10.12.2016
1272
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN YAPTIRDIĞI BUCA SOSYAL YAŞAM KAMPÜSÜ’NÜN AÇILIŞ TÖRENİNDE KONUŞTU

-BENİM GİBİ DÜŞÜNMEYEN İNSANA ÖZGÜRLÜK KAPILARINI AÇMAZSAM, BEN ZATEN CHP’Lİ OLAMAM!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Adana’daki mitingde bazı gazetecilerimizin ismini saydım, belli çevrelerden eleştiri aldım. Şunu açıklıkla ifade edeyim: Eğer demokrasiyi savunuyorsam ben, insan haklarını savunuyorsam ben, kimliği ve düşüncesi ne olursa olsun insana saygı duyuyorsam ben, benim gibi düşünmeyen insana özgürlük kapılarını açmak zorundayım. Açmazsam ben zaten Cumhuriyet Halk Partili olamam, demokrat olamam" dedi. 

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı Buca Sosyal Yaşam Kampüsü’nün açılışında yaptığı konuşma şöyle: 




Sayın Vali yardımcımız, değerli milletvekilleri, belediye başkanlarımız, muhtarlarımız, değerli gazeteci arkadaşlarımız ve bizleri yalnız bırakmayan sevgili İzmirliler, hepinizi en içten selamlarımı saygılarımı sunuyorum.

Türkiye’de bir ilki yapıyor Sayın Aziz Kocaoğlu, aslında tek ilk değil, birden fazla ilki var. İzmir’e ve İzmirlilere hizmet ediyor, İzmir’e ve İzmirlilere hizmet ettiği için de mutlu. Konuşmasını açarken, başlarken konuşmasına Dünya İnsan Hakları Günü olduğunu söyledi ve bu günün önemine vurgu yaptı Sayın Aziz Kocaoğlu. Buraya gelmeden önce yani İzmir’e gelmeden önce İstanbul’da uğradım sabahleyin. Bir gazeteye, Yeniçağ Gazetesine saldırı düzenlenmişti, gazetenin kapıları pencereleri kırılmıştı. Demokrasiyi savunan, özgürlüğü savunan, medyanın özgürlüğünü savunan, insan haklarını savunan bir kişi olarak, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak gazeteyi ziyaret ettim, “Gazeteci arkadaşlarımızın arkasında olduğumu” söyledim.

BİZİM KOCAMAN BİR ORTAK PAYDAMIZ VAR: TÜRKİYE’MİZ 
Sevgili İzmirliler, bu ülkenin güzel insanları… Eğer bu ülkede biz demokrasimizi büyütmezsek, demokrasimizi geliştirmezsek, düşüncelerini insanların özgürce açıklayabildiği bir Türkiye’yi inşa edemezsek; emin olun bu ülkenin caddelerinde, sokaklarında rahat gezemeyiz. Rahat gezmenin yolu, birbirimizi kucaklamanın yolu sorunlarını çözmek için bir araya gelerek dertleşmenin yolu demokrasiden geçiyor.

Düşüncelerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir, ama bizim kocaman bir ortak paydamız var. Bir Türkiye’miz var bizim, bir bayrağımız var, bir Mustafa Kemalimiz var, bir kadın erkek eşitliği düşüncemiz var, bir demokratik parlamenter sistem arzumuz var. Bütün bunları gerçekleştirmenin yolu insan haklarından geçiyor. Şimdi insan haklarının da ötesine geçerek doğanın haklarından söz ediyoruz. Bu ülkede, bu dünyada yaşayan her canlının hakkı vardır değerli arkadaşlarım, her canlının hakkı vardır. İnsanın da hakkı vardır kentlerde bizimle beraber yaşayan canlıların da hakkı vardır, denizlerdeki canlıların da hakkı vardır. Eğer biz doğayı koruyabilirsek, çocuklarımızı parka ormana götürebilirsek, bir arada yaşayabilirsek, emin olun huzur içinde güzel bir Türkiye’yi inşa etmiş oluruz.

