06.03.2017
13573
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BEST FM’DE YAYINLANAN “KONUŞAN TÜRKİYE” PROGRAMINDA GÜNDEME İLİŞKİN AÇIKLAMALARDA BULUNDU
(06 MART 2017)

Ufuk KARCI-
Türkiye’nin en iyi radyosu Best FM’desiniz. “Ufuk Karcı’yla Konuşan Türkiye”yi dinlemektesiniz kıymetli dinleyiciler. Çünkü 16 Nisan tarihine gidiyor zaman hızla ilerliyor, saat zamanı dilimlemeye devam ediyor. Türkiye açısından kritik eşik olarak telakki ediliyor. Gerçi şöyle de bir gerçek var, Türkiye Cumhuriyeti devleti ilk defa bir referandum gerçekleştirmeyecek, ya da ilk defa bir seçime gitmeyecek. Hani bu bir ilkmiş gibi bir yaklaşım ve bundan dolayı da artan bir tansiyon göstermek bana göre çok yanlış olsa da, genelde işte bir heyecan vurgulaması söz konusu olabiliyor. Peki neden? Hani bir sistem değişikliği söz konusu, bu sistem değişikliğinin Türkiye’nin geleceğine dair ciddi emareleri olacağı söylemleri var. Hal böyleyken biz olayın detaylarını enine boyuna değerlendirmeye devam ediyoruz. Bugün çok özel bir misafirimiz var. Kendisiyle hani neden bu sistemde bu referanduma gidilirken, bu referandum meselesinde “Hayır” oyu kullanılmalı, “Hayır” da tam olarak ne var? İşte bunları konuşmaya çalışacağız. Günlerdir tanıtımlarımızdan da duyduğunuz, öğrendiğiniz ve okuduğunuz üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuz. Sayın Genel Başkan hoş geldiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim. Çok sağ olun.

Ufuk KARCI- Efendim Sayın Genel Başkanın referandum sürecindeki ilk radyo yayınıdır. Bu kabilde bizi tercih ettiğiniz için de ayrıca çok teşekkür ediyoruz. Sayın Genel Başkan referanduma gidiyoruz. 16 Nisan’da referandum gerçekleşecek. Halka sorulacak bu, işte sistem değişikliğine dair tam olarak vatandaş “Evet” ya da “Hayır” noktasında kararını verecek ve ortaya bir tablo çıkacak. Ama onun öncesinde tabi ki bizim konuşmamız gereken konu şu: Siz “Hayır” bloğundasınız. Siz diyorsunuz ki, “Bu sistem yanlış ve yanlış olduğu için de “Hayır” oyu tercih edilmeli.” Peki, benim öğrenmeye çalıştığım şey şu aslında hükümetin öne sürmüş olduğu tezlere baktığımızda siz tam olarak “Hayır” ı hangi anlamda ilk etapta başlıklar halinde anlatabilirsiniz? “Hayır” kardeşim, şundan dolayı “Hayır”, çünkü bununla beraber şöyle bir şey olacak… 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Birincisi yapılan bir sistem değişikliği değil, tümüyle bir rejim değişikliği. Parlamenter demokratik rejimden otoriter, tek kişinin hakim olduğu bir rejime geçmiş olacağız. Dolayısıyla neden “Hayır” söylediğimizi şu cümleyle ifade edebiliriz; biz demokrasiden yana mıyız, yoksa bütün yetkilerin tek kişide toplandığı bir yeni rejimden mi yanayız? Demokratik parlamenter sistem içerisinde vatandaş milletvekillerini seçiyor, parlamentoya gönderiyor, her partiden milletvekili var, yasalar orada tartışılıyor özgürce tartışılıyor ve sonra çıkıyor. Yani milli irade kendisine verilen yetki çerçevesinde, anayasal yetki çerçevesinde yasaları çıkarıyor. Yeni rejimde ise; devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri parlamento değil, meclis değil bir kişi yapmış olacak. Şimdi buna karar vermemiz lazım, bir kişi mi yapsın bunu yoksa mecliste oturulsun, tartışılsın, ortak akıl egemen mi olsun? Burada mı olacak? Şimdi bu bizim 140 yıllık bir geleneğimiz. Şimdi bu gelenekten tümüyle vazgeçmiş oluyoruz. Bu yeteri kadar halk nezdinde de tartışılmış değil. Vatandaş bu gerçekleri henüz yeteri kadar bilmiyor ve şöyle bir gürültüye getiriliyor: Efendim işte bu çıkarsa referandumda “Evet” çıkarsa terör bitecek! İyi de 15 yıldır yönetiyorsunuz yani terörü bitirseydiniz, yani sizin elinizden tutan mı vardı? Size engel olan mı vardı? Yoktu. Efendim istikrar olacak! 15 yıldır tek parti. Parlamentoda çoğunluk var, bütün bakanlar ona ait, istedikleri yasalar çıkıyor, istedikleri kararları alıyorlar. Ekonomide istikrarın sağlanamamasının bu rejimle ne ilgisi var? Dolayısıyla bunların bütün ayrıntılarıyla, açıklığıyla vatandaşa anlatılması lazım...

Ufuk KARCI- Şimdi Sayın Genel Başkan siz mevcut parlamenter sistemin güçlendirilmesinden yana olduğunuzu söylediniz az önce, Sayın Başbakanın son bir açıklaması var. Daha doğrusu sondan birkaç önce bir açıklaması var. O da şu, ‘abidik gubidik’ söyleminde bulundu. “Abidik gubidik bir sistem var ve bu sistemde bazı belli olmayan isimler bile başbakan olabiliyor.” Yani mevcut sistemden şikâyetçi olduğunu söyledi. Var mıdır efendim bu konuda söylemek istediğiniz her hangi bir şey?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir başbakana bu tür bir ifadeyi kullanmayı yakıştıramadım doğrusunu isterseniz. Yani Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana parlamentoda başbakan olarak görev yapmış, hizmet vermiş topluma, emek harcamış, Türkiye’yi daha iyi bir yere taşımak için çaba harcamış bütün başbakanları ben saygıyla anıyorum. Dolayısıyla siz o başbakanları bulundukları koltukları küçümsediğiniz andan itibaren, aslında kendi pozisyonunuzu da küçümsemiş oluyorsunuz. Bir başbakan kendi koltuğunu yok etmek için alanlara çıkıyorsa herhalde bundan daha farklı kullanabileceği bir dil yok. Öyle anlaşılıyor. Ve dolayısıyla Binali Bey’in böyle bir ifadeyi kullanmasını emin olun çok yadırgadım.

