14.12.2017
5167
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ TOPLU AÇILIŞ TÖRENİNDE KONUŞTU (14 ARALIK 2017)

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Muğla Büyükşehir Belediyesinin toplu açılış töreninde yaptığı konuşma şöyle:



BENİM DAVAM VATANDAŞIN DAVASIDIR, YANDAŞIN DEĞİL

Hiç endişe etmeyiniz bu ülkeye hakkı, hukuku ve adaleti getireceğiz. Bunun mücadelesini yapacağım. Bir zat var diyor ki, “Ne yapıyor bu Kılıçdaroğlu?” Bu Kılıçdaroğlu cebini değil, bu Kılıçdaroğlu milletini düşünüyor, milletinin halini düşünüyor, işsizliği düşünüyor, yoksulluğu düşünüyor, çiftçinin halini düşünüyor, emeklinin halini düşünüyor. Sen cebini düşünüyorsun, ben memleketimi düşünüyorum. Aramızda siyahla beyaz kadar fark var. O zat bunları iyi bilsin. Ben bunları söylediğim zaman rahatsız oluyor. İstediğin kadar rahatsız ol ben bunları söylemeye devam edeceğim. Benim davam vatandaşın davasıdır, yandaşın değil.

Efendim çok güzel bir ilde yaşıyorsunuz çok güzel. Bir dünya markası aslında Muğla, tarihiyle öyle, coğrafyasıyla öyle, kentin güzelliğiyle öyle ve en önemlisi insanlarıyla öyle. Son derece sağduyulu, sakin ve güzel bir beldede yaşıyorsunuz. Muğla’da yaşamak aslında bir ayrıcalık, keşke hepimizin imkanı olsa da gelip Muğla’da yaşamımızı burada tamamlayabilsek. Denizi, ovaları, yaylaları her şeyiyle olağanüstü bir kentte yaşıyorsunuz.

DÜRÜST, NAMUSLU İNSANLAR HESAP VERMEKTEN KORKMAZLAR

Elbette Belediye Başkanını siz seçtiniz, ona görev verdiniz o da geldi görevinin başında. Az önce size yaptığı hizmetleri anlatmaya çalıştı. Elbette ki, yüzde 100 her türlü hizmeti yerine getirdim diyemeyecektir. Sonuçta yeni büyük kent oldu ve mücadele ediyor. Kırsalıyla, kentin merkeziyle, ilçeleriyle hep birlikte ve sınırlı bütçesiyle hizmet sunmaya çalışıyor. Biz Belediye Başkanlarımızdan iki şey istiyoruz. Bir; diyoruz ki harcadığın her kuruşun hesabını millete vereceksin. Bütçesi var evet, vergisi var evet, aldı parayı evet, nereye ne kadar harcadığının hesabını millete verecek. Bu bizim namus borcumuzdur, bu bizim millete borcumuzdur. Biz onlar gibi değiliz. Bizi onlardan ayıran temel nokta biz hesap vermeyi namuslu bir görev kabul ederiz. Dürüst insanlar, namuslu insanlar hesap vermekten korkmazlar. Ama onlar hesap vermezler, bir de üstüne üstlük vatandaşa hesap sorarlar. Sen vatandaşa hesap soramazsın kardeşim. Vatandaşa siyasetçi hesap soramaz hesap verir. Biz o nedenle size hesap vermeyi namuslu görev kabul ediyoruz.

KENDİ ÇİFTÇİSİYLE REKABET EDEN BİR SİYASİ ANLAYIŞ İKTİDARDA

İki; biz ayrıca şunu söylüyoruz bütün Belediye Başkanlarımıza. Görüşü ne olursa olsun, nerede yaşarsa yaşasın hiçbir ayrım yapmadan bütün vatandaşlara eşit hizmet götüreceksin. Efendim bu bizim partili değil buna hizmet götürmeyelim. Efendim bu köyden bize oy çıkmadı bunun suyunu yapmayalım. Hayır, tam tersine herkese eşit hizmet götüreceğiz. Çünkü bizim için yandaş değil, bizim için vatandaş esastır, vatandaşa hizmet edeceğiz, vatandaşı kucaklayacağız. Bunu yapacağız.

