17.03.2017
8227
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, AYDIN NAZİLLİ’DE "STK BULUŞMASI"NDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Diyorlar ki, efendim “Hayır” çıkarsa kaos olur. Niye kaos olsun, niçin olsun? Sayın Cumhurbaşkanı yine görevinin başında olacak 2019’a kadar, millet seçti görevinin başında. Sayın Başbakan görevinin başında, bakanlar görevlerinin başındalar, niye kaos olsun? “Hayır” çıkarsa şu olacak: Benim Türkiye Büyük Millet Meclisime dokunma. Biz seni seçtik oraya gönderdik, milletvekillerini seçtik oraya gönderdik, bu meclise dokunmayın. Meclisin yetkilerini kimse elinden almasın. Meclisin elinden yetki alınırsa, milletin elinden yetki alınmış olur. İşin özeti budur” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Aydın Nazilli’de "STK Buluşması"nda yaptığı konuşma şöyle:


Sevgili dostlarım, bu ülkenin güzel insanları, bugün size Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak değil, sizler gibi bir vatandaş olarak ülkesini seven, bayrağını seven, insanını seven, bu ülkenin çıkarları için her türlü mücadeleyi göze alan bir vatandaş olarak sizlere hitap edeceğim.

Aramızda değişik partilerden vatandaşlarımız olabilir, sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların temsilcileri burada ve çok sayıda muhtar arkadaşımız burada.

Sözlerime başlarken neden Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı gibi konuşmayacağım dedim. Nedeni şu; bugün konuştuğumuz konu bir memleket meselesidir, bir parti meselesi değildir. Hepimizi ilgilendiriyor, hangi partiden olursak olalım. Hepimizi ilgilendiriyor, hangi kimlikten olursak olalım. Hepimizi ilgilendiriyor, yaşam tarzımız ne olursa olsun. Bu ülkede birlikte huzur içinde yaşamak istiyoruz. Kutuplaşma istemiyoruz, kavga istemiyoruz, birbirimize ağır laflar etmek istemiyoruz. Dikkat buyurunuz, son konuşmalarda doğrudan beni hedef alıp namusumuza ve haysiyetimize dahi saldırdılar. Ağzımdan tek bir laf, kötü kelime çıkmadı ve çıkmayacak. Çünkü ben bu ülkeye hizmet etmek istiyorum. Bu millet kavgadan bıktı, ayrışmadan bıktı. Neredeyse birbirimize selam vermeyeceğiz neden? Bizim ülkemiz güzel bir ülke, birlikte yaşamak istiyoruz, kavgasız yaşamak istiyoruz, benim gibi düşünmeyen insanında düşüncesini açıkça ifade edebileceği bir demokrasiyi istiyoruz biz.

