19.03.2017
3609
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, İSTANBUL’DA "KARS-ARDAHAN-IĞDIR DERNEKLER, FEDERASYONLAR VE VAKIFLAR" TOPLANTISINDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu referandum bir seçim değil. A partisi mi iktidara gelecek, B partisi mi iktidara gelecek? Bununla bir ilgisi yoktur. Yani bunun partilerle bir ilgisi yoktur. Referandum bir anayasa değişikliği oylamasıdır. ’Evet’ veya ’Hayır’ diyeceğiz. Neden anayasa değişikliği hiçbir partiyi değil de hepimizi ilgilendirir? Çünkü anayasa hepimizin anayasasıdır. İktidarlar değişecek anayasa kalacak. Adı üstünde anayasa diğer yasalar gibi kolay değişmiyor” dedi.


Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:




Efendim hepinize yürekten teşekkürler. Özellikle saz çalan ve biraz da neşeli bir atmosferin olmasına katkı veren iki değerli sanatçıya da yürekten teşekkür ediyoruz.

TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ OYLAYACAĞIZ
Değerli dostlarım, 32 arkadaşımız konuştu, büyük bir dikkatle dinledim. Hatta bir arkadaşımız bu tür toplantılardan bir yarar görüyor musunuz diye bir soru da sordu. Bir başka arkadaşımız ben farklı bir siyasi partidenim, kafamda soru işaretleri var, sizi dinlemeye geldim dedi ve sorularını sordu. Bütün sorulara samimi olarak cevap vereceğim. Çünkü evet eğleneceğiz, evet sohbet edeceğiz, evet bir araya geleceğiz ama ayın 16’sında Nisan’da sandığa giderken önce düşüneceğiz, elimizi vicdanımıza koyacağız. Çünkü Türkiye’nin geleceğini oylayacağız, demokrasiyi oylayacağız ve o konuda kararımızı verip sonuçlarına da hep beraber katlanacağız. Artı mıdır, eksi midir o konuda da görüşler soruldu onlara da samimi olarak cevaplarımı vereceğim.
Önce şunu söyleyeyim, bu referandum bir seçim değildir. A partisi mi iktidara gelecek, B partisi mi iktidara gelecek bununla bir ilgisi yoktur. Yani partilerle bir ilgisi yoktur. Referandum bir anayasa değişikliği oylamasıdır. “Evet” veya “Hayır” diyeceğiz. Neden anayasa değişikliği hiçbir partiyi değil de hepimizi ilgilendirir? Çünkü anayasa hepimizin anayasası olacak. İktidarlar değişecek anayasa kalacak, kalıcı olacak. Adı üstünde anayasa, diğer yasalar gibi kolay değişmiyor. O nedenle diyorum gidip oy kullanırken hepinizin düşünmek gibi bir zorunluluğunuz var. Falan kişi böyle söyledi gidip “Evet” vereyim, falan kişi böyle söyledi gidip “Hayır” vereyim diye bir kolaycılığa da girmeyin. Konuşuyoruz, ben de konuşuyorum, diğer siyasi partilerin Genel Başkanları da konuşuyor. Sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının başkanları konuşuyor. Hepsini ölçün, biçin, tartın. Bakın bunu bu kadar açık söylüyorum. Hangi partiden olursak olalım veya hiçbir partiden değiliz, sorumlu bir vatandaş olarak hep beraber 16’sında sandığa giderken oturup düşüneceğiz.

BU BİR PARTİ TERCİHİ DEĞİLDİR
Şimdi bir arkadaşım söyledi cumhuriyetin sayesinde bugün özgürlüğümüzü yaşıyoruz. Hatta bir başka arkadaşımız da cumhuriyetin çok daha önceden Kars bölgesinde kurulduğunu ve cumhuriyetin erdemlerinin yüceliğini anlattı bize. Evet cumhuriyet güzel, cumhuriyetimizi kurduk, millet de güzel, o kavram da güzel. Millet kavramı en temel belge olarak nerede yer alır? Biliyor musunuz millet kavramının bir temel kavram olarak yer aldığı belge Amasya Tamimidir. Mustafa Kemal’in Amasya Tamimidir, der ki “Milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır” nokta. Milletin geleceğini millet belirler diyor. Peki ondan önce millet kavramı var mıydı Osmanlı’da? Osmanlı’da millet kavramı yoktu. Demek ki millet kendi istiklalini eğer belirleyecekse oturup karar vereceğiz. Bu anayasa değişikliğinde oturup karar vereceğiz. Bu bir parti tercihi değildir. Önce bunun üzerinde bir görüş birliği sağlamamız lazım hepimizin. A partisi, B partisi, C partisi hangi partiden olursak olalım. Ama oturup önce düşüneceğiz.