Yine bir temel konu, kırsalda yaşayan vatandaşlarımızın durumu hiç iç açıcı değil, özellikle çiftçilerimizin durumu. Mazot almış başını gidiyor, enflasyon almış başını gidiyor, dışarıdan nohut, mercimek getiriyorlar sıfır gümrükle. Kendi vatandaşıyla, kendi çiftçisiyle rekabet eden bir siyasi anlayış şu anda iktidarda. Bizim vatandaş kazanmasın, efendim başka ülkelerin vatandaşı kazansın diye mücadele ediyorlar. Gittiler ta Sudan’da binlerce dönüm arazi kiraladılar, orada kanola ekiyorlar sanki Türkiye’de arazi yok, bütün araziler dolu, her yer ekiliyor yer bulamadılar Sudan’a gittiler. Şimdi ben o AK Parti’nin başında oturan zata sormak istiyorum, sen Sudan’da araziyi niye kiraladın arkadaş, niye kiraladın? Bu ülkede çiftçi mi yoktu, bu ülkede traktör mü yoktu, bu ülkede toprak mı yoktu, bu ülkede tohum mu yoktu? Her şey vardı niye gittin orada sen arazi kiraladın, o ürünleri ne yapacaksın? Türkiye’ye getireceksin. Kiminle rekabet edeceksin? Kendi çiftçinle rekabet edeceksin. Bir devlet düşünün, bir hükümet düşünün dışarıda üretecek getirecek kendi ülkesinde vatandaşıyla rekabet edecek. Buna karşı kim çıkıyor? Biz çıkıyoruz. Buna karşı kim mücadele ediyor? Biz mücadele ediyoruz. Kim çiftçinin hakkını savunuyor? Biz savunuyoruz. Kim emeklinin hakkını savunuyor? Biz savunuyoruz. Düne kadar ağızlarına taşeron işçisi lafını bile almazlardı. Taşeron işçisinin derdini bile bilmezlerdi. Dedik, dedik, dedik o Mısır’daki sağır sultan duydu nihayet bunlar da duydular. Efendim taşeron işçisinin derdini çözeceğiz. Çözeceksin kardeşim çözeceksin, sonuna kadar takip edeceğim sonuna kadar!

Ve şunu yapacağız. Şimdi bizim bütün Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza söyledik, kırsalda çiftçinin durumu iyi değil, ürününü sen satın alacaksın kardeşim. Ürününü alacaksın çiftçiye destek olacaksın. Çiçek mi ekiyor sen alacaksın, yağ mı sen alacaksın, fidan mı sen alacaksın. Çiftçi rahat edecek. Böylece kentliyle çiftçi arasında, kentliyle yani kırsalda yaşayan vatandaş arasında sağlıklı bir gelir paylaşımı olmuş olacak. Köylü de rahat edecek, şehirli de rahat edecek. Kim kazanacak? Belediye kazanacak, çiftçi kazanacak, kentte oturan vatandaş kazanacak. Bu işin kaybedeni yok. Peki böyle yapmasa kim kazanır? Yandaş kazanır herkes kaybeder. Biz ne dedik? Bizim için aslolan vatandaştır yandaş değildir dedik.

O nedenle bütün Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza söyledik, dedik ki kırsalla ilişki kuracaksınız, kooperatiflerle işbirliği yapacaksınız, ürününü alacaksınız hem köylü rahat edecek, hem şehirli rahat edecek. Dolayısıyla biz gelir dağılımını da olabildiğince güzel bir şekilde hayata geçirmeye çalışacağız.