ÇOCUKLARIMIZA GÜZEL BİR TÜRKİYE BIRAKMAK İSTİYORUZ

Şimdi sade bir vatandaş olarak, ülkesini seven, bayrağını seven bir vatandaş olarak anayasa değişikliği neler getiriyor şimdi düşünme zamanı. Sizlere bunu anlatacağım. İlk sorum şu olacak; sizler partizan bir Cumhurbaşkanı mı istersiniz, tarafsız bir Cumhurbaşkanı mı istersiniz? Tarafsız bir Cumhurbaşkanı olmalı. Neden tarafsız olmalı? Çünkü Cumhurbaşkanı 80 milyonu temsil ediyor. 80 milyonu yani hepimizin Başkanı olacak. Hepimizin Başkanı olunca tarafsız olması lazım. A partisinin, B partisinin Genel Başkanı olursa aynı zamanda cumhurun başkanı olamaz, o zaman kendi partisinin genel başkanı olur. Ben tarafsız olmam. Neden? Ben Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanıyım. Bizim milletvekilimiz de tarafsız olamaz. Çünkü o da Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili. Binali Bey tarafsız olamaz, Devlet bey tarafsız olamaz. Bizim anayasaya göre yemin metnimizde de tarafsızlık yoktur. Tarafsızlık Cumhurbaşkanın yemin metninde vardır. Çünkü Cumhurbaşkanı yemin ederken tarafsızlığı üzerine yemin eder, namusu ve şerefi üzerine. Şimdi getirilen düzenlemeyle deniyor ki, Cumhurbaşkanı tarafsızlığını kaldırıyoruz, gerçi anayasada gene tarafsızlık yemini var. Ama Başkan aynı zamanda partinin de Genel Başkanı olacak. Olur mu Allah aşkına? O zaman nasıl 80 milyonu temsil edecek? Merak ediyorum seçildiği zaman farz edelim seçildi arabasına kendi partisinin bayrağını mı taşıyacak, Türk bayrağını mı taşıyacak? Arabasında hangi bayrak olacak, nasıl olacak bu iş? Biz bu devleti kurarken büyüklerimiz her şeyi düşünerek kurmuşlardır. Kim arabasında Türk bayrağı taşır? 3 kişi. Cumhurbaşkanı, Vali ve Büyükelçi. Ben taşıyamam, belediye başkanı da taşıyamaz, başbakanda taşıyamaz, bakanlarda taşıyamaz. Neden? Çünkü hiçbirisi tarafsız değil. Vali tarafsız olmak zorundadır, büyükelçi tarafsız olmak zorundadır, Cumhurbaşkanı tarafsız olmak zorundadır. Diyelim ki, yurtdışında bir vatandaşımız gitti büyükelçilikten pasaport alacak. Onun kimliğini sorabilir mi? Hangi partinin üyesisin diye sorabilir mi? Soramaz. Onun için devleti temsil eder o. Temsil ettiği içinde arabasında Türk bayrağı taşır. Şimdi biz bütün bu geleneğimizden vazgeçiyoruz, hepsinden. Diyoruz ki, Cumhurbaşkanını seçeceğiz ama aynı zamanda partinin Genel Başkanı olacak. Yanlış. Bu sorun benim sorunum değil, bu sorun hepimizin sorunu. Bunun bir partiyle ilgisi yok, bütün partileri ilgilendirir, bütün vatandaşlarımızı ilgilendirir. Dolayısıyla karar verirken her partilinin oturup düşünmesi ve sandığa öyle gitmesi lazım. Çocuklarımıza güzel bir Türkiye bırakmak istiyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz zaten.

BİR KİŞİYE TBMM’Yİ FESHETME YETKİSİ VERİLEMEZ

Bir başka soru; yeni seçilecek Cumhurbaşkanı meclisi feshetsin mi, etmesin mi? Eğer Cumhurbaşkanı bir kişi seçildi orada da 600 milletvekili var, bu 600 milletvekilini ben bir sabah kalkacağım feshediyorum arkadaş, TBMM’yi feshediyorum. Bu yetkiyi vermeye hazır mısınız, yoksa hazır değil misiniz? Böyle bir yetki verilemez arkadaşlar. Niye verilemez? Aklımızla tartalım niye verilemez? Çünkü 600 milletvekilini veya 550 milletvekilini oraya seçip gönderen milletin kendisidir, oy kullanan her vatandaş beğendiği partinin milletvekilini seçer ve Ankara’ya gönderir kendisini temsil etsin diye. Yani milli iradeyi temsil eder TBMM. TBMM milli iradeyi temsil ediyorsa, TBMM’de milletvekilleri için 10 milyon, 20 milyon, 30 milyon, 40 milyon vatandaş oy kullanmışsa, bir kişi çıkıp ben milli iradeyi tanımıyorum bu meclisi de feshediyorum dememelidir. Bakın bu bir parti meselesi değildir. Bir daha söylüyorum sevgili muhtarlarım, sivil toplum örgütlerinin başkanları, sendikaların başkanları, bu bir parti meselesi değildir, bu bir memleket meselesidir, bu bir demokrasi meselesidir. Bir kişi TBMM’yi feshedemez.

Tarihten örnek vereceğim size, 1924 anayasası görüşülüyor, 1924 yılında Ankara’da TBMM’de. Böyle bir yetki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e verilmek isteniyor. İki genç milletvekili kürsüye çıkarlar derler ki, “Biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çok seviyoruz, iyi bir komutan, Türkiye için neler yaptığını da çok iyi biliyoruz. Ama bizi TBMM’ye seçip gönderen millettir, dolayısıyla milletin iradesini kimse feshedemez” ve TBMM’de 1924 yılında oy çokluğuyla reddedilir. Babalarımızın, dedelerimizin bu kadar duyarlı olduğu bir konuda, aynı duyarlılığı 16 Nisan’da bu milletin göstermesini istiyorum. Bir kişi çıkıp TBMM’yi feshedemez hiçbir gerekçe göstermeden. Bu doğru değil. Milletin iradesine saygıysa 550 milletvekilini oraya seçip gönderen milletin iradesine saygı göstereceksiniz. Bunun üzerinde hepinizin düşünmesi lazım, bütün partililerin. Bakın bu mesele bir parti meselesi değildir. Feshedilecek olan mecliste tek parti değil zaten, bütün partilerin temsilcileri var. O zaman bir kişi neden feshetsin TBMM’yi? Yeniden seçime götüreceğim ve hiçbir gerekçe göstermeden. Bu doğru değil.

