29.06.2017
8625
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ADALET YÜRÜYÜŞÜ’NÜN 15. GÜNÜNDE HABERTÜRK TV - BLOOMBERG HT ORTAK CANLI YAYININA KATILDI 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü’nün 15. gününde katıldığı Habertürk TV - Bloomberg HT ortak canlı yayınında Ece Üner’in moderatörlüğünde Habertürk Gazetesi Yazarı Nagehan Alçı, Hürriyet Gazetesi Yazarı Deniz Zeyrek’in sorularını yanıtladı.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Sakarya’nın Hendek İlçesi girişindeki kamp alanından gerçkleştirilen canlı yayında özetle şunları söyledi: 



ECE ÜNER- Sakarya Hendek’ten iyi akşamlar efendim. 15 Haziran’da Ankara Güvenpark’ta başlayan “Adalet Yürüyüşü”nde 267 kilometre geride kaldı. “Önümüzde 153 kilometre var” diyor CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bizlerle beraber sorularımızı yanıtlamak üzere. Bizlerle diyorum, zira yanımda gazeteci arkadaşlarım Nagehan Alçı ve Deniz Zeyrek de var. Hep birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’na merak edilenleri soracağız. Efendim hoş geldiniz yayınımıza.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim sizler de hoş geldiniz.

ECE ÜNER- Sağ olunuz. Şimdi ben sözü bugün yürüyüşe katılan Deniz Zeyrek’e bırakacağım ilk soruyu sorması için, ama öncesinde bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Zira efendim sizin gazetelere yansıyan bir takım mülakatlarınızda işte “bitmeyecek”, bir sonraki hedef sorulduğunda “bitmeyecek, devamı var” şeklinde sözleriniz yansıdı. O konuya bir açıklık getirelim. Şimdi final 9 Temmuz saat 17.00 İstanbul Maltepe midir? Yoksa “bitmeyecek devamı var” dediğiniz…

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Yok, İstanbul Maltepe’de umarım güzel bir miting gerçekleştireceğiz. Kuşkusuz adalet arayışımız, bu mitingi yaptı ondan sonra bitti anlamına gelmiyor. Adalet arayışımızı parlamentoda da, sokakta da, fabrikada da, tarlada da, caddede de, lokantada da dile getireceğiz. Çünkü eğer bir ülkede adalet yara almışsa o ülkenin kendi içinde barışı sağlaması mümkün değil. Kendi içinde huzur içinde yaşaması mümkün değil.

ECE ÜNER- Bir sonraki eylem biçimine ilişkin…

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Onu yine kendi arkadaşlarımızla beraber gelişen koşullara göre, ortama göre geliştireceğiz.

ECE ÜNER- Şekillendireceksiniz. Deniz Zeyrek’e sözü bırakırken hızınıza kimse yetişemiyormuş gerçekten çok hızlı, çok tempolu yürüyormuşsunuz, onu öğrenmiş olduk. Öyle mi Deniz Zeyrek?

DENİZ ZEYREK- Şimdi ben bugün gazeteci olarak takip ettim yürüyüşü tabi ve ikinci yarısına katıldım, yani yürüyüş kısmına. Bir ara da sizinle konuşabilmek için yanınıza kadar geldim,  gerçekten zorlandım, böyle bir ara koşar adım yürüdüğümü fark ettim. Gerçekten merak ediyorum yani böyle bir enerji siz daha önce spor falan yaptınız mı? Bu enerjiyi nerden buldunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Spor yaptım tabi, kim spor yapmadım diyebilir ki, mahalle aralarında top oynardık çocukluğumuzda, daha sonra gençliğimizde de böyle belli arkadaşlar bir araya gelir futbol, küçük futbol turnuvaları falan düzenlerdik. Bir ara da işte milletvekili seçildikten sonra, yani emekli olduktan sonra diyelim milletvekili seçildim, ODTÜ ormanında bir grup arkadaşla beraber hafta sonları yürüyüş yapardık. Onun dışında…

DENİZ ZEYREK- Antrenmanlısınız yani.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Onun dışında ama Grup Başkan vekili olduktan sonra ve sonra Genel Başkan olduktan sonra yürüme şansım kalmadı.

DENİZ ZEYREK- Şimdi neden böyle soruyorum? Çünkü mesela burada hani siyaset konuşulur, bir siyasi partinin Genel Başkanıyla. Ben şahsen hani 20 küsur yıllık bir gazeteci olarak bu işin de başlı başına bir haber olduğunu bugün fark ettim. Yani sizin yaşınızda birinin bir günde 16-17,5 kilometre bugün mesela yürümesi başlı başına haber değeri taşıyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şöyle bir şey, Deniz Bey bunu bütün samimiyetimle söylüyorum, eğer bir davaya inanıyorsanız ve haklı olduğunuza da yine inanıyorsanız yürürsünüz, emin olun yürürsünüz.

NAGEHAN ALÇI- Yani 14 gün öncesine kadar düzenli spor yapan birisi değildiniz değil mi, onu anladık.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Yok, hayır düzenli spor yapan birisi değilim. Zaten öyle bir imkan da yoktu, yani öyle bir olanağımız da yoktu. Ama sonuçta adalet için bir yürüyüş yapalım dedik ve yürüyoruz. Sağ olsun işte yalnız bırakmadılar birlikte yürüyoruz. Tabi doktor arkadaşlarımın önerileri var. Diyorlar ki, yürüyüş sırasında bir tempo tutturduysanız o tempoyu sürdürün. Yani arada yavaşlama sonra hızlanma olmasın diye, ben de onların sözlerine uyuyorum dikkat ediyorum. Fakat bazen dozu kaçırıyoruz, daha hızlı gidiyoruz. Sonra uyarı geliyor, biraz yavaşlayın arkada gelen vatandaşlarla koptu ilişkiler, onlar çok gerilerde kaldılar deyince biz biraz daha yavaşlıyoruz ama belli bir tempoyla yolumuza devam ediyoruz.

NAGEHAN ALCI- Sayın Genel Başkan tabi bugün biz de biraz fırsat bulduk en azından bu son durakta bu hayat nasıl akıyor, kolay bir şey değil tabi 14-15 gündür yollardasınız. Onunla ilgili daha detaylı şeylerde sormak isteriz, ama ben biraz önceye gitmek istiyorum, yani bunun 15 gün öncesine, siz bu yürüyüşü Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının üzerine başlatma kararı aldınız. Ben de Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasına çok net ve sert bir şekilde karşı çıkmış bir gazeteciyim. Ancak o tutuklanma kararının arkasından Maçka Parkında farklı yerlerde de CHP haklı olarak itirazları yükseltiyordu. Bir CHP’li vekil ismini hedef göstermemek için vermek istemem, ben dinlediğimde şöyle diyordu, “Bir gün uluslararası yargıçlar Türkiye’ye gelecek ve Cumhurbaşkanını kulağından tuttuğu gibi Lahey’de yargılayacak.” Şimdi buna benzer söylemleri iki Grup Başkan vekilinden de duydum, yine isim vermek istemem. CHP çok Atatürkçü ve tam bağımsızlığı da özellikle vurgulayan bir partidir. Benim bildiğim kadarıyla sizin siyasi çizginiz de öyledir. Şimdi dolayısıyla bu söylemlerin arkasında mısınız? CHP’nin bir politikası mıdır bu söylemler, yoksa siz bunları eleştiriyorsunuz ve Genel Başkan olarak kendiniz ve CHP’yi bu söylemlerden ayrıştırıyor musunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şöyle ifade edeyim. Yani işte bir ülkede seversiniz veya sevmezsiniz bir politikacının yok kulağından tutulacak, yok götürülecek uluslararası mahkemede yargılanacak gibi söylemlere katılmıyorum ve doğru değil bunlar. Olmaması lazım. Nedeni de şu, biz eğer adaleti savunuyorsak, demokrasiyi savunuyorsak, insan haklarını savunuyorsak, kadın erkek eşitliğini savunuyorsak, sadece kendimiz için değil herkes için savunmalıyız. Çünkü bu ya doğuştan veya anayasaların bize vermiş olduğu bazı haklar ve biz bu hakları kullanıyoruz zaten. Bir ülkede Başbakanı veya Cumhurbaşkanını başka ülkelere işte gelecekler, seni yargılayacaklar vesaire falan gibi bir söylem geliştirmek veya buradan bir umut beklemek gibi bir yanlışlığa kimsenin düşmesini istemem. Asla doğru değildir. Biz kendi ülkemizde, birlikte, huzur içinde yaşamak isteriz. Elbette ki siyasette eleştiriler olacaktır. Bu eleştirilerin dozu bazen sert olabilir. Ama sonuçta hakem kim? Hakem halk, halka gidiyoruz halk kimi seçtiyse geliyor, ülkeyi yönetiyor. Beğenmediğimiz zaman itiraz edebiliriz. Beğenmediğimiz zaman karşı çıkabiliriz, eylemler yapabiliriz. Ama onu yine kendi kuralları içinde gerçekleştirmek gerekiyor.

ECE ÜNER- Belki Nagehan Alçı’nın sorusuna bir ekleme de yapmak gerekir, AKP’nin çalışması basına da yansıdı efendim bu siz de takip etmişsinizdir, işte FETÖ’nün son 3 yıldır söylemleriyle CHP’nin söylemleri karşılaştırılıyor. Hatta işte Nagehan Alçı’nın belirttiği gibi Erdoğan ve AKP’nin Lahey’de yargılanması söyleminin işte sizin bir takım söylemlerinize örtüştüğü değerlendiriliyor şeklinde. Şimdi bunun bir sonucu olarak tabi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 138’inci maddeyle ilgili işte “A’dan Z’ye herkes için çalışır yargı yarın eğer sizi de bir yere davet ederse şaşırmayın” bilgisiyle, sözleriyle birleştirdiğimiz zaman bir sonuca varıyor musunuz? Herhangi bir sizin adınıza bunu bir tehdit olarak algılıyor musunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şimdi siyasette bazı söylemler olabilir, ama eğer bir ülkede bir kişi Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuşsa ve Cumhurbaşkanlığı titrini taşıyorsa söylemlerine dikkat etmesi lazım. Şimdi şantajla kaybedecek zaman yok. Eğer varsa elinizde bir koz alırsınız savcı orada, hakim orada, üstelik hakimle savcı da sizin hakiminiz, sizin savcınız. Dikkat edin burada devletin hakimi ve devletin savcısı demiyorum, sizin hakiminiz var, sizin savcınız var, alırsınız yargılarsınız. Yani ne olacak, biz çekinecek miyiz, korkacak mıyız? Bizim söylemlerimizle işte FETÖ’nün söylemlerini kıyaslayacaklarmış, vallahi çok mutlu olurum. Yani bizim verdiğimiz önergeler var, araştırma önergeleri var. Geçmişte parlamentoda yaptığımız konuşmalar var ve iktidar partisinin bizim bu konuşmalara karşı eleştirdiğimizde kıyamet koparıyorlardı, “hoca efendiye aman bunu nasıl söylersiniz” diye. Ben de şahsen merak ediyorum. Bizim hangi söylemlerimizle onların hangi söylemlerini kıyaslayacaklar diye. Ama bence bunu yapamazlar çünkü kendilerini açığa çıkarmış olurlar, kendilerinin söylemleriyle FETÖ’nün söylemleri arasında tam bir paralellik var zaten. Aynı menzile giden biz değiliz ki, aynı menzile giden onlar. Aynı menzil sözünü eden ben değilim ki, aynı menzil sözünü eden onlar. Daha da önemlisi bakın siz Gülen cemaatinden şikayet ediyorsunuz, iktidar olarak Gülen cemaatinden şikayet ediyorsunuz. Gülen cemaatini devletin içine yerleştiren kim? Ben miyim? Bir kişi hakim olacaksa, bir kişi savcı olacaksa, bir kişi üniversitede rektör olacaksa, bir kişi kaymakam, vali olacaksa nereye gidiyordu bunlar? Önce Pennsylvania’ya oradan izin alıyorlardı, oradan gelen izin üzerine de burada da atamalar yapılıyordu. Devletin emniyet müdürlerinin yüzde 60’ı, 70’i FETÖ’cüyse bunların tayinini kim yaptı, ben mi yaptım? Şimdi bizimle onlar arasında paralellik kurmaya çalışıyorlar, vallahi çok memnun olurum çok, ama emin olun duyduğum en güzel haberlerden birisi bu, keşke öyle bir araştırma yapsalar da biz de bir bilsek, bakalım biz ne söylemişiz acaba onlar ne söylemişler.

