24.03.2018
5001
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ZONGULDAK’TA DÜZENLENEN TAŞKÖMÜRÜ ÇALIŞTAYI’NDA KONUŞTU
(24 MART 2018)


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye Taş Kömürü Kurumunun yeniden ayağa kaldırılması lazım. Yeniden kömür üretmesi lazım. Yeniden işçi istihdam etmesi lazım. Kesinlikle kömür ithalatının zorunlu olmadıkça yasaklanması lazım. Ne demek kömür ithalatı, memlekette kömür var, kesinlikle yasaklanması lazım” dedi.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, CHP Enerji Politikaları Birimi tarafından Zonguldak’ta düzenlenen Taşkömürü Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:



Efendim hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Önemli bir toplantıyı gerçekleştiriyoruz. Benden önce kömürle ilgili düşüncelerini aktaran, önerilerini aktaran bütün arkadaşları büyük bir dikkatle dinledim. Soruna aslında hepimiz vakıfız. Kömürün Zonguldak için ne kadar değerli olduğunu da hepimiz çok iyi biliyoruz.

ENERJİ KAYNAKLARI BÜTÜN DÜNYADA STRATEJİK ÜRÜNDÜR

Bazı ürünler vardır ki dünya genelinde stratejiktir, bazı ürünler vardır ki bölge genelinde stratejiktir. Onlara stratejik ürün denir. Örneğin, fındık Karadeniz için stratejik üründür. Çünkü başka bir gelir kaynağı yok. Çay, Rize için stratejik üründür. Kömür Zonguldak için stratejik üründür. Çünkü burada yaşayanların temel gelir kaynağını, bölge ya doğal olarak veya insanın emeğiyle kendisi oluşturmaktadır. Kömür neden stratejik üründür? Çünkü ana geçim kaynağı kömür. Fındık neden stratejik üründür? Çünkü ana geçim kaynağı fındık. Çay neden stratejik üründür? Ana geçim kaynağı çay olduğu için. Stratejik ürünlerin şöyle bir özelliği var, stratejik ürünlerde devletler kar, zarar hesabı yapmazlar. Çünkü orada önemli olan insandır. İnsan geçim kaynağını sağlayabiliyorsa ve elde edilen ürün onun geçimi için temel unsursa devlet kar, zarar hesabı yapmaz. Tabi bu şu anlama gelmesin, sürekli zarar eder. Hayır. Ama kar, zarar hesabı yapmaz. Rasyonel davranmak zorundadır. Çünkü sonuçta dokunduğumuz kişi insandır.

Stratejik ürünler bir de Türkiye değil dünya genelinde vardır. Bor madeni gibi, petrol gibi, uranyum gibi, toryum gibi, onlar da dünya genelinde stratejik ürünlerdir bakıldığı zaman. Enerji kaynakları bütün dünyada stratejik üründür.

21.yüzyılda bir şey daha var. İnsan beyni dünyanın en stratejik ürünüdür. Çünkü yaptığınız bir yazılım dünya çapında kabul görüyorsa olağanüstü başarılara imza atmış oluyorsunuz. Ve şimdi 21.yüzyılda bütün gelişmiş ülkeler en parlak beyinleri kendi ülkelerine çekmek istiyorlar. Gel diyorlar üniversitede hocaysan, gel diyor buluş yapacaksan her türlü imkanı sana vereceğim. Vatandaşlık mı istiyorsun onu vereceğim, para mı istiyorsun onu vereceğim. Dolayısıyla yetişen insanları kendi ülkelerine bir şekliyle çekmek istiyorlar. Bizim gibi ülkeler, Hindistan gibi, Çin gibi ülkelerde düşünen beyinler, genellikle kalkınmış ülkelere doğru gidiyorlar. Onların üniversitelerinde ders veriyorlar, oralarda kurulan silikon vadilerinde olağanüstü katma değeri yüksek ürün üretmede katkı yapıyorlar.

BÜTÜN SAVAŞLARIN NEDENİ ENERJİ KAYNAKLARIDIR

Enerji bütün dünya için önemlidir. Ve bütün savaşların arka perdesine baktığınızda savaşın nedeni aslında enerji kaynaklarıdır. Buyurun bakalım petrole, petrol yataklarını kim çalıştırıyor? Ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerin yaşadığı yerlerde yeraltında olağanüstü bir zenginlik var. Ama yerin üstünde de felaket bir yoksulluk var. Çünkü o petrol kaynaklarını o devletlere işletmiyorlar, çalıştırtmıyorlar.

