29.11.2016
21535
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU:
-ŞEHİTLER ARASINDA YAPILAN BU AYRIMI, BU AYIBI HEP BİRLİKTE KALDIRALIM


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Sayın Binali Yıldırım’a çok açık ve çok net bir çağrıda bulunuyorum: Başbakanlık koltuğunda oturuyorsun, şehitliğin ne kadar önemli olduğunu ben de biliyorum sen de biliyorsun. Gazilerin içinde bulunduğu şartları ben de biliyorum sen de biliyorsun. Şehitler ve gaziler arasında ayrımcılık yapılmaması gerektiğini ben de biliyorum sen de biliyorsun. Gel el ele verelim, biz kanun teklifi hazırladık, siz de bir kanun teklifi hazırlayın, sizin milletvekilleriniz de hazırlasın, bu kanun teklifini ortak imzayla Parlamentoya getirelim ve şehitler arasında yapılan bu ayrımı, bu ayıbı hep birlikte kaldıralım.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



Hepinize teşekkür ederim, hepiniz sağ olun, var olun. Benim umudum sizlersiniz, bu ülkenin kadınları ve gençleri benim umudum. Türkiye’nin geleceği, Türkiye’nin güvencesi kadınlar ve gençler. Hepiniz hoş geldiniz. Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarıma da Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan sevgiler, saygılar ve muhabbetler gönderiyorum.

TÜRKİYE’Yİ YÖNETEMİYORLAR
Geçen hafta iş kazalarında hayatını kaybeden işçi sayısı 17. 17 fidan gibi çocuğumuz, evine ekmek götürmek için en zor koşullarda çalışarak mücadele ediyorlardı. Alın teriyle çalışıyorlardı, emekleriyle çalışıyorlardı, her zorluğun içinde çalışıyorlardı, 17’si hayatını kaybetti. Onlara Allah’tan rahmet diliyorum ve onların davalarının takipçisi olacağımızı da buradan ifade etmek isterim. Bir taraftan iş kazaları öbür taraftan şehit haberleri geliyor. Tunceli’deki çatışmada 2 askerimiz şehit düştü, Suriye’de yine askerlerimiz şehit düştü, evlere ateş düştü. Hep şu soruyu sordum ve bu sorunun bütün vatandaşlarımız tarafından kendi vicdanlarına da sorulmasını istedim: “2002’de bu ülkede terör yoktu; 2002’de acı ve gözyaşı yoktu, ne oldu da on dört yılda binlerce gencimizi şehit verdik? Ne oldu da on dört yılda binlerce gazimiz oldu? Ne oldu da on dört yılda bir PKK belası vardı, şimdi IŞİD, arkasından FETÖ çıktı, neden oldu? Kim bu ülkeyi yönetiyordu? Hangi güç yönetiyordu bu ülkeyi ve bu ülkeyi bir felaketin eşiğine kimler getirdi?” Bu sorunun cevabını her vatandaşımın, hangi görüşten olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun, kendi vicdanına sormasını istiyorum. Teröre karşıyız, açık ve net. Biz teröre karşıyız derken lafla söylemiyoruz, inanarak söylüyoruz. Terörle mücadele konusunda ne istiyorlarsa her türlü desteği vereceğimizi söyledik. Ne istiyorsunuz bizden? Partiden ne istiyorsunuz? Parlamentodan ne istiyorsunuz terörü bitirmek için? Bitiremediler. Bitiremiyorlar çünkü Türkiye’yi yönetemiyorlar, işin gerçeği bu.

ŞEHİTLERİMİZ VE GAZİLERİMİZ ARASINDA AYRIM YAPIYORSA, O HÜKÜMET BÖLÜCÜ BİR HÜKÜMETTİR

Geçen hafta burada “Şehitler arasında ayrılık gayrılık olmasın” dedim. “Şehitler bizim şehidimizdir, şehitler bizim onurumuzdur, şehitleri kalbimizin özel bir yerinde tutarız. Şehitler arasında ayrılık gayrılık yaparsanız bu doğru olmaz” dedim. “15 Temmuz şehitleri ve diğer şehitler gibi bir ayrım ihanettir” dedim. Arkasından açıklama yaptılar “Hiçbir ayrım yapmıyoruz” dediler, Milli Savunma Bakanlığı açıklama yaptı “Hiçbir ayrım yapmıyoruz” dedi. Ayrım yapıyorsunuz, bal gibi ayrım yapıyorsunuz, şimdi anlatacağım bunu.

Değerli arkadaşlarım, eğer bir yönetim, ülkeyi yönetenler şehitlerimiz ve gazilerimiz arasında ayrım yapıyorsa o hükümet Türkiye’yi bölen hükümettir, bölücü bir hükümettir. Olur mu böyle bir şey? Şehitler, gaziler ayrı tutulur mu? Şehidin anneleri arasında fark var mıdır Allah aşkına? Ağlayan anneler arasında bir fark gözetilebilir mi? Gencecik evladını toprağa veren bir baba diğer babadan farklı düşünülebilir mi? Biz bu açıklamayı yaptık, başta havuz medyası olmak üzere koro hâlinde üstümüze yine saldırdılar, koro hâlinde, diyorum ya Bremen Mızıkacıları bunlar, koro hâlinde saldırdılar, “Vay efendim, Kılıçdaroğlu yanlış söylüyor.” Kılıçdaroğlu ağzından çıkan her lafı ölçüp tartıyor! Biz böyle yapıyoruz, biz böyle düşünüyoruz. Şimdi ben anlatacağım ama merak ediyorum, bu iktidardan beslenen havuz medyası acaba yarın ne yazacak?