ECE ÜNER- Bunu daha somutlaştırabilmek adına sorumun cevabını tam olarak alabilmek adına efendim, sizin ve 6 CHP’li hakkında hazırlanan ve dokunulmazlıkların kaldırılmasını önleyen fezleke meclise ulaştı Mayıs ayında. Az önce vurgu yaptığım 138’inci madde üzerinden işte “A’dan Z’ye herkes için çalışır, yargı yarın sizi de bir yere davet ederse şaşırmayın” söylemiyle Cumhurbaşkanının, dün basına yansıdı gerçi İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı yalanlama getirdi ama İzmir Cumhuriyet Başsavcı vekili Okan Bato’nun “Adalet sokaklarda aranamaz, Kılıçdaroğlu adaleti arıyorsa Adalet Sarayına gelsin” cümlesi, bunları birleştirdiğiniz zaman herhangi bir çıkarsama da bulunuyor musunuz? Sizin adınıza…

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Geçmişte de yapıldı, bugün de yapılabilir. Ben Balyoz, Ergenekon davaları görüşüldüğü zaman milletvekillerimizi Silivri’de hapishanede ziyaret etmiştim. Çıktığımda da dedim ki, “Burası 1940’ların Almanya’sının toplama kampı gibidir” dedim. “Ve suçlu suçsuz herkes buraya yığılmış vaziyette, buraya getirilmiş vaziyette…” ve dolayısıyla eleştirmiştim. Ben Ankara’ya gelmeden fezlekem geldi Ankara’ya, siz bunu nasıl söylersiniz diye? Şimdi ben mi haklı çıktım onlar mı haklı çıktı? Ben haklı çıktım. Sonra bu davaların tamamının kumpas olduğu çıktı mı ortaya? Çıktı ortaya. Aynı tablo bugün belli çevreler için var mı? Evet var. Kumpas var mı? Evet, yine kumpas var. İhbarlar var mı? Evet, ihbarlar yine var. Bizi şikayet edeceklermiş, etsinler ne olacak yani. Emin olun şunu hiçbir zaman yadırgamam, bu iktidar döneminde yadırgamam, efendim işte bir partinin Genel Başkanı konuşuyor, bizi rahatsız ediyor konuşmalarıyla, biz bunun hakkında soruşturma açalım, bir yolunu bulup bunun da sesini keselim. Öyle bir arayış var mı? Evet var. O dillendiriliyor mu? Evet dillendiriliyor. Kimler tarafından dillendiriliyor? Bazen Adalet Bakanı, Bazen Başbakan, bazen Cumhurbaşkanı tarafından dillendiriliyor, yani AKP’nin Genel Başkanı tarafından dillendiriliyor. Biz bunlardan çekinir miyiz? Asla. Korkar mıyız? Asla. Neden çekinmeyiz, neden korkmayız?  Çünkü biz ne söylüyorsak kamuoyu önünde gayet açık, gayet net bir şekilde söylüyoruz. Biz böyle üstü kapalı, örtülü falan bir şeyler de söylemiyoruz. Düşüncelerimiz neyse o düşüncelerimizi gayet açık, gayet net dile getiriyoruz. Kaypak değiliz, ikiyüzlü değiliz, bir şey söylediğimiz zaman arkasında dururuz. Söz verdiysek sözümüzün arkasında dururuz. Bizim siyaset anlayışımız bu, dolayısıyla Sayın AKP’nin Genel Başkanı işte hakimler seni de çağırır, savcılar da seni çağırır. Çağırsa ne olur yani? Anayasanın 138’inci maddesi o da çok yanlış anlaşılıyor. Anayasanın 138’inci maddesi sizler ve benim için geçerli olan, tabi elbette hakime, savcıya kimse emir talimat vesaire veremez. Ama verme pozisyonunda olanlar için getirtilmiştir o madde zaten, verme pozisyonunda olanlar için. Yoksa Sayın Deniz Zeyrek veya diğer arkadaşımız siz yargıya kalkıp da bir dilekçeyle talimat verebilir misiniz? Verseniz bile kimse dikkate bile almaz. Ama bir ülkenin Adalet Bakanı, bir ülkenin Cumhurbaşkanı, bir ülkenin Başbakanı kalkar yargıya talimat verirse işte asıl 138’inci madde güçlü konumda olanların yargıya talimat verilmemesi için getirilmiştir. Ben yargıya nasıl talimat vereceğim? Yani Nagehan Hanım şimdi siz kalkıp yargıya ne talimat vereceksiniz? Sizin yazacağınız en fazla ne olur? Yargıyı eleştirirsiniz veya yargıyı översiniz. Sizin yapacağınız o, yoksa Ali için şunu yap, Veli için şunu yap diye bir talimat zaten verilemez. Ama Başbakan, Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı yargıya talimat verdiği zaman bu olmaz.

NAGEHAN ALÇI- Sayın Genel Başkan ben şunu sormak istiyorum. Şimdi yargı meselesine belki devam ederiz ama Ece’nin bahsettiği FETÖ söylemi vardı. Oradan başka bir başlık altında gelmek istiyorum. Siz 15 Temmuz darbesini “kontrollü darbe” olarak tanımlıyorsunuz. Ben batı medyasını mümkün olduğu kadar takip etmeye gayret ediyorum ve gördüğüm kadarıyla batı medyasına nüfuz edebilen FETÖ yurtdışındaki bağlantıları bu tanımlamayı çok açık bir şekilde kullanıyorlar, “Tayyip Erdoğan tiyatrosuydu, kontrollü darbeydi” gibi tanımlamalar. Dolayısıyla kontrollü darbe tanımı aynı zamanda bir FETÖ söylemi ve gördüğüm kadarıyla Ergenekon ve Balyoz mağdurları da bu tanımdan oldukça rahatsız oluyorlar. O yüzden ben tekrar sormak istiyorum, bu tanımın arkasında mısınız? CHP Genel Başkanı olarak 15 Temmuz’u, 15 Temmuz’un yıl dönümü de yaklaşırken kontrollü darbe olarak tanımlamaya devam ediyor musunuz? 

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Elbette, bakın kontrollü darbeden şunu kastediyoruz: “Bilinen, önlenmeyen ve sonuçlarından yararlanılan darbeye kontrollü darbe denir.” Biliniyor mu? Evet biliniyor. Önleniyor mu? Bilindiğine göre önlenmesi lazım, 249 şehit var, önlenmiyor. Sonuçlarından yararlanılıyor mu? Evet, yararlanılıyor 20 Temmuz’da sivil darbe oldu. Türkiye şu anda bir sivil darbenin içindedir. 20 Temmuz parlamentoda OHAL yetkisinin alındığı tarihtir. O tarihten bu tarihe gelin, FETÖ’yle mücadele, bakın FETÖ’yle mücadele konusunda en kararlı ve en namuslu duruşu sergileyen biziz. Dedik ki kendilerine, “15 Temmuz darbe girişimi oldu mu? Oldu. Güzel. Hangi önlemleri alacaksanız parlamentoya getirin hemen, derhal çıkaralım.” “Hayır” dediler, reddettiler. Yetki aldılar. Peki, şu sorunun cevabını ben hala öğrenmiş değilim, iki tane öğretmen var, ölüm orucu tutan, açlık grevi yapan. Bunların FETÖ’yle ne ilgisi var? Niye OHAL’le bunlar aldılar, mağdur edildiler? 3 günlük er, bakın 3 günlük er, eline silah dahi almamış hala hapiste, ne ilgisi var bunun FETÖ’yle? Daha size yüzlerce örnek verebilirim, bakın onlarca demiyorum yüzlerce örnek verebilirim. Biz adaleti savunuruz. Suçlunun da hakkı vardır. En azından savunma hakkı vardır kendisini. Siyasetçiler suçluyu belirleyemezler. Böyle bir yetkileri yoktur. Suçlunun kim olup olmadığını mahkeme belirler, dünyanın her tarafında böyledir. Ama biz suçluyu, suçlunun kim olup olmayacağını siyasete bıraktık. Siyasetçiler diyorlar ki, “Şu adam suçludur”, savcı hemen iddianameyi hazırlıyor, hakim hemen kararı veriyor. Emin olun, Nagehan Hanım bakın ben üç darbe dönemini yaşadım, 1960 darbesinde çocuktum, rahmetli babam radyodan bize duruşmaları dinletirdi, 71 darbesini, 82 darbesini yaşadım. O darbelerde de nelerin yaşandığını, nelerin olup olmadığını gördüm. Bir de şimdi 20 Temmuz darbesini görüyorum. Şimdi o darbe döneminde yaşananların benzeri burada da var. Ben bütün bunları anlatmasaydım diyebilirdiniz ki, arkadaş niye gidip bunları anlatmadın? Hepsini gidip anlattım, hepsini söyledim. Darbenin soruşturulması lazım değil mi? Evet, 15 Temmuz darbesinin soruşturulması lazım. Kim yaptı bunları? Ama iktidar partisi soruşturmayı değil, araştırmayı değil, kapatmayı yeğledi. Biz buna itiraz ettik. Niye? Bir darbe girişimi var. 249 şehit var, 3 bine yakın gazi var. Yani kim yaptı bunu, nasıl yaptı? Yani parlamentoda bunu nasıl araştırmaz? Emir ve talimat verdiler, darbeyi en iyi bilen iki kişi parlamentoya gelip bilgi vermedi. Şimdi siz bürokrasi deneyiminiz yok bildiğim kadarıyla, bürokraside kural şudur; bürokrat bir yere çağırıldığı zaman önce gider bakanına söyler, der ki “Beni falan yere davet ediyor, çağırıyorlar, gideyim mi, gitmeyeyim mi?” Bakan git veya gitme der. Şimdi eğer en önemli iki kişi, yani MİT müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı davet edildikleri halde TBMM’ye gelmiyorlarsa, bunun arkasındaki siyasi güç iktidardır. Ve iktidar 15 Temmuz darbe girişiminin açıklanmasını, aydınlığa kavuşmasını istemiyor. 

NAGEHAN ALÇI- Yazılı olarak gönderdiler yanıtlarını.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şimdi yazılı olarak göndermekle, gelip bilgi verme arasında şu önemli temel farklılık vardır, onu da bana bir savcı anlattı, deniyor ki, “Biz yazılı sorduğumuz zaman soruların bir kısmı eksik gelebilir veya verilen yanıtlar üzerine biz yeni sorular sorabiliriz. Onun için yüz yüze görüşmenin ve yüz yüze soru sormanın büyük yararları vardır.” Bu savcı arkadaşımız bu girişimde bulundu diye elindeki 15 Temmuz Araştırma Dosyası elinden alındı. Şimdi ben sizin vicdanınıza seslenmek isterim; 15 Temmuz’da bir darbe girişimi olmuş, bir savcı bütün bunları aydınlığa kavuşturmak için çaba harcıyor ve sırf bir kişiyi veya öbürünü davet etti diye bilgi almak için, ifadesini almak için davet etti diye siz savcıdan alıyorsunuz bu görevi, neden? Bakın daha bir ayrıntı vereyim size, Nagehan Hanım bir ayrıntı daha vereyim; bir kişi gidiyor MİT’e diyor ki “Darbe olacak.” İşte anlatıyor, işte verilen bilgi şuydu, ilk başta kamuoyuna verilen bilgi şuydu: “Efendim işte helikopterle MİT müsteşarı kaçırılacak veya önemli bir devlet adamı kaçırılacak”, ihbar buydu. Sonra bu kişiyi savcı davet etti ve ifadesini aldı. İfadesinde şunu soruyor savcı, “Siz MİT’e bilgi verirken darbe olabileceğini söylediniz mi?” “Evet” diyor, “Adım kadar eminim, söyledim.” Bu yansımıyor kamuoyuna, bu tutanak kaç taneydi? 4 veya 5 taneydi, 4 veya 5 kişinin elindeydi. Niçin darbe olabileceği özellikle kamuoyuna yansıtılmıyor da, diğer bölümler yansıtılıyor? Sonra bir başka savcı bu kişinin ifadesini almak istedi, daha ayrıntılı bir ifade, ne oldu? Bu kişi MİT kadrosuna alındı, MİT kadrosuna alınınca Başbakan izin vermeden kesinlikle gidip savcıya ifade veremez. Şimdi bana söyleyin bu darbe nasıl bir darbe? Ben kontrollü darbe demeyeyim de ne diyeyim ben buna! Siz bana söyleyin. Daha garip bir şey de anlatayım, ben “Kontrollü darbe” sözcüğünü, cümlesini, deyimini çok önceden yani bu referandumdan çok önce kullandım. Adil Öksüz olayıyla başladı bu, bakın Adil Öksüz olayı hala açıklığa kavuşmuş değil. Ben Adil Öksüz olayının Sayın Başbakan dedi ki, “Adil Öksüz olayı hakkında soruşturma açtım” ,dedim ki, “Sayın Başbakan, siz Adil Öksüz hakkında soruşturma açmak istiyorsanız Adil Öksüz’ün kullandığı GPRS cihazını devletin hangi kurumu Türkiye’ye ithal etti oradan başlayın. Bunu çok rahat çözersiniz” dedim. Ama her seferinde Adil Öksüz olayının üstü kapatılıyor. Niçin kapatılıyor ve hangi gerekçeyle kapatılıyor? Bizim bunları öğrenmeye ihtiyacımız var.