CUMHURBAŞKANI TARAFLI OLURSA 80 MİLYONU TEMSİL EDEMEZ
Şimdi değerli arkadaşlarım, sorulara bakıyorum. Deniyor ki, 16 sabahı yani 17’sinde “Evet” çıkarsa nasıl bir Türkiye’ye uyanacağız? “Hayır” çıkarsa nasıl bir Türkiye’ye uyanacağız diye böyle bir soru geldi. Bu sorudan önce şu soruların cevabını vermemiz lazım hep beraber. Ondan sonra nasıl bir Türkiye’de uyanacağımızın kararını siz vereceksiniz. Birinci sorumuz ne? Birinci sorumuz şu; seçilecek olan Başkan tarafsız mı olmalı, partizan mı olmalı? Buna bir karar vereceğiz. Tarafsız olmalı deniyorsa hayır oyu kullanılacak, partizan olmalı, bir partinin de aynı zamanda Genel Başkanı olmalı diyorsanız “Evet” oyu kullanacaksınız bu kadar basit. Bakın, hiç zor bir soru değil. Arkasından şu soruyu soracağız. Tarafsız olursa ne olur, taraflı olursa ne olur? Tarafsız olursa Başkan yani Cumhurbaşkanı aynı zamanda devletin sigortası olur. Tarafsız herkesi, 80 milyonu temsil eder. Taraflı olursa 80 milyonu temsil edemez. Kendi partisinin, kendi aldığı oyun temsilcisi olur.
Bir başka soru; partinin Genel Başkanları veya milletvekilleri tarafsız olur mu? Hayır. Ben tarafsız olamam, ben bir partinin Genel Başkanıyım. Binali Bey tarafsız olamaz, o da bir başka partinin Genel Başkanı. Devlet Bey tarafsız olamaz, o da bir başka partinin Genel Başkanı. Biz tarafsız olmayacağımız içindir ki, milletvekili yemininde tarafsızlık yoktur. Anayasaya göre milletvekili yemininde tarafsızlık yok. Tarafsızlık yeminini kim eder? Başkan eder. Neden? 80 milyonu temsil ediyor. Herkese eşit mesafede olması lazım. Demek ki, sandığa giderken ilk düşüneceğimiz, sorgulayacağımız konu bu olmalı. Başkan, Cumhurbaşkanı tarafsız mı olmalı, taraflı mı, partizan mı olmalı, bir partiyi temsil etmeli mi?

CAMİYE, ADLİYEYE, KIŞLAYA, OKULA SİYASET GİRMESİN
İkinci soru; kendimize soracağız. Bir partinin Genel Başkanı ve aynı zamanda Başkan mahkemelere hakim tayin etsin mi, etmesin mi? Eğer bir partinin Genel Başkanı mahkemelere hakim tayin edebilir deniyorsa, bu düşüncedeyseniz gidersiniz “Evet” oyunu kullanırsınız. Hayır efendim olur mu yargı bağımsız, bir siyasi partinin Genel Başkanı mahkemelere hakim mi tayin eder, bu doğru olmaz diyorsanız gideceksiniz “Hayır” oyunu kullanacaksınız. Bu kadar basit. Zor bir soru değil. Hakim tayin edersek ne olur? Bir vatandaşımız der ki, ne olacak koskoca Başkan o da hakim tayin etsin. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin etmişte çok mu sorun diye düşünebilir. O zaman yargı bağımsızlığı dediğimiz kavram olmaz. Biz niye ısrarla diyoruz ki, camiye siyaset girmesin, adliyeye siyaset girmesin, kışlaya siyaset girmesin, okula siyaset girmesin. Niye diyoruz? Camiye her görüşten insanımız gidiyor, siyaset girerse camiler bölünmez mi? Kışlaya hepimiz çocuklarımızı askere gönderiyoruz parti ayrımı var mı? Hayır. Oraya siyaset girerse ne olur? Ordu darmadağın olur. Adliyeye siyaset girmesin diyoruz niçin? Hakim şöyle bakacak, bu bizim partiden, onun lehine çalışayım, öbür kişi bu bizim partiden değil diyecek. Bunları düşünerek sandığa gideceğiz ve bunları düşünerek oyumuzu kullanacağız.
Başka bir soru; sandığa gideceğiz ayın 16’sında şu soruyu kendimize soracağız. Seçtiğimiz bir kişi Türkiye Büyük Millet Meclisini fesih yetkisine sahip olsun mu, olmasın mı? Soru bu çok basit. Diyorsanız ki, ya bir kişi seçtik, başkanı da seçtik, o da istediği zaman Türkiye Büyük Millet Meclisini feshetsin yeniden seçime götürsün. Kendisi de girecek tamam. Ama şunu derseniz ki, ya bir kişi Türkiye Büyük Millet Meclisini niye feshetsin diyorsanız “Hayır” oyu kullanacaksınız bu kadar basit.