Bir örnek vereceğim, dünya savaşlarının çıkışlarına bakın enerji kaynakları yüzünden savaşlar çıkmıştır. Almanya’yla Fransa’nın yıllar yılı süren savaşları, Avrupa’da çıkan birinci, ikinci dünya savaşları hep enerji kaynaklarına, kim yakalayacak, kim sahip olacak diye çıkmıştır. 1951 yılında Avrupa bir araya gelmiş, ya biz niye savaşıyoruz, kömür için savaşıyoruz. Belli yerlerde kömür var kömürü kim elde edecek, kim bu stratejik ürüne sahip olacak. 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruluyor. Düne kadar savaşın gerekçesi olan kömür 51 yılından sonra Avrupa’da barışın gerekçesi oluyor. Ve bugün AB’nin varlık nedeni savaşı bitirmektir. Avrupa Kömür ve Çelik Birliği olarak kuruldu, daha sonra Avrupa Ekonomik Topluluğuna evrildi, şimdi artık AB. Hem ekonomik, hem siyasal açıdan bir kaynaşma var. Biz de acaba bu kaynaşmanın, bu barış entegrasyonunun içinde nasıl yer alabiliriz, bizi kabul ederler mi, etmezler mi diye özel olarak çaba gösteriyoruz.

CUMHURİYETİ KURANLAR, 1921’DE SAVAŞ DEVAM EDERKEN MADEN İŞÇİLERİNİN HAKLARINI KORUYAN İLK YASAYI ÇIKARDI

Enerji kaynakları konusunda en dikkatli liderlerden birisi de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Hem savaşı çok iyi bilir, çünkü bütün hayatı savaş meydanlarında geçmiştir. En bilmediği alan ekonomidir ve o nedenle ilk yaptığı iş İzmir’de İktisat Kongresini toplamaktır, biz bu memleketi nasıl kalkındıracağız diye. Çünkü Gazi Mustafa Kemal bağımsızlığın ekonomik zaferlerle taçlandırılmadığı zaman korunamayacağının bilincindedir. Ekonomik olarak güçlü olursanız kendi bağımsızlığınızı koruyabilirsiniz. Osmanlının batışı ekonomik bağımsızlığının olmamasından kaynaklanıyor. Duyunu Umumiye’nin kurulması, Duyunu Umumiye’de çalışan memur sayısı, Osmanlının Maliye Bakanlığında çalışan memur sayısından fazladır. Osmanlının bütün gelirlerine el koymuşlardır alacakları için, kapitülasyonlar vardır. Bu gerçeği Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları gayet yakından biliyorlar.

Az önce sendika başkanımız güzel bir konuşma yaptı Milli Mücadeleyle ilgili olarak. 10 Eylül 1921 yılında çıkan 151 sayılı kanundan söz ettiniz. Ama 28 Nisan 1921’de bir kanun daha var o da 114 sayılı kanun. O da Zonguldak ve Ereğli kömür havzasında kömür tozlarının amele yararına kullanılması, Amele Derneğine verilmesiyle ilgili, “Kömür tozları var, para ediyor bu tozlar, ama bu tozları ihaleyle satmayalım kömür işçilerine verelim” demiştir. İlk çıkan kanun budur. O 28 Nisan 1921’de. Daha sonra burada çalışan işçilerin haklarını güvence altına almak için Sayın Genel Başkanın söylediği 10 Eylül 1921’de bugün Amele Birliği dediğimiz ve işçi haklarını koruyan, bizim de ilk sosyal güvenlik yasamızdır bu yasa. Maden işçilerinin haklarını koruyan ilk sosyal güvenlik yasasıdır ve dolayısıyla cumhuriyeti kuranlar 1921’de daha savaş meydanlarında askerler savaşırken, 1921’de İzmit işgal edilirken düşman askerleri tarafından, TBMM kömür havzasına Zonguldak’a önem veriyor, işçiye önem veriyor ve işçinin haklarını güvence altına almak için 1921 yılında iki ayrı kanun çıkarıyor.

Şunun da bilincindedir cumhuriyeti kuranlar. Eğer işçi haklarını korursanız, onlara güvence verirseniz, bu gelecekte demokrasinin de güvencesi olacaktır. Onların haklarını korursanız en azından kömür bağlamında dışarıya olan bağlılığımızı büyük ölçüde gidermiş oluruz. Arkasından demir çelik fabrikalarının kurulması yine bu bölgede, bu havzada demir çelik fabrikalarının kurulması olağanüstü başarıların yolunu açmıştır.

