29.12.2016
24852
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BODRUM MUMCULAR BELDESİ’NDE KONUŞTU

-SİZDEN BAYRAĞA, VATANA, MİLLETE SAHİP ÇIKMANIZI İSTİYORUM

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Biz bu anayasa değişikliğini parlamentodan çıkartmamak için elimizden gelen her çabayı göstereceğiz. Sizden sadece ve sadece bayrağa, vatana, millete sahip çıkmanızı istiyorum.” dedi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle: 



Efendim merhabalar. İyi misiniz? Bütün çabamız daha güzel bir Türkiye’de yaşamak. Bütün çabamız her evde bereketin olması. Bütün çabamız bu memlekette huzurun olması. Bütün çabamız çocuklarımızın güzel bir eğitim alması. Bütün çabamız bayrağımızın gönderde şerefle dalgalanması. Bütün çabamız kadın ve erkek eşitliği. Bütün çabamız cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak. Bütün çabamız güzellikleri bu ülkeye getirmek. Bütün çabamız bu.

BOŞ KAĞIDIN ALTINA İMZA ATTILAR
Kavga istemiyoruz, dövüş istemiyoruz, gerginlik istemiyoruz. Bizim gibi düşünmeyen insana da saygı duyuyoruz. Ama bu ülkede huzurun olmasını istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz. Görüşümüz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir ama biz şanlı bayrağın altında yaşamak istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz. Bir dikta yönetimi değil, demokrasi içinde yaşamak istiyoruz, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Çiftçi rahatlıkla toprağını eksin, işçi fabrikada rahatlıkla çalışsın, memur devlet dairesinde güven içinde çalışsın, siyasetçi vatandaşın sorunlarıyla ilgilensin, cebini düşünmesin, siyaseti zenginleşme aracı olarak görmesin, siyaseti vatandaşa hizmet aracı olarak görmesi lazım. Bunun için mücadele ediyoruz. Şimdi diyorlar ki, ’Tek adam rejimine geçeceğiz.’ Diyorlar ki, ‘Her şeyi bir kişiye verelim.’ Diyorlar ki, ‘TBMM’nin kanun yapmasına gerek yok.’ Kim yapacak? Efendim sarayda bir kişi oturuyor ya, bundan sonra kanunu o yapsın. Bunu izin verecek miyiz? Emin olun buna izin vermek intihar etmek demektir. Yani Türkiye’nin, demokrasinin, yani cumhuriyetin, yani TBMM’nin intihar etmesi demektir. Milli Kurtuluş Savaşını yöneten bir Büyük Millet Meclisi düşünün. En son 15 Temmuz darbe girişimini sabaha kadar çalışarak, bombaların altında, kurşunların altında durarak, mücadele ederek püskürten bir meclisi düşünün. Şimdi bu mecliste bazı milletvekilleri önüne gelen anayasa teklifini bilmeden, görmeden beyaz kağıda imza atarak Anayasa Komisyonuna getirdiler. İnsanda biraz utanma olur, insanda biraz ahlak olur. Ya neyin altına imza attığına bir bak. En azından bir oku, en azından bir sor ‘bu yanlış mıdır, doğru mudur’ diye. Bunlara bakmadan boş kağıdın altına imza atarak Anayasa Komisyonuna getirdiler.

Bodrum’da söyledim, Binali Bey’den Sayın Başbakandan istirhamım, TBMM Başkanından istirhamım, bu anayasa değişikliği teklifini geriye çekin. TBMM’nin onuruna, şanına en büyük katkıyı yapmış olursunuz. Ne demek öyle bütün yetkileri götüreceksin bir kişiye vereceksin. Öyle yetkiler veriliyor ki, mesela bir sabah Cumhurbaşkanı kalkacak diyecek ki, ben İçişleri Bakanlığını kapattım, resmi gazetede yayınlanacak. Neye göre kapattın? Keyfim öyle istiyor. Bir sabah kalkacak diyecek ki, İçişleri Bakanlığını kapattım ama yerine başka bir bakanlık kurdum. Bundan sonra valilerin nitelikleri şöyle olacak diyecek. Neye göre? Kendisine göre. Şimdi bunları kim belirliyor? TBMM belirliyor. TBMM’de kim var? 4 parti var. Değişik partiler var. Bir araya geliyorlar, oturuyorlar konuşuyorlar. İktidar bir şey getirdiğinde yanlışsa uyarıyorlar, düzeltiyorlar sonunda kanun çıkıyor. Şimdi bu yetkiyi alalım nereye verelim? Saraya verelim. Sizden bir şey istiyorum. Biz bunu çıkartmamak için parlamentodan elimizden gelen her çabayı göstereceğiz. Sizden sadece ve sadece bayrağa, vatana, millete sahip çıkmanızı istiyorum.