BU MİLLET GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E BİLE BU YETKİYİ VERMEMİŞTİR
Peki şunu düşünebilirler bazı arkadaşlarım, e ne olacak koskoca Başkanı seçtik o da meclisi feshetsin. O zaman milli irade sorusunu kendinize soracaksınız. 550 milletvekilini meclise seçip gönderen biziz, milletvekili yapan biziz, milli iradeyi temsil eden biziz ama bir kişi kalkıyor milli iradeyi tanımam meclisi feshettim diyor. Bu haklı mıdır, haksız mıdır bunu düşüneceksiniz. Bize demokrasiye gerek yoktur derseniz “Evet” oyu kullanacaksınız. Efendim demokrasiye ihtiyacımız var diyorsanız “Hayır” oyu kullanacaksınız bu kadar basit. Bunun partilerle, A partisi, B partisiyle ilgisi yok. Çünkü demokrasi benim de ihtiyacım, benim gibi düşünmeyen insanında ihtiyacı. A partisinin de ihtiyacıdır demokrasi, B partisinin de ihtiyacıdır demokrasi. Ne diyor anayasa? “Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır” diyor. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları ise, Türkiye Büyük Millet Meclisini bir kişi feshedemez. Tarihte örneği var mı? 1924 anayasası. Sizi 1924 yılına götüreyim. 1924 anayasası görüşülürken meclisi fesih yetkisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e verilmek istenir. İki genç milletvekili kürsüye çıkarlar, birisi Mahmut Esat Bozkurt’tur. Diğeri Saruhan şimdiki Manisa milletvekilidir. Derler ki, “Biz paşayı seviyoruz, bu memleket için neler yaptığını da çok iyi biliyoruz, iyi bir komutan, iyi bir devlet adamı ama bizi buraya seçip getiren paşa değil millettir, ancak bu meclisi millet fesheder” demiştir ve bu yetkiyi vermemişlerdir. 1924 yılında en güçlü olduğu dönemde, bu millet Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bile bu yetkiyi vermemiştir. Milli iradeye bu kadar saygılıdır. Benim irademe, 80 milyonun iradesine bir kişi tahakküm edemez, bir kişi hükmedemez demiştir. Buna ne diyeceğiz? Diyorsanız ki, boş ver milli iradeyi kardeşim Başkanı seçtik, mesele bitti, istediği zaman meclisi feshetsin diyorsanız gideceksiniz ayın 16’sında Nisan’ın “Evet” oyu kullanacaksınız. Böyle bir şey olmaz diyorsanız “Hayır” oyu kullanacaksınız. Bu kadar basit. Böyle uzun uzun laflara, uzun uzun akademik söylemlere de gerek yok. Olay bu kadar basittir. Olay nedir? Olay bir demokrasi olayıdır. Parlamenter demokratik sistemimiz devam mı etsin, yoksa tek adam rejimi, otoriter bir rejim mi gelsin? Bu kadar basit.

MECLİSİN YETKİLERİ ELİNDEN ALINIYOR

Şimdi sizi biraz daha geriye götüreyim. Amasya Tamimi yayınlandığında bir kişi mi vardı? Hayır. Erzurum Kongresi kurulduğunda ve Erzurum Kongresi karar aldığında bir kişi mi vardı? Hayır. Sivas Kongresi kurulduğunda bir kişi mi vardı? Hayır. Adı üstünde kongre. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduğunda bir kişi mi vardı? Hayır. Bizim logomuzda küçük bir kız çocuğumuz var saçları örgülü önden. Üstünde bir yazı var kendi yazısı, bir çocuk yazısı. “Geleceğim için hayır” diyor. Neden biliyor musunuz? 23 Nisan 1920’de meclis açıldığında o günü biz bayram ilan ettik. İlk kez Türkiye Cumhuriyeti kuruldu, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçildi ve o günü bayram ilan ettik. Sonra bu bayramı çocuklarımıza armağan ettik. Bu meclis 23 Nisan 1920’de kurulan meclis, Milli Kurtuluş Savaşını yöneten meclistir. Bu meclis 15 Temmuz darbe girişimini top sesleri, silahlar altında sabaha kadar çalışarak savuşturan bir meclistir. Bu meclis Kıbrıs Barış Harekatını yöneten bir meclistir. Şimdi bu meclisin bazı yetkileri elinden alınıyor, milli iradeden alınıyor. Niye alınıyor, hangi gerekçeyle alınıyor, hangi akılla, hangi mantıkla alınıyor?
Şimdi bu çocuk diyor ki, meclisi kurdunuz, milli iradeyi tecelli ettirdiniz, cumhuriyetin devamı için güvenceyi bana verdiniz ve o günümü 23 Nisan Çocuk ve Egemenlik Bayramı ilan ettiniz. Benim bu yetkime ve bu bayramıma dokunmayın diyor. Meclisime dokunmayın diyor. Bu meclis milli iradeyi temsil ediyor, yetkilerini elinden almayın diyor, benim geleceğimle oynamayın diyor o küçük kız çocuğu. O bizim çocuğumuz.