BENİ ZİYARETE GELEN GAZİYİ İŞİNDEN ETTİLER
Bakın değerli arkadaşlarım, bunlar ne dediler iktidara geldiklerinde: “Bedelliden elde edilecek gelir şehit ailelerine ve gazilere verilecek.” Bir kuruşunu dahi şehit ailelerine ve gazilere vermediler, bakın bir kuruşunu dahi. Bu havuz medyası dediğimiz medya, gazeteler ve köşe yazarları bu konuda tek satır yazdılar mı? Yazmadılar çünkü kalemlerine başka yere kiraladılar; akıllarını başka yere kiraladılar. Parayla yazıyorlar, parayla; vicdanla değil, ahlakla değil, parayla yazıyorlar. Parayla yazı yazıyorsan sen adam değilsin. Parayla yazı yazıyorsan sen gazeteci değilsin. Dediler ki “Şehit ailelerine ve gazi ailelerine iş verilecek.” Şehit ailelerine öteden veriliyordu, gazi ailelerine hiç verilmedi, bırakın aileden vazgeçtik, gaziye iş verilmedi. Bir gazi beni ziyarete geldi diye işinden çıkardılar. Niye? Kılıçdaroğlu’na ziyarete gitmişsin diye. Ya, bu gazi kardeşim, terörle mücadele ederken iki kolu kopmuş bir gazi. Beni ziyarete gelmesinin ne sakıncası var? İşinden, aşından ettiler. Bunlarda, emin olun, din de yok, iman da yok, ahlak da yok, emin olun yok yani.

HAYATLARI YALAN ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞ
Bunların bir özelliği daha var, süratle yalan söylerler. Bakın yalanlardan birisini okuyorum size: “Cumhuriyet tarihinde biz ilki gerçekleştiriyoruz” diyorlar. “Gaziler, şehit aileleri, engelliler, 65 yaş üstü olanlar ücretsiz seyahat edecekler.” Ya, yirmi yıldır Türkiye’de uygulanıyor bu, bunlardan önce zaten uygulanıyordu ama “İlk kez biz uyguluyoruz” diye çıkıp milletin önünde açık açık yalan söylüyorlar. Ben diyorum ya, bunlarda vicdan yok, din yok, iman yok diye.

Çıkıp dediler ki “Gazilik sektör oldu” dediler, gazileri eleştirdiler. Ya, o gazinin hangi şartlarda yaralandığını biliyor musun? O askerin hangi dağın tepesinde terörle mücadele ederken neler çektiğini sen biliyor musun? Vücudunda kurşun taşıyan bir gazinin, şarapnel parçası taşıyan bir gazinin hangi şartlarda o görevi yaptığını sen biliyor musun? “Gazilik sektör oldu…” Peki bu Ankara’daki beyler, bu iktidar olanlar, kendi çocuklarını o dağlara, o tepelere, o ovalara gönderiyorlar mı? Askerlik yaptırıyorlar mı? Yaptırmıyorlar. Yine yandaşları televizyonları çıktılar “Şehit ailelerine 450 bin lira tazminat veriliyor, gazilerin aylığı da 6 bin lira” dediler. Ya insaf, ne 450 bin lira tazminat verildi ne 6 bin lira aylık alan var. Diyorum ya, hayatları yalan üzerine inşa edilmiş. Dinleyen vatandaş da sanıyor ki gerçekten bu kadar para veriliyor. Yok öyle bir şey.



DAĞIN TEPESİNDE ŞEHİT OLAN KİMİN ŞEHİDİ?
Bakın, ayrımcılığın ölçüsünü söyleyeyim. Nakdi tazminat, terörle mücadele ederken dağın tepesinde şehit olan bir askerin ailesine verilen 87 bin 850 lira. Peki, 15 Temmuz şehidin ailesine verilen 87 bin lira değil, 101 bin 28 lira. Bu, farklılık değil mi arkadaşlar? Bu ayrıcalık doğru mudur? Buna hangi iman, hangi inanç, hangi ahlak buna izin verir? Şehit şehittir kardeşim; 15 Temmuz şehidine 101 bin lira veriyorsun –helal hoş olsun, elbette ver- ama diğer şehide de ver kardeşim, diğer şehidin ailesine de ver. Niye vermiyorsun? “O bizim şehidimiz” Peki öbürleri kimin şehidi? Kimin şehidi Sayın Binali Yıldırım? Sana soruyorum: Dağın tepesinde şehit olan kimin şehidi?

AYNI ŞEYİ YİNE SÖYLÜYORUM: ŞEHİTLER ARASINDA AYRIM YAPMAK İHANETTİR

Derecelere göre gazilere nakdi tazminat ödeniyor. 21 bin 963 lira terör şehidine veriliyor, 25 bin 256 lira 15 Temmuz gazisine veriliyor; birisine 65 bin lira veriliyor, diğerine 75 bin lira veriliyor. Sadece fark bununla kalsa deriz ki ya, fark sadece bununla sınırlıdır. Bir kanun hükmünde kararname çıkardılar, kanun hükmünde kararnamede de ayrıcalık yaptılar. Bakın değerli arkadaşlar, PKK ve diğer terör örgütleriyle mücadele ederken şehit olan polis, subay, astsubay, sözleşmeli er ve erbaşlara tanınmayan hak 15 Temmuz gecesi şehit olan polis, subay, astsubay ve sivillere tanındı. Şimdi ben Binali Yıldırım’a soruyorum: Bu kararnameyi imzalarken vicdanın neredeydi? Bu kararnameyi imzalarken elin titremedi mi? Bu kararnameyi imzalamak ve terör şehitleri arasında fark yaratıyorsunuz, bunu giderin demek ne zamandan beri sizi eleştirmek oldu? Ben dedim ki şehitler arasında ayrım yapıyorsanız bu ihanettir dedim. Aynı şeyi yine söylüyorum, şehitler arasında ayrım yapmak ihanettir.