GELDİĞİMİZ NOKTA TÜRKİYE’NİN BEKASI SORUNUDUR

Tabi sizin bir avantajınız daha var. Muğla bir dünya markası dedim, olağanüstü güzel bir bölge. İlçeleriyle, köyleriyle, kırsalıyla, dağlarıyla, ovalarıyla, yaylalarıyla, ormanlarıyla ve güzel insanlarıyla olağanüstü güzel bir bölge. Ve bu bölge sadece ve sadece Türkiye’ye değil, dünyaya hizmet eden bir bölge. Dünyanın her tarafından turistler bu bölgeye gelir. Dünyanın her tarafından insanlar bu bölgenin güzel insanlarıyla birlikte olmak isterler ve biz turizmimizi geliştirmek zorundayız. Onlar turizm için her türlü kötülüğü yaptılar, bütün komşularımızla kavga ettiler. Biz ne diyoruz? Gazi Mustafa Kemal’in bize emanet ettiği sözü “Yurtta barış, dünyada barış” diyoruz. Onlarla aramızda dünya kadar fark var. Onlar herkesle kavga edecekler, biz herkesle dostluk ve barış içinde olacağız. Suriye’de bakın akan kana, sorumlusu kim? Bu adamlar, bu Ankara’daki beyler. Kendi çocuğunu niye göndermiyorsun Suriye’ye? Garibanın çocuğunu gönderiyorsun Suriye’ye. Suriyeli genç Türkiye’ye geliyor orada askere gitmiyor, benim askerim Suriye’ye gidecek Suriye’de şehit olacak. Niçin? Ankara’daki beyler rahat etsinler diye. Size dünyayı dar edeceğim, bu benim sözümdür dünyayı dar edeceğim size.

Biz ayrıca kentin rantını kentliye veririz…

Teşekkür ederim, benim umudum da sizlersiniz. Birlikte mücadele edeceğiz. Bu vatan benim de vatanım, sizin de vatanınız. Geldiğimiz nokta bir parti propagandası olma noktasını aşmıştır artık. Geldiğimiz nokta Türkiye’nin bekası sorunudur. Bu sorunla karşı karşıyayız. Geldiğimiz nokta budur.

O nedenle ben bütün konuşmalarımda bu ülkenin bütün milliyetçilerine, bütün muhafazakarlarına, bütün ülkücülerine, bütün demokratlarına, bütün sosyal demokratlarına herkese seslenirim, bütün liberallerine. Bu ülke hepimizin ülkesidir. Bu ülke freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı gidiyor. Yarın ne olacağını kimse bilmiyor. O nedenle ben 80 milyon vatandaşıma sesleniyorum. Hep birlikte ülkeyi aydınlığa çıkarmak zorundayız hep birlikte, hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Olay bir sağ, sol mücadelesi olmaktan çıkmıştır artık. Olay Türkiye’nin bekası olayıdır, Türkiye’nin geleceği olayıdır.

ASLA BİLDİĞİMİZ YOLDAN DÖNMEYECEĞİZ

Üzerimize bütün baskılarıyla geliyorlar. Belediye Başkanlarımıza her türlü baskıyı yapıyorlar. İstedikleri kadar baskı yapsınlar, istedikleri kadar zulüm yapsınlar biz asla bildiğimiz doğru ve namuslu yoldan dönmeyeceğiz, döndüremezler bizi.

Bizim belediyelerimiz sadece bulundukları beldelerdeki yurttaşlara yardım etmiyorlar. Türkmenler var, Türkmenlere de yardım götürüyoruz, defalarca götürdük, belediyelerimiz götürdü. Onlar bizim soydaşlarımız onlara yardım ettik. Ezidiler geldi bizim ülkemize, onlara da yardım götürdük. Toplumun her kesimine, her mağdura yardım götürüyoruz. Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, çünkü bizim yüreğimizde insan sevgisi var. İnsan değerlidir ve insan bir sorunla karşılaşıyorsa o sorunu çözmekte her şeyden önce bize yakışır ve biz gereğini yaparız. O açıdan belediyelerimiz ellerinden gelen her türlü çabayı gösteriyorlar.