BU BİR BAYRAK, VATAN VE MEMLEKET MESELESİ
Yetkileri elinden alıyoruz. Meclisin elinden hangi yetkileri alıyoruz? Devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili kararname çıkarma yetkisi veriyoruz Sayın Başkana, Sayın Cumhurbaşkanına. Ne demek devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili karar almak? Devlette kim vali olacak, kim müsteşar olacak, kim genel müdür olacak, bunların nitelikleri nedir bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi belirler. Şimdi deniyor ki, meclis bunları belirlemesin, Başkan belirlesin, kuralları Başkan koysun ve ondan sonra istediği atamayı yapsın. Bu nedir biliyor musunuz? Devlette liyakat sisteminin çökmesi demektir. Devlette bugün müsteşar olmak için 12 yıl devletin üst kademelerinde çalışmak gerekiyor. Yeni modelde Başkan isterse öğleden sonra herhangi bir arkadaşını eğitim durumu ne olursa olsun Milli Savunma Bakanlığına, Milli Eğitim Bakanlığına, Maliye Bakanlığına atama yapabilir. Kimse de bir şey soramaz. Çünkü bütün yetki onda. Sandığa giderken bütün yetkiyi verelim ona diyorsanız gidip “Evet” oyu kullanacaksınız. Olmaz bu doğru değildir diyorsanız, devlette liyakat esası önemlidir diyorsanız gideceksiniz “Hayır” oyu kullanacaksınız. Bunun partiyle ilgisi yok. A partisi, C partisiyle de ilgisi yok. Bu bir bayrak meselesi, bir vatan meselesi, bu bir memleket meselesi. Olaya öyle bakacaksınız.

TÜRKİYE’NİN ÇIKARLARINI DÜŞÜNEREK HAREKET ETMEK ZORUNDAYIZ
Bir başka soru? Bugün kaç bakanlığın olacağını hepimiz biliyoruz, ben de biliyorum, sizler de biliyorsunuz. Bakanlıkların kanunu var, hangi bakanlık ne iş yapacaksa görev tanımları çıkıyor. Kim belirliyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi. Yeni modelde? Yeni modelde Türkiye Büyük Millet Meclisinin böyle bir yetkisi yok. Başkan belirleyecek kaç bakan olacağını, bakan dahil tamamını Başkan belirleyecek. Doğru mu, yanlış mı? Meclisin kaç tane bakanlık olacağını belirlemeye yetkisi olmasın diyorsanız gideceksiniz “Evet” oyunu kullanacaksınız. Olur mu böyle bir şey, bakanlık hangi görevleri yapacak, burası koskoca Türkiye Cumhuriyeti, parlamentonun iradesinin dışında bir bakanlık kurulmamalıdır diyorsanız gideceksiniz “Hayır” oyu kullanacaksınız bunun partilerle ne ilgisi var? Başkanlarla da ilgisi yok bunun. Hepimiz faniyiz. Hiçbirimize bir koltuk efendim 100 yıl, 200 yıl tahsis edilmedi hepimiz faniyiz. Bugün buradayız, yarın yokuz. Bugün Başkan birisi, yarın bir başka Başkan birisi. Birisi gelir der ki, ya ben bu kadar yetki olmaz der öbürü der ki benim yetkilerim daha az biraz daha fazla verin. Dolayısıyla üzerinde düşünürken Türkiye’nin geleceğini düşünerek karar almamız lazım. Çünkü dış politika gibi, ki dış politikada milli olmak zorundayız, bu politikada da birlikte hareket etmek zorundayız. Türkiye’nin çıkarlarını düşünüp ona göre hareket etmek zorundayız.

BİZDEN ÖZÜR DİLEMESİ LAZIM
Bir arkadaşım sordu, partili olmadığını söyledi. Hollanda konusunda ilk yaptığımız açıklamanın doğru, sonra yaptığımız açıklamanın da kafalarında soru işareti yarattığını söyledi. Dış politika milli olmak zorundadır. Bizim ülkemizin bir bakanı bir başka ülkeye alınmıyorsa, uçağı indirilmiyorsa, bir başka ülkeye giden bakan sınır dışı ediliyorsa burada hep beraber hareket edeceğiz. Bunun sağı, solu, ortası yok ki, bu memleket bizim memleketimiz. Ama bu olayın referanduma bir gerekçe oluşturmasını doğru bulmuyoruz. Bunun referandumla ilgisi yok arkadaşlar. Yani referandum olmasaydı biz tepki göstermeyecek miydik? Şu soruyu ben orada sordum. Daha önce dönemin enerji bakanı heyetle Irak’a gitmek istedi Irak kabul etmedi. Hiç kimse de bir şey demedi benim dışımda. Ben tepki gösterdim. O zaman da hükümet vardı niye kıyameti koparmadılar? Çünkü referandum yok. Eğriye eğri, doğruya doğru söylememiz lazım. Hollanda’yla ilişkilerin yumuşatılmaya çalışıldığını biliyorum. Ben bunu da doğru bulmuyorum. Bu ülkenin bakanını kabul etmemişse, bizden özür dilemesi lazım, en hafif deyimiyle bizden özür dilemesi lazım, bu kadar açık.