NAGEHAN ALÇI- Esasen kapatılmıyor. Onunla ilgili bilgiler de açığa çıkıyor, ama tabi bu FETÖ denen yanı Deniz’in lafını da almak istemem, bütün devletin tabi en kritik noktalarında var gibi görünüyor. Bir başbakanlık müşavirinden bahsediliyor yani adım adım aslında o ağın ne kadar Türkiye için büyük bir tehdit olduğunu da görüyoruz. Adil Öksüz’ü kaçıran da bu kadar tehlikeli ve 15 Temmuz’u gerçekleştiren yapının devletin içindeki…

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Hiç itirazım yok. İki tane 15 Temmuz var; bir Halkın 15 Temmuz’u yani sokağın 15 Temmuz’u, iki Sarayın 15 Temmuz’u. Halkın 15 Temmuz’u malum, siz de destekliyorsunuz, Deniz Bey ve siz de, ben de destekliyorum. Darbe girişiminde bulunuldu, halk sokaklara çıktı, 249 şehidimiz var, binlerce de gazimiz var ve darbe önlendi. Bu halkın 15 Temmuz’udur ve demokrasiyi savunmuştur halk. Bir de Sarayın 15 Temmuzu var; bu darbeden yararlanıp kendi pozisyonunu güçlendiren, anayasasını değiştiren, tek lider konumuna getiren, tek adam konumuna getiren ve dolayısıyla devleti, “devlet benim” diyen pozisyona kendisini taşıyan durum. Biz buna da Sarayın 15 Temmuz’u diyoruz.

ECE ÜNER- Peki Sayın Kılıçdaroğlu hemen Deniz Zeyrek’e artık sözü ben bırakmak istiyorum. Yürüyüşün 15 Temmuz vurgusu da var mı? Yani 9 Temmuz’da bitiyor olmasının 15 Temmuz haftasıyla bir alakası var mı?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Hayır, ama bir şey daha söyleyeyim izin verirseniz, bu da çok önemli. Bir Başbakanlık müşaviri darbenin olduğu akşam niye gider Adil Öksüz’le konuşur ve kim bu izni verir? Allah aşkına yani aklım almaz bunu. Başbakanlık müşaviri, sıradan bir insan değil, darbe olmuş, Akıncılar Üssü’ne gidiyorsunuz, bütün kapılar açılıyor size, gidiyorsunuz Adil Öksüz’le görüşüyorsunuz. Savcı çağırıyor sonradan, “Arkadaş sen niye gittin görüştün?” “Efendim gittim Kuran’dan bir ayet okudum, sen niye bunu yaptın diye. O da bana Kuran’dan bir ayet okudu ben bunu yapmadım diye…” Bunun için o darbe gecesi bir Başbakanlık müşaviri nasıl, hangi gerekçeyle gider, bütün kapılar açılır ve Adil Öksüz’le görüşülür. Bakın bunlar çok, bir darbenin ana unsurlarını yakalamak için bunların aydınlığa kavuşması lazım biz bunu istiyoruz. Ben bu ülkede darbe olmasını istemiyorum. Kesinlikle. Biz kendi ülkemizi yönetme gücüne sahibiz. İlla birileri gelip darbe mi yapacak? Ama 15 Temmuz darbe girişiminden yararlanılarak 20 Temmuz’da darbe yapıldı ve Türkiye ilk kez kendi tarihinde bir sivil darbenin ortasındadır.

DENİZ ZEYREK- Efendim şimdi üç şey söylüyorsunuz. Biliniyordu, önlenmedi, sonuçlarından faydalanılıyor. Sonuçlarından faydalanıldığını sürekli anlatıyorsunuz, ama biliniyordu ve önlenmedi söyleminizin arkasını dolduran çok fazla açıklamanız olamadı. Bilindiğini mesela hala aydınlanmayan bir sürü karanlık nokta var diyorsunuz. Darbenin önceden bilindiğini neden düşünüyorsunuz? Önlenebilirdi ama önlenmedi diyorsunuz. Nasıl önlenebilirdi? Bu konudaki, o iki unsur konusundaki görüşlerinizi merak ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Dönemin Özel Kuvvetler Komutanının verdiği bir ifade var. Diyor ki, “Bu tür olaylarda derhal bir kriz genelgesi çıkarırız, asker kışlayı terk etmeyecek diye. Bu bizim askerlikteki en temel kuraldır.” Ama 15 Temmuz gecesi bu talimat verilmedi, neden?

DENİZ ZEYREK- Siz neye bağlıyorsunuz? Yani hani Genelkurmay Başkanının yanlış değerlendirmesi midir? Yoksa…

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Kişisel olarak şu veya bunu suçlamak istemem. Ben sorulardan yola çıkarak cevabını aramaya çalışıyorum, hangisi doğru hangisi yanlıştır diye. Fakat sorduğum sorulara yanıt bulamıyorum, arıyorum ama bulamıyorum. O nedenle parlamento çok önemliydi, parlamentoya gelselerdi bilgi verselerdi çok önemliydi ve pek çok karanlık nokta aydınlığa çıkacaktı. Artı savcılardan görev alınmayıp da savcılar gerçekten serbest bırakılsaydı darbenin bütün boyutları çıkacaktı ortaya. Ama çıkarmadılar.

NAGEHAN ALÇI- Ama bütün emekli generaller de, askerler de açıkçası kontrollü darbe kavramının çokta gerçekçi olmadığını söylüyorlar, buna karşı çıkıyorlar yani bir yandan bu bir FETÖ söylemi, öte yandan askeri olarak baktığımızda da böyle bir şeyin kontrolü olamaz. Dolayısıyla bu tanım gerçekçi bir tanım değil diyorlar.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şimdi kontrollüden şunu tabi bizim tanımdan yola çıkarsanız adı kontrollü. Biz kontrollü darbeden neyi kastettiğimizi söylüyoruz. Bilinen, biliniyor mu? Biliniyor. Önlenmiyor, sonuçlarından yararlanılıyor. Bu kontrollü darbedir. Siz katılmayabilirsiniz tabi buna, yani illa benim söylediklerimin yüzde 100 katılın diye böyle bir düşüncem de söz konusu değil. Ama ben bu darbeyle ilgili, darbe girişimiyle ilgili çok sayıda karanlık nokta olduğunu biliyorum. Hatta işte zaman zaman şeyden de çok söz edilir, Türkiye Gazetesinde yazan Fuat Bey’di yanlış hatırlamıyorsam evet yani MİT’in TBMM’ye gönderdiği hususilerle ilgili yazı, MİT bütün bunların hepsini biliyor. Deniyor ki efendim MİT bize bilgi vermiyor. Ordu içinde istihbarat yapamıyor MİT, bize bilgi vermiyor. MİT’in gönderdiği yazı da bir özel yazı da ki bu yazı bizde var, mahkeme dosyalarında da var. Kimlerin FETÖ’cü olup olmadığını MİT zaten askere bildiriyor. Şu anda bile MİT’in FETÖ’cüdür diye tanımladığı kişiler görev başında, açın bakın biz bunları biliyoruz. Elde belgeler var, bilirkişi raporları var. Bu bilirkişi raporları üzerinde de yeteri kadar durulmuyor. 

NAGEHAN ALÇI- Bu söylediğiniz önemli çünkü TSK’nın içinde çok ciddi bir temizlenme, yenilenme olduğu söyleniyor, eğer böyle bir iddianız varsa tabi bunu isim isim de anlatmak lazım çünkü TSK’nın içi hala belli oranda kapalı bir kutu Türkiye’de. Dolayısıyla evet büyük bir orada değişiklik oldu 15 Temmuz’dan sonra ama bu iddia ciddi bir iddia yani TSK’nın içinde kimin FETÖ’cü olduğu biliniyor ve yerini koruyor diyorsanız açıkçası bunu arkasına isimlerle basmak lazım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Bilirkişiler var, yeminli bilirkişiler hazırlamışlar raporu Cumhuriyet Savcılığına vermişler. Daha da garip bir şey söyleyeyim size, o kadar çok gariplikler var ki, savcı iddianameyi hazırlıyor, Adalet Bakanlığı iddianameyi gözden geçirdikten sonra mahkemeye veriyor savcı. Bu yargıya müdahale demek değil midir? Yani alınıyor bazı bölümler çıkarılıyor iddianameden, sonra götürülüyor mahkemeye veriliyor. Niye çıkarılır bazı bölümler? Mesela bir iddianamede çıkarılıyor bir bölüm, bir cümle konuyor “üst akıl”. Kim üst akıl? Bir devletse, deyin devlet. Hurafeye göre şey mi yazılır, iddianame mi yazılır? Kim bu yazarsınız, siz savcısınız. Ama Adalet Bakanlığı diyor ki “bunları çıkarın.” Çıkarıyorlar onları, onun üzerine de garip bir şey çıkıyor ortaya. Dolayısıyla yargılama süreci sorunlu, baştaki süreç sorunlu, her şey sorunlu. Şimdi şeyi de alalım bakın Sayın Cumhurbaşkanı, eski Cumhurbaşkanı yeni AKP’nin Sayın Genel Başkanı ne diyor? Diyor ki A Haber’e yaptığı açıklama da ATV, A Haber ortak yayınında darbe gecesini anlatıyor, “Biz tabi, 3 ayrı yerde 3 uçak tutuyorduk darbecileri şaşırtmak için” diyor. Ne demek? Yani 3 ayrı yerde 3 uçak sizi bekliyorsa, sizi alıp götürecekse sizin önceden haberiniz var demektir, yani siz gecenin o saatinde uçacaksınız, uçaklar gelecek falan onu da sordu, “Peki, darbeyi öğrendiği zaman bu talimatı verdiğinde o uçaklar kalkıp hemen gelebilir mi?” “Hayır en az neresinden bakılırsa 6-7 saat geçmesi lazım” dedi, peki ne oluyor? Bilinmeyen pek çok şey var. O nedenle benim şahsen talebim ve partimizin de talebi, bu işi bir siyasal pencereden değil bu ülkenin geleceği açısından masaya yatırmamız lazım. Sağcı oluruz, solcu oluruz, ortacı oluruz neyse, hepimiz darbeye karşıysak bu işin bütün ayrıntılarıyla aydınlanması lazım. Hepimizin üzerine düşen görevdir. Eğer bu ülkede bir şeyler yapacaksak siyaset gerçek anlamda yapılsın, siyaset gerçek anlamda kirlilikten arınsın diyorsak bu 15 Temmuz darbe girişiminin önünü ve arkasını oturup bütün ayrıntılarıyla masaya yatırıp değerlendirmek gerekiyor.

ECE ÜNER- Efendim yürüyüşün ruhunu biraz konuşmak istiyoruz. Yürüyüşe dair. Şimdi “Adalet Yürüyüşü”, adalet ortak paydasında buluşturuyorsunuz görebildiğim kadarıyla partinizin neredeyse pankartı çok az kullanılıyor. Mümkün olduğu kadar yok bile.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Partimizin pankartı yok.

