29.12.2016
12529
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU, BODRUM İSKELE MEYDANI’NDA KONUŞTU

-HİÇ ENDİŞENİZ OLMASIN, SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ!


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “15 Temmuz’dan sonra 20 Temmuz’da bir darbe yaptılar. Adı 20 Temmuz darbesi. Şimdi dikta yönetimini getirmek istiyorlar. Anayasayı değiştirerek parlamentoyu işlemez hale getirecekler. Bütün yetkileri bir kişiye verecekler. CHP buna razı olur mu, ‘evet’ der mi? Hiç endişeniz olmasın, sonuna kadar mücadele edeceğiz!” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Bodrum İskele Meydanı’nda yaptığı konuşma şöyle: 



Efendim hepinize merhabalar. Sizinle sohbet etmeye geldim. Biliyorum sorumlu her yurttaşın duyduğu duyguları siz de duyuyorsunuz, yaşadığı duyguları siz de yaşıyorsunuz. Hep beraber bu güzel ülkemiz, bu cennet ülkemiz ne oluyor diye kaygı içindeyiz. O nedenle sizinle dertleşmeye geldim.

BU MİLLETİN, BU ÜLKENİN DİRLİĞE VE DÜZENE İHTİYACI VAR

Bir şey var çok önemlidir. Eğer bir ülkede gazeteciler hapse atılıyorsa, eğer bir ülkede gazeteciler özgürce yazı yazamıyorsa, eğer bir ülkede gazeteciler görevlerini yeteri kadar yerine getiremiyorsa o ülkede demokrasi yok demektir. Çünkü gazetecinin görüşünü beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, sizi över veya yerer ama o kalemini özgürce kullanabilmeli, ona bu imkanı sağlayabilmeliyiz. Bugün Ahmet Şık yeniden gözaltına alındı. Hatırlıyorsunuz değil mi FETÖ terör örgütü dolayısıyla daha önce de Silivri’de gözaltına alındı, tutuklandı uzun süre içeride yattı. Şimdi aynı olayı, aynı versiyonu yeniden yaşıyoruz. Sabahleyin annesiyle konuştum, gözyaşları içinde ‘ne olacak’ diyor, ‘evladım ne olacak’ diyor. Bir anneyi üzmek kimin ne haddine? Bir annenin gözyaşları içinde kendi çocuğunun sorunlarını aktarmasına insanın vicdanı rahatsız olmuyor mu, buna razı olabilir mi? Hep birlikte bu tür olaylara karşı çıkmalıyız ve duyarlılıklarımızı korumalıyız.

Hüsnü Mahalli ne yaptı bu hükümete? Bir gazeteci özgürce düşüncelerini ifade ediyor. Hasta üstelik, her gün tedavi olması ve her gün doktorun bakması gerekiyor ve siz bunu da tutukladınız, şimdi hastanede yatıyor.

Sizden isteğim, benim size anlattıklarımı siz gidip her ortamda anlatın. Kahveye mi gidiyorsunuz orada anlatın, tarlaya mı gidiyorsunuz orada anlatın, lokantaya mı gidiyorsunuz orada anlatın, ev ziyaretleri mi yapıyorsunuz orada anlatın, fabrikada mı çalışıyorsunuz orada anlatın. Artık bu milletin, bu ülkenin dirliğe ve düzene ihtiyacı var. Hep beraber ‘ne olacak’ diye soruyoruz kendi kendimize. 12 yıl önce, 15 yıl önce niye sormuyorduk? Şimdi niye soruyoruz? Cumhuriyetin kurucu değerlerine dönmek zorundayız. ‘Yurtta barış, dünyada barış’ demek zorundayız. Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak zorundayız. ‘Ne darbe, ne dikta yaşasın tam demokrasi’ demek zorundayız.

CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKAN, BAKANLAR, MİLLETVEKİLLERİ BİR AY BİN 404 LİRAYLA GEÇİNSİNLER

Bugün asgari ücret belirlendi bin 404 lira. Ama bütün Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde asgari ücret en az bin 500 lira. Bakın biz söz verdik meydanlarda, verdiğimiz sözün arkasında durduk, verdiğimiz sözün gereğini yaptık, bütün CHP’li belediyelerde ister taşeron işçisi olsun, ister olmasın asgari ücret net en az bin 500 lira. Bin 404 lira yaptılar. Şimdi ben merak ediyorum, başta Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri onlardan bir şey istiyorum. Bir ay bin 404 lirayla geçinsinler. Desinler ki bu ay bizim aylığımız bin 404 liradır. Üstelik onlar dolmuşa binmiyorlar taksiyle gidiyorlar. Bir gün de dolmuşa binsinler, evlerine ekmek alsınlar, kira ödesinler. Bakalım bu bin 404 lirayla bu insanlar nasıl geçiniyor. Gelir dağılımını dengelemediğimiz sürece üreteceğiz ama ürettiğimizi, kazandığımızı hakça bölüşeceğiz demediğimiz sürece Türkiye’yi aydınlığa ulaştıramayız. Üreteceğiz, çalışacağız ama ürettiğimizi hakça bölüşeceğiz. Aç ve açıkta kimse kalmayacak. Çocuklarımız okula güler yüzle gidecekler. Anneler, evler huzur içinde olacak. Bunu yapabildiğimiz takdirde Türkiye hepimizin Türkiye’si olur. Türkiye görüşlerimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir, yaşam tarzımız farklı olabilir ama bir konuda ülkemizin geleceği konusunda birlikte olmak zorundayız. Ülkemizin geleceğinden endişe duymamak zorundayız.

ÜLKEYİ YÖNETTİKLERİNDEN BİLE HABERLERİ YOK

Bir şey daha, terör. Her gün şehit haberleri geliyor. PKK terör örgütü 30 – 35 yıldır var. Bitireceğiz diye oturdular masaya. ‘Bu yol yanlıştır’ dedik. ‘Bu yolla siz terörü önleyemezsiniz, engelleyemezsiniz’ dedik. Ama Oslo’da masaya oturdular, İmralı’da masaya oturdular, Habur’da masaya oturdular. Gittiler oturdular pazarlık yaptılar. Meşru bir organı, yani Türkiye Cumhuriyeti hükümetini bir terör örgütüyle muhatap ettiler. Meşru bir organ, yani Türkiye Cumhuriyeti devleti bir terör örgütüyle aynı masaya oturamaz, oturmamalıdır! Ama oturdular. Şimdi başlarına belayı aldılar. Şimdi kimi suçluyorlar? CHP’yi suçluyorlar. Niye suçluyorlar? Sanıyorlar ki 14 yıldır CHP yönetiyor. Ülkeyi yönettiklerinden bile haberleri yok. Onun için diyorum bunlar Türkiye’yi yönetemiyorlar, yönetmiyorlar da zaten.