LAFLA DEVLET YÖNETİLMEZ
Olay nedir? Olayı da size söyleyeyim. Olay şudur; Hollanda’nın Bakanı telefon ediyor bizim Bakana, yani Başbakanı bizim Başbakanı arıyor 8 sefer konuşuyorlar. Bizde seçimler var buraya kimse gelmesin diyor. Anlaşıyorlar. Niye peki böyle bir olay oldu? Çünkü referandum var acaba buradan bir şeyler alır mıyız? Bu neyi ortaya çıkarıyor? Türkiye’nin itibarına darbe vuruyor değerli arkadaşlarım. Bu olmamalı. Türkiye’nin itibarı hepimizin itibarıdır. Darbe vuruyor. Bugün böyle yapan yarın başka bir şey yapar. Devleti yönetenlerin dillerine hakim olması lazım. Diline hakim olamayan devleti iyi yönetemez. Ben bunu da söyledim. Bu sadece bizim ülkemiz için değil, bizim tarihimizde de böyledir. Onu da her seferinde söylüyorum ve hatırlatıyorum. Bir şey yapılacaksa söylersiniz ve yaparsınız ve denir ki, evet ya Türkiye bir şey söylüyorsa kesin yapar. Şimdi düşünün bugünkü modele bakın. Fiili Başkanlık durumu var. Başkan var, Binali Bey usulen Başbakanlık görevini yapıyor. Başkan diyor ki, Mümbiç’e gireceğiz. Ertesi gün plak değişiyor Başkan diyor ki, Rakka’ya gireceğiz. Bir bakıyoruz hiçbir tarafa gidildiği yok. Ben rahmetli Ecevit’ten örnek vermek isterim. Rahmetli Ecevit Kıbrıs’ta soydaşlarımız katledilirken her şeyi yaptı Türk askeri Kıbrıs’a ayak bastıktan sonra çıktı Başbakanlığın kapısında dedi ki, şu anda Türk askeri Kıbrıs’tadır, barış harekatı başlamıştır Allah bu millete acılar göstermesin diye bir konuşma yaptı bitti. Türk askeri oradadır bitti. Devlet böyle yönetilir. Lafla devlet yönetilmez değerli arkadaşlar.

MAĞDUR OLAN ASIL BİZİZ

Şimdi bir başka arkadaşım dedi ki, sokakta biz soruyorlar bir anayasa değişikliği geldi eğri, doğru. Peki CHP’nin hiç görüşü yok mu? Var tabi niye olmasın? Biz parlamenter demokratik sistemin güçlendirilmesini istiyoruz. Türk hukukunun 12 Eylül darbe hukukundan arındırılmasını istiyoruz. Bu konuda kanun tekliflerimizin tamamını verdik. Bir; siyasi ahlak yasası istiyoruz. Her mesleğin ahlaki kuralları var, siyasetin de ahlaki kuralları olsun. İhale takipçisi olan bir milletvekilinin mecliste ne işi var? Bu teklifi verdik mi? Verdik. Sayın Davutoğlu’nun hakkını yemeyim Sayın Davutoğlu da çıktı bizde bu kanun teklifini getiriyoruz dedi. Ama çıkmadı. Sayın Davutoğlu gitti ama çıkmadı.
İki; Türkiye Büyük Millet Meclisinde milli irade tam temsil edilmiyor. Yüzde 9,99 oy alan parti bir milletvekili bile çıkaramıyor. Olmaz. Biz ne diyoruz? Yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı gelsin mecliste konuşsun. Sokağa niye bırakıyorsun gelsin milletin kürsüsünde konuşsun. Hem darbeye karşıyım diyeceksin, hem de darbecilerin getirdiği kanunu destekleyeceksin. Olmaz, yanlıştır bu. Bir arkadaşım yine söyledi bu seçim sistemini istemiyoruz. Evet biz de istemiyoruz. Milletin vekilini millet seçmeli nokta. Bu kadar basit. Şimdi milletin vekilini millet mi seçiyor? Hayır. Biz masanın başına oturuyoruz, listeyi yazıyoruz, sizin önünüze koyuyoruz gel arkadaş bunlara oy ver diyoruz. Vermezsen oy ayrıca sana ceza yazarız diyoruz. Bu mudur demokrasi? Bunu kim çıkardı? Bu da darbe döneminin ürünüdür, bunun da değişmesi lazım. Söyledik, milletin vekilini millet seçsin. Kendi milletimize güvenmiyor muyuz? Güveniyoruz. Siyasi partilerin finansmanı. Doğru olması lazım. Nasıl finanse ediyor bu siyasi partiler? Örnek vereyim size, bugünkü tablodan örnek vereceğim. Devletin forsunu kullanacaksın, devletin arabalarını kullanacaksın, devletin uçaklarını kullanacaksın, devletin paralarını kullanacaksın, devletin televizyonunu kullanacaksın. Biz iman kuvvetiyle yoldayız, ne devletin parası var, ne devletin arabaları var, ne devletin uçakları var, ne devletin televizyonları var. TRT’ye haber gönderdik Genel Başkanları çıkarıyorsun bizi de çıkarın ben vergi veriyorum, benim paramla sen orada faaliyet gösteriyorsun. Hala tık yok. Bir de dönüp diyorlar ki, biz mağduruz. Mağdur olan asıl biziz. Nasıl mağdur oldunuz? Eşit şartlarda bir mücadele yapmıyoruz. Oysa demokrasilerde eşit şartlarda mücadele etmek lazım.