Bir örnek daha vermek isterim. İlk uçak fabrikamızın temeli 1925 yılında Kayseri’de atılır. 9 yıl sonra Kayseri’den kalkan ilk uçağımız Ankara’ya iner. 1940’lı yıllarda Türkiye uçak ihraç eden ülkedir. 1936 Haliç’te kendi denizaltımızı yapıyoruz. 1930 yılına kadar devletin bankası yoktu, kullandığımız paralar yabancı bankalarda basılırdı. İlk kez bu topraklarda kendi paramızı 1930 yılında Merkez Bankasını kurarak elde ettik ve kullandık. Kendi yakın tarihimizi yeteri kadar bilmiyoruz. O Milli Kurtuluş Savaşını verenler, emperyalizme karşı mücadele edenler, Fransızlar geldi Sayın Genel Başkan söyledi, Fransızlar geldi buradaki kömür havzalarını işgal etmek için. Neden başka bir yere gitmiyor Yozgat’a veya bir başka yere? Kömür yok ki. Nerede var kömür? Zonguldak’ta var. Enerji kaynağı nerede? Zonguldak’ta. O zaman benim Zonguldak’a egemen olmam lazım. O bağlamda enerji bütün kitlelerin, bütün devletlerin üzerinde durdukları çok temel bir alandır.

DIŞA BAĞIMLI BİR ENERJİ POLİTİKAMIZ VAR

Şimdi değerli arkadaşlarım, enerjide nereden nereye geldik? Cumhuriyetin kuruluşunda birilerine muhtaç olmayalım diye kendi enerji kaynaklarımızı, kendi sularımızı bir şekliyle enerji elde etmek için kullanırken 1990’dan itibaren 2015’e. 1990 – 2015 rakamlarını vereceğim size. Enerji ithalatımız yüzde 301 arttı. Bakın yerli enerji üretiminin talebi karşılama oranı yüzde 48’den yüzde 24’e geriledi. Bu ne demektir? Dışa bağımlı bir enerji politikamız var demektir.

Şimdi daha vahim rakamları vereceğim size. Ham petrol ithalatı Türkiye’de yok, ithal edeceğiz mi? Evet edeceğiz başka çaremiz yok. Büyük bir kısmı Irak’tan geliyor, enerji ithalatındaki payı yüzde 36.9. Petrolden elde edilen ürünlerin büyük bir kısmı Rusya’dan geliyor yüzde 23,5 oranında. Doğalgaz Rusya’dan geliyor kullandığımız doğalgazın yüzde 53’ü Rusya’dan. Yüzde 23’e de ilave edin petrol ürünlerini şu anda Türkiye Cumhuriyeti devleti enerji konusunda Rusya’ya bağımlıdır. Yüzde 60’a yakın bir devlet düşünün, ki dünyada örneği yoktur sadece bizde vardır, dünyada örneği yoktur, bir devlet enerji konusunda başka bir devlete yüzde 60 oranında bağımlı olsun. Bu da yetmedi nükleer santral yapıyor. Kim? Ruslar yapıyorlar. O da ilave edildiğinde yüzde 70’leri, 80’leri bulacak. Yani kazaen Ruslarla bir kavga etsek, Rusya doğalgazın vanalarını kapatsa hepimiz tir tir titreyeceğiz soğuktan.