Bugün AK Partinin başında olan zat demiş ki, “Bu Kılıçdaroğlu asgari ücret 2 bin lira olacak demiş, nereden çıkardı bu rakamı?” Ben düşünerek çıkardım. Bir daha söylüyorum düşünerek çıkardım. Niye 5 bin lira demedim, niye 2 bin 500 lira demedim? 2 bin lira dedim niçin? 2 bin lirayla ancak insan geçinebilir, ancak zar, zor 2 bin lirayla geçinebilir. Seçimlerde dedim ki, asgari ücret net bin 500 lira olmalı. Kıyameti kopardılar, “Nereden buldun bu parayı, bu para yoktur, bütçe de yoktur…” diye kıyamet kopardılar. Sonra dediler ki, “Ya evet verilebilir galiba...” Bin 404 liraya çıkardılar. Ama biz şunu yaptık, o zat çok iyi duysun biz şunu yaptık, bizim bütün belediyelerde asgari ücreti net bin 500 lira yaptık.

SENİN GİBİ MAN ADALARINDA ŞİRKETLER KURDURTMUYORUZ

Sevgili Erdoğan beni duyuyor musun, bizim belediyelerde asgari ücreti net bin 500 lira yaptık. Bizim belediyeler, Erzurum’un en küçük Çat Belediyesi bile net bin 500 lira işçisine para verirken, sen devasa Türkiye Cumhuriyetinin başında oturmuşsun hükümet olarak sen neden bin 500 lira veremiyorsun? Çünkü biz vatandaşı düşünüyoruz, senin gibi Man adalarında gidip de şirketler kurdurtmuyoruz.

Biliyorum şimdi gene mahkemeye verecek. Mahkemeye verince benim korktuğumu sanıyor. Ya ben senden korkmam arkadaş kimsin sen senden korkacağım. Ben hayatını bu ülke için ve bu millet için feda etmeye hazır bir kişiyim. Benim bütün derdim bu ülkede herkes huzur içinde yaşasın herkes.

YANDAŞLARIN CEBİ BÜYÜDÜ

Şimdi 2 bin lira dedim, “Efendim bu parayı nereden bulacağız” diyorlar. Para var kardeşim,  Türkiye zengin ülkedir. Para var da sen cebine ayırdığın paradan vazgeçersen işçiye para vardır, köylüye de para vardır, emekliye de para vardır. Böbürleniyorsun “Efendim Türkiye yüzde 11.1 büyüdü…” Kim büyüdü? Çiftçiye soruyorum büyümemiş, işçiye soruyorum büyümemiş, emekliye soruyorum büyümemiş, esnafa soruyorum büyümemiş. Peki kimin cebi büyüdü? Yandaşların cebi büyüdü, onlar parayı aldılar. Ben o parayı onlardan alacağım millete vereceğim hiç kimse merak etmesin.

2018’de 2 bin lira net işçiye para vereceksin, vermek zorundasın

Şimdi ben bunları söyleyince yine kıyameti koparacak. İstediğin kadar kopar kardeşim bu işçiye vereceksin. Eğer Çat Belediyesi net bin 500 lira veriyorsa 2018’de 2 bin lira net işçiye para vereceksin, vermek zorundasın. Ha diyorsan ki bu para çok. O zaman sana bir teklifim daha var, çok basit bir teklif. Bir ay ayda 2 bin lirayla idare et ne olacak bak bakalım başına ne geliyor? Ayda 2 bin lira. Uçağa biniyorsun para vermiyorsun, arabaya biniyorsun para vermiyorsun, yemek yiyorsun para vermiyorsun, ne yapsan para vermiyorsun, ya bu 2 bin lira alacak olan işçi dolmuşa para verir, otobüse para verir, yiyeceğe para verir, içeceğe para verir, çocuğunu okula gönderir para verir, evin kirasını verir. Sen kira da vermiyorsun, ya sen kardeşim ayda alıyorsun dünyanın parasını geçinemiyorsun, 2 bin lirayı işçiye fazla görüyorsun. O 2 bin lirayı alacağız ve o işçiye vereceğiz. Nokta!

