29.10.2016
4507
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, “İLK MECLİS’TEN ANITKABİR’E BÜYÜK CUMHURİYET YÜRÜYÜŞÜ”NE KATILDI:

-CUMHURİYET, İNSANIN İNSANA KULLUĞUNU YOK EDEN REJİMDİR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet özgürlük demektir. Yani padişahın kulu değil, Duce’nin kulu değil, Führer’in kulu değil, reisin kulu değil. Sadece ve sadece cumhuriyetin özgür bireyi olmaktır. Hani Nazım diyor ya “Yok edin insanın insana kulluğunu bu davet bizim...” Evet, cumhuriyet insanın insana kulluğunu yok eden bir rejimin adıdır. O nedenle ne padişah, ne Führer, ne reis, ne bir başka kişi, hiç kimse bizim özgürlüklerimizi sınırlayamaz.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyetimizin 93. Yıldönümünde, "İlk Meclis’ten Anıtkabir’e Büyük Cumhuriyet Yürüyüşü"ne katıldı. CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun yürüyüş öncesi yaptığı konuşma şöyle: 



Efendim merhabalar, bugün güzel bir gün. Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun. Hep birlikte haykıracağız, hep birlikte mücadele edeceğiz. Cumhuriyetimizi tam demokrasiyle taçlandıracağız. Bizim yolumuz, ülkümüz gerçek anlamda tam demokrasiyi sağlamaktan geçiyor. Demokrasiyi sağladığımızda Türkiye’yi dünyada en saygın ülkeler konumuna getirmiş olacağız.

Sevgili yurttaşlarım, 29 Ekim 1923, Mehmet Emin Bey konuşuyor TBMM’de- Mehmet Emin Yurdakul, sonra Yurdakul soyadını aldı, şöyle diyor: Bendeniz Erzurum’da bulunduğum zaman bir istatistik yaptırdım. Tifodan bir sene içerisinde ahaliden bin 500 kişinin, askerden de 700 kişinin öldüğü sabit oldu. Tokat’ta Pazarköy nahiyesine geldim. Ne kadar ahalisi varsa zavallıların hepsi de hasta bir halde bulunuyordu. Bayburt ve Erzurum ovalarında yere batmış, nesli münkariz, yani yok olmuş köylere tesadüf ettim. Evet, 29 Ekim 1923’te tifodan ve trahomdan binlerce kişi hayatını kaybediyor. Ve şu TBMM binasında, mütevazı binada 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edilirken Türkiye’nin sorunları da orada görüşülüyordu.
Dolayısıyla bizim hep birlikte hem o sorunları bilmek, hem üretilen çözümlere sahip çıkmak hepimizin yurtseverlik görevidir, vatan görevidir. Çocuklarımıza daha güzel bir Türkiye’yi bırakma görevidir.



Şimdi cumhuriyet ne demek? Üzerinde çok duruyorlar, herkes konuşuyor cumhuriyet ne demektir diye. Bir; cumhuriyet özgürlük demektir. Yani padişahın kulu değil, Duce’nin kulu değil, Führer’in kulu değil, Reis’in kulu değil. Sadece ve sadece cumhuriyetin özgür bireyi olmaktır. Hani Nazım diyor ya “Yok edin insanın insana kulluğunu bu davet bizim” diyor. Evet, cumhuriyet insanın insana kulluğunu yok eden bir rejimin adıdır. O nedenle ne padişah, ne Führer, ne Reis, ne bir başka kişi, hiç kimse bizim özgürlüklerimizi sınırlayamaz.

29 Ekim, yani cumhuriyet kadın – erkek eşitliğini demektir. Kadının ikinci sınıf yurttaş görüldüğü bir rejime son vermek demektir cumhuriyet. Ve cumhuriyeti kuranlar 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkını getirdiler. Dolayısıyla Türkiye’deki bütün kadınlara sesleniyorum. Sizin gerçek eviniz, sizin gerçek çatınız Cumhuriyet Halk Partisidir. Size seçme ve seçilme hakkını getiren parti Cumhuriyet Halk Partisidir.