EN FAZLA KÖMÜR İTHAL EDEN 7’NCİ,  EN FAZLA DOĞALGAZ İTHAL EDEN 5’NCİ ÜLKEYİZ

Bakın bu neyi gösteriyor? Yanlış enerji politikalarının Türkiye’yi getirdiği noktayı gösteriyor ve Türkiye’nin sağlıklı ve tutarlı bir enerji politikasının olmadığını gösteriyor. Diyorum ne Amerika, ne Rusya, ne İngiltere, Papua Yeni Gine ne Gine, ne Sudan. Hiçbir ülke Türkiye Cumhuriyeti kadar enerji konusunda bir devlete bu kadar yüksek oranda bağımlı değildir. Bu sizin egemenliğinize verilebilecek olan en büyük zararın kaynağıdır değerli arkadaşlarım. Doğalgaz kullanımının yüzde 99’unu ithal ediyoruz. Doğru ithal edilebilir. Ama aynı ülkeden değil. Çeşitlendirmeniz gerekir. Bir başka ülkeyle sorun çıkarsa bir başka ülkeden alabilmelisiniz. Ama boru hatlarını döşemişseniz, buraya gelmişse, yüzde 90 oranında bağımlıysanız, başka bir yerden sizin doğalgaz almanız için yeniden, sıfırdan doğalgaz boru hatları döşemeniz gerekir bu da zaman alır. Ve siz bunun faturasını millete ödemiş olursunuz. Dünyada en fazla kömür ithal eden yedinci ülkeyiz. En fazla doğalgaz ithal eden de beşinci ülkeyiz değerli arkadaşlarım. Enerji ithalatına ne kadar para ödüyoruz? Sadece son iki yılın rakamını vereceğim. 2016’da 27 milyar dolar verdik. 2017 yılında 37 milyar dolar verdik. 10 milyar dolar daha bu milletin sırtına yıkıldı. Şimdi dolar malum aldı başını gidiyor, Avro aldı başını gidiyor 2018’de ödeyeceğimiz fatura bundan çok daha fazla olacak. Peki kim ödüyor bunu? Çocuk doğduğu andan itibaren ölünceye kadar hepimiz ödüyoruz. Doğumdan ölüme kadar aldığımız nefes hariç hepimiz ödüyoruz bunun parasını. Çocuğa süt alırsınız, emzik alırsınız vergi ödersiniz, su içersiniz vergi ödersiniz, dolmuşa, minibüse binersiniz vergi ödersiniz, işadamısınız, işyeriniz var, ayrıca beyannameyle vergi ödersiniz. Sanayicisiniz vergi ödersiniz, işçisiniz, asgari ücretlisiniz vergi ödersiniz. Kime, nereye gidiyor bu paralar? Buralara gidiyor. Ayrıca son 15 yılda yurtdışındaki bir avuç bankere ödediğimiz faiz 150 milyar dolar, bunların büyük bir kısmı Londra’da. İçerde devletin borçlanması karşılığında devlet tahvili, hazine bonosu nedeniyle ödenen faiz ise 680 milyar lira. Yani eğer siz yakayı tefeciye kaptırmışsanız artık onlardan emir alırsınız. Doları yükselt diyorlar, yükseltmezsen para getirmem, vermem sana diyor. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.

Başka bir açmazımız daha var değerli arkadaşlarım. Belli sektörlerde yoğunluklu enerji tüketimimiz var. Bu sektörleri artık batı terk etti, siz yapın diyor. Enerjiyi siz daha fazla tüketin. Biz size enerjiyi satarız diyor. Nedir o? Demir çelik gibi, çimento sektörü gibi sektörler. Yoğun enerji tüketen sektörler. Peki batı ne yaptı, bunları bize verdi onlar ne yapıyorlar? Onlar diyorlar ki, biz daha az elektrik, enerji tüketeceğimiz katma değeri yüksek ürün üreteceğiz ve bunları size satacağız diyor. Cep telefonu hepimiz kullanıyoruz hepimiz. Onlar üretiyorlar, biz 5 tır dolusu halı yaparız göndeririz, o bir çanta cep telefonuyla gelir bizim kazandığımızdan 3 misli daha fazla kazanır. Biz ondan daha fazla enerji tüketiriz, o çok daha az enerji tüketir. Almanya, Fransa kömür ocaklarını kapattılar. Nükleer santralleri de 2036’da falan tamamen kapatacaklar. Güneş enerjisiyle, en düşük maliyetli enerjiyi elde edecekler. Siz yapın diyorlar, siz üretin diyorlar, biz talep ederiz, sizden çimento alırız önemli değil. Size 50 tane falan malzemeden veririz sizden daha fazla para kazanırız diyorlar. Bizim peki yapacağımız nedir? Katma değeri yüksek ürün üretmektir. Katma değeri yüksek ürün üretemezseniz hem enerjide, hem ekonomide geriye giden bir ülke olursunuz. Katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceğiz? Üniversiteler bilgi üretecek. Üniversitesi bilgi üretmeyen bir toplumun katma değeri yüksek ürün üretme şansı yoktur. Bu gerçeği hepimizin bilmesi lazım.

Ve beni derinden vuran bir gerçek vardır. İran üniversitelerinin ürettiği bilgi sayısı Türk üniversitelerini geçti. Dolayısıyla Türkiye’nin kendisine yeni bir yol haritası belirlemesi lazım. Tahammülü yoktur bu işin. Dışarıdan kömür ithal ediyoruz, Zonguldak’ta kömür var. Stratejik ürün. Binlerce insan buradan geçiniyor, neden ithal ediyoruz neden? Hangi gerekçeyle ithal ediyoruz? Efendim daha ucuzmuş.