HÜKÜMETİN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMESİNİ İSTİYORUM: DOĞU FİLİSTİN’E GİDECEKLER, “FİLİSTİN DEVLETİNİN TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİNİ BURADA KURDUK” DİYECEKLER

Biraz da size dış politikadan söz edeyim. Filistin bizim milli davamızdır. 1968’lerde Filistin’e gencecik fidan gibi çocuklarımız gitti, Filistin’in bağımsızlığı için mücadele ettiler ve çoğu hayatını orada kaybetti. O Filistin şehitlerinin mezarları şu anda Filistin’dedir. İslam İşbirliği Örgütü toplandı, “Doğu Kudüs Filistin’in başkenti olsun” diye karar aldılar. Bu karar çok önemli. Eskiden de buna benzer kararlar alınmıştı ama önemli değil. Bugünkü ortamda bu karar çok önemli. Şimdi ben bu kararın gereğini hükümetin yerine getirmesini istiyorum. Doğu Filistin’e gidecekler diyecekler ki, “Filistin devletinin Türkiye Büyükelçiliğini burada kurduk” diyecekler. Hepinizin önünde soruyorum, önümüzdeki 6 içinde de soracağım, önümüzdeki bir yıl içinde de soracağım. Sen mademki İslam İşbirliği Örgütünü Türkiye’de topladın çok güzel bir şeydir, toplaman lazımdı. Bu kararı aldın, alman da lazımdı. Karara destek, her türlü desteği veriyoruz, şimdi verdiğin sözü tutacaksın arkadaş. Marmara Gemisi gibi yapmayacaksın, yan çizmeyeceksin, kapı arkasında anlaşma imzalamayacaksın. Diyeceksin ki, “Ben Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak, devlet olarak Doğu Filistin’de Filistin devletinin büyükelçiliğini kuruyorum” diyeceksin. Anlaştık değil mi? Yaparlar mı? Yapmalarını istiyorum. Madem söz verdin yapmalarını istiyorum. Bir daha Muğla’ya geldiğimde Sayın Başkan bana hatırlatın değil mi yaptı mı, yapmadı mı takipçisi olacağım. Neden söyledim bunu biliyor musunuz? Nedeni şu, bütçe görüşmelerinde Sayın Binali Yıldırım çıktı dedi ki, “Efendim dedi bizim Doğu Filistin’de Filistin devletinin büyükelçiliği yani Türkiye’nin orada büyükelçiliği var” dedi. Açtık tabi Dışişleri Bakanlığının internet sitesini, çünkü büyükelçilik var mı diye baktık, yok! Peki sen Başbakan olarak eline verilen bu metni okurken hiç düşünmedin mi ya Kudüs’te bizim büyükelçiliğimiz yok. Büyükelçilik nerede? Tel Aviv’de. Orada mı? Evet orada. Orada mı olması lazım? Evet orada olması lazım. Doğu Kudüs’te ne var? Konsolosluğumuz var. Şimdi o konsolosluğu büyükelçiliğe çevirin kardeşim. Filistin devletinin Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğini yapın. Mademki mecliste söyledin bunu o zaman söylediğin sözün arkasında dur. Ben takipçisi olacağım, Filistin’in davasını savunan her vatandaşın da takipçisi olmasını istiyorum. Böylece iradelerimiz birleşmiş olur. Bu işin yine söylüyorum Filistin davasının sağı, solu yoktur. Filistin bizim milli davamızdır ve Filistin’de dökülen her kan bizim kanımız sayılır. Biz Filistin’e her koşulda sahip çıkacağız her koşulda.