Bakınız, 1934’te Mustafa Kemal ve arkadaşları kadınlara seçme ve seçilme hakkını getirirken Fransa 1944 yılında getirmiş. Cumhuriyeti kuranlar 10 yıl daha öndeler. İsviçre 1971 yılında getirmiş. Japonya 1945 yılında getirmiş. Demek ki, cumhuriyeti kuranlar kadının asli unsur olarak hiçbir ayrım yapılmaksızın birinci sınıf yurttaş olarak kabulünü onaylamışlardır. O nedenle cumhuriyet kadın – erkek eşitliği demektir.

Üç; Mustafa Kemal’in deyimiyle ’cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesi’ demektir. 1921 cumhuriyet kurulmadan önce daha yeni ayakları üzerinde duran bir cumhuriyet. Ayakları üzerinde duran bir Kurtuluş Savaşı gazileri, şehitleri ve yakınları. Savaş meydanlarında binlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Çocuklar vardır babasız ve 1921 yılında bu çocuklara devlet sahip çıkmıştır ve Çocuk Esirgeme Kurumunu kurmuştur. Demek ki, cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesi olmayı hak etmiştir ve o konuda çok ama çok önemli adımlar atmıştır. Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.

Cumhuriyet kurulurken elbette yardımlar yapılıyordu. Ama yapılan yardımlar insan onurunu koruyan bir uygulama içinde gerçekleştiriliyordu. İnsan onurunu, yani yoksulluğu açıklamadan, kişin yoksulluğunu afişe etmeden o insanı sosyal devletin koruması altına almak cumhuriyetin temel görevlerinden birisiydi.


Bir başka önemli konu; cumhuriyet aydınlanma demektir, aklın özgürlüğü demektir cumhuriyet. Cumhuriyet nasıl kadın – erkek eşitliği ise, cumhuriyet nasıl bir faziletse cumhuriyet aynı zamanda aydınlanma demektir. Aydınlanma nedir ve cumhuriyet kurulurken neler vardı Türkiye’de? Bu konuda size 1923 yılının rakamlarını vermek isterim. 1923 yılında, devasa Osmanlı imparatorluğu’nu bıraktım sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde doktor sayısı 554. Bütün Türkiye’de doktor sayısı 554, eczacı sayısı 69, ebe sayısı 136, hemşire sayısı sadece 4, yataklı hastane sayısı 86. Cumhuriyeti kuranlar ne yaptılar? Aydınlanmayı sağlamak için önce millet mektepleri kurdular. Çünkü kadınlarda okuma yazma oranı binde 8’di. Bin kadından ancak 8’i okuma yazma biliyordu. Erkeklerde okuma yazma oranı yüzde 6, bazı araştırmalara göre yüzde 7’ydi. Yani 100 erkekten sadece 7’si okuma yazma biliyordu. Hani diyorlar ya Osmanlı, Osmanlı, Osmanlı. İşte bu rakamları bileceksin Osmanlı’nın ne olduğunu öğrenmek için, Osmanlı bunu bıraktı bize.

Geliyorum başka bir konuya. Aydınlanma çağı dedik, cumhuriyet bir aydınlanma projesidir dedik. Bakın matbaa. Avrupa’da Gutenberg 1439 yılında matbaayı icat ediyor ve kitaplar basılmaya başlanıyor. Osmanlı’ya ne zaman geliyor? 1726 yılında. Yani 287 yıl sonra. İlk gazete Strazburg’da yayınlanıyor 1605 yılında. Osmanlı’da ilk gazete 1860 yılında, yani 255 yıl sonra Osmanlı’ya gazete geliyor. Cumhuriyet bütün bunları aşan, aydınlanmayı getiren, çocuklarımıza irfanı hür, vicdanı hür, fikri hür bir eğitimi amaçlayan rejimin adıydı. Padişahın kulu, kölesi değil, Türkiye’nin özgür bireyleriydi.