TÜRKİYE ENERJİ LOBİLERİNE TESLİM OLDU

Değerli arkadaşlarım, sosyal devlet dediğimiz bir kavram vardır. Hiç çalışmayana, fakire devlet gider para öder değil mi? Sosyal yardım diyoruz biz buna öder. Ödesin mi? Evet ödesin, hiç kimse açlıktan ölmesin. Ama kişi hem çalışıyor, hem üretiyor, hem kazanıyor, Türkiye kazanıyor efendim dışarıda daha ucuz biz dışarıdan getireceğiz. Bunun arkasındaki yatan model şudur arkadaşlar, Türkiye enerji lobilerine teslim olmuş durumda. Bu gerçeği hepinizin bilmesi lazım. Peki batı neden enerji lobilerine teslim olmuyor da Türkiye teslim oluyor? Altında yatan gerçek şu, Türkiye’de planlama yok. En son yanlış hatırlamıyorsam başlangıçta cumhuriyetin ilk yıllarında birinci sanayi planı vardı, ikinci sanayi planı vardı, sonra planlama teşkilatı kapatıldı, sonra tekrar açıldı Devlet Planlama Teşkilatı 1960’lardan sonra. Şimdi Devlet Planlama Teşkilatı tümüyle bitti, yok artık. Planlama nedir? Ben 10 yıl sonra, 15 yıl sonra, 50 yıl sonra, 100 yıl sonra nereye gideceğim, dünya nereye gidiyor, ben nereye gideceğim? Planlama örgütlerinin temel özelliği şudur, en çalışkan, hayatı ve geleceği en iyi sorgulayan bunların sayıları bir ülkede 100 tanedir, bilemediniz 150 tanedir. Bunların her birisi farklı sektörlerde kümelenirler. Kimisi enerji, kimisi ulaşım, kimisi kent yapılanması, kimisi su, herkes bir alanda, kimisi ileri teknoloji. Herkes bir alanda planlama yapar. Türkiye önümüzdeki 50 yıl sonra nüfusu ne olacak, tarımı ne olacak, enerjisi ne olacak, yolları ne olacak, eğitim düzeyi ne olacak, üniversiteleri ne olacak bunların planlamalarını yaparlar. Bu planlamaları yaptığınız zaman lobilere yer olmaz. Neden? Devleti yöneten hükümet der ki Devlet Planlama Teşkilatına, gelin bakayım kardeşim devlette süreklilik esastır, gelin bakalım şu önümüzdeki 50 yıl içinde enerji politikamız nedir, neleri yapacağız? Önünüze tak tak tak konur. Hükümetler değişebilir ama devletlerin belli politikaları vardır, ülkenin çıkarları üzerine inşa edilmiş politikaları vardır. Gelin kardeşim enerji politikası nedir, gelin kardeşim ulaştırma politikamız nedir, gelin kardeşim sağlık politikamız nedir? 2050 yılında nüfusumuz kaç olacak? Bütün gelişmiş ülkeler bunu yaparlar. Biz yapmadığımız için iktidarı yöneten lobiler oluyor. Geliyor birisi diyor ki, oturuyor bakanın yanına, yanına 15 – 20 kişi daha alıyor ondan sonra diyorlar ki, efendim dışarıdan kömür ithal edelim, enerjiyi daha ucuza imal ederiz. Geleceği düşünmediği için o zaman diyor ki ya ne kadar güzel, ne kadar başarılı bir şey bu. Derhal ithal edelim yabancı kömürle kuralım santrali biz bu işi hallederiz. Peki Türkiye’de çalışanlar, peki kent, peki Zonguldak, ne olacak buralar? Uzun vadeli düşünülmediği için, insan unsuru göz ardı edildiği için bu tür yanlış politikalar lobilere teslim ediliyor ve lobiler Türkiye’nin yatırım politikalarını oluşturuyor.

Şimdi bakın, bütün birikimlerimizi nereye harcadık? İnşaat sektörüne… Bina bitince? Kimse çalışmıyor bitti, olsa olsa bir tane binanın güvenlik görevlisi olur, hadi iki tane olsun, hadi üç tane olsun. Ama fabrika kurarsanız en az 10 kişi, 15 kişi, 20 kişi, 30 kişi çalışacak. İstihdam ve sürekli olacak ve sürekli kendisini yenilecek ve sürekli satacak ve sürekli mal ihraç edecek ve sürekli döviz getirecek. Bunlar olmuyor. Neden? Lobilerin yönettiği bir ülke adam olmaz, lobilerin yönettiği bir ülke egemen güçlerin politikalarına teslim olur. Ve dolayısıyla siz enerjide gidersiniz Rusya’ya bağımlı hale gelirsiniz yüzde 60’ın üzerinde.