RUSYA’NIN HER DEDİĞİNİN ALTINA İMZAYI BASTILAR

Bir şey daha, arkadan IŞİD terör örgütü. Dedik ki, ‘Şu Suriye’ye girmeyin kardeşim. Komşuların iç işine müdahale etmeyin.’ Sana ne Esad’dan. Efendim Suriye’de demokrasi yokmuş. Sen dön önce kendi ülkene bak, senin ülkende demokrasi var mı? Yok. Sen önce demokrasiyi sağla ki, örnek ol. Sadece Ortadoğu’ya değil, dünyaya örnek ol. ‘Efendim biz Suriye’ye gireceğiz.’ Buyur gir bakayım! Arkadan ‘Efendim gideceğiz Emevi Camii’nde namaz kılacağız. Esad zaten iki bastonla geziyor, yakında Esad da bitmiş olacak, Suriye özgürlüğüne kavuşacak.’ Ne oldu? Şimdi paşa paşa gittiler-Esad’ın elini öpmeye gidecekler yakında göreceksiniz- paşa paşa gittiler Rusya’ya, Moskova’ya anlaşma imzaladılar. Kim? Rusya, Türkiye ve İran. ‘El Nusra terör örgütüdür’ dediler. ‘IŞİD terör örgütüdür’ dediler. Peki El Nusra’ya terör örgütü diyorlar mıydı düne kadar? Asla demiyorlardı. Böyle bir şey akıllarından bile geçmiyordu. Peki PYD niye terör örgütü değil onu niye sözleşmeye koymadılar? Rusya istemedi diye. Yani ne yaptılar? Rusya’nın her dediğinin altına bastılar imzayı. Şimdi kalkmışlar diyorlar ki, ‘Efendim biz Ortadoğu’ya nizam veriyoruz, dünyaya nizam veriyoruz, biz oyun kurucuyuz.’ Bir baktık oyun kurucu falan değil, bunlar resmen Ortadoğu’nun oyuncağı oldular. Ben bundan rahatsızlık duyuyorum. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak rahatsızlık duyuyorum. Türkiye Cumhuriyetinin bekası açısından rahatsızlık duyuyorum. Bir dönem Ortadoğu’ya örnek olan, Ortadoğu halklarının biz de keşke Türkiye gibi yaşasak, Türkiye gibi olsak diye imrendikleri bir ülke konumundan çıktık farklı bir konuma geldik. O nedenle bundan rahatsızlık duyuyorum. O nedenle bundan hepimizin hep birlikte rahatsızlık duyması lazım, hepimizin hep birlikte mücadele etmesi lazım. O nedenle sözlerimin başında söyledim, eve mi gideceksiniz bunları anlatacaksınız. Fabrikaya mı gideceksiniz bunları anlatacaksınız. Temizlik mi yapacaksınız bunları anlatacaksınız. Hayatın her alanında bunları anlatmak zorundayız ki, Türkiye gerçekleri bütün ayrıntılarıyla öğrensin, vatandaşlarımız bütün ayrıntılarıyla gerçekleri öğrensin.

FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞININ ORTAYA ÇIKMASINI BEKLİYORUZ

Değerli arkadaşlarım, bir başka terör örgütü daha karşımıza çıktı FETÖ terör örgütü. Siyasi ayağı henüz ortaya çıkmış değil. Siyasi ayağının ortaya çıkmasını bekliyoruz. Bu FETÖ dedikleri adamları ordunun içine kim yerleştirdi, üniversitelere kim yerleştirdi, siyasete kim yerleştirdi? Biz bunların hepsini öğrenmek istiyoruz, bilmek istiyoruz. Bunlar ortaya çıkmadan bu olay bütünüyle aydınlanamaz. 15 Temmuz darbe girişimi oldu hep beraber karşı çıktık. Bütün milletvekilleri karşı çıktı. Parlamentoda bir soru sordum: “15 Temmuz darbe girişiminden sizin önceden haberiniz var mıydı?” Bu sorunun cevabını şu ana kadar almış değiliz. Onlar da biliyor zaten, biz de biliyoruz. Ama hiç endişeniz olmasın adım adım takip edeceğiz, hiç endişeniz olmasın. Olaylar aydınlanıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Onlar üstünü kapatmak isteyebilirler ama biz kapatmayacağız. Bütün ayrıntılar ortaya çıksın bunları arzu ediyoruz. Bunları yapmadığımız takdirde size karşı, ülkemize karşı, vatandaşımıza karşı görevimizi yapmamış oluruz.