Başka bir şey daha, devletin yapısını ve işleyişini bir kişi belirleyecek. Sevgili muhtarlar, yani bir kişi yetki verirseniz çıkacak bir gün muhtarlara kızacak, ben muhtarlığı kaldırıyorum diyecek bir kararnameyle. Kanun çıkarmaya gerek yok, devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili tek bir kişinin yetkisi var, muhtarlıkları kapattım. Bazı muhtar arkadaşlarım diyor ki, olur mu efendim muhtarlıkları kapatır mı? O size şunu söyleyecek, “Ben milletin seçtiği 550 kişinin oluşturduğu TBMM’yi fesih yetkisine sahibim muhtarlığımı feshetmeyeceğim.” Bu yetkiyi veriyorsunuz. Bütün muhtar kardeşlerim düşünsünler, Türkiye’deki bütün muhtar kardeşlerim. Muhtarlık eğer bugün kaldırılacaksa, böyle bir irade olursa, bu irade TBMM’ye aittir. TBMM’ye böyle bir teklif geldiğinde oturur, konuşulur, tartışılır, kabul veya reddedilir. Ama şimdi böyle bir irade meclise gelmeyecek. Böyle bir teklif de meclise gelmeyecek. Bir kişi çıkacak diyecek ki, bir kararname. Bir sabah bakacaksınız resmi gazetede yayınlanmış muhtarlıklar kaldırılmıştır. Buna razı mısınız? Muhtar arkadaşlarım siz buna razı mısınız bu doğru mudur? Bu doğru değildir arkadaşlar.

BİR KİŞİYE YETKİ VERİYORUZ, “AL TEPE TEPE TÜRKİYE’Yİ KULLAN” DİYORUZ, OLMAZ!

Devletin yapısı ve işleyişi ne demektir? Bugün mevcut düzende kimin müsteşar olacağı, müsteşarın nitelikleri, genel müdürün nitelikleri, büyükelçilerin nitelikleri, askerlerin, emniyet müdürünün nitelikleri, müftünün nitelikleri kim olacak? Bunu şu anda TBMM belirliyor. Müsteşarın nitelikleri bunlardır diyor. Bu niteliklere göre müsteşar tayin edebilirsin. Genel müdür? Bu niteliklere göre genel müdür tayin edebilirsin. Bu niteliklere göre büyükelçi tayin edebilirsin diyor. Kim belirliyor? TBMM. Yeni anayasa değişikliğinde? Bütün bunların tamamını bir kişi belirleyecek bir kişi. Devlette müsteşar kim olacak? Diyelim maliye müsteşarı. Bir kişi belirleyecek. Niteliklerini de o kişi belirleyecek. Bugünkü uygulamaya göre bir kişinin müsteşar olması için, devlette 12 yıl en az devlette hizmet etmesi lazım, üst düzey görevlerde bulunması lazım, üniversite mezunu olması lazım. Bu şartların hepsi var. Yeni modelde, getirilen modelde? Bunların hiçbirisi yok, bir kişi belirleyecek. Çıkacak diyecek ki, ben dayımın oğlunu müsteşar ilan ettim. Efendim ortaokul mezunu, benim yetkim var diyecek. Efendim bu yapamaz, hiçbir devlet tecrübesi yok. Olsun, millet bana bu yetkiyi verdi,  ben istediğim adamı istediğim yere tayin ederim. Buna evet diyecek misiniz? Bu nedir biliyor musunuz? Devlette liyakat sisteminin çökmesi demektir. Devleti ayakta tutan liyakat sistemidir. Padişah değil, padişah buna dikkat eder. Bakın Osmanlı tarihine. Osmanlı tarihinde padişah vardır ama onun altında veziri azam vardır yani sadrazam vardır, Başbakan vardır. O mu var sadece? Hayır onun altında başka vezirler vardı yani bakanlar vardı. Dolayısıyla padişah her şeye muktedir değildir, her şeyi ben yaparım demez zaten, dememiştir de zaten. Danışmıştır.