MUSLUĞU AÇTIĞINDA 5 ÇEŞİT VERGİ ÖDERSİN, AMA MAN ADASINDA ŞİRKET KURARSAN ÖDEMEZSİN

Efendim şimdi geliyorum hanımlara. Biliyorum 2019’da seçimlere gideceğiz. Önümüzde iki tercih var. Bir; demokratik parlamenter sistem. İki; tek adam rejimi. Demokratik parlamenter sistem benim gibi düşünmeyen insanların da özgürce düşüncelerini dile getirdikleri bir sistemdir. Demokratik parlamenter sistemde vatandaştan toplanan her kuruş verginin hesabı vatandaşa verilir. Demokrasinin çıkış noktası da budur. Vatandaş sorar ‘benden vergi aldın hesabını ver’ der ve siyaset kurumu hesabını vermek zorundadır.

Hanımlar, musluğu açtığınızda 5 çeşit vergi ödersiniz 5 çeşit. Çocuğunuzun altını temizlediğinizde vergi ödersiniz, yakınınız vefat eder kefen bezi alırsınız vergi ödersiniz. Hepimiz vergi öderiz. Vergi dairesinde kaydımızın olup olmamasının hiçbir önemi yok. Dolmuşa bin vergi ödersin, sakız al vergi ödersin, gözlük al vergi ödersin, elbise al vergi ödersin. Ama Man adasında şirket kurarsan vergi ödemezsin. Man’dan buraya para gelirse gene ödemezsin. Şimdi buradaki ahlaki sorun şudur, bu ülkede fakir fukara vergi verirken devleti yönetenler vergi vermemek için her türlü numarayı yapıyorlar yakınları aracılığıyla. O nedenle biz bunun üzerine gidiyoruz. Bu ülkede tüyü bitmemiş çocuk vergi ödeyecek, bu Ankara’daki beyler vergi ödememek için her türlü numarayı yapacaklar. 2019’da vergi ödeyen, musluğu açtığı zaman her sabah vergi ödeyen, elektrik düğmesini açtığı zaman çocuğunu sabahın köründe okula göndermek için 4 çeşit vergi ödeyen anne bunun hesabını sormak zorundadır. Diyecek ki, “Sandığa gideceğim demokrasiden yana oy kullanacağım. Siyaset kurumu bana hesap vermek zorundadır. Çünkü ben elektrik düğmesini bile açarken 4 çeşit vergi ödüyorum, su içerken 5 çeşit vergi ödüyorum. Bu Man adasında gidip şirket kuranlar vergi ödememek için her türlü numarayı yapıyorlar. Ben onları cezalandıracağım ve sandığa hapsedeceğim, sandığa gömeceğim” diyeceklerdir bütün anneler.

ÇOCUKLARIMIZA HESAP VERMEK ZORUNDAYIZ

Aksi ne olur? Tek adam rejimi. Tek adam rejimini savunanlar şunu yapacak. Diyecekler ki, “Başımızda bir adam olsun, elinde de bir sopa olsun birisi kafasını kaldırdığı zaman sopayla vursun ben öyle rahat ediyorum.” Onlar da gidip tek adam rejimine oy verecekler. Onların çocuklarına verecekleri bir hesap yoktur. Biz çocuklarımıza hesap vermek zorundayız, biz daha güzel bir Türkiye’de birlikte yaşamak zorundayız. Bizim elbette ki, insanların siyasi görüşleri farklı olabilir, kimlikleri farklı olabilir, inançları farklı olabilir, ama biz kendi ülkemizde huzur içinde yaşamak istiyoruz, beraber yaşamak istiyoruz. Benim gibi düşünmeyen insanla ben kahvede oturup sohbet edebilmeliyim, o insanla oturup konuşabilmeliyim, dertleşebilmeliyim, düşüncelerimizi karşılıklı birbirimize aktarabilmeliyiz. Eğer siz tek adam rejimini getirirseniz yargı bağımsızlığı olmaz yani hiç kimsenin can ve mal güvenliği olmaz. Bir kişinin can ve mal güvenliği bir kişinin iki dudağı arasına hapsedilmiş olur. Bunu atın içeri, bunu tutuklayın, bu gazeteci fazla yazdı atın bakalım bunu içeri. Hakime telefon edip bunu biraz daha içeride tutun, ben ne zaman izin verirsem o zaman bunu serbest bırakın. Savcı kulağını dikecek saraya bakalım nasıl talimat gelecek o talimata göre iddianame düzenleyim. Ne diyor? Ey Kılıçdaroğlu, niye söyledin? Savcı daha lafı duyar duymaz fezlekeyi yazıp meclise gönderiyor. Senin savcılığın batsın sen savcı bile değilsin. Saraya kölelik yapanlar hakim de olamazlar, savcı da olamazlar. Bir daha söylüyorum, saraya kölelik yapanlar savcı da olamazlar, hakim de olamazlar.