Ufuk KARCI- Şimdi Sayın Başbakanın daha önce de açıklaması vardı, “Bin Ali feda olsun” şeklinde açıklaması vardı. Siz bu açıklamayı da o halde tırnak içerisinde burada mı değerlendiriyorsunuz, bu alanda mı değerlendiriyorsunuz yine yadırganacak bir açıklama olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kimsenin feda olmasına gerek yok. Biz kendi çocuklarımızı düşünüyoruz, çocuklarımızın geleceğini düşünüyoruz. Çocuklarımız demokratik bir ortam da mı yetişsin, özgür bir ortam da mı yetişsin? Yoksa çocuklarımız bir baskıcı yönetimde mi yetişsin? Bir tek adam yönetiminde mi yetişsin? Buna karar vereceğiz. Biz Almanya gibi, Fransa gibi, Amerika gibi, Japonya gibi mi olmalıyız? Yoksa Suriye, Irak, Libya gibi mi olmalıyız? Bu tercihi yapmak zorundayız. Bakın tek adam rejimlerinin olduğu bütün ülkelerde darbeler oldu, tek adamlar öldürüldü yok edildi, orada yaşayan halklar çok acılar çektiler, ölümler çektiler, göçler verdiler, yerlerini yurtlarını terk ettiler. Yani Türkiye durup dururken neden böyle bir tablonun içine sokuluyor?  Bana bir Allah’ın kulu Binali Bey de dahil bir Allah’ın kulu çıkıp desin ki; “Sevgili vatandaşlarım şunun için “Evet” deyin.” Bunu söyleyemiyorlar, bunu anlatamıyorlar. Ne söylüyorlar? “Hayır diyenler teröristtir.” Ya böyle bir şey olabilir mi? 

Ufuk KARCI- Hükümet istikrarı açısından “Evet” denilmesi gerektiğine dair hükümetin tezlerinden bir tanesidir bu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama hükümet 15 yıldır zaten iktidarda. Muhalefet mi yönetiyordu Türkiye’yi? Birden fazla parti mi vardı Türkiye’de iktidarda olan? Tek başlarınalar, istikrarsa istikrar! Artık milletin kafasına bu yerleşti istikrar, istikrar, istikrar! Güzel buyurun Haziran seçimleri sonra Kasım seçimlerine bakın ne oldu? Yine tek parti iktidar oldu. Peki, istikrar geldi mi? Gelmedi. Niye gelmedi?

Ufuk KARCI- Bu blokta-efendim reklama gideceğiz müsaadenizle- bu blokta son bir soru daha sormak istiyorum size, daha da doğrusu bir hatırlatma; geçtiğimiz günlerde Yeşilay’ın bir kongresi vardı ben de katıldım basın mensubu olarak. Sayın Cumhurbaşkanı orada açıklamalarda bulundu, sizin de temas ettiğiniz bu rejim değişikliği mi, sistem değişikliği mi konusunda açıklamalarda bulundu? Ve üstüne basa basa dedi ki, “1923’te bu ülkenin rejiminin adı konulmuştur. Bu bir hükümet sistemi değişikliğidir” dedi. Hani sizin rejim değiştiriliyor meselesine cevaben bunu söyledi Sayın Cumhurbaşkanı. Var mıdır efendim bir cevap kendilerine bu noktada?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Cevap var tabi. Şimdi İran’da cumhuriyet var değil mi? Suriye’de cumhuriyet var, Irak’ta cumhuriyet var, Libya’da cumhuriyet var, Türkiye’de cumhuriyet var. Bizim cumhuriyetlerimiz aynı mı? Aynı değil. Peki, aynı değilse biz neden onlara benzemek istiyoruz rejimi değiştirerek? Bu kadar açıkken, “Bu sistemdir, rejimdir falan filan…” Bu açık, bal gibi bir rejim değişikliğidir. Parlamentonun yetkisini elinden almak, milli iradenin orada önünü kesmek bir rejim değişikliği değil midir? 1920’de parlamento kurulurken Milli Kurtuluş Savaşını bu parlamento yönetirken, bu parlamento, bu meclis, 15 Temmuz darbe girişimini püskürtürken siz meclisin bütün yetkilerini daha doğrusu önemli yetkilerini, devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili yetkilerini elinden alıp, götürüp bir kişiye teslim ederseniz bu rejim değişikliği değil midir?

Ufuk KARCI- Şu kararnameler meselesi, mesela kararnameyle bir günde Türkiye’de farklı bir yapıya, farklı bir görüntüyü yaratabilecek herhangi bir olaya izin veriyor mu bu getirilmeye çalışılan sistem?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İzin verebiliyor. Bir başkan arzu ettiği takdirde bir kararnameyle bütün devleti ele geçirebilir. Bütün devleti bakın, bütün valileri, bütün kaymakamları, bütün büyükelçileri, bütün generallerin tamamını, bütün müftüleri, bütün muhtarların tamamını bir günde değiştirebilir bir kararnameyle. Bunların niteliklerini de başkan belirleme yetkisine sahip. İstiyorsa amcasının oğlunu, dayısının oğlunu bakan da yapabilir, cumhurbaşkanı, başbakan ya da başbakan yardımcısı da yapabilir. O zaman bu nedir? Bu kadar keyfilik bu kadar yetki kime veriliyor? Çıkıp bana desinler ki, “Sayın Kılıçdaroğlu sizin bu söylediğiniz doğru değil. Bir başkan bu yetkileri kullanamaz bu anayasa değişikliğine göre”, diyemiyorlar. 

Ufuk KARCI- Şöyle diyemiyor muyuz Sayın Genel Başkan bu kararnamelerde sadece idareyi yönetebilmek adına değişiklik yapabilme hükmü cumhurbaşkanına atfediliyor. Bunun dışında temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere hiçbir noktada kararnamede düzenleme yapamıyor deniyor cumhurbaşkanı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Temel hak ve özgürlükleri söylemiyorum ben de zaten, dikkat edin “devletin yönetimiyle” ilgili diyorum. “Devletin yönetimi ve işleyişi ile ilgili bütün kararları alabilir” diyorum. Düşünün, FETÖ terör örgütünü düşünün, devletin içine sızması kaç yılı buldu? 35 yıl. 35 yılda valilerdi, kaymakamlardı, genel müdürler, müsteşarlar, askeriye… İşte her yere girdiler. Şimdi 35 yıla gerek yok. Başkanı kandırdığınız andan itibaren 24 saatte devletin bütün kademelerine, FETÖ’cüleri olmaz da bir başka örgütü yerleştirebilirsiniz.

Ufuk KARCI- Sizin son dönem bir açıklamanız vardı: “Başkan ele geçirildiğinde mevcut sistem yani getirilmeye çalışılan sistem başkan ele geçirildiğinde Türkiye teslim alınmış demektir.”