GELECEĞİMİZ ENERJİ AÇISINDAN BÜYÜK BİR RİSK TAŞIYOR

Bakın, nükleer santral kuruluyor. Kilovatsaati KDV hariç 13,5 Cent, KDV hariç, dünyanın en pahalı enerjisi. Bir, biz çalışmayacağız. İki, teknolojiyi bilmeyeceğiz. Üç, alım garantisi vermişiz. Dört, uranyum atıkları ne olacak belli değil. Kardeşim o zaman enerji, elektrik alacaksan gitsin nükleer santrali Rusya’da kursun oturup pazarlığımı yaparım elektriğimi belki daha ucuza alırım. Teknolojiyi bana öğreteceksen başımın üstüne. Ama diyor ki, ben sana nükleer teknoloji öğretmeyeceğim diyor. O alanda sadece Ruslar çalışacak diyor başka kimse çalışmayacak. Türkleri çalıştıramazsınız orada diyor. Nerede? Sözleşmede diyor. Peki itiraz eden oldu mu? Hayır. İş dünyası itiraz etti mi? Hayır. Ve geleceğimiz enerji açısından büyük bir risk taşıyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, yüksek teknoloji ürün dedim üretmek zorundayız Türkiye’nin büyümesi için. Kalkınma Bakanlığının verilerine bakalım. 2003 yılında bütün ihracatımız içinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı yüzde 6,5. 2016’da yüzde 3,5 geriliyoruz. Elektrik üretim kapasitesiyle elektrik kullanımı yani üretimle kapasite arasında da 2009’dan itibaren makas açılıyor. Kapasite var ama üretim düşük. Hatlar bozuk, kontrol edilemiyor, enerji kayıpları var, enerji kaçakları var ve bu alan giderek açılıyor. Fatura kime çıkıyor? Fatura gariban vatandaşa çıkıyor. Mardin’de bakın, Mardin’in köylerinde şuanda elektrik kesik, tarlalar sulanamıyor. İstanbul’da 1 milyona yakın ailenin elektriği ve doğalgazı kesik borcunu ödemediği için. 1 milyona yakın, ödeyemiyor. Geldiğimiz nokta dramatik bir noktadır değerli arkadaşlarım.

ZONGULDAK’IN ALTINDA BİR SERVET VAR AMA ÇIKARAMIYORUZ

Şimdi bakın, Rusya’dan kömür alıyoruz, Amerika’dan kömür alıyoruz, Kolombiya’dan kömür alıyoruz, Güney Afrika’dan kömür alıyoruz. Amerika da seviniyor tabi Türklere satıyoruz diyor. Kolombiya’dan alıyoruz, burada bekliyor. Zonguldak’ın altında bir servet var ama buradan çıkarmıyoruz. Niçin? Efendim işçinin ücretleri çok yüksek, sendikalı. Sayın Başkan buradan söylüyorum sendikanın Sayın Genel Başkanına. Bizim projemiz, bizim düşüncemiz nerede bir maden işletmesi varsa orada mutlaka ama mutlaka sendika olmalı. Ama biz sendikacılığı şöyle düşünüyoruz. Ücret sendikacılığı hayır. İşyerine bakacak kar ediyor mu, etmiyor mu? Çünkü o alanın bir parçası, beraber üretiyorlar işçisi ve işvereniyle. Firmanın zarar etmesi, kapanması işsizlik doğurur. O zaman gerekirse işçi ve işveren bir arada mücadele edecekler.

Geçen gün Şeker-İş’in Sayın Genel Başkanı geldi. Aynen şunları söyledi bana, “efendim şeker üretiminde zarar ediyorlarmış. Sendika olarak bize düşen bir görev varsa biz kendi ücretlerimizi gönüllü olarak indirmeye hazırız” dedi. Kendisini kutladım, işte dedim sendika budur. Niçin? Fabrika kapanmasın, herkes çalışıyor orada. Yani kendi çıkarını değil, memleketin çıkarını düşünüyor, bunun mücadelesini yapıyor bugün sendikacı arkadaşlarımız. Dolayısıyla bu mücadelenin bir şekliyle kabulü gerekir.