BÜTÜN ŞEHİT AİLELERİNE, BÜTÜN GAZİLERE SÖYLÜYORUM: BİZ SİZİN YANINIZDAYIZ

Bakın değerli arkadaşlarım, Derik Kaymakamını düşünün, teröristler Derik Kaymakamını şehit ettiler. Derik Kaymakamının çocukları şehitlere sağlanan, 15 Temmuz şehitlerine sağlanan imkânlardan yararlanamayacak. Niçin? Üstelik devlet töreniyle defnettiniz, neden sağlamıyorsunuz bu imkânı? Sadece o mu? Hayır. AKP’nin Özalp İlçe Başkan Yardımcısı çocuklarının gözü önünde teröristler tarafından şehit edildi. Onun çocukları da bundan faydalanamıyor ama 15 Temmuz’da hayatını kaybeden şehitlerin çocukları bundan faydalanıyor. Bakın bu çifte standardı AKP’li bir şehidin olduğu bir ortamda ben veriyorum, onlar cesaret edip veremiyorlar çünkü onlar hayatı çifte standart üzerine kurmuşlar; “Ben, sen” diye milleti bölüyorlar, ayırıyorlar. Ömer Halisdemir şehit oldu, üniversiteye adını verdik. Hak etti mi? Elbette hak etti, daha fazlasını da vermeliyiz ama Ömer Halisdemir’in çocukları da 15 Temmuz günü şehit olanlara tanınan haklardan yararlanamıyor. Ben bunları dile getirdim diye kıyameti kopardılar. Ben bunu dile getirdim diye kendi televizyon kanallarına bir sürü ipten saptan kopmuş adamı çağırdılar hep bizi eleştirdiler. Benim bu söylediklerimin neresi yanlış? Benim bu söylediklerimde nerede bir hata var? Ben diyorum ki şehitler arasında ayrım yapmayın. Ben söylüyorum, gaziler arasında ayrım yapmayın. Ben söylüyorum, bu ülkenin varlığı için, bu ülkenin bekası için hayatını veren kim olursa olsun; inancı, kimliği, yaşam tarzı, siyasi görüşü ne olursa olsun bu ülkeye hayatını vererek, bedel ödeyerek katkı veren her şehide eşit davranılsın diyoruz. Şehitlerimizin yakınları, gazilerimiz el üstünde tutulsun. Onların her türlü talebi karşılansın, biz bunları istiyoruz. Ben bunları istiyorum diye, ayrım yapmayın dediğim zaman kıyameti koparıyorlar. Arkadaşlarıma söyledim, hukukçu bir arkadaşımız var, Muğla Milletvekilimiz var, Ömer Süha Aldan, şehitler ve gaziler arasındaki farklılığı ortadan kaldırmak için bir kanun teklifini bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına grup olarak vereceğiz. Şimdi Sayın Binali Yıldırım’a çok açık ve çok net bir çağrıda bulunuyorum: Başbakanlık koltuğunda oturuyorsun, şehitliğin ne kadar önemli olduğunu ben de biliyorum sen de biliyorsun. Gazilerin içinde bulunduğu şartları ben de biliyorum sen de biliyorsun. Şehitler ve gaziler arasında ayrımcılık yapılmaması gerektiğini ben de biliyorum sende biliyorsun. Gel, el ele verelim, biz kanun teklifi hazırladık, siz de bir kanun teklifi hazırlayın, sizin milletvekilleriniz de hazırlasın, bu kanun teklifini ortak imzayla Parlamentoya getirelim ve şehitler arasında yapılan bu ayrımı, bu ayıbı hep birlikte kaldıralım. Bakın gayet açık, gayet net ifade ediyorum ve Sayın Binali Yıldırım’a çağrıda bulunuyorum, gelirse başımızın üstüne, gelmezse bunu aşağıya indireceğiz, Genel Kurula indireceğiz. Bütün şehit ailelerine söylüyorum, bütün gazilere söylüyorum: Biz sizin yanınızdayız. Siz bizim onurumuzsunuz, bizim bekamızın güvencesi sizsiniz. Bu ülkenin onurusunuz. Sizin onurunuzu kurtarmak bize düşen bir görevdir ve bu görevi biz yerine getireceğiz.
Size bir örnek daha vereyim. Şehitler arasında ayrım yapıyorlar, şimdi gaziler arasında da yapacaklar. Neden? Bunu da havuz medyasındaki arkadaşlar iyi dinlesinler. Sayın Binali Yıldırım geçenlerde bir grup toplantısında yaptığı konuşmada aynen şunu söyledi, o gece yani 15 Temmuz gecesi “Tırnağı bile zarar görmüş kimse gazi sayılacaktır.” “Tırnağı bile zarar görmüşse gazi sayacağız.” Eyvallah, itirazımız var mı? Hayır, hiçbir itirazımız yok. Bir darbe girişimi önlenmiştir, önleyen bütün yurttaşlarımıza bizim şükran borcumuz var ama eğer bu böyle yapılacaksa diğer gaziler için de yapılsın. Diğer gaziler, vücudunda kurşun mermisi var, organ kaybı var, şarapnel parçası var. Ona diyorlar ki “Sen bazı haklardan yararlanamazsın, seni gazi sayıyoruz ama…” Adı şu: Terörle mücadele sırasında yaralanıp gazi sayılmayanlar var. Bunlar da kendi aralarında bir dernek kurdular. “Biz terörle mücadelede yaralandık, şimdi bizi gazi saymıyorlar ve biz para için değil, pul için değil bize onurumuzla gazilik unvanını verin” diyorlar. Hiçbir ayrım istemiyorlar, biz de istemiyoruz. Sayın Binali Yıldırım’a çağrım: Şehitler için neyse gazilerimiz için de odur. Gel, hep birlikte bu Parlamentonun onurunu kurtaralım, şehitlerimiz ve gazilerimiz arasında hiçbir ayrım yapmayalım, herkese eşit davranalım.