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, Türkiye’yi teslim alabilirsiniz. Başkanı ele geçirdiğin andan itibaren Türkiye’yi teslim alabilirsiniz. Bizim itiraz ettiğimiz nokta bu. Peki, bugün nedir? Mevcut anayasaya göre; bugün kimin müsteşar olacağına, kimin büyükelçi olacağına, kimin genel müdür olacağına ilişkin ilkeleri, kuralları Türkiye Büyük Millet Meclisi belirler. Onun üzerine hükümet arzu ettiği atamayı yapar. Ama o niteliklere uygun olması lazım, şimdi nitelikleri belirleme yetkisi de başkana ait. Yani ilkokul mezunu birisini arzu ederse bakan yapabilir, arzu ederse başkan yardımcısı yapabilir, arzu ederse müsteşar yapabilir, arzu ederse büyükelçi yapabilir. Dayısının oğlunu, yengesini, kardeşini arzu ederse bakan, arzu ederse başkan yardımcısı, arzu ederse büyükelçi, arzu ederse vali, arzu ederse genel müdür, arzu ederse şef olarak atayabilir. Bu kadar bir yetkiyi siz bir kişiye hangi gerekçeyle veriyorsunuz?

Ufuk KARCI- Ve bunlar denetime tabii olmadan yapılan işlemler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunlar denetlenemiyor ki zaten, onun yetkisinde. Kanun bu yetkiyi zaten bunun tartışılması lazım, bu kadar yetkiyi biz bir kişiye verelim mi, vermeyelim mi? Yoksa bu yetki mecliste mi olsun? Kanun teklifi gelir, tasarısı gelir, parlamento da oturulur tartışılır, düzeltilir. Nitekim çoğu zaman da öyle oluyor. Düzeltiliyor sonra kabul ediliyor. Resmi Gazetede yayınlanıyor. Şimdi bunların tamamı bitecek. Peki, meclisin görevi ne o zaman? Bu soruya da cevap veriyor mu acaba?

Ufuk KARCI- Meclisin görevleri, yeni talep edilen sistemle beraber meclis için hayal edilen görevler nelerdir, bu silsile nasıldır? Bunu müsaadenizle reklamdan sonra konuşalım. Siz de biraz dinlenmiş olursunuz. Kıymetli dinleyiciler Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla sohbetimiz devam ediyor. Yeni haftanın ilk gününde kendisinin sesini sizlere duyuruyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezindeyiz, canlı yayın aracımızın içerisindeyiz. Sayın Genel Başkanla sohbetimiz peki hangi yönde seyrediyor? 16 Nisan’da sandıkta bizi tam olarak ne bekliyor? Neden “Hayır” denilmeli? “Hayır” la tam olarak neye karşı çıkılıyor? İşte biz bunu konuşuyoruz. Kısa bir aramız var ve daha sorulacak çok sorumuz var. Kısa bir aradan sonra sizlerleyiz. Türkiye’nin en iyi radyosu Best FM’desiniz. “Ufuk Karcı’yla Konuşan Türkiye”yi dinlemektesiniz kıymetli dinleyiciler. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla sohbetimiz devam ediyor. Bugün Ankara’da öncelikle serin olduğunu düşündüğümüz bir hava var, ama zannediyoruz ki bu hava akışı öğlene doğru epeyce yerini bir sıcaklığa bırakacak. Çünkü siyasetin atmosferi de epeyce bir sıcak. 16 Nisan tarihi bu sıcaklığı her haliyle koruyor ve vatandaşa da nüfuz ettirmeye devam ediyor, doğru mudur Sayın Genel Başkan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğrudur.

Ufuk KARCI- Epeyce sıcak bir atmosfer içerisindeyiz çünkü. Sayın Genel Başkan meclisteki yasama yetkisinin; yeni gelecek olan, talep edilen, ya da referanduma sunulan sistemle beraber aslında bir anlamda çekilip alınabileceğini söylüyorsunuz, yani kuvvetler ayrılığı ilkesinin tamamen ortadan kalktığını mı söylüyorsunuz efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet kuvvetler birliği oluyor. Bütün yetkiler bir kişide toplanmış oluyor.

Ufuk KARCI- Şimdi bütçeyle alakalı söylemler var. Bütçenin nasıl yapılacağı, bütçeyi kimin yapacağı? Şimdi bu bütçeyle alakalı sizin eleştirilerinizi daha önce yapmış olduğumuz yayınlarda, işte Sayın Bakanlar olsun, iktidar partisinin yöneticileri olsun biz onlara sorduk. Dedik ki, “İşte böyle böyle eleştiriler var. Mesela bütçeyi şu anda işte Bakanlar Kurulu hazırlıyor ve meclisin onayına sunuluyor.” Dedikleri şey şu… Mesela sizin eleştirdiğiniz bütçeyi cumhurbaşkanına verildiği için cumhurbaşkanının kullanımına ve onun hazırlanmasına verildiği için karşı çıkıyorsunuz siz anladığım kadarıyla. Dedikleri şey şu: “Peki, şu anki durumla farkı ne? Şu anki durumda Bakanlar Kurulu yapıyordu. Yeni gelecek olan sistemde de Bakanlar Kurulunun yetkisi zaten cumhurbaşkanında olduğu için, yani yürütme yetkisi onda olduğu için Bakanlar Kurulu yerine de cumhurbaşkanı yapacak. Her hangi bir değişiklik yok” deniliyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir şeyi atlıyorlar. Diyelim ki bütçe geçmedi. O zaman geçici bütçenin gelmesi lazım, yeni düzende ön görülen düzende yeni bütçe gelmeyecek. Başkan enflasyon oranında geçmiş yılın bütçesini arttıracak ve o bütçe uygulanacak. Meclise hiç gelmeyecek. Düşünebiliyor musunuz dünyada tek örneği dahi yoktur. En az gelişmiş ülkeye dahi gitseniz buna benzer bir örnek yoktur. Türkiye üçüncü sınıfı da bıraktık, yani onuncu sınıf bir ülke haline geliyor. Ne için? Vatandaş vergi ödüyorsa, siyaset kurumu da hesabını versin. Niye kaçıyorlar? Hangi gerekçeyle kaçıyorlar? Bunu anlatamıyorlar. Doğru. Yani bütçenin hazırlanması Bakanlar Kurulu yeni bir modelde Bakanlar Kurulu bütçeyi hazırlar. Tamam. Meclise gelir. Tamam. Reddedildi mecliste ne olacak? Geçici bütçe gelmesi lazım, meclise geçici bütçeyi getirmeyi düşünmüyorlar. Ne için? Çünkü meclisi yok sayıyorlar. Ve 600 milletvekilini sen, meclise geliyor o 600 milletvekili vatandaş seçiyor. Siz bütçeyi, geçici bütçeyi meclise getirmiyorsunuz neden? Eğer vatandaş vergi ödüyorsa o parayı harcayanlar da bunun hesabını vermek zorundadır. Niye kaçıyorlar hesap vermekten? Bunun cevabını vermiyorlar.