TÜRKİYE’NİN KUTUPLAŞMA ZEMİNİNDEN ÇIKMASI LAZIM
Bir başka temel nokta; toplum fazla kutuplaştı bu doğru değil. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir ama biz pekala bir araya gelip konuşabiliriz. Aynı şeyi düşünmek zorunda değiliz ki, farklı düşünebiliriz. Bunun için kavga etmeye gerek var mı? Hayır. Kutuplaşma zemininden Türkiye’nin çıkması lazım. Ben biliyorum bu kampanya süreci içinde her şey benim aleyhime söylendi her şey. Hala da söyleniyor. Namusumuza ve haysiyetimize kadar dil uzattılar. Ama söz verdim asla ağzımı bozmayacağım ve onlara da cevap vermeyeceğim. Sadece Allah’a havale ediyorum. Söylüyorum bunun partilerle ilgisi yok ki arkadaşlar. Birlikte yaşayacağız, biz ortak paydamızı güçlendirmek zorundayız. Bayrak sadece benim bayrağım mı? Hepimizin bayrağı. Vatan sadece benim vatanım mı? Hepimizin vatanı. Ben diyebilir miyim sen vatansever değilsin ben vatanseverim. Hepimiz eşit vatanseveriz arkadaşlar. Bu bayrak hepimizin ortak bayrağıdır.

DENİYOR Kİ, "YENİ BİR REJİM KURALIM, AMA KİMSE HESAP VERMESİN"
Şimdi şu sorunun da cevabını vereyim size. Bu model çıkarsa ne olur? Dünyadan örnek vereceğim size. Dünyanın en gelişmiş 20 ülkesine bakın. Kişi başına gelirin 35 bin, 40 bin, 45 bin, 60 bin dolar olduğu ilk 20 ülke. Sadece Amerika’da başkanlık var diğerlerinde parlamenter sistem. Amerika’daki başkanlık sistemi de bu başkanlık sistemi değil hiç ilgisi yok. Amerika’daki başkanlık sisteminde başkan büyükelçi bile tayin edemez. Hiçbir hakim onun önünde kalkmaz, alkışlamaz, tam bir yargı bağımsızlığı vardır. Ömür boyu hakim hakimliğini sürdürür. Bizim modelde tam tersi. Dönüyorum geriye, dünyanın en az gelişmiş 20 ülkesine bakıyorum. En az gelişmiş, en fakir 20 ülkesine bakıyorum tamamında başkanlık sistemi var. Bugünkü modele benzeyen başkanlık sistemi. Biz Keban Barajını kurarken, biz fabrikalar kurarken, biz helikopter, uçak vs. yapmaya çalışırken 1940’larda Türkiye’nin uçak ihraç ettiğini biliyor musunuz? Kendi denizaltısını yapıyordu. 1925 yılında Kayseri’de uçak fabrikasının temelinin atıldığını biliyor musunuz? 9 yıl sonra Kayseri’den kalkan uçağın Ankara’ya indiğini biliyor musunuz? Hangi rejim içinde yapıldı? Parlamenter demokratik rejim içinde yapıldı. Şimdi deniyor ki, yeni bir sistem, yeni bir rejim kuralım ama kimse hesap vermesin. Niye hesap vermesin? Milletin parası, 80 milyonun parasını vergi olarak alıyorsun, harcıyorsun hesabını ver.
Saz çalan ustalar, sanatçılarımız dediler doğru mudur, yanlış mıdır diye. Hepsi doğru sizin söyledikleriniz. Kimse hesabını vermeyecek. Hesap vermesi için ne gerekiyor? 400 milletvekilinin oyu gerekiyor. 400 milletvekilinin oyunu nereden bulacağız? Bugünkü modelden çok daha ağır bir model getiriliyor. Yeni kurulan sistemde hükümet olacak ama parlamentodan güvenoyu istemeyecek. Niçin? Diyor ki, bu meclisten niye ben güvenoyu isteyim. Her şey, yetki bende, takdir bende, para bende, harcama bende, hesap vermiyorum ne kadar güzel. Köyün muhtarı bile ihtiyar meclisinden karar çıkarmadan köyün merasını satamaz. Biz Türkiye’yi teslim edeceğiz bunun partisi var mı? Bunun partisi olmaz arkadaşlar. Bu bir vicdan meselesidir. O çerçevede bakacağız, öyle değerlendireceğiz bunu. Ben A kişisini çok seviyorum diye gidip hemen oyumu basarsam bunun vebali çok ağırdır. Bir daha altını çiziyorum vebali çok ağırdır çocuklarımıza hesap veremeyiz.
Ben her toplantıda söylüyorum, İstanbul’da 1982 yılında genç bir bürokratken görev yaparken gittim Fikirtepe’deki sandıkta “Hayır” oyunu kullandım. Bugün torunlarıma, çocuklarıma ben o darbe anayasasına “Hayır” dediğimi gururla, övgüyle anlatıyorum. Aynı övgüyü paylaşmanız lazım, aynı gururu paylaşmanız lazım. Biz demokrasimizi geliştirmek zorundayız.
Bakın, cumhuriyet kuruldu, bütün İslam dünyası cumhuriyeti kurdu. Parlamenter demokratik sistemi güçlendirdik, bütün İslam dünyası bize öykündü biz de parlamenter demokratik sistemimizi güçlendirelim diye. Şimdi tam tersine makarayı sarmaya başladılar. Tek adam yönetimleri dünyada hiçbir ülkeye fayda getirmedi. Ne Hitler’e getirdi, ne Pinochet’e getirdi, ne Mussolini’ye getirdi. Ne Romanya’da Çavuşesku vardı ona getirdi, ne Libya’da Kaddafi’ye getirdi, ne Irak’ta Esad’a getirdi. Hiç kimseye faydası yoktur. Olamaz böyle bir şey zaten. Demokrasinin özü denetimdir zaten, hesap vermedir. Demokrasi adı niye demokrasi diyoruz? Siyasetçi hesap versin bunun için demokrasi var zaten. Siyasetçi hesap vermezse demokrasi olmaz ki.
Önerileri söyledim, parlamenter demokratik sistemin güçlendirilmesinden yanayız. Her türlü desteği vermekten yanayız. Türkiye Büyük Millet Meclisine sözlü olmasın diye yazılı verdim ayrıca. Yazılı dilekçe verdim. Bunları yaparsanız biz gelip her türlü desteği vereceğiz dedim. Sayın Davutoğlu’na da anlattım, Sayın Binali Yıldırım’a da anlattım, Sayın Cumhurbaşkanına da anlattım. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra saraya gittim, yargı bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlattım. Hakim teminatı olmak zorundadır. Yargı bağımsızlığı olmazsa adalet olmaz. Adalet olmadığı takdirde devlet olmaz. Çünkü adalet mülkün yani devletin temelidir. Karar verdik orada. Üç siyasi lider, Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Sözcüsü ve Genel Sekreteri yargı bağımsızlığını sağlayacağız bunun için çalışalım diye. İki toplantı yapıldı sonra vazgeçtiler.

