmuz’u yorumlayış ve değerlendiriş biçimiyle sizinki arasında biraz fark var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biraz değil, çok fark var.

Ahmet HAKAN- İktidar cephesi olayı şöyle değerlendiriyor. Hani katılırsınız, katılmazsınız ama ne dediklerini bir anlamak lazım. Diyorlar ki, 17 – 25 Aralık bu çetenin ilk hücumuydu diyorlar. 15 Temmuz ise ikinci hücumları oldu diyorlar. Şimdi bu perspektiften bakılınca sizin 17 – 25 Aralık’tan intikam almaya çalışıyorlar şeklindeki teziniz, bir parça havada kalmış oluyor iktidar perspektifinden bakılınca. Buna ne diyorsunuz?

BİR YOLSUZLUĞU ORTAYA ÇIKARMAK NE ZAMANDAN BERİ KURALDIŞI OLUYOR?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 17 – 25 gerekçe gösterilerek intikam alınıyor.

Ahmet HAKAN- Öyle diyorsunuz. Oysa onlar diyorlar ki, 17 – 25…

Kemal KILIÇDAROĞLU- 17 – 25’te ne vardı?

Ahmet HAKAN- Yolsuzluk vardı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yolsuzluk vardı, 4 bakan istifa etti, itiraflar vardı, her şey doğruydu. O zaman niye 17 – 25’i esas alıyorlar?

Ahmet HAKAN- Çünkü bunu yapanlar, yani bu yolsuzluğu ortaya çıkaranlar maksatlı bir şekilde bunları biriktirmişler, biriktirmişler ve kendi çetelerinin menfaati doğrultusunda bir tarihte patlattılar. Şimdi bu diyorlar ki, işte bu kuraldışı bir şey.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niçin, yani bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak ne zamandan beri kuraldışı oluyor?

Ahmet HAKAN- Yolsuzluk ortaya çıkarılmalı tabi ki. Kuraldışı olan bunu bir çete adına, çetenin talimatıyla, çetenin direktifiyle yapmak, devlete sızmış polissiniz, devlete sızmış savcısınız bir çete. Eğer bu adamlar yakaladıkları bu yolsuzluğu, bu yolsuzlukları yakaladılar. İktidarla cemaat arasında bir ittifak devam ediyor olsaydı, bu adamlar bu yolsuzluğu ortaya çıkaracaklar mıydı? Çıkarmayacaklardı. Savaş başlamış örgütle onlar arasında ve örgüt talimat vermiş.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güç savaşı.

Ahmet HAKAN- Ne savaşı olursa olsun.

ERDOĞAN “NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİK” DEDİ

Kemal KILIÇDAROĞLU- Savaş, güç savaşı. Yani devlete egemen olma savaşı. Devlete egemen olmaya kim imkan sağladı?

Ahmet HAKAN- Ama devlete egemen olmak, AKP bir parti. Sonuçta milletin oylarıyla seçiliyor, seçimle geliyor, başı belli, sonu belli. Öbürü öyle değil ki. Öbürü görünmez bir şey. Bu görünmez bir şeyle görünür olan arasındaki mücadeleyi iktidar savaşı olarak nitelendirirseniz seçimin…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye görünmez bir şey? Açıkça görünür bir şey. Kitaplar yazılmış. Her istediklerini, bakın o dönem Fethullah Gülen cemaatinin her istediklerini yaptılar ve bunu Erdoğan çıktı ve şu cümleyi kullandı, “Ne istediniz de vermedik” dedi.

Ahmet HAKAN- Ama sonra yanıldığını da söyledi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bana neden bunu yaptınız dedi. O ayrı bir şey, neden yanıldık. Bakmayın, o daha sonraki söylem yanıldık. Ne diyecek? Yanılmadık deyip de, ne diyecek? Ben suçsuzum demenin, bir başka versiyonu. Yani hafifletilmiş söylemi. Söyleyecek başka bir şey yok ki. Gayet açık, gayet net.

Bakın, ben size şu örneği veriyim. Cemaatin albayları daha hızlı yükselsinler diye, bu hükümetler döneminde, AKP hükümetleri döneminde belli albayları zorunlu emekliliğe tabi tuttular, özel bir yasa çıkardılar ve ben ilk görüşmede o kanunu götürdüm, Sayın Cumhurbaşkanının önüne koydum. Bakın bu kanunun yürürlüğünü durdurun, bu albayları emekli etmeyin, bunlar bu ülkeyi seven insanlar. Ve yürürlüğünü durdurdular. O kanunu kim çıkardı, ben mi çıkardım? Onlar çıkardılar, onlar yaptılar.

Ahmet HAKAN- Siz talepte bulununca sizin talebiniz doğrultusunda hareket etmişler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden sonra? Darbeden sonra.

Ahmet HAKAN- 15 Temmuz’dan sonra mı?

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİ KİMİN İÇİN YAPTILAR?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi ondan önce değil. Ondan önce biz bunu söylediğimiz zaman kıyamet kopuyordu. “Siz zaten bu ülkeyi bilmiyorsunuz, siz şöylesiniz, siz böylesiniz” diye söylüyorlardı. Ağızlarına gelen her şeyi söylüyorlardı. Anayasa değişikliğini kimin için yaptılar? Gene onlar için yaptılar. “Mezardan kalkanlar da kalksın oy versin” dediği zaman alkışlayanlar bunlar değil miydi? O anayasa değişiklikleri referandum sırasında, o Allah’ın sıcağında kasaba kasaba, köy köy gezip ya bak bu çıkarsa, bu ülkede yargı bağımsızlığı biter diyen kimdi? O da bendim. Peki onlar şimdi çıkıp da bir özeleştiri yapıyorlar mı? Ya biz burada yanlış yaptık diyorlar mı?