BUGÜN AİLELERİYLE BERABER 10 MİLYON ESNAFIMIZ KAN AĞLIYOR

Esnaflarımız… Harp okuluna da geleceğim, ona da geleceğim, mazlumlara da geleceğim hiç endişe etmeyin. Değerli arkadaşlarım, esnaf toplumun sigortasıdır. Esnaf, Ahi Evran kültüründen gelir. Güçlü bir kültürü vardır. Sabahın köründe dükkanını açar, dükkanının önünü temizler, gelen müşteriye güler yüzle davranır, eğer komşusu siftah etmemişse komşusunun da siftah etmesini ister. Devlete yük olmaz, devlete vergi verir. Devletten çok fazla bir şey istemez ama adalet ister, “adaletle davranın bize” der, adaletten yanadır. Bugün aileleriyle beraber 10 milyon esnafımız var ve esnaf kan ağlıyor. Esnafın derdinİ kim dile getiriyor? Esnaf kardeşlerim şunu çok iyi bilsinler: Esnafın derdini sadece ve sadece Cumhuriyet Halk Partisi dile getiriyor. Altını bir daha çiziyorum, sadece ve sadece Cumhuriyet Halk Partisi dile getiriyor. İktidardakiler on dört yılda sizi yok etmek için çok çaba harcadılar. Her yerde mantar gibi alışveriş merkezleri açtılar ve sen dükkânını kapamak zorunda kaldın. Laleli esnafı, gidin İstanbul’a sorun, bir dönem Laleli bereketin kaynağı idi, şimdi Laleli esnafı perişan vaziyette. Gidin İzmir Kemeraltı’na sorun, gidin Bağdat Caddesi’ndeki esnafı sorun. Kiralık dükkân bulamazdınız, şimdi her yer kiralık, herkes kapatmış dükkânlarını. Alışveriş merkezleri var, orada da esnafımız var ama onlar da dolar bazında kira ödüyorlar. Dolar aldı başını gidiyor, kiralarını ödeyemiyorlar. Kapalı Çarşı esnafı, İstanbul Kapalı Çarşı’da hava parası bile başlı başına bir servetti, boş yer bulamazdınız ama gidin oradaki esnaf da perişan vaziyette. Ankara Siteler’e gidin, Ankara organize sanayi bölgelerine gidin, esnafın ağzını bıçak açmıyor, herkes geleceğinden endişe duyuyor, kimse önünü göremiyor değerli arkadaşlarım. Esnafın sorunları var mı? Var tabii, bir sürü sorunu var. Ben size bu sorunlardan bazılarını satırbaşları itibarıyla vereceğim.

İKİ AY PRİM ÖDEYEMEYEN ESNAFA VE AİLESİNE SAĞLIK HİZMETİ VERİLMİYOR
Önce şunu söyleyeyim: Esnafın bir sigortası var, sosyal güvenlik sigortası, eskiden BAĞ-KUR primi öderdi, şimdi Sosyal Güvenlik Kurumuna prim ödüyor. Diyelim ki bir esnaf iki ay primini ödeyemedi, olur ya siftah edememiştir, zor durumdadır, iki ay prim ödeyememiştir; hastalandı, doktora gittiği zaman devletin doktoru, hükümetin doktoru diyor ki “Kusura bakma, senin borcun var, ben sana bakmam.” yani ölüme terk ediyor, Nasıl yapıyorlar? Kanun çıkararak yaptılar bunu. Peki buna esnaflar itiraz etti mi? Etmediler. Kimse kusura bakmasın, etmediler. Peki, esnafa bakmıyorsun, esnafın eşi rahatsız oldu veya çocuğu rahatsız oldu, hadi esnafın günahı vardı, prim ödemedi, karısının ne günahı var? Diyor ki “Karısına da sağlık hizmeti vermeyeceğim.” Peki, kadının günahı ne? Bir esnafla evlenmek… Peki diyebilirsiniz ki efendim, esnaf gitti harç borç etti ve tedavi oldu, kendisi veya eşi tedavi oldu. Peki, sağlık primini istiyorlar mı kendisinden? Evet diyorlar; malına haciz uyguluyorlar, evine haciz uyguluyorlar “Primi ödeyeceksin” diyorlar. Peki, primi haciz yoluyla aldın, sağlık harcamalarını ödeyecek mi? Hayır, onu da ödemiyorum. Tam Deli Dumrul hikâyesi. Peki, esnaf bu gerçeği biliyor mu? Biliyor. Buna isyan ediyor mu? Etmiyor. Temel sorunlarımızdan birisi budur değerli arkadaşlarım.