‘SARAYDA OTURAN BEYEFENDİ HERKESİN YERİNE DÜŞÜNÜYOR’
Sanıyorlar ki, çoğunluğumuz var her şeyi yaparız. Yok öyle bir şey. Dünyada böyle bir uygulama da yok zaten. Çoğunluğum var her şeyi yaparım. Yok öyle bir şey. Aklımızın gerektirdiği şeyi yapacağız. Oturup tartışacağız, konuşacağız. “Akıl akıldan üstündür” diye bir sözümüz var. Niye bunu yapmıyoruz? Niye bir araya gelmiyoruz? Niye oturup konuşmuyoruz? Niye tartışmıyoruz? Neden doğruyla yanlışı birbirinden ayırmıyoruz? Hayır efendim bir kişi düşünüyor bizim yerimize, kim? ‘Sarayda oturan beyefendi, herkesin yerine düşünüyor, en iyisini o biliyor.’ Ne demek en iyisini o bilir? Akıllı adam kimdir diye sorsalar ne düşünürsünüz? Bir bilge şöyle söyler; “Akıllı adam bilmediğini en çok soran adamdır”. Akıllı adam budur. Bilmiyorsa bir şeyi sorar. Bir kişi diyorsa ki, ben her şeyi biliyorum bilin ki, en büyük yalancıdır. Her şeyi bilmek mümkün değil. Ben, ameliyathaneye alsalar deseler gel şu fıtık ameliyatını yap. Yapabilir miyim? Yapamam. Onu kim yapar? Cerrah yapar. Her işin bir alanı vardır. Şuraya gelin buğday ekin deseler kim onu en iyi bilir? Buğdayı eken çiftçi en iyi bilir. Zeytinle en iyi kim ilgilenir? Zeytin ağacı olan bilir. Pamukla kim ilgilenir? Pamuğu eken bilir. Şimdi biz bütün bunların hepsini bırakıyoruz bir tarafa, efendim Türkiye için bir adam var o her şeyi en iyi bilir. Yarın -Allah uzun ömür versin de- yarın ya vefat ederse peki kimi getireceğiz o zaman? Böyle şey olur mu?

CHP KADAR BAŞINIZA TAŞ DÜŞSÜN
Terör ikinci konu. Terör bir insanlık suçudur. Teröre karşı hepimizin dik ve onurlu durması lazım. Teröre prim verilmemesi lazım. Gittiler masaya oturdular. Nerede? Önce Oslo’da oturdular. Sonra Habur’da oturdular. Teröristlerin ayağına hakimi, savcıyı götürdüler, mahkemeleri götürdüler, çadır mahkemeleri kurdular. ‘Yanlış yapıyorsunuz, böyle terör önlenemez, engelleyemezsiniz’ dedik. ‘Siz anlamazsınız, biz yaparız’ dediler. Şehirler silah deposuna döndü. Valilere talimat verdiler bunlara dokunmayın diye. Kaymakamlara talimat verdiler bunlara dokunmayın diye. Nusaybin’de kamyonun üzerinden Kalaşnikof silahlar dağıtıldı. Güvenlik güçleri, polisler müdahale etmek istediler. Dediler ki, ‘Sakın bunlara dokunmayın.’ Şimdi kimi suçluyorlar bu terör dolayısıyla? Bizi suçluyorlar, CHP’yi suçluyorlar. CHP kadar başınıza taş düşsün diyeceğim ne söyleyeyim ben. Sanki iktidarda CHP var da, bütün bunları CHP yapmış bizi suçluyorlar.