Ufuk KARCI- Şimdi 600 milletvekili meselesine temas ettiniz efendim. 600 milletvekiliyle alakalı eleştirilere verilen cevapta- bunu da hemen ben buradan hatırlatmak istiyorum, mutlaka sizin söyleyecekleriniz vardır bununla ilgili- Meclisteki temsil kabiliyetinin arttırılacağı, yani 50 milletvekili sayısının arttırılmasıyla beraber ve milletvekili seçimi yaşının 18’e düşürülmesiyle birlikte de gençliğin siyaseti daha fazla içselleştireceği ve daha büyük aktör halinde işin içinde yer alacağı söyleniyor. Hatta karşı çıkanlara, “Siz gençliğe inanmıyor musunuz?” şeklinde beyanat veriliyor. Buyurun... 

Kemal KILIÇDAROĞLU-Tamamen komedi! Gerçekten de meclisin temsil yetkisi arttırılmak isteniyorsa yüzde 10 seçim barajının kalkması lazım. Yüzde 10 seçim barajı kalkarsa, örneğin yüzde 1’e inerse, yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı da meclise gelmiş olacak, yüzde 2 oy alan bir partiden en az 2 milletvekili gelmiş olacak. Şu anda grubu olan kaç parti var? Dört parti var. Peki, parlamento dışında kaç parti var? Onlarca parti var. Bunlar temsil ediliyor mu? Edilmiyor. O zaman demek ki anlattıkları doğru değil. Temsil gücünü arttırmanın tek yolu sayıyı arttırmak değil, tam tersine çok farklı siyasal partilerin parlamentoda temsiline imkan vermektir. Diyelim Saadet Partili bir vatandaş yüzde 4, yüzde 5, yüzde 7, yüzde 9 oy alıyor, ama parlamentoya temsilci gönderemiyor. Dolayısıyla o vatandaş kendi düşüncesini parlamentoda temsil edebileceği bir ortamı yakalayamıyor. Bunun yapılması lazım, bu yasağı, daha doğrusu bu kriteri yüzde 10’luk seçim barajını kim getirdi? Darbeciler. 12 Eylül darbesinden sonra darbeciler getirdi. Biz hem diyoruz ki darbeye karşıyız. Darbeye karşıysanız darbecilerin getirdiği bu düzenlemeyi niye değiştirmiyoruz? Onu istemiyorlar, çünkü işlerine gelmiyor.

Ufuk KARCI- Şimdi efendim vatandaştan gelen bayağı bir soru var. Şu anda çok fazla soru var da bu soruların özüne bakarak ben size iletmek isterim. En nihayetinde tek tek cevap vermek mümkün değil. Yayın süresi bakımından değerlendirdiğimizde ki, iktidar tarafının ya da “Evet” tarafının, “Evet” bloğunun daha çok dillendirdiği konulardan bir tanesi de bu. Cumhurbaşkanı malumunuz halk seçiyor, 2007’deki cumhurbaşkanlık seçiminden sonra böyle bir şey oluşturuldu. Halkın seçtiği cumhurbaşkanı ve halkın seçtiği başbakan, mevcut sistemde ilerleyen dönemde farklı partilerden olursa ve farklı partilerden iki tane halkın seçtiği isim birbiriyle zıtlaşırsa mevcut sistemin kilitleneceği söyleniyor. Bu kilidi aşabilmek adına da yapılacak olan sistemin en önemli özelliği dile getiriliyor ki; vatandaşta bunu yazmış epeyce bizim…

Kemal KILIÇDAROĞLU-Bu da doğru değil. Neden doğru değil. Kilitlenmeyi yaratan neydi temel unsur? Cumhurbaşkanının parlamentoda seçilememesiydi. Bunu aştık mı? Aştık. Anayasa değişikliği yaptık mı? Yaptık. Kim seçiyor? Halk seçiyor. Gidiyoruz vatandaşa,  vatandaş kendi cumhurbaşkanını seçiyor, gidip yerine oturuyor. Başbakan bugüne kadar anayasal çerçeve içinde kendine verilen görevleri yerine getiriyor. Cumhurbaşkanı başbakanın işine karışmadığı sürece, başbakan da cumhurbaşkanının görev alanına müdahale etmediği sürece bir sorun olmaz. Göndereceği nedir? Kararnameler gönderebilir değil mi? Tamam, kararname gönderin, niteliklere uygunsa ataması yapılır, bitti! Geçmişte buna benzer pek çok olay, yani çatışma var mıdır yok mudur vesaire falan olmuştur. Ama bütün bunların üstünde bir şey var; Türkiye Cumhuriyeti ekonomik büyümesini büyük ölçüde 15 yılın öncesinde yapmıştır. Son 15 yılın öncesinde yapmıştır. 15 yılda çatışma oldu mu? Hayır. Cumhurbaşkanıyla efendim işte başbakan arasında kavgalar çıktı mı? Hayır. Niye peki böyle bir modele ihtiyaç duyuyoruz? Hangi gerekçeyle duyuyoruz? Bana mantıklı bir gerekçe söylesinler. Çatışma olursa… Siz olası bir çatışmadan söz ediyorsunuz. Olası bir çatışma olmayacak ki zaten. Niye olsun? Devleti yöneten düşünün bakın, bir cumhurbaşkanı var bir de başbakan var, devleti yönetiyorlar. Başbakanın fonksiyonu ayrıdır, cumhurbaşkanının fonksiyonu ayrıdır. Cumhurbaşkanının önce tarafsız olması lazım, şimdi cumhurbaşkanı tarafsız değil de taraflı olursa o zaman sorun çıkıyor.