İŞ KAZALARINDA DÜNYA BİRİNCİSİYİZ

Değerli arkadaşlarım, yine bir ayrımcılıktan söz edildi. Parlamentoya bir kanun geldi, Soma faciasından sonra 301 maden işçisi kardeşimiz hayatını kaybetti. Bizim cumhuriyet tarihimizin en büyük iş kazalarından birisidir. Kanun geldi o günkü sıcak atmosfer içerisinde dediler ki, biz bunları şehitler gibi kabul edeceğiz ve dolayısıyla her bir hayatını kaybeden maden işçisinin bir çocuğunu devlete sınavsız alacağız. Güzel. Biz dedik ki, “ya 2003 – 2014 diyorsunuz, ya kardeşim ayrım yapılmaz, iş kazası geçirip hayatını kaybedenler arasında ayrım yapılmaz, şehitler arasında ayrım yapılmaz, gaziler arasında ayrım yapılmaz. Çünkü bunlar canlarını bedel olarak ödemişler.” Şimdi bakıyorsunuz 15 Temmuz şehitleri ve gazileri için ayrı statü var, 35 – 40 derecede terörle mücadele edip hayatını kaybeden şehitler için daha düşük bir statü var, efendim Afrin’dekiler de benzer statü içinde Afrin’de şehit olanlar da. Şehitler arkadaşlar, hepimizin şehidi, hepimizin baş tacı, hepimizin onuru, hepimizin gururu, hepimiz acırız, hepimiz şehit ailesinin acılarını paylaşırız. Şehitler arasında ayrım olur mu, ayrılık gayrılık olur mu, gaziler arasında olur mu? Madende iş kazasında hayatını kaybetmiş, şu tarihe kadar kaybettiysen sana imkan sağlayacağım, o tarihten sonra kaybedersen imkan sağlamam. Ya kabahat sende zaten, kabahat devlette. Niye kabahatler hükümetlerde? Şunun için, sen işyerini sağlıklı denetledin mi, kontrol ettin mi, ondan sonra işçiyi indirdin mi? Hayır. Ne zaman kaza olur, ne zaman işçi ölür ondan sonra devletin raporları ortaya çıkar. Efendim denetim elemanı gitmiş şu eksiği tespit etmiş işveren yerine getirmemiş veya hiçbir şey yapılmamış. Kardeşim sen hükümet değil misin? Hükümetsin. Rapor geldi mi önüne? Geldi. Önlemini aldın mı? Aldın. Almadıysa kapatacaksın, orada insanın hayatı söz konusu, işçinin hayatı söz konusu, o bedel ödüyor.

Bizimle gelişmiş ülkeler arasında şöyle bir fark var. Gelişmiş ülkeler önce risk analizi yaparlar. Yani bir işçiyi madene indirmeden önce gidilir bakılır bağımsız denetim kurumları tarafından. Elektriği, suyu, tahkim edilmesi vs.si, aydınlatması, havalandırması, bütün bunlar var mı, yok mu kontrol edilir, test edilir, her şey tamamsa işçiye denir ki, buyur aşağı inebilirsin. Bizde ise işçi gönderilir, patlama olur, işçi öldükten sonra önlem alırız. Böyle bir devlet yönetimi olmaz arkadaşlar, böyle bir yönetim anlayışı olmaz. O nedenle iş kazalarında dünya birincisiyiz iş kazalarında. İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı yazık günahtır. Yerin altında çalışan, alın teri dökenin çoluğu var, çocuğu var, geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi var, onunla yaşamını sürdürüyor. Dolayısıyla ona iş güvencesi sağlamak lazım.

Yaşam odası, batının bütün madenlerinde vardır yaşam odası. Bir şey olduğu zaman insanlar yaşam odasına girerler 24 saat orada kalabiliyorlar. Geldi Plan Bütçe Komisyonuna, ya yaşam odası kuralım. Pahalı diye olmadı. İnsan hayatından daha önemli başka bir şey var mı arkadaşlar, ne pahalısı?

Bakın, stratejik sektörlerden birisi de savunma sanayidir. Savunma sanayinde kar, zarar hesabı yapılmaz. Bir tank üretirsiniz; ister 15 milyon dolar olsun, isterse 50 milyon dolar olsun onu Milli Savunma Bakanlığı alır. Efendim çok pahalı oldu, bütçede para yok ben bunu alamam diyemezsiniz. Devletin bekası buralarda önemlidir. Peki devletin bekası insanı çalıştırmakta da önemlidir. Aç bir toplum, yoksul bir toplum en büyük risktir bunun aşılması lazım. O nedenle biz ayrımcılığa karşıyız. Yeraltında çalışıp alın teri döken, kömür tozu yutan işçinin eğer iş kazası sonunda hayatını kaybetmişse hangi tarihte olursa olsun devlet bir imkan sağlıyorsa herkese eşit sağlaması lazım. Ayrımcılık aynı zamanda toplumu ayrıştırır, toplumu böler. Oysa az öncede söyledim yeraltında çalışan maden işçisi hepimizin şöyle veya böyle görüp tanıdığı, konuştuğu, bakkalının, kahvecinin, eğer köyde yakını varsa akrabasının tanıdığı bir insandır, bizim insanımızdır yani. Orada siyasi ayrım yapılmaz, orada ilkeler konur o ilkeler çerçevesinde herkes görevini yerine getirmiş olur.