ŞİMDİ DİKTA YÖNETİMİNİ GETİRMEK İSTİYORLAR
Şimdi 15 Temmuz’dan sonra 20 Temmuz’da bir darbe yaptılar. Adı 20 Temmuz darbesi. Ne oldu? Türkiye’de OHAL ilan edildi olağanüstü hal. Bir bakanlar kurulu kararıyla istedikleri kişileri devlet memuriyetinden atıyorlar. İstedikleri kurumları kapatıyorlar. İstedikleri kurumları açıyorlar. Bu doğru değil. 12 Eylül döneminde Kenan Evren ve arkadaşlarının yaptıklarından daha kötüsünü yapıyorlar. O dönem hiç değilse kurumlar kapatılmıyordu, çalışmaları yasaklanıyordu ama kapatılması için mahkemelere dava açılıyordu. Şimdi doğrudan kapatıyorlar. Biz bu darbenin üstesinden geleceğiz. Hiç merak etmeyin şimdi dikta yönetimini getirmek istiyorlar. Anayasayı değiştirerek cumhuriyeti bir anlamda işlemez hale getirecekler, parlamentoyu işlemez hale getirecekler, bütün yetkileri bir kişiye verecekler. Cumhuriyet Halk Partisi buna razı olur mu? Cumhuriyet Halk Partisi buna ‘evet’ der mi? Hiç endişeniz olmasın sonuna kadar mücadele edeceğiz. Cumhuriyeti yaşatacağız, demokrasiyle taçlandıracağız cumhuriyeti. Herkesin düşüncesine, herkesin inancına, herkesin yaşam tarzına saygı göstereceğiz. Sadece biz değil, her vatandaşın saygı göstermesini isteyeceğiz. Demokrasi kadar güzel bir şey yok. Düşüncelerimizi özgürce açıklayabildiğimiz bir Türkiye’den neden rahatsız olacağız? Gazetecilerin rahat yazı yazdıkları bir Türkiye’den niçin rahatsız olacağız? Yargının bağımsız ve tarafsız olduğu bir Türkiye’den neden rahatsız olacağız? Biz mücadelemizi birlikte götüreceğiz.

BU İŞ EL KALDIRMAYLA, İNDİRMEYLE OLMAZ
Şimdi diyorlar ki, ‘Rejim değişmiyor efendim. 1923 yılında rejim vardı, cumhuriyetti, o değişmiyor.’ Bal gibi Türkiye’de rejimi değiştirmek istiyorlar. Parlamentoyu işlemez hale getirmek istiyorlar. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında tek parti döneminde Gazi Mustafa Kemal hayattayken anayasa gündeme gelir. Anayasada bir hüküm vardır, TBMM’yi feshetme yetkisini Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e vermek isterler. Genç milletvekilleri kürsüye çıkar derler ki, ‘Bu parlamento, bu meclis Milli Kurtuluş Savaşını yöneten meclistir. Bu meclis milletin meclisidir, bu meclis Gazi Meclistir, Gazi Mustafa Kemal başımızın üstüne ama bu meclis kendi yetkisini devretmez’ demiştir ve 127 oyla reddedilmiştir. Şimdi Gazi Mustafa Kemal’e verilmeyen yetkiyi bir diktatöre vereceğiz. Bu olur mu? Sanıyorlar ki bu el kaldırmayla, indirmeyle olacak. Bu iş el kaldırmayla, indirmeyle olmaz. Çünkü demokrasi oylanmaz, insan hakları oylanmaz. Demokrasi sonuna kadar savunulur, insan hakları sonuna kadar savunulur. Meclis; Gazi Meclistir, Milli Kurtuluş Savaşını yöneten meclistir. Başkomutanlık yetkisini bile sınırlı sayıda, sınırlı günler için Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e vermiştir. Kendisi yönetmiştir Milli Kurtuluş Savaşını. Şimdi diyorlar ki, yetkiyi de başkomutanlık yetkisini de verelim bir kişiye. Verecek miyiz? Asla vermeyeceğiz. Buna izin vermeyeceğiz. Arkadaşlarımız parlamentoda bunun mücadelesini yapıyorlar. Bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğiz. Bedeli ne olursa olsun bütün bedelleri ödemeye razıyız. Bu ülkenin aydınlığı için, bu ülkenin cumhuriyeti için, bu ülkenin bayrağı için, bu ülkenin insanı için her türlü fedakarlığa katlanmaya razıyız.
  