ECE ÜNER- Adalet ortak paydası, herkesi buluşturmak istiyorsunuz. Burada deniyor ki, referandum sonrası da bu vurgu çok sıklıkla Sayın Kılıçdaroğlu tarafından, partisi tarafından yapıldığı adaletsiz bir referandum ve sonucu olduğuna dair, ama o zaman değil de Enis Berberoğlu’nun tutuklanması sonrası neden böyle bir yürüyüş başlatıldı, birincisi. İkincisi neden eylem biçimi olarak miting değil de yürüyüş tercih edildi? Kimin fikriydi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim, 20 Temmuz darbesinden sonra, hatta 15 Temmuz’dan alayım. 15 Temmuz darbesinden sonra Türkiye’de farklı bir iklim oluştu, çok güzel bir iklim oluştu. Bütün siyasi partiler darbeye karşı, parlamentoda olsun olmasın, bütün meslek kuruluşları karşı, bütün sivil toplum örgütleri karşı ve dolayısıyla demokrasi konusunda olağanüstü güzel bir atmosfer çıktı. Sayın Başbakan bizi ziyaret etti. Biz Sayın Başbakanı ziyaret ettik, Başbakanlıkta ziyaret ettik. Dolayısıyla bir sorun olduğu zaman rahatlıkla konuşabiliyorduk. Demokrasiyi nasıl geliştirebiliriz? Bütün bunların hepsi çok güzel gelişiyordu. Sonra 20 Temmuz geldi. İlk çıkardıkları kararnameye itiraz ettim. Böyle bir kararname olmaz Kanun Hükmünde Kararname, askeri hastaneler kapatıldı, şu, bu vesaire. Bunların hiçbirisinin FETÖ terör örgütüyle ilgisi yok. Nerden çıktı bunlar? Kışın arabaya takacağınız kar lastiğini bile Kanun Hükmünde Kararname, efendim Maarif Vakfının üyelerinin huzur hakkını Kanun Hükmünde Kararname, her şey bunlarla gitmeye başladı. Bize verdikleri hiçbir sözü tutmadılar. Bakın altını özenle çiziyorum, bize yüz yüze, en azından yüz yüze bana verdikleri hiçbir sözü tutmadılar. Saraya gittik, yargı bağımsızlığı konusunda görüş birliğine vardık. Devlet Bey, Binali Bey, ben ve Sayın Erdoğan. Sayın Kalın ve Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri de oradaydı. Dedik ki tamam yargı bağımsızlığını sağlayalım. Hemen siz kimi görevlendiriyorsunuz? Biz de görevlendirelim. İki toplantıdan sonra bir daha toplantı yapılmadı. Böylece yargı bağımsızlığı kaldı. Kanun Hükmünde Kararnameler dolayısıyla, OHAL dolayısıyla Başbakanlıkta Binali Bey’le görüştüğümüzde, “Çok kısa bir süre için biz bunu uygulayacağız, çok kısa bir süre için...” Biz ona rağmen karşı çıktık. Nedeni de şuydu, bütün partiler darbeye karşıysa getirin buraya niye Kanun Hükmünde Kararname çıkarıyorsunuz diye. Çıkardılar. MHP’nin de desteği alındı Kanun Hükmünde Kararname yetkisi çıktı. Çok kısa süre dedikleri sürenin çok daha uzunu, bundan sonra hep Kanun Hükmünde Kararnamelerle Türkiye yönetilecek. Bize verdikleri sözü yine tutmadılar. OHAL kararnameleriyle ilgili dedik ki, “Bakın siz FETÖ’yle mücadele ediyorsunuz. FETÖ’yle mücadele ediyorsanız bir sorun yok. Buyurun mücadele edin biz size her türlü desteği verebiliriz, yani orduda yerleşmiş efendim işte, üniversitede yerleşmiş, bürokraside yerleşmiş tamam yapın bunları, ama bunları yaparken adil olun.” Devlet intikam duygusuyla hareket etmez, kin ve öfkeyle devlet hareket etmez. Veri varsa alırsınız, o verinin gereğini yaparsınız. Burada da tutulmadı ben çok örneklerde verdim. Yani gerçekten şimdi yeni doğum yapmış kadın 5 günlük çocuğu elinden alınıyor ve kadın 3 gün karakolda tutuluyor. Buna itiraz ettik bu yanlıştır, böyle bir şey olabilir mi? Hadi kadın suçlu diyelim iyide çocuğun ne suçu var. Bari bırakın gitsin annesinin memesini emsin, bu çocuğun süte ihtiyacı var. Emin olun buna benzer pek çok olayı defalarca ama defalarca gündeme getirdik. Ama hiçbirisine anlatamadık. Başka buna benzer pek çok konuda söz verdiler. Şöyle yapacağız, böyle yapacağız. Son Başbakanlıkta yaptığımız bir toplantıda Sayın Devlet Bahçeli, Binali Bey ve ben vardım. Dedim ki, “Bakın Kanun Hükmünde Kararname çıkarmanın cazibesine kapılmayın. Parlamento tamamen devre dışı, istediğimizi düzenleriz derseniz bu çok yanlış olur. Demokrasilerde bu doğru değil, bu yanlış olur” diye söyledim. Yine kısa süre uygulanacağı söylendi, ama ben bugün geldiğim nokta şu, ne Başbakanın bir iradesi var ne de Bakanların bir iradesi yok.

ECE ÜNER- Dolayısıyla referandum sonrası değil de Enis Berberoğlu’nun tutuklanması sonrası başlattığınız yürüyüşteki temponuz yakalamaya çalışıyoruz efendim çok sorumuz var, az vaktimiz var onun için.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Oraya geleceğim. Emin olun ben çok, her şeyi samimi olarak anlatırım her şeyi; diyebilirsiniz sizin yanlışınız da var, eksiğiniz de var. Ama ben bildiğim şeyleri samimi olarak anlatmak isterim. Milletvekilleri tutuklandı. Bir gün Grup Başkan vekillerini alarak Sayın Meclis Başkanını ziyaret ettik. Dedim ki, “Bakın Sayın Başkan, siz TBMM’nin başkanısınız. Milletvekilleri tutuklanıyor, bakın Anayasa Mahkemesinin geçmişte aldığı kararlar var. O kararlara göre milletvekilleri tutuklanmaz, yargılanır ama tutuklanmaz. Çünkü temsil yetkileri elinden alınmış olur tutuklanırsa. Bunu anayasaya aykırı buldular.” Söz verdi dedi ki, “Ben bu konuda Anayasa hukukçularından görüş alacağım.” Teşekkür ettik ayrıldık. Sonra hastalandı Meclis Başkanı, ben de bir ara hastaneye uğradım kendisine geçmiş olsun dileklerimi de ilettim. Bir süre sonra ben Akif Hamzaçebi Bey’e bizim meclis Başkan vekili CHP’li, dedim ki “Bir sorun bakalım bu Anayasa hukukçularından görüş alındı mı, alınmadı mı?” Hiçbir görüş alınmamış. Şimdi bakın bir kişiyi düşünün, TBMM Başkanı bir kişiyi düşünün ve TBMM Başkanı bana Grup Başkan vekillerinin önünde Anayasa Hukukçularından görüş alacağım diyor, ama görüş almıyor. Bu doğru değil. Arkasından Enis Berberoğlu’nun tutuklanması oldu. Enis Berberoğlu’nun tutuklanması bardağı taşıran damladır. Yani hani derler ya bıçak kemiğe dayandı.  Meclise gidiyorsunuz meclisin iradesi yok. Herkes Saraya bakıyor. Saray ne dese ona göre el kaldırıyor, ona göre el indiriyor. Yani öyle parlamentoda bir demokratik ortam, oturup tartışalım falan yok onların öyle bir şeyi yok yani, gerçekçi olmamız lazım, sadece parlamento mu öyle? Yargı da öyle, yargı da bakıyor. Almanya’da 1940’larda “Führer’e doğru” diye bir kavram vardı Führer’e doğru. Führer bir şey söyler, savcı derhal harekete geçer, iddianameyi hazırlar ve gönderir. Yine orada Adalet Bakanının söylediği meşhur bir laf vardır, hakimlere ve savcılara şunu söyler, “Önünüze gelen olayda Führer ne düşünüyorsa ona göre karar vereceksiniz…” gibi bir cümlesi var orada. Bugün aynı tablonun benzerini yaşıyoruz. Kim daha ağır bir suçlamayı yapıyor veya ceza veriyorsa, ben o kadar Sarayın gözüne giriyorum diye bir düşüncesi var, bu bende oluşan kanı.

NAGEHAN ALÇI- Ben açıkçası sizin söyleminizin bir yerden bir yere kaydığını düşünüyorum 15 Temmuz’dan itibaren. Çünkü 15 Temmuz’un hemen sonrasında bir işte Yenikapı ruhu vardı. Biraz daha Türkiye üzerinde biz olma duygusu vardı. Şimdi çok vahim şeyler söylüyorsunuz açıkçası ve bunların altının dolması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunlar çok ciddi suçlamalar. Mesela AKP içinde ByLock’çu milletvekillerini olduğunu söylediniz. Biz isimler gelsin diye bekledik, ama sizden herhangi bir isim gelmedi. Bu söyledikleriniz de çok vahim,  şimdi mesela 15 Temmuz’la ilgili kontrollü darbe, devletin içinde 15 Temmuz ve sonrasında ihmaller var derseniz, ben kişisel olarak bunu haklı bulurum ya da iddianamelerde özensizlikler var, bazı şeyler yanlış gidiyor derseniz, size katılırım. Ama buradan her şey biliniyordu ve bu şekilde yapıldı derseniz, açıkçası bunun ikna etmek için çok daha somut bir tabloyu çizmeniz gerektiğini düşünüyorum. Ve Türkiye’deki kutuplaşmayı engellemek için de aslında tam da yıl dönümüne doğru biraz daha zannediyorum bu kadar net iddialar ortaya atıyorsanız o iddiaların arkasının da nerden çıkabildiği, mesela yargıya diyorsunuz ki talimat veriyor. Adalet Bakanı Enis Berberoğlu’yla ilgili öncesinde odanın hazırlandığını söylediniz. Adalet bakanı açıklama yaptı bunun herhangi bir gerçekliğinin olmadığı yönünde.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Adalet Bakanı ben oda hazırlattım diyebilir mi?

NAGEHAN ALÇI- Ama bakın sizin söylediklerinizin bir somut kanıtının olması gerekiyor ki, kafalarda da bir resim canlansın. Çünkü hakikaten birbirinden vahim iddialar burada da zikrettikleriniz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Bakın söylediğim her şeyi kulaklarımla duyan birisiyim. Yoksa onu rahatlıkla söyleyemem. Her şeyi kulaklarımla duyan birisiyim. Bana anlatılır, bakarız, ederiz, araştırırız doğruysa dillendiririz. İki, 15 Temmuz Yenikapı ruhu. Yenikapı’ya gittim. Yenikapı’da 12 madde saydım. Dedim ki, “Bir daha Türkiye Cumhuriyeti bir darbeyle karşılaşmasın diye yapmamız gereken şunlardır” diye. Yargı bağımsızlığını söyledim, devletin kinle, öfkeyle hareket etmemesi gerektiğini söyledim, suçluların suçsuzlarla ayrılması gerektiğini söyledim. Kolektif suç kavramının doğru olmadığını söyledim. Bunların hepsini saydım. Benim dışımda da bakın benim dışımda da Yenikapı’ya gelip konuşanların hiçbirisi şunların olması gerekir veya şunları yapacağız diye bir cümle kurmadı benim dışımda. Geldiler vatan, millet, Sakarya alkış ve mesele bitti. Ama bu bizim karnımızı doyurmuyor ki, ben yargı bağımsızlığını savundum. Bugün yargı bağımsız mı? Hayır. Daha felaket hale geldi yargı, şimdi ben size şu soruyu sormak isterim, bir partinin Genel Başkanı mahkemeye hakim tayin ederse ne olur?  Düşünün ben bir partinin Genel Başkanıyım ve yetkiliyim. Tuttum hakim tayin ettim. Ben hakim tayin ettiğim zaman gerçekten o hakim sağlıklı karar verse dahi, önüne gelen kişi farklı bir siyasal görüşe sahip, demeyecek mi bu hakimi falan adam tayin etti, bu adalet dağıtamaz. Biz hakime cübbe giydirdik, ilik açtık ve önüne de düğme koyduk ve ondan sonra da çay toplamaya gittik, bu olmaz!

DENİZ ZEYREK- Şimdi tam bu noktada bir şey sorabilir miyim? Bu dokunulmazlık meselesi sizin önünüze çok getiriliyor. Yani AKP sözcüleri sizin yürüyüş kararından sonra dokunulmazlığı birlikte kaldırdık türü açıklamalar yaptılar. Siz de o zaman kürsü dokunulmazlığını savunuyordunuz ve hatırlıyorum işte hani mahkemeye çıkar, yargılanır,  adalet tecelli eder gibi bir yaklaşım söz konusuydu. Yani bir taraftan yargıyla ilgili bu düşünceye sahipken öteki taraftan dokunulmazlık kapısının aralanmasına neden müsaade ettiniz? Yani o gün dokunulmazlık kapısı aralanırken yarın bir gün CHP’li bir milletvekilinin tutuklanabileceğini adliyede mahkeme sırasında, duruşma sırasında tutuklanabileceği riskini hiç düşünmediniz mi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şöyle Anayasa Mahkemesinin kararı vardı, “Milletvekilleri tutuklanamaz yargılanır” diye. Bizim parti programımız var, parti programımızda kürsü dokunulmazlığı hariç dokunulmazlıklara karşı. Parti programını kim kabul ediyor? Kurultay kabul ediyor. Benim üstümdeki bir organ kabul ediyor, yani Genel Başkanı seçen organ diyor ki, kürsü dokunulmazlığı hariç dokunulmazlıklara karşıyız, bugün de aynı düşüncedeyiz biz. Düşüncemiz değişmedi bizim, ama yargının bağımsız olması, yargının tarafsız olması, Anayasa Mahkemesi kararlarına yargının uyması, yani bir üst mahkeme kararına bir alt mahkemenin uyması gerektiğini biz biliyoruz. Bugün Anayasa Mahkemesi otursa masanın başına karar verse, her halde eski kararından vazgeçmese “milletvekilleri tutuklanamaz” diyecek. Ama Anayasa Mahkemesi aylardır karar veremiyor niçin? Saraya bakıyor. 