Şimdi biz bütün bunların tamamını bir tarafa bırakıyoruz. Bir kişiye yetki veriyoruz, al tepe tepe Türkiye’yi kullan diyoruz, istediğin gibi kullan. Olmaz, doğru değil. Bunun partilerle ilgisi yok. Bütün partilerle aynı zamanda ilgisi var, bütün vatandaşlarla ilgisi var. Hiçbir partiye üye olmayan vatandaşın da burada eğer evet oyu kullanırsa vebali vardır. Evet oyu kullanmanın vebali ağırdır ona daha sonra geleceğim. Neden vebali vardır onu da söyleyeceğim. Hepimizin oturup düşünmesi ve sandığa öyle gitmesi lazım. Hangi mevkide olursak olalım düşünmemiz lazım.

Şimdi aslında düşünme zamanı, sağduyu zamanı. Önyargılarla sandığa gitme zamanı değil. Falanı çok seviyorum, falan hayır dedi ben de hayır diyorum, falan evet dedi ben de evet diyorum. Bunlardan kurtulacağız. Allah’ın bize verdiği en değerli şey akıldır. Aklımızı kullanacağız, doğrusu neyse gidip ona göre oyumuzu kullanacağız. Eğer aklımızı kullanırsak, aklımızı başkasına kiraya vermezsek o düşünüyor benim düşünmeme gerek yok, o yapıyor benim bir şey yapmama gerek yok diyorsanız bu doğru değildir. Evlatlarımız için, torunlarımız için doğru değildir. Hepimizin oturup yeniden düşünmesi lazım.

BÖYLE BİR MODEL DÜNYADA YOK

Başbakanlık kaldırılmalı mı? Yeni modelde Başbakanlık yok. Niye yok? Çünkü Başbakan bugün gelir meclise hesap verir, Başbakan bugün hükümet programını hazırlar TBMM’den güvenoyu ister, yani milletten güvenoyu ister. Yeni modelde hükümet, Başbakan bunlar yok. Güvenoyu? Güvenoyu da yok. Niye yok? Çünkü meclise diyor ki, bu meclis bir işe yaramaz ki. Milletvekilleri tamam seçildi geldi niye ben onlardan güvenoyu istiyorum. Şu soruyu soruyum, neden ben güvenoyu isteyeceğim TBMM’den? O zaman siz milletvekillerini niye seçip gönderiyorsunuz ki? Eğer bir hükümet TBMM’den güvenoyu istemiyorsa niye seçip gönderiyorsunuz, hangi gerekçe? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp makul bir gerekçe söylesin bizde öğrenelim. Cumhuriyetin kuruluşundan beri Başbakanlık vardır. Şimdi Başbakan yok olacak.

Peki bir soru daha sorayım size. Kaç bakan olacak? Sayıyı kimse bilmiyor. Bir kişinin takdirine bağlı. Kaç bakan olacağı Türkiye’de bir kişinin takdirine bağlı. İster 10 bakan, ister 50 bakan, isterse 100 bakan. Hiçbir bakan milletvekili olmayacak. Peki bu milletvekilleri ne iş yapacak o zaman? Beklersiniz değil mi, seçildi gitti beklersiniz bir Aydın milletvekilimiz bakan olsun diye değil mi? Aydınlılar beklerler. Şimdi yeni modelde hiçbir milletvekili bakan olmayacak. Peki hiçbir milletvekili bakan olmazsa, başkan yardımcısı olmazsa ne olur? Ben size söyleyeyim ne olur? Siz bugün diyelim ki bir derdiniz oldu, nerede? Tapuda. Nerede? Vilayette. Nerede? Emniyette bir derdiniz oldu çözemediniz. Ne yapıyorsunuz? Açıyorsunuz telefonu tanıdığınız milletvekiline diyorsunuz ki, böyle bir derdim var. O da gel Ankara’ya diyor gidiyorsunuz Ankara’ya. Mecliste milletvekilinin yanına gidiyorsunuz, oturup çay, kahve içiyorsunuz, öğle yemeğini yiyorsunuz, sonunda derdinizi anlatıyorsunuz. Olay çözülür veya çözülmez. Çözülürse huzur içinde geliyorsunuz, çözülmezse de milletvekili niye çözülmedi onu size anlatıyor. Yeni modelde? Milletvekiline telefon etmenize gerek yok, çünkü bakanların hiçbirisi milletvekili oradan gelmiyorlar, hiçbir sorumlulukları yok parlamentoya karşı. Ne olacak? Hiçbir bürokrat, hiçbir bakan telefona çıkmaz. Bu nasıl bir modeldir arkadaşlar? Böyle bir model dünyada var mı? Dünyada yok. Ne dedim? Şimdi düşünme zamanı. Düşünüp sandığa öyle gideceğiz.