Ufuk KARCI- Bu durumda halkın cumhurbaşkanını seçiyor olması mı temel de yanlış? Böyle mi söylemek gerekiyor yani mevcut parlamenter sistemde bir zafiyet söz konusu olacaksa?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, temel sorun cumhurbaşkanının taraflı olması, yeni modelde taraflı olması, fiili durumda da cumhurbaşkanının taraflı olması, zaten sorun orada. Cumhurbaşkanı neden tarafsız olmak zorundadır? Çünkü devletin organlarının uyum içinde çalışmasından sorumludur. Siz eğer tarafsızlığınızı kaybederseniz, tarafsız olmazsanız bu sistem yürümez, kavga çıkar. Asıl o zaman kavga çıkacak. Düşünün yeni modeli kurduk. Halk seçti cumhurbaşkanını, başbakan da başkası oldu. Cumhurbaşkanı başka bir partinin genel başkanı, başbakan da başka bir partinin genel başkanı, asıl kavga o zaman çıkacak. Asıl onu düşünmemiz lazım, cumhurbaşkanı tarafsız olursa başbakan onun tarafsızlığına saygı göstererek onun uyarılarını dikkate alır. Ama cumhurbaşkanı taraf olursa başbakan da başka bir partinin genel başkanı, cumhurbaşkanı başka bir partinin genel başkanı asıl kavga o zaman çıkacak. Niye bunu söylemiyorlar millete? Neden bu anlatılmıyor millete?

Ufuk KARCI- Efendim şimdi bu gençlerle alakalı ben size soruyu sorduktan sonra epeyce de bir soru geldi benim soruma binaen bayağı bir soru geldi. 18 yaşında milletvekili seçilmesi noktasında ya da 18 yaşına indirilmesi, seçilme yaşının 18 yaşına indirilmesi bir rahatsızlık konusu mudur? 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, 18 yaşına indirildi zaten daha önceden şimdi milletvekili olacak.

Ufuk KARCI- Şöyle dile getirilen konular var; seçilme yaşı 18’e çekildi, çekiliyor. İşte askerliğini yapmamış henüz liseden yeni mezun kıvamında olan, üniversiteyi daha okumamış isimlerin parlamentoya gelmesi, örnek veriyorum askerlikle alakalı her hangi bir kanuni düzenlemede el kaldıracak olması bazen vatandaşı ciddi anlamda ya böyle şey olur mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Rahatsız ediyor.

Ufuk KARCI- Noktasında rahatsız ediyor. Nedir efendim durum aslında? 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi 18 yaşını bu arkadaşlar kendi çocukları ve torunları için getirdiler. 18 yaşında milletvekili yapacaklar. Çıkaracaklar bir düzenlemeyle, yapacakları bir düzenlemeyle de askerlikten muaf edecekler, muaf tutacaklar. Şimdi ben soruyorum berberin oğlu 18 yaşında milletvekili olabilir mi? Manavın oğlu olabilir mi? Simitçinin oğlu olabilir mi? Ayakkabı boyacısının oğlu olabilir mi? Ya da her hangi bir sanayicinin oğlu 18 yaşında milletvekili olabilir mi? Olmaz. Bugünkü şartlarda olmaz. O zaman kimin çocuğu 18 yaşında milletvekili olacak? Bu Ankara’daki beylerin, bu düzenlemeyi yapanların çocukları, torunları 18 yaşına basınca kontenjandan milletvekili olacak, ömür boyu askerlikten muaf olacak. Benim vatandaşımın oğlu nereye gidecek? El Bab’a gidecek.

Ufuk KARCI- Yani bir aristokrasi sınıfı mı oluşturulacak böylelikle? Bu mudur temelde maksat?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, bir siyasal aristokrasi oluşturulacak, asıl amaç bu. 18 yaşındaki çocuk “İş istiyorum, iş!” diyor. “İşim yok benim” diyor. 28 yaşındaki çocuk ya da adam iş istiyor. İşsizlik var, almış başını gidiyor. Baba diyor ki, o çocuğun babası diyor ki, “Ya bırakın kardeşim bizi kandırmayın. Benim çocuğuma iş veriyor musun vermiyor musun sen? Önce bunu sağla bana!” Yani vatandaşı kandırarak, ya da kandıracağını sanarak bu tür düzenlemeleri yapıyorlar. İşte “CHP de buna karşı” falan diye de bir karşı propaganda yapıyorlar. Bu referandum süreci bir parti süreci değildir. Her vatandaşımın bütün ayrıntıları düşünerek, sorarak, soruşturarak sandığa gitmesini istiyorum, elini vicdanına koyarak. Bu anayasa değişikliğine “Evet” demenin vebali çok ağırdır, ülkenin geleceği açısından, çocuklarımızın geleceği açısından.

Ufuk KARCI- Şimdi efendim bir de bir istikrar vurgusu var biliyorsunuz. Bununla alakalı da sormak istiyorum. Çünkü biz halkla konuştuğumuz zaman, vatandaşla konuştuğumuz zaman bu istikrar vurgusu özellikle de vatandaşı ciddi anlamda hani “İstikrar kaybı olur mu? Gelecek olan sistem yeni istikrara mı yelken açmamıza sebep olur, istikrarın gitmesine mi sebebiyet verir? “Şeklinde bir kaygı oluşmuş durumda, buyurun.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstikrar nedir? İstikrar bir şeyi dengede tutmaktır. Şimdi bütün dengeler değişiyor mu? Değişiyor. Bütün yetkiler bir kişide toplanıyor mu? Toplanıyor. Eğer siz güçler ayrılığı; yani yasama, yargı ve yürütmeyi birbirini dengeleyen, birbirini kontrol eden mekanizmalar-“çek balans” demiştiniz- bu mekanizmalar olmazsa istikrar olur mu? Olmaz. Suriye’de istikrar mı vardı, Irak’ta istikrar mı vardı, Libya’da istikrar mı vardı? Yoktu. Ama yetki tek kişinin elindeydi. Eğer bütün yetkiler bir kişinin elinde toplandığı zaman istikrar olur deniyorsa, tam tersine istikrarsızlığın altına anayasal imza atmış oluruz.