ECE ÜNER- Ama efendim orda şimdi sizin vekillerinizin…

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şimdi ben buradan çok özür dilerim.

ECE ÜNER- Tam yeri onun için soracağım. İsterseniz ona da ekleyerek yanıtlayın bizi. Şöyle bir taradım, o dönemde işte Sezgin Tanrıkulu’nun sözleri var ağır siyasal sonuçlara yol açabilecek bir süreç diye. Yine Eren Erdem’in iktidar partisi terörü bitirmek için biz bu yetkiyi istiyoruz dedi, bundan sonra bitirip bitiremeyeceklerini göreceğiz ama parti programımızda da yer alıyor ama çok daha tehlikeli bir yere gidecek ve Fikri Sağlar’ın yine kendi ayağımıza sıktık, 62 milletvekili arkadaşımızı da giyotine teslim ettik gibi sözleri var. Yani o dönemde de aslında yargıya hiçbir şekilde sizler tarafından güvenilmiyordu zaten, dolayısıyla faklı bir sonuç mu bekleniyordu da destek verildi. İşte Bahçeli akılsız başın cezasını ayaklar çeker dediği “Adalet Yürüyüşü”ne de atıfta bulunuyor. Dolayısıyla nedir o dönemki motivasyon nedir?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şu anda iktidar partisi herhangi bir milletvekilinin dokunulmazlığını 160 oyla kaldırabilir. Anayasa değişikliğine gerek var mı? Yok. O zaman soru şu, niye anayasa değişikliği yapıldı? Niçin yapıldı? Referanduma hazırlık için yapıldı, biz de bu tuzağa düşmedik. Bu kadar basit, yani bir iktidar partisi herhangi bir milletvekilinin dokunulmazlığını bugün parlamento açık olsa öğleden sonra kaldırabilir. Yetkileri var, sayısal çoğunlukları var zaten. İsterlerse kaldırabilirler. Kaldı ki milletvekili dokunulmazlığıyla Bakan dokunulmazlığını da karıştırmamak lazım, milletvekili seçilmedikten sonra o kişi yine gidiyor savcıya. Milletvekilliği düştükten sonra gidip mahkum olan bir sürü milletvekili var. Ama Bakanlar öyle mi? Hayır, öyle değil ömür boyu dokunulmaz parlamento karar almadığı sürece. Bizim görüşümüz bu, biz bu görüşüşü savunuyoruz. Bizim ilkelerimiz var, kurallarımız var. Efendim mahkeme yanlış karar verir, biz yargıya güvenmiyoruz o zaman dokunulmazlığımızı koruyalım. O çifte standart olur, o demokrasi için bedel ödemekten kaçınmak olur, kaçmak olur. Biz demokrasi için bedel ödemeye hazırız. Ne olacak yani kaldırsınlar dokunulmazlığı. Hatta ben bile istedim istiyorsanız kaldırın dokunulmazlığımızı ne olacak yani? Gideceğiz. Mahkum olacakmışız, mahkum olsak ne olur? Yani sıradan vatandaş o kadar eziyet çekerken adaletsiz bir ülkede yaşamaktansa hapse girip en azından bütün dünyaya “bu ülkede adalet yoktur”u anlatmamız lazım. İşte bunu en güzel anlatacağımız yol da siyasetçinin bedel ödemesidir, haksız yere bedel ödemesidir. Siyasetçiye haksız yere bedel ödetiyorlar. Anayasa Mahkemesi kararı var mı? Var. Örnek var mı? Var. Birden fazla var mı? Birden fazla var. Niye anayasa Mahkemesi karar almaz? Niye kimse bunun üzerinde durmaz. Anayasa Mahkemesi neden korkuyor? Neden çekiniyor.

DENİZ ZEYREK- HDP’lilerin başvurusu daha sonuçlandırılmadı, onu kastediyorsunuz galiba.

NAGEHAN ALÇI- Şimdi Anayasa Mahkemesi de şunu söylüyor, “15 Temmuz’dan sonra çok büyük bir olağanüstü bir şey yaşandığı için çok büyük bir iş yükü, şimdiye kadar karşılaşılmadığı kadar on binlerce dosya ve belli kamu açısından önemli olanları öne alacağız yavaş yavaş…“

DENİZ ZEYREK- Ama bildiğim kadarıyla HDP’lilerin başvurusu galiba raportör sonuçlandırdı ve heyetin önünde bekliyor.  

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Son Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümünde, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı bir açıklama yaptı. Dedi ki, “önümüzde çok iş yığını var, yükü var” sizin ifade ettiğiniz gibi,   “ama 3 ayrı davaya bakabilirsek, pilot davaya bakabilirsek, diğer dilekçelerin tamamı benzer ve dolayısıyla tamamı biter, kısa sürede biter” dedi, doğru. Yani baktığınız zaman doğru. Fakat bir türlü o tarihten bu yana bir türlü karar veremiyorlar. Veremiyorlar, bakın vermiyorlar demiyorum, veremiyorlar. Niçin? Sarayı ürkütürüz diye. Eğer bir yargıç Sarayı ürkütürüm, Sarayı üzerim veya olur ya Saray gelir bir kanun hükmünde kararnameyle beni oradan alır, beni de götürür hapse atarsa korkusuyla eğer karar veremiyorsa o mahkeme mahkeme değildir, kimse kusura bakmasın o mahkeme mahkeme değildir.

ECE ÜNER- Bir reklam arası vermemiz gerekiyor efendim kısa, ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na sormaya devam edeceğiz. Efendim Sakarya Hendek’teyiz “Adalet Yürüyüşü”nün 267’inci kilometresinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na soruyoruz Nagehan Alçı ve Deniz Zeyrek’le birlikte. Yürüyüş temponuz o kadar hızlı ki, o kadar tempolusunuz ki, programda da ben aynı tempoyu yakalamak istiyorum. Çok sorumuz var efendim, zamanımız kısıtlı çünkü yoruluyorsunuz. Belli bir saatte de uyumanız lazım, neden miting değil yürüyüş? Kimin kararıydı sorusunun cevabı birde referandumda “Evet” kullananlarda var mı? Yürüyüşe katılanlar arasında?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Yürüyüşe katılanlardan “Evet” kullananlar var, “Evet” kullananlardan bize sempatiyle el sallayanlar var. Gelip “ben referandumda şunu yaptım, şu oyu kullandım ama sizi destekliyorum” diyenler var. “AKP’liyim ben ama sizin yürüyüşünüze destek veriyorum” diyenler var. Dolayısıyla toplumun hemen hemen her kesiminden bir şekliyle destek var. Ama bunun yanında eleştiri de var, protesto da var. Bunları da görüyoruz, bunlara da tanık oluyoruz. Ama biz şöyle bir karar aldık, bizi eleştirseler de, protesto etseler de kesinlikle bir gerginlik yaratmayacağız ve yaratmamaya da özen göstereceğiz. 12 maddelik bir metin hazırladık gelen her yürüyüşçüye bu örneği veriyoruz. “Bakın buna göre hareket edeceksiniz, sizi kızdırabilirler, hatta size küfür edebilirler, sakın ola ki bir kavgaya, dövüşe ortam hazırlamayın bu konuda çok dikkatli olun” diye. Gerçekten de beni şaşırtan boyutlarda yürüyüşe katılan herkes bunlara uydu.

ECE ÜNER- Neden yürüyüş sorusu?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Neden yürüyüş, adalet yok Türkiye’de. Adalet çok kutsal bir kavram ve bütün Peygamberlerin ortak hedefi adalettir. Dolayısıyla adaletin olmadığı bir ülkede demokrasi olmaz, adaletin olmadığı bir ülkede birlikte yaşama iradesi olmaz. Adaletin olmadığı bir ülkede farklı düşünceler olmaz. Biz kendi ülkemizde birlikte, adil bir düzende yaşamak istiyoruz. Bunun için yürüyüşün temel nedeni de bu.

DENİZ ZEYREK- Bu arada Erbakan’ın sloganını kullandınız. Rahmetli Erbakan’ın sloganını kullandınız adil bir düzen diye.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Adaletli bir düzen diyelim yani, Erbakan da adil bir düzeni savunuyor doğru. Adil bir düzen, yani sonuçta adaletli bir düzen yani kimsenin hor görülmediği, ötekileştirilmediği bir yapı içinde hep beraber yaşamak istiyoruz, yani adaletin olması lazım.

DENİZ ZEYREK- Ece’nin sorusunu ben daha net sorayım, o geceye dönelim MYK toplantısına Enis Berberoğlu tutuklandı tabi ciddi bir şok yaşandı gördüğüm kadarıyla ben Ankara’da takip ediyordum. Bu öneri kimden geldi? Yani Kemal Kılıçdaroğlu 400 kilometre yürüsün fikri size mi ait? Hiç gözünüzde büyümedi mi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- MYK’da o gün şöyle oldu, o gün zaten Çarşamba günüydü bizim Merkez Yönetim Kurulu toplantısı vardı. Merkez Yönetim Kurulu toplantısında işte günlük olaylar ve işte ilgili Genel Başkan Yardımcıları bir hafta içinde yaptıkları faaliyetleri aktarıyorlardı, geleceğe yönelik de düşüncelerimiz vardı. MYK bitti, benim Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı ve Marmaris Belediye Başkanıyla bir toplantımız vardı, Muğla İl Başkanının da olduğu bir toplantı. Toplantı sırasında içeriye Özel Kalem Müdürü girdi ve Enis Bey’in önce müebbet hapsine sonra iyi hal dolayısıyla 25 yıl ağırlaştırılmış cezaya çarptırıldığını söyleyince inanamadım tabi böyle bir şey olamaz dedim ama gerçekti. Hemen derhal MYK’yı ikinci kez topladık. O toplantı sırasında değişik öneriler geldi. Ben önce kendi düşüncelerimi açıklamadım, arkadaşların düşüncelerini aldım neler yapmamız gerektiği konusunda. Sonunda böyle bir yürüyüşe ve “Adalet” temalı bir yürüyüşe karar verdik. Bu kararı sadece benim vermem ve yürümeyi sadece benim yapmam istendi. Ben de bunu kabul ettim, tamam dedim. Gözümde büyüdü mü? Hayır, büyümedi. Yani sonuçta eğer siz haklı olduğunuza inanıyorsanız, bir davaya inanıyorsanız bunun gereğini yaparsınız, yani niçin yapmayacaksınız?   

NAGEHAN ALÇI- Açıkçası CHP’nin yürüyüş yerine miting yapması daha iyi sonuçlar doğurabilir diyen bendim. Şu açıdan, tepkinizi göstermek sonuna kadar elbette ki hakkınız. Sonuna kadar Türkiye’deki ana muhalefet partisi liderisiniz. Ancak Türkiye’nin geçmişine baktığımızda maalesef yürüyüşlerin daha fazla özgürlükle daha iyi bir dönemle sonuçlandığına pek rastlamıyoruz. Mesela daha biraz daha geriye gidelim, 27 Mayıs’a giden -ki 27 Mayıs 1960 darbesi bence Türkiye’deki daha sonra yaşanan sorunların da anasıdır-27 Mayıs’a giden süreçte 21 Mayıs’ta Harbiyeliler Yürüyüşü vardı ve CHP o yürüyüşü desteklemişti ve daha sonrasında işte bir felaketle sonuçlanan askeri darbe yaşadık. Sizden önceki CHP Genel Başkanları 27 Mayıs’ı hep olumluyorlardı, devrim olarak bahsediyorlardı. Oysa siz yanlış hatırlamıyorsam bundan 5 yıl önceye kadar Adnan Menderes’in anıt mezarına da gittiniz, ziyaret ettiniz. Dolayısıyla 27 Mayıs’a biraz öncede bahsederken darbe diye nitelediniz. Net bir şekilde darbe diyorsunuz gördüğüm kadarıyla bir kere daha sizden bunu hem duymak isterim hem de ben böyle bir endişeden bahsetmiştim. 27 Mayıs’a giden süreçteki örneği vermiştim. Daha sonraki darbe süreçlerinin öncesinde de sık sık yürüyüşler, sokak hareketleri vardı. En yakında Gezi süreci de bir sokak hareketiydi ve sonrasında açıkçası Gezi’yi başlatanlar için de çok da olumlu sonuçlanmadı. Dolayısıyla nasıl bakarsınız yürüyüş yerine yürüyüşün böyle bir tehlikeye Türkiye’de açık olmasını göz önüne alacak olursak hem de 27 Mayıs’ı siz daha önceki parti liderlerine göre farklı bir tutumla eleştirip bu anlamda CHP’yle ilgili de biz özeleştiri yapıyor musunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- 27 Mayıs’ta şöyle ifade edeyim, o dönem sağlıklı hiçbir zaman tartışılmadı. Farklı pencerelerden tartışmalar yapıldı. O dönem, 27 Mayıs öncesi Cumhuriyet Halk Partisinin mal varlıklarına el konuldu, tahkikat komisyonları kuruldu, mahkemeler tahkikat komisyonlarının verdiği kararlar mahkemelerde görüşülmeyecek, o konular kesin karar olarak kabul edilecek gibi pek çok kararlar alındı demokrasiye aykırı. Ama 27 Mayıs’a gölge düşüren temel faktör 3 kişinin idamıdır. Menderes ve arkadaşlarının idamıdır ve bu asla doğru değildir. Siyasetçi düşüncelerinden ötürü idam edilmemeli. Bakın daha geçen gün ben Mısır’da idamlara karşı çıktım, ama iktidar Mısır’daki idamlara karşı çıkamıyor. Oysa ben karşı çıkıyorum. Mısır’a iki büyükelçimi gönderdim…