BU MODELDE HAKİMLER TARAFSIZ OLMAYACAK

Başka bir şey daha. Bir partinin Genel Başkanı aynı zamanda Cumhurbaşkanı hakim tayin etsin mi? Başkan seçildi, partinin Genel Başkanı, Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinden 12’sini tayin edecek. HSYK’nın 12 üyesinden 6’sını tayin edecek. O zaman bu mahkeme siyasi bir mahkeme olmaz mı? Yargı siyasallaşmaz mı? Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ederse o hakime başka bir partinin üyesi güven duyar mı? Duymaz. Hakimin tarafsızlığı olur. Bu modelde hakimler tarafsız olmayacak. Hakimlik bağımsızda olmayacak. Ne olacak? Adalete, adliyeye siyaset girmiş olacak. Adliyeye siyaset girerse adalet ölür arkadaşlar. Düşünme zamanı, sandığa giderken düşünme zamanı.

MİLLETİN SEÇMEDİĞİ BİR ADAMA NEDEN DOKUNULMAZLIK VERİYORSUNUZ?

Bir başka soru daha değerli arkadaşlarım. Dedim ya hiçbir bakanın ve hiçbir başkan yardımcısının milletvekili olmaması kuralı getiriliyor, milletvekili değil. Ama dokunulmazlıkları milletvekilleri gibi olacak, kimse bunlara dokunamayacak. Niçin? Milletin seçmediği bir adama neden dokunulmazlık veriyorsunuz? Bunu da düşünmemiz lazım. Millet seçiyorsa kürsüye çıkıp TBMM’de konuşuyorsa tamam dokunulmazlık verelim. Milletin seçmediği, bir kişinin seçtiği kişilere niye dokunulmazlık veriyoruz ve hangi gerekçeyle veriyoruz? Yolsuzluk yaptı diyelim bir bakan, bugünkü modelde bakan kolay kolay yolsuzluğa adının bulaşmasını istemez. Çünkü parlamentoda gensoru verilir, oturulur, konuşulur, bakan da kendisine çekidüzen verir ya adım bir yolsuzluğa bulaşırsa mecliste hesap vermekte zorlanırım diye. Yeni modelde gensoru yok. Malı götür hiçbir şey yok. Peki soruşturma açmak için diyorlar ki, getiriyoruz. Kaç milletvekilinin oyuna ihtiyaç var biliyor musunuz? 400 milletvekilinin. Nereden bulacaksın 400 milletvekili yargılayacaksın?

Değerli arkadaşlarım, bir şey daha. Milletvekili sayısını 600’e çıkarıyorlar niçin? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp biz bunun için 600’e çıkarıyoruz desinler. 187 trilyon lira maliyeti var. 550 bile fazla arkadaşlar. Makul sayı 450’dir. Şimdi 600’e çıkarıyorlar niçin, hangi gerekçeyle? Birilerine vaatte mi bulundular onu da bilmiyoruz.

BİZ BU MEMLEKETİ SOKAKTA BULMADIK

Bir başka konu; ben eminim bütün muhtar kardeşlerimin 18 yaşında çocuğu varsa veya torunu varsa milletvekili olacaklar onlar. Öyle mi muhtar kardeşlerim, kesin yani? 18 yaşında milletvekili olacak, ömür boyu askerlikten muaf olacak, iki yıl milletvekilliği yaptıktan sonra da milletvekili emekli aylığını almaya hak kazanacak. Süresi dolunca almaya hak kazanacak. Bunu sizin çocuklarınıza verirler mi? Manavların çocuklarına verecekler veya bakkalların veya esnafın? Kimin çocukları için bu kural getiriliyor? Hepimizin oturup düşünmesi lazım değerli arkadaşlarım. İşin şakası bir tarafa hepimizin oturup düşünmesi lazım. Bu memleketi biz sokakta bulmadık. Biz Aydın’dayız değil mi, Nazilli’deyiz değil mi, kuvva-i milliyenin şehrindeyiz değil mi? Hangi bedellerin ödendiğini siz benden daha iyi biliyorsunuz. Efelerin ne yaptığını ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. Nasıl mücadele ettiklerini bende biliyorum, sizde biliyorsunuz. Aydın’dan emin olun bir tek evet oyu çıkması bile beni rahatsız ediyor, bir tek, Kuvva-i milliyedir burası!