Şunu kimse unutmasın. Aklını kiraya verenler aydınlanmanın ne olduğunu bilmezler. Birilerine koşulsuz itaat edenler aydınlanmanın ne olduğunu bilmezler. Aydınlanma hayatı sorgulamaktır. Aydınlanma dünyayı sorgulamaktır. Aydınlanma çözüm üretmektir. Bunun için hep birlikte cumhuriyete sahip çıktığımız gibi eğitime, öğretime ve aydınlanmaya da sahip çıkacağız.

Cumhuriyet fırsat eşitliği demektir. Cumhuriyetin kurulduğu andan itibaren hiçbir kişiye, hiçbir zümreye, hiçbir aileye, hiçbir sınıfa imtiyaz tanınmamıştır. Eşit yurttaşlık; herkes eşit yurttaş olacak denmiştir. Dolayısıyla fırsat eşitliği bütün yurttaşlarımıza sağlanmıştır. Fırsat eşitliğinin en tipik örneği karşınızda olan Genel Başkandır. Cumhuriyetin bana sağladığı olanaklarla kuş uçmaz Anadolu’nun, kuş uçmaz kervan geçmez bir köyünde doğdum. Babam ilkokul mezunu, 7 kardeşten üniversiteyi bitiren sadece benim. Verilen fırsatları değerlendirdiğiniz zaman devlette üst makamlara gelirsiniz, milletvekili olursunuz, Cumhuriyet Halk Partisine Genel Başkan olursunuz. Çünkü biz aydınlanmayı ve fırsat eşitliğini yaşayan ve yaşatanlarız. Ama cumhuriyetin sayesinde devletin önemli makamlarına gelenlerin, bugün cumhuriyeti biraz böyle dikkate almadan, cumhuriyet de neymiş gibi laflar edenler cumhuriyete ihanet edenlerdir. Ama biz cumhuriyetimize sonuna kadar sahip çıkacağız, sahip çıkmayı da sürdüreceğiz.
Ve cumhuriyet laiklik demektir, cumhuriyet din ve vicdan özgürlüğü demektir. Dolayısıyla cumhuriyet herkesin inancına saygı demektir.

Cumhuriyet aynı zamanda liyakat demektir. Devlette belli bir makama gelmek için bir cemaate üye olmak değil, devlette belli bir makama gelmek için bilginiz olacak, birikiminiz olacak, deneyiminiz olacak, aydınlanmayı bileceksiniz, insan haklarını bileceksiniz.

O nedenle cumhuriyet laiklik demektir, cumhuriyet aynı zamanda devlette liyakat demektir. Biz bu nedenle cumhuriyeti savunuyoruz. Bu nedenle cumhuriyetle birlikte çocuklarımızı yetiştirmeye, onları güçlendirmeye çalışıyoruz.



Cumhuriyet aynı zamanda birlikte yaşama iradesi demek. Kişinin kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun, Türkiye’nin neresinde yaşarsa yaşasın aynı havayı teneffüs ediyorsak, aynı sorunları yaşıyorsak, sorunlara birlikte çözüm üretebiliyorsak birlikte bu ülkeyi yöneteceğiz, kardeşçe yöneteceğiz, huzur içinde yöneteceğiz. Dayatma kültürüyle değil, barış kültürüyle, kardeşlik kültürüyle, dayanışma kültürüyle Türkiye’yi yöneteceğiz.