ÇAĞDAŞ UYGARLIK BİR ADAMA BOYUN EĞEREK OLMAZ

Parlamentoda konuşacağız niye konuşuyorsun, caddede konuşacağız niye konuşuyorsun. Nerede konuşacağız? Bir de kalkıp diyorsun ki, benim ülkemde demokrasi var. Kardeşim senin ülkende demokrasi yok. Bu ülkede şu anda tek adam rejimi var. Bizim mücadelemiz demokrasi mücadelesidir, insan hakları mücadelesidir, kadın – erkek mücadelesidir, yargının bağımsızlığı mücadelesidir, medya özgürlüğü mücadelesidir, hapishanelerinde milletvekili olan, hapishanelerinde gazeteci olan, üniversitelerinden akademisyenlerin atıldığı bir ülke demokratik bir ülke değildir. Demokrasi yoktur bu ülkede. O nedenle söylüyorum, neden diyorlar bunu Kılıçdaroğlu sen söylüyorsun. Demokrasi olmadığı için ve demokrasiyi bu ülkeye yeniden getirmek için yapıyoruz bu mücadeleyi. Bu mücadele hak mücadelesidir, bu mücadele çocuklarımız için bir mücadeledir. Mademki Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize bir hedef gösterdi çağdaş uygarlığı, çağdaş uygarlık demokrasiyle elde edilir. Çağdaş uygarlık oturarak, çağdaş uygarlık bir adama boyun eğerek asla olmaz. Atatürk’e en çok itiraz edenleri yeri geldiğinde Gazi Mustafa Kemal bakan yapmıştır onları. Çünkü demiştir ki sonunda sen doğruyu düşünüyorsun demiştir. Bu kadar erdemli bir yoldan geliyoruz, yolumuz hak yoludur ve mücadele edeceğiz. Mücadelemiz kutlu olsun.

Tabi bu arada şunu da söyleyeyim, Başkanımız size hizmet ediyor, her türlü baskıya, her türlü zor koşullara rağmen size hizmet etmeye çalışıyor. Her kuruşun da hesabını vermek onun da namus borcudur, onun da görevidir. Zor koşullarda görev yaptığını da ifade ettim. Ama o bundan sonra da sizlere en güzel hizmeti yapmak için çaba harcayacaktır, emek harcayacaktır. Dolayısıyla biz bütün Belediye Başkanlarımıza güveniyoruz. O dedi ki o zat, sarayda oturan zat, ben dedi, Belediye Başkanlarımın işine son verdim, tehditle, şantajla onların görevlerine son verdim, onları attım sıra sende Kılıçdaroğlu. Ben de dedim ki, “Doğru sıra bizde, bizim Belediye Başkanlarımız çalışıyor gideceğim hepsini tek tek kutlayacağım. Yaşa, bravo çok iyi yapıyorsun, halka hesap veriyorsun, her kuruşun hesabını veriyorsun” dedim ve diyeceğim.

Hepinize şükran borçluyum, hepiniz sağ olun, var olun. 

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, MUĞLA’DA MUHTARLARLA BİRARAYA GELDİ

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, MUĞLA’DA DÜZENLENEN "ULAŞIM ÇALIŞTAYI"NA KATILDI