ESNAF İŞ YERİNİ KAPATTIĞINDA ONA BİR GÜVENCE SAĞLANMASI İÇİN KANUN TEKLİFİMİZİ VERDİK
İş göremezlik ödeneği: Esnafın yanında bir çırak çalışıyor diyelim, hastalandı, iş göremezlik ödeneği ödeniyor ona. Peki esnaf hastalandığında, o da hastalandı diyelim, o da insan, onun da başına bir hastalık geldi, ona iş göremezlik ödeneği ödeniyor mu? Hayır, ona iş göremezlik ödeneği ödenmiyor. Neden? Esnaftır, sağlık hizmeti de vermesin, iş göremezlik ödeneği de vermesin çünkü sesi çıkmaz esnafın diyorlar, esnaf oturur sesi çıkmaz.
Başka? Esnaf çoğu zaman kiralık bir dükkânda çalışır, dükkânı kiralıktır. Kira öder ama stopaj da öder, vergi de öder yani. Vergi aslında mülk sahibine ait ama mülk sahibi diyor ki “Kardeşim, ben öyle stopaj falan anlamam, benim kira bedelim budur, üstünü sen ödeyeceksin” ve esnaf stopajı da öder. Peki, bu adil midir? Adil değildir. Esnaf itiraz ediyor mu? İtiraz etmiyor çünkü esnaf konuşmaz diyorlar, sesini çıkarmaz diyorlar, vur ensesine ağzından al lokmayı diyorlar.
Değerli arkadaşlarım, iş yerine kapattı diyelim, iflas etti, battı. Bir işçi işinden olursa ona işsizlik sigortası belli bir ay para ödeniyor yani iş buluncaya kadar ailesi aç kalmasın diyorlar. Peki, esnafın başına bu gelirse belli bir para ödeniyor mu? Hayır, ödenmiyor. Ama bu da iflas etti veya iş yerini kapattı, zarar etti. Bunun da ailesi var, bunun da çoluk çocuğu var, buna da en azından üç ay dört ay belli bir para ödeyelim yeni bir iş kuruncaya kadar. Ödeniyor mu? Ödenmiyor. Esnaf itiraz ediyor mu? Etmiyor. Bu gerçeği biliyor mu? Evet, bu gerçeği biliyor. Bizim şimdi, Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Akif Ekici diğer milletvekili arkadaşlarımızın da imzasıyla bir kanun teklifi verdi, dedi ki: “Nasıl işçi işsiz kaldığında işsizlik sigortasından para alıyorsa esnaf da işsiz kaldığında, iş yerini kapattığında ona da bir güvence sağlansın.” Binali Yıldırım’a açık ve net çağrımdır: Bu kanun teklifini verdik, esnafı düşünüyorsan, esnafın yanındaysan, biz hükümet olarak esnafı destekliyoruz diyorsan gel kardeşim bu kanunu hep beraber çıkaralım.

ESNAF YARARINA DÜZENLEME GETİREN BAKAN ALİ COŞKUN’U SİYASETİN DIŞINDA BIRAKTILAR
Esnaf zincir mağazalara ve AVM’lere mahkûm edilmiş vaziyette. 59 ilde AVM var. 141 zincir mağazanın Türkiye genelinde 24 bin 671 şubesi var. Gariban esnaf bununla nasıl rekabet edecek? Mahallenin bakkalı bunlarla nasıl rekabet edecek? Peki Batı’da yok mu? Var tabii. Peki esnaf korunuyor mu orada? Evet, esnaf korunuyor. Nasıl korunuyor? İki şekilde; ya AVM’ler şehrin dışında kuruluyor, isteyen gidip hafta sonları alış veriş yapıyor veya şehrin içindeyse haftanın bir günü bütün AVM’ler kapalı, tatil, o gün herkes gidip esnaftan alış verişini yapıyor. Bu konuda düzenlemeyi yapan Sayın Ali Coşkun’du, AKP milletvekili ve bakan Ali Coşkun’du. Ali Coşkun bu konuda bir düzenleme yaptı, esnafı korudu diye bakanlığından ve siyasetten oldu, hem bakanlığı aldılar elinden hem de siyaseten siyasetin dışına bıraktılar. Esnaf bu gerçeği biliyor mu? Bu gerçeği bilmiyor. Esnafı bu gerçeği öğrenmek için kime telefon etsin? Eski AKP milletvekili ve bakan Sayın Ali Coşkun’a telefon etsin. Ali Coşkun size bütün bu gerçeği anlatır.


AKP YOZGAT MİLLETVEKİLİ ESNAF KOOPERATİFLERİNDEN AYLIK KAÇ LİRA PARA ALIYOR?

Esnafın beklediği sicil affı: Borçları yeniden yapılandıracağız, güzel. Sicil affını niye getirmiyorsun? Getirmiyorum. Sicil affının da gelmesi lazım, esnafın beklediği sicil affıdır.
Şoför esnafının ise derdi boyunu aşmış vaziyette. Mazotu mu dersiniz –on numaralı yağ yakar- K1 belgesi mi dersiniz, K2 belgesi mi dersiniz, dünyanın parasını öder. Bir de dış politika, yurt dışına gidemiyorlar, dolayısıyla şoför esnafının derdi çok daha fazla.
Bir gerçek, Esnaf Kredi Kooperatifleri… Değerli arkadaşlarım, esnafların da krediye ihtiyacı var. Bir kooperatif kurmuşlar, KESKOMB diye Türkiye Esnaf Sanatkârlar Kooperatifi Merkez Birliği. Bunun başında bir AKP milletvekili var, Yozgat Milletvekili. Sevgili esnaf kardeşim, size kredi vermeyi düşünen bu kişinin ayda kaç lira aldığını biliyor musunuz? Ben size söyleyeyim: 50 milyon liranın üzerinde, eski parayla 50 milyar liranın üzerinde, milletvekili aylığı hariç. Sana kredi verecek olan kuruluşun başında olan kişi ayda 50 bin liranın üzerinde aylık alıyor, sana kredi verecek para kalmıyor ki zaten. Sen bunun hesabını soruyor musun esnaf kardeşim? Sormuyorsun. Ben bunun hesabını soruyorum esnaf kardeşim. Ben 50 bin lira dedim ama bu 50 bin lira minimum, bazı kaynaklara göre 75 bin lira. Şimdi, Sayın Binali Yıldırım’dan istirham ediyorum: Bu Yozgat Milletvekilinizin esnaflardan aylık kaç lira para aldığını -birden fazla kooperatiften- öğrenmek istiyorum, çık açıkla, çık açıkla kardeşim. Esnafı sömürüyorlar, iliklerine kadar sömürüyorlar. Mücadele edeceğim, esnafın hakkını sonuna kadar koruyacağım.
Esnaf kardeşim, ben senin hakkını koruyorum ama sen de demokrasiyi koru. Ben senin hakkını koruyorum, insan haklarını koru. Ben senin hakkını koruyorum, mazlumlara sahip çık esnaf kardeşim, mağdurlara sahip çık.