NAGEHAN ALÇI- Yapmayın iktidar da çok sert karşı çıkıyor Mısır’a başından itibaren.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Bakın son idamlara çok açık ve net karşı çıktım son idamlara, bayramın birinci günü veya ikinci günüydü ama iktidar kanadından hiçbir ses çıkmadı. Büyükelçi yok çünkü orda, hiç bir şey de yapamıyorlar. Çünkü ilişkileri ya daha da bozuldu veya farklı bir noktaya doğru taşınıyor. Ama hiçbir yerde siyasi idamın olmasını doğru bulmayız. Çünkü siyasi idamlar bir toplumda derin travmalar yaratır. 27 Mayıs geçmişte bayram ilan edildi vesaire şu yapıldı, bu yapıldı, kutlandı. Sonra kaldırıldı 27 Mayıs Bayram olmaktan çıkarıldı vesaire vesaire. Geçmiş elbette ki tarihçilerin konusudur, ama bizim görevimiz nedir? Darbelerden çok çekmiş bir ülke olarak, darbeler karşısında ağır faturalar ödemiş bir ülke olarak artık siyasetçilerin önlerine bakması lazım, darbe ortamlarını yaratmaması lazım. Bakın bu çok önemli bir cümledir, darbe ortamlarını yaratmaması lazım, 20 Temmuz darbe süreci maalesef yaşadık ve Türkiye ilk kez bir sivil darbeyle karşı karşıya. Ben şu tespiti yaptım, 12 Eylül’de darbeden sonra ne oldu? 20 Temmuz sivil darbesinden sonra ne oldu? Karşılaştırın. Kaç kişi atıldı, şimdi kaç kişi atıldı? Kaç kişi hapse atıldı, şimdi kaç kişi hapse atıldı? Bütün bunların hepsini tek tek karşılaştırın, hepsi var. Aynı şeyler bir farkı yok yani. O dönemde de meclis devre dışı bırakılmıştı, şimdi de meclis devre dışı bırakıldı. Meclisin ne yetkisi var? Hiçbir yetkisi yok. Aslında bütün hepsini kanun Hükmünde Kararnameyle yapabilirler. Hiçbir yetkisi yok meclisin. 

NAGEHAN ALÇI- Yani açıkçası siyasilerin darbeye hazırladığını söylemeyi açıkçası ben biraz darbecileri yaptıklarını aklamak olarak da görebilirim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Asla.

NAGEHAN ALÇI- Yani siz 27 Mayıs’a net bir şekilde darbe diyorsunuz, devrim diyenleri kınıyorsunuz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Elbette.

DENİZ ZEYREK- Şunu mu kastediyorsunuz, yani bu darbenin bir sorumluları var, darbe girişiminin, ben 15 Temmuz’u kastediyorum. Yani işte havada uçaklar uçtu, yerde tanklar gezdi, 249 insan şehit edildi. Bunların sorumluları var o sorumluların arkasında bir organizasyon olduğunu anlıyoruz, bir terör örgütü olduğunu anlıyoruz. Elbette bunların bunun hesabını ödemesi gerekiyor. Ama sizin çizdiğiniz çerçeveden bunların yanında bir de başka bir kesim var. Onlar adaletsizliğe uğruyorlar. Bu yürüyüş biraz da onlar için adalet arayışına mı dönüşmüş durumda. Yani işte biraz önce açlık grevi yapan öğretmen ve akademisyeni anlattınız, yani ya da işte 3 günlük askerden bahsettiniz. İkisinin ayırdına nasıl varmak gerekiyor? Hükümet bunları nasıl ayırt etmeli?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Deniz Bey, bir hükümetin meşruluğu hukukun üstünlüğüne inanmasıyla başlar, yargı bağımsızlığına inanmasıyla başlar, yasalara saygıyla başlar, yargıcın verdiği kararlara saygıyla başlar. Eleştirilmez değil, eleştirilebilir ama saygıyla başlar. Şimdi bugün yaşadığımız tablo; bir, parlamento devre dışı bırakılmıştır; iki, pek çok masum insan şu anda hapistedir; üç, işimi geri istiyorum diye en masum hareketi yapan iki kişi şu anda açlık grevini hapishanede sürdürmektedir. Ki Binali Bey’e bir mektup yazdım, bunu da kamuoyuyla paylaşmadım, çünkü bunu CHP Genel Başkanı istismar etti diye denmesin diye. Dedim ki, “Sayın Başbakan yani iki kişinin açlık grevinden hapiste ölmesi Türkiye’nin demokrasi konusunda dünyadaki itibarını sarsar ve doğru olmaz bu. Lütfen bu konuya el atın” diye. Hem şifahi olarak söylemiştim bir toplantıda, hem de kendisine özel bir mektup yazarak bu konuda dikkatini çektim. Şimdi bunlar ölürse ne olacak? Ne yaptı bunlar? kanun hükmünde kararnameyle görevlerine son verildi bu insanların. Sonra? “İşimi istiyorum” diye A4 kağıda yazı yazdı o kadar...

DENİZ ZEYREK- Yani İçişleri Bakanı bu konuyla ilgili konuşurken “terörist” ifadesini kullandı açlık grevi yapanlar için. Bir de Gümrük Bakanı, dün değil önceki gün galiba, Bülent Tüfenkçi bir halkla sohbeti sırasında “biz yolları işte teröristler için yapmadık, teröristler yürüsün diye yapmadık, teröristleri destekleyenler yürüsün diye yapmadık” ifadesini kullandı. Yani terörist tanımlaması artık çok kolay kullanılmaya başlandı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Şu anda zaten o Bakan bizi de terörist ilan edebilir, yani dördümüzü de, bir sakıncası yok ki. Demokrasi kültürünü özümsememiş, demokrasi kültüründen gelmemiş birilerinin demokrasiyi anlamaları mümkün değildir. Benim haklarımı bile, yani yürüme hakkımı bile anayasanın bana verdiği hakkı bile bana lütuf olarak takdim ediyorlar, “Biz lütfediyoruz da sen yürüyorsun” diye. Pes ya, vallahi pes! Arkadaş sen kim oluyorsun! Kendini nasıl böyle yetkili görüyorsun?  Sen devlet misin? Ben yürürüm, yürürken suç işlediysem tamam eyvallah. Cam indirdim, çerçeve indirdim, elime silah aldım, gittim adam öldürdüm, tamam. Benim yürümeme sen nasıl lütuf olarak anlatırsın bunu. Demokrasi geleneğinden gelmeyen, demokrasi açısından kafası işlemeyen birisinin böyle bir suçlamayı doğrudan doğruya yapması, yürüyenlere karşı yapması gerçekten de büyük bir talihsizlik. Şimdi biz yürüyoruz, “efendim yolları teröristler yürüsün diye yapmadık…” Referandumda da demişlerdi “Hayır oyunu kullananlar teröristlerdir” diye. Yani şimdi bunlar devleti yönettikleri için devlet zaten bu halde. Ben niye yürüyorum, ben niye yürüyeyim? Benim yürümem için bir şey olması lazım, bu ülkede hak arayan insanlar var. Bir iş adamı çıkıp hakkını arayamıyor, sivil toplum örgütü hakkını arayamıyor. Efendim bir meslek kuruluşu korkudan konuşamıyor. Gazeteci kendisine oto sansür uyguluyor, işte 156’nın üstünde gazeteci hapiste. TBMM Başkanına söyledim, “Sayın Başkan, eğer bir ülkede 150’nin üstünde gazeteci hapisteyse siz ‘o ülkede demokrasi vardır’ı dünyaya anlatamazsınız mümkün değil.” Dedim.

NAGEHAN ALÇI- Peki siz toptan bu gazetecilerin tutuklanmasını yanlış mı buluyorsunuz hepsini ayırt etmeden?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Efendim şöyle, adil yargılama olursa hiçbir sorun yok, adil yargılama, ama ortada adil yargılama yok.

NAGEHAN ALÇI- Şimdi ben kendi adıma söyleyeyim, hem Cumhuriyet Gazetesi çalışanları hem Sözcü Gazetesi tutuklamalarını yanlış buluyorum ve bunu da defalarca ifade ettim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Gayet doğru.

NAGEHAN ALÇI- Ancak o 178 kişi içinde çok net bir şekilde FETÖ’nün elemanı olduğu tescilli isimler var, yani siz bunların hepsinin cezaevinde olması yanlıştır mı diyorsunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU- Ben yargıç değilim. Ama eğer siz cezalandırdığınız kişiyi delillere dayandırmışsanız hiçbir itirazım yok. Delillere dayandırmışsanız itirazım yok. Ama geldiğimiz nokta şu, öyle bir noktadayız ki, dosyanın içi boş, ama siz mahkumiyet kararı veriyorsunuz. Çünkü vermezseniz sizi de FETÖ’cü ilan edebilirler. Bu atmosfer yargı açısından tehlikelidir, dikkat çekmek istediğim nokta o. Şimdi Cumhuriyet Gazetesi yazarlarını Ahmet Şık, Kadri Gürsel… Ahmet Şık’ı alalım, daha önce Ergenekoncu diye tutuklandı ki İmamın Ordusu diye bir kitabı yazılmıştı “bu kitap bombadan tehlikelidir diye açıklamalar…”

NAGEHAN ALÇI- FETÖ tutukladı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU­­- Evet, alındı. Şimdi de FETÖ’cü diye tutukluyor. Yani aklın mantığın alamayacağı bir şey.

DENİZ ZEYREK- Yani o kitabın konusu FETÖ’nün polis teşkilatındaki organizasyonuydu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU­­- Tabi, bakın ben size bir şey daha söyleyeyim…

NAGEHAN ALÇI- Şimdi o organizasyonu çökertmek için aslında yanlışlarla birlikte çok cesur işler de yapılıyor. Açıkçası bütün yargı mensupları da biraz belki sizi dinleyip de demoralize oluyor olabilirler. Çünkü çok cesur bir şekilde bu yapının üzerine giden savcılar da, hakimlerde var bir yandan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU­­- Evet, var. İki tane cesur, bir cesur savcı ve hakim çıktı. Murat Aksoy’la Atilla Taş’ın yargısız affedersiniz tutuksuz yargılanmalarına karar verdi. Savcı istedi, hakim de karar verdi. Vay sen misin bunu yapan? Hakimler Savcılar Kurulu toplandı hem hakimi, hem savcıyı açığa aldılar. Buyurun bundan sonra kim yapacak?

NAGEHAN ALÇI- Sayın Genel Başkan gördüğüm kadarıyla Türkiye’nin esas problemi burada. Yani infirat ve tefrit arasında gidiyor. Şimdi çok haklı bir şekilde iki isimden bahsettiniz. Ama onlarla birlikte kamuoyu vicdanını çok rahatsız eden bu yapının tam da merkezinde olduğu kamuoyu tarafından bilinen isimlerle ilgili de apar topar bir tahliye kararı verildiği için hepsi birden geri alındı ve cezaevine gönderildiler. Yani siyahtan beyaza, beyazdan siyaha tavırlar gidiyor. Zaman zaman sizi dinlerken de ben böyle bir kanıya kapılıyorum ama şuraya gelmek istiyorum izin verirseniz, şimdi daha fazla demokrasi diyorsunuz, daha fazla ifade özgürlüğü diyorsunuz bunları duymak tabi ki çok güzel, özellikle sizden güzel. Çünkü CHP Genel Başkanısınız ve açıkçası CHP’nin demokrasiyle ilgili geçmişte zayıf not aldığı birçok da nokta var. Mesela biraz önce rahmetli Erbakan dediniz ama Rahmetli Erbakan’a yapılan zulümleri de desteklemişte bir parti aynı zamanda CHP.