TERÖR ÖRGÜTÜ SALDIRISINA UĞRAYAN TEK LİDER BENİM
Bir arkadaşım bir soru sordu şehitlerle ilgili. Şehit cenazelerine katılıyorsunuz ama terör örgütü veya terörcülerin ya da terör militanları olanların, teröristlerin de ailelerine taziyeye gidiyorsunuz bir soru. Hayatımda hiçbir zaman böyle bir taziyeye gitmedim. Tam tersine Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşurken, kürsüde konuşurken terör örgütü mensubunun evine taziyeye giden milletvekilini eleştirdim, Türkiye Cumhuriyetinin bütçesinden maaş alıyorsun bir terör örgütünün liderinin ya da terör örgütü mensubunun taziyesine kimse gidemez ve gitmemelidir diye ben söyledim. Arkadaşlar bu kadar açık. Biz terörden çok çektik. Allah aşkına söyler misiniz yani terör örgütü saldırısına uğrayan tek lider benim. Nasıl olur da biz gideceğiz terörü destekleyeceğiz akıl var, mantık var!

ŞEHİTLER VE GAZİLER ARASINDA AYRIM YAPILMAMALI

Terör kimden gelirse gelsin, nereden gelirse gelsin, hangi gerekçeyle gelirse gelsin hep beraber karşı durmak zorundayız. Terörden az mı acı çektik? Ama şunu söylüyorum, şehit yakınları, şehitler ve gaziler arasında ayrım yapılmamalı. Asla bunu kabul etmiyorum. Gazilerimize sahip çıkmıyoruz arkadaşlar biliyor musunuz? İki ayağını, iki kolunu vermiş gazi biliyorum nikah şahitliğini yaptım. 2 bin 500 lira tekerlekli sandalyeye devlet para veriyor. Kendisi diyelim 6 bin, 7 bin liraya alıyor üstünü cebinden sen kendin vereceksin deniyor. Bu doğru değil arkadaşlar. Eğer bu ülke kendi gazisine bir araba alamıyorsa o zaman bu ülkeye yazıklar olsun dememiz lazım. Sen gazine araba alacaksın. Ne olur yani 2 bin 500 lira değil de 25 bin lira olsa ne olur? İki ayağını bırakmış, iki kolunu bırakmış yazık günahtır. 15 Temmuz şehidi birinci sınıf şehit, eksi 35, 40 derecede PKK’yla mücadele edip şehit olan da ikinci sınıf şehit. Olmaz. 15 Temmuz şehidi de bizim şehidimizdir, PKK’yla mücadele edip hayatını kaybeden de bizim şehidimizdir. O da bizim başımızın tacıdır, o da bizim başımızın tacıdır. Referandumda “Evet” diyen de başımızın tacıdır, “Hayır” diyen de başımızın tacıdır. Biz böyle kabul ederiz.
Zaman zaman sosyal medyada propagandalar yapılır bunların yüzde 90’ına inanmayın arkadaşlar. Samimi söylüyorum inanmayın. Gelin bize sorun. En büyük samimiyetle, mektup yazın sorun, en büyük samimiyetle biz hepsine cevap veririz hepsine hiç endişe etmeyin. Ben her siyasi partinin ülkenin çıkarları için mücadele ettiğine inanan bir kişiyim, öyle olması lazım. Felsefesinin öyle olması lazım. Yollar farklı olur ama hepimiz bayrağımız için, vatanımız için, ülkemiz için, çocuklarımız için mücadele ederiz. Kim terörden hoşlanır, baskıdan kim hoşlanır?