Harp Okulu öğrencilerinin hepsinin işine son verildi. Anneler babalar ne umutlarla göndermişlerdi çocuklarını oraya. Bakın Harp Okuluna gönderilen çocukların tamamı, askeri liselere gönderilen çocukların tamamı orta gelirli, fakir halk çocuklarıdır. Ensesi kalın hiçbir kimse kendi çocuklarını oraya göndermiyor, Ankara’daki beyler çocuklarını oraya göndermiyor. Ne umutlarla gönderiyorlar çocuklarını oraya. Hepsini kapının önüne koydular.

ADALET KİŞİSEL DEĞİLDİR; ADALET HEPİMİZ İÇİN GEÇERLİDİR
Bak değerli arkadaşlarım, sevgili esnaf kardeşim; Nuriye Gülman diye bir akademisyen var. Genç bir kadın, pırıl pırıl bir kadın, üniversitede ders veriyor. Kanun hükmünde kararnameyle bunu kapının önüne koydular. Bir şey yapıyor sadece, eline bir kâğıt alıyor, Ankara’da İnsan Hakları Heykeli’nin önünde “Beni öğrencilerimden ayırmayın” diyor, “Beni işimden ayırmayın” diyor, sadece yaptığı bu. Polis geliyor alıp karakola götürüyor sonra serbest bırakıyor. Bu tekrar gidiyor oraya; dövme yok, sövme yok, kapı pencere kırmak yok, sadece bir kâğıt, heykelin önünde duruyor. Şimdi, bu kişiyi desteklemek için Trabzon Sanat Sokağında 4 öğretmen oturma eylemi yapıyorlar, kaldırıma oturuyorlar. Kimseye bir şey söylemiyorlar, kimseyi dövmüyorlar, esnafı rahatsız etmiyorlar, sadece oturuyorlar, bir hakkı arıyorlar, hak, adalet arıyorlar. Bir esnaf kardeşim geliyor bu öğretmenlerle tartışıyor, başka bir esnaf kardeşim geliyor bunlara çay ikram ediyor. Şimdi, tartışan esnaf kardeşime seslenmek isterim: Ben senin hakkını sonuna kadar savunuyorum. Ne için? Adalet için. Ne için? İnsanlık için. O öğretmen, Ankara’daki bir başka öğretmenin hakkını savunuyor. Adalet kişisel değildir; adalet hepimiz için geçerlidir. Benim için de adalet geçerlidir, esnaf için de geçerlidir; mağdur olan vatan için de geçerlidir; işine son verilen birisi için de geçerlidir. Eğer adaleti savunmazsak yarın birisi gelip senin dükkânını kapatırsa, hiç endişe etme, senin yanında başka kimse olmaz ama senin yanında biz oluruz, biz senin hakkını sonuna kadar savunuruz.

ON DÖRT YILDA CEPLERİNİ DOLDURDULAR AMA ESNAFIN CEBİNİ BOŞALTTILAR

Üreticiler de eylem yapıyorlar, Antalya’da eylem yapıyorlar. En son içinde domates olan bir tabutun önünde cenaze namazı kıldılar. Niye? Domatesler satılmıyor diye. Domates satılmıyor, patatesi var, üzümü var, fındığı var, bütün ürünleri biliyoruz arkadaşlar ama eylem yapan domates üreticileri olduğu için ondan söz ediyorum. Bakın değerli arkadaşlar, Amonyum sülfat 2010’da 439 lirayken 911 liraya çıkıyor. Üre gübresi 631 lirayken bin 250 liraya çıkıyor. Domatesin fiyatı 2010’da 1 lira 30 kuruşken şimdi 1 lira. Bütün girdilerde artış var, domates fiyatı düşmüş vaziyette. Salçalık domates 69 kuruşken şimdi 70 kuruş. Sivri biber 1 lira 16 kuruşken şimdi 1 lira 60 kuruş; sakız kabağı 97 kuruşken şimdi 80 kuruşa düşmüş; patlıcan 87 kuruşken şimdi 80 kuruşa düşmüş. Şimdi, bu üretici nasıl geçinecek, bu esnaf nasıl geçinecek? Bunların derdiyle ilgilenen bir Allah’ın kulu var mı? Sorsun esnaf kardeşim kendisine, üretici kardeşim kendisine sorsun: On dört yılda bu ülkeyi kim bu hâle getirdi? On dört yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? On dört yılda ceplerini doldurdular ama esnafın cebini boşalttılar.

BU ÜLKEYE HUZURU, GÜVENİ, ADALETİ, EŞİTLİĞİ BİZ GETİRECEĞİZ
Trabzon Beşikdüzü’ne gitmiştim, Beşikdüzü’ne sel gelmişti, esnaf perişan vaziyetteydi. Bakanlar gidiyorlar “Hiç meraklanmayın, burayı biz afet bölgesi ilan edeceğiz.” Esnaf da seviniyor tabii, afet bölgesi ilan edilince borçlar erteleniyor, daha düşük faizle kredi alma imkânı var, bütün bunlar. Bir bakıyorlar, öyle bir afet bölgesi falan yok, öyle bir Bakanlar Kurulu kararı da yok. Esnaf başına sadece bin 850 lira para gönderiyorlar. Beşikdüzü’ndeki esnafa sesleniyorum: Siz hâlâ bunlara güveniyor musunuz? Bunlar söz verdiklerinde bu sözün arkasında duracaklarına inanıyor musunuz? Bunlar sadece birinci sefer kandırmadılar ki. Bunları kandıranlar var, onlar da sizi kandırmaya çalışıyorlar. Kanmayın. Kim sizi savunuyorsa, hakkınızı ve alın terinizi kim savunuyorsa onun arkasında durun, göreceksiniz bu ülkeye huzuru, bu ülkeye güveni, bu ülkeye adaleti, bu ülkeye eşitliği biz getireceğiz, sözüm sözdür.