BUNLARDA NE AHLAK VAR, NE VİCDAN

Bunları unutmayın değerli arkadaşlarım. Bunları çabuk unutuyoruz. Bunların yatacak yeri yok. Memleketi ne hale getirdiler? FETÖ’yü getirdiler başımıza koydular. Ordunun içine kim yerleştirdi, müsteşar kim yaptı, bakan kim yaptı bunları, siyasete kim soktu bunları, genel müdürlüğe kim getirdi, milli eğitim bakanlığına kim yerleştirdi? Allah aşkına kim yaptı bunları? Efendim CHP’yle FETÖ’nün ilişkisi. Ne ilişkisi kardeşim ne ilişkisi? İlişki varsa sende. Daha siyasi ayağı çıkmamış ortaya. Siyasi ayağını takip edeceğiz. Kim bunları devletin içine yerleştirdi, kim rektör yaptı, kim paşa yaptı, general yaptı, kim üniversite hocası yaptı, kim milli eğitim bakanlığının bütün kademelerine yerleştirdi, kim Diyanet İşleri Başkanlığına yerleştirdi? 14 yıldır iktidarda Cumhuriyet Halk Partisi mi vardı? 14 yıldır siz armut mu topluyordunuz? Onları getirdiniz hepsini yerleştirdiniz. Bunlar kafile kafile Pensilvanya’ya gidiyorlardı değil mi? Bir de sanki kutsal bir mabede gidiyormuş gibi başlarını da örtüyorlardı. İnsanda biraz ahlak olur, vicdan olur. Bunlarda ne ahlak var, ne vicdan var. Yalan deseniz bin türlüsü var bunlarda.

O nedenle işimiz kolay değil, işimiz zor. Ama size bir söz, namus sözü, CHP sözü. Bu anayasa değişikliğinin parlamentodan geçmemesi için her türlü mücadeleyi yapacağız. Bu mücadeleyi size güvenerek yapacağız, size inanarak yapacağız. Bu süre içinde biz ne söylüyorsak kulağınızı kabartın bizi bir dinleyin. Gerekirse her saat başı basın toplantısı yapacağız. Medyanın yüzde 90’ı bunların kontrolünde; sabah, öğle, akşam ‘Başkanlık şöyledir, başkanlık böyledir’ diye anlatıyorlar. Hatta tasarıyı bile görmeden, teklifi bile görmeden bazı hocalar çıkıyorlar televizyonlara ‘Parlamentonun yetkisi arttı’ diyorlar, nasıl bir yetki artışıysa! Kanun yapma yetkisini veriyorsun Cumhurbaşkanına parlamentonun yetkisi artıyor. Bunlar havuz akademisyenleridir, havuz medyası gibi havuz akademisyenleri. Parayı koyuyorlar ceplerine, ‘Git böyle anlat’ diyorlar, o da çıkıp anlatıyor.

TÜRKİYE, FRENİ PATLAMIŞ BİR KAMYON GİBİ GİDİYOR

O nedenle hepimizin dikkatli olması lazım. Kendi ülkemizde, demokrasi içinde birlikte yaşayacağız. Bu sorun CHP’nin sorunu değildir, bu sorun aynı zamanda kendisini milliyetçi olarak tanımlayanların sorunudur, bu sorun aynı zamanda kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanların sorunudur, bu sorun aynı zamanda kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayanların sorunudur, bu sorun aynı zamanda kendisini ülkücü olarak tanımlayanların sorunudur, bu sorun Türkiye’nin sorunudur. Ben bunu söyleyince bazıları alınıyor. Vay efendim niye bunu söyledin? Ben söylerim. Doğrusu neyse onu söylerim. Türkiye freni patlamış bir kamyon gibi gidiyor. Nereye çarpacağı belli değil. Türkiye şu anda yönetilmiyor. Bir ara derdim ki ben; Türkiye’de yönetim boşluğu var. Yönetilmiyor ki boşluk olsun. Türkiye şu anda yönetilmiyor. Kimin ne yaptığı belli değil. Suriye’ye girdiler, her gün şehitlerimiz geliyor. Terör dolayısıyla şehitlerimiz geliyor. Bunlar ne diyorlar gidiyorlar şehitlerin yakınlarına; ‘Ne kadar güzel bir mevkidesiniz oğlunuz şehit oldu.’ E senin oğlun? O paralı, gitmiyor. Ne PKK’yla ne Suriye’yle ne IŞİD’la mücadeleye gitmiyor. Onun oğlu ayrı yerde, lafa gelince her şey var. Bu ülkenin garip gurabasının, fakir fukaranın çocuğunu askere gönderiyorsun. Sen kendi oğlunu niye göndermiyorsun? O da gitsin şehit olsun, sen de onur duy. Benim oğlum gitti de demiyor, diyemiyor. Vallahi gitmez. Niye gitsin? Para varken bir eli yağda bir eli baldayken askere mi gidecek o? Şehit olacakmış. Yan gelir kaçar arkadaşlar, kaçarlar bunlar. Bakmayın siz bunlara. Ne diyorum siyasette ahlaki kurallar çöktü. En çok yalan söyleyenin iktidara geldiği döneme denk geldik biz. ‘Doğruyu söyleyenleri dokuz köyden kovarlar’ derler, Allah aşkına bundan sonra kovmayın. Doğru söyleyeni baş tacı yapılan bir döneme Türkiye’yi getirin. Doğru söyleyen baş tacı yapılsın, doğru söyleyen hakkını versin bu ülkenin, emeğin hakkını versin doğru söyleyen. Şimdi değerli arkadaşlarım, eğer Türkiye’nin bir sorunu varsa bu sorunu ortak yaşıyoruz. Sorun benim sorunum değil ki hepimizin sorunu, demokrasiyse hepimizin sorunu, yarın diyecekler ki niye toplandınız?