MUTLAKA SANDIĞA GİDİN, SANDIKLARIN GÜVENLİĞİNİ BİZ SAĞLAYACAĞIZ, HİÇ ENDİŞENİZ OLMASIN
Bir arkadaşım söyledi “Hayır” diyenlere baskı var. Ben de biliyorum baskı var. Salon yasakları getiriliyor, diğer yasaklar geliyor, dünya kadar yasak geliyor. Ben bunları da biliyorum. Ama bunları dillendirmiyoruz neden? Bu işin gerekçesi olmaz. Bu iş bir memleket meselesidir. Gideceğiz onurumuzla oyumuzu kullanacağız.
Yine bir soru geldi sandıkların güvenliği nasıl sağlanacak? Sizden tek isteğim var tek. Nasıl oy kullanırsanız kullanın ama mutlaka sandığa gidin. Sandıkların güvenliğini biz sağlayacağız hiç endişeniz olmasın. Hepsinin güvenliğini sağlayacağız tam 2 yıldır çalışıyoruz. Efendim bugün hava güzel Pazar konken oynayacağız kahvede arkadaşlar bekliyor, hanımlar günü var biz oraya gidelim. Sandığa mutlaka gidin. Ülkenin geleceği ve selameti için sandığa gidin, oyunuzu kullanın. Bu çok önemlidir. Sıradan bir seçim değil bu. Seçim olur gidersiniz istediğiniz partiye oy verirsiniz ona kimse diyemez niye bu partiye oy verdin diye. Ama bu bir referandum, bir anayasa değişikliği. Bu anayasa değişikliği sadece bizim değil, dünyanın sorunu haline geldi. Bunu çözmemiz lazım. Birlikte çözmemiz lazım. Demokrasiyi güçlendirmemiz lazım.

NEREYE GİTTİĞİ BELLİ OLMAYAN BİR TRENE 80 MİLYONU BİNDİRMEK DOĞRU DEĞİL
“Hayır” çıkarsa ne olur? Hiçbir şey olmaz ne olacak ki? Yani bugün anayasa var zaten, Sayın Cumhurbaşkanı görevinin başında, Sayın Binali Bey görevinin başında, Başbakan. Bakanlar görevlerinin başında, bizler çalışıyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışıyor. Eksik olan ne, ayak bağı olan ne? Bu sistemde ayak bağı olan ne? 141 yıldır biz bu sistemi uyguluyoruz. 141 yıl parlamenter sistem. Parlamento sistemi var bizde. Niye vazgeçiyoruz bundan? Yetkilerin bir kısmını alıp bir kişiye veriyoruz. Osmanlı’da da bu yoktu. Orada da padişah var altında sadrazam var. Yani Başbakan. Onun altında vezirler var yani bakanlar var. Şimdi Başbakanlık olmayacak. Niye olmasın? Yani Binali Bey çalışıyor, bütçesini yapıyor, meclise getiriyor, güvenoyu alıyor, icraatını yapıyor, bir bakan yolsuzluk yaparsa veya şüphemiz olursa gensoru veriyoruz hesabını veriyor kabul veya ret. Yeni modelde bunların hiçbirisi olmayacak. Doğru değil.
Elbirliğiyle, gönül birliğiyle Nisan’ın 16’sında sandığa gidip oyumuzu kullanacağız demokrasimizi güçlendirmek için. “Hayır” çıkarsa ne olur? Vatandaşın mesajı şu olur; ben milletvekili seçtim, Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdim, o meclisten bakanlar çıkıyor, o meclisten Başbakan çıkıyor, o bakanlar ve Başbakanlar yeri, zamanı geldiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisine gelip hesabını veriyorlar. Dolayısıyla sağlıklı, güçlü bir denge, denetleme ağı var. Bunun biraz daha güçlendirilmesi lazım. Siz yolunuza bildiğiniz şekliyle devam edin. “Evet” çıkarsa? Sonu belirsiz bir trene hep beraber binmiş olacağız nereye gideceğini kimse bilmiyor. Annelere söyleyeyim, siz freni olmayan bir otobüse çocuklarınızı bindirir misiniz? Şimdi biz freni olmayan bir otobüse Türkiye’yi bindireceğiz. Nereye gittiği belli olmayan bir trene 80 milyonu bindireceğiz. Bu doğru değil. O nedenle söyledim düşünelim ve sandığa öyle gidelim. Aklımız var, mantığımız var, yanlış düşünebiliriz, bir başkasına danışacağız, bir başkasıyla konuşacağız eğri midir, doğru mudur bakacağız Türkiye hepimizin Türkiye’si. Hepimiz mutlu ve güzel bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Görüşlerimiz ne olursa olsun selamlaşmak, kucaklaşmak, sohbet etmek, çay, kahve içmek, birbirimize derdimizi anlatmak, acılarımızı paylaşmak, sevinçlerimizi paylaşmak gibi bir amacımız olması lazım. Bu amaç çerçevesinde bana görev düşüyor, tek tek her birinize de görev düşüyor. Bunları tek tek her biriniz gidip anlatmak zorundasınız.
Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun diyorum.

CHPnet

SİTELERİ