Ahmet HAKAN- Diyorlar işte yanıldık demek, aldatıldık demek…

GÜCÜNÜZ GARİBAN BANK ASYA’YA PARA YATIRAN ADAMA MI YETİYOR

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden sonra? Bakın bir örnek daha vereyim size. Şimdi Bank Asya’ya para yatırdı diye devlet memurunu işinden atıyorsunuz. Güzel, peki adamın kardeşi FETÖ’den yatıyor, kuvvet komutanı. Peki kardeşi nerede? Partinin Genel Başkan Yardımcısı. Gücünüz gariban Bank Asya’ya para yatıran adama mı yetiyor sizin? Niye o zaman onu almıyorsunuz?

Ahmet HAKAN- Ama kardeşi diye adamı içerimi alacaklar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır bakın, niçin olmasın. Bunu yapan eğer, “Ben burada tarafsız davranıyorum suçu kolektif hale getirdim” diyorsanız, herkes için bunu yapıyorsanız onun içinde yapacaksınız.

Ahmet HAKAN- Kolektif suç olmaz ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olmaz biz de karşıyız ona, diyoruz zaten.

Ahmet HAKAN- Herkes kendinden sorumludur.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Herkes kendinden sorumlu olacak hukukun evrensel kuralıdır.

Ahmet HAKAN- Siz diyorsunuz ki, eğer kolektif tutuyorsan bunu onu niye katmıyorsun?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ona niye ayrıcalık tanıyorsun. Bunu söylemek istiyorum. Yoksa o atılsın diye değil. Ama buradan kalkıp da yakalıyorsun, bilmem ne işadamı kaçtı, ne oldu? İşte gittik annesini yakaladık. Neye bağlı, koltuğa bağlı annesini gözaltına alacağız, tutuklayacağız. Olmaz.

Erzurum’da giriyorlar, bir gazeteciyi yakalamak için gazeteci ya kaçıyor veya evde yok. Eşini alıyorlar gözaltına. Eşin gelinceye kadar sen bizim yanımızda hapissin diyorlar. Böyle bir anlayış olabilir mi? Daha açık hepimizin bildiği Can Dündar eşi, yurtdışına çıkacak pasaportuna el koyuyorlar. Bir ailede bir kişiyi suçluyorsun diye, ailenin geri kalan kişilerini senin rehin alma hakkın var mı? Bana böyle bir hukuk gösterebilir misiniz?

Ahmet HAKAN- Eğer bunu yapıyorsan o zaman darbeci generalin kardeşini niye Genel Başkan Yardımcısı yapıyorsun? Onu söylüyorsunuz.

17 – 25 ARALIK’TA CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK YOLSUZLUĞU YAPILDI

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Artı bir şey daha söyleyeyim size. Cemaatin okuluna çocuğunu göndermiş. İyi bir okul diye. Sen oraya çocuğunu gönderdin diye, açığa alıyorlar veya görevine son veriyorlar. Yüzlerce örneği var. Peki cemaatin okulundan mezun olup bakanlık yapan var. Evet, şu anda bakan olan var. Niye peki kardeşim onun işine son vermiyorsun?

Ahmet HAKAN- Şöyle izah ediyorlar bunu, diyorlar ki 17 – 25 Aralıkta, bir defa 17 – 25 Aralık’ı milat olarak alıyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niçin milat olarak alıyor?

Ahmet HAKAN- Çünkü bu çetenin ilk örgütlü kalkışması olarak görüyorlar bunu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendilerine karşı, halka karşı örgütlenme ne zaman oldu? Bu okullar açılırken, halka karşı değil miydi? Bu yayın organları olurken, halka karşı değil miydi? Her istediklerini parlamentodan geçirirken, halka karşı değil miydi? Neden şimdi o yasaları bu hale getiriyorlar? Gülen yargılanacaktı ve mahkum olacaktı. Yasayı değiştirdiler, Gülen mahkum olmasın diye. Neden 17 – 25 milat alınıyor? 17 – 25’i milat olarak almalarının nedeni “Efendim biz yolsuzluk yapmadık.” Bu algıyı geniş kitlelerin kafasına yerleştirmek istiyorlar. Asıl amaçları bu. Niye 17 – 25? 17 – 25’te cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğu yapıldı. 17 – 25’te bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna bütün belgeleriyle tanık olduk, fotoğraflarıyla tanık olduk.

Ahmet HAKAN- O belgeleri 15 Temmuz’da halkına silah çekmiş olan bir çete ortaya çıkardı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kim çıkarırsa çıkarsın yolsuzluk var mı? Var.

Ahmet HAKAN- Çeteyle ilgilenmeyecek miyiz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim niye ilgilenmeyelim ilgileniriz elbette.

Ahmet HAKAN- Yani sen bunu hangi maksatla çıkarttın kardeşim diye sormayacak mıyız çıkartanlara?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hukuk adına, siz polissiniz, şurada yolsuzluk yapılıyor ve siz yolsuzluğu çıkardınız. Ben size dönüp neden bu yolsuzluğu çıkardın kardeşim diye sorma hakkın var mı? Çıkarmazsanız soru sorarım ben.

Ahmet HAKAN- Eğer her şey normal şartlar altında gelişse çok haklısınız yerden göğe kadar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Her şey normal şartlar altındaydı.

Ahmet HAKAN- Hayır normal şartlar altında değil. Şöyle bir olay var. Çete savcıyı, yargıcı, polisi her şeyi ele geçirmiş ve bu çete…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ele geçirmemiş efendim oralara iktidar tarafından yerleştirilmiş.

Ahmet HAKAN- Öyle diyelim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle zaten.

Ahmet HAKAN- Bunlar bir yolsuzluk olayı