Gazeteciler… Ahmet Şık bugün gözaltına alınmış. Ahmet Şık daha önce neden FETÖ kitabını yazdın diye gözaltına alınmıştı, şimdi de efendim sen terör örgütlerini övüyorsun diye gözaltına alınıyor. Bunun adı ahlaksızlıktır arkadaşlar, bunun hukukla yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bu düşünen adam üzerine baskı kurmaktır. Hüsnü Mahalli niye gözaltına aldınız? Niye tutukladınız? Niye hastanede yatıyor? Doğruları söylediği için, ne yaparlarsa yapsınlar doğruları söylemeye devam edeceğiz. Bu bizim ahlakımızdır, ahlakımızın gerektirdiği bir kuraldır.

CUMHURİYET’İ DEMOKRASİYLE TAÇLANDIRMAK HEPİMİZİN ORTAK GÖREVİDİR

Efendim hepinize çok teşekkür ederim. Çok sağ olun, var olun. Size daha önce de söyledim konuşmamın başında yine söylüyorum; bu ülkede Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandırmak hepimizin ortak görevidir. Bu mücadeleyi başlatıyoruz. Bu mücadelede sadece ve sadece size inanıyoruz ve size güveniyoruz. Sizinle yola çıkıyoruz. Bizi yalnız bırakmayın. Mücadele edeceğiz, sonuna kadar edeceğiz. Daha önce söyledim yine söylüyorum; ‘Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandırmak için her türlü bedeli ödemeye hazırız’ dedim. ‘Eğer bir bedel ödenecekse o bedeli önce biz ödeyeceğiz’ dedim. Bizse sizden sadece ve sadece destek istiyoruz. Sadece destek, demokrasiye saygı istiyoruz. Biz Yenikapı’da söyledim; 16 Temmuz’da Türkiye Büyük Millet Meclisinde söyledim, Taksim Mitinginde söyledim, İzmir Mitinginde söyledim; ‘Ne darbe ne dikta yaşasın tam demokrasi’ dedim. Evet, ne darbe ne dikta yaşasın tam demokrasi, bu ülkenin demokrasiye ihtiyacı var.
Son söz; bizim güvenliğimizi sağlayan asker ve polis eğer biz burada huzur içinde toplanıyorsak onların sayesindedir. Sınırlarımız şöyle veya böyle korunabiliyorsa onların sayesindedir. Evlerimizde akşam huzur içinde yatabiliyorsak onların sayesindedir. Onlar terörün bedelini ağır şekilde ödüyorlar. Beşiktaş’ta Şehitler Tepesine gittiğimde sordular; onlara şu cevabı verdim: Polise sıkılan her kurşun millete sıkılmış kurşundur. Askere sıkılmış her kurşun millete sıkılmış kurşundur.

Onlar görevlerini yapıyorlar. Bu ülkenin huzuru için, bu ülkenin bekası için, onların haklarını her zaman korumak zorundayız. Bu adamlar, yani bu Ankara’da ki Beyler şehitler ve gaziler arasında bile ayrım yaptılar. 15 Temmuz şehitleri ve diğer şehitler, 15 Temmuz gazileri ve diğer gaziler, farklı paralar, farklı imkânlar sağladılar. Bizde dedik ki; ya bu yazıktır, günahtır. Bunu yapmayın eşit yapın. Şehidin farklısı olur mu arkadaşlar? 15 Temmuz şehidi de bizim şehidimizdir, PKK’yla mücadele edip şehit düşen de bizim şehidimizdir. Suriye’de hayatını kaybeden de bizim şehidimizdir. Şehitler arasında fark olur mu, gaziler arasında fark olur mu? Her şeyi ayırıyorlar, her şeyi bölüyorlar. İnatlarına bölünmeyeceğiz, inatlarına birlik olacağız, inatlarına Türkiye’nin birliğini ve dirliğini savunacağız.

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.