Ufuk KARCI- Size yöneltilen eleştiriler de var Sayın Genel Başkan, karşı çıkışınızla alakalı eleştiriler var. Bunlardan bir tanesi de şu: “Yapılacak olan düzenlemeyle beraber yani referandumdan “Evet” oyu çıkması halinde geçecek olan yeni sistemle beraber, Cumhuriyet Halk Partisi kendi içerisinde işte cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi midir, başkanlık sistemi midir nedir, bir başkan ya da tam yetkili bir cumhurbaşkanı çıkartamayacak. Dolayısıyla karşı çıkıyor” deniyor özetle.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu da çok ütopik bir görüş. Her halükarda zaten, cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğu zaman her siyasal parti şunu düşünür: Bu ülkeye hizmet edecek cumhurbaşkanlığı niteliklerine sahip deneyimli, birikimli, sağduyulu bir insanı çıkarıp aday göstermek. Bu partinin içinden de olabilir partinin dışından da olabilir. Bizim ana hedefimiz bu. Yeni modelde getirilmek istenen modelde cumhurbaşkanı aynı zamanda partinin de genel başkanı olacak. Böyle bir düzenleme yapılıyor. O zaman adaylar, siyasi partilerin genel başkanları çıkacaklar aday olacaklar. Ben cumhurbaşkanı adayıyım, öbürü diyecek ben cumhurbaşkanı adayıyım veya bir başkasını aday gösterecekler. Dolayısıyla burada yapılan düzenlemede neden “Evet” denmesi gerektiğini anlatamayıp da, daha sonraki bazı olayları gerekçe göstererek, işte CHP böyle veya AKP böyle, MHP böyle diye bir özel tutum takılmanın ya da özel bir eleştiri getirmenin hiçbir anlamı yok. Nedeni de şu, bu referandum siyasi partilerin yarışacağı bir referandum değil. Bu referandumda bir anayasa oylaması var, o anayasa beni ilgilendirdiği kadar diğer partileri de ilgilendiriyor. Hiçbir partiye üye olmayan vatandaşı da ilgilendiriyor, sizi de ilgilendiriyor, bir radyo sunucusu olarak sizi de ilgilendiriyor. Siz bir partinin üyesi de olabilirsiniz, olmayabilirsiniz de, sempati duyabilirsiniz, duymayabilirsiniz de ama bu anayasa hepimizin ortak anayasasıdır. Dolayısıyla karar verirken geleceğimizi düşünerek karar vermek zorundayız.

Ufuk KARCI- Şimdi efendim Rakka meselesi var, Fırat Kalkanı Harekatı devam ediyor, Suriye mevzusu var, Irak meselesi patlak verdi hakeza bir yandan. Bir Başika tartışması çıktı, sonra bir susturuldu Başika meselesi. Bunlar da var konuşulması gereken, ama tabi ki gündem anayasa değişikliği olduğu için oraya pek kanalize olamadık. Son blokta müsaadenizle orayı sormak istiyorum, yine o bölümü sormak istiyorum ama bu noktada da bir şey var. Onu da sormakta yarar var. Öylelikle tekrar bir reklam arası vereceğiz. Şimdi ilk başta topa çok sert girildi, Sayın Genel Başkan siyaset gerçekten bazen öyle bir sertleşiyor ki insan diyor ki; eyvah! Kan gövdeyi götürecek herhalde. Böyle düşünüyoruz. Hakikaten vatandaş olarak böyle düşünüyoruz efendim. Etki tepki meselesidir bu hani nasıl bir etki varsa tepki de öyle doğar en nihayetinde. Mesela “Hayır” bloğunda olanların tamamını ilk etapta işte 15 Temmuz’un yanındadır, ilk etapta işte PKK terör örgütüyle yan yanadır. Sonra bu dilden vazgeçildi ama işte “Hayır” diyenler de “Evet” diyenler de bizdendir şeklinde bir açıklama…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onlar hala demediler, biz söylüyoruz onu.

Ufuk KARCI- Peki buyurun buradan devam edelim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi yapılan anayasa değişikliğinin halka anlatılması gerekirken, bu anayasa değişikliğini bütün boyutlarıyla halka anlatıp neden vatandaşın “Hayır” oyu kullanması gerektiğini ifade eden muhalefeti, ya da kişileri, ya da kurumları, ya da sivil toplum örgütlerini “terörist” diye ilan etmek aslında bir zaafın sonucudur. Yani anlatamıyorum bir şey, vatandaşa neden “Evet” demesi gerektiğini söyleyemiyorum, o zaman “Hayır” diyenleri suçlayalım. Buradan yola çıktılar. Bu yanlış bir yol, yanlış bir yöntem. Biz söyledik. Bu anayasa değişikliği için vatandaş sandığa giderken düşünsün, kararını ona göre versin. Dolayısıyla “Evet” diyenin de, “Hayır” diyenin de başımızın üstünde yeri vardır. Sonuçta hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Sonunda hepimiz huzur içinde, barış içinde yaşamak istiyoruz. Böyle klasik birbirimizi suçlayarak bir anayasa değişikliği gerçekleştiremeyiz. Ayrıca şu çok önemlidir. Anayasa metinleri birer toplumsal uzlaşma metinleridir. Eğer bu toplumun yarısı bu anayasaya “Evet”, yarısı “Hayır” diyorsa bu anayasa değişikliği toplumu bölen bir anayasa değişikliğidir. Bakın rahmetli Bülent Ecevit anayasanın 35 maddesini değiştirdi ve parlamentodan oy birliğiyle çıktı. İşte odur. Sağduyu odur.

Ufuk KARCI- Toplumsal uzlaşıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devleti yönetmek budur. Anayasa değişikliğinin ne olduğunu göstermek budur.

Ufuk KARCI- Ama efendim o zamanki üslupla şimdiki üslup arasında dünya kadar fark var. Sayın Ecevit Sayın Demirel’le ciddi anlamda oturup karşılıklı münazarada bulunabilen iki siyasi isimden bahsediyoruz. Şimdi çok zor Sayın Genel Başkan. Siz de Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Bahçeli’nin, Sayın Binali Yıldırım’ın bir araya gelip şöyle sohbet edebildiği bir ortamı bir yakalayabilsek…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Söylüyoruz, teklif ediyoruz. Yani uygar insanlar gibi biz de oturalım, konuşalım. Ben ne anlatayım şimdi, siz bana soruyorsunuz. Keşke bu soruları Sayın Binali Yıldırım bana bir televizyon programında sorsa, ben de ona cevap versem. Olur ya benim de eksiğim olabilir, benim de hatam olabilir. O çıkarır anayasa değişikliği metnini gösterir der ki,  “Bak Sayın Kılıçdaroğlu burada bu yazıyor” diye. Ama bunlar maalesef olmuyor. Çünkü çekiniyorlar, korkuyorlar. Bizim gerçekleri söylememizden ve onların da televizyon ekranlarında zor durumda kalmalarından korkuyorlar.