TÜRKİYE TAŞKÖMÜRÜ KURUMUNUN YENİDEN AYAĞA KALDIRILMASI LAZIM

Değerli arkadaşlarım, dünya nereye gidiyor enerjide? Dünya önce kömür rezervlerini tamamen kapatıyorlar şimdi. 2016 yılında bakın Almanya’dan bir örnek vereyim. Yüzde 40’ı termik santrallerden gelmesine rağmen onlar da bunu büyük ölçüde kapattılar. 2022’de Almanya nükleer santrallerinin tamamını kapatıyor ve Almanya enerjide büyük bir dönüşüm hamlesi başlattı ve güneş enerjisi. Şu anda güneş enerjisinde maliyetler sürekli düşüyor, bir süre sonra göreceksiniz çok daha düşük maliyetlerle insanoğlu elektrik üretebilecek.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Taşkömürü Kurumunun yeniden ayağa kaldırılması lazım. Türkiye Taşkömürü Kurumu bir cumhuriyet kurumudur, bir vatan kurumudur, bir memleket kurumudur. Yeniden ayağa kaldırılması lazım, yeniden kömür üretmesi lazım, yeniden işçi istihdam etmesi lazım. Kesinlikle kömür ithalatının zorunlu olmadıkça yasaklanması lazım. Ne demek kömür ithalatı? Memlekette kömür var. Kesinlikle yasaklanması lazım. Bizim görüşümüz budur yasaklanması lazım. Ta Amerika’dan buraya gelecek kömür, oradan alacaksın, gemiye yükleyeceksin, buraya getireceksin, yüklemesi, boşaltması var, Amerika’da yeraltında çalışan işçi bizim işçiden daha fazla para alıyor, daha fazla para kazanıyor. Bir de transfer fiyatlaması var, onu belki çoğunuz bilmezsiniz, transfer fiyatlaması şudur, dışarıdan kömürü 10 liraya alırsınız, faturayı 10 liradan kesersiniz ama gerçek alış bedeliniz 5 liradır. 10 lirayı yurtdışına resmen gönderirsiniz, 5 lira kömür alıcısına gider, 5 lira da sizin İsviçre’deki hesabınıza yatar. Bunun adı transfer fiyatlamasıdır. Bunu da eski bir maliyeci olarak söylüyorum, bu sadece bizim ülkemiz için değil bütün dünya için geçerli bir kavramdır transfer fiyatlaması. OECD’nin bütün raporlarında vardır. Dolayısıyla bu konuya da dikkat çekmek gerekiyor. Yani yurtdışından içerde kömür varken ben niye yurtdışından kömür getiriyim, buradan alırım, burada var zaten. 1,5 milyar ton mu demiştiniz bu havzada? 1,5 milyar ton kömürümüz var arkadaşlar. Bunu işlemek zorundayız. Önce bir bunu işleyelim, burada işçimizi çalıştıralım, Zonguldak bir büyüsün, Zonguldak bir gelişsin. Sonra başka şeyler yapmalıyız uzun vadede. Kömür bitecekse ne yapacağız bugünden onun adımını atmamız lazım. Bu havzada neler yapacağız, insanlar nasıl geçinecekler bunları düşünmek zorundayız. Planlama dediğimiz olayın özü bu.

Bu arada hazır Zonguldak’a gelmişken ve hazır kömürden bahsetmişken tarihimizin önemli bir ismi var rahmetli Bülent Ecevit. Onu da bu vesileyle saygıyla selamlıyorum. Geçmişte kömür çıkarmak için alın teri döken ama hayatını kaybeden bütün kömür şehitlerine, gazilere, yine terörle mücadele edenler, Afrin’de hayatını kaybedenler, bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, bütün gazilerimize yine şükranlarımızı sunuyoruz. Gazilere bu toplum yeteri kadar değer vermiyor değerli arkadaşlarım, yeteri kadar değer vermiyoruz.

Bakın İngiltere’de bir gazi bir mağazaya gittiğinde anons edilir falan gazi mağazamızı onurlandırmıştır diye, biz otobüste oturacak yer bile vermiyoruz. Dolayısıyla çünkü eğer biz bugün burada böyle bir toplantı yapıyorsak ve biz bugün ülkemizin geleceğiyle ilgili düşüncelerimizi aktarıyorsak şehitlerimizin ve gazilerimizin yüzü suyu hürmetinedir. Onları saygıyla anmak hepimizin borcudur.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

CHPnet

SİTELERİ