TEHDİTLE EKONOMİYİ YÖNETECEKLERİNİ SANIYORLAR

Diyeceksiniz ki ekonomiyi bunlar yönetiyor mu? Hayır arkadaşlar, ekonomiyi iyi yönetemiyorlar. Ekonomiyi iyi yönetselerdi esnaf bu hâlde olmazdı. Kimse önünü göremiyor. Tehditle ekonomiyi yöneteceklerini sanıyorlar. Sayın Başbakan on beş gün önce bankaları tehdit etti “Faizleri düşürün, düşürmezseniz gereğini yaparız.” dedi. Bankalar faizleri düşürdü, dolar düştü mü? Hayır. İstikrar geldi mi? Hayır. Kredi alan oldu mu? Hayır. Ne oldu? Tehdit ettiğiyle kaldı. Sayın Cumhurbaşkanı da tehdit ediyor “Faizler yüksek, indirin” diyor. “Ben bu kadar işsiz olacağını sanmıyorum” diyor. “Niye bu kadar işsizlik var?” Sanki CHP iktidarda da bizi şikâyet ediyor. Ya kardeşim, iktidarda olanları sen biliyorsun, senin yandaşların. İşsizliği bu hâle getiren sizsiniz. Merkez Bankasına talimat veriyor, “Faizleri derhal indirin.” Merkez Bankası toplanıyor, faizleri bırakın indirmeyi faizleri artırıyorlar. Ne yapacak Cumhurbaşkanı şimdi, istifa mı edecek? Senin söylediklerini yapmıyorlar “Ekonominin gereğini yapıyoruz biz” diyorlar. Ekonomiyi bilmeyen bir insan ekonomiyi yönetemez. Ekonomiyi bilmeyen bir insan vatandaşın derdini çözemez. Ekonomi Bakanı “Ben OHAL istemiyorum” diyor. Sanki OHAL kararnamesinin altında Fransız ekonomi bakanının imzası var. Ya kardeşim, imza sana ait, istemiyorsan niye imzaladın? İstemiyorsan niye o koltukta oturuyorsun? “Ben istemiyorum”… İstifa et o zaman kardeşim. Hem imzalıyorsun hem de “Ben OHAL’i istemiyorum” diyorsun. Bizi kandıracaklarını sanıyorlar. Sen ancak kendi kendini kandırırsın kardeşim, sen ekonomiden de anlamıyorsun.

   

İĞNEDEN İPLİĞE HER ŞEYE ZAM GELECEK
Yine, ekonomi uzmanı olan Sayın Binali Yıldırım, öyle diyelim, bir ekonomi dehası olan Sayın Binali Yıldırım bir açıklama yapıyor: “Her şeyi getirip dolara bağlamanın bir anlamı yok. Dolar yükseldi, alçaldı, piyasa şartları neyi gerektiriyorsa o olacak, yani çıkıyor iniyor” diyor. Dedim ya bir ekonomi dehası konuşuyor. Büyük bir ihtimalle bu ekonomi tarihine geçecek önemli bir cümle tabii! Kardeşim, petrol neye bağlı? Dolara bağlı, ben değil sen söylüyorsun. Türkiye’nin gerçeği mi? Evet… Doların fiyatı düştüğü zaman sen Türkiye’de benzin fiyatlarını, mazot fiyatlarını düşürdün mü? Düşürmedin. Doğal gaz neye bağlı? Dolara bağlı. Doğal gaz fiyatları bütün dünyada düştüğü zaman sen doğal gazın fiyatını düşürdün mü? Düşürmedin. AVM’lerde kiralar neye bağlı? Dolara, Avroya bağlı. Köprü ve otoyol geçişleri neye bağlı arkadaşlar? Dolara, Avroya bağlı. Yapan kim? Bu Hükümet! Hammadde ithalatı neye bağlı? Dolara bağlı. Mercimek, nohut, fasulye ithal ediyorlar, neye bağlı? Dolara bağlı. Peki, hükümetin verdiği garantiler? Onlar da dolara bağlı. Köprüden günde 40 bin araç geçmezse aradaki farkı dolar bazında götürüp devlet ödeyecek. Peki, bu gerçeği vatandaşın gözünden kaçıracağını mı sanıyorsun? Daha zamlar yansımadı, iğneden ipliğe her şeye zam gelecek, en büyük zararı da esnaf ve tüketici görecek, işçi ve memur görecek, en büyük zararı da bunlar görecekler.