BUGÜN TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE GÜVENCE ALTINDA DEĞİLDİR
Değerli arkadaşlarım, insan haklarından söz ediyoruz. Eğer bir ülkede 146 gazeteci hapiste ise o ülkede demokrasiden ve insan haklarından söz edemezsiniz. Eğer bir ülkede düşüncesini açıkladı diye bilim insanları hapse atılıyorsa, o ülkede insan haklarından ve demokrasiden söz edemezsiniz. Eğer bir ülkede 15 günlük çocuğu annesinden ayırırsanız, o ülkede demokrasiden ve özgürlükten söz edemezsiniz. Eğer bir ülkede kadını ve erkeği ayırır, kadını ikinci sınıf yurttaş yaparsanız, o ülkede demokrasiden ve özgürlükten, insan haklarından söz edemezsiniz.
Biz, bizim gibi düşünmeyenlerin bile özgürce düşüncelerini ifade edebilecekleri bir Türkiye istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz, bunun için çaba harcıyoruz. Hiç kimsenin ötekileştirilmediği, herkesin birbirinin sorunuyla ilgilendiği, sorunları çözmek için ortak aklın oluşturulduğu güzel bir Türkiye’yi kurmak istiyoruz ve böyle bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye’de hiç kimse güvence altında değildir. Hiç kimsenin güvencesi yoktur. Sokakta yürüyen kadına kim hangi gerekçeyle tekme atabilir? Bu anlayış neyin anlayışıdır ve bu anlayışı besleyen siyasi anlayış nedir? İnsanları birbirine düşman haline getiren bu siyasi anlayışı besleyenler kimlerdir? Bunları hepimizin oturup sorgulaması lazım…

Bu yerleşkenin şöyle bir özelliği var: Bazen kalabalık bir sokakta yürürken bile kendinizi yalnız hissedersiniz. Bazen şehirde binlerce, yüz binlerce kişinin arasında yürürken bile kendinizi yalnız hissedersiniz. Sizin gibi düşünen bir arkadaş, sizinle aynı yaşta olan, birlikte dertleşeceğiniz bir kişiyi bulmak İsterseniz. Bu kampüsün, bu yerleşkenin özelliği budur. Yaşlılar bir araya gelip, belli bir yaş grubunda olanların bir araya gelip dertleşebileceği konuşabileceği, ama güzel bir ortamda, yeşil bir ortamda, doğa ile kucaklaşan bir ortamda, bir araya geldiği merkezdir burası. Engelli vatandaşlarımız bazen kentin caddelerinde sokaklarında rahat gezemezler. Sinemaya gitmek ister, tiyatroya gitmek ister, pazarda alışveriş yapmak ister, arkadaşlarıyla şakalaşmak ister, düşüncesini ifade etmek ister, bir panele bir siyasi toplantıya katılmak düşüncelerini açıklamak ister, ama bu ortamı çoğu kez yakalayamaz. Peki bu ortamı kim yakalayacaktır, kim hazırlayacaktır? Onu bizim belediye başkanlarımız yapıyor ve yapacaklardır. Çünkü onlar insana saygı gösteriyorlar. İnsandan yana tavır alıyorlar.

BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ KENTİN EN GÜZEL NOKTALARINI HALKIN HİZMETİNE AÇIYOR
Az önce yaklaşık bir buçuk kilometrelik deniz kenarındaki bir bölgeyi hizmete açtık, bir kilometre galiba bir kilometre 600 metre civarında bir alanı hizmete açtık. Eğer denizin olduğu bir kentte kıyısında yürüyemiyorsanız, özgürce konuşamıyorsanız, koşamıyorsanız, o denizin ne faydası var? Eğer o denizin kenarında siz denizle kucaklaşamıyorsanız, denizdeki çakıl taşlarının berraklığını görüp oradan mutluluğu hissedemiyorsanız, o kentte yaşamanın bir anlamı olabilir mi? Belediye başkanlarımıza kızdım: “Size ne gerek bu işlerle uğraşıyorsunuz? Denizin kenarında kocaman apartmanlar yapardınız, kentte oturanlar bile denizi göremezdi, o zaman sizin hakkınızda dava açılmazdı” dedim. Evet ama bütün baskılara rağmen, kentin huzuru için, kentlinin mutluluğu için, kentte yaşayanların “Evet biz rahat bir kentte yaşıyoruz” diyebilmeleri için belediye başkanlarımız fedakarlık yapıyor. Kentin en güzel noktalarını, yaşanabilir noktalarını halka kapatmak değil, halka açıyorlar, denizin kenarından tutun kent ormanına kadar bütün bunları oluşturuyorlar.

İnsan haklarından, özgürlüklerden söz ettik. Kentli olmanın temel özelliklerinden birisi de şudur: Sabah kalkarsınız, kahvaltınızı yaparken gazeteye bakarsınız, ne var ne yok diye gazetelerde köşe yazılarını okumaya çalışırsınız. Başkaları ne düşünüyor diye dünyaya bir gazetenin penceresinden bakmak istersiniz. Ama eğer bir ülkede gazeteciler hapiste ise, o zaman sanmayın ki sadece gazeteciler hapistedir. O gazetenin bütün okuyucuları aslında hapistedir. O gazetenin bütün okuyucuları aslında kendisini mutsuz hissetmektedir. Çünkü bizim düşüncelerimizi yansıtmasa bile, gazetelerin özgürce yazdığı, gazetecilerin özgürce yazdığı, düşünce özgürlüğünün olduğu, herkesin düşüncesini özgürce ifade edebildiği bir Türkiye isteriz. Böyle bir Türkiye bizim en büyük arzumuzdur.

DEMOKRASİYİ, İNSAN HAKLARINI, DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ HER ORTAMDA SAVUNMAK ZORUNDAYIZ

Ben Adana’daki mitingde bazı gazetecilerimizin ismini saydım, belli çevrelerden eleştiri aldım. Şunu açıklıkla ifade edeyim: Eğer demokrasiyi savunuyorsam ben, insan haklarını savunuyorsam ben, kimliği ve düşüncesi ne olursa olsun insana saygı duyuyorsam ben, benim gibi düşünmeyen insana özgürlük kapılarını açmak zorundayım. Açmazsam ben zaten Cumhuriyet Halk Partili olamam ben demokrat olamam zaten. Kim olursa olsun, benim gibi düşünmeyen bir insan düşüncelerini özgürce açıklayamıyorsa, ben o ülkede neden yaşayacağım, hangi gerekçeyle yaşayacağım? Dünyada düşünen tek yaratık insandır, tek canlı insandır, fikir üreten sadece insandır. Fikir farklılığı, düşünce farklılığı insanlığın gelişmesine yol açar, insanlığın gelişmesine katkı yapar. Bunun farkında olmayıp da kısır eleştirilerin peşinde gidenleri biz ayıplarız ve onların ayıp yaptığını söyleriz, onları ayıplamak bizim boynumuzun borcudur. Demokrasiyi, insan haklarını, düşünce özgürlüğünü her ortamda biz savunmak zorundayız. Bunu yaptığımız zaman biz kendi ülkemize, kendi ülkemizin düşünsel yapısına asıl katkıyı vermiş oluruz.