Bakınız değerli arkadaşlarım, Mustafa Kemal Atatürk’e suikast düzenleyenlerin çocukları devlette hep önemli makamlara gelmişlerdir. Hiçbir zaman Mustafa Kemal Atatürk’ü eleştirdi diye veya suikast düzenledi diye çocuklarına hiçbir şey yapılmamıştır. Babalar ayrı, çocuklar ayrı denmiştir. Ve o çocuklar devletin en üst makamlarına gelmiştir. Bugün geldiğimiz noktada devlet kinle yönetiliyor, öfkeyle yönetiliyor. Dolayısıyla öç alma duygusuyla yönetiliyor. Oysa Mustafa Kemal ve arkadaşları devleti kinle yönetmediler, öfkeyle yönetmediler, öç alma duygusuyla yönetmediler. Onlar devleti akılla, mantıkla, bilgiyle, birikimle yönettiler. Cumhuriyetin getirdiği en temel noktalardan birisi de budur. Birlikte akılla, mantıkla yöneteceğiz.

Ve geliyorum asıl konuya. Cumhuriyeti kuranlar ve onun kadroları üç büyük devrime imza attılar. Bir: Cumhuriyeti kurdular. İki: 1945 yılında çok partili yaşama geçtiler. Üç: Rahmetli Ecevit’in önderliğinde bu ülkeye sosyal demokrasiyi getirdiler. Şimdi hep birlikte 4. devrime hazır olmak zorundayız. Çocuklarımıza cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırılmış bir Türkiye’yi bırakmak için, yani tam demokrasi devrimini gerçekleştirmek için yola çıkmak zorundayız. Bizim şu anda ihtiyacımız tam demokrasiyi bu ülkeye getirmektir. Eğer tam demokrasiyi getirebilirsek Türkiye’ye en büyük hizmeti gerçekleştirmiş oluruz. Türkiye’yi 21.yüzyılın saygın bir ülkesi haline getirmiş oluruz. Türkiye’yi bütün dünyada saygın bir ülke konumuna getirmiş oluruz.

Soru şu; tam demokrasiyi getirmek için neler yapacağız?
Bir; hukukun üstünlüğünü sağlayacağız.
Güçlülerin değil, üstünlerin değil, hukukun üstünlüğünü sağlayacağız. Herkese eşit uygulanan hukuk, birilerine farklı, birilerine farklı değil, hukukun üstünlüğünü sağlayacağız.



İki; güçler ayrılığı ilkesini koşulsuz hayata geçirmek zorundayız. Yani yasama, yargı ve yürütmeyi birbirini denetleyen ama birbirinin de denetimini yaparken vesayet altında tutmayacak bir politikayı oluşturan bir politikayla bunları bir arada tutmak zorundayız. Yasama üzerine birisinin, yargı üzerine birisinin, yürütme organı üzerine birisinin vesayet kurmasına izin vermemeliyiz. Denge ve denetleme ağını güçlü bir şekilde oluşturmalıyız. Neden güçler ayrılığı diyoruz neden? Güçler ayrılığı olmadığı takdirde bir kişiye eğer bütün gücü yıkarsanız, bir kişi bütün yükü alırsa, bir kişi bütün sorumluluğu alırsa, bir kişi sadece benim söylediklerim doğrudur, herkes ona uymak zorundadır derse 1940’ların Almanya’sına gitmiş oluruz. Bir kişinin yetkisi sadece Almanya’yı, sadece Avrupa’yı değil, bütün dünyayı kana boğmuştur. O bir kişinin adı Hitler’dir. Türkiye’ye asla ve asla Hitler örneğini yaşatmamalıyız, yaşatmayacağız.