ÇOCUKLARIMIZA KARŞI SORUMLULUĞUMUZ VAR

Hangi şartlarda kuruldu bu Türkiye Cumhuriyeti hangi şartlarda? Erzurum Kongresinde bir adam mı vardı, Sivas Kongresinde bir adam mı vardı? 23 Nisan 1920 Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduğu zaman bir adam mı vardı? Hayır. Kongre vardı, insanlar vardı, ortak akıl vardı. Biz kendi ülkemizi düşmandan nasıl kurtarırız bunun mücadelesi vardı, dayanışma vardı. Şu kız çocuğunu görüyorsunuz bu bizim çocuğumuz. Niye bu kız çocuğu var biliyor musunuz? 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduğunda çocuklara 23 Nisan bayram olarak armağan edildi. 23 Nisan Bayramı. Çünkü o meclis yani Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli Kurtuluş Savaşını yöneten meclistir. O meclis, Gazi meclistir. O meclis, Kıbrıs Barış Harekatını yöneten meclistir. O meclis, 15 Temmuz darbe girişimini sabaha kadar mücadele ederek püskürten meclistir. Şimdi bu meclisin elinden yetkiler alınıyor. Bu çocuk diyor ki, benim bayramıma dokunmayın, meclisime dokunmayın diyor. Yazık günahtır bu ülkeye. Tamam, karar verelim ama aklımızı kullanarak karar verelim. Önyargılarımızla değil, kavgayla değil, dövüşle değil. Bizim çocuklarımıza karşı sorumluluğumuz var.

Diyorlar ki, efendim “Hayır” çıkarsa kaos olur. Niye kaos olsun, niçin olsun? Sayın Cumhurbaşkanı yine görevinin başında olacak 2019’a kadar, millet seçti görevinin başında. Sayın Başbakan görevinin başında, bakanlar görevlerinin başındalar, valiler görevlerinin başındalar, emniyet müdürleri görevlerinin başındalar, müftüler görevlerinin başındalar, müsteşarlar görevlerinin başındalar, büyükelçiler görevlerinin başındalar. Niye kaos olsun? Ama ne olacak “Hayır” çıkarsa? “Hayır” çıkarsa şu olacak, benim Türkiye Büyük Millet Meclisime dokunma, biz seni seçtik oraya gönderdik, milletvekillerini seçtik oraya gönderdik, bu meclise dokunmayın. Meclisin yetkilerini kimse elinden almasın. Meclisin elinden yetki alınırsa milletin elinden yetki alınmış olur. İşin özeti budur.

Bir şey daha söyleyeyim, bu anayasa değişikliği gerçekleşirse en tehlikelisi şu, bir kişiyi ikna ederseniz Türkiye Cumhuriyet devletini en geç 24 saat içinde elde edersiniz, bir kişiyi ikna ederseniz veya kandırırsanız. Bütün yetki bir kişide, bir kişi kalkar bir sabah bütün bakanları, bütün başkan yardımcılarını, bütün müsteşarları, bütün valileri, bütün büyükelçileri, bütün komutanları, bütün müftüleri, bütün emniyet müdürlerini, devlette hangi kadrolar varsa bir günde tamamını değiştirme hakkına sahip. Hani diyorlar ya FETÖ 30-35 yıl çalıştı da devleti ele geçirdi paralel devlet kurdu. Şimdi 30-35 yıl çalışmaya gerek yok, bir kişiyi ikna edeceksiniz, hazırlığı var tabi 24 saat kim nereye gelecek diye, sonra bir sabah bir resmi gazetede yayınlanacak ve devlet ele geçecek. Türkiye bu kadar ucuz bir devlet olmalı mı?