KİMSE SİZİ KANDIRMADI, SİZ KARŞI DARBE İÇİN ADIM ADIM ORTAM HAZIRLADINIZ
Değerli arkadaşlarım, demokrasi güzel bir şey, düşünce özgürlüğü güzel bir şey, kadın erkek eşitliği güzel bir şey, ama hepsinin temelinde bir şey yatar: Adalet. Adaletin olduğu bir ülkede demokrasi vardır, insan hakları vardır. Peki adaleti nerede arayacağız? Haksızlığa uğradığımızda adalet için nereye başvuracağız? Adaletin yolu yargıdan geçer, yani hakim… Yargı eğer bağımsız olursa, siyasi otoritenin emrinde olmazsa, siyasi otoritenin talimatlarını yerine getirmeyip hukukun üstünlüğüne inanan, evrensel hukuk ölçüleri içinde kararını verirse başımızın üstünde yeri var. Ama yargı siyasetin emrine girerse, o zaman toplumu dizayn etmenin bir parçası haline gelir ve Türkiye kaybeder. Bugün Türkiye bütün uygar dünyada imajını kaybetmiş, yitirmiş bir ülke konumundadır. Deniyor; “Türkiye’ye turist gelmiyor.” Deniyor, “Türkiye’de uluslararası toplantılar eskiden çok yapılıyordu, şimdi iptal ediliyor. Dolar gelmiyor, döviz gelmiyor.” Şu soruyu kendilerine sormuyorlar: 15 yılda Türkiye ne hale geldi? 15 yılda Türkiye’nin imajı neden bu hale geldi? 15 yılda neden 146 gazetecinin hapiste olduğu bir ülke haline geldi? 15 yıldan neden binlerce, milyonlarca mağdurlar yaratıldı? Şu soruyu yine kendimize sormak zorundayız: Cemaatin okuluna çocuğunu gönderdi diye devlet memurunu işten atıyorsun, o okula izin veren siyasetçiye hiçbir şey yapmıyorsun? Asıl siyasetçi sorumludur burada. İşin kilit noktasıyla uğraşmak zorundasın sen, kilit noktasıyla! 160 militanı Yargıtaya atarsın, sonra onların görevine son verirsin. İyi de onları Yargıtaya militan olarak atayan kişiler kimlerdi? O siyasilerin sorumluluğu yok mu? “Bizi kandırdılar” diyorlar. Hiç kimse sizi kandırmadı, siz karşı darbe için ortam hazırladınız! Adım adım ortam hazırladınız. Biz bunları bilmiyor muyuz? Hepsini biliyoruz!

Üzerimizde baskılar var, biliyoruz. Önümüzdeki süreçte göreceksiniz, Cumhuriyet Halk Partisi’nin üzerinde çok daha ağır baskılar kuracaklar. Ama bütün vatandaşlarımın emin olmasını isterim: Biz bu ülkenin çıkarı için, bu ülkenin vatandaşlarının çıkarı için her bedeli ödemeye hazırız, ama her hesabı da soracağız.

Şu soruyu kendinize hep sorun: Bir siyasi parti düşünün, bir siyasal iktidar düşünün, her önüne gelen kandırmış. Her önüne gelenin kandırdığı bir siyasal iktidarın o ülkeye bir faydası olabilir mi? Yarın bir başkasının gelip kandırmayacağını kim garanti edebilir? Dolayısıyla hepimizin düşünmesi, hayatı sorgulaması lazım… Türkiye bugün yaşadıklarını hak etmiyor. Daha güzel bir Türkiye’de hep birlikte yaşamak istiyoruz, kimliği, inancı ne olursa olsun, siyasi görüşü ne olursa olsun. Eğer bu ülkenin sokaklarında hep beraber gezebiliyorsak, hiç birbirimizi tanımasak bile birbirimize güler yüzle selam verebiliyorsak, birbirimizi gördüğümüzde kaşlarımız çatık değil yüzlerimiz gülüyorsa, emin olun o ülkede huzur vardır. Emin olun o ülkede bereket vardır. Emin olun o ülkede demokrasi vardır. Emin olun o ülkede suçlular yoktur, huzur vardır. Bunu yapmak istiyoruz, bunu gerçekleştirmek istiyoruz ve bunu yaparken, gerçekleştirirken de el birliğiyle çaba harcamak zorundayız.