Ufuk KARCI- Efendim müsaadenizle bir ara daha verelim. Kıymetli dinleyenler, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla sohbetimiz devam ediyor. Biraz da sınır ötesi operasyon hakkında konuşmak istiyoruz. Kalan süreyi o şekilde değerlendirmek istiyoruz. Referandum konusunu epeyce bir konuşmaya çalıştık, süre el verdiğince. Kısa bir ara sonrasında sohbetimiz devam edecek. Türkiye’nin en iyi radyosu Best FM’desiniz. “Ufuk Karcı’yla Konuşan Türkiye”yi dinlemektesiniz kıymetli dinleyiciler. Bugün Ankara’dayız. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinin hemen önündeyiz, Sayın Genel Başkan konuğumuz. Sayın Genel Başkanla canlı yayın aracımızın içerisinde Türkiye’nin 16 Nisan tarihi eşiğine dalalet olan seçimini, referandumunu konuşuyoruz. Aslında birçok konuyu konuşuyoruz. Sayın Genel Başkana ben bu bölümde öncelikle şunu sormak istiyorum. Sayın Genel Başkan “Hayır” çıkması halinde 17 Nisan sabahı itibariyle Türkiye’yi ne bekliyor? Bu önemli bir soru olduğuna inanıyorum ben çünkü çıkacak olan sonuca göre anladığım kadarıyla siyasi atmosfer yeniden şekillenecek. “Evet” ya da “Hayır” çıkması halinde, dolayısıyla “Hayır” çıkarsa 17 Nisan sabahı bizleri ne bekliyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- “Hayır” çıkarsa 17 Nisan sabahı Türkiye rahat bir nefes alacak. İki, Sayın Cumhurbaşkanı makamında oturacak. Üç, Sayın Binali Yıldırım başbakan olarak görevini sürdürecek. 4, bakanların hepsi görevlerinin başında olacak, çalışacaklar. 5, parlamento eskiden olduğu gibi hükümetin getirebileceği veya milletvekillerinin teklif edeceği yasa tasarılarını ve tekliflerini görüşecek. Dolayısıyla herhangi bir sorun olmayacak. Yani bugünkü sistem olduğu gibi yoluna devam edecek. Şu söyleniyor: “Acaba “Hayır” çıktığı zaman cumhurbaşkanının istifası mı istenecek?” Hayır, bu da olmayacak! Neden, cumhurbaşkanını parlamento seçmedi ki, cumhurbaşkanını halk seçti. Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı yine görevine görev süresinin sonuna kadar devam edecek. Dolayısıyla “Hayır” çıkmasının bir kaos yaratacağı ya da buna benzer olumsuzluklar yaratacağı doğru değil…

Ufuk KARCI- Bir tartışma oluşmaz yani?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Oluşmaz tabi. Çünkü bir anayasa değişikliği yapıyoruz. Soruyoruz vatandaşa, vatandaş diyor ki, “Hayır ben meclisin yine güçlü bir meclis olmasını istiyorum. Camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmesin. Bunu istiyorum. Cumhurbaşkanı anayasal sınırları içinde çalışsın, başbakan anayasal sınırları içinde çalışsın. Herkes görevini yapsın. Muhalefet partisi de anayasal sınırları içinde çalışsın, o da kendi görevini yerine getirsin. Vatandaşın verdiği görevi yerine getirsin. Böylece hukukun üstünlüğüne ve hukuka saygı duyun ey siyasetçiler” mesajı verilmiş olacak vatandaş tarafından. “Hayır” çıkmasının önemi bu ve “Hayır” çıkmasının bir başka önemi de vatandaş demokrasisine sahip çıkacak. Yani ben nasıl düşünce özgürlüğünü savunuyorsam vatandaş diyecek, benim gibi düşünmeyen insan da düşüncelerini özgürce dile getirebilmelidir. Bir baskı rejimi, bir tek adam rejimi olmamalıdır. Siyasi partiler görevlerini yerine getirmeliler, düşüncelerini ifade etmeliler. Ve bunun bize vereceği bir başka önemli mesaj da demokratik parlamenter sistemi daha da güçlendirin… Dolayısıyla bu demokrasinin kökleşmesi ve gelişmesi açısından da son derece önemli…

Ufuk KARCI- Burada şunu bekler misiniz peki, Sayın Genel Başkan son olarak bunu da sorayım, madem “Hayır” çıkması kabilinden konuşuyoruz, bir erken seçim gündeme gelebilir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O tamamen parlamentonun görevi. Parlamentoda diyelim ki çoğunluğu temsil eden AKP “Biz ülkeyi yönetemiyoruz, sıkıştık dolayısıyla bir erken seçime gidelim” denilirse gidilir. “Hayır, bir erken seçime gerek yoktur” denirse o karar verilir. Dolayısıyla burada yetki bir kişide değil, yine yetki tamamen yine 550 kişinin görev yaptığı parlamentoda, parlamento nasıl isterse öyle bir karar verecektir.

Ufuk KARCI- Peki, efendim biraz da sınır ötesi harekattan bahsedelim. Şimdi Fırat Kalkanı Harekatımız devam ediyor. 5 bin kilometre karelik bir alandan bahsedildi hedef nihai nokta olarak. Şu anda 2 bin-2 bin 500 kilometre karelik bir alanın TSK tarafından hani alındığı ve Özgür Suriye Ordusuna verildiği dillendiriliyor. Yani bizim bildiğimiz kadarıyla böyle bir konu var, başarılı oldu deniyor Fırat Kalkanı Harekatı. Öncelikle bunu sorayım: Size göre Fırat Kalkanı Harekatı başarılı mıdır? Amaca ulaşılmış mıdır? Maksat tam olarak neydi? Neler söyleyebilirsiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Fırat Kalkanı Harekatıyla Türkiye’nin güvenliği sağlanmak istenmiştir ve doğru bir harekettir. Biz de buna zaten destek verdik. Parlamentoda görüşülürken de Cumhuriyet Halk Partisi olarak desteğimizi kendilerine ifade ettik, oyumuzu da o yönde kullandık. Çünkü Türkiye geleceğini güvence altına almak zorundadır. Suriye’deki karışıklıkların Türkiye’ye olumsuz yansımalarının önünün kesilmesi gerekiyor. Fırat Kalkanı Operasyonu bu bağlamda başladı, El Bab’a kadar gidildi. Biz El Bab’tan öte Suriye’nin derinliklerine girilmesini doğru bulmuyoruz.

Ufuk KARCI- Münbiç meselesi var, Rakka meselesi var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Rakka şimdi o da tam belli değil. Müthiş bir gelgit yaşanıyor hükümet açısından. Önce “Münbiç’e gireceğiz” dediler, sonra vazgeçtiler “Rakka’ya gireceğiz” dediler, sonra Rakka’dan vazgeçtiler “Münbiç’e gireceğiz” dediler. Tekrar “Rakka’ya gireceğiz” dediler. Şimdi bu kadar büyük gelgitler bir devlette yaşanmamalı. Devlet adamı dediğiniz kişi oturur bütün ayrıntıları düşünür, kendi kurmaylarıyla bakar, Genelkurmayıydı, istihbarat örgütleriydi, parlamentosuydu, başbakanıydı, milletvekilleriyle toplanırlar kararları ve olası üç adım sonrası, dört adım sonrası alınan bir kararın yansımaları nasıl olur bunlara bakar ve ona göre karar verirler.