BUNUN PARTİLERLE İLGİSİ YOK, BİR ORTAK PAYDA YARATMAK ZORUNDAYIZ

Size bir örnek vereceğim. 1 Temmuz, 1 Temmuz’du değil mi teskerenin görüşüldüğü? 1 Mart teskeresi, TBMM’de görüşüldü. Irak’a Türkiye üzerinden Amerikan askerleri gitsin mi gitmesin mi ve Türkiye Irak’a saldırsın mı, saldırmasın mı, savaş olsun mu, olmasın mı? Hükümeti ikna ettiler. Hükümet teskereyi getirdi. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisini ikna edemediler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi dedi ki, siz hükümet olarak savaş isteyebilirsiniz ama biz milli iradeyi temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak savaşı kabul etmiyoruz der, teskereyi reddettiler. İşte budur, işin özeti budur. O nedenle bunun partilerle ilgisi yok. A partisi, B partisi, C partisi vatandaşlarımız hangi partinin üyesi olurlarsa olsunlar hepsi saygıdeğerdir. Ama biz bir ortak payda yaratmak zorundayız. Sağcısı, solcusu, ortacısı ne olursa olsun nasıl tarif ederseniz edin. Köylüsü, şehirlisi, varoşlusu kim derseniz deyin. Bir ortak paydayı yaratmak görev, nedir ortak paydamız? Bayrağımız. Nedir ortak paydamız? Vatanımız. Nedir ortak paydamız? Demokrasimiz. Nedir ortak paydamız? Beraber yaşama azmi. Birlikte yaşayacağız.

DEVLET ADAMI AZ KONUŞUR, SÖZÜNÜN ARKASINDA DURUR, HALKINI DÜŞÜNÜR, VATANDAŞI ARASINDA AYRIM YAPMAZ

Peki, birlikte yaşamanın temel şartı nedir? Anayasanın toplumu ayrıştırmaması lazım, bölmemesi lazım. Anayasa benimde anayasam, benim gibi düşünmeyenin de anayasası olacak. Benim haklarımı güvence altına alacak. Şimdi yeni modelde ne var biliyor musunuz? Başkan istiyorsa bir kararnameyle Olağanüstü Hal ilan edebilir. Meclisten yetki almaya gerek yok, kaldırıyorlar onu. Şimdi o yetkiyi meclis veriyor. Meclisin gücü elinden alınıyor bir kişiye veriliyor. Diyeceksiniz ki olsun başkan OHAL ilan etsin ne olur? Şu olur, 10 tane iş adamına kızıyor diyelim, 10’unun mal varlığına hemen el koyar. Hiç kimsenin can ve mal güvenliği olmaz arkadaşlar. Diyeceksiniz ki, olsun hiç kimsenin can ve mal güvenliği olmasın yani çok da lazım değil bize. Hepimiz aç kalırız hepimiz. Kimse yatırım yapmaz arkadaşlar. Bir iş adamı yatırım yapıyorsa hukuk güvenliği olduğu için, can ve mal güvenliği olduğu için yatırımı yapar. Gidip boşu boşuna bir iş adamının fabrikasına kimse el koymaz. Dünyada böyle örnekleri yoktur. Demokrasilerde yoktur böyle bir şey. Hukuk vardır, hukuk güvenliği vardır. Siz istediğiniz adamın malına el koyarsanız adam niye o zaman yatırım yapsın. Sadece bizim için mi? Hayır. Yabancı sermaye de gelmez. Bakın Hollanda’yla kavga ettiler. Diline hakim olamayan devleti iyi yönetemez. Bu lafı unutmayın. Hollanda’yla kavga ettiler. Bana kim geldi biliyor musunuz? Karadeniz’den iş adamları, dediler ki biz fındığımızın büyük bir kısmını Avrupa’ya satıyoruz. Bunlarla kavga edersek fındığı alacak adam bulamayacağız.  Evet. Şimdi en çok tedirgin olan kim? Orada yaşayan işçi kardeşlerimiz. Niye işçiler Almanya’ya gitti, Fransa’ya gitti, Hollanda’ya gitti? Daha iyi hayat şartlarını yakalamak için gittiler. Alın teri döküyorlar, oralarda para kazanmak kolay mı? Gidin bakın bakalım hangi şartlarda çalışıyorlar? Şimdi büyük bir ayrışmayı yarattılar Avrupa’da. Telefonlar yağıyor biz burada zor durumdayız diye. Diline hakim olamayan devleti iyi yönetemez. Dış politika da dikkatli bir üslup kullanmak lazım, dış politika öyle kavga edecek bir üslup değildir. Ne diyorlar, Rakka’ya gideceğiz. Git kardeşim. Vazgeçiyor, Münbiç’e gideceğiz. Git kardeşim. Ne Rakka’ya gidiyorlar, ne Münbiç’e gidiyorlar. Devlet adamları böyle konuşmaz. Nasıl devlet adamları konuşur size bir örnek vereceğim, unutamayacağınız ama hepinizin aklında olan bir örnek vereceğim. Kıbrıs’ta soydaşlarımız öldürülüyordu değil mi? Başbakan rahmetli Bülent Ecevit’ti. Hiçbir zaman çıkıp biz Kıbrıs’a gideceğiz demedi. Ne zaman dedi? Türk askeri Kıbrıs’a ayak bastığı gün dedi ki, çıktı Başbakanlığın kapısına bizim askerlerimiz, Türk askeri şu anda Kıbrıs’tadır, Kıbrıs’a hakimdir. Allah milletimize yardımcı olsun dedi. Bitti. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Devlet adamlığı budur. Az konuşur, sözünün arkasında durur. Öbür türlü ne olur? Türkiye itibar kaybeder. Gideceğim şuraya, gitmiyorsan kaybeder Türkiye. Şuraya gideceğim, vuracağım. Gitmezsen Türkiye kaybeder. Yazık günahtır bu memlekete. Devlet adamlığı farklıdır. Devleti düşünür, halkını düşünür, insanlarını düşünür. Ayrım yapmaz kendi vatandaşı arasında. Bizim Belediye Başkanlarımız burada, onlara verdiğim ilk talimat, hiçbir vatandaş arasında ayrım yapmayacaksınız. Seçildiniz tamam ondan sonra bütün vatandaşlara eşit hizmet götüreceksiniz. Budur işin kuralı.