ECE ÜNER- Biraz yürüyüşe de gelelim istiyorum…

NAGEHAN ALÇI- Oradan yürüyüşe de gelmek istiyorum, çok kısa. Siz adalet yürüyüşünün liderisiniz. Aynı zamanda benim aklıma 2008 yılında AKP’ye açılan kapatma davası geliyor. Fevkalade haksız ve son derece saçma sapan bir iddianameyle açılmıştı o dava ve siz o dönem Genel Başkan değildiniz, Grup Başkan vekiliydiniz. Ama o dönem CHP bu davayı desteklemişti hatta o dönemin Genel Başkanı Ankara’da yargıçlar varmış gibi ifadeler kullanmıştı. Siz bugün CHP Genel Başkanı olarak CHP’nin geçmişteki bu tavırlarına yönelik bir öz eleştiri yapıyor musunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU­­- Efendim, biz bir siyasal partinin kapatılmasını istemeyiz. Yani suç işlemediği sürece, yasalara saygılı olduğu sürece kapatılmasını istemeyiz. Ama herkesin kendi düşüncesini rahatlıkla açıklayabileceği tablo hepimizin ortak özlemi olmak zorundadır. Herkes benim düşüncelerime katılmak ve bende herkesin düşüncesine katılmak zorunda değilim. Ama bir masanın etrafına uygar insanlar gibi oturup tartışabilmeliyiz, konuşabilmeliyiz. Eksiğimiz nedir, yanlışımız nedir bunları görebilmeliyiz. Ben şunu söylemiyorum, yani biz hiç hata yapmadık, biz her şeyi doğru yaptık. Bunu söylersem önce ben inanmam. Neden? Hata insana mahsus bir şeydir. Eksiğimiz olabilir, yanlışımız olabilir, hatamız olabilir ama geldiğimiz nokta bizim demokrasiye, bizim adalete ihtiyacımız var. Geldiğimiz nokta budur.

NAGEHAN ALÇI- Hatırlattıklarımı hata olarak nitelendiriyor musunuz? 2008’deki CHP’nin tavrını ya da 28 Şubat sürecinde Erbakan’a…

KEMAL KILIÇDAROĞLU­­- Efendim bakın Erbakan’ın 28 Şubat süreci de doğru bir şey değildir. Biz bunu da söyledik, ben bunu da söyledim ifade ettim.

ECE ÜNER- Bugüne gelelim istiyorum efendim çok vaktiniz dediğim gibi dar. HDP meselesi şimdi siz başından beri adaletsizliğe uğrayan her kişiye kapımız açık, yürüyüş yolumuz açık diyorsunuz. Şimdi burada ince bir çizgi var. Zira HDP yarın net kararı alacak. Ama belki de bir grup kararı olarak yani bizi temsil eden siyasilerimizin katılacağı bir yürüyüş olabilir. Ama bunun kararını biz veririz şeklinde bugün bir açıklama yansıdı basına. O noktada nasıl bir tavır almayı düşünüyorsunuz? Başında programın sordum, “Edirne’ye yürümeyeceğiz, Maltepe’de bu iş 9 Temmuz’da bitecek” dediniz. Yine de Edirne kısmını da sorayım ve HDP konusundaki tavrınızı sorayım?

KEMAL KILIÇDAROĞLU­­- Şimdi şöyle, bu “Adalet Yürüyüşü”nde bir tane bile 6 oklu CHP Bayrağı görmezsiniz yoktur. Bu bir “Adalet Yürüyüşü”, 80 milyonu ilgilendiren bir yürüyüş. Adalet kim tarafından arzu ediliyorsa ve kim haksızlığa uğradığını düşünüyorsa gelip bu yürüyüşe katılabilir. Ben bir partinin Genel Başkanı olmaktan çok bir kişi olarak katılıyorum ve Güvenpark’ta da dedim zaten, “Kemal Kılıçdaroğlu olarak tek başıma İstanbul’a yürüyeceğim” dedim. Bir parti olarak yürüyeceğimizi asla söylemedik. Dolayısıyla bizim bugün, bu yürüyüş kolunda katılanlar, ayrılanlar da var. Her partiden insan var emin olun. MHP’den de var, BBP’den de var, HDP’den de var, ÖDP’den de var, Emek Partisinden de var, DSP’den de var. Her partiden insan geliyor, bir şekliyle şikayet ediyor. Adaletsizlik varsa ben de burada olayım diye geliyor. İki adım yürüyeyim diyen ve bunun için ben iki adım bana izin verin Genel Başkanın yanında yürüyeyim diyen yaşlı kadınlar da var, engelliler de var. Mesela Muhsin Yazıcıoğlu’nun dosyası kapatıldı değil mi? Kapatıldı. Gerçekler ortaya çıktı mı? Çıkmadı. Çıkması lazım mı? Çıkması lazım. Adalet mi istiyorlar? Adalet istiyorlar. O zaman yürüyeceksin kardeşim, o zaman yürüyeceksin. Hem dosya kapanacak, hem adaleti sadece seslendireceksin. Ya biz adalet istiyoruz, vermiyorlar sana vermiyorlarsa yürüyeceksin. Tabi yürüyeceksin derken kıracaksın, dökeceksin anlamında değil. Yürüyeceksin, sesini duyuracaksın. Miting, Nagehan Hanım söylemişti, “Miting CHP’nin geleneklerinde var niye miting yapmadınız” diye, emin olun miting yapsaydık bu yürüyüş kadar etkisi olmazdı. Bu yürüyüş kolu nedir biliyor musunuz? AKP’nin en çok oy aldığı bölgelerdir bunlar. Ve beni şaşırtan bu bölgelerde bize gösterilen ilgidir. Protestodan çok daha fazla bize gösterilen ilgidir. Geldiler bize evet, adalet konusunda sizi destekliyoruz dediler. Evet adalet, bu ülkede adaletsizlik var. Haksızlık var yani.

 

ECE ÜNER- Yarın HDP bir grup kararı aldı ve katılmak istiyoruz dedi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Oraya da geleceğim. Bakın hiç kimsenin parti kimliğiyle katılmasını doğru bulmuyoruz ve istemiyoruz. Parti kimliğiyle yani efendim işte biz geldik, bilmem X partisinin bayraklarıyla biz de buraya.

NAGEHAN ALÇI- Bireysel olarak herkes gelebilir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi bireysel olarak herkes gelebilir.

NAGEHAN ALÇI- Yani mesela Fetthullahçılar da gelebilir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim alnında yazmıyor ki Fetthullahçı, ben nerden bileceğim? Belki de vardır bu yürüyüşün içinde, belki de vardır Fetthullah Gülen’e sempati duyan da vardır, belki de yoktur bilmiyoruz.

NAGEHAN ALÇI- Kamuoyu tarafından bilinen, yani kapımız herkese açık diyorsunuz. Çünkü bazı isimler geldiğinde Atatürkçü tabanda bir takım rahatsızlıklar oldu. Bazı yazarlar eleştirdiler. Dolayısıyla siz kim olursa olsun mesela Emine Ayna gelebilir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kim haksızlığa uğradığını düşünüyorsa, bilmiyorum tabi kim haksızlığa uğradığını düşünüyorsa siyasi parti kimliği kullanmaksızın, siz de bir haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız siz de buyurun gelin, yürüyebilirsiniz bir engel yok ki. Yani ben gelen kişiye bakıp da dur bakayım bu hangi partiden, bu işte bilmem nereden diye karar veremem. Yani bizim vereceğimiz karar şu, bu ülkede adalet sorunu var. Adalet yok bu ülkede, adaletsizlik var, haksızlık var, her alanda var. Bakın bunu da çok net söylüyorum. Adaletsizlikten şikayet ediyorsan “Adalet Yürüyüşü” yapıyoruz. Elimizde başka bir slogan yok. “Hak, hukuk ve adalet” diyoruz o kadar. Hak istiyoruz, hukuk istiyoruz, adalet istiyoruz ve kim istiyorsa gelir. Ama falan partinin bayrağı, falan partinin bilmem işte, biz bunu doğru bulmuyoruz.

NAGEHAN ALÇI- Adalet yürüyüşü yaparken adaletsizliğe uğrama korkunuz var mı? Örneğin işte “7 Temmuz’da milletvekillerine uzanabilir bu FETÖ soruşturması ve CHP’li vekillere de uzanabilir” şeklinde haberler yer aldı. Az önce söylediğim işte örneklerden yola çıkarak bu yolun sonunda kişisel bazda adaletsizliğe uğrarım diye bir…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir beklentim var. FETÖ’nün siyasi ayağı henüz ortaya çıkmış değil, niçin FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkmıyor? FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkmasını istiyoruz. FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkmazsa mevcut iktidar FETÖ’yle iş birliği olduğu içindir. Başka bir nedeni yoktur. Çıkmalıdır, FETÖ’nün siyasi ayağı mutlaka ortaya çıkmalıdır. Kim destek verdi, kim bu adamları devletin bütün kurumlarına yerleştirdi? Ben bunu bilmeden ne yapacağım? “Efendim bizi kandırdılar.” Siz çocuk musunuz sizi kandırsınlar! Siz çocuk musunuz, devleti yönetiyorsunuz! Size söylüyorlar, Milli Güvenlik Kurulu oturuyor karar veriyor, sizin Başkanlığınızda karar veriyor, “Yapmayın etmeyin FETÖ bu kadar tehlikelidir” diyor. Yapmayın. Biz 15 Temmuz darbe girişiminin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkmasını istiyoruz. Ne için? 249 şehit için. 249 şehidin kanı yerde kalmayacak. Eğer onların kanı yerde kalırsa ben bunun hesabını sonuna kadar sorarım. Ne derlerse desinler, hapse mi atıyorlar, atmazlarsa namerttirler! Ne demek ya, 249 kişi hayatını kaybedecek darbenin kimler tarafından yapıldığı, arkasında kimlerin olduğu, hangi siyasi otoritenin olduğunu biz öğrenemeyeceğiz, olmaz!

 

NAGEHAN ALÇI- Yani siz neyi burada ima ediyorsunuz? Hangi siyasi otorite derken, açıkçası 15 Temmuz’un arkasında kimler olduğu, bu darbeyi kimlerin yaptığı aşağı, yukarı herkesin gözünün önünde yani ifadelerde öyle. 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim, benim gözümün önünde değil!

NAGEHAN ALÇI- Yani siz bunun bir FETÖ darbesi olduğu noktasında hem fikir değil misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet FETÖ darbesi.

NAGEHAN ALÇI- Dolayısıyla…

Kemal KILIÇDAROĞLU- FETÖ darbesi de, darbecileri kim oraya getirdi? Bakın uyarıya rağmen, devletin uyarısına rağmen FETÖ’cüleri oraya kim getirdi? Ben bunun hesabını sormazsam olmaz, 249 şehidin kanı yerde kalır.

NAGEHAN ALÇI- Tabi bir takım yavaş yavaş resim netleşiyor. Bazı şeyleri hala yavaş yavaş öğrensek de şu söyleniyor, “Yaklaşan YAŞ’la birlikte çok ciddi bir değişiklik olacaktı TSK’nın içinde bunun haberi sızdığı için bu darbenin öne alındığı” da söyleniyor. Yani TSK’nın içinde böyle bir yapının bertaraf edilmesi için bir takım çabalar da vardı. Tabi çok tehlikeli ve yaygınlaşmış bir terör örgütünden bahsediyoruz bir yandan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nagehan Hanım size bir örnek daha vermek isterim, belki siz de yoktur. Kalın bir dosya, o dosyanın içinde ordudaki bütün FETÖ örgütlenmesi tek tek bakın tek tek yazılmıştır. Nerede, kimler örgütlenmişlerdir. Yapıları nedir? Bütün ayrıca kim, nerede, neler yapıyor, köy köy bu tespitler yapılmış ve bu tespitlerin tamamı dönemin Genelkurmay Başkanına sunulmuştur. Neden? İktidar FETÖ’yü o dönemde desteklediği için, dosyayı inceleyin diye.

DENİZ ZEYREK- İlker Başbuğ’u mu kastediyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, o dosya kapatılmıştır. Şu anda hapistekiler tarafından.

ECE ÜNER- Sayın Kılıçdaroğlu bir diğer soru…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben size arzu ederseniz o dosyayı verebilirim. Yani bakın, “Bunları devlet bilmiyordu…”, sakın bunu söylemeyin! Tamamını, ama tamamını devlet biliyordu. Kimin ne yapacağını da gayet iyi biliyorlardı. Herkes biliyordu. Hiç kimse birbirini kandırmasın. Aynı menzile yürüyen insanlar, bir ipte iki cambaz oynuyordu, biri düşecekti, biri düştü zaten. İşin gerçeği budur. Ben size, bakın o dosya o kadar ayrıntılı bir dosya ki düşünüyorsunuz bütün bu ayrıntıları bu devlet biliyor. Bilmemesi mümkün değil. Ama siz alıyorsunuz tek tek yerleştiriyorsunuz. Şu soru acaba niçin sorulmuyor? Sınav soruları çalınıyor, kim çaldı sınav sorularını? ÖSYM’yi kim ele geçirdi, TÜBİTAK’ı kim ele geçirdi, kim onlara teslim etti? Biz bunların hepsini biliyoruz. Siyasi ayak ortaya çıkmadan bu dava bitmez. 3 tane Paşa’yı içeri atmışsınız bunun hiçbir önemi yok. Bakın eğer devleti devlet yapacaksanız, devleti hukukun üstünlüğüne inanan bir kurum yapacaksanız, devlet gerçekten de birilerine değil de vatandaşa hiç bir ayrım yapmaksınız hizmet edecekse, o zaman bunun siyasi ayağının ortaya çıkması lazım.