Şimdi bunlar yaşanmıyor Türkiye’de maalesef. Çünkü devlet iyi yönetilmediği için “Rakka’ya gireceğiz” dediler. Buyurun girin, girecekseniz girin, niye bunu önceden deklare ediyorsun! Deklare ettiler ne oldu? Şimdi girip girmeme konusunda tereddütleri var. Ne Rusya’dan, ne Amerika’dan destek görmüyorlar. “Münbiç’e gireceğiz” dediler, Suriye girdi aldı, Münbiç’in bir bölümünü orayı Suriye askerlerine devrettiler, şimdi Türkiye’yle Suriye çatışma noktasına gelecek. Bu da çok tehlikeli ve Türkiye’nin asla ve asla IŞİD dışında ve PKK dışında Orta Doğu’da başka bir güçle çatışma içine girmemesi lazım. Girdiği andan itibaren çok ciddi sorunlar ortaya çıkar.

Ufuk KARCI- El Bab’ın ötesine geçilmesi halinde siz bir çatışma ortamına çok rahat bir şekilde sürükleneceğimizi, yani cephenin genişleyeceğini söylüyorsunuz anladığım kadarıyla.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, yani Suriye’nin derinliklerine inmemek lazım, indiğiniz andan itibaren ciddi sorunlarla karşılaşırsınız. Biz niye oraya gidiyoruz? Türkiye’nin güvenliğini sağlamak açısından. Güvenliği sağlayacak bir alan yarattık mı? Yarattık.

Ufuk KARCI- Bilgilendiriliyor musunuz efendim Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olarak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.

Ufuk KARCI- Hiç bilgilendirilmediniz mi bugüne kadar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.

Ufuk KARCI- Harekat şu noktaya geldi, burada şunu yaptık vs.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, eskiden bunlar olurdu, devletin duyarlı makamları ana muhalefet partisini bilgilendirirlerdi. Ama bu yeni dönemde bunların hiçbirisi olmuyor.

Ufuk KARCI- Yeni dönem çok tartışılıyor zaten. Şu anda da yeni dönemin yeni dönemini tartışıyoruz bir diğer anlamda 16 Nisan tarihi itibariyle.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu devlet olma geleneğinin süratle kaybolması anlamına geliyor. Çünkü ülkenin çıkarları konusunda-özellikle dış politika millidir, dış politikada iktidar muhalefet olmaz, dış politikada milli duruş sergilenir iktidarıyla ve muhalefetiyle-siz muhalefeti bilgilendirmezseniz, parlamentoyu bilgilendirmezseniz o milli duruş fire verir ve doğru olmaz. Çünkü yanlışları muhalefet hatırlatmak zorundadır. “Şurada yanlış yapıyorsunuz” demek durumundadır. Veya biz eksik biliyoruzdur, onlar bize ek bilgi verirler ve biz o ek bilgi çerçevesinde gerekirse hükümete her türlü desteği vermiş oluruz.

Ufuk KARCI- Şimdi Sayın Genel Başkan yavaş yavaş toparlayalım. Ama benim merak ettiğim bazı konular var. Mesela sizin hayatınızla alakalı, şimdi şu anda bir seçim sathı mailindeyiz, yani bir seçim var önümüzde, referandum var, tamam bunun adı referandum seçim değil ama en nihayetinde sandık heyecanı yaşanacak. Dolayısıyla mitingler var. Siz hayır tezinizi anlatıyorsunuz, Sayın Başbakan evet tezini anlatıyor, Sayın Cumhurbaşkanı bir diğer taraftan konuşuyor, epeyce bir dillendirilen meseleler var ama ben gündelik hayatta enerjinizi nasıl koruyabildiğinizi de çok merak ediyorum. Mesela güne saat kaçta başlarsınız, saat kaçta bitirirsiniz, eşiniz hanımefendiyle oturup gündemi değerlendirebilme imkanınız hiç oluyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Son sorudan başlayım. Eşimle oturup gündemi değerlendirme şansımız hiç olmuyor. Çünkü eve hangi saatte gideceğim, sabah hangi saatte çıkacağım pek belli olmuyor. Bizim böyle belli şu saatte evden çıkalım, şu saatte akşam eve dönelim diye bir özel programımız maalesef yok. Haftalık olarak programımız belli olur, hangi saatte kalkacağımız, hangi saatte nerede olacağımız, akşam hangi toplantı bitecek, o toplantıdan sonra eve gideceğimiz haftalık olarak belli olur. Dolayısıyla bizim üç aşağı beş yukarı uyku dışında bütün hayatımız doludur.

Ufuk KARCI- Programsız yaşamayı özlediniz mi Sayın Genel Başkan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani siyasete girmeden önce elbette yani özellikle hafta sonları kitapçıları gezerdim, çocuklarımla beraber yeni çıkan kitaplara bakardım. Kitapçıları gezmek çok güzel, keyifli bir şey, böyle o kitapları, yeni çıkan kitapları elinize alırsınız, sayfalarını bir karıştırırsınız nedir ne değildir, neler var, neler yok diye. Bunlardan büyük ölçüde mahrum kaldık maalesef olmuyor. Ama yayın dünyasının, kültür dünyasının, edebiyat dünyasının gelişmesi ancak demokratik ortamlarda oluyor.

Ufuk KARCI- Demokratik ortama sahip çıkalım diyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

Ufuk KARCI- Son bir şey daha sormak istiyorum bunu atlamak mümkün değil. Sayın Genel Başkan, PKK terör örgütü tarafından ölümle tehdit edildiniz, hatta bununla alakalı bir saldırı girişimi dahi oldu. Son olarak neler söylersiniz efendim? Bu tehditler var mı yine size yönelik?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tehditlerin olduğunu Sayın Başbakan birkaç kez ifade etti. Doğrudur yani PKK terör örgütünün saldırısına uğradık, hatta bir erimiz hayatını kaybetti Allah’tan rahmet dileyelim Erzincanlı bir kardeşimizdi. Teröre karşı durmak hepimizin ortak görevidir ve bu görevimizi sonuna kadar yerine getireceğiz.

Ufuk KARCI- Efendim çok teşekkür ediyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ olun efendim.

Ufuk KARCI- Kıymetli dinleyiciler Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuzdu. Hani birçok konuyu sorduk kendisine ve birçok konuda da samimi cevaplar dinledik. Çok teşekkür ediyoruz. Şunu sorma, bunu sorma, şuraya girmeyelim şeklinde bir sohbetimiz hiç olmadı. Olduğu gibi bodoslama girdik. Hatta Sayın Genel Başkanın gündelik programına dair meseleyi ise şu an aklımıza geldiği için konuştuk. Sağ olsunlar kırmadılar cevap verdiler, tekrar teşekkür ediyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkürler. 

CHPnet

SİTELERİ