TÜRKİYE’DE HUZUR VE DEMOKRASİNİN TEK YOLU, CHP’NİN YOLUDUR
Bakın size ufak bir sırrı vereyim: Türkiye’nin imajı bütün dünyada bozuldu, bütün dünyada, ama İzmir’in imajı hiç bozulmadı. Neden biliyor musunuz? Hükümet kredi alamaz. Kredi alırken bile notu çok düşüktür. Dünyanın faizi ödemek zorundadır, teminat göstermek zorundadır. Ama İzmir Büyükşehir Belediyesi kredi alırken notu çok yüksektir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin notundan çok daha yüksektir. Neden? Çünkü İzmir’i dürüst insanlar yönetiyor, halkına inanan insanlar yönetiyor, o nedenle kredi notu yüksek. Oradan şuraya geliyorum: Eğer Türkiye’de huzur isteniyorsa, Türkiye’de demokrasi isteniyorsa, Türkiye’de kadın erkek eşitliği isteniyorsa, hiç kimse mağdur olmasın, hiçbir çocuk yatağı aç girmesin isteniyorsa, bunun tek bir yolu vardır. O yol Mustafa Kemal’in yoludur. O yol demokrasi ve özgürlük yoludur. O yol Cumhuriyet Halk Partisi’nin yoludur. Birlikte, hep birlikte mücadele edeceğiz. Hep söylerim yine söyleyeyim; bir ülkede huzurun ve bereketin adresi nedir? Neye baktığımız zaman o ülkede huzurun olup olmadığını görürüz veya öğreniriz? Eğer bir ülkede kadının yüzü gülüyorsa bilin ki o ülkede huzur vardır. Çünkü kadının yüzü gülüyorsa her evde huzur her evde bereket vardır.

EĞİTİM SİSTEMİNİ TEPEDEN TIRNAĞA DEĞİŞTİRECEĞİZ
15 yılda nereye getirdiler? 15 yılda çocuklarımız uluslararası yarışmalarda, karşılaştırmalarda en diplerde yer alıyor. Oysa bizim çocuklarımız zeki, bizim çocuklarımız çalışkan, bizim çocuklarımız özverili. Anneler büyük umutlarla çocuklarını okullara gönderiyorlar, ama PISA sonuçlarına baktığımız zaman, okuduğunu dahi anlamakta en gerilere düşmüş durumdayız. Eğitim sistemini tepeden tırnağa değiştireceğiz, sorgulayıcı bir eğitimi getireceğiz. Çocuklarımız sadece kendilerini değil bütün kâinatı sorgulayacaklar, bütün dünyayı sorgulayacaklar, yeni doğrular, yeni keşifler yapacaklar. Biz çocuklarımıza, çocuklarımızın aklına, ailelerimize güveniyoruz ve güvenimiz tamdır. Daha uygar, daha çağdaş bir Türkiye’yi hep birlikte ayağa kaldıracağız, hep birlikte oluşturacağız, hep birlikte kuracağız. Umudumuzu yitirmeden, kararlılığımızı yitirmeden, gücümüzü yitirmeden! Bir kişi kalsak dahi demokrasiden ve demokratik hukuk devletinden vazgeçmeden! Bunun mücadelesini vererek, her kuruşun hesabını hem sorarak, hem de vererek gerçek cumhuriyeti, gerçek demokrasiyi birlikte kuracağız.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun var diyorum.

Sosyal Yaşam Kampüsü’nün açılışını yapan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile merkezi gezerek bilgi aldı. Huzurevinde kalan yaşlıları ziyaret eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, yaşlılardan oluşan koronun söylediği İzmir Marşı’nı dinleyerek, onların yaptığı el işlerinden oluşan sergiyi gezdi, kampüs alanında bulunan gençlik merkezini ziyareti sırasında çocukların oluşturduğu izci takımının hediye ettiği fuları taktı, engelli çocukların işaret diliyle söyledikleri şarkıyı izledi.

CHPnet

SİTELERİ