Ve bir şey daha; tam demokrasiyi gerçekleştirmek için medya özgürlüğünü sağlamak zorundayız. Bir kişinin talimatıyla haber yapan, köşe yazısını yazarken kendisine oto sansür uygulayan, hapiste gazetecileri olan bir Türkiye demokrasisi gelişmiş bir Türkiye değildir. Bizi eleştirenler, geçmişte bizim aleyhimize yayın yapanlardan 100’ü aşkın gazeteci şu anda hapiste. Şu Allah’ın takdirine bakın ki, onların haklarını Cumhuriyet Halk Partisi savunuyor. Biz onların haklarını savunuyoruz. Çünkü biz demokrasiyi savunuyoruz. Biz demokrasiden yanayız, insan haklarından yanayız, kadın – erkek eşitliğinden yanayız. Biz herkesin özgürce düşüncelerini ifade etmesini isteriz. Yani düşünceyi açıklama özgürlüğünden yanayız. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bu ülkeye tam demokrasiyi bedeli ne olursa olsun getireceğiz. Ve tam demokrasinin yollarından birisi de halka hesap veren bir siyaset anlayışını egemen kılmamız lazım. Eğer siyaset halka hesap vermiyorsa orada demokrasi yoktur. Sizden toplanan her kuruş verginin hesabını veren bir siyaset anlayışını Türkiye’ye getirdiğimizde tam demokrasiyi getirmiş olacağız. Demek ki, bugünden itibaren temel hedefimiz, temel görevimiz cumhuriyeti tam demokrasiyle taçlandırmak. Ve çocuklarımıza vicdanı hür, irfanı hür bir eğitim vermek. Dünyayı sorgulayan çocuklarımız olmalı ve çocuklarımız güzel bir Türkiye’de yetişmeli.

29 Ekim’de bir sürü sınırlama getirdiler. Buraya gelirken bile bir sürü zorlukla karşılaştık. Cumhuriyeti içine sindiremeyenler var, demokrasiyi içine sindiremeyenler var. Vatandaş üstüne baskı kurmak isteyenler var. Şehitlerimiz arasında bile ayrım yapan bir zihniyet var. Medya üzerine baskı kuran bir siyasal anlayış var. Bütün bunları aşmanın bir ama tek bir yolu var. Birlikte olacağız. Birlikte olursak güçlü oluruz. Birlikte olursak sesimiz çok daha güçlü çıkar. Küçük ayrıntılarda bölünmemeliyiz. Cumhuriyet kolay kurulmadı. Cumhuriyet acıyla, kanla, gözyaşıyla kuruldu. Cumhuriyeti kuranlar ağır bedeller ödediler. Ben size Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak bir söz veriyorum. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak için her türlü mücadeleyi yapacağım. Her türlü fedakârlığa katlanacağım. Eğer bir bedel ödemek gerekiyorsa sözüm söz, o bedeli önce ben ödeyeceğim.

Söyledim, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak söyledim. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak için her türlü baskı gelebilir üstümüze, şiddet gelebilir üstümüze ama sözüm söz yılmayacağız. Mücadeleyi sonuna kadar götüreceğiz. Eğer bedel ödemek gerekiyorsa o bedeli önce ben ödeyeceğim. Bu ülke için, çocuklarımız için, geleceğimiz için, şehitlerimiz için biz ödeyeceğiz.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Şimdi hep birlikte Birinci Meclis’ten Anıtkabir’e yürüyeceğiz. Cumhuriyet coşkusuyla gençlerimizle, kadınlarımızla, yaşlılarımızla hep birlikte yürüyeceğiz.
Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 10 Ekim 2015 Gar saldırısında hayatını kaybedenler için karanfil bıraktı 

Konuşmasının ardından alandakilerle birlikte Anıtkabir’e doğru yürüyüşe geçen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Garı’nda kortejden ayrıldı ve 10 Ekim 2015’de gerçekleştirilen bombalı terör saldırısında hayatını kaybedenlerin anısına patlamanın gerçekleştiği yere karanfiller bıraktı.



Büyük Yürüyüş Anıtkabir’de sona erdi 
Ankara Garı’ndan sonra yürüyerek Anıtkabir’e geçen Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve beraberindeki partililer, Atatürk’ün mozolesi ile İsmet İnönü’nün mezarına karanfil bıraktı, saygı duruşunda bulundu.




CHPnet

SİTELERİ