ECE ÜNER- Sayın Kılıçdaroğlu bir iki soru daha var aynı birbiriyle bağlantılı. Sayın Kılıçdaroğlu aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı adaylığına yürüyor, ya da adaylığına mı yürüyor diye soranlar var, birinci sorum bu. Diğeri de bu aslında parti içi muhalefete de bir yürüyüş, liderliğini çok sağlamlaştırdı bu yürüyüşüyle, çünkü eğer olmasaydı sesler yine çatlak sesler çıkmaya başlamıştı. Hatta işte Muharrem İnce Haziran başına yine bir toplantı yapacaktı, bayrak açılacaktı şeklinde. Onu pekiştirmek için daha çok diyenler de var. Hatta işte Bahçeli’nin bu yönde bir Tweeti de oldu. Ne dersiniz her iki soruya da tek tek? Bir, Cumhurbaşkanlığı adaylığı; iki, parti içi muhalefet?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben ilke olarak bir partinin Genel Başkanının Cumhurbaşkanı adayı olmasını doğru bulmuyorum. Referandum süresinde de bunu dile getirdim. Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı özel bir makamdır ve 80 milyonu temsil etmesi lazım, orası hepimizin ortak paydasıdır. Benim de benim gibi düşünmeyen insanların da ortak paydasıdır Cumhurbaşkanlığı. Dolayısıyla oraya bir siyasal partinin Genel Başkanını getirip oturtmayı çok doğru bulmuyorum. O zaman adını değiştirirsiniz Cumhurbaşkanı demezsiniz. Falan partinin Genel Başkanı gider orada oturur, dolayısıyla adı da Cumhurbaşkanı olmaz, başka bir makam olur, başka bir tanımlama yaparsınız. Ama hem Cumhurbaşkanı hem partinin Genel Başkanı asla doğru bulmuyorum ve bunu eleştirdim, eleştirmeye de devam edeceğim. Dolayısıyla ben dikkat ederseniz Sayın Erdoğan için Cumhurbaşkanı deyimini kullanmamaya özen gösteriyorum, “AKP’nin Genel Başkanı” diyorum. Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı bana göre şu anda boş. Yani o makamda birisi oturuyor, ama oturan kişi bir partinin Genel Başkanı.

İkinci soru, partinin içinde işte çatlak sesler vesaire… Şimdi bizi diğer partilerle karıştırmamak lazım, bizim partiyle diğer partiler arasında fark var. Bizim partimizde insanlar düşüncelerini rahatlıkla ifade edebiliriler. Bizim partimizde demokrasi var aslında,  tek adam rejimi yoktur bizde. Tabi şu çok önemlidir yalnız, demokrasi var ama ben her istediğimi yaparım. Hayır, bu olmaz. Eğer bir partiye üyeyseniz o partinin programına, o partinin ilkelerine, o partinin kurallarına uyarsınız. Eğer kurallarına uymazsanız kimse kusura bakmasın, o zaman partiden ayrılırsınız. Bunu da yapıyoruz. Bunun da böyle olması lazım, düşüncem bu,  yoksa bizim partinin Parti Meclisi toplantılarında, MYK toplantılarında, kapalı grup toplantılarında yönetim oturulur, eleştirilir ki biz eleştirilerden ders çıkartmasını da bilmek zorundayız. Yani benim hatam varsa eğer benim milletvekili arkadaşım benim hatamı bana söylemiyorsa, o benim gerçek arkadaşım değildir. Benim eksiğimi bana gelmeli söylemeli. Sayın Genel Başkan şurada şu eksiğiniz var, şurada şu yanlışınız var diyebilmeli. Ben de oturup bakmalıyım, evet yani bir yanlışım olabilir, eksiğim olabilir, tamamlarız. Dolayısıyla bizim yapımız, demokrasiyi bu ülkeye getiren bir parti olarak ifade edeyim, bizim yapımız böyle otoriter parti gibi değil.

ECE ÜNER- Değil ama genel merkezciler, muhalifler vardı. Şimdi bu yürüyüş CHP’yi birleştirdi der misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Birleştirdi. Sadece CHP’yi değil, aslında yani adalet isteyen herkesi üç aşağı beş yukarı birleştirdi.

DENİZ ZEYREK- Efendim şimdi siz biraz önce hani Muhsin Yazıcıoğlu dosyasından bahsederken dediniz ki, oturup adalet istiyoruz dillendirmekle olmuyor, vermiyorlar işte dediniz. Şimdi sizin bu yürüyüşünüz 9 Temmuz günü bitecek. Bir mitingle bitireceğinizi anladık. Şimdi AKP’de de şöyle bir eğilim var, yani bu sizin yürüyüşünüz meselesi sorulduğunda İçişleri Bakanı takip ediyor işte jandarmayla, polisle yürüyüşün güvenliğini sağlıyor vesaire gibi bir sınır çizilmiş vaziyette ve 10 Temmuz sabahı o mitingden sonra adalet isteğiniz yanıtsız kaldığında ne olacak? Yani bu yürüyüşünüzün muhasebesini yaptığınızda şu eksik oldu, şu yanlış oldu, şu yürüyüş amacına ulaşmadı vesaire gibi bir değerlendirme yapmak için oturduğunuzda neleri dikkate alacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi elbette ki bu yürüyüşün bir değerlendirmesi olacak, yani parti olarak biz kendi içimizde bir değerlendirme yapacağız. Bizim dışımızda sizler gibi gazeteciler, üniversite hocaları, belki sosyal bilimciler onlar da kendi açılarından bir değerlendirme yapacaklar. Ama benim şahsi samimi düşüncemi sormak isterseniz, işte biz bu yürüyüşü yaptık, adalet arayışı içindeyiz, dolayısıyla iktidar hemen derhal masaya yatırdı, dur bakalım gerçekten bizim bir adaletsizlik yaptığımız bir uygulama varsa bunu düzeltelim. Böyle bir arayışa girer mi? Hayır girmez. Niye girmez? Çünkü iktidarın bunu yapabilecek kapasitesi yok ki. İradesi de yok. Bir kişiye bağlı, bir kişinin arzusuna ve isteğine göre ancak bu gerçekleşebilir. Dolayısıyla hani Başbakan, efendim işte geldi burada bir haksızlık yapmışız bunu düzeltelim, ya da şu şöyle oldu, evet doğrudur, bunun böyle olması lazım, bunu düzeltelim diye bir arayışa gireceklerini sanmıyorum. Ama biz bunu yapmakla toplum üzerine giydirilen korku gömleğini yırttık. Halka gelecek vadettik, umut vadettik. Sen kardeşim düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilirsin. Biz Ankara’dan İstanbul’a bunun için yürüyoruz, demokrasi için yürüyoruz, “Adalet” için yürüyoruz. Bu ülkede adaletsizlik var, ama adaletsizliği kaldırıp adaleti bu ülkeye getirmek mümkün, biz milyonlarız ama gücümüzün farkında değiliz.

ECE ÜNER- Bu yürüyüşten sonra başka eylemler olacak mı sorusunun yanıtı, bu daha başlangıç diyorsunuz ya neyin başlangıcı efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle, şimdi bu yürüyüşten sonra bizim taleplerimiz olacak. Yani biz bu yürüyüşü niye yapıyoruz, bunu mitingde açıklayacağız, şunları istiyoruz biz, neyi istediğimizi anlatacağız. Yenikapı’daki mitingde nasıl 12 madde halinde bir daha darbe olmasın bu ülkede, demokrasiyi nasıl güçlendiririz diye 12 madde saydıysam, burada da adalet talebimizi sayacağız. Söyleyeceğiz yani şu gerekçeler olmalı ve bu ülkede o zaman adalet olur, hep birlikte farklı düşünceler bir araya gelir, oturur konuşabiliriz diye. Bunlar olmazsa, bunlar olur mu? Ben bu iktidarın bunları yapacağını düşünmüyorum. Neden? Nedeni de şu, onu da çok samimi söylüyorum, demokrasi kültüründen nasibini almamış bir yapının ülkede demokrasiyi geliştireceğine inanmıyorum. Çünkü otoriter, giderek otoriterleşen bir yapı demokrasiden uzaklaşıyor. Otoriterleştikçe daha güçlü olduğunu fark ediyor, aslında giderek zayıflıyor.

NAGEHAN ALÇI- Sayın Genel Başkan ben bir soruyla, yürüyüşle ilgili sormak isterim. Çünkü siz biraz önce önemli bir şey söylediniz, dediniz ki kapımız herkese açık, bir parti amblemi vesaire taşımadığı sürece herkese açık. Yani oradan şunu mu anlamalıyız, mesela Akın Öztürk’ün eşi de gelse adalet arıyorum diye, çünkü onlarda haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben tanımıyorum ki Akın Öztürk’ün eşini.

NAGEHAN ALÇI- Darbeyi yöneten komutanlardan biri, ya da TBMM meclisini bombalayan Kubilay Selçuk’un eşi de gelse ona da kapınız açık mı, onlar da sizinle birlikte yürüyebilirler mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eşi geldi, Genel Merkez’e geldi, kabul edilmedi.

NAGEHAN ALÇI- Buraya da kabul edilmez…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bilmiyoruz ki tanımıyoruz. Şimdi bakın şu anda bu yürüyüş kolunda provokatörler de çıktı. Biz onları gördük ve onları ayırdık. Bilmiyoruz ama onların hareketlerinden ve yaptıkları eylemlerden hemen rahatsızlık duyduk ve onları bir şekliyle ayırdık. Bilmiyoruz. Yani ben şimdi size desem ki, ya şu geldi biz bunu kabul etmedik. Ama tanırsam, tanımıyorsam ne yapabilirim? Ama demokrasiye inanıyorsa, bakın adı üstünde demokrasiye inanıyorsa ve adalet arıyorsa bizim açımızdan bir sakınca yok. Parti kimliği kullanmayacak, bir tüzel kişilik olarak, parti tüzel kişiliği olarak gelmeyecek. Sade vatandaş şimdi bizim yürüdüğümüz Maltepe’de miting yapacağız. Kim kimdir?

NAGEHAN ALÇI- Parti Genel Merkezine gelen kimdi, kimin eşiydi? Bunu hani haber değeri olduğu için soruyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Meclisi bombalayanlardan birisinin eşi, ben tabi şu anda bilmiyorum,  ama geldi fakat biz kabul etmedik.

ECE ÜNER- Peki süremizin sonuna geldik efendim yorgunsunuz günde ortalama 20 kilometre yol kat ediyorsunuz. Ama gayet de iyi gördük sizi. Devam diyorsunuz değil mi sonuna kadar gidebilecek haldesiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, devam edeceğiz. İstanbul’da umarım güzel bir mitingle bunu sonlandırırız. Ama demokrasi ve adalet talebimiz hep devam edecek. Adaletten yana kim varsa biz İstanbul’da da mitingde de kendilerini bekliyoruz. Adaleti savunmak hepimizin ortak görevi olmalıdır. Hiç kimseyi baştan suçlu ilan etmiyoruz. Suçluları ancak mahkemeler belirleyebilir. Biz ancak eleştirebiliriz, yanlışlarını söyleyebiliriz ama adaleti savunmak hepimizin ortak görevi.

DENİZ ZEYREK- Efendim Enis Berberoğlu sizi izliyor mu? Bilginiz var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Enis Berberoğlu büyük bir ihtimalle bizi izliyordur. Buradan kendisine selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz. Moralini bozmasın Enis Bey. Enis Bey haklı, Enis Bey gerçekten uzun yıllar da güzel bir gazetecilik yaptı, yani iyi bir gazetecilik örneği verdi. Parlamentoda da görev yaptı kısa bir süre de olsa MYK’da da görev aldı. Son derece başarılı, çalışkan bir milletvekili arkadaşımız. Bir haksızlığa uğradığına yürekten inanıyorum. Umarım düzelir.

ECE ÜNER- Sayın Kılıçdaroğlu çok teşekkürler, Nagehan Alçı, Deniz Zeyrek çok teşekkürler. Sorularımızı yanıtladığınız için, bizi burada ağırladığınız için. Sakarya Hendek’te yürüyüşün 267’inci kilometrsinde CHP lideri Kemal Kılıdaroğlu sorularımızı yanıtladı. Bizden bu kadar efendim, izlediğiniz için teşekkür ederiz, iyi akşamlar.