BULAMAÇ ADASI’NDA BAŞKA BİR DEVLETİN BAYRAĞI VAR, ANKARA’DAKİ BEYLERİN SESİ BİLE ÇIKMIYOR

Efendim bu kadar bağırıp çağırıyoruz ama bir şeyi söylemekten de kendimi alamıyorum, Aydın’ın Bulamaç adası var. Yakın Bulamaç adası. 1943 İngiliz belgelerinde, 1951 Amerikan belgelerinde Bulamaç adası Türkiye’ye ait olarak gösterilmektedir. Ama bugün orada başka bir devletin bayrağı var. Ben söylüyorum bu Ankara’daki beylere hiç ses bile çıkmıyor. Niye ses çıkmıyor? İlk kez Türkiye Cumhuriyeti toprak kaybetti arkadaşlar. Dinden, imandan sabahtan akşama kadar bahsederler değil mi? İsrail’de ezanın hoparlörle okunmasının yasaklanmasına ilişkin bir kanun önce kabul edildi. Daha iki oylama daha var. Buna ben itiraz ettim. Bu Ankara’da ki beylerin ağızlarından itiraz lafı bile çıkmadı. Ne kadar iki yüzlü olduklarını görüyorsunuz değil mi?

KARARSIZLIK DİYE BİR ŞEY OLMAZ, KARARLI BİR ŞEKİLDE SANDIĞA GİDECEĞİZ

İşin özeti sözlerimin başında söyledim yine söylüyorum, bu referandum bir parti meselesi değil. Sandığa giderken düşünerek gideceğiz. Her birimiz en az bir kişiyi, iki kişiyi, beş kişiyi ikna edeceğiz. Kararsızlık diye bir şey olmaz. Önce sandığa gideceğiz. Kararlı bir şekilde sandığa gideceğiz. Efendim işte bugün Pazar hava çok güzel, kıra gideceğiz. Arkadaşlar kahvede bekliyor konken oynayacağız. Bu bir seçim değil arkadaşlar, bu ülkenin geleceğini ve demokrasiyi oyladığımız bir süre, çocuklarımıza güzel bir miras bırakmamız lazım. Son sözümü şunu söyleyeyim, 1982 yılında genç bir devlet memuruyken anayasa oylamasında gidip “Hayır” oyunu kullandım 82 anayasasına ve ben bugün çocuklarıma ben o anayasa değişikliğine “Hayır” oyu kullandım diye gururla söylüyorum. Her Aydınlı, her Nazillili bu referandum sürecinde emin olun torunlarına şunu söyleyecek, çocuklarına da biz demokrasiyi korumak uğruna gittik ve “Hayır” oyumuzu kullandık. Bu ülkeye en büyük “Hayır” ı biz böylece gerçekleştirdik diyeceklerdir.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlarım. Sağ olun, var olun diyorum.