ŞEHİTLER VE GAZİLER ARASINDA AYRIM YAPTILAR

Benim umudum da sizlersiniz, birlikte mücadele edeceğiz. Göreceksiniz mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz, göreceksiniz. Biz birilerinin dediği gibi, büyük laflar edip arkasında durmayan insanlar değiliz. Lafımızı yerinde, zamanında söyleriz ve gereğini de yaparız. O Ankara’daki Beyler de bunun gereğini yapacağımızı bilsinler. Ankara’daki Beylerin bir gafı daha var, bir ayıpları daha var. Annelerin gencecik çocukları şehit olup gelirken çıkıp vatandaşın karşısına ‘En iyi siz şehit oldunuz, inşallah Allah bize de nasip eder’ diyorlar. Allah sana nasip edecekse sen niye gitmiyorsun cepheye? Senin oğlun niye gitmiyor cepheye? Niye o askere gitmiyor? Bütün şehit annelerine sesleniyorum; bunlar ikiyüzlü, bunlar şehitler arasında ayrım yaptılar. 15 Temmuz şehitleri ve diğer şehitler. Gaziler arasında ayrım yaptılar, 15 Temmuz gazileri, diğer gaziler. 15 Temmuz gazileri tırnağı yaralansa gazi sayılıyor. Ama öbür taraftan dağın başında PKK ile mücadele edip vücudunda kurşun taşıyan gazi, gazi sayılmıyor. Allah aşkına bunlarda vicdan var mı? Ahlak var mı? Din iman var mı? Emin olun yok. Bütün gaziler bizim gazilerimiz, bütün şehitler bizim şehitlerimiz. Bütün şehit yakınları başımızın üstüne, hiçbir ayrım yapmayacağız. Hepsini kucaklayacağız. Hepsine eşit davranacağız. Hepsini baş tacı yapacağız. Şehitlerimiz, gazilerimiz olmasa biz burada rahat toplanabilir miyiz? Şehitlerimiz, gazilerimiz olmasa bayrağımızı rahatlıkla göndere çekebilir miyiz? Polislerimiz var. Bize bu güzel toplantıyı gerçekleştirmek için özveriyle, fedakârca çalışan polis arkadaşlarımız var. Onlar da bedel ödüyorlar. Terör için bedel ödüyor onlar da. Onlar için de söyledim. Polise sıkılan her kurşun millete sıkılmış kurşundur. Onlar bizim çocuklarımız, bizim evlatlarımız. Onlara sahip çıkmak sonuna kadar bizim görevimiz. Onlara da sahip çıkacağız. Her mazluma, her vatandaşa her hak arayana sahip çıkmak zorundayız. Bu bizim temel görevimizdir, insanlık görevimizdir.

DOĞUSUYLA, BATISIYLA, GÜNEYİYLE, KUZEYİYLE HEP BİRLİKTE HUZUR İÇİNDE YAŞAMAK İSTİYORUZ

Uzun uzun konuşmayacağım hava koşulları çok iyi değil. Ama kısaca yine şunu söyleyeyim; biz bu ülkede bu güzel ülkede birlikte huzur içinde yaşamak istiyoruz. Biz kavga etmek istemiyoruz. Biz kavgadan uzak durmak istiyoruz. Biz doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle hep birlikte huzur içinde yaşamak istiyoruz. Biz kimsenin etnik kimliği üzerinden siyaset yapmıyoruz. Biz kimsenin inancı üzerinden siyaset yapmıyoruz. Biz kimsenin yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmıyoruz. Biz diyoruz ki; ‘İnsan Tanrı’nın yarattığı en değerli varlıktır, başımızın üstünde yeri vardır.’ Ve biz siyaset olarak insana hizmet etmek istiyoruz. Bayrağımızın altında, özgürce yaşamak istiyoruz. Görüşlerimiz farklı olabilir, farklı görüşlere de saygı duyuyoruz biz ama demokrasimiz olmalı, bağımsız yargımız olmalı, anneler huzur içinde çocuklarını okula gönderebilmeli. Bir ülkede mutluluğun olup olmadığını, huzurun olup olmadığını belirleyen temel bir unsur vardır. Eğer bir ülkede kadının yüzü gülüyorsa bilin ki o ülkede huzur vardır, bilin ki o ülkede bereket vardır, bilin ki o ülkede kardeşlik vardır, bilin ki o ülkede herkes huzur içinde yaşamaktadır. Ama kadın gelecekten kaygı duyuyorsa, çocukları dolayısıyla kaygı duyuyorsa, vatanı dolayısıyla, bayrağı dolayısıyla kaygı duyuyorsa o ülkede huzur yoktur. Huzur isteyenler, barış isteyenler, aç ve açıkta hiç kimsenin kalmadığı bir Türkiye isteyenler hep birlikte Cumhuriyet Halk Partisinin görkemli ve güzel şemsiyesinin altında buluşmak zorundalar.