EKONOMİNİN DARBOĞAZA GİRMESİNİN TEK NEDENİ TÜRKİYE’DE YAŞANAN SİYASİ KRİZ

Değerli arkadaşlarım, bütün bunlara sebep olan ekonomi değil arkadaşlar, ekonominin bu darboğaza girmesinin tek nedeni Türkiye’de yaşanan siyasi kriz, siyasi krizin ekonomiye yansımasıdır bu, çünkü Türkiye’yi kimin yönettiği belli değil. Doğru, Başbakanlık koltuğunda birisi oturuyor, o da doğru. Adının Binali Yıldırım Bey olduğunu da gayet iyi biliyoruz ama iradesi yok, karar veremiyor. “Efendim, referandum sırasında OHAL kalkabilir” diyor, kalkar demiyor. Neden? Kalkar deyip de ya abisi izin vermezse ne olacak? Diyemiyor. Binali Yıldırım Bey’den istirhamım: Koltuğuna sahip çık; yasaların sana verdiği yetkilere sahip çık. Kendi yetkilerini başka yere delege etme, başka yerlere verme. Birisi senin yetkilerine müdahale ederse “Dur kardeşim, ben Başbakanım, benim yetkilerim vardır. Benim yetki alanıma sen giremezsin” de. Eğer bunu demezsen birisi gelir senin yetkilerini alır, boynuna kocaman bir davul asar, elinde tokmakla sen sadece davulun sesini dinlersin.

BU HÜKÜMET DIŞ POLİTİKA KONUSUNDA HER TÜRLÜ TAVİZİ VEREBİLECEK KONUMDADIR
Dış politika, en büyük zararı gördüğümüz… Türkiye, cumhuriyet tarihinin en büyük yenilgisini yaşıyor. Bak, bir haftadır Suriye’den şehitlerimiz geldi. Kimin vurduğunu bulamıyorlar bir türlü, aslında biliyorlar da söylemiyorlar bir türlü, acaba birisini kızdırır mıyız diye? Niye söyleyemiyorsun? Bir sürü şehidimiz geliyor. Biz size demedik mi kardeşim, Suriye’de ne işiniz var diye? Biz size demedik mi Suriye’nin içişlerine karışmayın diye? Rusya orada, Amerika orada, İran orada, herkes orada; herkesin yetkisi var, bir tek bunların yetkisi yok. Bunlar bekliyorlar ne olacak diye. Bir Amerika’ya telefon, bir Rusya’ya telefon, acaba biz başımızı sokacak bir yer bulabilir miyiz diye. Dış politikayı bu noktaya getirdiler ve şu anda bu Hükümet dış politika konusunda her türlü tavizi verebilecek konumdadır çünkü meşruiyeti sıfırlanmış bir hükümet var, altını çiziyorum, dışarıda meşruiyeti sıfırlanmış bir hükümet var. Meşruiyet kazanmak için her türlü ödünü verebilirler. “Rusya ile anlaştık diyorlar ama Rusya diyor ki “Domates almıyorum.” Niye almıyor, hani barıştınız. Putin bütün istediklerini henüz almış değil, burunlarını sürtecek; bütün istediklerini alacak, ondan sonra diyecek ki “Ben artık domates de alıyorum.” Şimdi ben merak ediyorum, Binali Yıldırım Bey bilmez ama Sayın Cumhurbaşkanına soralım çünkü dış politikada Başbakan yok, Dışişleri Bakanı yok, sadece bir kişi konuşuyor: Putin’e ne söz verdiniz ve ne tavizler vereceksiniz? Bunu da öğrenmek bizim en doğal hakkımızdır.

Avrupa Birliğinden kopuyorlar. Avrupa Birliği yetkililerine seslendik: Türkiye’nin Avrupa Birliğine, Avrupa Birliğinin Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye uygar bir ülkedir. Türkiye, yönünü Batı’ya, uygar dünyaya çevirmiş bir ülkedir. Türkiye, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Türkiye, demokrasisini geliştiren bir ülkedir. Dolayısıyla, “Şangay 5’lisi” diyorlar… Ben size diyorum ya bunlar bilmiyorlar. Ya Şangay 5’lisi diye bir şey yok, Şangay 6’lısı var. O rakamı da size tam vereyim değerli arkadaşlarım, 2001’de Özbekistan Şangay’a üye oldu ve dolayısıyla Şangay 6’lısı var. Onlar hâlâ onu bile bilmiyorlar, ne olduğunu bilmiyorlar. Dış politikayı bilmiyorlar, ekonomiyi bilmiyorlar, ülkeyi nasıl yöneteceklerini bilmiyorlar, her kafadan bir ses çıkıyor, her birisi ayrı ayrı konuşuyor ve Türkiye süratle bir batağın içine doğru gidiyor.

18 ADAYI GERİ ALACAK MISIN, ALMAYACAK MISIN?
Ege’de egemenliği açıkça Yunanistan’a verilmemiş 18 adamız var, 18 adada Yunanistan bayrağı dalgalanıyor. Bizim bayrağımız değil, bize ait adalar. Horoz öttüğünde duyuyoruz, Yunanistan’ın bayrağı var, Yunanistan işgal etmiş vaziyette, bunların dillerinden milliyetçilik düşmüyor “Lozan’la topraklarımız azaldı” diyorlar, burnumuzun dibinde 18 adayı kaybettik. Şimdi, Binali Yıldırım Bey’e soruyorum: 18 adayı geri alacak mısın, almayacak mısın? Milliyetçi misin, değil misin?
Kıbrıs’ta şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti toprakların yüzde 37’sine sahip; bunu yüzde 29,2’ye düşürmek istiyorlar. Kıbrıs’ı da satmak istiyorlar. Biz diyoruz ki, “Bu adalar bizim mi?” “Evet” diyorlar. “Bu adalarda bizim bayrağımız mı dalgalanmalı?” “Evet” diyorlar. “Ama Yunanistan bayrağı var, neden müdahale etmiyorsunuz, neden hakkımızı aramıyorsunuz?” diyoruz. “Efendim, çok daha büyük, çok daha önemli bir işimiz var.Bizim bir reisimiz var, ona bir koltuk bulmaya çalışıyoruz” diyorlar, yani ülkeyi pazarlayarak başka bir şey yapmaya çalışıyorlar.
Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.