ANAYASA TEKLİFLERİNİ GERİ ÇEKSİNLER, TÜRKİYE’Yİ BU AYIPTAN KURTARSINLAR
Anayasa değişikliklerine karşı çıkacağımızı söyledim. Bu sorun Cumhuriyet Halk Partisinin sorunu değildir. Bu sorun aynı zamanda kendisini milliyetçi olarak görenlerin sorunudur. Bu sorun aynı zamanda kendisini Atatürkçü olarak görenlerin sorunudur. Bu sorun aynı zamanda kendisini samimi Müslüman olarak görenlerin sorunudur. Bu sorun aynı zamanda işçinin, emekçinin sorunudur. Bu sorun aynı zamanda iş adamının, sanayicinin sorunudur. Bu sorun aynı zamanda ev kadınının sorunudur. Bu sorun aynı zamanda üniversite hocalarının aydınların sorunudur. Sorun tek başına CHP’nin sorunu değil, sorun Türkiye’nin sorunudur. O nedenle bütün milliyetçilerin, bütün ülkücülerin, bütün vatanseverlerin, bütün samimi Müslümanların Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda CHP’ye destek vermelerini istiyorum. Anayasa değişikliklerine karşı çıkacağız. Benim açımdan bir sorun yok, ama bu ülke açısından bir sorun var. Benim açımdan olan sorunla belki ben tek başıma mücadele ederim. Ama benim bir sorumluluğum var. Bu ülkenin geleceğinden ben sorumlu olmak zorundayım. Siz sorumlu olmak zorundasınız, aydınlar sorumlu olmak zorunda, kadınlar sorumlu olmak zorunda, işçiler sorumlu olmak zorunda hepimizin sorumluluğu var. Hepimiz güzel bir Türkiye için, özgür bir Türkiye için, bağımsız bir Türkiye için, kalkınmış bir Türkiye için, uygar bir Türkiye için mücadele etmek zorundayız. Mücadelemiz hayırlı olsun.

Buradan Sayın Binali Yıldırım’a da bir çağrı yapmak isterim, Sayın Meclis Başkanına da bir çağrıda bulunmak isterim: Anayasa görüşmelerini, daha doğrusu Anayasa Komisyonundaki görüşmeleri sonlandırsınlar ve anayasa tekliflerini geri çeksinler. Türkiye’yi bu ayıptan kurtarsınlar. Hele hele anayasa metnini dahi görmeden boş kağıda imza atmak gibi bir ayıptan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurtarsınlar. Bunu yaptıkları takdirde onlara saygı duyacağız. Bunları yaptıkları takdirde parlamento saygınlık kazanacaktır. Bunlar yapıldığı takdirde milletvekilleri saygınlık kazanacaktır. Demokrasiyi sonlandıran değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni sonlandıran değil, demokrasiyi Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandıran bir düşünceyi egemen kıldığımız zaman Türkiye görkemli bir ülke olacaktır. O nedenle birlikte mücadele edeceğiz. Mücadelemiz hayırlı olsun.
Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.


CHPnet

SİTELERİ